|
Gazeteci Recai
Aksu'nun Milliyet Gazetesi Avrupa Baskıları için hazırladığı ‘Alevi Dosyası'
yazı dizisinde yer alan Avrup Alevi Birlikleri Konfeerasyou Genel Başkanı ile
yapılan röportajın geniş özetinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
Alevi Dosyası
11
‘Alevi toplumu uyandı'
Avrupa Alevi birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, Alevi
Toplumu'nun kitleselleşerek kendi davasına sahip çıktığını söyledi. Öker, ‘AKP
döneminde bile Alevi Toplumu'nun uyanışına, kendi değerlerine sahip çıkışına
müdahale edilemedi' dedi...
Öker şöyle devam etti: "Önümüzdeki dönem işimiz hayli zor. Çünkü AKP görünürde,
Alevi toplumuna karşı daha kucaklayıcı ama daha sinsi, Alevileri asimi etmeyi
esas alan bir politika izleyecek. Çok dikkatli olmamız gerekir"
Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Turgut Öker, Alevi toplumunda bugün
inançsal anlamda tam bir konsept olmadığını söyledi. Buna rağmen Alevilerin
kendi davalarına sahip çıktığını, asimile olmamak için önümüzdeki dönemde çok
daha titiz davranmak zorunda olduklarını vurguladı. Öker ‘ Alevi Dosyası'
dizimizin bu bölümünde sorularımıza ilginç yanıtlar verdi.
Aleviler içinde farklı düşünenler de var. Kimin haklı kimin haksız olduğu bir
tarafa Alevilerin bütünlük arz etmediği kamuoyuna yansıyor. Kendi içinizde bir
konsensüs,bir bütünlük sağlanması gerekmiyor mu?
.
Doğrusu bu, ama bazı gerçekleri olduğu gibi kabul etmek zorundayız.
Niyetimizden bağımsız mevcut realite neyse, mevcut malzeme neyse, onu da bizim
kabul etmemiz gerekir. Alevi dünyasında bugün ortak program ne yazık ki henüz
daha Türkiye boyutu ile yok. İnançsal anlamda ortak bir konsept yok.
Bir programı yok
İnançsal anlamda İslam içi, İslam dışı tartışması mı?
Sadece o alanda değil, Alevi toplumunun kültüre bakış açısı, siyasete
bakış açısı... Alevilerin ekonomik alanda, metropollerde karşı karşıya kaldıkları
sorunlara ilişkin, bütünselliği olan program anlamında söylüyorum, henüz daha
yok. O süreci yaşıyoruz. Bir kaç yıl önce bir çok farklı konuyu birlikte
tartışamazken, bugün eleştirel düzeyde de olsa insanlar birbirlerine
düşüncelerini açıklıkla ifade ediyor. Bir toplumsal hareket "kervan yolda
düzelir" atasözünde olduğu gibi, bu mücadelede bir arada olan insanların
düşünce birliği olur, ideolojik birliği olur, hedef birliği olur. Henüz daha
Türkiye de mücadele geleneği olan, mücadele ederek, yan yana gelen, mücadelede
saflaşan alevi hareketi yok. Kamuoyunda üç dört tane istem var. Sanki
Alevilerin bütün dünyası bu üç dört istemle sınırlı gibi bir görüntü söz
konusu. İşte Zorunlu din dersleri kaldırılsın, cem evleri inanç
merkezleri olarak kabul edilsin, dergahta işlere son verilsin, madımak müze
olsun. Bu kadar derin ve felsefi derinlikleri olan bir öğreti mensuplarının
dünyaya, insanlığa ve Türkiye'ye bakış açıları bu kadar sığ, ve dar olamaz. Ama
bu bir süreç, bunlar zaman içerisinde gelişecek.
Alevi yöneticilerinin bir araya gelememesi Aleviliği yaşayan tabanda negatif
bir etki yaratmıyor mu?
Halka gittiğimizde, son 1,5 yıl içerisinde Adana'da, Mersin'de, Karadeniz'de İç
Anadolu'da ve en son Maraş'ta gördüğümüzde halkta bir sorun yok. Dünden daha
belirgin bir biçimde özgüven var. Alevilik merkezli bir araya gelmelidir
eğilimi var. Bu ülkede Alevilerin de toplumsal yaşamdan kendisini ifade
etmesine dair, daha güçlü bir ses var. Bu ses bu mücadele zaman içerisinde
yukarıya da yansıyacak. Şimdi Türkiye'deki Alevi hareketinin bileşeni
matematiksel bir bileşen. İnsanlar tek başlarına on kişiyle dernek kuruyor bu
ayrı bir irade olarak ortaya çıkıyor. Yani mücadele ederek bir kazanım elde
edilmesi söz konusu değil. Sadece dernekler masasının verdiği bir müsaade ile
oluşan bir irade söz konusu. Tüm dünyada toplumsal iradeler, bir topluluğu
temsil eden iradeler mücadele ile oluştuğunda, kendisini mücadele ile kanıtladığından,
halk nezdinde muhatap olarak görüldüğünde, orada bir netleşme saflaşma
olabilir. Ben zaman içinde bunun da olacağını düşünüyorum. Bin parçalık olayı
internet olayı, Türkiye'de dünyada ve alevi dünyasında, orayı
ölçü almamak lazım.
Genel kurul için istem olursa gereğini yerine getiririz
AABF 'nin eski genel sekreteri Hasan Öğütçü , eski yönetim kurulu üyesi
Faysal İlhan ve yönetim kurulu üyesi Seydi Koparak imzasıyla " AABF
güven tazelemelidir" diye, olağanüstü genel kurul çağrısı yapıldı. Bu çağrıya
ilişkin düşüncenizi alabilir miyim?
AABF gerçekten demokratik bir örgüt olduğunu kabul ettirmiş bir kurum. 20.
yaşını kutlayacak önümüzdeki yıl. O açıdan AABF gibi bir kurum Türkiye'de
olduğu gibi çok uzun aralıklarla bir araya gelmiyor, yani istediğinde bir hafta
içerisinde bir araya gelebiliyor. Eğer AABF üyesi AKM'ler de böyle bir ihtiyaç
söz konusu olursa bu yerine getirilir, gereği yapılır.
Böyle bir güvensizlik söz konusu değil, zaten bu kendisini hissettirir. Ben
bunu yönetim kurulu toplantısında da arkadaşlara ifade ettim. Bu istemde
bulunan arkadaşlardan sonra AABF ye bağlı 110 tane AKM' nin birisinden bile, bu
istemle bir başvuru almış değiliz. Böyle bir istem varsa, biz bu istemi yerine
getiririz Ben ara yönetici tabakaların, olaylara kişisel yaklaşanların bu tür
istemleri olduğuna inanıyorum. Ama Alevi tabanı Almanya da olmak üzere siyasal
tercihi itibarı ile sosyal demokrattır ve bizim de bu seçimlerde, CHP den
insanların bireysel olarak aday olması, bizim ana gövdemizin iradesine ters bir
olay değildir. Bu açıdan yönetici arkadaşların yazısında dikkat çektiği
hususlar tabanda söz konusu değil.
Hubyar sorunu çözülecek
Kimin haklı kimin haksız olduğu bir tarafa, Alevi Toplumu içinde Türkiye'de
mahkemeye kadar yansımış Hubyar sorunu var, sizce bu sorunun çözümü için
insanlar niye bir araya gelemiyor?
Bunun çözümü olacak. Örgütlenme geleneği olmayan, birlikte hareket etme
geleneği olmayan potansiyelin, yüzyıllardır dağ başlarında birbirinden kopuk
yaşayan insanların, bir araya gelişinin sancısız olması anormal bir durumdur.
Önümüzdeki süreçte daha fazla bir araya gelerek, medya aracılığı ile ortak
sorunları tartışarak, kurumları aracılığı ile yan yana gelerek, birlikte
hareket etme, birlikte mücadele etme geleneğimiz daha da artacak. Hubyar
örneğinde olduğu gibi. Hubyar tarihsel bir sorundur aslında, ayrıntıları
biliyorum ben. Bugünün ortaya çıkardığı bir sorun değil, 300-400 yıllık
geçmişi sorunu.Bu sorunu Hubyarlılar çözecekler, ben çözeceklerine
inanıyorum. Bugün Hubyar sorununda bütün tarafları, 300- 400
yıllık bir problemin bugün ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilmesinin, bugünün
insanına, bugünün Alevi'sine, bugünün alevi kurumlarına hizmet etmediğini
bilimsel olarak görüyorlar. Bir yıl önce cepheden birbirine saldıran insanların
en azından bugün bir sorunu başka güçlerin çözmeyeceğini ifade etmeleri, bu
sorunun Hubyarları ilgilendiren, Alevileri ilgilendiren bir sorun olduğunu
görmeleri olumlu bir gelişme. Dün Cumhurbaşkanlığına, İçişleri Bakanlığına
istihbarata valiliğe dilekçeler verilirken, bugün bunun bir çözüm olmadığını
görmüş olmaları bile olumlu bir kazanım. Ben bu sorunun önümüzdeki dönemde
çözüleceğine inanıyorum.
Hacıbektaş tüm Alevilerindir
Eskiden eski Cumhurbaşkanımız Necdet Sezer'in de katıldığı Hacıbektaş
Etkinliklerinde Alevi toplumu adına Alevi örgütlerinden bir temsilci konuşurdu.
Şimdi bir temsilcinin konuşmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz bunu üç yıldır ısrarla dile getiriyoruz. Devlet
Alevileri yok sayarken, inkar ederken, Alevilerin inanç merkezinde örgütlü
Alevileri kurumları inkar etmesi, devletin resmi ideolojisinin burada hayat
bulduğunu görüyoruz. Düşünün ki Sünnilerin Mekke de ibadet edememesi, kendini ifade
edememesi veya Hıristiyanların kendilerini Vatikan da ifade edememeleri gibi
bir şey bu. O açıdan vahim bir olay. Belediye başkanının bir misyonerlik görevi
olduğuna inanıyorum. Belediye başkanının kişisel olarak bizleri, Alevi
hareketinde yönetici olan insanları sevmemesinden kaynaklı bir davranış
olduğuna inanmıyorum. Nasıl devlet Alevileri asimile ederek kökünden kurutmak
istiyorsa, belediye başkanının da Hacıbektaş'ı, Alevilerin Hacıbektaş'a
gelişini ortadan kaldırarak Alevileri kendi kökünden uzaklaştırma misyonunun
bilinçli bir şekilde yerine getirildiğini görüyorum. Bu sene katılımın az
olması sadece belediye başkanını ve Hacıbektaşlıları olumsuz yönde
etkilemiyor, tüm dünyadaki Alevileri etkiliyor. Alevilerin kendi inanç
merkezinden uzaklaştırılmaları Alevi hareketini etkiliyor, ciddi bir şekilde
zarar veriyor. Bizim "Biz iki yıldır Hacıbektaş ta çatışma görüntüsüne neden
olmayalım, Hacıbektaş Alevilerin inanç merkezi, herhangi bir gerilim olmasın"
noktasında kenarda durmamızın yanlışlık olduğunu görüyorum. Hacıbektaş'ı inanç
merkezi olarak kabul edenler, camileri inanç merkezi olarak kabul edemezler.
Hacıbektaş'a gelen insanlar hacca gitmezler başka inançları benimsemezler.
Hacıbektaş tüm Alevilerindir. Sivas'a Madımak'a birkaç yıldır ısrarla nasıl
gidip 20-30 kişiyle başlayıp, 20 binlere ulaştırdıysak, seneye
Hacıbektaş'ta da bunu gerçekleştiririz. Biz seneye buraya bir çatışma
atmosferine değil, mevcut belediye başkanının yaptığı etkinliğe alternatif
değil, bizi biz yapan değerlerimiz neyse, kültüre bakış, inanca bakış toplumsal
sorunlara siyasal sorunlara bakış, bunları kapsayan bir bütünsellik
içinde seneye geleceğiz, katılımın yoğun olması için çalışacağız.
AABF'nin Hacıbektaş'a katkı yapmadığı, "Bunlar Hacıbektaş'a ne yaptılar,
ne katkı sundular, bir katkı sunmuyorlar" gibi yaklaşımlar var?
-Hacıbektaş'ın, dergahın burası olması dolayısıyla Alevilerin inanç merkezi
olan bir yerde, bir köy de değil dağ başı da değil, bir ilçe. Çok ciddi
genç potansiyel olan, aydın demokrat potansiyelin olduğu bir ilçede bir cem
evinin olmaması burada bir garipliğin olduğunu gösteriyor. Vatikan da bir
kilise yoksa, Mekke de bir cami yoksa eğer, burada bir gariplik var.
Hacıbektaş'ta Ulusoy'ların evinde cem evi var, başka cem evleri var...
Yukarıdan bakıldığı an burada bir gariplik var demektir. Bugün dağ başlarında
insanlar cem evleri kuruyorlar. Karadeniz gezimizde üç temel attık, bir kuruş
istemediler sadece manevi destek istediler. Ayın 23 ünde Varto da üç tane cem
evi açıyoruz, bunu o insanlar o imkanlarla dağ başlarında yaptılar. O açıdan
Hacıbektaşlılardan kaynaklı da bir sorun var. Hacıbektaşlıların tarihsel
misyonlarının farkında olmamaları gibi bir zaaf söz konusu
Ulusoy'ların evinde cem yapılıyor, yüzlerce insan Urfa'dan Tokat'tan geliyor.
Ne anlamda söylüyorsunuz?
Resmi anlamda söylüyorum. Bu ülkede Alevilerin inanç merkezinin cem evleri
olması gerektiği mücadelesinin yürütüldüğü bir dönemde, Aleviliğin anayasal
olarak tanınması mücadelesinin yürütüldüğü bir dönemde, Hacıbektaş cem evi inşa
etmede bunun öncülüğünü yapması gerekir. Hacıbektaş toplumsal olaylarda,
Aleviliği ilgilendiren sorunlarda öncülük yapması gerekir. Burada yaşayan
insanların kendi tarihsel misyonlarına uygun davranması lazım. Bu söylediğim
bir eleştiridir. Herkes bunu görüyor. Evlerde de ilişkiniz varsa, orada ceme
katılıyorsunuz. Bütün halka açık, bütün topluma açık bir cem evi söz konusu
değil. Önümüzdeki dönemde burada gerçekten bir cem evinin olması gerekir.
Hacıbektaş Kültür Derneğinin bu konuda bir girişimi var. Bu girişime
destek vermeyi düşünüyor musunuz?
Bu girişimi başlatanlar bu düşüncelerini benimle paylaştılar. Bizimde
federasyon olarak önceliklerimiz var. Avrupa'da yaşayan aleviler olarak sınırlı
düzeyde bütçemiz ve ekonomik gücümüz var. Halen inşaatı devam eden Sivas
cem evi söz konusu.
Sivas Cem Evi inşaatı bitmedi mi?
İçine girdiler, alt katı kullanıyorlar. Avrupa'nın sınırlı ekonomik gücü
belli önceliklerimize göre harcanıyor. Ekonomik gücümüz çok hayati bulmamıza
rağmen bazı projeleri hayata geçirmemize uygun değil. Avrupa'daki ekonominin
olumsuz gidişatı doğal olarak Alevileri de etkiliyor. Bu nedenle doğruluğuna
inandığımız birçok projenin bire bir fiili uygulayıcı olamıyoruz. Hacıbektaş
halkının Hacıbektaş'ta bir kültür sitesi, cem evini de içine alan bir projeyi
mutlaka hayata geçirmesi gerekir. Ben inanıyorum, Hacıbektaş merkezli bir
proje, dünyada Hacıbektaş'ın inanç merkezi olması dolayısıyla, duyarlı olan
potansiyelde gereken yanıtı bulacaktır. Yeter ki Hacıbektaş'ta insanlar bunun
gerekliliğine inanıp öncülüğünü yapsınlar. Biz nasıl dağ başlarına cem
evlerinin yapılması için gücümüzü sarf ediyorsak, bu konuda Hacıbektaş'ta
yaşayan insanların Hacıbektaş'ın tarihsel misyonunu kabul etmesi lazım.
Devlet neredeyse yedi bakanlığın bütçesine denk düşen parayı Diyanet İşleri
Başkanlığına ayırıyor. Devlet vergisini veren, vatandaşlık yükümlülüklerini
yerine getiren Alevilere de bütçe ayırması gerekmiyor mu?
Vermesi gerektiği çok açık, bunu AKP'de, kamuoyu da tartışıyor. Alevilerden de
kaynaklanıyor bu sorun. Türkiye de halen mücadele ruhu olan, kendilerine layık
gördüğü haklarını almak için mücadele eden Alevi potansiyel yok. Bütçe öncesi
Türkiye de Aleviler "Biz bütçeden para istiyoruz. Diyaneti kurum olarak kabul
etmiyoruz ama vergi veriyoruz. Verdiğimiz vergilerin karşılığında cem
evlerimize AKM' lerimize bizzat meclisten para istiyoruz" mücadelesi vermiş
değil, kamuoyu oluşturulmuş değil. Bütün çağdaş ülkelerde de, modern ülkelerde
de inanç gurupları insana dair yürütmüş oldukları faaliyetlerin devlet
tarafından desteğini görürler. Bu bir sadaka değildir. Bu ülkede aleviler
milyonları oluşturan bir potansiyele sahiplerse, vergi veriyorlarsa, bunun
karşılığında alevi topluluğunun kendi kültürünü, kendi varlığını yaşatmada
devletin bu bir görevdir. Bunu kim gündeme getirecek? Aleviler gündeme
getirecekler. Hacıbektaş'ta bir kültür merkezi temeli atıldı da, Hacıbektaş
halkı bu konuda eylem koydu da, Alevi dünyası buna seyirce gibi kaldı, ya da
başka bir talebi oldu da, insanlar seyirci mi kaldı?
Türkiye'de haklarını arayan bir Alevi potansiyeli yok
Aleviler kendi hakları için mücadele etmiyorlar mı?
Sadece cem evleri konusunda değil, bütün sorunlarda 12 Eylül faşizminin
sindirdiği ve korkuttuğu potansiyelin halen daha bugün bu sindirilmişlikten ve
korkudan uzaklaşmadıklarını, en tabi en doğal hakları için mücadele
etmediklerini görüyoruz.
Cem evleri inanç merkezi olsun kampanyasında bile bir milyon imzayı zor bulduk.
Zorunlu din dersleri kaldırılması kampanyasında 600 bin imzayı zor bulabildik.
Henüz daha Türkiye'de mücadele geleneği olan mevcut sorunlar karşısında
mücadele ederek, Türkiye kamuoyunu, demokratik kamuoyunu arkasına alabileceğini
hesaba katan, bunu gören mücadele ederek haklarını arayan bir potansiyel ne
yazık kı yok. Alevi hareketinin Türkiye deki en büyük zaafı da bu. Bu zaafı biz
ortadan kaldırdığımızda, mücadele ederek haklarının elde eden bir potansiyel
yarattığımızda, zaten bu sorun kısa sürede çözülür. Sorunun tek kaynağı bizi
inkar eden, yok sayan, asimile eden devlet değil, bunun karşılığında hak alma
mücadelesi yürütemeyen bunun için sokağa çıkmayan, bunun için bedel ödemeyen
bir potansiyel olması da süreci uzatıyor.
Türkiye'deki Alevi örgütlerinin cem evleri, zorunlu din dersleri konusunda
kamuoyuna yansıyan çabaları var...
Bakın, 85 yıllık cumhuriyet sürecinde bile, bu kadar baskılara, katliamlara
maruz kalmış bir potansiyelin, iliklerine kadar baskılara maruz kalmış
potansiyelin, bir çırpıda bunlar yaşanmamış gibi bunlardan silkinip mücadele
ruhuyla bütün haklarını almaları gerçekçi değil. Özlediğimiz bir olay, ama
bizim de gerçekçi olmamız lazım bu süreç belli bir zaman alacak. Umutlu olmak
lazım, umutluyum. Beş yıl içerisinde bile Türkiye de nereden nereye geldiğimizi
görüyorum. Dağ başlarında Alevilerin durumunu - istediğimiz durum olmasa bile-
dünden daha olumlu olduğunu görüyorum. Bu konuda karamsar olmadan gerçekçi
olmamız lazım, ama asla insanları mücadele etmekten alıkoyacak, insanları
kaderciliğe, çaresizliğe sevk edecek söylemlerde bulunmamak lazım.
AKP Alevileri asimile etmeyi esas alan bir politika izleyecek
Sürekli dile getirilen ‘Alevilerin Asimilasyonu'ndan ne anlıyorsunuz?
Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın içindeki cami Alevilerin son yüz yıllarda asimile
edildiğinin, inanç merkezlerinin işgal edildiğinin ve Aleviliğin inkar edilerek
Alevilerin Sünnileştirilmesine yönelik çabaların somut göstergesidir, Alevilere
yönelik asimilasyon anlayışının bir ifadesidir. Mekke'de bir kilise var mıdır,
bir tane sinagog var mıdır, ya da Vatikan'da bir cami var mıdır?
Olmadığına göre bu ülkede Alevilere yönelik ne derece bir tahammülsüzlüğün
olduğunu gösteriyor. Alevilerin Hak'ka uğurlanma merasimlerinde, yani cenaze
törenlerinin tamamıyla Sünnilere terk edildiğini görüyoruz. Aleviliğinin en
fazla asimile edildiği alan da burası. İnsanların en hassas olduğu alanı, siz
cami hocasına ve Sünni ritüellere teslim ettiğiniz an sizden iflah olmaz. Sizin
kendinize özgü değerleriniz ayakta kalamaz, yaşayamaz. Aleviler geçmişte dağ
başlarında bir arada yaşıyorlardı, Sünnilik dünyası ile onların camisiyle,
hocasıyla, zorunlu din dersleri ile muhatap olmuyorlardı, o anlamda da ciddi
bir şekilde asimilasyona maruz kalmıyorlardı. Son yıllarda alevi potansiyelinin
neredeyse yarısının bugün Sünnileşmesi, Alevilerin alevi inancını
benimsememesi, Sünnilikte gelecek görmesi, bundan mutlu olmasından kaynaklı
değil, ciddi devlet baskısından kaynaklanan bir durum söz konusu. Önümüzdeki
dönem işimiz zor. Çünkü AKP'nin önümüzdeki dönemde alevi toplumunu olumsuz
yönde etkileyen en önemli politikası "Alevi toplumunun sırtını sıvazlayan,
önceki dönemde olduğu gibi inkârcı yaklaşmayan, alevi toplumunu
kucakladığı" şeklindeki sinsi politikası olacaktır. AKP'nin "
Aleviler yeter ki dinsel bir yaşam içinde olsunlar, öbür dünya gibi bir
dertleri olsun, toplumsal sorunlardan uzaklaşsınlar, dinsel bir potansiyel
olsunlar" yaklaşımı ve hesabı olacaktır. AKP önümüzdeki dönemde, Alevi
toplumuna görünürde daha kucaklayıcı, ama daha sinsi, Alevileri asimile etmeyi
esas alan bir politika izleyecek.
Alevileri bugün bir merkezin temsil etme imkânı yoktur.
Alevi toplumunu özellikle örgütsel düzeyde kucaklamadığınız ifade ediliyor...
Kim ki bugün Türkiye de "Ben alevi toplumunun bütününü teslim ediyorum" derse,
gerçekleri söylememiş olur. Alevileri bugün bir merkezin temsil etme imkânı
yoktur.
Bu ülkede "Bu ülkenin bankalarına muhtaç, bu ülkede burjuva kesiminde yer alan,
bu ülkenin hortumlanmasında ve sömürülmesinde pay alan alevleri temsil
ediyorum" iddiasında bulunmak, kendimi inkâr etmek anlamındadır. Bu ülkede
"Sünnileşmeden yana gören insanları temsil ediyorum" iddiasında bulunmak
insanları aldatmaktır. Sınıfsal konumları gereği gelecek öngörüleri itibarıyla
bütün Alevileri bugün bir merkezin temsil etme imkanı yoktur. Nasıl
Hıristiyanlığı tek merkez temsil etmiyorsa, Sünniliği tek merkez temsil
etmiyorsa, Alevileri de tek merkez temsil edemez. Şimdi Sünniliği Bahçeli mi
temsil ediyor, Mumcu mu temsil ediyor, Yazıcıoğlu mu temsil ediyor, Gülen mi,
Erdoğan mı, Erbakan mı temsil ediyor? Kim temsil ediyor. O noktada gerçekçi
olmamız lazım. Hoşgörüden yola çıkarak, ütopyalardan yola çıkarak, gönlümüzdeki
güzel duygulardan yola çıkarak, bütün aleviler bir çatı altında olsun özleminde
bulunmamız, insanlara sevecen gelebilir kulağa hoş gelebilir, ama bugün
küresel dünyada insanların sınıfsal konumları itibarıyla bu kadar tüketim
toplumunun oluştuğu bir dünyada bu mümkün değil.
Bu yaklaşım Alevilerin bölünmesine, parçalanmasına hizmet etmez mi?
Bölünme değil. Şu gerçekliği kabul edeceğiz ve gerçekçi olacağız, her
odaklaşmanın yerine getireceği bir misyonu olacak. Biz baştan beri diyoruz,
demokratik, çağdaşlıktan yana, sınıfsal tanımlama itibarıyla emekçi, politik
tanımlamayla soldan yana, kendisini solda ifade eden Alevilerin temsil edildiği
kurumlarda sözcülük yapan insanlarız. Benim hem emekçinin, hem Alevi patronun,
hem bu ülkede özgürlükten yana olan Alevinin, hem de muhafazakâr, hem
Aleviliğin tarihsel çizgisini devam ettiren Alevilerin, hem de bugün Aleviliği
Sünnilik içerisinde asimile etmek isteyen Alevilerin temsilcisi olmam, siyaset
bilimine terstir, eşyanın doğasına terstir.
İslam içi-İslam dışı tartışmaları bir dönem ciddi bir şekilde kafa karıştırdı
Alevilerin gündeminden düşmeyen İslam içi- İslam dışı tartışmalarına ne
diyorsunuz?
Alevi kamuoyu sanki bir tartışma son bir kaç yıl içerisinde
çıkmış gibi bir propaganda ile karşı karşıya kalıyor. Alevi dünyasını yakından
takip ederler bilirler ki, bu tartışma 1994' ten beri var olan bir mücadele.
İlk tartışma tesadüftür Hacıbektaş'ta gündeme gelmiştir. 1994 yılında
Hacıbektaş'taki panelde rahmetli Nejat Birdoğan Aleviliğin İslam içinde
olmadığı tezini ilk bu topraklarda gündeme getirmiştir. Bu topraklarda bunu
ifade ettiğinde kıyamet kopmamıştır. İnsanlar ona bir Alevi aydınının, bir
araştırmacının kendine özgü bir yorumu olduğu hoşgörüsü ile yaklaşmıştır.
Dünlerde olduğu gibi bugün artık çok hararetle insanların birbirini
boğazlayacağı bir konu gibi tartışılmıyor. Bir dönem ciddi bir şekilde kafa
karıştırdı. Özelikle de çok inançlı gözüken, gelişmeleri araştırmanın ötesinde
sadece belli yaş gurubunda moral bozukluğu yaratmıştır, bu tartışma da nereden
çıktı anlamında. Ama görülmüştür ki Alevilik tarihsel süreç içersinde bireyin
özgürlüğüne inanmıştır, farklı yorumlara inanmıştır. Kendi içinden çıkan
filozofların ve bilginlerin insanı, doğayı, öğretiyi ve Aleviliği farklı
yorumlamaları hoşgörü ile karşılanmıştır. O anlamda da bugün kendi doğallığına
geri dönen bir durum söz konusudur. Alevi dünyasında şu an "Aleviliğin İslam
içi mi, dışı mı?" diye karşı karşıya gelen, bu farklı tercihleri çatışma
noktasına götüren durum, bu yıl 2007 itibarıyla Türkiye'de de, Avrupa'da da
gündemde değildir.
Alevilik tüm dünyaya özgü bir ütopyadır.
Bugün Alevilerin önünde duran bir görev var mı? Varsa bunlar nelerdir?
Alevi dünyasının varlığını cem evleri, zorunlu din dersleri ve diğer
istemlerle, dört istemle sınırlı görmemek lazım. Alevilik sadece Türkiye'ye
özgü değil, dünyaya özgü bir ütopyadır. İnsana özgü bir ütopyadır.
Alevilerin hiçbir tarihsel önderi son nefesini alevi ritüeli içinde
vermemiştir. Hz. Ali'den, bütün Ehlibeyt soyunu devam ettirenlerden, 12
İmamlardan, Hallaç'tan, Pir Sultan'dan, Hacı Bektaş Veli ‘den yola
çıkarsanız, bütün aleviler son nefeslerini, insanlığın daha iyi şeylere layık
olduğuna dair siyasi mücadele içerisinde vermişlerdir. Alevilik insana dair
siyasi bir ütopyadır. Alevilik öbür dünya inancı değildir, sadece belli
ritüelleri yerine getirme inancı değildir. O anlamda Alevilerin tüm dünyadaki
insanlığın sorunlarıyla ilgilenmesi lazım. Doğa sorunu, doğanın tahrip
edilmesi, kuraklık Aleviler için önemli. Aleviler "Bunlar Aleviliğin 12 hizmeti
içinde yer almıyor, bizi ilgilendiren bir sorun değil" deme hakkına sahipler
mi? Alevi öğretisinde olduğu gibi insana dair ne varsa, bunun içinde Alevilerin
söyleyecek sözünün olması lazım. İnsana dair yürütülecek mücadelede
Alevilerin her alanda yer alması gerekir. Yoksa Aleviliği sadece üç dört
istemle sınırlamak kadar dar bir şey olmaz. Biliyorum ki Alevi toplumu'nun
bugüne kadarki mücadelesi sonrasında, mevcut hükümetin yeni anayasa tartışması
içinde zorunlu din derslerini kaldırma gibi cem evlerini inanç merkezi kabul
etmek gibi, Türkiye de alevi gerçeğini kabul etmek gibi böyle bir eğilim var.
Diyelim ki önümüzdeki süreç içinde bu sorunlar çözüldü. Aleviler Alevilik
temelindeki örgütlerinin kapılarına kilit mi vuracaklar? O anlamda toplumsal
sorunlara duyarlı olmak ve mücadele etmek gerekiyor.
Hacıbektaş'ta yaklaşık üç yıldır yayın yapan Suluca Karahöyük diye bir
gazete var.
Bu gazeteye destek sözü vermenize rağmen, bir adım atmadığınız, AABF'nin
desteklemediği söyleniyor...
Doğru. Suluca.Karahöyük gazetesi çıkış amacının dışına çıkmıştır. Çıkışına çok
sevindim, çok anlamlı buldum. Biraz önceki sebeplerden dolayı, insanlardan
bağımsız, Hacıbektaş insanların inanç merkezi olursa, Hacıbektaşlılar bunun
bilinciyle davranırsa, alevi dünyası alevi toplumu çıtayı yükseltebilir, önemli
noktalara gelebilir. Hacıbektaşlılar Alevi değerlerine sahip çıkmazsa, dünyanın
dört bir yanına yayılmış alevilerin bu olumsuz durumdan etkilenmemesi mümkün
değil. O açıdan da Hacıbektaş' ta bir iradenin ortaya çıkması, alevi
değerlerine sahip çıkması anlamlıydı. Ama yayın hayatına başladığından bu
yana, izlediğim Suluca Karahöyük gazetesi kendisini ilgilendirmeyen, Hacıbektaş'ı
ilgilendirmeyen yer yer de alevi dünyasındaki bugün var olan, ama yarın hiç iz
bırakmadan unutulacak gereksiz polemiklere sayfasını açan bir gazete.
Suluca karahöyük gazetesi herkese yer veriyor. Sizin düşüncelerinize de yer
veriyor.
Kime yer verirse versin, yanlış yapıyor. Orjin bir hareket anlamlıdır,
kopyaların anlamı yoktur. Son dönemde barajı geçsin hükümet olsun diye MHP' nin
CHP tarafından sevimli kılınmasıyla, normal koşullarda CHP ye oy verecek
insanlar nasıl CHP'ye oy vermeyip gidip MHP ye oy verdiği gibi, Suluca
Karahöyük'ün Hacıbektaş orijinali olması lazım, Hacıbektaş kokması
lazım.
Suluca Karahöyük'e haksız bir eleştiri yapıyorsunuz...
Yok, yok, yok, yok...
Haksız bir eleştiri yapıyorsunuz. Eksikleri olsa bile herkesin düşüncesine yer
veren bir gazete. İsterseniz Suluca Karahöyük'ü geçelim...
Geçmeyelim, geçmeyelim...
Peki, geçmeyelim, devam edelim o zaman. Peki buyurun.
Bu emek sarfeden insanların emeğine uygun değildir.
Para almıyor bu insanlar, adamlar orada beş kuruş almadan matbaada çalışan
insanlar var. Öyle zor koşullarda çıkıyor ki bu gazete, ben gözlerimle gördüm.
Söyleşinin bu bölümünde biraz Hacıbektaş'ın özeline kaçıyor ama... Şimdi herkes
adeta düşman bu gazeteye. Sayın Belediye başkanı eleştiriyor, MHP eleştiriyor,
sağ partiler eleştiriyor, siz eleştiriyorsunuz. Bu ne biçim anlayış? Demek ki
tüm eksiğine rağmen bu gazetenin yaklaşımı doğru. Siz de bu gazeteyi
desteklemiyorsunuz.
Desteklenmemesi gerektiğini söylemiyorum. Sahiplendiğimden dolayı söylüyorum.
Sadece iyi niyet temennileri ile noktayı koyabilirdim. Ben kendim aradığımı
bulamadım, çıkış heyecanıma uygun bir yayın bulamadım.
Bulanlar var ama...
Bulanlar olabilir ama, Hacıbektaş orjinalli bir gazetenin gerçekten Hacıbektaş
kokması lazım, mevcut polemiklerin dışında olması gerekir. Şimdi internet
dünyasındaki polemikleri buraya aktarmak, Avrupa'daki polemikleri buraya
aktarmak, tarafsızda olsa, herkese de yer verse bu ikinci baskı olur, bunun
yaratıcılık tarafı yok.
Toplumun gelişmeleri öğrenmesi açısından, bilinçlenmesi açısından...
Yok, yok... Toplum eskisi gibi değil. Televizyonlar var, Bu polemikler
televizyonlara yansıyor, bu polemik normal başka şeylere yansıyor. Buram buram
Hacıbektaş koksa, benim özlediğim gazete bu. Buraya özgü olsa, buradaki
insanların dünyaya bakışını yansıtsa ve mevcut kurumlar arasındaki günü birlik
polemiklere taraf olmasa... Sanal dünyadaki polemikler kişisel
polemiklerdir, sen git ben gideyim polemiklerdir, ben orijinaline dönmesini
istiyorum.
Tamam, yani söylemek istediklerinizi söylediniz.
Yani, ben Suluca Karahöyük'ün orijinaline dönmesini istiyorum.
Benim unuttuğum ve sizin söylemek istediğiniz bir konu var mı?
Bütün tehlike arz etmesine rağmen, asimilasyon noktasında, biz kendi
aramızda gerçekçi olursak, AKP iktidarı döneminde Alevi hareketinin en rahat
ettiği 4,5 yılı yaşadık. Son 4,5 yılda AKP iktidarı döneminde en ücra köşelerde
bile, fazla çatışmaya elverişli olan alanlarda bile herhangi bir gerilime
girmeden, hiçbir etkinliğimiz engellenmeden, hiçbir cem evi açılışımıza
engel olunmadan, Alevi toplum kendi özgüveninden dolayı, -yani
birilerinin sadaka olarak sunmasıyla değil- en rahat ettiğimiz bir dönem
yaşadık. Aleviler bu süreçte kendi temelinin atıyor, kendi özgücüne güveniyor
ve dediğim gibi Alevi değerlerine sahip çıkıyor. Bu bir araya geliş önümüzdeki
dönemde daha olumlu projelerde kendisini ifade edecek.
AKP döneminde rahat ettiğinizi, AKP'nin size müdahale etmediğini, olumlu
bir cizgi izlediğini de ifade ediyorsunuz, söylediğinizden böyle bir şey
çıkıyor...
Ben ısrarla hep şunu söylerim. Bir toplumun belli güçleri kendisini kabul
ettirmesinden dolayı, bugüne kadar bize olumsuz yaklaşanların tavrının
değişmesi ve onların iyi niyetiyle bir değişime uğraması olarak deklere
edilmesi yerine, bir toplumun mücadele ederek kendi sorunlarını kabul
ettirmesi, varlığını kabul ettirmesi olarak yorumlamayı çok daha anlamlı
görüyorum. Bunu Alevi toplumu sağlamıştır. Bugün eğer müdahale edemiyorlarsa,
müdahale etmenin koşullarını kaldırmak olarak görüyorum ben. Yani Alevi toplumu
bir takım güçlerin Alevi toplumuna müdahale etmesinin koşullarını ortadan
kaldırmıştır. Ne yapmıştır? Kitleselleşmiştir, kendi davasına sahip çıkmıştır,
o açıdan olaya bakmak gerekir. AKP döneminde bile, diyorum. AKP döneminde bile,
4,5 yıl içinde bile alevi toplumunun uyanışına kendi değerlerine sahip çıkışına
müdahale edememişlerdir.
Son sözlerini alayım.
Şu an alevi dünyasında yapay yürütülen tartışmalar var. Kişilerden kaynaklanan
tartışmalar var, ama şu olgunluk ta var. Bu işin başında bulunan insanların
yürüttükleri tartışmaları, belli konulardaki farklı tercihlerini asla
kişiselleştirmemeleri gerekir. Toplum adına hareket eden insanların bu
toplumsal sözcülüklerini devam ettirdikleri müddetçe, kendi adlarına ve
şahıslarına özgü bir çaba içerisinde olmadıklarını bilerek davranmaları lazım.
Farklılıklar kendini korumalı, fakat farklı eğilimler bir araya gelerek
birlikte mücadele de etmelidir
Alevilerin iç tartışmalarından mı bahsediyorsunuz?
Evet, en önemli gördüğüm nokta bu, zaaf olarak da gördüğüm
bu.Alevi dünyasındaki insanların bu yürütülen mücadeleyi kişiselleştirmeden,
kendi kırgınlıkları, kendi alınganlıkları olarak ifade etmeden, Alevi toplumunu
ilgilendiren temel sorunlarda yan yana gelebilme gibi bir beceri
gösterebilmeleri gerekir.
Sayın Öker, size yönelik eleştirilerden biri de bu yan yana gelebilme olayı.
Madem böyle düşünüyorsunuz, neden kendi içinizdeki insanları bir araya
getirmeyi denemiyorsunuz?
Hıristiyanlar içerisinde rahipler vardır, misyonerlik faaliyetleri falan
yürütürler, olayı insani boyutta görürler. Her toplumsal mücadelenin ilkeleri
vardır, kuralları vardır. Kurumlarda bu ilkelere sadakat gösterdiğinde bağlı
olduğunda kurumlaşırlar. Ve alevi dünyasının şunu da görmesi gerekir. Bizim
yürüttüğümüz mücadele, yani demokratik alevi hareketi içinde yer alan
insanlarız.
Biz burada belli ocakları, belli kurumları, inançsal anlamda kurumları temsil
eden insanlar değiliz. Yani doğuştan kaynaklı belli ayrıcalıklı haklara sahip
insanlar değiliz. Biz demokratik alevi hareketi içerisinde sözcülük yapan
insanlarız. Demokratik alevi hareketi içerisinde de halkın iradesi, kurumların
iradesini benimseme gibi bir genişgenliğimizin olması gerekir.
Bu söyleşi için size teşekkür ederim
Ben de size teşekkür ediyorum.
Favori olarak ekle (25) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 337 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |