• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
  Üye Paneli  
Ana Sayfa arrow İçerik
BÜTÜN İÇERİKLER
El Ele Tutmamız Lazım Yazdır
Tuesday, 20 September 2011

Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy:
“El Ele Tutmamız Lazım”

Ahmet Koçak, Genel Ajans

Alevi-Bektaşiler, 10 - 11 Eylül 2011’de “Dergâhta Birlik” amacıyla Hacıbektaş’ta toplandılar. Hacıbektaş Kültür Merkezi’nde muhabbet erkânıyla yapılan toplantıya Avrupa, Balkanlar ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen altı yüzü aşkın can katıldı.

Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’un “Dergâhta Birlik” çağrısıyla yapılan toplantıya dedeler, ocakzadeler, zakirler, hizmet sahipleri, âşıklar, sadıklar ve muhipler katıldı. Toplantıya Nusyarilerin ve Tahtacıların temsilcilerinin yanı sıra 11 Haziran’da merkezi Arnavutluk’un Tiran kentinde bulunan Dünya Bektaşiler Birliği’nin liderliğine seçilmiş olan Baba Mondi (Edmond Brahimaj) de katıldı. Çok sayıda demokratik Alevi-Bektaşi örgütünün yöneticisi, bu örgütlerin inanç kurulu ve yol erkân komisyonlarının üyeleri de toplantıda yer ve söz aldı. Aydınlar, sanatçılar, yazarlar ve akademisyenler de toplantıya katkılarını sundu.

Salon kapasitesi dikkate alınarak belirlenen davetli sayısının sınırlı tutulmasına karşın katılımın yüksek olması nedeniyle onlarca konuk oturumları ayakta takip etmek zorunda kaldı.

Toplantı 10 Eylül, Cumartesi günü saat 10.00’da açılış programı ile başladı. Alevi-Bektaşi ibadetindeki on iki hizmetten birisi olan “Çerağ Uyandırma” hizmetini Mehmet Turan Dede yaptı.

Sonra Postnişin Veliyettin Hürrem Ulusoy, açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı.

Konuşmasında bu toplantının amacının, “el ele, gönül gönüle olup, inançsal anlamda Alevilerin birliğini sağlamak, sorunlara birlikte çözüm aramak” olduğunu belirtti. Bir yılı aşkın süredir sürmekte olan ve hem ülkenin hem de Avrupa’nın çeşitli kentlerinde yapılan toplantılara değinen Sn. Ulusoy konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Neden yollara düştük, neden böyle bir toplantıya gereksinme duyduk?

Başta, neredeyse bir yüzyıl boyunca yaşanan tüm modern baskı ve asimile etme çabalarına karşın Alevi-Bektaşiler inançlarına, yollarına inatla sahip çıktığı için yollara düştük.

Biraz sonra Alevi-Bektaşi toplumunun, bu toplantıda tartışacağımız ve çözüm arayacağımız sorunlarını sıralayacağım. Evet, sorunlarımız çoktur. Ancak şurası çok da açıktır ki Alevi-Bektaşi toplumu tüm baskı ve asimilasyon dayatmalarına karşı direnmiş, kendini, inancını, yolunu korumuş ve varlığını tüm ülke çapında, hatta uluslararası alanda duyurmayı başarmıştır.

Toplumumuz, içinden geçtiği zorluklardan süzülen bir bağlılıkla yolla ve inançlarına tutkun olduğu sürece aşamayacağımız hiçbir sorun yoktur. Kızılbaş, Alevi-Bektaşi toplumu yola ve inançlarımıza böyle sıkı bağlılığı olduğu için biz de yollara çıktık. Sorunlarımızı belirleme ve giderme kararlılığını bu güçten, sizlerden alıyoruz dostlar.

Türkiye ve Avrupa’da birçok şehirde toplantılar yaptık. Bu toplantılara civar il, ilçe ve yörelerden gelen dedeler, zakirler, hizmet sahipleri, dernek ve vakıflarımızın yöneticileri ve canlar katıldı. Bu katılımcı canların hepsi olmasa da çoğu toplantılarda söz aldı. Sınırlı zaman içinde bile olsa görüşlerini, gördüğü eksiklerimizi, düzeltme yolları üzerine önerilerini söyledi.(…)

Tarihin derinliklerinde aynı böl-yönet siyasetinin sonucu oluşan ve aslında birbirinden çok da farkı olmayan Babagan, Çelebi, Dedegan kolları, bunca deneye karşın hala bir araya gelememektedir. Hatta modern böl-yönet siyaseti bu çatlağa kamayı sokup, ayrılığı derinleştirmeye çalışmaktadır.(…)

Kuruluşundan sevinç duyduğumuz Cumhuriyet’in toplum çapında uygulamaya koyduğu ilk siyasi kararlarından biri Aleviliği-Bektaşiliği yasaklamak olmuştur. Başta Hacı Bektaş Veli Dergâhı olmak üzere neredeyse tüm Alevi-Bektaşi dergâhları kapanmıştır.

Bugün Hacıbektaş’a gelen Alevi-Bektaşiler kendi ata yadigârı binalarına müze giriş parası ödeyerek girebilmektedir.(…)

Bugünlerde hükümet, gayrimüslim vakıflarının gasp edilmiş mülklerinin bazılarını iade etmek istiyor. Doğru da yapıyor, ancak bunun Alevi-Bektaşi vakıflarının gasp edilmiş mallarına da uygulanması gerekmez mi?

Modern demokrasinin, insan haklarının ve inanç özgürlüğünün temel kurallarına kökten aykırı olan “Tekke ve Zaviyeler Yasası” hala duruyor. Bu yasanın kapsamına giren bazı tarikatların işlemesine izin verilirken ya da göz yumulurken Alevi-Bektaşilere yapılan baskılar hafızalardadır.(…)

Burada baskılara değinirken, Sivas’ta yakılan canlarımızı, Dersim Kırımını, Kahramanmaraş Katliamını, Kırıkhan’ı, Çorum’u unutmadığımızı söylemeye bile gerek duymuyorum. Çünkü bu yangın ve katliamların acısını yüreğinde duymayan tek bir Alevi-Bektaşi bile yoktur.(…)

Birkaç gün önce yıldönümü gelen 6-7 Eylül olayları ile bir kez daha hatırladığımız gibi bu toprakların gayrimüslim evlatlarına yaşatılan acıları da unutmadık.(…)

Yasakları aşarak dergâh ve vakıf olarak çalışabildiğimiz yerlerde bir başka eksiğimizi öze çarpıyor. Önemli eksiğimiz olan eğitim kurumlarını bir türlü inşa edemedik, eğitimci yetiştiremedik ve kadro kuramadık. Başkalarının pek çok vakıf üniversitesi var, bizim ilkokul düzeyinde bile bir okulumuz yok…

Bunlar olmadan, devlettin ve hükümetin zorunlu din dersleri aracılığı ile asimilasyonu pekiştirmeye kararlı göründüğü günümüzde gençlere ulaşmak, onları asimilasyondan korumak, gönüllerine yol aşkını sokmak olanaklı değildir.(…)

Bunların yanı sıra gençliğimizi bir bütün olarak etkileyen başka sorunlar da vardır. Bildiğiniz gibi Türkiye bir bütün olarak nazik bir dönemden geçiyor. Hepimizi üzen bir iç savaş ortamı yaşanıyor. Buna bağlı olarak, genel olarak toplumda ve bu çerçevede bizim gençlerimiz arasında, ne yazık ki, ırkçı, milliyetçi görüşler de ortaya çıkıyor.

Bizim inancımız, yolumuz daima barıştan, kardeşlikten, sevgiden yana olmuştur. Hünkâr’ın düsturu, “72 milleti bir bilmek”, kendimiz için ne istiyorsak, başkaları için de onu istemektir. İçinden geçtiği bu zorlu günlerde bizim, yolumuzu ve bu düsturlarını yüksekte tutmamız, gençlerimize kavratmamız gerekiyor.(…)

Günümüz, bu değerlerimize sahip çıkmanın ve hayatımıza uygulamanın zamanıdır. El ele verip bir araya gelmeden, bu görevin üstesinden gelemeyiz. Temel değerlerimize dokunmadan ve esastan ayrılmadan, günün toplumsal ve ekonomik şartlarını da dikkate alarak yenilenip, bir çatı altında toplanmalıyız. (…)

Bu yoldan yok olmamak için gönüllerimizi birleyip, yola teslim olmalıyız. Bu toplantı tüm ocaklara, süreklere, dedelere, babalara, rehberlere, zakirlere, dergâhlara, tüm hizmet sahiplerine ve demokratik kuruluşlarımıza, derneklerimize, vakıflarımıza bir çağrı olmalıdır.

Bizi bugüne getiren tarihsel yapımız bellidir. O tarihsel yapıyı günümüz koşullarında yeniden inşa etmeye girişelim.

Bu çalışmaya rızalıkla katılalım ve gönülleri birlemenin, yola teslim olmanın zeminini oluşturacak geniş bir kurul oluşturalım. (…)

Birlik mümkündür. El ele vermek bizim erkânımızdır, “El ele, el Hakk’a.” Alevi-Bektaşi toplumu bizlerden bunu istemektedir. Tarih bizden bunu istemektedir.(…)

Evet, biz bu toplumda eşitlikten başka bir şey istemiyoruz. Kimseye üstünlük, ayrıcalık tanınsın istemiyoruz. Kimseye dini, dili, ulusu, rengi, inancı, mesleği nedeniyle ayrımcılık yapılmasın istiyoruz.”

Sn. Ulusoy’un konuşmasının ardından toplantının birinci oturumu başladı. Divan yazmanı Recai Varlı’nın yanı sıra Antalya Abdal Musa Derneği Başkanı Gülçin Akça, Dertli Divani, sanatçı Mercan Erzincan ve araştırmacı yazar İlhan Cem Erseven’in yer aldığı divanın kolaylaştırıcılığını Sn. H. Sinan Ulusoy yaptı.

Konusu, “Dergâhta Birlik Toplantıları Hakkında Bilgilendirme” olan oturumda, halk ozanı Dertli Divani, yurt içinde ve dışında yapılan hazırlık toplantılarının yer ve tarih dökümünü içeren ve bu toplantılarda dile getirilen ortak sorunları sıralayan bir sunum yaptı. Dertli Divani ilgili sunumunu yaparken yapılan toplantılardan görüntülerle ilgili bir görsel sunum da yapıldı. Ardından katılımcılara söz verildi.

HBVAK Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez toplantıya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: Sevgili dostlar, Hünkârımızın manevi huzurunda hepinizi hürmetle selamlıyorum. Kendi özünü kaybeden topluluklar başkalarını şikâyet etme hakkına sahip değillerdir. Biz kendimize sahip çıktığımız oranda varız. Yola aykırı davranışlar insani özellik gereğidir ve arıtmalıyız. Doğru yapmalıyız. Yolun gereği neyse o yapılmalıdır.

PSAKD Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül’de düşüncelerini şöyle ifade etti:

13.yüzyıl’da katliamlar yaşanırken, Aleviler dağılma sürecinde iken Hacı Bektaş Veli İnsan Hakları Beyannamesine temel olacak bir birlik ve maya yaratmıştır. Bu süreç bizler için çok önemlidir. Pir Sultan kurumları olarak destekliyoruz, efendimizin yanındayız.

Toplantının birinci gününe davetli olarak katılan Baba Mondi katılımcılara şöyle seslendi:

İlkönce hepinize çok teşekkür ediyorum bu kutsal toplantıya geldiğiniz için. Ulusoy dedeme çok teşekkür ediyorum ki, ilk defa Hacı Bektaş’tan sonra birliği sağlamaya çalıştığı için.

Biz Arnavutta bir sözümüzü var. Eğer dergâh iyi gitmezse devlette iyi gidemez. Hacı Bektaş bizim pirimiz. 40 yıl okudu ve çile çekti. Ondan sonra dünyanın en büyük adamı oldu. Biz Alevi Bektaşiler birliği alarak başlayalım. Bu kapasitemiz vardır.

İlk oturum saat 12.00’de tamamlandı ve katılımcı canlar Karacaahmet Dergâhı’nın misafirhanesinde verilen lokmaya davet edildi.

İkinci oturum saat 14.00’de Erdal Erzincan, Gani Pekşen, Tolga Sağ, Dertli Divani ve Mercan Erzincan’ın birlikte seslendirdiği nefeslerle başladı. Ardından toplantı yazmanının yanı sıra Adıgüzel Erbaş Dede, Sn. Hüseyin Hürrem Ulusoy, Boğaziçi Alevi Kültür Derneği Başkanı Nursel Yılmaz, Piribaba Kültür Dayanışma Derneği Başkanı Cengiz Doğmuş, Dedegarkın Ocağı dedelerinden Hüseyin Dedegarkın dede, Araştırmacı-yazar Piri Er’in yer aldığı divanın kolaylaştırıcılığını gazeteci Ahmet Koçak yaptı.

Konu başlığı “Örgütlenme, Dergâhta Birlik Üzerine Çözüm Önerileri” olan bu oturuma daha önceden yazılı olarak verilmiş ve toplantı dosyasına eklenerek tüm katılımcılara dağıtılmış olan yazılı sunumların özetleri sunuldu. Bu oturumda FUAF Genel Başkanı Durak Arslan hazırlamış olduğu Yeni Alevi Yapılanması ve Küresel Alevi Birliği konulu görsel sunumunu yaptı. Sn. Arslan sunuma başlamadan önce şu cümleleri söyledi:

Hepimizde bir duygu yoğunluğu gördüm. Nedeni: 13. yüzyılda Hacı Bektaş Veli’nin darmadağınıklığı önlediği ve birleştirdiği bu dergâhta. Bu sinerjinin ortaya çıkması ile bu duyguyu yaşıyoruz. 16 yüzyıldan sonra bize sunulan ışığımız dağıtıldıktan sonra bugünlere geldik. Tek arzumuz birlik, beraberlik ve tekrar suyun başında buluşmak.

Örgütlenme sürecinin sonrasında elde ettiğimiz sonuçları, emekleri nasıl ileriye yansıtabilirizi sorup bir mühendislik çalışması yapmaya çalıştık. İnanç önderleri, dedeler, zakirler, hukukçular, sanatçılarımıza 10 yıl 100 yıl sonrasını nasıl tehayyül ediyorsunuz diye sorduk. Elde edilen sonuçları bir video olarak sizlere yansıtıyoruz.

Ardından çok sayıda katılımcı can söz aldı. Bu oturumda söz alan sanatçı ve kurum yöneticilerinden küçük bir derleme yaptık.

Sanatçı Arif Sağ:

Irkçılığın geliştiğini görebiliyoruz. 72 millet düsturunun bozulduğunu görebilmekteyiz. Suyu kendi mecrasına akıtacağız diyerek yola çıktık. Suyun kanalı değişti veya değiştirdiler. Dolayısıyla ocaklar kendi kendilerini kontrol edemez duruma geldiler. Şimdi oluşacak yeni yapılanma sayesinde su mecrasına gelebilecek.

Bu bizim için çok ciddi bir fırsattır. Bunu doğru değerlendirmek zorundayız. Biz bu dergâhın etrafında geçmişte olduğu gibi yeniden örgütlenmeliyiz. Dergâhı ciddiye almalıyız, yeniden Dergâha değer vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Ben yanınızdayım.

Avusturya ABF Genel Başkanı Mehmet Ali Çankaya:

Asimilasyona karşı dik durmak zorundayız. Buna göz yuman dede ve örgüt temsilcilerimiz akıllarını başlarına almalıdır. Cemevlerimizin açılışı Diyanet görevlileri tarafından yapılıyor ve buna ses çıkarmayan dedelerimiz var. İslam Alevi inancı sentezli çabalar ve bizleri şikâyet eden anlayışla bir yere varılamaz. Bu anlayışlara karşı mücadele edilmelidir.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanı İsrafil Erbil:

Ocakları ve dergâhları birbirinden seçmek diye bir amacımız olamaz. Talip olarak bizimde isteklerimiz var. Göçmen olarak kültürümüzü en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyoruz. Aleviliği diğer inançların yanısıra temel eğitim sistemi içerisine soktu isek bu da büyük bir başarıdır.

İmam Hüseyin nasıl savaş alanında idiyse, Pir Sultan, Seyit Rıza’yı biliyoruz… Bugün dedelerimizi de bir konuda odaklanmaya davet ediyorum. Maraş katliamını protesto geçen yılki etkinliğinde saldırı sözkonusu oldu. Dedelerimizi Maraş’ta elele görmek istiyorum.

Hak-Der Hollanda ABF Genel Başkanı Muharrem Cengiz:

Farkında olmadan asimile oluyoruz. Çok konuşan bir toplum olarak az iş yapıyoruz. Önümüze hedefler koyup çalışmalar yapmak zorundayız. Hollanda’daki Alevi çocuklarına okullarda Alevilik dersleri verilecek. Türkiye’deki örgütlerimize desteklerimizi sunacağız. Türkiye’de de bu eğitim sağlanmalıdır. Asimilasyonun önüne ancak böyle geçebiliriz. Acilen yurtlar kurmamız ve çocuklarımızı şeriatçıların elinden kurtarmamız lazım. Bu birliktelik çalışmasının sonuna kadar arkasındayız. Dedelerimize sonuna kadar güveniyoruz. Bizde destekliyoruz.

KKTC Hacı Bektaş-i Veli Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Derneği Özdemir Gül:

Bugün birliğe nasıl ulaşabiliriz noktasında buraya geldik. İnanç önderlerimizden şunu rica ediyorum: Ocaklarınıza, mürşitlerinize canımız feda olsun. Mezar taşlarımızdan bahsetmekten vazgeçelim.

İsveç ABF adına Musa Öğün:

Farklılıklar en aza indirilerek inanç birliğimiz mutlaka sağlanmalıdır. Veliyettin Ulusoy dede Aleviler için bir şanstır. Bu kurumlaşma; demokratik olmalı, herkesi içine almalıdır. Almanya’da ki İnanç Kurulumuz iyi bir örnektir. Demokratik bir işleyişi var. Böyle olunmalıdır. Başarılar diliyorum.

Danimarka ABF 2. Başkanı Turan Meriç:

Bu oluşumu destekliyoruz. Katkılarımızı sunacağız. Sorunların hepsine parmak basıldı. Danimarka’da Aleviliği Parlamentoya kabul ettirdik. Burada da bu kabul söz konusu olduğunda sorunlarımızın çözüleceğine inanıyoruz. Danimarka’da Alevilerin bütün yasal hakları var.

İkinci oturum yapılan bu konuşmaların ardından saat 17.00’de sona erdi.

Birinci gününün akşamında yapılacak kültür programından önce yine katılımcı canlar Karacaahmet Dergâh’ı Misafirhanesinde verilen bir başka kurban lokmasına davet edildi.

Kültür programı saat 19.00’da Dersim, Ovacık’tan Zeynel Dede’nin söylediği nefeslerle başladı. Ardından Adıyaman’dan “Yaşlı” canlarımız döndükleri semahlarla izleyenleri mest etti. Toplantıya katılan Isparta’dan Sultan Ana iki mersiye okudu. Ardından Yunus Koçak canın yeni dile çevirdiği Hamdullah Çelebinin yargılanmasının tutanakları esas alınarak Cem Zeynel Kılıç tarafından senaryosu hazırlanmış ve yönetilmiş olan iki perdelik “Hayırsız Olay” adlı tiyatro oyununun ikinci perdesi sahnelendi.

Gece çeşitli kurumlarımızın misafirhaneleri ile kiralanmış yurt ve otellerde geceleyen katılımcılar 11 Eylül, Pazar günü sabah kahvaltılarını yaptıktan sonra Kültür Merkezine alındı.

İkinci günün ilk oturumu saat 10.00’da başladı. Toplantı yazmanının yanı sıra PSAKD Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş-Çiftçi, Mehmet Turan Dede, Sn. Sedat Ulusoy, Ozan-Der Başkanı Kenan Şahbudak, Çorum Alevi Kültür Derneği Başkanı Nurettin Aksoy’dan oluşan divanın kolaylaştırıcılığını Hatice Altınışık yaptı. Oturum konusu, “Acil Sorunlar, Hedefler ve İleriye yönelik çalışmalar; Gençlik, Kadın, Eğitim” üzerine oldu.

Bu oturumda konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edilen Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Sn. Selahattin Özel özetle şunları söyledi:

Dergâh’ta birlik ana konumuz. Bunu destekliyor, içinde yer alıyoruz. Örgütlerimizi durup dururken kurmadık. Cemevi kurmaktan yargılanan bir canınızım. Yola çıkarken de Serçeşme’ye danışıldı. Camilere cenazelerimizin aktarılması başta devletin ayıbıdır.

Cemlerimizi bugüne kadar yaptık görkemli binalar kurup içini dolduramadık. Başkanlar bir dede tayin ettiler. Ocağı bucağı başkana göre belli. Ismarlama talip, ısmarlama dede ile cem tutuldu bu yürümedi. Zaman zaman biz yöneticilerde yolun önderi havasına girdik.

Bir bağlama kursu bir de semah kursları açtık. Mana bilmeyen sadece bağlama çalan kişiler yetiştirdik. Semah ekip olarak sağa sola gönderilmeye başlandı. Bunlar doğru, bunları paylaşacağız. Bizim bu eksikliğimiz olurken. İnanç işinin inanç önderlerine bırakılması gerekirdi. İçimizde teoloji yok, inanç bilgisi yok.

Koltuğumuzun altında bir dosya siyasi partilere aday adayı olarak gittik. Her aşamada duvara tosladık. Bu kurumlarımızda dedelerin başkan yönetici sıfatıyla bulunmalarını istemedim. Layık olmadıkları için değil. Biz devlete ait kurumlarız. Paranı alır, makbuzunu kesersin. Dedemiz için böyle bir prosedür olmaz. Demokratik yarış deyip birbirimizi tepeler duruma geldik. Dede’nin bu durumda bizi barıştırma imkânını harcamamalıydık. Ben doğruyum derken diğer dedelere hakaret manasına geldiğini de düşünmek gerekir.

30-40 yıl ara verdiğimiz yeniden küllerinden oluşmaya çalışan bu harekete yollara düşerek desteklemeye geldik. Tepkiye dayalı olarak örgütleri kurarsanız o tepki geçtiğinde örgütlenme de bitebilir. Yolunuza inancınıza uygun olarak kurarsanız kalıcı olur. Bir gelişme aşamasına geldiğimizde gelişimini durdurmuş dedeler bildiği kadarıyla yolu yürütmeye koyuldu. Kimseye gelişmenin yollarını soramadı. Yanlış bilgiler bir kere içinize girdimi düzeltmek çok zor olur. İslam’ın içi – dışı tartışmalarına gerek duyulması inancımızı bilmemekten kaynaklıdır.

Dergâh’ta birlik çözüm noktasında çok iyi bir çıkış ve yoldur. Veliyettin Ulusoy’un çağrısı çok açık ve kucaklayıcıdır. Hala senin ocağın, benim ocağım gibi ayrımlara giderse kendi ocağı dâhil Alevilerin dağılmasını sağlar.

Adını koyduğumuz dergâha inanıyorsak, Postnişine geleceğiz özümüzü ortaya koyacağız. Kurumlarımız olarak bu birliği destekliyoruz. Emrinizdeyiz. Saygılar.

Daha sonra Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker konuşmasını yapması için kürsüye davet edildi. Sn. Öker özetle şunları söyledi:

Bu bir tarihi buluşma, geç kalınmış bir tarihi buluşma. 20 yılı aşkın bir sürede örgütlenmeden bahsediyorsak. Bu dönem sonu yapılıyorsa 20 yıl kayıptan bahsediyoruz. 20 yıllık bir geleceğe bakarak bu toplantıyı değerlendirirsek bir anlamı olur. Veliyettin Ulusoy’un çıkışı bir kişisel çıkış değil. Misyonu gereği bunu yapması gerektiğini yıllarca kendisiyle paylaşıyoruz.

Örgütlenme yaparken inançsal boyutu gündeminize almazsanız, Alevi inancıyla hiçbir ilişkiniz olmayacak. Bu mümkün değildir. AABF Dedeler Kurulu, inanç ve sosyal boyutuyla faaliyet yürüten bir kurul haline geldi. Bu kurumun birliği sonucu okullarda Alevilik eğitimi hakkını elde edebildik.

ABF, AKD, Pir Sultan dernekleri 20 yıldır var. Bu dönemde toplumunuza inanç birliğine, sorunları çözememede karşılaştığınız çözümsüzlük, örgütlenme hatalarından kaynaklanmıyor. Sadece Veliyettin Ulusoy dedeye yükü yükleyip elini öpüp kenara çekilmek doğru değil. Bu dergâh’ın aldığı karar ve uygulamaları kendi örgütlerinde gündemine almadan bir gelişme olmaz. Alevilere yönelik hizmetler bir merkezden yürütülmediğinde mevcut sorunu çözemezsiniz.

Sadece aile mensupları, çelebi mensupları toplantısı gibi görülürse bu misyon kararmış olur. Türkiye’de biz bugün 15-20 milyon Alevi’den bahsediyoruz. Bu bir araya gelişin bütün ihtiyaca cevap vermesi gerekir. Bu olursa tıkanıklığı aşabilir.

Hizmet ve bilgi önplana çıkınca ocak yarışı ortadan kalkar. Biz bunu Avrupa’da gördük. İnanç alanında bir yapılanma; bu iradeyi benimseyen, bütün kurumların kabul ettiği bir kuruma dönüşürse bu kalıcı olur. Yoksa buradan gittiğinde herkes kendi faaliyetini yürüttüğünde Veliyettin Ulusoy Efendi’nin omzunda kalır. Kurumlaşırsanız toplumsal ihtiyaçlara cevap verirsiniz.

Veliyettin Ulusoy Efendi’mizin bütün ocak ve Alevi kesimleriyle yanyana gelerek bir inanç birliği oluşturması sorunları çözebilir. Bunun ötesinde Dergâh biçiminde yeniden ortaya çıkmaya karar vermişseniz, şu karşıdaki işgali kaldırmadan bir anlama gelmeyecektir.

Konuşma talebinin çokluğu nedeniyle ayrılmış süreyi biraz aşarak biten oturumdan sonra katılımcılar yine bir kurban lokmasına davet edildi.

Toplantının son oturumu saat 15.00’de başladı. Bu oturumda toplantı yazmanının yanı sıra Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı Genel Başkanı Emel Sungur, Topçu Baba Anma Yaşatma Kültür ve Sanat Derneği başkan yardımcısı, zakir Hasan Öztürk, halk ozanı Sinem Bacı, AABF İnanç Kurulu Başkanı Cafer Kaplan Dede, Avukat Timurtaş Özmen Dede ve Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı Nafiz Ünlüyurt’dan oluşan divanın kolaylaştırıcılığını gazeteci-yazar Yaşar Seyman yaptı. Bu oturumda toplantı sonuç değerlendirmesini yapmak üzere Sinan Ulusoy başkanlığında bir komisyon görevlendirildi. Yapılan konuşmalardan sonra komisyon adına Sinan Ulusoy toplantının Postnişin’e yaptığı tavsiyeleri içeren kararını katılımcılara sundu.

Daha sonra yazılı olarak kamuoyuna açıklanan “Dergâh’ta BirlikTavsiye Kararları’nda şu ana başlıklara yer verildi:

Toplantıya katılan Dedeler, Ocakzadeler, Analar, Babalar, Zakirler ve diğer hizmetlilerle katılımcılar: Kızılbaş, Alevi-Bektaşi toplumu içindeki birliği güçlendirmek için;

Dergâh’ta birliğini ve kurumsal yapısını güçlendirmek;

Hacı Bektaş Dergâhı gibi diğer ocaklarımızın da canlandırılması için kurumsallaşma çalışmalarının başlaması, daha sonra mürşit ocaklarının eşit bir şekilde temsil edileceği bir üst kurulun da oluşturulması;

Demokratik Alevi Örgütlülüğünün, Aydın, Sanatçı ve Akademisyenlerin de bu birlikteliğe katkı sunmaları;

Asimilasyona ve erozyona uğrayan erkânları yeniden arındırmak üzere çalışmalar yapmak;

Erkanların uygulanması açısından en önemli görevi görecek olan dedelerin, zakirlerin ve diğer hizmet sahiplerinin eğitimine en kısa zamanda başlanması;

Kadınların güncel yaşamda en ön safa çıkarılmaları;

Gençlerin eğitimine ve çalışmalarda görev almalarına;

Irk, dil, din, milliyet temelinde her türden ayrımcılığa karşı Hacı Bektaş Veli’nin “Yetmiş iki millete bir nazarla bak” düsturunu; savaşa ve şiddete karşı barış, kardeşlik ve sevgi ilkelerini öne çıkartmaya ve gençlerin gönlüne bu düstur ve ilkeleri yerleştirmeye özel önem verilmesi;

Tavsiye kararlarının katılımcı canlara sunulmasından sonra Postnişin Veliyettin Hürrem Ulusoy, kapanış konuşmasını yaptı. Ulusoy, konuşmasında toplantıya katılan tüm katılımcı ve emeği geçen bütün canlara teşekkür etti. Sn. Ulusoy özetle aşağıdakileri söyledi:

Toplantımızın iki günü bence güzel geçti. Ufak tefek gönül kırgınlıkları olmasına rağmen, Alevi-Bektaşi inancının bize verdiği hoşgörüyle bunu noktaladık.

Noktaladık, fakat bu yaşta bana bu kadar yük yüklemeyin. Hep beraber gideceğiz bu yola, el ele tutacağız. (…)

Şu soruyu sormak istiyorum bundan sonraki çalışmamızda – şimdi sormuyorum, ama bundan sonra soracağım: “Kaç kişi ikrar verdi” diye soracağım. Yoksa yola gidemeyiz ikrar vermeden.

Alevilik-Bektaşilik, tüm dostların da daha önce belirttiği gibi, rızalıktır, kul hakkıdır. Yıllık görgüler –emin olun buna– yıllık görgüler, hem sizi rahatlatır, hem toplumumuz rahatlatır, hem de dün-bugün konuşulan problemlerin pek çoğunu bitirir.(…)

İcazetler konusu yanlış anlaşılıyor. … Çelebi kolundaki sistem şöyle: Dede her yıl gelir, görgüden geçer, eline icazeti verilir ve yenilenir gider. Bu şekildedir, her önümüze gelene icazet verilmez tabii, eskiye dayanan bir takım şeyler vardır. (…)

Keşke öbür pir ocakları, mürşit ocakları da böyle veya buna benzer bir sistem oluştursalar da herkes dede olmasa. Bildiğiniz gibi bir dede enflasyonu var. Gerçekten bu işi beceren ve dedeliği geçim kapısı olarak görmeyen gerçek dedelere ihtiyacımız var.

Bu gerçek dedeler, devletin maaşına tenezzül etmez dostlar. Devletin dedesi olmaz. Bizim toplumumuzun dedesi olur ve toplum onda deşarj olur, rahatlar.

Şu ekonomik sistemde gerçekten insanlar çok bunalıyor; bir yerde rahatlamaları lazım. İnançlar bunun için sığınılacak sakin limanlardır.(…)

Sabrınızı zorlamak istemiyorum, ama küçük bir örnek vermek istiyorum. Buna şikâyet olarak da kabul etmeyin lütfen. Çizgi filmlerde inşaat makineleri vardır, silindirler, toprağı, malzemeyi sıkıştırmak için. Bu çizgi filmlerde figürler onun altında kalır, asfalta yapışır. Tam ayağa kalkacağı sırada ikinci bir silindir gelip, onun üzerinden geçer. Şimdi kendimi o figür gibi hissediyorum.

İnşallah kalktığımda hep beraber el ele tutuşacağız ve bu problemlerimizi kökünden çözeceğiz. Yeter ki siz unutmayın.(…)

Konuşmanın ardından Isparta, Gönen’den Mustafa Özgün Dede tüm katılan canlar adına Sn. Veliyyettin Ulusoy’a onun resmi işlenmiş bir halıyı armağan etti.

Ulusoy’un konuşmasının ardından zakirler Ferhat Karaca, Ahmet Aykut, Umut Özkan ve Celal Abbas Ürer’in eşliğinde Nurhaklı canlar kendi yörelerinin semahını döndüler. Ardından Mehmet Turan Dede, çerağı sırladı ve toplantı mühürlendi.

Bu iki günlük toplantının organizasyonunun başarısında ciddi katkıları olan kurumları dillendirmeden geçmek haksızlık olur. Alevi-Bektaşi üst çatı örgütleri başta olmak üzere aşağıda listesini verdiğim bütün kurumlar; yeni yayın hayatına başlayan ABF’nin çıkardığı “Can” dergisi ve “Yol Medya” yönetim düzeyinde toplantıya katılarak; Karacaahmet Sultan Dergâhı yönetimi de Hacıbektaş’taki konukevini davetlilere açarak katkılarını sundular.

Toplantıya katkı sunan Alevi-Bektaşi Kurumlar şunlardır:


Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Bileşenleri:

1.    Almanya ABF

2.    İsviçre ABF

3.    Avusturya ABF

4.    Hak-Der Hollanda ABF

5.    Danimarka ABF

6.    FUAF-Fransa ABF

7.     Romanya AKM

8.    İsveç ABF

Avrupa Bağımsız

1.    İngiltere AKM Cemevi

2.    Hollanda Canlar Vakfı


Türkiye Alevi-Bektaşi Federasyonu ve Bileşenleri:

1.    Alevi Kültür Dernekleri

2.    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

3.    Ankara Cem Kültür Evleri Yaptırma Derneği

4.    Seyit Garip Musa Sultan Kültür Derneği

5.    Bozüyük Hacı Bektaş Veli Kültür Sosyal Dayanışma Derneği

6.    Yalıncak Sultan Kültür Tanıtma Yaşatma Türbe Onarma Derneği

7.    Hacıbektaş Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Ümraniye

8.    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

9.    Kayseri Hacı Bektaş Derneği

10.              Kayseri Alevi Kültür Merkezi Derneği

11.              Alevi Bektaşi Kültür Tanıtma Derneği, Narlıdere

12.              Çamşıhı Hüseyin Abdal Derneği

13.              Piribaba Kültür Dayanışma Derneği

14.              Hüseyin Gazi Derneği

15.              Torbalı Alevi Bektaşi Kültür Dayanışma Yardımlaşma Derneği

16.              İzmir Alevi Yol Kültür Derneği

17.              Güvenç Abdal Araştırma Eğitim Kültür ve Tanıtma Derneği

18.              Topçu Baba Anma Yaşatma Kültür ve Sanat Derneği

19.              Kütahya Hacı Bektaş-ı Veli Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği

20.              Kestel Hacı Bektaş Veli Kültür Tanıtma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği

21.              Atakent Cemevi Kültür Merkezi Yapma ve Yaşatma Derneği

22.              Adaköy Hacı Bektaş Veli Kültür Tanıtma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği

23.              İzmir (Balçova) Alevi Bektaşi Derneği

24.              Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi

25.              Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği

26.              Erenler Kültür ve Dayanışma Derneği

27.              Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği

28.              Boğaziçi Alevi Kültür Derneği

29.Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

30.Firuzköy Hacı Bektaş Veli Kültür Tanıtma Derneği

31.Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği, Hacıbektaş

Bağımsız Kuruluşlar

1.    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Şubeleri

2.    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı

3.    Tahtacılar Derneği

4.    Canların Yolu Derneği

5.    Kızıl Deli Sultan Dergâhı Vakfı

6.    Ozan – Der.

7.    Alevi Bektaşi Eğitim Kültür Vakfı

8.    Sütlüce Karaağaç Tekkesi

9.    Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Kültür Derneği

10.              Bingöl Yedisu Cemevi

11.              Erzincan Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği

12.              KKTC Hacı Bektaş-i Veli Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Derneği

 

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (9) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 127 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

 
Dergâh'ta Birlik toplantısının Tavsiye Kararları Yazdır
Tuesday, 20 September 2011

 

 

“Dergâh’ta Birlik” toplantısının
Tavsiye Kararları

11 Eylül 2011, Kültür Merkezi, Hacıbektaş

 

“Dergâh’ta Birlik”

Tavsiye Kararları

 

Hacıbektaş İlçesi, 10-11 Eylül 2011

 

Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’un davetiyle toplanan Dedeler, Ocakzadeler, Zakirler, Hizmet sahipleri, Âşıklar, Sadıklar, Muhipler 10-11 Eylül 2011 tarihlerinde, Hacıbektaş Kültür Merkezi’nde, muhabbet erkânıyla toplandılar. Alevi-Bektaşi toplumunun önünde duran sorunları ve çözüm önerilerini görüştüler.

Toplantıya katılan canlar gönül birliğiyle, Kızılbaş, Alevi-Bektaşi toplumunun önünde duran sorunların çözümüne giden yolda tutulacak ilk halkanın Hacı Bektaş Veli Dergâhı etrafında birleşmek olduğunu belirttiler.

Postnişin Sn. Veliyettin Hürrem Ulusoy’un tüm Ocakzadelere, Dedelere, Zakirlere, Hizmet Sahiplerine, âşıklara, sadıklara, muhiplere teslim-i rıza temelinde el ele vermek için yaptığı çağrıyı var gücüyle desteklediklerini belirttiler ve “Bir olalım, İri olalım, Diri olalım” diyerek, Hünkâr’ın düsturuna olan bağlılıklarını ifade ettiler.

Hiçbir mürşit ocağının bir diğerine üstün sayılmadığı, bir başka deyişle, tüm mürşit ocaklarının birbirlerine eşitliği temelinde, “Birimiz Kırk, Kırkımız Bir” ilkesiyle, bir üst kurul oluşturulması çabalarına Dergâh’ın ön ayak olması gerektiğini ifade ettiler. Bu üst kurulun, kurumsal ocakların temsilcileriyle, eşitlerin birliği temelinde oluşturulmasının ve bu çalışmanın her mürşit ocağının kendi iç kurumsallaşmasını güçlendirme çabalarını desteklemesinin çok yararlı olacağını ifade ettiler.

Toplantıya katılan canlar, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın kurumsallaşması ve ocaklar, sürekler, kollar arası ilişkilerin yeniden güçlendirilmesi için Postnişin’ine aşağıdaki tavsiyelerde bulunmayı kararlaştırdı:

1.      Dergâh’ta birliği ve kurumsal yapıyı güçlendirmek üzere:

1.1.       Postnişin’e, Alevi-Bektaşi inancının kurumsal bir üst yapıya kavuşturulması için öncülük etmesi; Postnişin’e, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın kurumsallaşması için, kendisi ile birlikte çalışacak ve her yıl en az dört kez toplanacak bir Dergâh Kurulu kurması;

1.2.       Postnişin’e, bu kurula Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na bağlı Ocakzade, Dede ve hizmet sahipleri arasından uygun göreceği sayıda üye seçmesi ve bu canların kurulda uzun süre görev yapmasını gözetmesi;

1.3.       Postnişin’e, Dergâh Kuruluna çalışmalarında yardımcı olmak üzere bir Danışma Kurulu oluşturarak, yetkin, uzman, aydın ve sanatçılar arasından uygun gördüğü canları bu kurula seçmesi;

1.4.       Postnişin’e, gerekli gördüğünde, Dergâh’ta Birlik çalışmalarına kayıtsız şartsız destek verdiklerini ifade eden Alevi kurum temsilcileriyle görüş alış-verişinde bulunarak, hizmetlerine başvurması;

1.5.       Postnişin’e, dergâh kurulu ve danışma kurulu ile birlikte en kısa süre içersinde sekretarya, basın-yayın, iletişim, vb., hizmetlerini yürütecek alt komisyonlar kurması;

1.6.       Postnişin’e, dergâh kurulu ve danışma kurulu ile birlikte her yıl en az iki kez toplumumuzun ortak sesini yansıtan sempozyumlar, konferanslar, vb., merkezi toplantılar düzenlenmesi ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşılması;

1.7.       Postnişin’e, dergâh kurulu ve danışma kurulu ile birlikte en kısa zamanda çalışmaya başlayarak, erkânlarımızı ele alması ve yeniden yola uygun hale getirmesi için bir çaba başlatması tavsiye edildi.

2.             Erkânlarımızın asimilasyondan arındırılması ve önümüzdeki sorunların çözümü için Postnişine aşağıdaki yol ve yöntemi izlemesini tavsiye etti:

2.1.       Erkanların ve müşküllerin ele alınacağı çalışmalarda katılımcılığı sağlamak üzere tüm Alevi-Bektaşilerin ülkenin her yöresinde yapılacak toplantılarda yapılan ön hazırlıklar üzerine söz söyleyebilmesini;

2.2.       Bu tartışmalar olgunluğa, görüş alışverişleri doyuma ulaştıktan sonra, Dergâh Kurulu ve Danışma Kurulunun ortak bir toplantısıyla son hali verilen erkânların en kısa zamanda, örneğin bir yıl içinde, geniş bir toplantı yapılarak, tüm toplumumuzun benimsediği erkânlar haline gelmesi için programlı bir çalışma yürütülmesi;

2.3.       Erkanların uygulanması açısından en önemli görevi görecek olan Dedelerin, zakirlerin ve diğer hizmet sahiplerinin Dergâh eğitimine en kısa zamanda başlanması tavsiye edildi.

3.             Tüm sorunlarımızın çözümünün uzun soluklu ve zorlu bir yol olduğu bilinciyle Postnişine tüm güçleri seferber etmek için aşağıdakilere özel önem vermesini tavsiye etti:

3.1.       Tüm bu çalışmalarda, kadınlarımızın eğitimine ve güncel yaşamımızda en ön safa çıkarılmalarına;

3.2.       Tüm bu çalışmalarda Alevi-Bektaşi yolunun geleceği olan gençlerin eğitimine ve çalışmalarda görev almalarına;

3.3.       Irk, dil, din, milliyet temelinde her türden ayrımcılığa karşı Hacı Bektaş Veli’nin “Yetmiş iki millete bir nazarla bak” düsturunu; savaşa ve şiddete karşı da yolumuzun barış, kardeşlik ve sevgi ilkelerini öne çıkartmaya ve gençlerimizin gönlüne bu düstur ve ilkeleri yerleştirmeye özel önem vermesi tavsiye edildi.

 

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 109 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

 
Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Sn. Veliyettin Hürrem Ulusoy'un Dergâh'ta Birlik toplantısın Yazdır
Tuesday, 20 September 2011

 

 

Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini
Sn. Veliyettin Hürrem Ulusoy’un
“Dergâh’ta Birlik” toplantısını Açış Konuşması

10 Eylül 2011, Kültür Merkezi, Hacıbektaş,

 

Değerli Dostlar,

Hoş geldiniz, gelmenizle mutlu olduk, sevindik ve umutlandık…

Dostlar,

Toplantımızın nedenleri ve amacı üzerine konuşmadan önce geçen yıl boyunca yurt içinde ve yurt dışında yaptığımız toplantılarda bize mihmandarlık eden tüm örgütlerimize ve yöneticilerine huzurlarınızda gönülden teşekkürlerimizi sunmak istiyorum.

Ayrıca bu toplantılarda beraber olduğumuz ve her türlü katkı sunan canlarımıza ve bugünkü toplantının organizasyonunu büyük bir özveriyle gecesini gündüzüne katan bu yolun yolcularına yine huzurunuzda minnettarlığımı belirterek teşekkürlerimi sunuyorum.

Sevgili Canlar,

Neden yollara düştük, neden böyle bir toplantıya gereksinme duyduk?

Başta, neredeyse bir yüzyıl boyunca yaşanan tüm modern baskı ve asimile etme çabalarına karşın Alevi-Bektaşiler inançlarına, yollarına inatla sahip çıktığı için yollara düştük.

Biraz sonra Alevi-Bektaşi toplumunun, bu toplantıda tartışacağımız ve çözüm arayacağımız sorunlarını sıralayacağım. Evet, sorunlarımız çoktur. Ancak şurası çok da açıktır ki Alevi-Bektaşi toplumu tüm baskı ve asimilasyon dayatmalarına karşı direnmiş, kendini, inancını, yolun korumuş ve varlığını tüm ülke çapında, hatta uluslararası alanda duyurmayı başarmıştır. 

Toplumumuz, içinden geçtiği zorluklardan süzülen bir bağlılıkla yolla ve inançlarına tutkun olduğu sürece aşamayacağımız hiçbir sorun yoktur. Kızılbaş, Alevi-Bektaşi toplumu yola ve inançlarımıza böyle sıkı bağlılığı olduğu için biz de yollara çıktık. Sorunlarımızı belirleme ve giderme kararlılığını bu güçten, sizlerden alıyoruz dostlar.

Türkiye ve Avrupa’da birçok şehirde toplantılar yaptık. Bu toplantılara civar il, ilçe ve yörelerden gelen dedeler, zakirler, hizmet sahipleri, dernek ve vakıflarımızın yöneticileri ve canlar katıldı. Bu katılımcı canların hepsi olmasa da çoğu toplantılarda söz aldı. Sınırlı zaman içinde bile olsa görüşlerini, gördüğü eksiklerimizi, düzeltme yolları üzerine önerilerini söyledi.

Bu söylenenlerden bir genelleme yaparsak aşağıdaki sorunlar en sık dile getirilen sorunlardır:

n  Bizi bugüne getiren erkânımızı, yolumuzu artık tam uygulayamaz hale geldik. Bazı şeyleri unuttuk, bazı şeyleri yapmamız olanaksız hale geldi;

n  Ocaklarımızdan koptuk; Dede talibinden, talip dedesinden ayrıldı;

n  İnanç yönünden toplumumuzun üzerine bir “neme lazımcılık” çöktü; yolumuza, inancımıza ilgisiz kalamaya başladık;

n  Başta resmi devlet dini-mezhebi olmak üzere kendi inancımızdan başka inançlara benzemeye, asimile olmaya başladık;

n  Korumaya çalıştığımız değerlerimizi özünden kopartıp, şekilciliğe yöneldik. “Biz böyleyiz” diyoruz, ama hem kendimizi hem de gençliğimizi aldatıyoruz.

n  Yolumuzu, inancımızı, erkânımızı çocuklarımıza aktaramadık.

n  Yoldan uzaklaştığımız için hoşgörüsüz olduk, sinirli olduk, karşımızdakini incitmeye başladık,

n  Kadınlarımıza yeterli değeri veremedik, diğer inançların etkisinde kalarak onları geri ittik, incittik.

n  Kendi problemlerimizi kendimiz çözerken, mal, mülk, vb., yüzünden mahkemelere düştük, sınır bozduk, kul hakkı yedik, yolumuzu hiçe saydık…

n  Çok sayıda dernek, vakıf, federasyon, enstitü kurduk, ama birliği bir türlü sağlayamadık.

n  Cemevi kurduk, ama kurarken aklımıza gelmeyen sorunlarla karşılaştık. Yapılan cemlerin çoğu göstermelik cemler olmaya başladı. Dernek yöneticileri cemevlerine hükümran olmaya, kimin dede olacağına karar vermeye başladı. Bu nedenle yepyeni cemevi boş dururken, eskiden kullandığımız evlerde cem birlemek zorunda kaldık.

n  Müsahiplik erkânı bozuldu, uygulanmaz, hatta uygulanamaz hale geldi.

n  Cenazelerimiz kendi cemevlerimizden aynı bir camide kaldırıldığı gibi kaldırılmaya başlandı. Cenaze erkânımız bozuldu.

Değerli canlar,

Yoluna bağlı ve toplumumuzun iyiliğini isteyerek düşünen her Alevi-Bektaşi gerçekten bu sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu görmektedir. Ancak bu sorunların nedenleri üzerinde kolaycılığa kaçmadan düşünmek ve irdeleme yapmak zorundayız

Hepimizin bildiği gibi Osmanlı devleti, on altıncı yüzyıldan başlayarak Alevi-Bektaşi toplumunu karşı iki siyaset izlemiştir. Biri kıyım siyasetidir, ikincisi “böl, yönet” siyasetidir.

Anadolu topraklarının gördüğü en büyük ayaklanmalardan biri olan Şah Kalender Çelebi ayaklanmasının, binlerce Kızılbaşın katliyle sona erdirilmesi toplumsal hafızamızda silinmeyecek bir yer edinmiştir. Ama aynı şekilde unutmamamız gereken bir nokta daha vardır. Osmanlı önce Kalender Çelebinin çevresine toplanarak ayaklanmaya katılanlara böl-yönet siyaseti uygulayarak ayaklanmayı içten çökertmiştir. İçten çökertilen ayaklanma katliamla tamamlanmıştır.

Bu tarihsel dersi hiç aklımızdan çıkarmamalıyız. Bugün Alevi-Bektaşilere uygulanan modern devletin “açılım” acı sosu ile tatlandırılmış, “böl-yönet” siyaseti Osmanlıdan devralınan mirasın devamıdır.

Dolayısıyla ağzından “bölünüyoruz”, “aramızda birlik kuramıyoruz” şikâyeti çıkan her can, hemen bu gerçeği hatırlamalıdır.

Bölünüyoruz, çünkü bizi bölmek isteyenler var. Bize böl-yönet siyaseti uygulanıyor. Bizi bölmek için çok büyük olanaklarla bize karşı seferber olanlar var. Bizim bölünmemizi önlemek için bizim attığımız her birlik adımına karşı on tane sahte birlik kuruluşu, yani birlik sözü altında yeni bölünmeler tezgâhlayanlar var.  Bunu unutarak bölünmüşlükten şikâyet etmenin hiçbir şeye faydası yoktur.

Tarihin derinliklerinde aynı böl-yönet siyasetinin sonucu oluşan ve aslında birbirinden çok da farkı olmayan Babagan, Çelebi, Dedegan kolları, bunca deneye karşın hala bir araya gelememektedir. Hatta modern böl-yönet siyaseti bu çatlağa kamayı sokup, ayrılığı derinleştirmeye çalışmaktadır.

Değerli dostlar,

Bize uygulanan sadece böl-yönet siyaseti olsa, onunla daha kolay başa çıkabilirdik. Ancak üzerimize uygulanan böl-yönet siyaseti baskı, zulüm ve zorbalıkla birlikte yürütülmektedir.

Kuruluşundan sevinç duyduğumuz Cumhuriyet’in toplum çapında uygulamaya koyduğu ilk siyasi kararlarından biri Aleviliği-Bektaşiliği yasaklamak olmuştur. Başta Hacı Bektaş Veli Dergâhı olmak üzere neredeyse tüm Alevi-Bektaşi dergâhları kapanmıştır.

Bugün Hacıbektaş’a gelen Alevi-Bektaşiler kendi ata yadigârı binalarına müze giriş parası ödeyerek girebilmektedir. İstanbul’da Şahkulu Dergâhı toplumumuzun kullanımına açılmıştır, ama bizden zorla alınan ata yadigârı malımıza bugün kira ödemek zorundayız.

Dergâhlarımıza uygulanan yağmalamanın boyutlarını gösteren en çarpıcı örneklerden biri İstanbul, Sütlüce’deki Karaağaç Dergâhımızın (ki bu dergâh, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın İstanbul’daki temsilcisidir, dostlar) ve bahçesindeki Bektaşi mezarlığının durumudur. Şimdi o dergâhın ve mezarlığın yerinde, “Alevi Açılımı” yaptığını öne süren Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul İl Merkezi binası yükselmektedir.

Bir avuç canımızın cansiperane çalışması ile koca arazinin sadece bir köşesi toplumumuzun kullanımımıza terk edildi.

Bugünlerde hükümet, gayrimüslim vakıflarının gasp edilmiş mülklerinin bazılarını iade etmek istiyor. Doğru da yapıyor, ancak bunun Alevi-Bektaşi vakıflarının gasp edilmiş mallarına da uygulanması gerekmez mi?

Modern demokrasinin, insan haklarının ve inanç özgürlüğünün temel kurallarına kökten aykırı olan “Tekke ve Zaviyeler Yasası” hala duruyor. Bu yasanın kapsamına giren bazı tarikatların işlemesine izin verilirken ya da göz yumulurken Alevi-Bektaşilere yapılan baskılar hafızalardadır.

Dergâhlar bizim ilkokuldan üniversiteye kadar temel eğitim kurumumuzdu. Dergâhların yasaklanması, Alevi-Bektaşi kültürünün yeni nesillere doğru aktarılamamasının temel nedenlerinden biridir dostlar.

Dergâhların kapatılması, yüzyıllardır süren baskılar nedeniyle zaten dağlara, ulaşılması zor yerlere yerleşmek zorunda kalan, birbirleri ile ilişkileri kopartılmış olan Alevi-Bektaşi topluluklarının birliğine-dirliğine vurulan önemli bir darbe oldu.

Burada baskılara değinirken, Sivas’ta yakılan canlarımızı, Dersim Kırımını, Kahramanmaraş Katliamını, Kırıkhan’ı, Çorum’u unutmadığımızı söylemeye bile gerek duymuyorum. Çünkü bu yangın ve katliamların acısını yüreğinde duymayan tek bir Alevi-Bektaşi bile yoktur.

Sadece bize yapılanları değil, tüm topluma yaşatılan acıları da unutmadık. Biliyorsunuz iki gün sonrası 12 Eylül’ün yıldönümü. Tüm topluma ve ağırlıkla Alevi-Bektaşi toplumuna yaşatılan o acıları da unutmadık. Birkaç gün önce yıldönümü gelen 6-7 Eylül olayları ile bir kez daha hatırladığımız gibi bu toprakların gayrimüslim evlatlarına yaşatılan acıları da unutmadık.

Değerli canlar,

Böl-yönet siyaseti ile dergâhların kapatılması devlet eliyle bize karşı uygulanan bilinçli, kararlı yok etme, asimile etme siyasetleriydi. Ama bugünkü sorunlarımızın ortaya çıkmasına etkisi olan bir başka olgu daha vardır. Bu, Türkiye’nin son derece nesnel bir gerçeği olan göç olgusudur.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında tarıma traktörün ve makinelerin yoğun biçimde girmeye başlamasıyla ilk işareti verilen köyden kente göç dalgası hiç kesilmeden neredeyse günümüze dek sürdü. 1960’lar sonrasında, yurtdışına yönelen dış göç ile daha da ileri bir boyuta ulaştı.

Türkiye toplumunu kökten sarsan bir nüfus dağılımı değişimi yaşandı. Tabii göç sadece Kızılbaş-Alevi-Bektaşi toplumunu etkilemedi; kırsal bölgelerde köylerde yaşayan herkes bundan etkilendi.

Bu göç dalgası Alevi-Bektaşi toplumu açısından biri olumlu, biri olumsuz diyebileceğimiz iki sonuç verdi:

Göçün olumsuz yönü, Alevi-Bektaşi toplumunun inanç gelenekleri ve törenleri yüzyıllardır küçük yerleşim yerlerine uygun biçimde yapılanmış olduğundan, göçten sonra büyük kentlerde toplanan Alevi-Bektaşi toplumu, kendisini bugüne getiren “olmazsa olmaz” diyebileceğimiz bazı özelliklerini terk etmek zorunda kaldı ya da bırakıldı.

Doğal olarak toplumumuz böyle yaparak, büyük yerleşim merkezlerindeki yaşama uyum sağlamaya çalışmıştır, hala da çalışmaktadır. Bu da pek çok sorunu beraberinde getirmiştir ve bu sorunlar hala sürmektedir.

Göçün olumlu yönü, aynı zamanda Alevi-Bektaşiler için bir tanışma olmasıdır. Eskiden birbirinden kopuk, küçük toplumlar olarak yaşıyorlardı. Farklı yörelerden ve farklı ocaklardan büyük şehirlere gelen Alevi Bektaşiler, birbirleriyle tanıştılar. Kendi içlerinde uygulana gelen törenler ve erkânlar arasındaki gördükleri küçük farklılıkları, “Yol bir, sürek bin bir” diyerek çözmeye çalışmışlardır; bu çaba da hala sürmektedir.

Devletin böl-yönet ve baskı siyasetine bir de göçün sonuçları eklenince Alevi-Bektaşi toplumunun yaşadığı sorunlara hiç şaşmamak gerekir. Şaşmamak gerekir, ama bu sonuçları kabul etmek ya da hoş görmek zorunda değiliz. Bu gidişin zararlı sonuçlarını giderebiliriz, günümüzde Alevi-Bektaşi toplumunun ihtiyaçlarına yanıt getirebiliriz.

Getirebiliriz, çünkü Alevi-Bektaşi toplumu, yaşanan tüm olumsuz gelişmelere karşı yoluna bağlı bir toplumdur. Bu olumsuz gidişe dur demeye, asimile olmamaya, son dönemde bazı ağızlardan duymaya başladığımız aşağılayıcı sözlerle, “cellâdına âşık” olmamaya kararlıdır.

Dergâhların açılması, sahiplerine iade edilmesi istemini yeterince yükseltmemiş olsa da Alevi-Bektaşi toplumu, resmiyette yasak olmasına rağmen, kabul görmemesine rağmen, bin bir yolla engellenmeye çalışılmasına rağmen çok sayıda cemevi kurarak bu kararlılığını sergilemiştir.

Her yıl Hacıbektaş ilçesine akın akın gelen bu yolun binlerce talibi, oraya “müze gezmek” için gelmemektedir. Bu, Alevi-Bektaşi toplumunun her yıl tekrarladığı en büyük kararlılık ve bağlılık göstergelerinden biridir. Yasakları tanımadığını kendi üslubunca böyle belirtmektedir halkımız.

Avrupa ve Türkiye’deki tüm vakıf ve dernek tipi örgütlerimiz kısa zamanda çok büyük işler başardılar. Buradan hepsini kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum. Son yıllarda yapılan dev mitingler Alevi-Bektaşi toplumunun hoşnutsuzluklarını belirtmesinin, istemlerini dile getirmesinin önemli birer aracı olmuştur.

Bizlere düşen Alevi-Bektaşi toplumunun bu kararlılığı temelinde, yaşadığımız sorunları aşmak için uygulanabilir çözümler bulmak ve bunları yaşama geçirmektir.

Değerli dostlar,

Saydığım olumlu gelişmeler bize sorunlarımızı çözmenin yollarını gösterdiği gibi aynı zamanda bazı sorunlarımızın içyüzünü de gösteren birer aynadır. Birkaç soruna örnek olması için işaret etmek istiyorum:

Son aylarda dolaştığım yörelerde yapılan ve yapılmakta olan cemevlerini de gezdim. Evet, çok zor koşullarda çok güzel binalar yapmışız. Ama bu çabaya rağmen bazı yaptıklarımız özümüze aykırı olmuş.

Üzülerek belirtmek zorundayım ki, cem yapılacak mekânlarda dedenin oturduğu yer yüksekçe yapılmış ve küçük masalar, rahleler konmuş. Bu uygulama bizim inanç felsefemize tamamen terstir.

Cem yapılacak mekânın eşiğinin iç yüzüne geçme hakkına sahip olan canlar arasında hiçbir fark yoktur. Büyüklerimiz bunu, “Döşekte oturanla, eşikte oturan aynıdır, fark yoktur” diyerek belirtmiştir.

Hatırlanacağı gibi Hz. Muhammed bile Kırklar Cemi’ne “nebilik” sıfatını dışarıda bırakmadan girememiştir.

Onun için cem yapılacak mekânlarda dedenin oturduğu yerin farklı tasarlanması ve düzenlenmesi yanlıştır; özünden uzaktır.

Demokratik kuruluşlarımızdan bir örnek vereyim. Çok yerde dernekleştik, vakıflaştık, ama burada üzülerek ifade etmek zorundayım ki, demokratik örgütlülüğümüzde de birliğin olmadığını görüyoruz.

Gezdiğim her yerde toplumumuzu rahatsız eden konulardan birisinin de bu olduğunu gördük. Hâlbuki örgütlü olmaya bugün dünden daha fazla ihtiyaç var. Avrupa ve Türkiye örgütlü yapılarımızı daha da güçlendirmemiz ve birlikteliğini sağlamamız lazım.

Yasakları aşarak dergâh ve vakıf olarak çalışabildiğimiz yerlerde bir başka eksiğimizi öze çarpıyor. Önemli eksiğimiz olan eğitim kurumlarını bir türlü inşa edemedik, eğitimci yetiştiremedik ve kadro kuramadık. Başkalarının pek çok vakıf üniversitesi var, bizim ilkokul düzeyinde bile bir okulumuz yok…

Bunlar olmadan, devlettin ve hükümetin zorunlu din dersleri aracılığı ile asimilasyonu pekiştirmeye kararlı göründüğü günümüzde gençlere ulaşmak, onları asimilasyondan korumak, gönüllerine yol aşkını sokmak olanaklı değildir.

 

Dostlar,

Toplumumuzu bugüne getiren kurumlardan en önemlilerinden birisi olan “Müsahiplik”, yani yol kardeşliği, bütün bu yaşananlar sonucu “adı var, kendi yok” hale gelmiştir.

Bu kurum, kan bağı olan kardeşlikten daha yakın olup, tarih içerisinde toplumun birbirleri ile kaynaşmasına, dost ve hoşgörülü olmasına en fazla hizmet eden bir kurumdur.

Köyde müsahip kardeşler, sosyal ve ekonomik yönden birbirine yakın, aralarında yaş farkı az olanlar arasında yapılırdı. Köyde yirmi dört saat beraberlerdi. Birisi bir hata yaparsa, diğeri buna engel olmaya çalışırdı.

Göç sonucu müsahip kardeşler ayrıldı. Öyle ki birisi Avrupa’da işini kurdu, diğeri köyde kaldı. Ekonomik yönden aralarında bir uçurum var. Ama yolumuz kurallarına göre müsahip kardeşler birbirlerinin ceketlerini yanlışlıkla giydiklerinde, yanlış ceket giydiklerini fark etmemeleri gerekir.

Yine yolumuz kurallarına göre müsahip kardeşlerden birisi suç işler, düşkün olursa, diğeri de düşkün olur. Yani Türkiye’de köyde yaşayan müsahip kardeş bir suç işlerse, Avrupa’da yaşayan diğer müsahip kardeş de düşkün olur.

Köyde yaşadığımız dönemde müsahipler birbirlerinin kontrolü altındalar ve bu kural geçerliydi. Bugün ayrı ayrı yerlerde yaşayan müsahip kardeşler için bu kuralı uygulamak vicdanları sızlatmaz mı?

Bu kurumu çağa nasıl uyarlayacağız? Nasıl yaşatacağız?

Pek çok yörede unuttuğumuz ve uygulamadan çıkarttığımız önemli geleneklerden birisi de “İkrar ve Görgü Cemleri”dir.

Alevi-Bektaşi yolunun anayasası  “Kul Hakkı”dır. Eline, beline, diline; aşına, işine, eşine sahip ve sadık olmak da temelinde kul hakkına dayanır. Yıllık yapılan görgü cemlerinde görgüden geçeriz ve ikrar vererek yola gireriz, yolun yolcusu oluruz.  Geçmişteki yılın hesabını veririz. Birini ağlatmışsak onu güldürürüz; birini düşürmüşsek onu kaldırırız; üzerimizde bir hak varsa onu yerine getiririz; hatamızı telafi ederiz, incinenin gönlünü yaparız ve herkesten helallik alırız ve böylece görgüden geçeriz. Bu güzel özelliğimizi unutmak ve terk etmek, toplumumuz için, insanlık için büyük kayıptır.

Diğer bir geleneğimiz olan “Dar’dan İndirme Cemi” de artık pek çok yörede yapılmıyor. İçimizden birisi Hakk’a yürümüşse, ”Dar’dan İndirme Ceminde” Hakk’a yürüyenin en yakını (Müsahibi, eşi, kardeşi...) onun vekili olur. Üzerinde kul hakkı varsa ödenir veya telafi edilerek, rızalık ve helallik alınır ve böylece Hakk’a yürüyen dar’dan indirilir.

Dejenere olan diğer bir geleneğimiz de semahlardır.

Semah, Alevi-Bektaşi ibadetinde on iki hizmetten birisidir. Coşmuş gönüllerin birleşip Tanrı’ya doğru yüceldiğinde, bir ahenk içerisinde semah yapanların ayakları sanki yerden kesilir.

Hacı Bektaş Veli bu konuda;

“Semah ariflerin aleti, muhiblerin ibadeti, taliplerin maksududur; Bizim semahımız oyuncak şey değildir; ilahi bir sırdır, mecazî değildir. O kimse ki, semahı bir oyun sayar, o cifedir”

diyor, yani pisliktir, iğrençliktir.

Zaman içerisinde pek çok erkânımızı unuttuk, unutturulduk: Cenaze erkânı, isim verme, nikâh erkânı gibi…

Dostlar,

Bunların yanı sıra gençliğimizi bir bütün olarak etkileyen başka sorunlar da vardır. Bildiğiniz gibi Türkiye bir bütün olarak nazik bir dönemden geçiyor. Hepimizi üzen bir iç savaş ortamı yaşanıyor. Buna bağlı olarak, genel olarak toplumda ve bu çerçevede bizim gençlerimiz arasında, ne yazık ki, ırkçı, milliyetçi görüşler de ortaya çıkıyor.

Bizim inancımız, yolumuz daima barıştan, kardeşlikten, sevgiden yana olmuştur. Hünkâr’ın düsturu, “72 milleti bir bilmek”, kendimiz için ne istiyorsak, başkaları için de onu istemektir. İçinden geçtiği bu zorlu günlerde bizim, yolumuzu ve bu düsturlarını yüksekte tutmamız, gençlerimize kavratmamız gerekiyor.

Dostlar,

Günümüz, bu değerlerimize sahip çıkmanın ve hayatımıza uygulamanın zamanıdır. El ele verip bir araya gelmeden, bu görevin üstesinden gelemeyiz. Temel değerlerimize dokunmadan ve esastan ayrılmadan, günün toplumsal ve ekonomik şartlarını da dikkate alarak yenilenip, bir çatı altında toplanmalıyız.

Bunu yaparken de dostlar, yolumuzun “benlik getirmemek” düsturu bize rehber olmalıdır. Benlik getirmeden, ben dedeyim, ben mürşidim, ben pirim, benim ocağım seninkinden daha ilerde, daha yüksek demeden bir araya gelerek ve cümlemiz bu yolun birer hizmetkârı olarak çalışmak ve özveride bulunmak zorundayız.

Bu görev yalnız dedelerin değil dostlar. Örgüt yöneticilerinin, sanatçıların, yazarların, hukukçuların, tarihçilerin, kısacası “ben bu yolun yolcusuyum” diyen herkesin görevi olmalıdır.

Sevgili Canlar,

İşte bunun için sizlerle bir yıl boyunca görüştük ve bu toplantıya davet ettik. Artık sorunları biliyoruz, şimdi sorunlara bulmak zorundayız.

Çözüm bulamazsak ne olur? Bizden sonraki nesillere, adı Alevi-Bektaşi olan, fakat Alevi-Bektaşilikle hiçbir ilgisi olmayan, diğer inançlara daha yakın bir yol bırakırız. Önümüzde devasa bir asimilasyon, kendimize yabancılaşma, Sünnileşme tehlikesi duruyor.

Bizi bölüp parçalamak isteyenler, tüm toplumumuzun tiksinerek reddettiği, “devletin maaşlı dedesi” yapma havucu ile kapıda hazır bekliyor.

Bu yoldan yok olmamak için gönüllerimizi birleyip, yola teslim olmalıyız.  Bu toplantı tüm ocaklara, süreklere, dedelere, babalara, rehberlere, zakirlere, dergâhlara, tüm hizmet sahiplerine ve demokratik kuruluşlarımıza, derneklerimize, vakıflarımıza bir çağrı olmalıdır.

Bizi bugüne getiren tarihsel yapımız bellidir. O tarihsel yapıyı günümüz koşullarında yeniden inşa etmeye girişelim.

Bu çalışmaya rızalıkla katılalım ve gönülleri birlemenin, yola teslim olmanın zeminini oluşturacak geniş bir kurul oluşturalım.

Bu kurul, yılda en az birkaç kez toplanarak düzenli çalışsın. Aydınlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız, ozanlarımız da bu düşünceye destek versin.

Çözülmesi gereken sorunların çözüm yeri orası olsun. Tüm Alevi-Bektaşilerin katılacağı sorunları belirleme, çözümleri tartışma, fikir oluşturma ve karar alma mercii olsun.

Aksayan, uygulanmayan erkânları geniş tartışmalarla ele alalım. Aceleye getirmeden, her bir sorunun üzerinde en geniş şekilde tartışarak genel olarak kabul görecek ortak çözümler bulabiliriz.

Tarihin omuzlarımıza yüklediği bu yükü taşımanın, artık beklemeye, ertelemeye olanak olmayan sorunlarımızı çözmenin, kendimizi kemale erdirmenin yolu birliktir.

Birlik mümkündür. El ele vermek bizim erkânımızdır, “El ele, el Hakk’a.” Alevi-Bektaşi toplumu bizlerden bunu istemektedir. Tarih bizden bunu istemektedir.

Bu salondaki canlara, dostlara baktıkça, açıkça görüyorum ki böyle bir birlik, el ele vermek olanaklıdır. Tarihsel sorumluluğumuza sahip çıkmak; bizi asimile etmek, “devletin dedesi, devletin Alevisi” yapmak isteyenlere teslim olmamak, benlik yapıp, bölünüp-parçalanmamak elimizdedir.

Evet, biz bu toplumda eşitlikten başka bir şey istemiyoruz. Kimseye üstünlük, ayrıcalık tanınsın istemiyoruz. Kimseye dini, dili, ulusu, rengi, inancı, mesleği nedeniyle ayrımcılık yapılmasın istiyoruz.

Ama dostlar, bunları istemek için önce biz, yolumuza, inancımıza ve birliğimize sahip olmak zorundayız. Asimile olmayı reddediyorsak el ele vermek zorundayız.

Asimile edilmeyi kabul etmeyen Alevi-Bektaşi toplumu, birlik olma, inanç örgütlülüğünü pekiştirme görevini de başaracaktır. Bundan hiç şüphem yoktur.

Hepimizin de gönlünden şüpheyi uzaklaştırıp, bu çabaya elini uzatması gerekir.

Hepinize aşk-ı muhabbetlerimi sunuyorum, saygılar sunuyorum, tekrar hoş geldiniz diyorum,

Sağ olun.

 

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (8) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 152 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 22 - 24 Toplam: 775