İçerik
KızıldeliSultan
TOPLUMSAL KONULAR
Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Değerlendirilmesi | Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Değerlendirilmesi |
|
| Tuesday, 13 November 2007 | ||||
|
Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza GÖKBUNAR Celal Bayar Üniversitesi, Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu, MAN_SA ÖZET Tarih anlayısı, geçmisin sınırları içinden çıkan ve günümüz olayları ile bir çok yönden baglantıları olan bir açıklama ve yorumlama biçimine dönüsmüstür. Geçmisin sosyal, siyasal, ekonomik boyutlu sorunlarının günümüz açısından yorumlanması ve degerlendirilmesi önemlidir. Rant kollama faaliyetleri ve mali sömürü olayı yüzyıllar boyunca maliye teorisinin sürekli gündeminde olmustur. Türk maliye tarihinde Celali Ayaklanmaları, rant kollama ve mali sömürü açısından önemli tarihi örnektir. Osmanlı Anadolu’su 16. yüzyıl ve 17. yüzyılda, nüfus yapısını bile önemli ölçüde degistiren Celali Ayaklanmaları’na sahne olmustur. Celali Ayaklanmaları vergilerin yükü altında ezilenler, toprakları ellerinden alınmıs eski sipahiler, topraksız köylüler, geçim sıkıntısı çekenler v.b. grupların çıkardıkları Anadolu’daki en büyük isyan hareketlerinden birisidir. Ayaklanmalara önderlik eden topragı elinden alınmıs beylerin amacı yeniden topraklarına kavusmak, Osmanlı devlet mekanizması içine dönebilmek olsa da, ayaklanmaya katılan halkın isyanının nedeni, bürokrasiyi olusturan devsirmeler, yeniçeri agaları ve tımar sahiplerinin halka korkunç bir zulüm uygulamaları ve giderek derebeylik olusturacak sekilde zenginlesmeleridir. Anahtar Kelimeler: Celali Ayaklanmaları, Rant Kollama, Vergileme GİRİŞ Osmanlı Devleti’nde tüm kamu kurumlarının vergi toplama süreci ile dogrudan ilgili olmaları nedeniyle mali konular, özellikle vergi tahsili önemli sorunlar arasında yer almıstır. Osmanlı Devleti’nde kamu görevlilerine maasları, merkezi bütçeden aktarılan ödeneklerle degil, bazı vergi gelirlerinin dogrudan kendilerine maas olarak tahsis edilmesi yöntemiyle ödenmekteydi. Kamu görevini A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 2 yürüten kisilerin bu görevlerinin veya diger bir ifadeyle mali rantlarının herhangi bir nedenle sona erdirilmesi bu kisilerle devlet arasında çatısmaların dogmasına yol açmıstır. Diger yandan bazı kamu görevlilerinin maaslarının karsılıgı olarak topladıkları gelirler, hem kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde hem de geçimlerini saglayacak kadar yeterli olmaması v.b. nedenlerle kendilerine verilen yetkileri kötüye kullanarak halktan kanun dısı vergiler toplamaya baslamıslardır. Bu durum halk ile bu tip yöneticiler arasında gerginliklere yol açmıs, devletin mesruiyeti zedelenmistir. Merkezi yönetim ise Adaletnameler, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı çıkartarak ve bir takım önlemler almıstır. Bu makalede Türk maliye tarihinde önemli bir yere sahip olan ve 200 yıl süren Celali Ayaklanmaları’nın ortaya çıkıs nedenleri ile mali ve sosyal sonuçları irdelenmistir. I- 16 YÜZYIL SONU VE 17. YÜZYILDA OSMANLI DEVLET_NDE GENEL OLARAK MAL_ YAPI Klasik dönem Osmanlı mali sistemi merkezi hazine1, dirlik2 ve padisah özel hazinesinden3 olusan sacayagı üzerine kurulmustur. Mali sistemin verimli sekilde çalısabilmesi bu üç öge üzerinde kurulan hassas bir dengeye baglıydı. Mali sorunlarla karsılasıldıgında bunlar üzerinde degisiklikler yapılarak denge saglanmaktaydı (Cezar, 1986:29-33). A- Osmanlı Vergi Sistemi Temel Yapısı Osmanlı vergi sistemi Batı Anadolu ve Trakya'da 15. yüzyıl baslarında belli bir istikrara kavusmus ve Kanuni devrinde Dogu Anadolu'ya da yayılmıstır. 16. yüzyılın baslarından itibaren fetihlerle sürekli genisledigi için devletin hukuki, askeri, mali ve sosyal yapısında da degismeler yasanmıstır. Dolayısıyla her yerde geçerli tek bir vergi düzeni uygulamak mümkün olmamıs, fethedilen bölgenin cografi sartları, ırki ve kültürel özellikleri ile sosyal ve ekonomik yapısı dikkate alınarak ayrı ayrı düzenlemeler yapılmıstır (Ünal, 2002:147).Tanzimat’a kadar yürüklükte kalan vergiler sunlardır: 1- Sahıslar Üzerinden Alınan Vergiler Osmanlı Devleti’nde sahısların varlıkları nedeniyle ödedikleri vergiler sunlardır (Bknz. Kazıcı, 1977:114-118; Ünal, 2002:155-162; Karamursal, 1989:171; Ercan, 2001: 250-253): Bennak Resmi: Evli olup, çiftligi olmayan erkeklerden her yıl alınan bir vergidir. Mücerred Resmi: Bekar fakat baskasına muhtaç olmadan kendi geçimini saglayabilen, üretim faaliyetinde bulunabilecek yasa gelmis müslüman erkeklerden alınan vergidir. _spenç Resmi: Gayrimüslim erkeklerden alınan vergidir. . Cizye: Cizye, Müslüman olmayanlardan, askerlik hizmeti karsılıgı olarak alınmıstır. Cizye vergisi mükellefleri yüksek (âlâ), orta (evsât) ve fakir (ednâ) olarak üç sınıfa ayrılmıs; âlâ 48, evsât, 24, ednâ 12 akçe cizye ödemistir. 2- Ticaret Üzerinden Alınan Vergiler Osmanlı Devleti’nde ticaret üzerinden alınan vergiler _htisab Rusumu olarak nitelendirilmistir. Bu vergiler ihtisab agası, muhtesib, ihtisab emini olarak Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 3 adlandırılan memurlar tarafından toplanmıstır. Ticaretten alınan vergilerin önemli bir bölümü merkezi hazineye gönderilmis, kalan kısmı tahsildarların giderleri için kullanılmıstır. _htisab vergileri sunlardır (Kazıcı, 1987:147:186): Yevmiye-i Dekâkîn (Kepenk Açma Vergisi): Günlük ihtiyaç maddeleri satan dükkanlardan alınan vergilerdir. Bu vergiler dükkanlardan ve hanlardan her gün tahsil edilmekteydi. Damga Resmi: Bu vergi devlet görevlilerinin, bazı malların pazarlarda satısa uygun olup olmadıklarını kontrol etmelerine karsılık olarak ödenen vergidir. Bâc-ı Pazar: Pazarlarda alınıp-satılan ürünler üzerinden alınan vergidir. Sehirlerin girisinde alınan bu vergi esyanın degerinin % 20 civarındadır. Gemi _htisabiyesi: Gemilerin limanlarda indirdikleri mallar üzerinden alınan vergidir. Resmi Bitirme: Sebze, peynir, yogurt, tursu, pasta, sekerleme ve pastırmacıların ürettikleri ürünlerin üzerinden kabala (götürü/toptan) olarak yılda iki kez tahsil edilen vergidir. 3- Tarımsal Ürünler ve Arazi/Tarım Alanları Üzerinden Alınan Vergiler Osmanlı çiftçisinin üzerinde çalıstıgı toprakların büyük bir kısmı devlete, vakıflara, çok az bir kısım mülk ve çiftlikler ise özel sahıslara aitti. Devletin sahip oldugu topraklar üzerinde üretimde bulunan köylülerin idaresi ve vermekle mükellef bulundukları vergilerin tahsili görevi, dirlik olarak has, zeamet ve tımar sahiplerine verilmisti (Göçer, 1965:43). Toprak ve ziraat, Osmanlı Devleti’nin maliyesinin en önemli kaynaklarındandı. Köylülerden yani tarımdan alınan vergiler arasında, hububattan tahsil edilen Ösür ve Salariye Vergileri, Nüzül ve Sürsat bulunmaktaydı. Ösür: Bölgelere ve sartlara göre toplam tarımsal üretimin 1/5 ile 1/10’u oranında ayni ve nakdi olmak üzere iki sekilde tahsil edilirdi. Haraç: Haraç genellikle müslüman olmayanlardan alınan vergi olmasına ragmen topraklarda ekim yapan çiftçilerde elde ettikleri ürünlerden dolayı haraç vergisi öderlerdi (Giray, 2001:41). _ Salariye: Salariye (salarlık) ösür tahsili sırasında tahsildarların, hasat dönemi boyunca kendilerine ve hayvanlarına yem olmak üzere köylülerden topladıkları ek vergidir. Osmanlı Devleti’nde reaya, ziraat faaliyetlerinde kullandıgı araziler üzerinden “Çift Resmi”, “Dönüm Resmi” gibi çesitli vergiler ödemekteydi. Bu vergiler (Bknz. _nalcık, 1959:571-581; Dursun, 1986:166; Ertas, 1947:502): Çift Resmi: Fatih Kanunnamesi'nde; bir çift tasarruf eden raiyyet yılda üç hizmet veya bunun karsılıgında olarak üç akçe vere, bundan baska bir orak (yani ot) ve bir dögen (saman) ve bir kagnı odun vere ve ayrıca boyunduruk resmi olarak iki akçe vere, bu yedi kulluk (hizmet) yerine para almak lazım gelse 22 akça olarak ödenen vergidir. A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 4 Çift Bozan Resmi: Tımar sahibi kendi defterinde yazılı raiyyetin tımarında çalısmasını denetlemek hakkına sahipti. Çiftbozan resmi/vergisi uygulaması hür köylülükle bagdasmamaktadır. Ancak Osmanlı yönetimi tarımsal üretimin sürekliligini saglamak, denetlemek ve verimin düsmesini önlemek için bu tür kayıtlar koymustur. Çiftini terk edip baska yere giden reaya, mahkeme kararıyla 10 yıl içinde geriye göç etmeye zorlanabilirdi. Bu verginin miktarı 300 ile 70 akçe arasındaydı. Sehirlere yerlesenler bu vergiyi 20 yıl ödemekle yükümlü tutulmuslardı. Dönüm Resmi: Dönüm Resmi’nin miktarı bölgelere ve verime göre degisik miktarlarda alınmaktaydı. Bazı bölgelerde iki dönüme bir akçe, bazılarında üç dönüme bir akçe, az verimli arazilerde 4-5 dönüme bir akçe dönüm resmi alınırdı. 4- Hayvanlar Üzerinden Alınan Vergiler Osmanlı mali sisteminde hayvanlardan alınan vergiler sunlardır (Bknz. Kazıcı, 1977:114-118; Pakalın, 1992:25-26; Ünal, 2002:155; Linder, 2000:111): Adet-i Agnam: Koyunlardan alınan Adet-i Agnam (resm-i agnâm) bazı küçük farklılıklar dısında genellikle her vilayette 2 koyuna bir akçe olarak alınmıstır. Selamet Akçası: Koyun sürülerinin meskun mahal ve yerlerden geçisi sırasında alınan vergidir. Zebiha Resmi: Sehir ve kasabaların dısında insa edilmis bulunan mezbahalarda kesilen hayvanlardan alınan vergidir. Ondalık Agnam Resmi: Sadece Rumeli Bölgesi’ndeki hayvanlardan alınan vergidir. Agnam Bacı: Pazar ve panayırlara getirilen koyun ve keçi ticaretinden alınan vergidir. Agıl Vergisi: II. Beyazıt Kanunnamesi’nde agıl resminin sürü basına iki akçe olarak alınmasına hükmedilmistir. Verginin oranı vilayetlere ve zamana göre farklılık göstermekteydi. Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde koyun agılı basına 2 akçe iken, I. Selim'in zamanında 3 akçeye çıkarılmıstır. Vilayet Kanunnameleri’nde oran 300 koyunluk sürü basına bir akçeden 5 akçeye kadar arttırılabildigi gibi, 10 koyun basına 1 akçeye kadar da yükseltilebiliyordu. Otlak Resmi: Sürülerini, baska bir tımar sahibinin topraklarında otlatan veya miri topraklarda yaylatan sürü sahipleri ve göçebe kabilelerden yılda bir defa alınan vergidir. 5- Gümrük Resimleri Osmanlı Devleti’nde ülke içinde bir iskeleden baska bir iskeleye deniz yoluyla; bir sehir veya kasabadan diger bir sehir ve kasabaya kara yoluyla nakledilen mallardan çesitli adlarla gümrük resmi alınmıstır. Gümrük resmi bazı mallarda malın o andaki degerine göre, bazı mallarda ise yük basına alınırdı. 17. yüzyıldan itibaren de her mal için belirli gümrük resmi tarifeleri uygulanmaya baslanmıstır (Ünal, 2002:173; Kazıcı, 1997:147-148): Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 5 Amediye: Osmanlı Devleti hudutları dahilinde bulunan sehirler arasında (kara ve deniz yolu ile) gönderilen emtia için, gönderildigi yerde alınan vergidir. Refetiye: Osmanlı sınırları dısına çıkarılan emtiadan çıkıs esnasında alınan, gümrük vergisi benzeri vergidir. Mastariye: Yabancı bir devletten Osmanlı toprakları dahilindeki bir sehir veya iskeleye getirilip satılan maldan alınan gümrük vergisidir. Murûriye: Osmanlı Devleti’nin topraklarına, dısarıdan giren fakat içerde tüketilmeyip baska bir ülkeye gönderilen emtiadan (geçis hakkı için) alınan vergidir. Bâc-ı Pazar: Ön Asya ve Anadolu’da kurulan Türk-_slam Devletleri’nden beri uygulana gelmis gümrük resmi anlamına gelen bir ıstılah olan bac, sancak kanunnamelerinde sancaga hariçten gelen fakat orada satılmayarak transit geçen ticaret metaından alınan vergi olarak tanımlanmıstır. Damga ise pazarda satılan ticari mallardan alınan bir vergidir. Örnegin; Harput Sancagı’nda kara damga da denilen bu vergi, sehre getirilip satılan mallardan % 5 oranında alınmaktaydı. 6- Örfi Vergiler Bu tür vergiler hükümdarın iradesi ile tarh olunan vergilerdir. Osmanlı Devleti’nde örfi vergiler (Bknz. Varcan, 2000:59-62; Öner, 2005:156; Es, 1989:114): Rusûm-ı Örfiye: Devletin idare ve yargı organlarının yürüttügü hizmetler karsılıgında tahsil edilen vergilerdir. Harç benzeri vergiler tevzi defterlerine dahil edilmeyip dogrudan hizmeti yapan kisiler tarafından tahsil edilmistir. Tekalif-i Divaniye (Avarız-ı Divaniye/Avarız Vergileri): Bu vergiler merkez hazinesi tarafından tahsil edilmekteydi. _lk avarız vergisi hazinede yeterli düzeyde ödenek olmadıgı 1509 yılında ordu ve donanmanın ihtiyacını karsılamak amacıyla II. Beyazıd Dönemi’nde “_mdadiye-i Seferiye” adıyla yürürlüge konulmustur (_slam Ansiklopedisi, 1991:108-109). Osmanlı Devleti daha kurulus devrinde, normal ser’i hukuk ve örfi resimlerin dısında harp gibi olaganüstü zamanlarla sınırlı olmak üzere, halktan çesitli adlar altında nakdi, sahsi hizmet ve aynen mal teslimi seklinde birçok fedakarlıklar talep etmistir. Avârız akçesi olarak alınan bu maktû ve nakit vergi zaman içerisinde paranın deger kaybına baglı olarak arttırılmıstır. Önceleri savas harcamaları için toplanırken, 16.yüzyılın sonlarına dogru her yıl düzenli olarak toplanan vergi halini almıstır. Tarımdan alınan olaganüstü vergiler sunlardır (Bknz. Güçer,1964: 42-80; Devlet Arsivleri, 2004): Nüzül: Askerin iasesi için hazırlanan erzak anlamına gelen Nüzül; askeri birliklerin gıda ihtiyacı için yörelerden un, arpa vb. ayni olarak alınan bir vergidir. Sürsat, Bedel-i Sürsat: Sürsat, reayânın gerektiginde askerî birliklere yem, yiyecek maddesi ve yakacagı, belirlenen bir fiyat üzerinden A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 6 saglamasıdır. Bu maddelerin baslıcaları arpa, saman, un, koyun eti, bal ve odundur. Hukuken sözlesmeye dayanan bir yükümlülük olan sürsat, askeri birliklerin geçtigi yollar veya konakladıgı yerlere yakın bölgelerden ayni olarak, uzak bölgelerden ise nakdi olarak alınmıstır. _stira Zahiresi: Devlet kamu ambarlarına hububat depolamak, cepheye giden veya cepheden dönen orduların iaselerini karsılamak için bazen nüzül ve sürsat yerine istiraya basvurmustur. Yani halk, devletin tespit etmis ettigi fiyatlarla, belirli miktarda erzak teslim etmege zorunlu kılınmıstır. 7- Maktu Vergiler Ösür gibi mahsulden ayni olarak alınan vergilere karsın, maktu (kesilmis/bölünmüs) vergilerin miktarı önceden belirlenmis ve sabit olup ürünün veya yapılan isin az ve çok olması vergi oranını degistirmemekteydi. Bu gruba giren vergi ve resimler, ayni olarak tahsili mümkün olmayan hususlar için geçerliydi. Örnegin; genellikle bag ve bahçelerin ürünleri maktu olarak vergilendirilmistir. Bunun nedeni meyve ve sebze, hububat gibi dayanıklı mal degildir. Ayrıca koyun, keçi gibi hayvanlar ile degirmen, bezirhane vs. gibi isletmelerden de maktuiyyet üzere yani nakit olarak vergi alınmaktaydı. Resm-i âsiyâb degirmenin yılda kaç ay çalıstıgına göre degismekte genellikle, her ay için 5 akça vergi ödenmekteydi (Ünal, 2002:168). 8- Arızi Vergiler Miktarı sabit olmayıp, kaynagı belirsiz olan vergi ve resimlere arızi vergiler denilmektedir. Bu resimlerin tasarruf hakkı tımarın statüsüne göre degismekteydi. Ancak serbest tımar sahipleri bunların tamamını tasarruf edebilmekte, serbest olmayan tımar sahipleri sadece yarısını alabilmekteydi. Diger yarısını ise subası ve sancakbeyleri almaktaydı. Arızi vergiler sunlardır (Ünal, 2002:169): Bâd-ı Heva: Evlenen kız ve dul kadınlardan alınan resm-i arûs, cürmi cinayet, niyâbet, resm-i tapı, resm-i zemin, yave, abd-i abık, kenizek, tütün resmi, adet-i destbâni vs. gibi adlar altında da tahsil edilen vergilerdir. Bugün kullandıgımız bedava kelimesi, nereden geldigi belli olmayan anlamındaki bad-ı heva’dan gelmektedir. Cerâim-i Hayvanât: Bu resim herhangi bir sahsın atı veya sıgırı baskasının ekinine girip zarar verdigi takdirde hayvan sahibinden alınırdı. Resm-i Arûs: Serbest tımarlarda sipahinin nikahlanan genç kız veya dul kadınlardan aldıgı resimdir. Tapu Resmi: Mülkiyeti devlete ait araziden çiftlik tasarruf eden reayanın, bir defaya mahsus olmak üzere sipahiye resm-i tapu adı altında ödedigi resimdir. Cürüm ve Cinayet Resmi: Osmanlı ceza hukukuna göre suçlular isledikleri suçun cezasına ve zenginlik derecesine göre para cezası ödemeye mahkum edilirlerdi. Kadı’nın hükmünden sonra serbest tımar sahipleri ya da subası ve sancakbeyleri cürüm ve cinayet resmi alırlardı. Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 7 B- Osmanlı Mali Sisteminin Genel Degerlendirilmesi 17. yüzyılın ikinci yarısından sonra Osmanlı maliyecilerinin daha önce karsılasmadıkları bir tarzda “kronik bütçe açıkları” meydana gelmeye baslamıstır. Aziz Efendi’nin bu dönemde yasanan mali sorunların nedenleri ve çözümlerine iliskin olarak padisaha sundugu Islahat Teklifi’nde “III. Murad zamanından (1574-1595) beri vezir sayısının kanunda belirtilen sayıyı astıgı, defterde muayyen hasları olmayan bu vezirlere havass-ı hümayun (padisah hasları) dan gelir tahsis edildigi, vezirlerin de bu gelirleri iltizam yoluyla kapıkullarına verdikleri, mültezimlerinse –iltizamı ellerinde bulundurdukları sene içinde ödedikleri kira bedelini kat kat çıkarmak istemeleri yüzünden- reayanın yoksullastıgını” belirtir. Bu durum fasit bir daire halini almıs, padisah hasları hem ekonomik hem de askeri açıdan verimsiz kullanıma terkedilmistir. IV. Murad’ın vezirlerin islerini de yoluna koydugunu belirten Aziz Efendi, sultanın vezir sayısını da azaltması beklenirken tersini yaparak zaten fazla olan vezir sayısın 8’den 11’e çıkarmasını da elestirmektedir” (Öz, 1997:80). Bütçe açıklarının en önemli nedenleri: “Devletin siyasal gücünün gerilemesinin sonucu olarak tasrada vergi toplama ve bu gelirlerin merkeze aktarılması sürecinde ortaya çıkan güçlükler4 (Pamuk, 2000: 149)”, “savas tekniklerinin degisimi sonucunda savunma harcamalarındaki artıs5”, “tımar6 ve vakıfların7 vergi gelirlerine daha çok el koyması8” ve “sıvıs yılı*” uygulamasıdır. Asagıdaki tabloda 1523-1696 yılları arasındaki bütçe gelir ve giderleri yer almaktadır. Tablodan da görüldügü gibi artan kamu giderleri karsısında bütçe gelirleri yetersiz kalmıs ve bütçe açıkları sürekli olarak artmıstır. Tablo : 1523-1696 Yılları Arası Osmanlı Bütçeleri Yıllar Endeks Gelirler (akçe) Giderler Bütçe Açıkları Nominal Reel Nominal Reel Nominal Reel 1523-4 100 116.888.385 116.888.385 118.783.849 118.783.849 -1.895.464 -1.895.464 1565-6 100 183.088.000 183.088.000 189.657.000 189.657.000 -6.569.000 -6.569.000 1566-7 93 348.544.150 324.703.730 221.532.453 206.379.630 127.011.697 118.324.100 1592-3 53 293.400.000 154.173.020 363.400.000 190.894.020 -70.000.000 -36.721.000 1608 44 503.691.446 225.530.870 599.191.446 264.723.370 -95.500.000 -39.192.500 1654 42 537.356.433 225.635.960 658.358.459 276.444.770 -121.002.026 -50.808.810 1666-7 35 553.429.229 194.530.370 631.861.656 222.099.360 -78.432.427 -27.568.990 1687-8 35 700.357.065 246.175.500 901.003.350 316.702.670 -200.646.285 -70.527.170 1691-2 26 818.188.665 210.274.480 929.173.910 238.979.690 -110.985.245 -28.705.210 1696-7 26 938.672.901 241.238.930 1.096.178.240 281.717.790 -157.505.339 -40.478.860 Kaynak: (Tabakoglu,1985:17). Kamu harcamalarının ve artan savas harcamalarının finansmanı için, önceki yıllarda olaganüstü dönemlerde toplanan Avarız9 türü vergiler, bu dönemde sürekli olarak toplanmaya baslanmıstır. Bütçe açıklarını gidermede zaman zaman tagsislere de basvurulmustur. Tagsis islemi sayesinde, bir yandan dolasımdaki para miktarı arttırılmıs, bir yandan da devlete ödemelerinde A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 8 kullanabilecegi yeni bir fon olusturulmustur. 1585 tagsisi sonrasında bütçe açıklarını kapatmak için basvurulan tagsisler ve iç borçlanmalar, birer istisna olmaktan çıkıp, neredeyse kural haline gelmistir. Merkezi devletin süreklilik kazanan mali bunalımları asmak için basvurdugu önlemler ise, hem çesitli kesimlerin siyasal tepkilerine yol açmıs hem de Osmanlı ekonomisi üzerinde önemli sonuçlara yol açmıstır (Pamuk, 1999:138-146). II-CELAL_ AYAKLANMALARI NEDENLER_ VE SONUÇLARI Maliye teorisyenleri ve uygulamacıları hem vergi gelirlerini arttırmak hem de mükelleflerin vergiye karsı tepkilerini azaltmak/engellemek için sürekli arayıslar içinde olmuslardır. Kimlerin vergi dısı bırakılacagını ve kimlerin ne ölçüde vergi vereceklerini adil bir biçimde belirlemek vergiciligin en zor alanlarından birisidir. Dolayısıyla vergilemenin adil olup olmadıgı üzerindeki karsılıklı tartısmalar insanlık tarihinde devleti idare edenler ile idare edilenler arasında süregelen çekisme konularından birisini olusturmus/olusturmaktadır. Bu durum zaman zaman halk-devlet iliskilerini olumsuz yönde etkileyerek ülkeleri toplumsal bunalımlara sürüklemistir. Romalıların, kendilerine her seyin mesru oldugunu sanan vergi memurlarının kural dısı davranıslarına karsı ayaklanmaları, _mparatorlugun gitgide zayıflamasına yol açmıstır. Montesquieu’nun “Ancak zayıflamakta olan devletlerde daha çok haraca (vergiye) ihtiyaç duyulur ve o suretle ki yükler, onu daha az tasıyacak durumda oldukça artırılmak zorunda kalınır” seklinde belirttigi gibi, Roma’nın zayıflaması, haksız/yanlıs vergi uygulamaları nedeniyle gittikçe artarken, mali sorunlara çözüm bulmak için vergiler daha da agırlastırılmıs ve Roma, savasın sonunda Barbarlar tarafından istila edilmistir (Launfenburger, 1967:285). Avrupa ülkeleri hem pagan dönemlerinde hem de hıristiyan olduktan sonra vergi ödememek için sürekli direnis göstermislerdir. Bu direnisin temelinde idare edenlerle idare edilenlerin aynı ırktan olmayısları asıl etkenlerden birisidir. Roma Egemenligi ve Hun ve Cermen istilalarında, Avrupa’nın yerli halkı, yabancıların savas harcamalarını karsılarken, kendilerine zulmedenlerin güçlerini, emekleri ve gelirleri yoluyla arttırmak zorunda kalmıs oldukları için hissen ve düsünce olarak vergi ödemeye karsı durmuslardır. Avrupa’da oldukça düzenli devletler kurulduktan sonra da bu direnis devam etmis; derebeylik dönemlerinde senyör ile serf ve tebaa ayrı soydan oldugundan dolayı birbirleriyle çatısmıslardır. Çünkü senyörler için “tebaa adi, asagılık ve itaatla yükümlü bir yaratıktır”. Buna mukabil tebaa için de efendi, gaddar ve zalim bir beladır. Kendisini sömüren ve küçük gören bir yabancıdır. Soya dayanan bu hislere dayanan vergileme Avrupa Devletlerinin en önemli sorunlarından birisi olmustur. Bu sorunun çözümü için uzun mücadeleler yapılmıs, bu süreçte vergileme yetkisine sahip meclisler kurulmasını saglamıstır. Bu meclisler vergileme tartısmaları sonunda günümüzde parlamentolar gelismesine neden olmustur (Tugcu, 1972:10). _ngiltere’de Yüz Yıl Savasları’ndan sonra vergilerin arttırılması, rahipler ve asiller sınıfının toplumdaki egitici ve askerlik görevleri dolayısıyla vergiden muaf tutulmaları burjuva ve köylü sınıfının üzerinde büyük baskılara yol açmıstır. _ngiltere’de Büyük Özgürlük Fermanı’ndan (1215) baslayarak, Haklar Bildirgesi Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 9 (1688) biçiminde devam eden gelismeler, kralın bazı vergileme yetkilerinin parlamentoya devredilmesiyle sonuçlanmıstır. _ngiltere’de siyasal iktidarın vergilendirme gücünün sınırlandırılması 17. yüzyılda, Kara Avrupası’nda ise 18. ve 19. yüzyıllarda gerçeklestirilebilmistir. 1789 Fransız Devrimi’nin önemli nedenlerinden birisi keyfi vergiler konulması olmustur. Devrimden sonra ilan edilen _nsan ve Vatandas Hakları Demeci’nde vergilemede esitlik ve genellik ilkeleri ile vergilerin yasallıgı ilkesi hükme baglanmıstır (Öncel vdg,1992:8). Amerikan ayaklanmasının nedenleri arasında da agır ve adil olmayan vergiler ilk sırada yer almıstır. Osmanlı Anadolu’su 16. yüzyıl ve 17. yüzyılda, nüfus yapısını bile önemli ölçüde degistiren Celali Ayaklanmaları’na sahne olmustur. Celali Ayaklanmaları, vergilerin yükü altında ezilenler, toprakları ellerinden alınmıs eski sipahiler, topraksız köylüler, geçim sıkıntısı çekenler v.b. grupların çıkardıkları Anadolu’daki en büyük isyan hareketlerindendir. 16. ve 17. yüzyıllarda Anadolu halkının tepkisinin genel adı olarak kabul edilen “Celali Ayaklanmaları”nın önemli nedenlerinin basında isyancı liderlerden daha önce devlet tarafından tanınan mali rantların geri alınması ve köylülerin bazı yöneticilerin baskıcı sömürülerine tepkileri gelmektedir. 17. yüzyılda yasanan mali kriz Osmanlı Devleti’nin mali sistemini derinden etkilemistir. Mali sistemde olusan bu mali sorunlara çözüm süreciyle birlikte söz konusu durumdan kendi çıkarları için rant arayısı pesinde kosan bir takım kisiler ve gruplar ortaya çıkmıstır. A-1509-1590 Döneminde Yasanan Celali Ayaklanmaları Bu dönemdeki ayaklanmaların baslıca nedenleri: “mezhep çatısmaları, merkezi yönetim ile Anadolu’daki Türkmenler arasında yasanan sorunlar, _ran’ın dıs politikası, tımar sahiplerinin tımarlarının ellerinden alınması, sürekli artan vergi yükü ve sömürüdür” (Avcıoglu, 1987:58-65; Akdag, 1999:119-150; Sümer, 1980:160-175). Bu dönemdeki ayaklanmaların baslangıcı olarak Sah Kulu Ayaklanması’nı (1509-1510) kabul edebiliriz. Tımarları kendilerinden alınarak haksızca baskalarına verilen ve içlerinde çogunlugunun Teke _li'nden (Antalya) olanların olusturdugu sipahiler ve bölgedeki Türkmenler mezhep çatısmalarının etkisiyle Sah Kulu Ayaklanması’nı çıkarmıslardır. Seyh Celâl Ayaklanması’nda (1517) Seyh Celal "yoksul insanların, topraksız köylülerin, agır vergiler altında ezilenlerin hayatını düzeltmek, onlara mutluluk getirmek için" yaklasık 20 bin kisiyi toplamıstır. Bu ayaklanmaya katılanlara Osmanlı yöneticileri tarafından "Celâli" adı verilmis ve bu tarihten sonra da Osmanlılar, bu terimi ne türden olursa olsun bütün ayaklanmalar için kullanmıslardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçtikten sonra mali bunalıma engel olmak için "arazi tahriri"ni yenilemek suretiyle, hazine gelirini arttırmaya yönelik hareketleri ülke çapında halkın tepkisine neden olmustur. Bunun nedeni hem tımarlı sipahilerin hem de çiftçilerin (raiyyetin) arazi yazım sonuçlarından etkilenecek olmalarıydı. _l yazıcılarının sipahilerin beratlarında kayıtlı yerlerden "ifrazlar" bularak hazineye geri alacakları tarlaların dönümlerini fazla göstererek de çiftçilerin vergi yükünü agırlastıracakları söylentileri halkın hosnutsuzlugunu A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 10 arttırarak aniden genis isyanların çıkmasına yol açmıstır (1525-1527). Ayaklanma _lyazıcı Kadı Muslihiddin'in arazi vergilerini arttırmasına karsı yapılan itirazlarda, kimi Bozok Türkmen ileri gelenlerine "sakallarını kestirmek" gibi Türkmenler tarafından kendilerine hakaret olarak nitelendirilen cezalar vermesi nedeniyle baslamıstır. Olaylar kısa zamanda Sivas, Yesilırmak çevresi, Maras, Adana, Tarsus ve _çel bölgelerine yayılmıstır (Akdag, 1999:119). Celali Ayaklanmaları’nı dönemin tarihçisi Peçevi [Yıl 932-(1525-56)] “Dinin koruyucusu saadetli padisah, muzaffer _slam askeri ile bir süre kafir ülkelerini talan ve yakıp yıkma isleriyle ugrasırken Bozok Türkmenleri’nden adları geçen eskıya ayaklanıp önce o bölgede görevli olan Muslihüddin adındaki kadıyı, bunun katibi Mehmet'i ve Hersekzade Ahmet Pasa'nın oglu Sancakbeyi Mustafa Bey'i öldürdüler. Sivas Vilayeti’ne saldırarak, reayanın mal ve yiyecegini yagmaya ve yakıp yıkmaya basladılar” seklinde açıklarken ayaklanmanın nedenini Ali Efendi ise: “Adı geçen Sülün'ün tasarrufunda olan mezraaya iki yüz akçe vergi yazarlar. Her ne kadar o bu paradan yüz akçesinin bagıslanmasını ve yalnız ve yalnız yüzünün alınmasını rica ederse de dinlemezler. Sülünoglu ise isteginde direnir. En sonunda öfkelenen görevliler, Sülünoglu'nun adamlarından birini saklayıp uzun sakalını keserler ve iskence ederler. Rica ve yakarmaları kabul olunmadıgından gayri böyle bir ihanete de ugrarlar. _ste bu yüzden ayaklanıp kendilerine baglanıp katılmayanları öldürürler ve mallarını yagma ederler” seklinde anlatmaktadır (Baykal, 1999:122-123). Ayaklanmalar birbirini takip etmis; Çukurova Bölgesi’nde Domuzoglan, Bagçe Bey ve Mustafa oglu Veli Halife ayrı ayrı isyanlar çıkarmıslarsa da bunlardan en önemlisi Kalender Çelebi'nin _syanı (1528)’dır. Bu ayaklanmanın diger ayaklanmalardan daha büyük ve siddetli olması nedeniyle, ayaklanmayı bastırmak için bizzat Vezir-i Azam _brahim Pasa tarafından bir ordu harekete geçmis, fakat Kalender Çelebi tarafından agır bir bozguna ugratılmıstır. Ancak, ayaklanmanın asıl nedenini arastırarak Kalender Çelebi'nin etrafına toplanan kisilerin çogunun, dirlikleri kesilmis sipahilerin oldugunu tespit etmesi üzerine _brahim Pasa dirlikleri ellerinden alınan beyleri çagırarak dirliklerinin geri verilecegini taahhüt etmis ve bunun üzerine bu kisiler Kalender Çelebi'nin yanından ayrılmıslar, 300-500 kisi ile kalan Kalender Çelebi de kolayca maglup edilerek ayaklanma sona erdirilmistir (Sümer, 1980:172). B-1593 Sonrasında Yasanan Celali Ayaklanmaları Bu dönemdeki ayaklanmalar, 1593'te baslayan Avusturya seferinin uzaması sonucu olan büyük Celâli Ayaklanmaları’dır. Bu ayaklanmaların basında çogu kapıkulu ordusunun atlı birliklerinde vazife gören veya beylerbeyi ve sancak beylerinin emrinde bölükbasılık, çavusluk, subasılık gibi hizmetlerde bulunan küçük rütbeli Anadolu Türkleri’dir (Sümer, 1980:186). 1598 yılında Karayazıcı Abdülhalim Bey (1598); sekbanlık, bölükbasılık, kale muhafızlıgı yapan ve hatta Celali eskıyalarıyla mücadele eden birliklerin basında kumandanlık yapan bir kisi olup, kendisine bu hizmetlerinden dolayı sancakbeyligi verilmistir. Ancak kaymakamlıga bir baska bey atanınca isyan etmistir. Gerek Karayazıcı'nın kendi kisiliginde ve gerekse köylü olsun, asker Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 11 olsun, ayaklamaya katılanların ortak yönü, dirliklerinin kesilmesini önlemek ve vergi yükü artısına tepki göstermektir (Yetkin, 1984:134-145). Kalenderoglu (1607), Muslu Çavus (1607), Yusuf Pasa (1607), Cennetoglu (1625), _lyas Pasa (1627) ve Karahaydaroglu (1647) yıllarında dirliklerinin ellerinden alınması veya yerel idarecilerin halka karsı yaptıkları zulümlerden dolayı ayaklanan diger celaliler olmuslardır (Uluçay, 1944: 22-40). C-Sipahilerin Ayaklanmalara Katılma Nedenleri Celali Ayaklanmaları’nın katılımcılarına bakıldıgında, yeni mali düzenlemelerden ve özellikle de Anadolu’da meydana gelen bir çok sosyal ve dogal olaydan etkilenen önemli bir sipahi (tımarlı) kesimin varlıgı görülmektedir. Bu kesimin ayaklanma nedenleri ise söyle sıralayabilir: i. Sipahilerin Savaslardan Kaçması ve Tımarlarının Merkezi Yönetim Tarafından Ellerinden Alınması: III. Mehmed'in saltanatının en büyük savası olarak gördügü, zaferle sonuçlanan Haçova Savası’nın (1596) sonunda Cagalazede Sinan Pasa, ordudaki disiplini korumak amacıyla, savastan kaçanları tespit etmek için bir yoklama yaptırmıstır. Bu yoklamada bulunmayanlar "firari" sayılmıs, tüm mal ve mülklerine devlet tarafından el konulmustur. Bu karar yalnız Haçova'da savas alanından kaçanları degil, orduya hiç katılmayan sipahileri de etkilemistir. Firari Defteri'nde yalnızca 2000-4000 akçe ile 20,000- 50,000 akçe getiren dirlik sahiplerinin adı da yer almıs ve 30.000 sipahinin tımarları ellerinden alınmıstır. Askeri sınıftan binlerce kisinin isyan etmesinde bu eylem etkili olmustur (Griswold, 2000: 16). ii. Vergilerin _ltizam Yöntemiyle Toplanması ve Yöntemin Yaygınlasması: Savas teknolojisindeki degisiklikler nedeniyle, merkezde daha büyük ve daimi ordular olusturma geregi ortaya çıkınca, tımar düzeni hem askeri hem de mali önemini yitirmeye baslamıstır. Böylece devletin tarımsal artıgın daha büyük bir bölümünü merkezde toplaması yönündeki baskılar da artmıstır. 16. yüzyılın sonlarına dogru devlet, tımar düzenini terk ederek iltizama geçmeye baslamıstır*. Mukataa adı verilen birimlerden belirli süreler için vergi toplama imtiyazı müzayede yoluyla satılmaya baslanmıstır. Tımar düzeninde sipahilerin vergi olarak toplanan ürünlerin nakde çevrilmesi görevini, mültezimler veya onların yerel temsilcileri üstleniyordu. _ltizam sistemine geçilmesiyle birlikte sipahi tarafından nakit olarak toplanan çift resmi gibi vergilerin de terk edilmesi, sipahilerin geçimlerini saglamalarını zorlastırmıstır (Pamuk, 2000: 94). iii. Sipahi Gelirlerinin Enflasyon Nedeniyle Reel Olarak Azalması: Celali Ayaklanmaları sırasında yasanan enflasyon ve köylülerin büyük göçü (kaçgunu), sipahilerin gelirini düsürmüstür. (Faroqhi, 2003:301). 16. yüzyılda fiyatlar artmaya baslayınca, para A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 12 olarak toplanan vergilerin gerçek degeri erozyona ugramıstır11. Bu durumda merkezi devlet, söz konusu vergilerin bir bölümünün miktarlarını sık sık arttırmaya çalısmıstır. Ancak Avrupa’da oldugu gibi Osmanlı Devleti’nde de bu çabalar enflasyon karsısında yetersiz kalmıstır. 1585 yılındaki büyük tagsis sonrasında, devlet bu tür vergilerin miktarlarını yeniden saptamaya yönelmemistir. Böylece özellikle tımar düzeni çerçevesinde toplanan sabit miktarlı vergilerin önemi azalmıstır. Fiyat Devrimi’nin etkisiyle sipahilerin tarımsal üreticilerden nakit olarak topladıkları çift resmi gibi vergiler erozyona ugramıs, sipahiler güç duruma düsmüslerdir. Giderek yoksullasmaya, savas sırasında orduya katılmamaya ya da asker göndermemeye ve yüzyılın sonlarına dogru da kimi sipahiler tımarlarını terk etmeye baslamıslardır. Enflasyon karsısında, akçe üzerinden toplanan bu vergilerin düzeyinin yükseltilmesi gerekiyordu. Oysa merkezi devlet, sipahilerin topladıgı vergilerden vazgeçerek, onların yerine kırsal nüfustan avarız-ı divaniye ve tekalif-i örfiye diye anılan olaganüstü vergileri toplamaya baslamıstır. Bu tercih, sipahileri ve onların öncülük ettigi tasra ordusunu büyük bir sekilde etkilemistir (Pamuk, 2000: 140). 17. yüzyılın ortalarında, florinin 40 akçe ettigi bir dönemde tespit edilen olagan vergiler, florin 120 akçeye yükseldiginde de aynı kalmıstır. Böylece rantının asagı yukarı % 50 kadarını nakdi olarak alan sipahi, bir de topraklarının daralması sonucu, gelirinde önemli bir azalmayla karsılasmıstır (Yavi, 2002:70). 1 iv. Yerel Yöneticileri Merkezi Yönetimin Ataması: Merkezde vezirler v.b. üst yöneticilerle kapıkullarının ve yine tasrada ümeranın etkinliginin artması, bunların gelirlerini artırmak için vergilendirme düzeninde iltizam usulünün yaygınlastırılması, gelismelerin önemli bir boyutunu olusturmustur. Sultanların tasrayı etkili bir sekilde kontrol edebilmek için merkezden tayin edilen beylerbeylerine dayanmaları sonucunda, 16. yüzyıl sonlarına dogru tasra yönetiminde giderek artan bir biçimde, merkezde yetismis kisiler tasra kökenlilere göre etkinlik kazanmıstır (Öz, 1997:42). Fakat eyaletlerdeki memurların terfilerinin önünün kapanması ayaklanmaları tesvik etmis, ardından da merkezin kontrolü kaybetmesine yol açmıstır. Böylece, Osmanlı merkezi bürokrasisi Celali Ayaklanmaları’nın ciddi tesvikçilerinden birisi gibi davranmıstır. Ayrıca atama düzeyindeki merkezilesme, mali durumda söz konusu olan ademi merkezilesmeyle dengelenmistir. Gittikçe artan nakit para talebi merkezi yönetimin, eyalet valilerinin gelirlerini yavas yavas azaltmasına neden olmus, artık eyalet valilerinin gerekli fonları kendi inisiyatifleri dahilinde toplamaları bir siyasal manevra alanı saglamıstır (Faroqhi, 2002:98). Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 13 v. Yöneticilerin Çiftlik Kurma Egilimi: 17. yüzyılda Batı’da hububat ihtiyacının artısı ve fiyat hareketleri, Osmanlı üretim maddelerinin ticari niteliginin artmasına neden olmustur. Bu gelisim, bir yandan bugday çiftliklerinin bir yandan da hayvan yetistirme çiftliklerinin gelisimine yol açmıstır. Bunlardan bugday çiftlikleri genellikle devletin geleneksel bugday yetistiren ve daha çok Balkanlar’da yer alan ovalarında, hayvan üretme çiftlikleri ise daha ziyade _ç Anadolu’da ortaya çıkmıstır. Osmanlı Devleti’ndeki çiftliklesme egilimi küçük çiftliklerin birlestirilmesi yoluyla olusturuluyordu. Dolayısıyla çiftçiler mülklerini çesitli sekillerde kaybederken, sipahileri de dirliklerini yitiriyorlardı (Taner, 1996:46-47). vi. Çift-Hane* Sistemi’nin Çökmesi (Çift Resminin Kalkması): Çiftligin boyutları verimliligine göre altmıs ile yüz elli dönüm arasında degisiyordu.Tımarlar, tahrir defterlerinde kayıtlı oldukları halleriyle bölünemez ve degistirilemez birimler oldukları için, tımarlardan elde edilen gelirin sabitligini korumak amacıyla, çift-hane birimleri de bölünemez ve degistirilemez olarak korunuyordu. 17. yüzyıldaki degisimlere uyum saglamaya çalısan devlet, çift-hane birimlerinin bütünlügünü korumaya çalısıyor, köylü ise bu degisimlere ayak uydurabilmek için esneklik imkanları arıyordu. Merkezi yönetimin çifthane birimlerinin parçalanmasını istememesine ragmen, birimlerin gittikçe daha küçük parçalara bölünmüstür. Bu nedenle, alısıldık yekpare birimler yerine, “yarım çiftlik (nim-çift)”, yarım çiftlikten az olan “bennâk” denen çok küçük topraklara sahip kisilere giderek daha sık rastlanılmıstır. Bu egilim, çift-hane birimlerinin, nüfus baskısının ya da ekonomik sıkıntıların etkisiyle giderek daha fazla parçalandıgını göstermektedir. Bu, sadece köylülerin durumunun kötüye gittigini degil, aynı zamanda çift-hane birimini terk etme seçenegini benimsemeye baslayan kırsal toplumun dokusunun degismekte oldugunu da göstermektedir (Barkey, 1999:112-113). _ktisadi, mali ve sosyal olaylardan etkilenen halk, bir çözüm arayısı olarak Celali Ayaklanmaları’na katılmıstır. Ancak bu ayaklanmaların liderlerinin ayaklanma nedenleri incelendiginde amaçlarının, vergi toplama rantının kendilerinden alınmasını engelleme girisimleri oldugu görülmektedir. Örnegin; _ran Savasları’nın çıkmasıyla savasa gitmesi emredilen Kalenderoglu Mehmet Pasa, savasa katılmayı ret ettigi için, dirliklerinin kendisinden alınmıstır. Bu olay üzerine Pasa isyan etmistir. Yine savasta yenilginin sorumlusu olarak görülen Haleb Valisi Canbuladoglu Hüseyin Pasa idam edilmis, dirliklerinin alınması üzerine Hüseyin Pasa’nın kardesleri isyan etmistir (Uluçay, 1944:11-13). Celâli Ayaklanmaları’nın yasandıgı dönemlerde, Celaliler’in ortak özelliklerinin devlet memuru olması, amaçlarının sadece vergi toplamanın [rantının] merkezi hükümet tarafından geri alınmasına tepki olarak olustugunu ortaya koymaktadır (Akdag, A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 14 1999:45). Ayrıca ayaklanmaların sona erdirilme yönteminde de bu hipotezin dogrulugunu test edebiliyoruz. Çünkü Osmanlı Devleti yöneticileri, bu ayaklanmaların çogunu, isyancı liderlere eski görevlerini geri vererek sona erdirebilmislerdir (Karen,1999:233). Osmanlı tımar sistemi, 17. yüzyılın baslarında, çiftlik sisteminin ve sipahinin ortadan kalkmasıyla sona erdi. Anadolu köylülügü, yani üretici tabaka, 1596-1650 arasında kurulu düzeni büyük ölçüde sarsan, fakat toprakta devlet mülkiyetini etkilemeyen bir dizi isyanla yerlerinden edildi. _syanlar, çiftlik sistemine son vererek, 15. yüzyılın baslarında kurulmus olan denetim sistemlerini zayıflattı. _syanlara katılan köylüler homojen bir grup olarak faaliyette bulunmamıslar ve sınıf dayanısması sergilememislerdir. _syanlar, genellikle toprak ya da kendileri için yeni bir statü arayısında olmayan, fakat toprak üzerindeki devlet denetimi hala saglamken var olan göreli istikrar, nizam ve güvenligin geri gelmesini isteyen yerel yöneticiler ve dini önderler tarafından yönlendirildi. Devlet, sipahinin almakta oldugu payı kaldırarak ve devletin büyüyen merkezi ordu ve bürokrasiyi finanse etmesini saglayarak merkeze dogru olan gelir akısını kolaylastıracak yeni çalısma yöntemleri arayısında oldugundan statükoyu yeniden olusturmakla ilgilenmemistir (Karpat, 2001: 90). Padisah IV. Mehmed döneminde (1648-1687) artan mali sıkıntıları gidermek için tımar gelirlerinin % 50’si müsadere edilmis ve Kanuni Döneminde sayıları 200 bini bulan tımarlı sipahi ve cebeliler, 1768’de 20 bin kisiye düsmüstür. Tımar sisteminin bozulmasına paralel olarak, devlet otoritesi de gittikçe zayıflamıs ve yogunlasan siyasi ve ekonomik anarsi içinde sipahiler dirlik topraklarını kendi mülkleri gibi tasarruf etmeye baslamıs; topraktaki köylüleri ise kiracı ve yarıcı gibi çalıstırmaya baslamıslardır. Bu sekilde Osmanlı tımar sistemi bir nevi derebeylik haline gelmistir (Cin, 1985:65). Sipahilerin rantları ise Tımar sisteminin, Tanzimat Fermanı (1830) ile tüm ülkede uygulamadan tamamen kalkmasıyla sona ermistir. D-Yöneticilerin Mali Sömürüsüne Karsı Halkın Tepkisi: Ya _syan Ya Göç Celali Ayaklanmaları’nın yasandıgı dönemlerde Osmanlı Devleti’nde önemli bir nüfus artısı yasanmıstır. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçisini takip eden ilk on yıl (1520-1530) içinde bütün Osmanlı memleketlerini kapsayan tahrirlere göre, Osmanlı Devleti nüfusunun 11 milyon 357 bin12, yüzyıl sonuna dogru ise 30 milyon civarına ulastıgı tahmin edilmektedir (Barkan, 1953: 11). 16. yüzyılda Anadolu ve _stanbul bölgesinin nüfusunun 16. yüzyıl boyunca hızlı sayılabilecek bir artıstan sonra 5-6 milyondan 8-9 milyona kadar yükseldigi tahmin edilmektedir. Bu nüfus artısı, Anadolu’da topraksız ve issiz bir kalabalıgın olusmasına neden olmustur. Toprakların yetmemesi sonucu çift-bozan13 olan bu gruplar için yöneticilerin yanlarında (kolluk kuvveti, hizmetkar veya yöneticilere ait toprakları isleyen çiftçi olarak) “kapı halkı14” olmak tek çıkar yoldu. Bunların bazıları sınır kalelerine, azeb (askeri ordu)*, yeniçeri, donanmada; levent ve gönüllü de olabiliyorlardı. _s bulamayıp bosta kalanlar ise “garip-yigit” adları altında çogunlugu teskil ediyordu. Bunların bir kısmı medreselere giriyor, ancak Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 15 çogu istihdam edilmedikleri için imarethanelerin etrafında bası bos gruplar olusturuyorlardı (Arslan, 2001:108). Bu gruplar uzun süre is bulamadıkları zamanlarda ise eskıyalıga basvuruyorlardı. Ayaklanmalarda halkın yasamını etkileyen diger önemli olgulardan birisi de, bu dönemlerde yasanan kıtlıklardır. Sahillerden Avrupa'ya hububat kaçırılması, bu dönemde yasanan büyük göç nedeniyle, köylülerin çiftliklerini terk etmesi, çekirge/fare istilası, depremler ve kuraklıkların neden oldugu kıtlıklar, halkı yoksullastırıyor ve sosyal sorunlara neden oluyordu 15. Bireylerin gelirlerinin sürekli düsmesinin yanında, bu olumsuzluga bir de siyasal ve iktisadi en önemli kriz olarak yöneticilerin mali sömürüsü ve agır vergi yükleri eklenince halk ya eskıyalara katılıyor ya da bulundugu yerden göç ediyordu (Griswold, 2000: 11). Diger yandan savaslarda önemi azalan tımarlıların yerine, Cermen piyadesiyle basa çıkabilmek için Osmanlı ordusunda tüfek vb. atesli silahları kullanmayı bilen asker sayısının artması gerekiyordu. Çünkü tımarlı sipahilerin savaslarda eskisi kadar etkili olmadıgı görülmüstü. 16. yüzyılın sonlarında hükümet, Anadolulu keskin nisancıları yüzer kisilik sekban* ve sancak birlikleri halinde teskilâtlandırarak savaslarda kullanmaga basladı ve bu süreçte tımarlı sipahilerin ihmal edilmesi hız kazandı. Gerek askeri düzendeki degisiklikler, gerekse yeni veya agırlastırılmıs vergiler reayayı zor durumda bıraktıgı gibi, yeterli ücret alamayan veya savas sonrasında terhis edilen sekban ve sancak birliklerinin eskıyalıga basvurmaları da Anadolu'nun toplum yasantısını olumsuz etkilemistir. 16. yüzyıl sonlarıyla 17. yüzyıl baslarında özellikle Anadolu’yu kasıp kavuran ve pek çok köyün terkedilmesine yol açan Celali Ayaklanmaları’nda bu sekban-sarıca* topluluklarının etkin rol oynadıkları bilinmektedir. Yine bu süreçteki degisiklikler sonucu yoksullasan tımarlı sipahiler de Celali kadroları arasında yer almıslardır (Öz, 1997:47). Celali Ayaklanmaları’na halkın katılmasının diger nedenleri ise sunlardır: i-Asırı Vergi Yükü: 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde vergi mükellefleri, «çiftçi» (raiyyet) ve «sehirli» olmak üzere, iki sınıfa ayrılmaktaydı. Çiftçi sınıfından alınan baslıca vergiler toplam gelirlerin % 12,5-% 50’si düzeylerindeydi. Buna karsılık, “sehirli” vergi mükelleflerde, en çok %’10'dan baslayıp, vergi ödememe durumu da söz konusu olabiliyordu. Kiralık ev, dükkân, han, hamam gibi akarlar için ödenen vergi yok denecek kadar az ve nakit parası tamamen vergilendirme dısıydı (Akdag, 1999:201). Fakat 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyılın baslarında köylülerin tarım gelirlerinin düsmesi % 100 ve hatta % 300 oranlarında artırılan vergiler, Celaliler’in göç etmelerinin veya isyan etmelerinin temel nedeni olmustur. Söz konusu durum aynı zamanda tımar sisteminin etkinliginin azalmasının en önemli nedenlerinden birisidir (Sevinç, 1991: 361). _lk olarak 1590 ve 1608’de doruga ulasan, ama aralıklı olarak bütün 17. yüzyıl boyunca devam eden Anadolu’daki askeri ayaklanmaların yasandıgı dönemlerde halk tarafından yöneticilere A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 16 verilen dilekçelerde, asırı vergiler ile tasra yöneticilerinin baskılarından yogun bir sekilde sikayet edilmektedir (Faroqhi, 2003:309). ii-Yöneticilerin Kanundısı Topladıkları Paraların Halk Üzerindeki Olumsuz Etkisi: Beylere ve pasalara ayrılan resmi gelirler bunlara kisisel gelirler olarak degil, aynı zamanda kapı düzenlemeleri (yönetim islerinde kullandıgı yardımcı elemanların maas ve giderleri) için de verilmekteydi. Yani devlet; beyler, üst düzey subaylar gibi devlet yönetiminde etkili olan grupların (ümeranın) gelir seviyesinin ve dolayısıyla adamlarının çok olması, seferlerde ordunun gücünü arttırdıgı gibi, ümeranın çesitli görevlerini yerine getirebilmesi için de gerekli görülmekteydi. 16. yüzyıl ortalarına kadar ümera gelirleri yeterliyken, bu yüzyıl sonlarına dogru ümeranın mali gücünün zayıflaması kapıların küçülmesine neden olmustur. Devletin yardımlarının yeterli gelmedigi, ümeranın çesitli kanundısı yeni uygulamalar (bidatlar) ve salmalarla reayadan para ve mal toplamasının sürdügü, bu konuda çıkarılan ve tekrarlanan adaletname hükümlerinden de anlasılmaktadır16 (Kunt, 1978:105). Diger yandan Kanuni’nin son zamanlarında, tasradaki idarecilerin çogunun görevlerini belirli bir bedel ödeyerek satın almaları ve bu satın alma bedelini kısa bir süre için tayin edildikleri görev bölgelerinde mal ve vergi toplayarak çıkarmaya çalısmaları da halkın tepkisine neden olmustur. 1626-1627 yıllarına ait 90. nolu Mühimme Defteri’nde vatandaslardan gelen dilekçeler ve bunlara karsı verilen cevaplar (buyruldular) incelendiginde, halkın yöneticilerce mali sömürüye tutulduklarını görmekteyiz. Bu dilekçe ve buyruldulardan birkaç örnek asagıda verilmistir (Turhan, 1993:16, 35): “Balya kadısının _stanbul’a mektup gönderip, Akhisar hassının dagınık reayasından adı geçen kazaya baglı Ma’den ve diger köylerde yasayan bir takım kimselerin kendisine basvurarak ödemeleri lazım gelen bennak ve mücerred vergileriyle, adet-i agnamı (koyun vergisi) kanun ve defter geregince görevlilere ödemege razı oldukları halde, bu vergileri toplayanların bu miktarları almakla yetinmeyip, kanun ve defterlerdeki miktarlardan fazla adam basına bennak resmi olarak otuzar akça, ganem resmi olarak ise bir buçuk akçalarını aldıklarını, bununla da yetinmeyerek köylerin topraklarından elde ettikleri tahılın onda birini harman üzerinde ayni olarak almayıp daha sonra gelerek geçerli olan narhtan fazla onar akçalarını aldıklarını, ayrıca kanunla suç sayılacak bir davranısta bulundukları sabit olmadan ikiser üçer bin akçalarını alıp, at ve sıgırlarını sürdüklerini ve buna benzer daha bir çok Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 17 haksızlık ve yolsuzluklar yaptıklarını bildirip, bütün bunların önlenmesi için buyruk dilediklerini arz etmislerdir “. Bir baska dilekçe ve verilen buyruldu ise söyledir: Ber-vech-i arpalık Teke Sancagı’na mutasarrıf olan Vezir Osman Pasa’ya ve kadısına hüküm ki (Hicri: 1056): “Elmalı kazası kadısı Ali’nin vekiliyle (naibiyle) birlikte devre çıkıp köy köy gezerek hukuka aykırı sekilde her köyden “binamaz akçası”, “izin akçası” ve “tımar akçası” adı altında yirmiser otuzar gurus alıp, adı geçen kaza ahalisinin _stanbul’a adam gönderip durumu bildirmeleri ve haksız yere alınan akçaların geri alınması konusunda buyruk dilemeleri üzerine yazılmıstır. Teke Sancagı’na arpalık olarak elinde bulunduran Vezir Osman Pasa’ya ve kadısına gönderilen bir hüküm de, verilen emir dogrultusunda harekete geçip Kadı Ali’nin haksız olarak aldıgı akçaların sahiplerine geri verilmesi buyrulmaktadır “. iii-Angarya: Reaya yılda bir gün, ösürü sipahinin gösterdigi yere tasımakla yükümlüydü. Ayrıca, sipahinin evinin degil ama ahırının yapımını da reaya üstlenirdi. Eger sipahi örnegin komsu bir köyde oturuyorsa, köyü ziyarete geldiginde üç güne kadar agırlamak zorunluydu (Pamuk, 1999:54). Sipahilerin ve voyvodaların (Eflâk ve Bugdan beyleri) halkı kendi hizmetlerinde kullandıkları ya da onlardan kanunlarda yer almayan ek hizmetler istediklerine iliskin olarak 90 nolu mühimme defterinde halkın sikayet dilekçeleri yer almaktadır. Bu dilekçelerden birisinde söyle denilmektedir (Turhan, 1993:392): “Veziriazam Salip Pasa’nın hassına baglı köylerden (…) ve (…) adlı köylerin ahalisinin yazı ile bas vurup, voyvodalarının kendilerini, elde ettikleri tahılın ösrünü oldukça uzak Selanik’e götürmege zorladıgını, bu yetmezmis gibi inat edip almamak suretiyle üzerinde bırakarak daha sonra geçerli resmi fiyattan fazla akça istedigini, ayrıca da “kaftan-baha”, “bıçak akçası” adı altında çok miktarda paralarını bildirmeleri ve önlenmesi yolunda buyruk dilemeleri üzerine yazılmıstır. Egribuca kadısına gönderilen hükümde, ser’i serife aykırı olan ve kanuna uygun olmayan bu tür davranıslarla halkın incitilmemesi buyrulmustu”. Celali Ayaklanmaları Anadolu’da telafisinin giderilmesi mümkün olmayan derin sorunlara neden olmustur. Köylüler özellikle artan vergi yüklerini en azından geçici olarak hafifletmenin yolunu ise göç ederek bulmuslardır. (Faroqhi, 2003:302; _nalcık, 2000:69). Yagma ve tahriplerden etkilenen köylüler ve kasabalılar yerlerini terk ederek. çiftliklerden, köylerden surlarla çevrili kentlerin, ya da insanların kolayca ulasamadıgı dag baslarında güvenli ortamlara dogru bir büyük göç etmislerdir (Griswold, 2000: 39). Bu göç Anadolu’nun tüm alanlarında sarsıcı bir tesir göstermekle beraber, en fazla tahribat Sivas’tan A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 18 Kütahya ve Afyon’a kadar genis Orta Anadolu Bölgesi ve Çukurova’da olmustur (Sümer, 1980:190). Tablo : 16. ve 17. Yüzyıllarda Anadolu Sehirlerinin Nüfusları Sehir veya Kasaba 1520 Öncesi 1520-1530 1571-1580 1580 –Sonrası İstanbul 97.956 [1478] 400.000 700.000 700.000 Bursa — 34.930 70.686 64-65.000 Edirne — 22.335 30.140 — Amid (Diyarbekir) — 18.942[1541] 31.443 ---. Ankara — 14.872 29.007 --- Tokat 17.328 [1455] 8.354 13.282 21.219 Konya --- 6.127 15.356 ----. Sivas 3.396 5.560 16.846 .-- Manisa 6.500 18.000 20.000 Kaynak: (Karpat, 2000: 45; Hallaçoglu, 1998:104). 16. ve 17. yüzyıl boyunca süren Celali _syanları, uzun süren ve agır kayıplar verilen savaslar gibi nedenlerle özellikle genç nüfus azalmıs, dolayısıyla nüfus boslukları duraganlıgı ortaya çıkmıstır. Bu durum tarım arazilerinin ekiminin düsmesine neden olurken, tarımdan alınan vergi gelirlerinin azalmasına ve tımar sisteminin etkinsizlesmesine yol açmıstır. Diger yandan ayaklanmaların yasandıgı dönemlerde özellikle _stanbul nüfusunda önemli artıslar olmustur. _stanbul’da yasayan vatandasların daha az ya ya da tamamen vergileme dısında tutulması vergi kayıplarına neden olmustur (Aktepe, 1958:1; Faroqhi, 2000:327). 16. yüzyıl sonlarından itibaren baslayan ve 17. ve 18. yüzyıllarda da devam eden ayaklanmalar halkın yerlerini terk etmesi bir çok ekili alan kullanılmaz duruma gelmesine yol açmıs ve zirai ürünlerin azalmasına neden olmustur (Hallaçoglu, 1997: 41). Bu durum, zirai ürünlerin elde edilmesine baglı olan vergi sistemi üzerinde olumsuz etkilere neden olurken, tımar sisteminin etkinligini yetirmesine neden olmustur. SONUÇ 16. ve 17. yüzyıllarda Anadolu halkının tepkisinin genel adı olarak kabul edilen “Celali Ayaklanmaları”nın önemli nedenlerinin basında isyancı liderlerden daha önce devlet tarafından tanınan mali rantların geri alınması ve köylülerin bazı yöneticilerin baskıcı sömürülerine tepkileri gelmektedir. Celali Ayaklanmalarını vergiye karsı bir baskaldırı hareketi olarak nitelendirmek güçtür. Çünkü ayaklanmacıların liderlerinin baskaldırı nedenleri, kaybettikleri rantlarını geri almaktı. Rantlarını tekrar geri elde ettiklerinde ise ayaklanmayı bir anda sona erdirmislerdir. Ayaklanmalara katılan büyük halk grupları ise liderlerinin kendilerini terk etmesi nedeniyle, ayaklanmayı kendiliginden sona erdiriyorlardı. Celali Ayaklanmaları Osmanlı Devleti üzerinde pek çok mali, ekonomik ve sosyal sonuça neden olmustur. Diger yandan halkın ayaklanmalara katılmasında en önemli faktör olan, olan mali sömürü sona ermemistir. Ancak ayaklanmalar sonucunda, Osmanlı Mali Sisteminin temelini olusturan Tımar Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 19 sisteminde çözülmelere neden olmustur. Özellikle sipahilerinde ordu içerisinde öneminin azalması, vergi toplamada iltizam ve malikane sistemlerini yaygınlasmıstır. Bu durum ise, 150-200 yıl boyunca iltizamları satın alarak servet sahibi olan ve bir rantiyer grubu olarak nitelendirebilecegimiz ayanların ortaya çıkmasına neden olmustur. _ltizamları ve malikane gelirlerini toplama görevini üstlenen mültezimler ve ayanlar halkı sömürmeyi sürdürmüslerdir. Halk ise bu sömürüye çesitli sekillerde zaman zaman tepki göstermistir. Örnegin, 1727-1728’de _zmir, 1730 Patrona Halil, 1764, Kıbrıs, Mısır, Akka, Mora, 1829 Atçalı Kel Mehmed, 1908 Erzurum Ayaklanmaları vb… Rant kollamanın sosyal maliyeti tarihin her döneminde devletin mesruiyetinin zayıflaması, israf, hırsızlık ve yagmacılık seklinde ortaya çıkmıstır/çıkmaya da devam etmektedir. 1 Hazine-i Amire'nin gelirleri esas itibariyle Kapukulu Ocakları adı verilen merkezdeki ordunun maaslarının ödenmesi, iasesi, barınması ve donanımında kullanılırdı. Bu giderler, gelirlerin yaklasık % 70'i düzeyindeydi. Gelirlerin geri kalanı ise sarayın masraflarına tahsis edilirdi. 2 Dirlik sisteminde tarım arazileri, “has, tımar ve zeamet” adı altında çesitli büyüklükteki bölümlere ayrılmıstır. Bu bölgelerin vergi hasılatı merkezdeki hazineye aktarılmamaktaydı. Bu gelirler kendi nam ve hesaplarına tahsil edilmek ve kullanılmak üzere, bir maas biçiminde devletin çesitli asker ve memurlarına mahallinde tahsis olunurdu. Bu sayede devlet, birçok resmi görevliye merkezi hazineden nakdi maas ödemekten ve böylece birçogu aynen tahsil edilen çesitli vergilerin merkeze tasınması ve nakde dönüstürülmesi gibi islemlerden de kurtuluyordu. 3 Ceb-i Hümâyun, _ç Hazine adı da verilen padisahların özel hazinesiydi. Bu hazine, kuskusuz padisahların güç ve otoritesinin en önemli dayanagıydı. Padisahlar bu kaynakları sahsi giderleri için istedikleri biçimde kullanırlardı (Uzunçarsılı, 1978:73). Devletin bazı önemli gelir kaynakları dogrudan dogruya bu hazineye tahsis edilmisti. 4 Vergi gelirlerinin, harcamaları karsılamasında yetersiz kalmasının bir diger nedeni de merkezi hazineye gönderilmesi gereken vergi tahsilatlarının _stanbul’a gelmemesidir. Bu dönemde yasanan Celali Ayaklanmaları nedeniyle köylülerin tarlalarını bırakıp yaylalara ve daglara kaçarak göçerlige dönmesi tarımsal üretimi ve vergi gelirlerini azaltmıstır (Pamuk, 2000: 149). Örnegin, Canbuladoglu Ali'nin Suriye'de baslattıgı isyan, merkezi hazineye gelen milyonlarca altının kesilmesine neden olmustu (Griswold, 2000:129). Söz konusu gelirlerin merkezi hazineye gönderilmedigi durumlarda ise, iç hazineden borçlanılmak zorunda kalınmıstır (Uzunçarsılı, 1978:84). 5 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyılın ortalarına gelindiginde tüfekçilere, keskin nisancılara ve hareket yetenegi olan piyadeye gereksinim duyulmaya baslanmıstır (Griswold, 2000: 10). Dolayısıyla Osmanlı ordusunda agırlık atesli silahlarla donatılmıs daimi merkez ordusuna kaydırılmıstır (Pamuk, 2000: 145). Bu gelisme sonucunda yeniçerilerin sayıları 1550'lerde 13 bin 1600'lerde 38 bin, 1650’lerde 55 bin, 1700’lü yıllarda ise 100 bin’e yükselirken bu askerlerin maliyetleri merkez hazinesinden karsılanmak zorunda kalınmıstır (Yetkin, 1984:145). 6 16.yüzyılda bir tımarı olan sipahilerin sayısı 27.868 kisi olarak tahmin edilirken tımar sisteminden yararlanan kisilerin sayıları yaklasık olarak 80 bin’i bulabilmekteydi. Anadolu ve Balkanlar'daki topraklarının % 50 ila % 70'nin tımar sistemine dahil oldugu gözönüne alındıgında bu sistemin önemi açıkça ortaya çıkmaktadır (Karpat, 2000: 25). 7 Osmanlı idaresinde devlet hizmetleri ile vakıf hizmetleri birbirine çok sıkı bir sekilde baglıydı. Bir çok durumda bu iki hizmet birbirine girmis durumdaydı. Sehir ve kasabaların suları, A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 20 köprüler, mezarlıklar, yollar, saglık hizmetleri, ögretim ve egitim isleri, sosyal yardımla ilgili hizmetler vakıf müesseseleri tarafından gerçeklestiriliyordu (Kurt, 1997:511). Bütçe gelirlerinin yetersiz kalmasında vakıfların merkezi hazineye gitmesi gereken vergi gelirlerini azaltıcı yönde etkisi de söz konusudur. Selçuklu rejiminde iktâ. Osmanlılarda "tımar" dedigimiz düzene giren "kamusal karakterlerine ragmen bütün topraklarda vakıf kurulmasına imkan saglanınca devlet hazinesinin en önemli gelir kaynagı olan "miri-beylik-devlet malı" arazisi, dirlik sahiplerinin kisisel mülkleri haline getirilmistir (Akdag, 1999:218). Dolayısıyla vakıfların artısı, merkezi idarenin vergi gelirlerine vakıflarca el konulmasına neden olmustur. 8 1527/1528 mali yıl bütçesine göre, devletin toplam vergi gelirleri 538 milyon akçedir. Bu gelirin 277 milyon akçesi merkezi hazine tarafından, geri kalan da çesitli tımar ve vakıf sahiplerince toplanmıs ve harcanılmıstır. Dolayısıyla merkezi yönetim tüm vergi gelirlerinin yüzde 51’ini denetleyebilmekteydi (Kıray, 1995:53). * Osmanlı Devleti’nde Hicri Yılı Takvimi kullanıyordu. Ancak bu takvim devlet islerinde çesitli sorunlara yol açtıgından 17. yüzyılda (1677'de) günes hareketleri dogrultusunda yılların hesaplandıgı Rumi Takvim de uygulanmaya baslanmıstır. _kili takvim uygulanması devlet maliyesi açısından zorluklara neden olmustur. Çünkü, Osmanlılar üretimle ilgili vergileri günes takvimine göre mart ayında topluyorlardı. Maaslar ise diger takvime göre, yani ay yılı hesaplamasıyla dagıtılıyordu. Her iki yıl arasında 11 gün fark vardı ve bu 33 yılda tam bir yıl ediyordu. Hicri yıl günes yılından 11 gün kısa oldugu için 34 yılda bir, hazine on iki aylık bir sürede sadece bir kez vergi toplayıp iki kez yıllık ödeme yapmak zorunda kalıyordu. Oysa 33. yılın harcamalarına karsılık olacak gelir yoktu (Özbilgen, 2003:655). Bu durum gelirler ve giderler açısından bütçede önemli dengesizlige neden olmustur. Bu sorunu çözmek için "Sıvıs (düsülen yıl)" adı verilen yıl farkını ortadan kaldırmak için 33 yılda bir gelen yılı yasamadan atlanması uygulanmasına geçilmistir. Bu uygulama takvim hesapları 26 Aralık 1926'da Miladi takvimin kabulüne kadar sürmüstür. 9 Avârız Vergisi: Osmanlı maliyesinde olagan dısı ve düzensiz (gayr-i mukarrer) vergiler, "avârız-ı divâniye", "tekâlif-i örfiye" veya kısaca "avârız" adı altında toplanmıstır. Geçmisi ne zamana uzanırsa uzansın ve ne amaçla konmus olursa olsun bu vergiler, savas masraflarının finansmanına yönelikti. Avârız vergileri, "avârızhâne" denen birimler üzerine tarhedilirdi. Muaf olanlar çıkarıldıktan sonra geri kalan köy ve mahalle nüfusu tespit edilip belirli sayıda gerçek hâne bir avârızhânesi sayılarak köyün veya mahallenin kaç avârızhânesi oldugu belirlenirdi. Böylece hâneler belirlendikten sonra yükümlüleri ister yerlesik isterse konar-göçer olsun bu vergiden bir bütün olarak sorumlu tutulurdu. Avârız akçesi olarak alınan bu maktû ve nakit vergi zaman içerisinde paranın deger kaybına baglı olarak arttırılmıstır. Önceleri savas harcamaları için toplanırken, sonraları her yıl düzenli olarak toplanan bir vergi hâlini almıstır. Nüzül, Bedel-i Nüzül Vergisi: Nüzül mükellefiyeti, Osmanlı ordusu sefere çıkarken konakladıgı menzillerde çogunlukla un ve arpa seklinde belirli miktar zahirenin saglanıp hazır hâle getirilmesidir. Kadılar, kazalardan istenen zahireyi görev alanlarına giren kent, kasaba, köy, mezra ve çiftliklere avârızhâne esası üzerinden tarh ve tahsil ederek menzillere teslim ederlerdi. Ayrıca, nakil masrafı da yükümlüler tarafından ödenirdi. Aynî olarak toplanması kural olan nüzül, özellikle ordunun iasesinin kolay oldugu hallerde, savas ile ilgili diger hizmetlere dönüstürülebilirdi. Bunlar çogunlukla ülkenin savas alanlarına yakın veya ordunun geçecegi yol üzerindeki konaklara komsu bölgeler için aynî, bu bölgelerin dısında kalan yerler için ise nakdî bir yükümlülük hâline geliyordu. Nüzül H. 1093/M. 1683 tarihinden sonra agır savas sartları altında sürekli ve düzenli olarak toplanan bir vergi haline gelmistir. Sürsat, Bedel-i Sürsat: Sürsat, reayânın gerektiginde askerî birliklere yem, yiyecek maddesi ve yakacagı, tespit edilen bir fiyat üzerinden saglamasıdır. Bu maddelerin baslıcaları arpa, saman, Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 21 un, koyun eti, bal ve odundur. Sürsat, hukuken sözlesmeye dayanan bir yükümlülüktür. (Avârız muafiyetinin dısında oldugu için avârızhânesine dayanmamaktaydı). Sürsat, askerî birliklerin geçtigi yollar veya konakladıgı yerlere en yakın bölgelerden aynî, uzak olan bölgelerden de nakdî olarak alınıyordu. H. 1103/M. 1693-1694 yılında bütün bölgelerden elde edilen ürünün miktarıyla orantılı olarak nakden toplanmasına karar verilmistir (Bknz. Devlet Arsivleri, 2004). * Dogrudan nakit olarak vergi toplamanın güçlügünden dolayı kronik bir nakit sorunu yasayan modern öncesi devletlerde iltizam sistemi yaygın bir uygulamaydı (Genç, 2000:103; Quataert, 2002:62). _ltizam sisteminde devlet, bir bölgenin, yıllık degeri devlet görevlilerince önceden belirlenmis vergileri toplama hakkını belirli bir zaman/yerde ihaleye çıkarır ve ihalede en yüksek teklifi verene verirdi. Vergi toplama ihalesini kazanan (mültezim) devlete ihale sırasında veya kısa bir süre sonra nakit ödemede bulunulurdu. Mültezim, devletin verdigi yetkiyle donatılmıs bir sekilde kendisine tahsis edilen bölgeye gider ve devletin askeri personeli esliginde vergileri toplardı. 17. yüzyılda giderek artan vergilerin iltizam yöntemiyle toplanması ise yeni bir mali sömürü sisteminin dogmasını ve bu sistemle beslenen yeni bir rant grubunun dogmasına neden olmustur (Pamuk, 2000: 95). _ltizam sisteminde, mültezim aldıgı ihaleyi mekan temelinde bölüp, ortaya çıkan hisseleri bu tür gelirleri daha iyi toplayabilmek ve kendisine karsı sorumlu olacak yerel alt-mültezimlere satabiliyordu. _ltizam hiyerarsisinin tepesinde artık payitahtın büyük servet sahibi bankerleri yer alıyordu. (_nalcık, 2000:105). Tımar sisteminin yerine geçen iltizam sistemi yeni bir rant grubunu olusturmanın yanı sıra; mültezimin vergi kaynagını ne kadar müddetle kontrolü altında tutabilecegini bilmemesi, mukataanın asırı ölçüde sömürülmesine yol açıyordu. Zira, bu belirsizlik karsısında mültezim, en kısa zamanda yatırımının karsılıgını vergi kaynagından çıkartmaya çalısıyordu. 11 16 yüzyılın sonlarına dogru bütün malların fiyatlarının artısında: _spanyolların Yeni Dünya'da ürettikleri gümüs miktarındaki artısla ortaya çıkan ve sıkça anılan "Avrupa Fiyat Devrimi"nin önemli bir etkisi vardır. Akdeniz çevresindeki nüfus artısına baglı olarak mal ve kaynaklara talepde artmıstır (Griswold, 2000:9). Avrupa sanayinin ve ticaretinin gelismesi Osmanlı ekonomisini önemli derecede etkilemistir. Avrupa’da gram gümüs cinsinden ifade edilen fiyatların 16 yüzyılın baslarından 17. yüzyılın ortalarına kadar % 100’den, hatta kimi ülkelerde % 200’den fazla artmıstır. Bu dönemde para birimleri tagsise ugrayan ülkelerde, toplam fiyat artısları % 600’e, 1609'da bugday ve koyun fiyatlarının 1520'deki fiyatlarının yirmi katına ulasmıstır. Aynı dönem boyunca, kumas, yag gibi baska malların fiyatları en azından bes katına çıkmıstır. Osmanlı’da yasanan enflasyon artısı, nüfus artısı, yabancı tüccarların faaliyetleri ve gümüs akısındaki artısın toplum için yıkıcı etkileri olmustur. Devlet hazineye akan gelir miktarını arttırmak için vergilendirme uygulamalarını degistirmeye mecbur olmus, akçenin degerini düsürünce maaslı çalısanların tepkisiyle karsılasmıstır. Toplumdaki tüccarların dısında çogu grup, fiyat artıslarından büyük zarar görmüs özellikle köylülerde yeni vergi toplama uygulamalarından ve iltizama geçilmesinden olumsuz etkilenmistir (Barkey, 1999:50-51). * Çift-hane birimi, "tarımsal üretimin, her birine birer çift ya çiftlik, bir baska deyisle, bir köylü hanesini geçindirmeye ve toprak sahibine (Devlete) "kira"yı ödemeye yetecek boyutlarda bir toprak parçası verilen addır. 12 1500-1570 yıllarını kapsayan Qsmanlı'nın altın çagında, Osmanlı kırsal nüfusunun ekonomik kaynaklara ciddi bir yük getirecek sekilde % 40, sehirli nüfusun da % 80 oranında arttıgı tahmin edilmektedir (Karpat, 2000: 42). 13 Çift-Bozan: Kendilerine tımar arazileri verilen çiftçilerin, çiftliklerini terk etmesi durumuna verilen ad olup bu kisiler yerlerini terk edebilmek için çift-bozan resmi öderlerdi. 14 Sultanın, Vezirlerin veya Eyaletlerdeki üst düzey yöneticilerinin, valiler gibi üst düzey yöneticilerin yanlarında onların kamu islerini yerine getiren memurlar, kolluk kuvveti, günlük konak hizmetlerini yerine hizmetkar veya yöneticilere ait çiftliklerde çalısanlar isçiler A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 22 yöneticilerin kapı halkı olarak nitelendirilir. Bir valinin kapı-kulu 2 bin-3 bin kisiden olasabilmekteydi (Göçek, 1999:96-100). * Osmanlı askeri teskilatında kara ve deniz hafif piyadeleri için kullanılan bir terim olup, Arapça'da bekar anlamına gelmektedir. Osmanlı'da azebler yeniçeri teskilatından önce kurulmus ve hafif okçu olarak orduya katılmıstır. 15 Mühimme Defterleri’ndeki kayıtlara göre 1578'de Halep, Musul, Sam, Beyrut, Van, Trablusgarp, Ege Adaları; 1580'de Anadolu, Ege Adaları Gümülcine; 1582'de Batum, Fatsa; 1583'te Sam, Ege Adaları, Halep; 1584'te Trablussam, Saruhan; 1585'te Sam, Harran Ege Adaları, Zülkadirli, Edirne, Tamısvar, Bursa, Berkofça, _nebahtı, Kırkkilise; 1586'da Trablusgarp, Eyalat-i Rum, Çorum; 1590'da Gence, Sam; 1591'de Trablusgarp, Üsküp; 1592'de Sam, Trablusgarp; 1609'da Kırım, Batum Vilayet-i Rum, Anadolu; 1611'de Anadolu; 1614'te Sam; 1615'te Zülkadirli; 1637'de Diyarbakır eyalet ve sancakları basta olmak üzere bütün imparatorlugu etkileyen kıtlıklar olmustur (Sevinç, 1991:349). * Osmanlılarda, sınır boylarında eyalet pasaları ve sancak beylerine baglı olarak görev yapan bir sınıf asker. * Osmanlı askeri yapısı içinde gönüllü yardımcı kuvvetlerden beylerbeyi tarafından olusturulan atlı askerlere “Sekban”, yaya olanlara “Sarıca” adı verilmektedir. 16 17. yüzyılda hatta enflasyonun etkisinin kat kat üstünde gelirler saglamalarında has ve saliyane dısında resmi tahsislerinin arttırılması, kapı mensuplarının devlet görevlerine girmeleri gibi devlet desteginin yanında adaletnamelerin önleyemedigi kanun dısı olarak ümeranın gücünü korumaya yönelik bu bidat ve salgınlara gittikçe daha fazla göz yummaya baslandıgı söylenebilir. Bu görüsü destekleyen iyi bir örnek 1630’larda asi _lyas Pasa’nın yakalanısı ve idamı hikayesidir. _lyas Pasa reayaya baskı yapmak ve merkezin emirlerini dinlememek suçlarından asi sayılmıs, kendisini yakalamak için, üzerine Küçük Ahmet Pasa kumandasında diger pasaların da katıldıgı bir ordu gönderilmistir. Bu ordu uzun süre çatısmadan sonra _lyas Pasa’yı yenmis ve _stanbul’a getirmistir. Dönemin padisahı IV. Murad’ın huzuruna çıkartılan _lyas Pasa’yı çok hiddetli olan sultan, _lyas Pasa’ya reayaya eziyetlerinden dolayı önce kızgınlıgını belirtmis sonra idam edilmesini istemistir. Daha sonra Küçük Ahmed Pasa’ya dönerek onun hakkında da reayadan sikayetler geldigini belirtmistir. Küçük Ahmed Pasa’nın savunmasında, _lyas Pasa üzerine yürürken asker toplayabilmek için yolda halktan para aldıgını, bütün bu parayı ve ayrıca kendi parasını da padisah hizmetini görebilmek için harcadıktan sonra üstelik bir sürü borcu kaldıgını söylemistir (Kunt, 1978:107). KAYNAKÇA AKDAG Mustafa (1970-1974). "Osmanlı Tarihinde Ayanlık Düzeni Devri", Ankara Ün. DCG Tarih Arastırma Enstitüsü Tarih Arastırma Dergisi, Cilt VIII,-XII, Sayı:14-23, Yıl:1970- 1974. AKDAG Mustafa (1999). Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası: Celâli _syanları, Ankara:Barıs Yayınları. AKDAG, Mustafa (1999). Türkiye'nin _ktisadi ve _çtimai Tarihi II (1453-1559), Ankara: Barıs Kitapevi. AKDOGAN, Orhan (2002). Osmanlıdan Günümüze Türk Toplum Yapısı, _stanbul: Çamlıca Yayınları. AKTAN, C. Can (2004). “Rant Kollamanın Asamaları”, <http://www.canaktan.org/dinahlak/ ahlak/rant-kollama/asamalar.htm>, (17.04.2004). AKTAN Çoskun CAN, D_LEY_C_ Dilek, SARAÇ Özgür (2002). Vergi, Zulüm ve _syan, Ankara: Phoenix Yayınevi. AKTEPE, Münir (1954). “XVIII. Asrın _lk Yarısında, _stanbul’un Meselelerine Dair Bazı Vesikalar”, _stanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Cilt: IX, Sayı:13, Eylül. AVCIOGLU, Dogan (1987). Türkiye'nin Düzeni (Dün-Bugün-Yarın), Birinci Kitap, _stanbul: Tekin Yayınevi. Yönetim ve Ekonomi 14/1 (2007) 1-24 23 BARKAN, Ö. Lütfi (1953). Tarihi Demografi Arastırmaları ve Osmanlı Tarihi, _stanbul:Yalçın Matbaası. BARKEY, Karen (1999). Eskiyalar ve Devlet (Osmanlı Tarzı Devlet Merkezilesmesi), (Çev: Zeynep Altıok), _stanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. BAYKAL, Bekir Sıtkı (1999). Peçevi Tarihi I, Ankara: T.C. Kültür Bakanlıgı Yayınları:467, Üçüncü Baskı. CEZAR Yavuz (1986). Osmanlı Maliyesinde Bunalım ve Degisim Dönemi: XVIII Yüzyıldan Tanzimat'a Mali Tarih, _stanbul: Alan Yayıncılık. C_N, Halil (1985). Osmanlı Toprak Düzeni ve Bu Düzenin Bozulması, _stanbul, Bogaziçi Yayınları. Ç_ZAKÇA, Murat (2000). “Osmanlı _mparatorlugu’nda _ç Borçlanmanın Evrimi: (XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıla)”, Yeni Türkiye Dergisi Osmanlı Özel Sayısı: Ekonomi ve Toplum, Sayı: 32, Yıl:6, Mart-Nisan. DEVLET ARS_VLER_ (2004). “Osmanlı Devlet Arsivi Rehberi, <http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/rehber_osm/085_28_mevkuf.htm>, (27.03.2004). DURSUN, Davut (1986). “Osmanlı Yönetim Sisteminde Tımar Kurumu ve Din Bürokrasisi Arasındaki _lisiler Üzerine”, Uludag Üniversitesi __BF Dergisi, Cit:VII, Sayı:1, Nisan. ERCAN, Yavuz (2001). Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler: Kurulustan Tanzimat’a Kadar Sosyal, Ekonomik ve Hukuki Durumları, Ankara: Turhan Kitabevi Yayınları. ERTAS, Ne’set (1947). “Osmanlı _mparatorlugunda Reayadan Alınan Vergi ve Resimler”, Ankara Üniversitesi D.T.C.F Dergisi, Cilt: V, Sayı:5. ES Mecit (1989). Tarihsel Bir Bakısla Klasik Osmanlı Maliyesi, Kütahya:T.C. Anadolu Üniversitesi Egitim, Saglık ve Bilimsel Arastırma Vakfı Yayınları No:81. FAROQHI, Suraiya (2003): “Osmanlı Vergi Mükelleflerinin Siyasal Etkinlikleri ve Saltanatın Mesrulastırılması Sorunu (1570-1650)”, Osmanlı Dünyasında Üretmek, Pazarlamak, Yasamak, (Çev: Gül Çagalı Güven-Özgür Türesay), _stanbul: Yapı Kredi Yayınları. G_RAY, Filiz (2001). Maliye Tarihi, Bursa: Ezgi Yayınları. GÖÇEK, Fatma Müge (1999). Burjuvazinin Yükselisi _mparatorlugun Çöküsü: Osmanlı Batılılasması ve Toplumsal Degisme, (Çev: _brahim YILDIZ), Ankara: Ayraç Yayınevi. GR_SWOLD, William J (2000). Anadolu'da Büyük _syan: 1591-1611, _stanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. GÜÇER, Lütfi (1964). XVI-XVII Osmanlı _mparatorlugunda Hububat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler, _stanbul: _stanbul Üniversitesi Yayınları, _ktisat Fakültesi No:1075/152. HALLAÇOGLU, Yusuf (1997). XIII. Yüzyılda Osmanlı _mparatorlugu'nun _skan Siyaseti ve Asiretlerin Yerlestirilmesi, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları VII Dizi, Sayı:92, 3.Baskı. HALLAÇOGLU, Yusuf (1998). XIV-XVII Yüzyıllarda Osmanlı Devlet Teskilatı ve Sosyal Yapı, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. _NALCIK, Halil (1959). "Osmanlılar'da Raiyyet Rüsûmu", Belleten, Cilt XXIII, Sayı:89- 92. _NALCIK, Halil (1998). “Çiftliklerin Dogusu: Devlet, Toprak Sahipleri ve Kiracılar”, (Editörler: Çaglar KEYDER, Faruk TABAK; Çev: Zeynep ALTOK), Osmanlı Toprak Mülkiyeti ve Ticari Tarım, _stanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları. _NALCIK, Halil (2000). Osmanlı _mparatorlugu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (1300-1600), (Çev: Halil Berktay), _stanbul:Eren Yayınları. KARAMURSAL, Ziya (1989). Osmanlı Mali Tarihi Hakkında Tetkikler, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları. KARPAT, Kemal (2001); Ortadogu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk, Çev: Recep Boztepe, Ankara: _mge Yayınevi. KARPAT, Kemal H. (2000). Osmanlı Modernlesmesi: Toplum, Kuramsal Degisim ve Nüfus, (Çev.Akile Zorlu DURUKAN, Kaan DURUKAN), _stanbul: _mge Kitapevi. A.R. Gökbunar / Celali Ayaklanmalarının Maliye Tarihi Açısından Degerlendirilmesi 24 KAZICI, Ziya (1977). Osmanlılarda Vergi Sistemi, _stanbul: Samil Yayınevi. KUNT, _. Metin (1978). Sancaktan Eyalete: 1550-1650 Arasında Osmanlı Uleması ve _l _daresi, _stanbul: Bogaziçi Yayınları No:154. KURT _smail (1997). “Vakıf Müessesesi XV. ve XVI. Asır Vakıfları”, XV. ve XVI. Türk Asrı Yapan Degerler, _slami _limler Vakfı Tartısmalı Toplantılar Dizisi, _stanbul: Ensar Nesriyat. LAUFENBURGER, Henry (1967). Maliyenin Ekonomik ve Psikolojik Teorisi, (Çev. _smail Hakkı ÜLKMEN), _stanbul: Maliye Enstitüsü Yayınları No:25. LINDNER, Rudi Paul (2000). Ortaçag Anadolusu’nda Göçebeler ve Osmanlılar, (Çev. Müfit GÜNAY), Ankara: _mge Yayınevi. ÖNCEL, Mualla, KUMRULU, A, ÇAGAN, Nami ÇAGAN (1992). Vergi Hukuku, Ankara: AÜ Hukuk Fakültesi Yayınları No:494/12. ÖNER, Erdogan (2005). Osmanlı _mparatorlugu ve Cumhuriyet Dönemi’nde Mali _dare, Ankara: T.C. Maliye Bakanlıgı Arastırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Baskanlıgı Yayınları. ÖZ, Mehmet (1997). Osmanlı’da Çözülme ve Gelenekçi Yorumlar, _stanbul: Dergah Yayınları, _stanbul. ÖZB_LGEN, Erol (2003). Bütün Yönleriyle Osmanlı: Adabı-ı Osmaniye, _stanbul: _z Yayıncılık ÖZKAYA, Yücel (1994). Osmanlı _mparatorlugu'nda Ayanlık, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları No:157. PAKALIN, M. Zeki (1971). Osmanlı Tarih ve Terimler Sözlügü, _stanbul: 2. Baskı. PAMUK, Sevket (1999). Osmanlı-Türkiye Tarihi 1500-1914, _stanbul: Ak Yayınlar. PAMUK, Sevket (2000). Osmanlı _mparatorlugu’nda Paranın Tarihi, _stanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2. Baskı. QUATAERT, Donald (2002). Osmanlı _mparatorlugu 1700-1922, (Çev.Ayse BERTAY), _stanbul: _letisim Yayınları. SEV_NÇ, Necdet (1991). Osmanlı'nın Yükselisi ve Çöküsü, _stanbul: Burak Yayınevi, _stanbul. SÜMER Faruk (1980). Oguzlar (Türkmenler), Ana Yayınları, _stanbul. TABAKOGLU, Ahmet (1985). Gerileme Dönemine Girerken Osmanlı Maliyesi, _stanbul: Dergah Yayınları TUGCU, Murat (1972). Vergi ve Evrimi, Ankara: Öksüz Yayınları. TURHAN, Osman (1993). 90. Nolu Mühimme Defteri, (Redaksiyon ve Sadelestiren: Mertol Tulum), _stanbul: Türk Dünyası Arastırmalar Vakfı Yayınları. ULUÇAY, M. Çagatay (1944). XVII. Asırda Saruhanda Eskıyalık ve Halk Hareketleri, _stanbul: Resimli Ay Matbaası. UZUNÇARSILI, _. Hakkı (1978). “Osmanlı Maliyesinin Kurulusu ve Osmanlı Devleti _ç Hazinesi”, Belleten, Cilt: 42, Sayı:165-168. ÜNAL, Mehmet Ali (2002). Osmanlı Müesseseleri Tarihi, Isparta: Fakülte Kitapevi. VARCAN, Nezih-ÇAKIR, TUFAN (2000). Maliye Tarihi, Eskisehir: Birlik Ofset. YAV_, Ersal (2002). Bir Ülke Nasıl Batırılır ?, 4.Basım, _zmir: Yazıcı Basım Yayıncılık. YETK_N, Çetin (1984). Türk Halk Hareketleri ve Devrimleri, Üçüncü Baskı, _stanbul: Say Yayınevi. Kaynak: bayar.edu.tr Favori olarak ekle (112) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1960 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. |
||||