|
Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, tüm siyasi partilerin kumda
oynadıklarını,
Türkiye'de asıl siyaseti 2 saat Diyanet İşleri Başkanlığı'nın
yaptığını söyledi.
Alevi Dosyası 9
"Türkiye'de Siyasetin merkezi
Diyanet İşleri"
Cem Vakfı
Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, tüm siyasi partilerin kumda oynadıklarını,
Türkiye'de asıl siyaseti 2 saat Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yaptığını
söyledi.
Doğan ‘Seçimde sadece CHP'nin zaafına yüklenenler haksızlık yapıyor. AKP'nin
zafer kelimesini yorumlarken Diyaneti gözde kaçıranlar Türkiye'yi hiç
tanımayanlardır'
"Diyanet işleri Başkanlığı siyasetin merkezidir, Türkiye de asıl siyasetin
merkezi orasıdır. Bizde siyasi partiler istedikleri kadar " biz siyaseti
yapıyoruz" desinler, tabir yerindeyse kumda oynasınlar, asıl siyaseti
yapan, yürüten, 24 saat Diyanet İşleri Başkanlığı'dır. Diyanet İşleri
Başkanlığı bugün Türkiye de yüz bini aşan camisi, yüz binin üzerindeki
personeli ile 24 saat siyaset yapan bir kurumdur. Seçim sonuçları ile ilgili
sadece CHP'nin zaaflarına yüklenenler haksızlık yapıyorlar. AKP'nin zafer
kelimesini yorumlarken Diyaneti gözden kaçıran, bunu görmezlikten gelenler
Türkiye'yi hiç tanımayanlardı. Ben kendim tanık oldum. Dört tane
başbakanın dördü de Hocam Diyanet İşleri Başkanlığını aşamıyoruz" diyorlar.
Aşamadıkları için de Alevi yurttaşlarımızın sorunlarını halledemiyorlar,
güçleri yetmiyor. Güçsüzlük beyanında bulunmuşlardır, buna Sayın Başbakan
Erdoğan da dahildir. Bugün artık diyanet işleri başkanlığı kalkmalıdır. Çünkü
sadece laik cumhuriyeti örselemeye onu ortadan kaldırmaya yarayan bir kurum
rolündedir. Atatürk ün kurduğu diyanet işleri teşkilatı bu değildir. Bununla
yakından uzaktan hiçbir ilgisi yoktur"
AABF Başkanı Turgut Öker'le
yaptığınız görüşmenin içeriği neydi?
Yazar ve sendikacı Yaşar Seyman çok sevdiğim bir insan, o araya girdi. Daha
önce de o arkadaşlardan görüşme isteği olmuştu ama arkadaşlarla görüşmenin bir
faydası olacağına inanmadığım için randevu vermekte fayda görmüyordum. Çünkü
Alevilik İslam dışıdır tezlerini sürdürüyorlardı. Kalkıp buraya kadar
gelecekler. Zemin olmayacak, geldiklerinde neyi konuşacaktık? Aleviliği mi
konuşacaktık? Alevilik bana veya Ahmet'e Mehmet'e ait olan bir şey değil ki.
Alevilik bizim hepimizden bağımsız olarak ortaya çıkmış olan bir İslami
algılama biçimi İslami bir anlayış. Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunda rol
almış. Osmanlı İmparatorluğu'nun ordusu Alevi-Bektaşi'dir. Böylesi tarihsel bir
süreci yaşamış olan bir inanç hareketi. Bunun bir kişi üç kişinin kalkıp ta,
böyle yakışıksız kelime kullanmak istemiyorum ama çok hafif kelime de kullanmak
istemiyorum. Böyle düşünen biri ile benim konuşacak bir şeyim olmaz. Olmadığı
için de randevu vermedim. Sonra Yaşar Hanım araya girince "Hocam ne olur bular
görüşmek istiyorlar, gelsinler müsaade edin" falan dedi. Ben de" Peki madem çok
arzu ediyorsunuz" buyursunlar dedim.
Görüşmede kimler vardı?
Turgut Bey'den başka Fransa'daki arkadaşınız Servet Bey, İsviçre'deki
arkadaşınız İsmail Bey ve bir iki arkadaşınız daha vardı. Onlarla
birlikte hep beraber yemek yiyelim, orada da konuşalım, ne konuşacaksak.
Arkadaşlar "karşılıklı olarak tezlerimiz saklı kalsın. biz Aleviliğin
islam dışı olduğunu düşünüyoruz" dediler. Öyle düşünürlerse bin küsur yıllık
bir hareketin sanki değişecekmiş, gibi. Dedim ki " Bakın güzel güzel
yemeğimizi yiyelim, isterseniz başka şeyler konuşalım. Konuşup neyi
halledeceğiz? Size bize bağlı değil ki, bu hareket. Biz söylesek de, söylemesek
de yine Aleviler var. Aleviler Müslüman ve Müslümanlığın da özünü temsil ediyorlar.
Bu itibarla Aleviliğin tanımında eğer mutabık değilsek, o zaman konuşmanın bir
faydası da yok, güzel güzel yemeğimizi yiyelim" dedim. Tamam, dediler. "Ben
nedir size göre Alevilik?" diye sordum. Kendilerine göre bir şeyler
söylediler. Yani İslam dışıdır, şudur, budur ve Marksizm tahlilleri. Ben
de " Bakın burada bir kere anlaşamıyoruz. Aleviliğin İslam'ın özü olduğunu
kabullenmiyorsanız, bizim sizinle Alevilikle ilgili konuşacak bir şeyimiz
olmaz. Onun için de bu konuyu bırakalım. Başka şeyler konuşalım, spor
konuşalım, havayı konuşalım, İstanbul güzel bir şehir, bunu konuşalım, Bunları
konuşalım" dedim.
Alevilerin hak mücadelesinde
bir bütünlük ifade etsin düşüncesi ile size geldikleri ifade ediliyor...
Efendim, onların Alevilikle ilgileri yok, Alevilik tanımlarında. Bunlar başka
bir şeyin peşinde, siyasetin peşinde. Konuşma bununla sınırlı kaldı, başka
türlü de gelişemezdi zaten. Aleviliğin tanımında mutabık değilsek, Aleviliğe
dayalı neyi konuşacağız? Konuşacak bir şey kalmıyor. Arkadaşlar Aleviliği
siyaset için kullanmak istiyor. Nasıl Sayın Erbakan zamanında partiyi kurarken
Sünniliği esas alıp, Sünniliğe dayalı bir siyaset anlayışı götürmek istediyse,
bu arkadaşlar da Erbakan'ın Alevi versiyonu. Ama aleviler bence Sünni kesimden
daha fazla gelişmişlerdir siyaset sosyolojisinde analizlerde laik cumhuriyete
bağlı olmaları hasebiyle düşünce sistemleri ona göre daha fazla ve o doğrultuda
gelişmiştir. Bunun için kolay kolay pirim yapmaz. Mesela Sünniliğe dayalı
tüm siyasi hareketler Türkiye'de bir siyasi partinin tabanını oluşturdu
ve her seferinde yüzde 3 yüzde 5 de olsa yürümeye devam etti. Büyüdü sonunda
AKP oldu bu hareket. Ama Aleviliğe ilişkin teşebbüsler akim kaldı, sonuçsuz
kaldı. Hüseyin Balan tarafından kurulan Türkiye Birlik Partisi, daha sonra Ali
Haydar Veziroğlu tarafından kurulan Barış Partisi, Alevilerin nezdinde bir
itibara sahip olamadı. Neden? Çünkü Aleviler öyle dini duyguları istismar
edilerek yada yönlendirilerek ikna edilecek insanlar değildir. Daha aklıselim
sahibi kendi felsefi inançları itibarıyla daha kâmil insanlardır.
Sizi yıllar önce
Almanya'nın Essen kentinde yaptığınız bir toplantıda Refah Partisi Genel
Başkanı Erbakan ile görüştüğünüzü anlatmıştınız. Bu bir çelişki değil mi?
Erbakan da bir politikacı.
Görüştüm ama o siyasi parti. Ben bu arkadaşlara da söyledim. Siyasi partinizi
kurun bakalım, halk size itibar edecek mi? Kursunlar. Desinler ki Alevilik
İslam dışıdır, buna dayalı olarak bu düşünceye dayalı olarak bir siyasi parti
kuruyoruz ve halkın önüne çıksınlar, bu onların hakları.
Turgut Öker ve arkadaşlarından bahsediyorum. Çünkü federasyonun hem kuruluş hem
de geliyme aşamasında benim çok katkılarım oldu. Ben defalarca Almanya ya
geldim. O Frankfurt'taki toplantıda da başkanlıklarını yaptım. Ama arkadaşlarda
genç bir guruptu, üç beş kişiydi, fazla değildi. Onların böyle Marksist bir
yaklaşımla gelip federasyonu ele geçirmeleri ve tamamen Marksist bir temele
dayandırma olayını, ben hem çok yanlış buldum, hem Alevilere hiçbir şey
getirmeyecek bir yaklaşım olarak gördüm, hem de büyük bir haksızlık olarak
gördüm. Oradaki alevi kesimin çalışanı bu konularda sabahtan akşama kadar
uğraşacak halleri yok, herkes ekmek peşinde. Ama bir kurumları da olsun diye
her birisi bir derneğe üye olmaya çalışıyor. İşte o dernekler marifeti ile de
varlıklarını sürdürmeye gayret ediyorlar. Böyle bir toplum kesiminde bunlar
ilgisiz kalıyorlar diye, gelip gidemiyorlar diye, onlar adına her türlü şeyi
söylemeye kalkmak, onların olmadığı şekilde onları takdim etmek büyük bir
haksızlık oluyor.
Bilgi olmadan fikir mi
üretiliyor?
Genel kurullara seçilen insanların Alevilikle ilgili en ufak bir bilgileri yok.
Bu manada günahsızlar. Peki, günahları nerde. Bilgisizliklerini bilmemeleri ve
bunu elimine etmek için ortadan kaldırmak için de bir çaba içine girmemiş
olmaları. Ben Alevilikle ilgili bir parti kurmak istesem, önce Aleviliği
öğrenirim. Ondan sonra onun içinden, hakikaten bugünkü çağdaş toplumda bu
siyasi bir akım olarak toplumun sorunlarına çözüm üretecek değerleri içeriyor
mu, içermiyor mu, teorileri içeriyor mu, içermiyor mu ona bakarım. Şimdi bu
arkadaşlar hiçbir bilgileri yok Alevilikle ilgili. Kitabını okumamışlar. Kuranı
mesela sorun kaç kişi okumuştur. Yine Kuranın doğru düzgün yorumunu mealini
iyice öğrenebilirler, Almancaları, Fransızcaları var bu arkadaşların. Avrupa'da
yüzlerce kütüphane var, bu konuda çok önemli eserler vardır, okusunlar. İnsan
alır okur, tamam da, bu bizimki değil, dersiniz yine de. Ben okudum Kuranı,
İmam Cafer Buyruğu'nu da okudum, 12 İmamların yazdıklarını okudum. Mevlana'yı
da Hacı Bektaşi Veli'yi de Yunus'u da okudum. Ama ben bunların hiçbirinde, ben
bir şey görmedim. Okusalar, bilgi sahibi olsalar ve "Alevilikle
ilgili o değildir işte, benim anladığım Alevilik şudur" deseler, eyvallah buna
diyeceğim bir şey olmaz. Ama bilgi olmadan da fikir nasıl üretiliyor.
Kendilerini tasfiye edecekler
AABF yöneticilerini
bilgisizlikle itham ediyorsunuz...
İtham etmiyorum, suçlamıyorum, tespit yapıyorum. Arkadaşların bence çıkış
noktalarındaki yanlışlık burada, bu nedenle halkta fazla yankı bulmuyor.
Biz hem aleviyiz hem de bu federasyon Alevi federasyonudur, hem de Alevilerin
sorunları ile uğraşacağız derlerse, mutlaka, ya halk onlara öğretecektir,
ya da kendilerini tasfiye edecektir.
Sizin söylediklerinizden bir araya
gelmenin zor olduğu ve bir anlamı olmadığı ortaya çıkıyor...
Bir araya gelinilebilir, olabilir. Ne zaman olabilir? Aleviliğin tanımında
anlaşabilirsek, Almanya'da Aleviliği doğru dürüst biraz okuyup öğrenip,
hakikaten federasyon tüzüğünde olduğu gibi, kendi isminde olduğu gibi, Alevi
yurttaşlara aktarırlarsa neden bir araya gelinmesin. Ama bunlara..."Alevilikle
ilgili hangi sorunlarını hallettiniz? Burada bir doğru dürüst cem evi mi
yaptınız? Hıristiyan'ın da Müslüman'ın da gelip görebileceği, çok rahatlıkla
inancını ibadetini yapacağı cem evi mi yaptınız? " gibi birçok soru sormak
gerekiyor.
Cem evleri var ama...
Yeni yeni, Derme çatma, onlara
cem evi denir mi?
Almanya'da çok büyük,
profesyonelce yapılmış, Augsburg'daki gibi cemevleri var...
Görevleri aslında o olması gerekirdi. Hep Sünni kardeşlerimiz kendilerine göre
camiler yaparak çocuklarını sokaktan kurtarabiliyorlar. Bunlar ne yapıyorlar?
Çocuklarımızın bir sanayi toplumunda kaybolup gitmemeleri, suça itilmemeleri
için . İlgilenmeleri gerekmiyor mu? Bunları önlemek bir federasyonun işi değil
de, neyin işidir peki. Ben kendilerine bir zamanlar öneride bulunmuştum. Bir
hoca olarak söylüyorum, çocuk suçluların bulunduğu hapishaneleri bir dolaşın ve
bir anket yapın, dedim. Bu Türk çocukları için Alevi, Sünni, Şafi, Müslüman
olan kesim, bunları çocukların içinde bir görün, yüzdeleri bir tespit edin.
İşlenen suçları bir tasnif edin ve ondan sonra da bir proje sunun. Deyin ki,
bizim çocuklarımız şöyle şöyle oluyor, bunların nedenleri de bunlar, bunlardır.
"Siz devlet olarak ne yapıyorsunuz?"diye yüklensenize Alman hükümetine. Ama ben
bunu bugün söylemiyorum 20 sene öncesinden 30 sene öncesinden bahsediyorum.
Benim Almanya ya geliş gidişlerim 1967 dir. 1967'de ben bu olayların
gelişeceğini gördüm ve hükümete rapor verdim.
Turgut Öker'e "Milletvekili
olmak istersen desteklerim" dedim.
İnanç hizmetleri dışında
sosyal hizmetler de verilmeli diyorsunuz...
Evet. Recai Bey, kendilerine söylemiştim. Turgut Bey ile Berlin de de beraber
bir yemek yemiştik. Berlin'deki bir toplantı bir cem evi açılışı idi, 8-10 sene
oluyor. O zaman da söylemiştim. O'na "Bak Turgutçuğum, ben buraya gelip, Cem
Vakfı olarak benim Almanya'da ne işim var, siz burada alevi yurttaşların
sorunları ile uğraşırsanız benim burada ne işim var. Sünni kesim ihtiyacını
devlet eliyle doğrudan ya da dolaylı karşılıyor, Ama alevi kesim devletin
himayesinden yoksun. Bunun mücadelesini ben Türkiye de yapıyorum. Burada
yapması gereken sizlersiniz, ben her türlü desteği veririm ama ciddi
meselelerle uğraşın" dedim. O'na " Ama siyaset yapmaya kalkarsanız,
siyasette bir arpa boyu yol gidemezsiniz. Kalkıyorsunuz, Türkiye de
sendikacıların işçilerin haklarını koruyorsunuz. Gülerler size, yani insana.
Türkiye de milyonlarca üyesi olan sendikalar var. Bu sendikalar sıradan
sendikalar değil. DİSK'i var, TÜRK-İŞ' i var. Yürüttükleri zaman milyonlarca
insan yürüyor, iktidarı etkileyebilme güçleri var. İşçileri
savunacak insan var." dedim.
Kendisine sen siyaset yapmak istiyorsun. Siyasette de desteklerim seni elimden ne geliyorsa,
Milletvekili olmak istersen. Ama Alevi kelimesini kullanıp, bayrağı Alevilik
üzerine diktiğin zaman "Aleviler için ne yapacaksın, ne düşünüyorsun" diye
sorarım. Ben siyaset yapacağım dediğin zaman o zaman bitiyorsun, o zaman
Aleviliği kullanıyorsun. Siz Alevilerin Alevilikle ilgili sorunları ile inanç
özgürlüğü ile eğer ilgilenirseniz, benim buraya bir tek gelme amacım olur,
gelip size destek veririm. Bunu bilmenizde fayda var. Ama siz sürekli siyaset
yapıp, Alevileri kullanmak istediniz. Alevilerin kendi semahını dönmesini,
kendi cemini yapması, kadın erkek bir arada dedesiyle sazıyla bu ihtiyacını
gidermesini kim yapacak?
Sizinde de Refah Partisi ve
MDP ile ilgili adımlarınız oldu, buradaki farklılık nerede?
Tabii farklı bir boyutu var. Bu boyutun tümünde inanç özgürlüğünü
aleviler açısından, anayasanın 10'unca, yani yasalar önünde yurttaşların
eşitliği ilkesinin hayata geçirilmesi mücadelesi var .
Bugün dahi hala bu sağlanamamıştır. Bütün ilişkiler bununla ilgilidir. MDP ile
ilgili de bununla ilgilidir. Erbakan ile açık basın toplantısı yaptık, yüze
yakın tv kanalı vardı o tarihte, yabancı yerli. Erbakan'a " İçeride bana
söylediklerinizi aynen medyanın önünde de söyleyeceksiniz" dedim. Erbakan
"Tabii söylerim hocam" dedi. Erbakan Ankara'daki toplantıda "Biz
iktidara gelme şansına sahip olursak, ilk işimiz alevi kardeşlerimizin
haklarını vermek olacak, onlar da Müslüman olarak diğer Müslüman kardeşlerimiz
gibi aynı haklara sahip olacaklar. Hıristiyan Musevi kardeşlerimize de aynı hakları
tanıyacağız" dedi. Ben bunun mücadelesini yaptım MDP' de de öyle oldu. Turgut
Sunalp Paşa ile konuşmamızda "Paşam benim size bir şekilde faydam olur,
Uluslararası politikada Türkiye'nin önüne iki sorun getirilecek, bir tanesi
Alevi- Sünni, diğeri Türk-Kürt ayrımıdır. Bundan sonraki gündeminde buna
alışacak Türkiye, dedim. Bunun için böyle bir gündemin ağır seyretmemesi için
bu partinin görevi bu ayrımları ortadan kaldıracak politikalar geliştirmek
olmalıdır dedim.
Büyük Kürt Aile Temsilcilerini
bir araya getirdim
Bu ifade ettiğiniz sorunların
çözümüne ilişkin politikalar nelerdi, bir adım atıldı mı?
Evet bu politikanın gerekleri yapıldı. Turgut Sunalp Paşa bana "Hocam bizim tam
aradığımız adam senmişsin. Biz böyle analizler yapmakta zorlanırız. Biz
siyasetçi falan değiliz. Sen bu konuda bizim aradığımız adamsın bizde buna
hazırız" dedi. Bunun gerekleri de yapılmaya başlandı. 21 tane doğudaki büyük
Kürt ailelerinin temsilcileriyle Ankara'da bir toplantı yapıldı. O toplantıyı
ben düzenledim, Turgut Sunalp'ın bilgisiyle ve beraberce kararıyla. Toplantı,
Allah rahmet eylesin Ali Rıza Sekteoğlu nun bürosunda yapıldı. Bu 21 Kürk aile
temsilcilerine " MDP ye geliniz MDP sivil demokrasiye geçmek istiyor, Kürt-Türk
ayrımını ortadan kaldıracak, yani o anayasal haklarını eşitlik düzeyinde
sağlayacak bir yapılanmaya gidilecek, onun için katkı sunun" dedim. Ali Rıza
Septeoğlu hariç hepsi kabul etti. Ama ondan sonra ben de MDP'den
ayrıldım, belli bir süreçten sonra. Bunların hepsi konuşuldu perde arkasında,
Türkiye'nin siyasal yaşamına yansımadı çünkü söylenmedi. Çünkü aktif siyasette
gözü olan birisi değildim.
1987 seçimlerinde Özal ile
kapıştık
Geçtiğimiz seçimde
Milletvekili adayı olabilirdiniz...
Tabii ama istemedim, hiçbir seçimde kendim istemedim. Bir tanesinde i evet
dedim. Sayın Demirel in daveti üzerine evet dedim. Sayın Demirel "Ya hoca
gel. İktidara gelirsek tasarıyı sen hazırla savunmayı ben yapacağım. Ama bir
şartım var benim partimin listesinden aday ol" 1987 seçimlerinde Malatya'dan
aday olmayı kabul ettim. Anayasa Mahkemesi seçim kararını iptal ederek üç ay
sonraya taşıdı. Bu üç aylık zaman zarfında bütün dengeler değişti. Karşımdaki
aday Özal vardı. Bir manada ikimizin kapışmasıydı. Bütün gücünü oraya taşıdı.
Bütün civar vilayetlerdeki Köy İşleri Bakanı'nın emrindeki bütün iş
makinelerini Malatya ya yığdılar. Bütün köylerin elektriği, direklerini hepsini
diktiler. Böyle bir seçim süreci yaşadık.
Cem Vakfı'nın Zorunlu din
derslerinin kalkması için açtığı davalar hangi aşamada?
Milli Eğitim Bakanlığına karşı açılan davalardan 10. İdare Mahkemesi'nden
tebliğ geldi. Bilirkişi heyeti seçilmiş.Olay karar aşamasına doğru gidiyor.
Bizim için çok daha önemli olan Başbakanlığa karşı açılan dava. Onlar da karar
aşamasında.
Davaları kaybetme söz konusu
olursa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuracağınıza ilişkin bir açıklamanız
vardı.
Türkiye'de iç hukuk yolları tüketilmiş olup,,temiz safhası bitip karar
kesinleştikten sonra, 6 ay içinde AİHM'ne başvurmak mümkün olur. AİHM safhası
da Türk hukuk sisteminin safhası. Anayasa'nın 90. Maddeye göre usulüne
uygun olarak kanunların ve anayasanın da üstünde yer alır. Bizim anayasanın o
hükmünde bir değişiklik yapıldı, çok kişinin dikkatinden kaçtı. Sizin iç hukuk
statünüzle o anlaşmadaki hükümler çatışıyorsa, farklı hükümler, çelişik
hükümler içeriyorsa hakim iç hukuku bir tarafa bırakmak zorunda, o anlaşma
hükümlerine göre karar vermek zorunda.
Diyanet İşleri Başkanlığı
siyasetin merkezidir
Siz sürekli çaba
göstermenize rağmen sorunların çözümünde devlet kabul etmiyor. Bunu nasıl
açıklıyorsunuz?
Bu çoğunluğun azınlık üstündeki istibdadıdır. Çoğunluğun elindeki iktidarı
paylaşmak istememesidir. Niye? Diyanet işleri Başkanlığı siyasetin merkezidir,
Türkiye de asıl siyasetin merkezi orasıdır. Bizde siyasi partiler istedikleri
kadar " biz siyaseti yapıyoruz" desinler, tabir yerindeyse kumda oynasınlar,
asıl siyaseti yapan, yürüten, 24 saat Diyanet İşleri Başkanlığı'dır.
Diyanet İşleri Başkanlığı bugün Türkiye de yüz bini aşan camisi, yüz
binin üzerindeki personeli ile 24 saat siyaset yapan bir kurumdur. Seçim
sonuçları ile ilgili sadece CHP'nin zaaflarına yüklenenler haksızlık
yapıyorlar. AKP'nin zafer kelimesini yorumlarken Diyaneti gözden kaçıran, bunu
görmezlikten gelenler Türkiye'yi hiç tanımayanlardır. Ben kendim tanık
oldum. 4 tane başbakanın dördü de Hocam Diyanet İşleri Başkanlığını aşamıyoruz"
diyorlar. Aşamadıkları için de Alevi yurttaşlarımızın sorunlarını
halledemiyorlar, güçleri yetmiyor. Güçsüzlük beyanında bulunmuşlardır, buna
Sayın Erdoğan da dahildir.
Bildiğim kadarıyla
diyanetin kaldırılmasını istemiyor, Alevilerin orada temsil edilmesini
savunuyordunuz...
Hayır, kaldırılmasını istemiyorum değil.
Başbakanların hepsi ile görüşüyorum, sayın cumhurbaşkanları dahil,
hiçbirisinin diyanet işleri başkanlığına dokunabilme gücü dahi yok.
Dolaşıyorum, bütün siyasi parti liderlerini konuşuyorum, hiçbirisi diyanet iş
başkanlığına karşı değil. Niye değil? Çünkü, diyanet işleri yüz bin cami ile 24
saat propaganda yapma gücüne sahip bir kurum. Sivil demokrasilerde hiçbir
siyasi parti büyük bir riski göze almadan diyanetin kaldırılmasını isteyemez.
Niye isteyemez? Birden bire boğuverirler, oy kalmaz ortada, oy
alamazsınız.
Bugün artık diyanet işleri başkanlığı kalkmalıdır. Çünkü sadece laik
cumhuriyeti örselemeye onu ortadan kaldırmaya yarayan bir kurum rolündedir.
Atatürk ün kurduğu diyanet işleri teşkilatı bu değildir. Bununla yakından
uzaktan hiçbir ilgisi yoktur.
Eskiden söylediğinizin tersine
bugün kalkmalıdır diyorsunuz...
Tersine değil. Kaldırabiliyorsanız kaldırın. Ama kaldıramazsınız. Niye
kaldıramazsınız? Siyaset realizm üzerine yapılır. Ben konuştum, Türkiye'de kaç
tane siyasi parti lideri varsa hiçbirisi kaldırılmasını isteyemiyor, ya da
istemiyor. Peki, kim kaldıracak? Fiilen kaldırmak mümkün değil. Öyleyse ben
realist adamım, diyorum, diyaneti yeniden yapılandırın. Ve bu kurumda herkes
özerk, aralarında hiyerarşi olmadan, herkes kendi insanlarının inanç
hizmetlerini, ihtiyaçlarını, demokratik bir biçimde görsün, diyorum. Benim
söylediğim çok açık. Bu gerekçelerle ben bu yapılandırmayı söyledim. Ama
kaldırmak mı istiyorsunuz? İlk oyu ben veririm, kaldırın. Diyanet İşleri
Başkanlığı bugünkü konumuyla laik Cumhuriyeti örselemeye yarayan bir kurumdur
ve kaldırılmalıdır.
Geçtiğimiz seçimlerde bir
partiyi değil de, CHP, MHP, Genç Parti ve HYP'yi adres gösterdiniz, neden?
Bunun bir nedeni vardır Recai Bey. Öyle sıradan toto seçer gibi partiyi
işaretlemedim. Benim amacım çok açık. Alevi yurttaşların temel hak ve
özgürlüklerini inanç bazında anayasanın 10. maddesini yürürlüğe koymayı vadeden
ve bunu yazılı olarak parti programlarına koyan partilere alevi yurttaşlar
itibar edecektir, dedim. Sonra da baktık siyasi partiler kendi seçim
programlarını beyannamelerini yayınladılar, bizim istemlerimiz dört partinin
programında vardı. CHP cem evlerine bundan böyle direkt destek sağlanacak
diyordu, ayrıca Sivas'taki Madımak Oteli müze olacak diyordu.
MHP'nin taahhüdü vardı. Bundan böyle Türk büyüklerinin isimlerini beyan
ediyorlardı, Mevlana Hacı Bektaşi Veli, Ahmet Yesevi ve Yunus Emre gibi
Türk büyüklerinin, düşünce insanlarının düşünceleri ve hayatları ayrı birer
kitap olarak düzenlenecek ve okullarda okutulması tavsiye edilecek, diyorlardı.
Genç Parti Alevi yurttaşların istedikleri tüm isteklerini adil bir biçimde ve
haklı olarak yerine getirileceğini duyurdu, yazılı olarak tv'lerde medyada. Yaşar
Nuri bu konudaki en önemli ve en çarpıcı açıklamaları yaptı. Onun için bu dört
partiye oy verilebilir, dedim.Ben bir takım ilkeler üzerine yürüyen insanım,
duygular üzerinden değil. Benim kriterlerim var. Benim kendi oyum CHP ye
gitti, ben CHP'ye oy verdim.
Maraş ve Çorum'da,
MHP'lilerin Alevileri katlettiği ifade ediliyor ve sizin MHP'yi adres
göstermeniz, desteklemeniz eleştiriliyor...
Ben eleştirileri haklı bulmuyorum. Barış iki elle yapılır, tek elle yapılmaz.
Geçmişte bundan 20-25 sene önce gelişmiş olan olayların kin ve nefret ekmesini,
aracı yapılmasını istemem. Alevi inancıma İslam anlayışıma da aykırıdır,
kin ve nefrete yer yoktur İslam anlayışımızda. O günün şartları içinde bir
takım yanlışlar yapılmışsa, o yanlışları da bugünün yöneticileri görüyorsa bina
aleyh barışmamak için, bu husumeti sürdürmek için bir neden yoktur. Türkiye
barışmalıdır, bütün kuşakları barışmalıdır. HADEP'liler gelip meclise giriyor,
ona eleştiri yok, 25 sene önce geçmiş olaylarda... Bugün hala, her gün şehitler
geliyor, her gün şehitler geliyor ona bir eleştiri yok ta, efendim hoca niye
MHP'yi adres gösterdi deniyor.
Musa Serdar Çelebi
ile görüşmeniz nedeniyle de eleştiriliyorsunuz...
Benim gördüğüm Musa Almanya da iyi çalışmalar yapıyor, Alevi-Sünni
birlikteliğini sağlamak için. Bunlar olumlu çalışmalar, geçmişte ne yapmış
bilemem. Geçmiştekiler onunla vicdanı arasındaki bir meseledir, varsa
yanlışları. Gördüğüm kadarıyla son yıllardaki çalışmalarının çoğu Alevi-Sünni
barışmasına ve bütünleşmesine ilişkindir, onun için de herhangi birisi gibi
konuşuyorum. Bir takım çocukluk hastalıklarını aşmak lazım. Filan kişi 30 sene
önce birisini öldürmüş, kan davası devam etsin! Yani peki, hani Alevilikte kan
davası yoktu.
Son seçimlerde partilerden
size adaylık teklifi geldi mi?
Herhalde tahmin edersiniz ama ben ilgi göstermedim. Erbakan döneminde dahi,
Fahri Zengin marifetiyle bana haber gönderdi. Erbakan "Bize alevi aday
verin, biz sünni kardeşlerimize seçtirteceğiz" dediler. Sayın Erdoğan ın bu
seçimlerdeki politikasını Erbakan o dönemde uyguladı. Ama ben kendisine aday
veremedim. Sayın Erbakan'a "Ben size aday bulamıyorum. Yaklaşımınızı tebrik
ediyorum cesaretinizi kırmayın, siz bulun ben ikna edeyim "dedim. Ama olmadı.
Erdoğan'ın artık İslam devleti
oluşturma hedefinden vazgeçmesi gerekiyor.
Seçim sonuçlarını
değerlendirir misiniz?
Seçim sonuçları benim için sürpriz olmadı. Ben AKP nin % 45 oy alacağını
düşünüyordum.
CHP ye % 20-23 vermiştim ama objektif olarak aklım onu söylemesine
rağmen, ben bir 5-6 puan yukarıda seyreder diye düşünmüştüm CHP
oylarının. Öyle olmadı. Bu da CHP yönetiminin çok büyük zaaflarla malul
olduğunu gösteriyor. Bir de tabi Sayın Baykal önemli bir faktör. Yani nasıl
yapmışsa, nasıl becermişse, büyük bir antipati yaratmış görünüyor, kendisinin
oy tabanında. Enteresan bir olay, Sayın Baykal nasıl yaptı da, bu
antipatiyi topladı. Seçim sonuçları hem olumlu hem olumsuz olabilir.
Olumlu olması için Erdoğan'ın artık İslam devleti oluşturma hedefinden
vazgeçmesi gerekiyor. Vazgeçerse bir merkez partisi olarak uzun süre
iktidarlarda devam edebilir. İnanmak istiyorum ama kolay değil. Akıl yolu ile
yaptığınız yorumlarda Erdoğan'ın yalnız olmadığını, uluslararası çevrelere
bağlı olduğunu gösteriyor. Bu sadece ABD ya da AB değildir. Aynı zamanda İslami
çevrelerdir.
İslami çevrelerin önemli ölçüde Erdoğan ı yönlendirdiğini tahmin ediyorum. Eğer bunlardan kurtulur da
Türkiye'nin çıkarlarını esas alan, Türkiye'yi merkeze koyan siyaset güderlerse
bu hayırlı olur, Bu açıdan olumlu yorumlanabilir. Yok eğer öyle olmaz da, tersini yaparsa
Türkiye'yi gittikçe gerginleşen bir ortama mahkum edebilir.
Devletler Hukuku Profesörü
olarak Avrupa Birliği'ne bakışınız nedir?
Avrupa Birliği'nden Türkiye vazgeçmemelidir, AB ilişkileri genişletilerek
derinleştirilerek sürdürülmelidir. AB ve Amerika Birleşik Devletleri ilişkileri
bugün Türkiye için hala alternatifi olmayan ilişkilerdir. Türkiye'deki siyasi
iktidarlar bu alternatifin hazırlanması için geç kaldılar. Sovyetlerin
dağılmasından sonra, Türkiye uluslar arası masada güçlü konumda olabilmek bunun
tedbirlerini alabilmeliydi. Türkiye bunu yapmamıştır. Bugün İran olsun, Türki
Cumhuriyetler olsun, Türkiye'nin istikbalinde asıl büyük partnerleri, büyük
ortakları bu ülkelerdir, yani AB değildir.
AB bundan sonra Türkiye ile Türkiye'nin ekonomisi, sanayisi geliştikçe birer
rakip ülke olacaklardır.
Türkiye karar mekanizmasında olmazsa, masanın etrafında olmazsa, yalnız gümrük
antlaşması ile kendi çıkarlarını koruyamaz ve bu ilişkiler Türkiye'nin aleyhine
çalışır, çalışmaya devam eder. Önce denge kurulmalı. Gümrük antlaşmasının bir
iki önemli hükmünün yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Türkiye'nin AB ile
ilişkilerinde çıkacak ihtilaflarında bir yargı merciine, bu AB devletlerinin
Adalet Divanı da olabilir, Ama mutlaka bir yargı merciinin, yetkileri kabul
edilmeli ve siyasi güce bırakılmamalıdır. Türkiye'nin en büyük hatası, Türkiye
yi o noktaya getiremedik. Yetkililer "Efendim Türkiye'nin stratejik önemi
çok olduğu için, bizim hiç öyle yargı organı falan, tarafsız hakim olmaz,
tarafsız hakim diyoruz ama adamın ne karar vereceğini ne bilelim. Onun
için de bir siyasilerle masaya oturur yumruğumuzu vururuz" demişlerdir. Oysa
güç dengelerinde Türkiye AB ülkeleri karşısında sadece cüce boylu bir
vatandaş görünümündedir. Halbuki hukuk önünde yargı önünde boy kilo önemli
değildir, eşittir taraflar. Adalet neyse hukukun gereği neyse o yapılır.
Madımak'ın müze olması
Alevilerin sorunu değil, Türk halkının sorunudur
Alevilerin sürekli
gündeme taşıdığı cem evelerinin yasal statüye getirilmesi, Madımak otelinin
müze olması gibi talepleri ne olacak? Gelişmeler ne olabilir?
Madımak'ın müze olması Alevilerin sorunu değil, Türk halkının sorunudur. Türk
halkının sorunu. Yakılan insanların hepsi alevi değil ki. 37 kişinin 24 ü alevi
13 ü sünenidir. Hem onlara haksızlık olur sadece Alevilere mal etmek, insan
dediğimiz bu muhteşem kavram için, insan yakmışsınız siz. Türk halkı böyle bir
yüz kızartıcı suçu hak etmemiştir, etmemelidir. Onun için bu Türk halkının
kendi reaksiyonu olmalıdır. Bu alçaklığı yapanların yanına kalmamalıdır. Türk
halkının tümü burayı bir mabet gibi yeniden inşa etmeli ve Türk halkına bunu
yakıştırmamalıdır. Sadece Alevilerin bu manada sorunu değildir. Diyanet ilga
edilemiyorsa, kaldırılamıyorsa, Diyanet yeniden yapılandırılmalı, herkesin
kendi yoğunlukları oranında temsil edilmesi ve genel bütçeden kendi paylarını
almalı.
Bunun mücadelesi yapılmalı ve sonuca da varılmalıdır.
Diz çöktürürüz iktidarlara ve bu neticeyi de alırız
Alevilerin hukuksal mücadelesi
ne aşamada...
Diğer noktada Alevilerin hukuk mücadelesi sürüyor, devam etmelidirler,
ettireceklerdir. Kimse merak etmesin, biz hangi siyasi iktidar olursa
olsun diz çöktürürüz iktidarlara ve bu neticeyi de alırız, bundan kimsenin en
ufak tereddüdü olmasın. Ben hukukçuyum devletler hukukunu öyle yada böyle
bildiği kabul edilen bir insanım. Devletler hukuku çoğu zaman çalışmaz gibi
görünür ama bazı zamanlarda çalışır. Çünkü bütün insanlığın yararına olan
konulardır, temel hak ve özgürlüklerin çalışması. Artı büyük devletlerin de
işine geliyor bu konudaki çalışmalar. Çünkü size müdahale vesilesi olarak kabul
ediyor. Sen orada temel haklarını reddediyorsun, diyor. Dünyanın vardığı düzey
insanlığın gelişmişlik düzeyi böyle bir şeyi kabul edemez. Sen doğru düzgün yapacaksan
yap, yapmayacaksan ben gelir yaparım, diyor Yugoslavya da yaptıkları gibi.
Miloseviç'i Rusya'nın arkasında olmalarına rağmen alıp götürdükleri gibi.
Onun için biz bunu hukuk yolu ile halletmeye çalışıyoruz, halledeceğiz de
inşallah. Gönül istiyor ki, Türkiye'yi yönetmekte olanlar akıllarına başlarına
alsınlar.
Alevilerin partisiz olarak
girdikleri son seçimdir
Benim unuttuğum sizin de
söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Recai Bey belki sormayı düşünüyordunuz, belki de unuttunuz, ben size hatırlatayım,
benim bir konuşmam vardı, bu seçimlerden önce. Bu alevi yurttaşların partisiz
olarak girdikleri son seçimdir. Eğer diğer siyasi partiler Alevileri
kucaklamaz, eğer bu kucaklamama içinde bir amaç varsa, Alevileri önemsememek,
Alevileri adam yerine koymamak düşüncesini yansıtıyorsa, ya da halk öyle
algılıyorsa, siyaset bilimi diye bir bilim varsa, Aleviler bir parti kurarlar,
diyordum. Bu görüşüm halen geçerlidir. Vardığımız sonuçlara baktığınız zaman
AKP Hükümetinin yapacağı icraatlar bu açıdan da çok önemlidir. Eğer Alevi
yurttaşların haklarını teslim edecek bir tavır içine girmezlerse, diğer siyasi
partiler de, - gördük listelerde itibarlı alevi adaylara verdikleri yerleri-
eğer çok cılızsa, anlamsızsa verdikleri yerler, o zaman Alevi yurttaşlar
içerisinde bir yeniden siyasi yapılanmaya gitme hareketlerine tanık
olabilirsiniz bir gazeteci olarak.
Tüm sorularıma yanıt verdiğiniz için teşekkür ederim.
Ben de bana bu imkânı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Favori olarak ekle (32) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 364 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |