| Birliğe Davete Eyvallah Yazan Ali Kaykı, 16-08-2007 03:35 Seyyid Ali -Kızıldeli- Sultan Kültür ve Araştırma Vakfı Hakk-Muhammed-Ali\\\'ye gönül verip, Seyyid Ali - KIZILDELİ - Sultan aşkı ile yanarak; yolunda iz süren değerli canlar, yukarıdaki yazıyı okuyunca Şah Kızıldeli Sultan\\\'ın Dergahı\\\'na birlik çağrısı yapıldığını gördüm ve her yanımı heyacan sardı. Hani halk arasında bir deyim var \\\"tüylerim diken diken oldu\\\" işte böyle bir elektriklenme oldu bu fakirde. Tarihte olanları yaşarcasına düşünceye daldım. Ve kendimi birden 1826 tarihinin acıları içinde buldum. O zaman yüzlerce, binlerce insanımız katledilmiş ve sonrasında Kızıldeli Sultan Dergahına ait olan mal varlığına el konulmuş, evlatlarının ve taliplerinin hemen hemen hepsinin malları talan edilerek kilometrelerce uzaklara sürgüne gönderilmişti. Akmağara Köyü de bu sancıdan doğmuş olsa gerektir. Dedem ve dedemin halasından duyduklarım; dedelerinin oradaki baskılara daha fazla dayanamayıp bir gece yarısı sadece taşınabilir eşyalarını ve hayvanlarını toplayarak kaçmak zorunda kaldıkları, ama dağlardan aşağıya Meriç ovasına inince daha fazla uzağa gidemeyip orada bir köye sığındıklarını anlatırlardı. Ancak, tahmin bile edemediğim yaşadıkları acılar onları o kadar bezdirmiş olmalı ki; kimliklerini herkesten gizleyerek hayatta kalabilmişler. Manamda yaşadığım bir takım gariplikler, farklılığımı yaşamama ve her geçen gün artan bir sevda ile Seyyid Ali-Kızıldeli- Sultan\\\'a bağlanmama neden oldu. Herhalde kan çekmesi olayını yaşadım. Tabii bunları dışarıya vurabilecek cesareti de kendimde hiç bulamadım. Taa ki 93 senesinde tanıştığım, sonra da birçok mucizesine tanık olduğum Rumeli Erenleri Melikesi Sultan Anam\\\'a kadar. Bir gün bütün cesaretimi toplayarak ona herşeyi anlattım ve \\\"hakikatten ben Kızıldeli evladı mıyım\\\" dedim. O, her zaman ki sevecenliğiyle bana unuttuğum ya da atladığım yerleri de anlatınca mutluluk gözyaşlarımı anlatamam. Böyle güzel bir nurun ışığıyle aydınlanmak, her şeyden önce O\\\'nun talibi ve evladı olabilmek her kula nasip olmaz diye düşünüyorum. Kızıldeli Sultan, O\\\'na layık olabildiğim sürece en büyük onurumdur. Bu onurumu çocuklarıma miras bırakabilirsem bir nebze de olsa kendimi görevini ifa edenlerden sayacağım. Güzel Canlarım, anlatmaya dil yetmeyen, göz kamaştırıp insanı mest eden güzelliğin-Nurun aydınlığı cümlemizin üzerine olsun. Sizler gibi Şah Kızıldeli Sultan\\\'ın bağında açmış nadide güllerinden birisi olan Turgut Şahin abimle sanal da olsa tanışana ve Akmağara köyünden haberdar olana kadar senelerdir diğer ocakların bireylerine imrenerek bakarken, kendimi genellikle yalnız hissettim. Bu yalnızlığımı, gönlümün esintilerini yazıya dökmekle geçiştirmeye çalıştım. Tabii ki bunların içinde yol ve hal ehli güzel dostlarım da oldu ve hala süren dostluklarım var. Ama hep merak etmişimdir; 19. ve 20. yy\\\'da yaşanılan bu mecburi kaçışlar acaba nerelere kadar oldu ve diğerleri şimdi neredeler diye!? Teknoloji ilerledikçe dünya küçüldü ve dünyanın insanı bir odada buluşmaya başladı. Bu durumdan istifade etmeye çalışan bizler de bu imkanlarımızı değerlendirmek için uğraş veriyoruz. Fakat bu yeterli olmuyor. Sarılıp kucaklaştıktan sonra oturup cemal cemale muhabbetin tadını kanımızca sanal alem veremez. Sazımız ve sözümüz bize yavan gelir. Ama böylesi sıcak ortamların yaratılabilmesi gibi olanaklar sağladığından insanlara faydası küçümsenemeyecek derecededir. Değerli Canlar, Seyyid Ali -Kızıldeli- Sultan Kültür ve Araştırma Vakfı 19. yy\\\'ın ilk çeyreğinden zor ile dağıtılarak yok edilmeye çalışılmış bir güzelliğin yine ayni çatı altında bütünleşmesini amaçlamaktadır. Yani yaklaşık iki asır önce Güneşimizi kara bulutlar ile kaplayıp, dedelerimizi fırtınaların önüne katanlar, zihniyet olarak tekrar hortlamaya çalışsalar da şimdilik yok. Ve Seyyid Ali -Kızıldeli- Sultan Kültür ve Araştırma Vakfı bu bulutları dağıtıp BİRLİĞİMİZİ tekrar sağlayabilmemiz, Güneşimize kavuşabilmemiz için yaratılmaya çalışılan bir kurumdur. İkiyüzyıl öncesine kadar olduğu gibi \\\"BİR OLUP İRİ ve DİRİ OLMANIN\\\" zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Bu birlikteliği sağladığımızda kendimize sahip çıktığımızdan çok, evrenin tarifi imkansız GÜNEŞİNE ve O\\\'nun IŞIĞINA, yani ŞAH KIZILDELİ\\\'ye ve O\\\'nun YOL\\\'una sahip çıkmış olacağız. Şahını sevip yolunda yürüyerek NUR\\\'undan aydınlanmak isteyenler bu çatının altına, Şah Kızıldeli\\\'nin vücudunda SIR olmaya gelmeliler. Bu gücümüz ile Yunanistan topraklarında kalmış olan Dergâhımıza Türkiye\\\'mizden de sahip çıkabildiğimiz gibi, erkânımızı geliştirerek sürdürebiliriz. Son elli yılda yaşanan ekonomik göçler ve bunların bizlerden götürdükleri hepimizin malumudur. Kimimiz büyük şehirlere kimimiz de yurt dışına gidince sosyal ve inanç bağlarımızın çoğu koptu. Bu durumdan ötürü yol işlemedi, talibin hali-derdi sorulmadı/görülmedi. Talipler de haklı olarak serzenişte bulunmaktadırlar. Yol-Erkân sürülmeyince bu zaman zarfında doğanlar yoldan erkândan habersiz büyüdüler. Ve bizler hepimiz neredeyse asimile olma aşamasına geldik. Yüzyıllardır başımızda dikili duran kılıçların yapamadığını, bizler açlık ve sefaletin kıskacından kurtulmak isteyince ve bunun için uğraş verince son elli yıl içinde asırlarca süren direncimizi çözüverdik. Karnımız doyup, sırtımız ısınmaya başlayınca da \\\"biz kimiz? Nereden geldik, nereye gidiyoruz\\\" sorularını sormaya başladık. Bu bizim uyanışımız, özümüze dönüşmüzdür. Ama uyandıkça ve kendimizi sorguladıkça da eksiklerimizi de görmeye başladık. Netice de yukarıdaki sorulardan başka \\\"ne yapabiliriz?\\\" sorularını da sormamızın karşılığı bizi yanıt olarak buraya getirmiştir. Yani özümüze yapısal özelligimizle dönerek önce kaldığımız yerden başlayalım ki kendimizi buradan daha ilerilere taşıma şansımız olsun. Yani dedelerimizin bıraktıkları yerden kutsal emanetleri olan bayrağı alarak yola çıkmak ve onu dikebileceğimiz en yüksek yere taşımak. Dernekçilik ömrünü çabuk tüketti. Bunu ancak dün olduğu gibi bugün de \\\"Vakıf\\\"laşarak başarabiliriz diye düşünüyorum. Bizler gibi düşünenlere de çağrım \\\"hadi gelin, bir olalım iri olalım diri olalım\\\" Namusumuzdan ve canımızdan daha değerli kutsal emanetlerimizi yolsuza-arsıza- Pirsize bırakmayalım. Biz bize yakışanı yapalım... Gelir Yolumuz gözlenir karşı dağlara Mürşid-i Kamile mihman olmaya Erenler bağında güller dermeye Şah Kızıldeli\\\'ye varasım gelir Bağında bahçende açınca gülüm Sevdanda tutuşur köz olur külüm Sığmayıp bendine taşınca gönlüm Damlanda deryanda coşasım gelir Akıyor yaşlarım sellere döndü Yakıyor hasretin bağrımı deldi Şu ömrüm geldi de geçiyor sanki Zamanın tez eyle himmetin gelir Ayrılık ne zormuş aşık olana Sürerek gelsem de yüzüm turaba Cefana vefadır garip canımda Uğruna ser verip ölesim gelir Dilimde besmele özümde sensin Dinimde imanım önümde yolsun Nerede arasam orada varsın Kıblemi yönüne dönesim gelir Budak Ali\\\'nim yanmışım özümden Hiç kötülük geçmez deli gönlümden Bilmem ki ne kaldı geri ömrümden Tabuta koysalar göresim gelir... Hakk-Muhammed-Ali, Hünkâr Hace Bektaş-ı Veli, Şah Kızıldeli yardımız, koruyucumuz ola, sevenlerini katarından, didarından ayırmaya. Allah Eyvallah Hüü... Her dem Aşk-ı Muhabbetimizle... Ali Kaykı |