• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
  Üye Paneli  
Ana Sayfa arrow İçerik
BÜTÜN İÇERİKLER
Harabi'den Kerbela Mersiyesi Yazdır
Sunday, 27 November 2011

HARABݑden

Kerbela Mersiyesi
Etmeyip Şah-ı Peygamber'den haya Hak'tan hazer
Kufiyan-ı bi-vefalar nakz-ı ahd etmiş meğer
Kurret'ül ayn-ı Resul'ü eylemişler derbeder
Var ise gel hatır-ı Şah-ı Resulullah meğer

Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutfet Hüseyin ibn-i Ali'den bir haber

Teşnegane kıl nazar bir katre su bulmuş mudur
Gülistan-ı Ahmed-i Muhtar'ı gör solmuş mudur
Kerbela toprağı hep al kan ile dolmuş mudur
Bul Hüseyn-i Kerbela'yı bak şehid olmuş mudur

Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutfet Hüseyin ibn-i Ali'den bir haber

Kırdılar mı Gülbang-i Şah-ı Nebi'nin dalini
Kestiler mi ol Aliyyel Murteza'nın palini
Hiç soran var mı garibanın ahvalini
Eyle tahkik hanedan-ı Ehl-i Beyt'in halini

Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutfet Hüseyin ibn-i Ali'den bir haber

Gel yetimler haline rahmet Hüda'nın aşkına
Sadık'ul va'dül emin ol Mustafa'nın aşkına
Fatih-i Hayber Aliyyel Murteza'nın aşkına
Kaffe-i ervah-ı pak Enbiya'nın aşkına

Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutfet Hüseyin ibn-i Ali'den bir haber

Hazret-i Abbas şehid olmuş mu eyle cüst ü cu
Kavm-i Süfyan ordugah-ı Şah'a etmiş mi gülu
Zaptına almış mıdır nehr-i Fırat'ı ol adu
Verdiler mi bak yetimana acep bir katre su

Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutfet Hüseyin ibn-i Ali'den bir haber

Anda var bak Habib-i Kibriya'nın halini
Saki-i kevser Aliyyel Murteza'nın halini
Eyle tahkik busegah-ı Mustafa'nın halini
Evliya vü Enbiya Hayrünnisa'nın halini

Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutfet Hüseyin ibn-i Ali'den bir haber

Zulm ile sedd oldu mu rah-ı şehid-i Kerbela
Çıktı mı eflak dek ah-ı şehid-i Kerbela
Bak zevale erdi mi mah-ı şehid-i Kerbela
Hun ile alude mi Şah-ı şehid-i Kerbela

Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutfet Hüseyin ibn-i Ali'den bir haber

Masuman u mazluman hep anda kurban oldu mu
Damen-i pak-i sekine Zeynep al kan oldu mu
Kasım u Leyla Zeliha hep perişan oldu mu
Ehl-i Beyt'e bak esir-i Al-i Mervan oldu mu

Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutfet Hüseyin ibn-i Ali'den bir haber

Bir haber yok mu Harabi Şah'dan hasretteyiz
Ağlayup şam u seher ah düzah-ı gurbetteyiz
Hatır-ı naşad etme pür hüzn ü keder uzletteyiz
Biz harabız matem-i cansuz ile mihnetteyiz

Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lutfet Hüseyin ibn-i Ali'den bir haber

 
Mersiye-i İmam Hüseyn'i Yazdır
Sunday, 27 November 2011

Fuzulî

Mersiye-i İmam Hüseyn’i

Mâh-ı Muharrem oldı şafakdan çıkup hilâl
Kılmış ‘azâ dutup kad-i ham gark-ı eşk-i âl

Evlâd-ı Mustafâya meded kılmamış Fırât
Giçürmesün mi yerlere anı bu infi‘âl

Çokdur hikâyet-i elem-i Şâh-ı Kerbelâ
Elbette çok hikâyet olur mûcib-i melâl

Fehm eylesen gam-ı şühedâ şerhin itmege
Her sebze Kerbelâda çeküpdür zebân-ı hâl

Tecdîd-i mâtem-i şühedâ kıldı rûzgâr
Zâr ağla ey gönül bugün oldukça ihtimâl

Meydân-ı çarhı cilve-geh-i dud-ı âh kıl
Gerdûn-ı dûna kisvet-i mâtem-siyâh kıl

Mâh-ı Muharrem oldı meserret harâmdur
Mâtem bugün şerî‘ate bir ihtirâmdur

Tecdîd-i mâtem-i şühedâ nef‘süz degül
Gaflet-serây-ı dehrde tenbîh-i âmdur

Gavgâ-yı Kerbelâ haberin sehl sanma kim

Nakş-ı vefâ-yı dehre delîl-i tâmdur

Her dürr-i eşk kim saçılur zikr-i Âl ile
Seyyâre-i sipihr-i ulüvv-i makâmdur

Her medd-i âh kim çekilür Ehl-i Beyt içün
Miftâh-ı bâb-ı Ravza-i Dârüsselâmdur

Şâd olmasun bu vâkıadan şâd olan gönül
Bir dem melâl ü gussadan âzâd olan gönül

Tedbîr-i katlî âl-i Abâ kıldun ey felek
Fikr-i galat hayâl-i hatâ kıldun ey felek

Berk-ı sehâb-ı hâdiseden tîğler çeküp
Bir bir havâle-i şühedâ kıldun ey felek

İsmet harem-serâsına hürmet revâ iken
Pâmâl-i hasm-ı bî-ser ü pâ kıldun ey felek

Sahrâ-yı Kerbelâda olan teşne-leblere
Rîk-i revân seyl-i belâ kıldun ey felek

Tahfîf-i kadr-i şer‘den endîşe kılmayup
Evlâd-ı Mustafâya cefâ kıldun ey felek

Bir rahm kılmadun cigeri kan olanlara
Gurbetde rûzgârı perîşân olanlara

Basdukda Kerbelâya kadem Şâh-ı Kerbelâ
Oldı nişân-ı tîr-i sitem Şâh-ı Kerbelâ

Düşmen okına gayr siper görmeyüp revâ
Yakmışdı câna dâğ-ı elem Şâh-ı Kerbelâ

A‘dâ mukâbilinde çekende saf-ı sipâh
Kılmışdı medd-i âh ‘alem Şâh-ı Kerbelâ

Dûd-ı dil-i pür-âteş-i ehl-i nezâreden
İtmişdi perde-dâr-ı harem Şâh-ı Kerbelâ

Oldukça ömri râhat-ı dil görmeyüp demî
Olmış hemîşe hem-dem-i gam Şâh-ı Kerbelâ

Yâ Şâh-ı Kerbelâ ne revâ bunca gam sana
Derd-i dem-â-dem ü elem-i dem-be-dem sana

Ey derd-perver-i elem-i Kerbelâ Hüseyn
Vây Kerbelâ belâlarına mübtelâ Hüseyn


Gam pâre pâre bağrunı yandurdı dâğla
Ey lâle-i hadîka-i Âl-i Abâ Hüseyn

Tîğ-i cefâ ile bedenün oldı çâk çâk

Ey bûstân-ı sebze-i tîğ-i cefâ Hüseyn

Yakdı vücûdunı gam-ı zulmet-serây-ı dehr
Ey şem‘-i bezm-i bâr-geh-i Kibriyâ Hüseyn

Devr-i felek içürdi sana kana kana kan
Ey teşne-i harâret-i berk-ı belâ Hüseyn

Yâd it Fuzûlî âl-i Abâ hâlin eyle âh
Kim berk-ı âh ilen yakılur hırmen-i günâh

 
Makâlât-ı Hacı Bektaş Veli* Yazdır
Tuesday, 22 November 2011
Kaygusuz'un TÜYAP'ta yaptığı yeni kitabını tanıtım konuşması:

MAKÂLÂT-I HACI BEKTAŞ VELİ*

İsmail Kaygusuz

1) Makâlât'ın Yazılış Üzerine

 

H.B.V.MakalatMakâlât'ı, Hacı Bektaş'ın bizzat kendisi mi Arapça yazmıştır, yoksa kendisinden edinilen ve öğrenilen bilgiler, biri tarafından mı Arapça kitap haline sokulmuştur? Kesin bilinmemektedir. Zamanın İmamının ve büyük inanç önderlerinin sözlerini, konuşmalarını yaşarken veya ölümünden sonra müritleri-öğrencileri tarafından toplayıp kitaplaştırma geleneği 5.İmam Muhammed Bakır (ö.733-4) dönemine kadar inmektedir. Onun, tarafımızdan hazırlanıp Türkçe'de yayınlanan Ummü'l Kitab adlı yapıtı ilk örneklerden biridir. Ayrıca Hacı Bektaş'ın dervişleriyle konuşmalarını, bazı öğütleri ölümünden sonra toplanıp yazıldığı ve bunun Farsça'ya çevrilerek, bir müstensihin farklı konuları ve değişik yazarların risalelerini topladığı elyazması Mecmua'nın içinde Fevaid (Öğütler) adıyla yayınladığı bilinmektedir.

Makâlât da tıpkı Şeyh Bedreddin'in (1357/8-1420/1) "Varidat"ıyla aynı sorunsallığı taşımaktadır; ikisinin de büyük olasılıkla Arapça bilen Sünni din bilginleri ve Medrese mollaları arasında okunması ve batıni inanç ve düşüncelerin tanıtılması, propagandası için hazırlanmış olması ortak özelliktir.

Hacı Bektaş'ın kendisinin yazdığı ya da yazdırdığı yapıtlardan, bazıları kuşkulu Şatiyye'leri ve Fevaid (Yararlı sözler) dışında sadece tam olarak Sadeddin Molla'nın türkçeleştirdiği Makâlât (Sözler) elimizde bulunmaktadır. İçerikleri Şeriat ögeleriyle donatılmış ve hiçbir biçimde ilişkisi olmadığı kişilerin adları bulunan "Besmele'nin Şerhi ve Makâlât'ı Gaybiyye Kelimat-ı Ayniyye"(Gizli sözler, açık sözcükler) isimli kitaplar bütünüyle Hacı Bektaş Veli'ye ait olması olasılık dışıdır; yazıcı-müstensih tarafından Makâlât tahrif edilmiştir.

Bu arada Makâlât'ın Hacı Bektaş Veli'ye ait olmadığını ileri sürenlerin kuşkularını ortadan kaldıracak, çok yeni ve doğrulayıcı kanıtları da burada vermek istiyoruz. 14.yüzyılın sonunda yazılmış Sâdık Abdâl Divânı'nın günümüze ulaşmış nüshasında Makâlât'ın tanım ve içeriğine ilişkin beyitlerde şunları okuyoruz:

Onun(Hacı Bektaş'ın) ayin ve erkânı benzersiz nurdan delildir. Tanrıya kavuşmanın rehberi onun işareti olan Makâlât'tır. Ve ondaki nur açıkça cümleye yolgöstericidir. Makâlât'ta Tanrının varlıklarla bir olduğu (ilâh-ı vâhid-i mevcud) dolaylı olarak anlatılmıştır. Onu okuyan olgunlaşır, kemal ehli olur ve kendilerine yardım ulaşır. Hacı Bektaş'ın en kutsal sözleri Makâlât-ı Şerif'tedir. Kelimeleri öyle güçlüdür ki, her birinde bin hikmet (bilgelik) vardır. Onun erkân olarak buyurduğu ilkeler aynısıyla Hakk'ın sözleridir. O erkânı yürütmede ehil olanlar bilsin ki, şerefli ve yücedir. Bize Pir'imizin o Makâlât'ı yeter!

On altıncı yüzyılda yaşamış olan büyük Alevi-Bektaşi ozanı Virânî Baba'nın İlm-i Cavidan adlı eserinde şu alıntıya rastlıyoruz: "Makâlât-ı Hacı Bektaş Veli'de buyurulur: 'Yel esmese dâneler samandan ayrılmaz"

2)Makâlât bir şeriat kitabı olabilir mi? Ve Arapça ve Türkçe nüshalarında yapılan tahrifatlar sorunu

a-Şeriat kapısının on makamının açıklanması abidler ve zahitlere (şeriatçılara) bir çeşit uyarı ve Tanrıya karşı görevlerini anımsatmadır.

b-Bir Bâtıni dai'si olan Hacı Bektaş'ın Makâlât'ı bâtıni Aleviliğin propaganda kitabıdır. Tanrıya ulaşmanın, yani insan-ı kâmil olabilmenin yol ve yöntemlerini öğretir. Alevi-bektaşi inancının temel ilkelerini gösterir.

Makâlât'taki "Şeriat Kapısı ve On Makamı"na dayanarak, onu bir şeriat kitabı gibi değerlendirenler; 'abidler'i, yani Şeriat ehlini anlatan kısmın sonunda " (Pes (işte böyle) kibir ve haset (hainlik-kıskançlık) ve buhul (pintilik) ve adavet (düşmanlık) bunlarda hemandır (ancak bunlardadır)" diye yazılı olduğunu görmezlikten geliyorlar. Oysa insanları dört bölükte görmek isteyen Hacı Bektaş Veli, Şeriat zümresi olan abidler'in bu kötü yanlarından kurtulmaları için onlara on makam öneriyor. Bunlardan sadece ikincisi Sünni İslamın beş şartıyla ilişkilidir. Onları adam edecek dindar yapacak olan madde madde sunduğu diğer dokuz makamı uygulamaları gerektiğini vurguluyor. Hacı Bektaş Veli bu bölümlerde Şeriat ehlinin eksikliklerini veriyor ve sadece beş şartı yerine getirmekle (Sünni) Müslüman da olunamayacağını gösteriyor. Yine şeriat ehlinin ulaşacağı son kapı olan Tarikat'ın zahidleri için de benzer sözler ediyor.

Makâlât'ta, esas olarak şeriat, tarikat, marifet ve hakikat adlarıyla dört kapı ve onardan kırk makamının açıklanması; Alevi-Bektaşi inancının felsefesi ve yol ilkeleri yer almakla birlikte, mantık ve maddi dünyaya dönük yaşam felsefesiyle birlikte, yazıldığı çağın bilim anlayışı üzerinde bilgiler de bulunmaktadır.

Hacı Bektaş Veli Makalat'ında, insan olmak, kendini tanımak için sadece şeriatın yetmediğini, inancı tamamlamak ve "Hak ile hak olmak, onunla birleşmek için" tarikat, marifet ve hakikat kapılarını da geçmek gerektiğini anlatmıştır: "İnsandan ulusu yoktur... Arifler marifet tahtı üzerinde oturur. Tanrıyla söyleşirler, konuşurlar. Ali'ye sordular, 'Tanrı'ya, görürmüsün ki taparsın?' Ali eder: 'Görmesem tapmaz idim" diyor. Bu anlayış Sünniliğe sığarmı ki, Makâlât'ı şeriat kitabı olarak görebiliyorlar?

"...Akıldan yararlanmasını bilen için gizli birşey yoktur. Bilim evrenin tüm değerlerinin üzerindedir. Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.."

Akıl ve bilim hakkında söylediği bu türden sözlerin şeriat dogmalarıyla hiçbir ilgisi yoktur ? Ayrıca "Makalat"ta Hacı Bektaş kendisine bağlı olanların ibadetlerini de gösteriyor, sonunu da "...Ve insanoğlu için en önemli ibadet; doğruluk ve insan sevgisidir." diye bağlıyor.

Gönlü Kabe'ye benzeten Hacı Bektaş Veli, "Kabe'de ihram giymek demek, hakkı batıldan seçmektir. Ve hem yoldan taş arıtmak, Kabe'de Arafatta taş atmaya, kendi nefsini (kötü) heveslerini depelemek ise Kabe'de kurban kesmeğe benzer"diyor. Bu ifadeler, Sünni İslamın Hac şartını yoksaymaktır, reddidir. Arafatta şeytan taşlayacağına, yoldaki taşları temizle; hem sen hem başkaları rahat yürürsünüz., anlamına gelir. Hacı Bektaş'ın önderliğini yaptığı, kendi fadesiyle "Marifet ve Hakikat makamlarının" ehli olan "arifler ve muhibler zümresidir", yani batıni Alevi inançlılardır. Onlar için 8 Ağustos 1164 yılında Alamut'ta ilan edilen "Büyük Kıyamet Çağrısı" ilkeleriyle "tatil-i Şeriat" dönemi başlamıştır; Şeriat tam 847 yıldır tatilden dönemedi.

Tahrifatlardan üç örnek:

1-1314 tarihli Arapça nüshada "Hakikat'in beşinci makamı, konuğa ikramda bulunmaktır"diye yazmış müstensih Fakih b. Hasan. Bu kişi, Hakikat Kapısı'nın beşinci makamını, eğitimini aldığı ve bağlı bulunduğu Şeriat'a, zahiri İslami ilimlere tamamyla aykırı bulduğundan, böylesine anlamsız bir biçimde ve sorumsuzca değiştirmiştir. Saa'deddin çevirilerinde Hakikat'ın "beşinci makâmı mülk ıssına yüz sürüb yüzsuyun hâsıl kılmakdur. Zirâ kim vahdet dahi andadur, vahdet evindedir./21b/" biçiminde verilir. Bu cümlenin bâtıni tasavvufta anlamı derindir: Evrenin sahibine, yani Tanrı'nın huzuruna varıp, Kaygusuz Abdal'ın 'Veliler, araya Cebrail'i koymadan Tanrı ile yüzyüze sohbet ederler'dediği gibi, O'na yüzünü sürmek, sohbete oturmaktır . Bu makamda muhib, birlik (vahdet) evindedir; Tanrısal birliği yaşamaya başlar, O'nda yokolup tanrıyla bütünleşmiştir artık.

2-Şeriat kapısının on makamını sıralarken, Sünni İslamın beş şartını birer makam olarak değiştirip onbeşe çıkarmış Fakih bin Hasan. Oysa Sa'adeddin çevirisinde bunlar sadece bir makam olarak gösterilmiştir. Ayrıca yukarıda verdiğimiz Hacı Bektaş'ın Şeriat ehli için söylemiş olduğu sözler atılmıştır.

3-"Soru: Sevenler (muhipler), Yüce Tanrı'yı nasıl tanıdı? Cevap: Bazılarına göre, [108b]O'nun özellikleri ve nitelikleri yoktur. O'nun anlatımıyla O'nu tanıdılar." Bu, şeriat ehli Uzun Fakih'in kendi yanıtı. Saa'deddin çevirisindeki bâtıni yanıt şöyledir: "/9a/eger muhibbe sorurlarsa kim Tengri nite (nice, nasıl) bildün? dirlerse pes muhibler cevab virürler kim Tengri'yi kendümüzden bildük ve hem kendümüzü Çalap Teâlâ ile bildük dirler."

2)Makâlât'ın içeriğinden bir örnek: İslâm toplumunun sınıflandırılması (Abidler, zahidler, arifler ve muhibler) ve bu düşüncenin kaynağı

a-Makâlât'ın dayandığı yazılı kaynaklar ve bazı alıntılar

b-Hünkâr'ın sağlığında Makâlât'ı Türkçeye çeviren Molla Sa'adeddin, diğer adıyla Said Emre'dir. Günümüze kalan nesir/düzyazı nüshalar onun kopyalarıdır.

Makâlât'ın giriş bölümünde "Ol din çerağı ve erenlerin durağı (Hacı Bektaş) şöyle beyan kılurkim, 'Hak Sübhanallahu Teâla Âdem'i dürlü nesneden yarattı, hem dört bölük kıldu: Abidler (ibadet edenler) şeriat topluluğu, aslı yeldir. Zahidler, tarikat topluluğu ve aslı ateştir. Arifler, marifet kavmi ve aslı sudur. Muhipler (sevenler), hakikat topluluğudur ve asılları topraktır ve toprak teslim-i rıza olmaktır" biçiminde insan toplulukları dört bölükte açıklanıyor.

1200 tarihinde bir İsmaili baş dai'si tarafından yazılmış Haft-ı Babı Baba Seyyidna risalesinde taddad (muhalif halk), tarattüb (sıradan halk) ve vahdad ehli (Birliğe, Tanrı-insan birliğine, yani Tanrının insanda tecellisine inanan halk/batıni topluluklar) diye insanları üç bölüğe ayrıldığını görüyoruz. Bir batıni dai'si olan Hacı Bektaş, bu ayrıştırmayı zamanının koşullarında özelleştirerek İslami toplulukları idealize edip dört bölükte açıklamayı yeğlemiştir.

İçinde adı geçen ve alıntı yapılan kişiler ve onların yapıtları Makâlât'ın kaynaklarından bazılarını oluşturmaktadır. Kur'an ayetleri ve Muhammed'in hadisleri dışında İmamAli (ö.661), İmam Cafer Sadık (ö.765), Saad bin Abdullah (ö.656), Yahya bin Maaz' (ö.872-5) dan alıntılar bulunmaktadır. Örneğin 9.yüzyılda Rey ve Nişabur kentlerinde yaşamış Yahya bin Maaz (bin Cafer Razi)'ın eserlerini incelemiş; gönülü tanımlarken ve marifet düşüncelerini destekleyen şu sözlerini alıyor:

"/32a/ ...Benim gönlüm dünyadan ve ahretten yegdür. Zirâ kim dünya mihnet evidür. Ve ahret nimet evidür. Benüm gönlüm mârifet evidür. Pes mârifet dünyadan ve ahretten yegdür." Olasıdır ki İbn Maaz bu sözleri, "dünya sevgisini terketmek gayet zordur, ama cennete kavuşmak için dünyayı terketmek gerektir" demesinden sonra söylemiştir.

Ayrıca Hacı Bektaş'ın Fevaid'de, Ahmet Yesevi'nin (ö.1066-7) çağdaşı Heratlı Hace Abdullah el Ensari'den (ö.1089) de bir alıntısı vardır. Şeyh Ebu'l Hasan el Harakani'nin müridi bu coşkulu sûfi şair ve bilgin Hace Abdullah'ın dünya hakkındaki görüşüne yer veriyor:

"El Ensari'ye Dünya hakkındaki görüşünü sordular; 'ne diyeyim ki, o şeyin içerdiklerini insanlar zorlukla elde eder, cimrilikle korur ve hasretle bırakırlar'dedi."

Şimdi sormak gerekiyor: Makalat'taki dört kapı ve kırk makamının Ahmet Yesevi'nin Hikmetler'inden alındığını(!) ve Hacı Bektaş'ın Piri olduğunu ileri sürenler, neden Makâlât'ta Ahmet Yesevi adını göremediklerini merak etmiyorlar? Öyle olsaydı; bir tek cümlesini alıntıladığı sûfi bilginlerin bile adını anan Hacı Bektaş, Ahmet Yesevi'den sözetmez miydi?

Makâlât'ı Türkçe'ye çeviren Said Emre'ye gelince; Hacı Bektaş ve onun düşüncelerinden fışkıran sevgiye tutsaktır o. Bu aşk ile namazı, orucu ve hatta kendi varlığını koyup gitmiş ve onun didarı uğruna yokluğu kabul kılmıştır. Hünkâr'ın sevgisini övmezse Said, kendini işe yaramaz kabul etmektedir:

......

Işk da'visi uludur ışk hısımı bellüdür

İki cihan ilmini ışk bir adımda direr

Işk yokluk kabul ider varluğın koyup gider

Varluk mülkinden sonra ışk ebed ömür sürer

Dirliğin ışka virüb kendü ışka kul olup

Hünkâr ışkın öğmedin bu Said neye yarar

***

Salâ geldi müezzin geldi kaamet eyledi

Kıbleye karşı yüzin tutdı niyyet eyledi

Secdeye indi yüzüm didar gördi bu gözüm

Dağıldı aklum sözüm zihnümi mat eyledi

Unutdum namazımı dosta tutdum yüzümü

Dost kendü mürvetinden bir işaret eyledi

Ne taat var ne salat ne zikir var ne tesbih

Bu beş vakit namazumı ışka gaaret eyledi

(...)

Kanda baksam dopdolu Hacı Bektaş-ı Veli

Bu Said kemter kulı oldı adet eyledi

*İ. Kaygusuz'un, 16 Kasım 2011 tarihinde 30.Kitap Fuarı'ında (TÜYAP) yeni çıkan "Hacı Bektaş Veli, MAKÂLÂT (Her lâfzında var bin hikmet)" kitabı üzerinde yaptığı tanıtım söyleşisi metni.

[1] Bu büyük gün için bkz. İsmail Kaygusuz, Nizari İsmaili Devletini Kurucusu Hasan Sabbah ve Alamut (Öğretisi, Tarihi, Felsefesi), Su Yayınları, İstanbul, 2004, s.85-89.

[2] Bkz. İsmail Kaygusuz, Hasan Sabbah ve Alamut (öğretisi, tarihi, felsefesi), Su Yayınları, İstanbul-2004, s. 294-343

[3] Hacı Bektaş Veli, Fevaid (Yararlı Öğütler), s.46

 

Kaynak: www.ismailkaygusuz.com

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (3) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 73 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 13 - 15 Toplam: 775