Aleviler üzerine hazırladığı doktora teziyle Harvard'da üstün başarı
derecesi alan Erdemir, 'Aleviler önce kucaklaşma değil, haklarının
verilmesini istiyor. Kadro vermek patron-yanaşma ilişkisi olur' dedi
Soru Cevap? - Devrim Sevimay
Fotoğraflar: MUSTAFA İSTEMİ
3N+1K
KİM: Antropolog Aykan Erdemir, 11 yıldır Aleviler ve Alevilikler
üzerine çalışıyor. Ama bir kamuoyu araştırmacısı gibi değil, tam da bir
sosyal antropolog gibi çalışıyor. Onlarla yaşıyor, onlarla dem alıyor,
onlarla lokma yiyor, futbol oynuyor, piknik yapıyor. Bu gözlemlerinden
çıkardığı teziyle Harvard Üniversitesi Antropoloji ve Orta Doğu
Çalışmaları ortak programında doktorasını yaptı (2004). Üstelik kendisi
söylemekten çok hoşlanmasa da "Üstün başarı derecesi"yle. İstese
akademik kariyerine Harvard'ta devam edebilirdi, ama aynı yıl ODTÜ'ye
döndü. ODTÜ'nün gözbebeği akademisyenlerinden biri olan (bu
değerlendirmeye öğrencileri dahil) Erdemir, halen Sosyoloji Bölümü'nde
öğretim üyesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde müdür yardımcısı. Aynı
zamanda Karşılaştırmalı Sosyal Bilimler Enstitü Anabilim Dalı Başkanı
ve Humboldt Üniversitesi-ODTÜ ortaklığında yürütülen Türk-Alman Sosyal
Bilimler uluslararası çift diploma yüksek lisans programı direktörü.
Sosyoloji Derneği ve Anadolu Halk İnançlarını Araştırma Derneği yönetim
kurulu üyesi. Ali Yaman ile ortak kaleme aldığı "Alevism-Bektashism: A
Brief Introduction" adlı bir kitabı, Alevilik üzerine çok sayıda Türkçe
ve İngilizce makalesi mevcut.
Bilkent mezunu olan Yard. Doç. Dr. Aykan Erdemir 33 yaşında. Bursalı.
Annesi, babası, kardeşi mühendis. Ama eşi kendisi gibi sosyal bilimci
ve Boston Üniversitesi'nde doktorasını yapmış bir arkeolog. "Çiğdem
Papatya" adında bir yaşında bir kızları var. Ve şimdi asıl merak
edilecek hususu da biz belirtelim: Erdemir Sünni kökenli.
NEDEN: Herkesin fihristi aynı. Deprem olunca "D", Ermeni meselesi
çıkınca "E", Kürt sorunu konuşuluyorsa "K". Hatta isterseniz "Ke",
istemezseniz "Ka"� 21 Kasım'da AKP'nin Alevilikle ilgili projesi
duyulmaya başladığından beri ise şimdi fihristin bir de "A" sayfaları
açık. Oradan aranan, bulunan uzmanların yardımıyla ne olup bittiğini
anlamaya çalışıyoruz. Fakat bugün sizi medyaya çıkmayı pek sevmeyen,
yani fihrist dışı bir Alevi uzmanıyla tanıştıracağız. Bakalım
Harvard'lı uzman Aykan Erdemir'in gözünden AKP'nin projesini nasıl
okuyacaksınız.
NE ZAMAN: 30 Kasım, Cuma günü.
NEREDE: ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde.
Söze ilk olarak Antropolog Aykan Erdemir'in Başbakan Erdoğan'la ilgili
görüşlerinden başlayalım. Erdemir, Başbakan'ın Alevi meselesine
girmekle çok cesur bir adım attığını düşünüyor. "Bu bence çok çok
önemli bir girişim. İyi niyetli de olsa kötü niyetli de olsa çok büyük
bir iş. Siyasi yelpazenin çok farklı kesimlerinde hep tabu olarak
görülen, çözüm için adım atmaktan kaçınılan bu konunun en azından
gündeme getirilmesi dahi çok olumlu" diyor.
İkinci baştan dikkat çekeceğimiz husus ise Erdemir'in Başbakan'ın işinin çok zor olduğu tespiti. İki nedenle:
1- İçinden geldiği gelenekçi Sünni cemaatten tepki görmesi ihtimali çok
büyük. Çünkü Erdemir diyor ki: "Evet, Sünnilerin Alevilere karşı nefret
ve hakaret dolu söylemlerinin kamusal alanda dile getirilmesi ayıp hale
geldi. Artık ayıplı sözleri kullansalar bile 'pardon' deyip geri
alıyorlar. Fakat mahrem ortamlarda aynı inançlarını ve söylemlerini
yeniden üretiyorlar. Üstelik bu kesimin siyasi olarak nerede
durduklarını tahmin etmek de çok güç. Çünkü bunlar gelenekçi Sünnilerin
bilinçaltı değerleri. Yani hem AKP'li hem de AKP'li olmayan bir
kesimden söz ediyoruz."
'Alevilik yok, Alevilikler var'
2- Başbakan hiçbir zaman karşısında homojen bir Alevi topluluğu
bulamayacak. Çünkü yine Erdemir diyor ki, "Tek bir Alevilik yok;
Alevilikler var. Tıpkı tek bir Sünnilik olmayıp, Sünnilikler olduğu
gibi. O yüzden Başbakan'ın karşısında bulduğunu sandığı Alevi tavır
sadece ilişkiye geçtiği kesimin tavrı olacak. Bu da çok yanıltıcı."
Peki, ama madem bu girişimin daha baştan önemli iki açmazı var, o zaman
acaba büyük hata nerede yapılıyor? Alevilere Diyanet'te kadro açılması
önerisinde mi, Muharrem iftarı davetinde mi, Başbakanla Aleviler
arasında aracı olan isimlerde mi, ya da başka bir noktada mı, ama
nerede?
İşte Erdemir'in bu soruya verdiği yanıt çok çarpıcı. O, özellikle
gelenekçi Sünni kesimin pek de düşünmeye alışık olmadığı bir fikir
ortaya atıyor. Bu meseleye, ilk açtığınızda soğuk gelebilecek bir
pencereden bakılması gerektiğini söylüyor. Erdemir'in dediği şu: "Alevi
örgütlerinin birinci derdi kucaklaşmak değil. Bunu olumsuz anlamda
söylemiyorum. Ama Alevi örgütlerinin birinci derdi haklarının
verilmesi. Mahkemelerde hakimler hiç taraflara 'Önce öpüşün, barışın,
yemek yiyin, dost olun, sonra gelin derdinizi çözelim' der mi? Hakimler
önce hukuki anlaşmazlıkları çözer. Zaten sıcak ilişkilerin ön şartı da
önce haksızlıkların giderilmesidir. Eğer Alevileri kazanmak, bir
haksızlığı yok etmek istiyorsanız, onlara önce haklarını verin."
'Uzlaşma lütufla olmaz'
Yani yüzyılların acı deneyimlerinden sonra Alevilerin "Bizi sevin,
bizimle de iftar yapın" diye öncelikli bir derdi yok. Onlar gönül
indirilmiş duygusal bir ilişkiden çok hukuksal, demokratik bir ilişki
istiyor. Ancak ondan sonra güvenecekler. Ancak bu şekilde yeni
bölünmelere, kırgınlıklara mahal vermeden bir proje etrafında el ele
tutuşabilecekler. Aksi takdirde duygusal işler tehlikeli. Çünkü öyle
bir ortam gerçekte henüz yok.
"Doğru anlamış mıyız" diye soruyoruz Erdemir'e, Erdemir, "Aynen böyle"
deyip devam ediyor: "Çünkü unutulmasın ki biz burada adaletli bir
padişahın kullarını çağırmasından bahsetmiyoruz. Laik bir cumhuriyette
uzlaşma, lütfetmekle olmaz. Burada bir müzakere vardır, taraflar
vardır, hep örselenmiş ve sayıca çok büyük bir topluluk vardır. Siz
eğer bu insanları uzlaşmaya davet ediyorsanız; 1-Tüm paydaşlara karşı
şeffaf olacaksınız. 2- Kapsayıcı olacaksınız. 3- Güvene dayalı bir
ilişki kuracaksınız. 4- Eşit yurttaşların bir masaya oturduğu
izlenimini vereceksiniz. Oysa bu girişim bu dört maddede de başarısız.
Çok olumlu olabilecek bir süreç ne yazık ki iyi yönetilemiyor."
'Merkezci ısrar ters teper'
"İyi yönetilemiyorsa rafa kalkar� Başka bir bahara kalır� Bugüne kadar
nasıl yaşanıyorsa yine öyle devam edilir. Nedir bu kadar telaşlanacak?"
demeyin sakın. Erdemir bu konuda çok endişeli. "Toplumlar için inanç
meselesi çok hassas bir iştir. En ince fırçayla çalışmanız gerekir, ama
ne yazık ki bizim siyasetçilerimiz hep en kalınını kullanır" diyen
Erdemir şu uyarıda bulunuyor:
"Eğer Alevi girişiminin bu Sünni merkezci halinde ısrar edilirse
girişim ters teper. Alevilerle Aleviler, Sünnilerle Sünniler,
Alevilerle Sünniler, Türkiye-AB arasındaki ve siyasi partilerin kendi
içlerinde gerilim artar ve bu gerilim geri dönülmez kırgınlıklara,
bölünmelere yol açar. İş tahmin edilenin ötesinde boyutlar kazanabilir.
En kötüsü ise toplulukların arasında zaman içinde gelişebilecek bir
uzlaşma süreci erken bir tarihte baltalanmış ve tüketilmiş olabilir."
Gerçek açılımın koşulları
"İyi ama hükümet ne yapsın? Geçinmeye gönlü olmayan Aleviler� Çözüm
yerine, sorunun devam etmesini istiyorlar. İlk kez Sünni bir Başbakan
el uzatıyor, onu bile beğenmiyorlar." Ya böyle düşünenler de çıkarsa?
İşte bizim bu tercümemize Erdemir şu yanıtı veriyor:
'Alevilerin istekleri açık'
"Alevilerin ne istediğini aslında herkes biliyor. Laik, demokratik,
sosyal bir hukuk devletinin kurumsallaşması. Bir mezhebin egemen
konumuna son verecek bir hukuksal zemin yaratılması. Yani:
A) Diyanet'in kaldırılması.
B) Devletin Milli Eğitim eliyle Sünnilik dersi dayatmasına son vermesi.
C) Tüm inançların ibadethanelerinin statülerinin aynı olması.
D) Nüfus cüzdanlarında nasıl kim Fenerbahçeli kim Galatasaraylı diye yazılamıyorsa, inanç hanesinin de çıkarılması.
E) Bunların isteğe bağlı değil, toplumsal huzur açısından herkes için geçerli olması."
Aleviler için masaya bu maddeler gelmediği sürece gerçek bir açılım
paketinden söz edilemeyeceğini söyleyen Aykan Erdemir sonunda cümlesini
şöyle bağlıyor: "Benim şu anda nabzını tutabildiğim kadarıyla
Türkiye'nin Alevi coğrafyasındaki temel hissiyat oldukça olumsuz. Bu
projeye şevkle sarılan bir Alevi bulmak kolay değil. Yani evet,
Başbakan yüzünü doğru tarafa çevirmiş, Alevilere dönmüştür. Fakat böyle
bir girişimle geri bir adım atmıştır. Ya da Başbakan Alevilere doğru
bir adım atma niyetindedir, fakat sırtı Alevilere dönük olduğu için
yanlış yönde ilerlemektedir. Hangisini seçerseniz seçin sonuçta bu
girişim böyle giderse Başbakanla Alevilerin arası bir adım daha açılır."
İftar daveti yerine dergahta aşure yemek daha gerçekçi
- Başbakan'ın Muharrem iftarına katılması Aleviler için ne kadar önemli?
Doğrusu Muharrem iftarı kavramının hitap ettiği çok sayıda Alevi topluluğu olduğunu düşünmüyorum.
- Edenler için?
Onların açısından da şöyle bir sorun var: Burada Muharrem ayı
Alevilerin ayı olmasına karşın Başbakan ev sahibi konumunda olunca bir
etkinliği dayatıyor görüntüsü oluşuyor. Oysaki bir Alevi için davete
gitmek yerine kendi ikram ettiğinin bir Sünni tarafından yenmesi çok
daha fazla kıymetlidir. Çünkü bu hala bir tabudur. Kimi Sünniler
"Alevilerin kestiği haramdır" deyip Alevilerin sunduğu eti yemezler.
Devlet memurlarının Alevi örgütlerini denetlerken kendilerine sunulan
yemekleri "Ben Alevi'nin kestiğini yemem, bana yemek getirecekseniz
dışarıdan getirin" dediklerine şahsen tanık oldum.
- Başbakan davet etmese de Alevilerin davetine gitse, o zaman bir anlamı olur mu?
Olmaz, çünkü zaten asıl mesele iftara bakış açısında. "Ortak iftar
yapalım, çünkü bu bize de yabancı değil" anlayışı sakat. Yine her şeyi
kendi bildiklerine benzeştirme, yine Sünni merkezci bir yaklaşım söz
konusu. Oysaki aradaki fark çok. Muharrem ayı Alevilerin yas ayıdır,
Sünnilerin Ramazan ayı ise 11 ayın sultanı. Sünnilerin en çok tüketim
yaptıkları ay Ramazandır, Alevilerin en az tüketim yaptıkları ay
Muharrem. Sünniler Ramazan'ı eğlencelerle geçirirler, Aleviler Muharrem
matemi boyunca gülmezler. Ramazan'da oruç suyla ve şükrederek açılır,
Muharrem'de ise neredeyse sudan uzak durulur, hatta daha çok tuzlu
yiyip, su içmeyerek Hüseyin'in çektiği acıları duyumsamaya ve empati
kurmaya çalışanlar vardır.
- Belki Başbakan da bu empatiyi kurmak istiyor?..
Ama şu ana kadar böyle bir mesaj hiç verilmedi. Kaldı ki Alevilik
tebliğci, misyoner bir inanç olmadığı için başka inançlardan insanların
kendileri gibi inanmalarını ve matem tutmasını da beklemez. Alevilerin
"Bir Sünni gelsin, bizimle matem tutsun, iftar yapsın" diye bir
ihtiyacı yok. 50 maddelik talep listeleri olsa bile sıra "Bizimle iftar
yapılsın" maddesine gelmez.
- Sizin öneriniz ne?
Eğer ille de duygusal bir adım atılacaksa ben Sayın Başbakan'a bu tip
zorlama bir iftara katılmak yerine aşurenin yapılıp dağıtıldığı bir
dergâha gidip, Alevilerle birlikte sıraya girip, büyük kazandan herkes
gibi aşure yemesini ve bugüne kadarki ayrımcı uygulamalar için özür
dilemesini önerirdim. Bu daha gerçekçi, daha sıcak, kuşkulara yer
bırakmayacak, anlamlı bir etkinlik olurdu. Bir Alevi için bu da çok
önemlidir. Çünkü ne yazık ki hâlâ Alevilerin getirdiği aşureleri "içine
tükürülmüştür" diye çöpe döken Sünnilerin hikâyeleri var bu ülkede.
Alevilere kadro vermek patron-yanaşma ilişkisi kurmaktır
- "Aleviler hep Diyanet'te Sünnilere verilen kadroya laf ederdi;
alın size dedeler ve zakirler için 2 bin kadro" deseler, ne yanıt
verirsiniz?
Alevilerin her çeşit inanç sahibi yurttaştan toplanan vergilerin sadece
egemen olan inanç kesimine aktarılmasına karşı çıktıkları doğru. Ama
çözüm olarak hiçbir zaman "Bize de kadro verilsin" demediler.
Alevilerin devletleşme gibi bir hedefleri hiç olmadı.
- Kadroyu kabul eden dede ya da zakir hiç mi çıkmaz yani?
Elbette bireyler bazında buna ihtiyacı olan çok sayıda dede ve zakir
olduğunu ben de biliyorum. Bunu kabul edecek çok kişi var. Belki
çevrelerinde ayıplanırlar, belki cemaatlerindeki saygınlıkları azalır,
ama bu kadar işsizlik varken buna boyun eğenler de çıkabilir. Fakat
bunun adı bir uzlaşma değil, önemli olan o.
- Yani bir istihdam paketi gibi mi?..
Evet, sanki seçim öncesi geçici işçi alma paketi gibi. Halbuki diğer
talepler hiç dikkate alınmadan siz istihdamla yola çıktığınızda bunun
tek bir okuması olabilir: Patron-Yanaşma ilişkisi. Aleviler bunu
nasiplenme, arpalanma önerisi olarak görür. Onların böyle bir talebi
yok.
- İyi de bir kadroları olmayacaksa hangi çatının altında toplanacaklar?
Bizim inanç alanında toptan bir kurumsal tasarıma ihtiyacımız var.
Örneğin benim önerim Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir üst kurula
dönüşmesi. Nasıl EPDK, BDDK varsa, Türkiye'deki inanç sektörünün tüm
işleyişini denetleyecek ve düzenleyecek, fakat hizmet sağlamayacak bir
"İnanç İşleri Üst Kurulu" olabilir. Onun altında da her inanç grubu
kendi hizmetlerini sağlamakla, finanse etmekle, devletin koyduğu yasal
çerçevede yürütmekle sorumlu olur.
- Ama ya o zaman irtica alır başını giderse; böyle de bir korku var?
Zaten bu paranoya sayesinde laiklerle muhafazakârlar uzlaşıyor. Korku
üzerinden statükoyu korumaya yönelik bir yaklaşım var. Üstelik ben bu
yaklaşımı da kendini korumak isteyen Diyanet İşleri'nin tetiklediğini
düşünüyorum.
- İyi de ya bütün imamlar birden Hizbullahçı olursa?
Buna iki yanıtım var. 1- Cemalettin Kaplan da, Hizbullah imamları da
zaten bu sistemden çıkmıştır. 2- Bir hizmetin bizzat üretilmesi, yani
mülkiyetiyle denetim aynı zannediliyor. Oysa mülkiyet olmadan da
denetim olabilir. Bu denetim oldukça da korkulara gerek kalmayacaktır.
Aksine Diyanet'in mevcut enerji ve insan kaynaklarının sadece dörtte
biriyle bugünkünden çok çok daha fazla denetleme yapılır.
- Peki o zaman Alevilik, Kadirilik, Nurculuk, Bahailik, Ortodokslar, Katolikler vs. gibi alt başlıklar mı olacak?
Buna vatandaşların kendileri karar verir. Vatandaşlar hangi diğer
vatandaşlarla birlikte bir inanç grubu oluşturacaklarına, kendi inanç
önderlerini nasıl belirleyeceklerine, onların giderlerini hangi
kaynaklarla karşılayacaklarına, ne şekilde ibadethaneler yapacaklarına
karar verebilmeliler. Devlet de belli alanlarda müdahale edebilir. "Bu
ibadethanenin yangın çıkışı yok, hijyen problemi var, inanç
önderlerinizden belli pedagojik formasyon talebim var" diyebilir.
Diyanet Türkiye'nin en büyük KİT'i
- Alevi örgütlerinin faydalandığı bir rant var mı?
Bir insan isterse tüm inanç grupları içinde rant bulabilir. Oysaki
inanç hizmetlerinin devlet eliyle sunulmadığı bir sistem içinde bu rant
tartışmaları da kendiliğinden bitecektir. Özel sektöre bu kadar
güvendiğimiz bir dönemde neden inanç alanında yurttaşlara güvenmiyoruz?
Böylece "çok cami yapıldı, imamların maaşları çok düşük" tartışmaları
da son bulur. Yurttaşlar kaç cami istiyorsa o kadar cami yaptırmalı.
Hatta istiyorlarsa kubbelerini altından yapsınlar. İstiyorlarsa
imamlarını doktora dereceliler arasından seçsinler ve gerekirse
maaşlarını da ayda 10 bin YTL yapsınlar. Bu tamamen o cemaatin vereceği
bir karardır. Aleviler de isterlerse dedelerini dört dil bilenler,
zakirlerini de konservatuar mezunları arasından seçsinler. Bizim
bunlara karışmaya hakkımız yok. Aksi halde rant suçlamasından hiçbir
inanç sistemini kurtaramayız. Madem eğitimde, sağlıkta piyasaya
güveniyoruz, gelin inançta da piyasaya güvenelim. Oysa Türkiye'de
Diyanet İşleri Başkanlığı neoliberalizm dönemdeki özelleştirme
furyasına bile direnebilmiş en büyük KİT olmaya devam ediyor.
Bu soruları asla sormayın
- Siz Alevilikle ilgili bazı soruların baştan sorulmaması gerektiğini savunuyorsunuz; niçin?
1- Çünkü Alevilik, Aleviliktir. Bu yanıtla da diğer tüm inançlar
yetinmek zorundadır. Bir Alevi Aleviliğin yol, sürek, tarikat, felsefe,
kültür olduğunu söyleyebilir. Ama dünyayı Sünni bakış açısından ibaret
sayan bir yaklaşım, bu kelimelerle ne demek istendiğini anlamaz bile.
Mesela Aleviliğin dört kapısından birincisi şeriat, ikincisi tarikat,
üçüncüsü marifet, dördüncü hakikattir. Ama o şeriatın ya da tarikatın
ne demek olduğu Sünnilikle açıklanamaz.
2- "Alevilik İslam içinde midir yoksa dışında mıdır? Kaç çeşit Alevilik
vardır? Aleviliğin özü nedir? Alevilik tarikat mıdır?" Bu soruların
sorulması aynen şuna benziyor: İkinci Dünya Savaşı sonrasında
Yahudilere "Nazilerin sizlere yaptıkları muameleden çok üzgünüz.
Bunları tazmin etmeye çalışacağız. Fakat önce bize bir anlatın:
Yahudilik nedir, kaç çeşit Yahudilik vardır, önce bir aranızda anlaşın,
tek bir ses olun, sonra hemen sorunlarınızı çözeceğiz" demek gibi. Abes
ve maksatlı. Kötü niyetli. Sorumluluğu Sünnilerden alıp Alevilere
yükleyen. Alevilerin bölünmesini kolaylaştıran ve sorunun üzerine
gitmelerine engel olan. Aleviler kendi içlerinde bunları tartışabilir,
ama haklarını almak için başka hiçbir din grubuyla bunları tartışmak
zorunda değiller. Aksi halde onlara "Önce siz tek bir örgüt ve
sınırları belirlenmiş bir Alevilik olarak karşımıza çıkın" demek
imkansız bir projedir. Bu ipe un sermedir. Kaldı ki hiçbir inanç grubu
bunun altından kalkamaz.
3- Bir de lütfen tam tersini düşünün: Alevilerin çoğunlukta ve baskıcı
olduğu bir ülkede Sünniler yaşıyor ve onlara hep şunlar soruluyor:
"Sünnilik İslam içi midir, Sünnilik nedir, kaç çeşit Sünni vardır." Bu
sorular uzlaşma üreten sorular değil.
Aleviler için Çamuroğlu ismi elzem değil
- Bu paket konusu gündeme geldiğinden beri Alevilerde "Ay değil,
bayram değil, eniştem beni niye öptü" şüphesi oluştu. Niye bu kadar
şüpheciler?
Çünkü genelde bu paketi reel politikanın bir stratejisi olarak
görüyorlar. Mesela, bu paket için "Alevilerin yoğun bir şekilde hukuk
yolunu kullanmasından bunalan hükümetin savunmacı bir adımı" diyenler
var. "Hem AB hem AİHM sürecinde sıkışan hükümetin manevrası" diyenler
var. Ya da yaklaşan yerel seçimlere yönelik oportunist bir manevra
olarak anlamlandıranlar var.
- Siz hangisine inanıyorsunuz?
Ben bu üç, çok dar çerçeveye indirgenemeyecek bir çaba olabilir diye
düşünüyorum, ancak ne yazık ki bu çaba mevcut çerçeve içinde görünür
kılınamaz. O yüzden de böyle yalnız reel politik manevralar olarak
yorumlanır.
- Peki sizce bu paket AKP'li milletvekili Reha Çamuroğlu'nun
bireysel çabası mı; yoksa arkasında tam bir hükümet ve parti desteği de
var mı?
Zaten Alevi yurttaşlar açından bir başka sorun da şu; bu sürecin
sahiplerinin ve takipçilerinin kim olduğunun bilinmemesi. Çok farklı
algılar var. Ben hükümet ve AKP tabanında da çok farklı algılar
olduğunu düşünüyorum.
- Sizce Çamuroğlu'nun Alevi olması bir avantaj mı?
Aslında Alevi yurttaşların "Biz bu işi sadece Alevilerle yaparız; AKP
içinden bir Alevi çıkarsın, biz onula müzakere edelim" diye bir
istekleri hiç olmadı. Herhangi bir inançtan ya da inançsız herhangi bir
kişiyle maddeler üzerinde konuşabileceklerdi. O yüzden Çamuroğlu olması
elzem değildi.
- Aleviler içinde Çamuroğlu ismi üzerine bir mutabakat oluştu mu?
Çamuroğlu elbette önemli bir entelektüeldir. Ancak Alevi örgütleri
içinde kendisiyle ilgili gittikçe artan soru işaretleri var.
Siyasetteki rotasını çok fazla kere değiştirmiş biri olması Aleviler
açısından hoş karşılanmıyor. Üstelik bu yalnızca siyasi kimlikle ilgili
bir problem de değil. Alevilerin gözünde rotanın sık değişmiş olması
Yol'a ilişkin bir sorun. Özellikle büyük güçler karşısında eğilmeme,
bükülmeme, kaybedeceğini bildiğin davalardan dönmeme gibi motiflerin,
inancın merkezinde yer aldığı Aleviler için bu tip siyasi manevraları
barındıran bir siyaset tarzı çok sorunlu görünebiliyor.
Vergi sistemi geliştikçe inanç sistemi de özgürleşir
- Sanki Aleviler vergiyle inanç arasında ciddi bir ilişki kuruyorlar?..
Bu ABD'de de böyledir. ABD'deki inanç gruplarına tek müdahale yeri
vergi dairesidir. Çünkü bir cemaatin bir inanç grubu olarak tanınması
devlet nezdinde tek bir fark yaratır, vergiden muafiyet farkı.
Dolayısıyla bir grup insanın bir inanç grubu oluşturup oluşturmadığı
onların vereceği vergi muafiyeti kararıyla doğrudan bağlantılıdır. Eğer
Türkiye'de de herkes verdiği vergisi kadar hizmet alıyor olsaydı,
başkalarının vergilerinden haksızca nasiplenenler olmasaydı belki
herkesin Diyanet'e bakış açısı da değişebilirdi. Çünkü Türkiye'deki
statükonun devam edebilmesinin sırrı vergiyle inanç arasındaki
ilişkinin yokmuş gibi yapılmasından, saklanmasından kaynaklanıyor.
Tekke ve Zaviyeler Kanunu da değişebilir
- "Alevilere bazı imkanların tanınması diğer tarikatların da devlet
tarafından tanınması ihtiyacını doğuracak; böylece Tekke ve Zaviyelerin
Kapatılması Kanunu değiştirilecek" diye bir iddia var. Hatta bunun
Anayasa değişikliği öncesine getirilmesi bile manidar bulunuyor. Siz ne
dersiniz?
Eğer Sünni muhafazakârlar böyle bir niyet içindelerse eminim bu
cambazlığı da yapabilirler. Burada niyet önemlidir. Çünkü Aleviler bir
bahane olarak kullanılabilir. Alevilerin buna nasıl tepki verecekleri
ise ne kadar risk almak istedikleriyle ilgili bir şey.
- Ama aslında sizin önerdiğiniz "İnanç İşleri Üst Kurulu" projesinde de kanun değişikliğine ihtiyaç yok muydu?
Değişir, ama yerine farklı bir yapılanma konur. Son kertede hep denetleme olması nüansı önemli.
Ali'nin Mustafa Kemal'in bedeninde yeniden dünyaya geldiğine inananlar var
- Alevilerin Mustafa Kemal'le bu kadar güçlü bağlar kurmuş olmasının sebebi ne sizce?
Aleviler çok heterojen bir toplum, ama oldukça hatırı sayılır Alevi
için Mustafa Kemal büyük bir siyasi önder olmaktan öte, çok mistik
anlamlar taşıyan bir insandır. Alevilerde Hz. Ali'nin, Hacı Bektaş
Veli'nin, Şah İsmail'in özlerinin tenasüh ya da reenkarnasyon dediğimiz
yolla Mustafa Kemal'in bedeninde yeniden dünyaya geldiğini algılayanlar
var. Bu özü daha sonra Deniz Gezmiş'e taşıyan ufak bir kesim bile söz
konusu. Halk için hak yolunda savaşmış kişilerin belli bir özü paylaşan
kişiler olduğu yaklaşımı var.
- Peki Mustafa Kemal ve Alevilikle ilgili iddialar?..
Evet, Mustafa Kemal'in çok inançlı bir Bektaşi olduğuna inanlar var.
Cumhuriyet'in pir evi protokolüyle 1919'da Mustafa Kemal tarafından ilk
kez Alevilere açıklanmış bir proje olduğuna inanlar da var. Bu
insanlara göre laik cumhuriyet yalnızca aydınlanmacı bir proje değil.
Aynı zamanda mistik bir proje. Anadolu'da adaletin, birliğin
sağlanmasının, kâmil insana varılmasının tek yolu olarak görülüyor.
- Laikler acaba bu mistik duygularla mı her korkuya kapıldıklarında, öfkelendiklerinde Anıtkabir'e ağlayarak gidiyor?..
Evet, bu önemli bir sebep. Çünkü Türkiye'de laiklik ve cumhuriyet
gerçekten bir kesim yurttaş için sadece bir siyaset meselesi değil, bir
ahlak, inanç ve din meselesi. Bu sebeple Türkiye dünyadaki tüm Müslüman
nüfusa sahip ülkelerden farklı bir anlamda. Laikliğin mistik tabanı
olan yegâne Müslüman ülke Türkiye belki de. Dolayısıyla laikliğin
Türkiye'deki toplumsal tabanları çok çok kuvvetli. "Batı icadı",
"Tepeden inme getirildi" gibi eleştirilerin tam aksine cumhuriyet, çok
yerel, bu toplumun çok içinden gelen, geleneklerimizden çıkarılıp
kurumsallaştırılmış bir anlayış ve değer. Fakat ne yazık ki bu
Türkiye'de ve dünyada yeteri kadar takdir edilemiyor. Bunu görmemekte
direnenlerin körlüklerinin bilimsel değil de politik olduğunu düşünmek
gerek.
- Ya Mustafa Kemal karşıtları "Biz de mistik karşı çıkıyoruz" derlerse?..
Benim orada şöyle bir yorumum var: Cumhuriyet'e ve Mustafa Kemal'e
karşı çıkmak için gerekçe gösterilen, bu geleneksel, töresel olduğu
iddia edilen reaksiyonel karşı çıkış aslında son derece modern, yeniden
üretilmiş ve yeni geliştirilmiş bir yaklaşımın sonucudur.
- Ayağı dışarıda mı diyorsunuz?
O kelimeyi komplocu pozisyonuna düşmemek için özellikle kullanmıyorum.
Ama çok da yerli ve kadim bulmuyorum. Çünkü tarihsel olarak çok
gerilerde köklerini bulamıyorum. Daha çok cumhuriyet modernleşmesinin
dönüşümünün sonucu olarak üretilmiş, gelenekmiş gibi sunulan bid'atlar.
Türkiye'de Aleviler polisten çok orduya yakındır
- Sizce Türkiye'de askerin Alevilik meselesine bakışı nasıl?
Alevilerin ayrımcılığa, şiddete maruz kaldığını bilen yabancı
araştırmacılar İspanya, Yunanistan örneklerinden de yola çıkarak bu
ayrımcılığın merkezinde Türk ordusunun da yer aldığını, dolayısıyla
Alevilerin de orduya karşı çok olumsuz baktığını düşünür. Fakat ben
aksi yönde örnekler verdiğimde çok şaşırırlar. Örneğin Gazi olayları
polisin çekilip ordunun gelmesiyle bitmiştir. Maraş olaylarında hayatta
kalanların hayatta kalma sebebi polis değil, ordudur. Ve bugün
Avrupa'da siyasi mülteci olarak yaşayan, devletle çok sorunlu
ilişkileri olan pek çok Kürt Alevi, Maraş ve Gazi olaylarıyla ilgili
olarak ordu aleyhine konuşmazlar. Genelde hep polisi eleştirirler. Bu
da çok anlaşılır bir şeydir, polis önyargısıyla ilgili değildir. Sekter
bölünmeler yaşayan toplumlarda, yani mezhep ayrılıklarının
kurumsallaştığı (Bakın Kuzey İrlanda, bakın Türkiye) toplumlarda polis
de sekter bölünmelere uğrar. Kuzey İrlanda polisi nasıl Protestan
güdümünde ve Katolikleri ezen bir kurumsa Türkiye polisi de özellikle
12 Eylül'den sonra Sünnileştirilmiş bir devlet örgütüdür ve hiç
istemeden de olsa Alevilere karşı ayrımcılık üreten bir yapısı vardır.
- Peki ordu niçin sekter bölünmeye uğramıyor?
Bunun sosyolojik bir nedeni var, çünkü Türk ordusu aristokrat kastların
yönetimindeki profesyonelleşmiş Latin Amerikan ordularından farklı
olarak orta-alt sınıf kökenli subayların komutasındaki bir vatandaş
ordusudur. Bizim dar subay kadromuzun dışındaki askerler açısından
sekter bir yapılanma olası değildir. İçinde her inançtan yurttaş
vardır. Ama örneğin Kuzey İrlanda'da hem polis Protestan'dır hem de
Kuzey İrlanda'daki Katolik ayaklanmasını bastırmak için gönderilen
ordu, ağırlıklı olarak Protestan ve İngiliz bir ordudur. Latin Amerika
ordularında da aristokrat kesimlerin sözü çok geçtiği için vatandaş
ordusu niteliği zayıftır. Dolayısıyla Türkiye'deki ordunun heterojen
kimliği Aleviler için görece olarak daha tarafsız bir şekilde
algılanmasına yol açıyor.
- O zaman Türk ordusunun "Alevi subaylar" ordusu olduğu iddiasına ne dersiniz?
Hatta daha da ileri giden bir iddia vardır� Türkiye'nin "Alevi subaylar
diktası" tarafından yönetilen bir Baas rejimi olduğu iddiası� Tabii
bunlar Türkiye'nin Sünni muhafazakar fantezileri, ama psikolojik olarak
önemli bir rol oynuyorlar siyasetimizde. Bir yandan Alevilere karşı
nefreti körüklerken, diğer yandan da Türkiye'de sanki ezilen
kendileriymiş gibi bir his yaratarak, gerek mevcut sistemi
meşrulaştırıp, gerekse kendi egemen konumlarını doğallaştırıyorlar.
Çünkü "Biz Alevilerin sırtından 100 bin kadromuzu finanse etmiyoruz"
diyemezler. Onu diyemedikleri için "Bu sistem zaten Alevilerin
dayattığı bir sistem" diyorlar.
Alevilerin sandıkta ellerinin gittiği parti CHP'dir
- Sizce de gerçekten CHP, Alevileri kaybediyor mu?
Diyalog zayıf, partiye ilişkin hoşnutsuzluk çok yüksek noktada. Fakat
bir başka ülkede bu durumdaki bir seçmen grubu çok daha büyük oranlarda
kopuşlar, küsmeler yaşardı, ama Türkiye'de bu olmuyor. O yüzden de
ilişkilerin en gerildiği dönemlerde bile Alevilerin oldukça kayda değer
bir bölümü hala CHP'yi destekliyor. Ben size bir antropolog olarak
şöyle bir örnek olay aktarayım. İstanbul'da seçim dönemine rastlayan
bir saha araştırmamda bir Alevi gence hangi partiye oy attığını sordum.
Bu gencin CHP'li bir aileyle, kendi radikal sosyalist arzuları arasında
sıkıştığını biliyordum. Sandıktan döndüğünde bana, "Sosyalistlere oy
atacaktım, ama benim bu elim gitti yine CHP'ye oy verdi" dedi. Ve suçu
sağ eline yükledi. Yani kendi bilinci, inancı, siyaseti dışında
vücudunun bir parçası gidip yine CHP'ye oy veriyor. Bu Türkiye'den çok
da ayrıksı bir örnek değil aslında.
K
Bir Alevinin MHP ya da AKP'ye oy vermesi için çok yaratıcı bir "unutma" süreci geçirmesini gerekir
- Sizce Alevilik ve sağ siyaset bir arada olur mu?
Bence olabilir. Sağ sol bence bizzat sınıfsal temelli bir konumlanma.
Aleviler de kırdan kente göç sürecinde gerçekten sınıfsal olarak
farklılaşıyorlar. Bugün bir Alevi büyük burjuvazisi de var, Alevi
proletaryası da, Alevi orta sınıfı da� Dolayısıyla bu farklı kesimler
kendi çıkarlarını, isteklerini siyasi yelpazenin farklı noktalarındaki
partilerle de dile getirmekteler, getireceklerdir de...
- Ancak Sivas ve Maraş'ı bir kenara koyup MHP ya da AKP'ye oy veren Alevilere "asimile olmuş" da deniyor?
Ben asimilasyon kelimesini kullanmak istemem, olumsuz bir değer yargısı
içerir. Ama şunu belirtmeyi tercih ederim: Bu kişiler, kendilerini,
ailelerini, inançsal topluluklarını anlamlandırmada temel referans
noktaları artık Sünni muhafazakâr değerler olmuş kişiler olabilir. Bir
insan AKP'ye oy veriyor diye elbette Alevilikten çıkmaz. Zaten böyle
bir fetva vermek de kimsenin hakkı değildir. Fakat burada bir radikal
kırılma, hayatı farklı görme, daha doğrusu daha farklı değerleri
içselleştirme de söz konusu tabii.
- Yani siz buna "asimilasyon" yerine "kırılma" ya da "dönüşüm" diyorsunuz?
Kesinlikle evet. Ve bir unutma� Unutma olmadan bu olamaz. Çünkü bu
sadece sınıfsal çıkarlarla açıklanabilecek bir tercih değil. Siz eğer
gidip babanızı dedenizi, kardeşinizi komşunuzu mağdur etmiş, onlara
fiziksel olarak zarar vermiş bir örgütle yakınlaşmaktan söz ediyorsanız
bu çok yaratıcı bir unutma sürecini zorunlu kılar.
- Şöyle de bir düşünce var: Yüzyıllar içinde Kürtler asimile edilemedi, ama Aleviler asimile oldu. Sizce?
Çünkü Osmanlı ve Türkiye'de devlet aygıtının temel hedefi Alevileri
sindirmekti. Kürtlerin büyük çoğunluğu Sünni olduğu için daha az
sorun yaşadılar. Kürt ve Türk Sünniler devlet aygıtının dümen
koltuğunda. Sonuç da elbette doğal olarak Türk ve Kürt Alevilerin bastırılmasıyla sonuçlandı.
- AKP, DTP tabanından oy almayı başardı. Sizce ilk yerel seçimlerde Alevi tabanından da büyük kopuşlar sağlayabilir mi?
Genel seçimlerde DTP tabanındakine benzer bir kopuş yaşanmaz. Ama yerel
seçimlerde, özellikle ufak beldelerde AKP'ye oy kayması olacaktır.
Hatta AKP listesinden Alevi belediye başkanları görmemiz şaşırtıcı
olmamalıdır.
15 milyon makul bir rakam
- Tarhan Erdem'in "Biz Kimiz" araştırmasına göre Alevilerin
nüfusu 5 milyon. Bu rakam Alevilerin büyük tepkisini çekmişti. Sizin elinizde bir rakam var mı?
Bence Türkiye'de Alevilerin sayısı çok problemli bir mesele. Verilen
sayılar tahminlerin ötesine geçemiyor. 5 milyonu çok az, İzzettin
Doğan'ın öne sürdüğü 25 milyonunu da abartılı buluyorum. Bu ikisinin
ortası olan15 milyon (ki nüfusun yüzde 20'si eder) makul olabilir.
- Elinizde bir veri var mı?
Nüfusa ilişkin tahminim yalnızca bir tahmin ve diğer tahminler kadar
"bilimsellik" iddiası taşıyabilir ancak. Fakat yine de daha makul tahminde
bulunduğuma inanıyorum.
Türban takan da var kadın dedeler de var
- Türban takan Aleviler var mı?
Var. Onun dışında cemlerinde kadınların türban değil, ama başörtü
örtmesini isteyen Alevi toplulukları da var. Ya da semah kıyafetlerinde
yine kadınların başlarını örttüğü semah kostümleri olan pek çok Alevi
topluluğu da�
- Yani Alevi kadınlar dönüşüyor mu?
Açıkçası bu sorunun tarihçilerden de bize çeşitli yanıtlar vermelerini
isteyelim, ama benim gördüğüm şu: Bir Alevi kadının başını örterek ceme
girdiğinde, bunu bir Sünni kadının türban ya da başörtü takmasından çok
farklı yorumladığı şeklinde. Ama eğer ibadethane dışında Alevi
kadınlarından da bu yeni türban bağlama biçimlerini benimseyenler varsa
bu gerçekten önemli bir siyasal, toplumsal, ahlaki ve mistik dönüşüme
işaret eder. Çünkü bu inanın Alevilik inancının Sünnilikten farkının
tam da merkezindeki sorundur. Kadın-erkek ilişkisi belki de Aleviliğin
kırılma noktası, Aleviliğin esneyemeyeceği en önemli alandır.
- Ama siz dergahta örtünmeyi önemli bir esneme olarak görmüyorsunuz?
Çünkü benim gördüğüm kadarıyla eskiden de cemlerde kadınlar başlarını
örtüyorlardı. Bu çok büyük bir değişim değil. Ama şu çok önemli bir
gösterge: Alevi ibadethanelerinde kadın ve erkeklerin ayrı yerlerde
oturmaları� Benim bildiğim kadar İstanbul Yenibosna'daki Cem Vakfı
Cemevi dışında böyle bir uygulama yok.
- Peki eğer bu yerleşirse, bu haremlik-selamlık mimarisini benimseyenler çıkarsa, bu bir dönüşüm müdür?
O zaman bu bir dönüşümdür. Çünkü cem bir ibadet olmanın yanı sıra aynı
zamanda belli değerlerin içselleştirildiği, belli sosyalleşme
kalıplarının benimsendiği yerdir. Dolayısıyla da kadın ve erkeğin aynı
mekanı paylaşabilmesi, yan yana oturabilmesi, bu yalnızca fiziksel bir
mekan, yalnızca pratik bir günlük mesele değil. Bu çok derin mistik bir
meseledir.
- Samanyolu TV'de yayınlanan cemlerde haremlik-selamlık cemler yapıldığı söyleniyor?
Ben size yanıt olarak Ahmet Yesevi'den aktarılan bir olayı örnek
vereyim: Başka hocalar Ahmet Yesevi'yi kadın ve erkekler onun huzurunda
birlikte ibadet ediyor diye "Orada kim bilir neler oluyor" şeklinde
suçlarlarmış. Ahmet Yesevi'nin yanıtı, kendilerine bir kor parçasıyla
bir pamuğu yan yana koyup göndermek olmuş. Oradaki anlam şu: Uzun bir
yoldan gelen bir kor ve alev almayan bir pamuk. Yani, "Bizim
mabedimizde kadın ve erkek yan yana olabilir, fakat herkes nefsine
hakim olur ve birbirini insan olarak görebilir ve birbirini yakmadan
ibadet edebilir. O pamuğun yanması bir saniyelik bir iştir aslında, ama
bizde yanmaz. Aleviliğin kerameti de budur." İşte eğer Alevilik bu
inancını aşındırmaya başlarsa derin sancılar yaşar.
- Siz böyle bir tehlike görüyor musunuz?
Belki bu örtünme anlamında, evet bir soru işareti var, ama genel
gidişat bu yönde değil aslında. Çünkü bugün cemevlerine baktığımızda
kadın erkek mekanları çok net ayrılmış değil. Avrupa diyasporası
ağırlıklı olsa da kadın dedeler çok olumlu bir gelişme. Bir yanda
türban takmaya başlayanlar var, ama diğer yanda kadın dedeler de var.
Söylediği Hak sözü kabul edilen kadın ozanlar var. Yani bence büyük bir
tehlike yok. Çünkü Alevilerin aktığı mecra çok büyük dönüşümleri
içermekle birlikte özü de koruyabilmekte.
Kaynak: Milliyet.com
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (40) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 596 | Yazdır | E-posta | Devamını oku... |
|
|
Anadolu’nun
çeşitli yerlerinde yaşamlarını sürdüren Türkmen Tahtacıları
örgütleniyor. Tahtacı Dernekleri Araştırma ve Tanıtma Derneği Gelen
Merkezi adı altında örgütlenme kararı alan Tahtacılar Narlıdere’de buluştu.
Narlıdere Atatürk Kültür Merkezi Meclis Salonunda buluşan Tahtacılar,
kendi örf adet ve yaşam felsefelerinin İnsan sevgisine, hümanizme ve
Alevi Türkmen kültürüne dayandığını belirterek, Mustafa Kemal Atatürk
ilk ve inkilaplarına sahip çıkan çağdaş toplumun temsilcisi olduklarını
belirttiler. Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur’a tahtacı kültürüne
emek vererek, kültürevi açmasından dolayı plaket sunulduğu toplantıda,
Tahtacı çağdaş kadınının başarılı temsilcisi olarak önceki dönem
Milletvekili Türkan Miçooğulları’na çiçek şükran çiçeği sunuldu.
Isparta, Balıkesir, Denizli, Aydın ve İzmir’den yetmişe yakın
temsilcinin katıldığı Tahtacı toplantısına, uzmanların yanı sıra,
tahtacı köyünden gelen kadın ve erkeklerde fikir sundu.
Yolcu
Bilginç’in yönettiği toplantı da tahtacı kültürünün tanıtımı ve
yaygınlaşması için bir çok karara imza atıldı. Belediye Başkanı Abdül
Batur’un genel merkez binasının Narlıdere’de oluşturulması durumunda,
tüm fiziksel hazırlığının kendisi tarafından yapılacağı sözü ardından
Batur dakikalarca alkışlandı. Tahtacı kültürü içinde, yukarı köy
dediğimiz tahtacılarının arasında yetiştiğini, onlardan kız aldığını
söyleyen Batur “eşim tahtacı, yani bende sizlerden sayılırım. Sizlerin
hümanist bakışınızı, insana saygı ve sevginizi, Doğaya sevginizi,
yaşamda inatçılığınızı, mizah anlayışınızı biliyorum. Tahtacı kültürüne
hizmet etmekten onur duyuyorum” diye konuştu. Tahtacı Kültürünü
araştırma ve tanıtma
Derneklerinin
bir an önce Anadolu’da örgütlenmelerini yapması çağrısında bulunan
kurucular kurulu, Tahtacı Dernekleri Genel Merkezi’ni kurma kararı
aldı. Geçici yönetim kurulunu da oluşturan kurul, genel merkezi İzmir
Narlıdere olarak belirledi.

Kaynak Narlıdere Belediyesi
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (55) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 784 | Yazdır | E-posta | Devamını oku... |
|
|
TÜM HALKIMIZ DAVETLIDIR.
TÜM CANLARA HAYIRLI OLSUN...
Alevi-Bektasi kültürünün kent ortaminda yeniden yapilandirilmasi, yasatilmasi ve sonraki kusaklara aktarilmasi için Içerenköy -Istanbul’da insa edilecek olan kültür merkezi ve Cem evi, Alevi-Bektasi inancina ve felsefesine hizmet etmesi için tasarlanmistir. PSAKD Kadiköy Subesi Kültür Merkezi ve Cem evi insaatimizin Temel Atma Töreni 24 Kasim 2007 Cumartesi saat 11 de Gerçeklesecektir.
Bu baglamda tüm Dostlarimizi Temel Atma Törenine Katki Sunmaya bekliyoruz.
Kadiköy Belediye Baskani;Sn.Av.Selami ÖZTÜRK’ün de Katilacagi Kültür Merkezi ve Cem Evi Temel Atma Töreninde Sizleri de Aramizda Görmekten Mutluluk Duyariz.
Tertip Komitesi
PROGRAM
Sunuş
Açılış Konuşması
Semah Ekibi
Plaket Töreni
Lokma
SANATÇILAR
Sabahat AKKİRAZ
Tülay MACİRAN
Şubemizin, İçerenköy'de tapulu arsası üzerine ve resmi ruhsatlı, içinde Morg, cenaze yıkama yeri, Cemevi Salonlarının, kültürel ve sosyal faaliyet alanlarının, konferans salonlarının olduğu 1,600 m2 oturum alanı olup 4 kat olarak planlanan PSAKD Kadıköy Şubesi Kültür Merkezi ve Cem evi inşaatı Temel atmayla birlikte tüm hızıyla devam edecektir.
Tarih : 24 Kasım 2007 Cumartesi
Saat : 11.00
Tel : (0216) 573 20 93
Adres : Uysal sok. No : 2 / 4 içerenköy/Kadıköy
(İçerenköy Muhtarlık Arkası)
Kaynak: Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadıköy
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (47) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 672 | Yazdır | E-posta | Devamını oku... |
|
|