• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
  Üye Paneli  
Ana Sayfa arrow İçerik
BÜTÜN İÇERİKLER
Başbakan Erdoğan Tarih Okudu mu? Yazdır
Saturday, 17 September 2011

Murtaza Demir

Başbakan, Aleviler yine kin kustu! Başbakanın iflah olmaz bir Alevi karşıtı olduğu, nüfusumuzun neredeyse %30’una varan Alevi kesimine karşı büyük bir kin ve nefret beslediği, özellikle de son Suriye demecinden sonra tescillendi. O, en azından halkının %30’unandan nefret ediyor ve Alevilerin farklılığını toplumsal nefrete dönüştürerek, bir yere (!) varmak istiyor. Tam olarak kafasında neler çevirdiğini ve sonuçta nereye varmak istediğini elbette bilemeyiz. Ama hayırlı şeyler olmadığı kesin...

Fakat Başbakanın artık alışkanlık haline getirdiği, iki de birde kaşıyıp durduğu bu meseleyi, sadece “kin ve nefret” boyutunda bırakmayacağı, bu nefreti topluma da zerk ederek sürekli çoğaltmaya ve tahkim etmeye çalıştığı, toplu kıyımlara neden olabilecek ölçülere değin götürme temayülünde olduğu anlaşılıyor. Kendisi, bu meseleyi Yargıtay’da aldığı “siyaseten men” cezası veren dairenin yargıçlarının Alevi olduğuna bağlıyorsa da, bana göre bunca nefretin ideolojik, hatta daha “özel” ve derin nedenleri var… Zira baktığımızda her dava, bir yargısal süreci tükettikten sonra Yargıtay’a gelir. Peki, bu yargılama safahatında yer alan yargıçların tamamı mı Aleviydi? Türk yargısı-hâkimi, önüne gelen davayı, tarafların mezhebi aidiyetine göre mi karara bağlamaktadır?

Başbakan her şeyin bu kadar ucuz ve kolay olmadığını bilmiyor!.. Çünkü sosyal-kültürel bilgisi yoktur! Tarih bilgisi sıfır! Resmi değil, objektif tarihe baksa, özentisi içinde olduğu Osmanlının hatasını-sevabını, neden battığını görecek ama bilmiyor, göremiyor… Resmi tarih hep Fatih, Yavuz ve Süleyman’dan söz ettiği için Abdülhamit’lerin, Vahdettin’lerin, Mehmet’lerin Batı’ya nasıl el açtığını, pespayeliğini, kişiliksizliğini, tacını tahtını bırakıp nasıl kaçtığını ve bunun nedenlerinden habersiz…

Aleviler Başbakanın samimiyetine, Türk milletinin birliğini istediğine, demokrasi ve özgülük yanlısı olduğuna inanmıyorlar: inanmıyoruz. Laik olmadığını, kendisi söylüyor. Bu yüzden de zırnık oy vermiyoruz: vermeyeceğiz. Bunu elbette biliyor. Esas nefreti buradan geliyor. Dediğim gibi bu kin, salt kendisini yargılayan yargıçlara duyduğu öfkeden kaynaklanmış olsa, bu mesele söz konusu yargıçlarla ya da Türkiye Alevileriyle sınırlı kalırdı. Oysa Başbakanın kini, Dünyanın bütün Alevilerini kapsıyor ve küresel bir nitelik taşıyor. Bu yüzden bir kıta ötedeki Mısır’dan dahi Suriye Alevilerini tehdit etmekten, Türkiye Alevilerine gönderme yapmaktan, kin-nefret kusmaktan geri durmuyor.

Konuşmasının bu bölümü şöyle: “Mısır gezisi kapsamında, Suriye'deki gelişmeleri değerlendiren Başbakan Erdoğan, "Suriye'de Aleviler ile Sünniler arasında bir iç savaş çıkmasından korktuğunu" söyledi. "Alevilerin rejim içinde ve güvenlik birimlerinde önemli pozisyonlarda olduğuna" işaret eden Erdoğan "Halkın öfkesi de onlara yönelik" dedi. Eylemcilerin ölümünden sorumlu tutulan bir grup hükümet yanlısı milisin de Alevi mezhebinden olduğunu belirten Erdoğan, bunun da Alevilerle Sünni çoğunluk arasındaki anlaşmazlığı derinleştirdiğini dile getirdi.”

Yani Suriye’deki iç ayaklanmayı teşvik etti…

Sn. Başbakan, Türkiye’deki hassasiyeti bilmeden mi konuşuyorsunuz; yoksa Türkiye’deki Sünni çoğunluğa, açık açık bişey mi (!) demek istiyorsunuz? Hani bizim en insani, en temel haklarımız: Alevi açılımınız ne oldu? Siz, inancımızı yok sayarak, devletten, bürokrasiden, sosyal yaşamdan, siyasetten dışlayarak, yakarak, katlederek, yakanları partinizde en sorumlu yerlere getirerek, dünyanın en büyük zulmünü, bize yapmıyor musunuz? Hakkı gasp edilen herkes silahı alıp şehre-dağa mı çıksın? Askeri-polisi mi kurşunlasın: bu nasıl bir devlet adamlığıdır? Bize bunu mu tavsiye ediyorsunuz?
Bu sözlerinizle PKK’yı haklı çıkardığınızı, meşrulaştırdığınızı görmüyor musunuz?

Başbakan, 6-7 Eylül olaylarını bilir mi? Sivas’ı, Çorum’u, Maraş’ı ve benzerlerini… Kendi ülkesinin hassasiyetlerini bilmeyen, bundan ders çıkarmayan, ya da kendi ülkesinde bilerek ve isteyerek; yani taammüden Alevi-Sünni boğazlaşması çıkarmak isteyen bir başbakanla mı karşı karşıyayız?

Öyleyse Başbakan çıldırmış olmalı!


Ülkesinin %30’u Türk ve Kürt Alevi’si olan bir liderin, bunları söylemesi için ya Hitler gibi deli, ya Muaviye gibi çıkarcı-dinsiz, ya da El Kaide lideri Usame Bin Ladin gibi yeminli bir mürteci olması lazım. Ama hayır! Hakkını yemeyelim: Usame Bin Ladin, bütün maddi varlığını ABD’ye karşı tüketen biri: bu nedenle de haklı olmasa dahi tutarlı… Oysa zatıâliniz çocuklarınızı ABD okullarında okutmayı sindirecek kadar pragmatist, konformist, batı hayranı ve maddecisiniz. Siz, Usame Bin Ladin değil, evrenimize nefret saçan değişik bir figürsünüz… İnancınızın olduğundan bile şüpheliyim.      
Benzetmem yanlışsa bağışlanmamı dilerim ama anımsatmak amacıyla söylüyorum: Almanya’daki Yahudi katliamı öncesinde, Alman Toplumu, büyük bir oy üstünlüğüyle seçilerek iktidar olan Hitler tarafından hazırlanmış, motive edilmiş ve sonrasında Yahudiler kadar Alman toplumu da büyük acı yaşamıştı.

Başbakan, Alevi katili Ebusuud’un verdiği “katli vacip” fetvasını güncellemek mi istiyor?

Bir musibet bin nasihatten evladır:” iyi oldu… Eyvallah Tayyip Bey; teşekkürler, maske düştü, niyet deşifre oldu. Türk milleti ve Alevi-Sünni kardeşliğini savunan yurttaşlarımız bu fitneyi görsün ki, nasıl bir zihni tehditle karşı karşıya olduğunu anlasın…

Anlaşılan o ki, ya birbirimizi yiyeceğiz, ya da bir araya gelip bu zihniyeti geldiği yere geri göndereceğiz.

15 Eylül, 2011

 

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 93 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

 
CANLAR SERÇEŞME'DE ÇARE ARIYOR Yazdır
Wednesday, 07 September 2011
Murtaza Demir

Alevi-Bektaşilerin yakıcı sorunları ve çözümüne dair öneriler, 10-11 Eylül günlerinde Hacıbektaş İlçesi Kültür Merkezinde, gelenekte olduğu gibi katılımcılar tarafından, bir muhabbet ortamında konuşulacaktır. Dergâhı temsilen, Sn Veliyettin Hürrem Ulusoy’un çağrıcı olduğu; son yılların en önemli birliğe çağrı toplantısı olacağını düşündüğüm ve arzu ettiğim toplantının camiamıza, birlik gereksinimimize ve ülkemize esenlikler getirmesini diliyorum.

Bu toplantının, ülkemizin daha dinci-İslamcı devlet yapılanmasına doğru evrildiği, muhaliflerin tutuklandığı, hukukun katledildiği ve dikta rejimlerini aratmayacak kadar baskıcı bir hüviyet kazandığı bir süreçte yapılıyor olması, toplantıya farklı anlamlar ve beklentiler yüklüyor. Kuvvetle muhtemeldir ki, Hükümet çevresi “yok saydığı” ve “hiçbir isteğinizi karşılamıyorum: size, varlığınıza ve öğretinize karşıyım; ne haliniz varsa görün” tavrında olduğu Alevilerin bu toplantısını dikkatle izleyecek ve Alevilerle ilgili rotasını, toplantının gücüne, mesajına ve kararlılığına göre belirleyecektir. Demokrasi, laiklik ve temel insan haklarından yana olan çevreler ise; Türkiye’nin en etkili sosyal-siyasal potansiyel gücü olan Alevilerin vereceği fotoğrafa göre tutum alacak, ülkemizin geleceğine dair olumlu-olumsuz beklentilerini gözden geçireceklerdir.

Toplantı, özetle bu beklenti ve şartlar içinde yapılmakta ve tarihi bir değer taşımaktadır. Alevi-Bektaşiler bu toplantıda, bir bakıma kendi geleceklerine karar vereceklerdir. Esarete, yok sayılmaya, devlet bürokrasisinden dışlanmay ve Hükümetin din devleti çabalarına sessiz kalmaya “devam” mı diyecekler; yoksa bugüne değin denenmiş yöntemlerin dışında güçlü ve akli bir yöntem bulup, bu kör olası döngüye itiraz mı edecekler? Gerçekten bütün mesele bu! “Olmak ya da olmamak!..

Bildiğim kadarıyla toplantı gündeminde, öncelikle Serçeşmemizin sağlıklı ve çağdaş kriterlerle yeniden kurumlaşması ihtiyacına çözüm aranacak ve muhakkak bir karara varılacaktır. Bu müşkülün sağlıklı ve özlenen birlik içinde aşılması durumunda, bir takvim içinde diğer beklentilerin ve ihtiyaçların karşılanması, daha sonraki bir takvim içinde mümkün hale gelebilecektir.

Birlik Partisi ve sonrasındaki çeşitli siyasallaşma çabaları, sosyalizm beklentileri, dernek ve vakıf çatısı altında kurumlaşan Alevi örgütlülükleri, federasyon ve konfederasyon tipi örgütlenmeleri, Alevilerin sorununa yeterince çare olmadı. Ya da çağdaş anlamda örgütlenerek, sivil-demokratik mekanizmaları harekete geçirmek ve genel idareyi çözüme zorlamak gibi yöntemleri kullanmayı beceremedik. Hem gelenekten savrulup, hem de “kentlilik” bilincini içselleştirmeden, girdiğimiz “çağdaş örgütlenme” yönteminde başarılı olamadık. Böylece hem gelenekten uzaklaştık, hem de çağdaş örgütlenme şansımızı ötelemiş olduk.  

Serçeşmeden umar beklememizin temel nedeni ya da önemli nedenlerinden biri işte bu çaresizliğimizdir. Başımızı taşlara çalıp, ötekileştirme, aşağılama ve haklarımızın gasp edilmesine çare bulamayınca, uzun bir arayış serüveninden sonra yüzümüzü, belki de son şansımız olan Dergâha döndük; onun manevi gücüne, iç disiplinine ve şemsiyesine sığındık… Bu gerçeği tespit edip, bilince çıkarılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Temenni edilir ki, bu “zorunlu sığınma” inanca, gönüllülüğe, içtenlikli kabule dönüşsün; eller, gönüller, akıllar, olanaklar birlensin ve meşruiyet dışı arayışlara ihtiyaç kalmasın.

Kişisel görüşüm odur ki, çare oradadır: ecdadımız çareyi orada aramış, Osmanlının çok uzun ve kapsamlı kanlı istibdat dönemleri karşısında, dergâhın manevi gücüyle ayakta kalınmış, öğreti yaşatılmış, günümüze gelmiştir. Bu nedenle, Dergâhın geleneksel önderliğini tanımak, misyonuna, önderliğine, sorumluluğuna sahip çıkmasını sağlamak bu derecede önemli, hatta yaşamsaldır. Temennim, Dergâhın kapısına, “seyir için değil, aşk için ola” düsturunu göz ardı etmeden, ilim ve hilm içinde gidelim. Bu şiar içinde yüz sürer, çare ararsak, umutla döneceğimize yürekten inanıyorum. Canlara ve candan olanlara saygıyla duyurulur.

Bu duygularla, hiyerarşinin ve koparılan manevi bağlarımızın yeniden tesisini diliyor, aşk-ı niyaz ediyorum.
Aşk ve muhabbetle.

05.09.2011

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (9) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 140 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

 
Dergâh'ta Birlik Yazdır
Friday, 02 September 2011
AfisA4.jpgSevgili Dostlar,
Alevi-Bektaşi toplumunun inanç temelinde birliğini yeniden güçlendirmeye yönelik olarak Aralık ayından bu yana Anadolu ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde sayısı otuzu aşkın toplantı yaptık. Dedeler, analar, babalar, zâkir ve diğer hizmet sahipleri ile sanatçı, yazar, akademisyen ve kurum yöneticilerimizin katıldığı bu toplantılarda dile gelen sorunlar ve çözüm önerilerini dinledik.

Yapılan bu toplantılarda, dillendirilen bu sorunlar ve çözüm önerilerinin ortak noktalarını belirleyip; Babagan-Dedegan-Çelebi inanç kollarımızın, Alevi-Bektaşi örgütlülüğümüzün, yazar, akademisyen ve sanatçılarımızın temsil düzeyinde katılacağı Hacıbektaş’ta yapılacak genel toplantı da ele alınacağını söyledik.
Genel toplantımız, 10 – 11 Eylül 2011 tarihinde Hacıbektaş’ta Kültür Merkezi’nde yapılacaktır. İki gün olarak planlanan bu toplantıya sizleri davet etmekten onur duyarım.

Toplantı öğleden önce (10.00-12.00) ve öğleden sonra (14.00-17.00) olmak üzere toplam dört oturum halinde yapılacaktır. Bu toplantı Alevi-Bektaşilerin iç toplantısı olduğu için basına kapalı olarak yapılacaktır. Ancak toplantı sonuçları daha sonra basına duyurulacaktır.

Her oturumun da, gündeme uygun olarak dergâhın görevlendirdiği bir can, dile getirilen sorun ve önerilerin bir özeti ile tartışılacak konunun ana hatlarını içeren bir sunum yapacaktır. Sonra söz alan canlar, katılımcı sayısının çokluğu nedeniyle gündem dışına çıkmadan konuşma süresine uymalıdır.

Bu nedenle katılan canların ve kurumların görüşlerini önceden yazılı olarak hazırlamalarını ve konuşmalarından sonra oturum başkanlarına bunları teslim etmelerini rica ederim. Toplantıda söz alma fırsatı bulamayan canlar, dile gelen konular üzerine görüşlerini yazılı olarak oturum başkanlarına vermeleri de aynı katkıyı sağlamış olacaktır.

Bugüne kadar Anadolu ve Avrupa’da bizlere mihmandarlık yapan kurumlarımızın ve hazırlık çalışmalarında görev alan canlarımızın hizmetleri Pir Dergâhına kaydolsun. Toplantımızın başarılı olması için gönüllerimizi birleyelim
Aşk-ı muhabbetlerimle,

Veliyettin Hürrem Ulusoy
Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini


Gündem:
Cumartesi,    1. Oturum: Yapılan toplantılar hakkında bilgilendirme
Cumartesi,    2. Oturum: Örgütlenme, Dergâh’ta Birlik üzerine çözüm önerileri
Pazar,        1. Oturum: Acil Sorunlar, Hedefler ve İleriye yönelik çalışmalar
Pazar,        2. Oturum: Genel Değerlendirme ve Kararlar

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (16) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 185 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 25 - 27 Toplam: 775