|
Hamdullah Çelebi’nin Kırşehir Şeriat
Mahkemesinde Yargılanması[1]
Kadı: Şeyh Efendi esamenizi iyice anlatın!
Şeyh Hamdullah Çelebi: Adım Mehmet Hamdullah; annemin adı Rahime, babamın adı
Seyit Şeyh Feyzullah Efendi, tevellüdüm 1183’dür. Pir-i Horasan Hünkâr Hacı
Bektaş-ı Veli sulbü ve soyumdur. Onun şerefli vakfı mütevellisi meşihatıyım.
Evladiyelik, velilik ve vakıf mütevelliliği reisliği ecri almaktayım. Halife
padişah üçüncü Selim Han’dan Aliy-ül Âlâ Efendilik payesini belgeyi sultaniye
almıştım.
Kadı: İbrahim Selamet Efendi, sen anlat bakıyım.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, ben de Şeyh Çelebi Hamdullah’ın küçük kardeşiyim.
Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin soyu sulbü olurum. Vakıftaki görevim, postnişin
olan Şeyhe muavinliktir. Adım İbrahim Selamet. Babam Çelebi Şeyh Feyzullah
Efendi, Anam Rahime Ana’dır. Dergâhtan mütevellilik maaşı ve evladiyelik maaşı
alırım. Her türlü vergi bağışıklılığım vardır. Öşür, hayvan vergisi, arazi
vergisi, ev vergisi vermemekteyim. Halife padişah Dördüncü Sultan Mustafa Han
Hazretlerinden Efendilik unvanı almışım. Tevellüdüm, [H:] 1185’dir.
Kadı: Memiş bin Habib, sen Esameni söyle.
Cevap: Adım. Habib, Dergâhta görevli Memiş Ağa’nın oğluyum Babam ölünce görevine
ben devam ettim. Anam Malhatun, tevellüdüm 1198’dir.
Kadı: Koçar bin Halil İbrahim, sen esameni söyle.
Cevap: Göçerlerin Hacının oğluyum. Anamın adı Hadıca. Dergâhda meydancılık
görevi yaparım. Tevellüdüm 1201’dir.
Kadı: Resul bin Derviş Hüseyin, sen esameni söyle.
Cevap: Anamın adı Safiye Cennet, babam Dergah’ın seyisi. Ölünce o görevi bana
Çelebiler verdi, ben devam etmekteyim. Çelebinin at arabacısıyım. Adım Derviş
Hüseyin. Tevellüdüm 1215’dir.
Kadı: Durak bin Hüseyin Balım, sen esameni söyle.
Cevap: Adım Hüseyin Balım. Anamın adı Safiye. Babam Dergâhın kilerine bakardı,
ölünce onun görevini Çelebi bana verdi. Tevellüdüm 1195’dir.
Kadı: Derviş Yusuf sen esameni söyle.
Cevap: Babamın adı Şahkulu. Adım Derviş Yusuf. Dergâhın muhasebe görevini Şeyh
Çelebi Hamdullah Efendi bana veridi, ben yapıyordum. Tevellüdüm 1187’dir.
Kadı soruya Hamdullah Efendiden başlar.
Soru: Şeyh Efendi anladık anlamasına, amma öyle kebir-i mühimme bir mevkiin
Reisi iken niçün adamlarının Şeriat-ı Muhammedi’ye aykırı ve inkârcı küfür ve
kâfirlik durumlarına mani olmadın? Ayrıca beldeyi fesada verdin, Müslüman Askeri
Sekban-ı Cedid’i hazmedemedin.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, adamlarım dediğiniz Oğuz Türkmenlerimizdir,
çoklukla köylerde yaşamaktadırlar. Konargöçer olanları da vardır. Onların
Şeri’at-ı Muhammedi’ye inkârları ve aykırı halleri yoktur. Sen zan ve şüphe ile
söylüyorsun mahkemeye Kadı Efendi. Bu zan da senin içinde küfrü günahdır.
İkaz: Mahkememize hürmet ve kıyam ederek cevap ver.
Soru: Neden Bektaşilerin, yeniçerilerin devletli İslam Halifemize kazan
kaldırışına mani olmadınız? Sen neden bunları duyduğun halde Bektaşileri iyiliğe
telkin teselli etmedin? Bir de üstüne kasabaya fesadı soktun, küfre girdin? Sen
küfür ehli oldun. Bunları nasıl inkâr edeceksin? Anlat bakıyım.
Cevap: Kadı Efendi Hazretleri, sen şunu bilesin, bana inanasın, ben din
adamıyım. Hiçbir lahza bile kötülüğe, küfre, fesada pişiva olmam. Kebir-i İslam,
Pir-i Horasan Vakfı Mürşidiyim. Bana küfür yüklemenizi, beldeye fesat soktu
demenizi ben kabul etmem; Allah ve Peygamberi de kabul etmez. Bugün dünya var,
yarın âhiret var, bunu bilesin.
Soru: Padişahımız, devleti İslam, Halifeyi Müslüman Hazretlerine kötü zanda
bulunan bir kişi küfrü delalettedir, küffardır. Katledilmesi dinimizin kutsal
emridir.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, padişahlarımıza tarih boyunca bağlılığımızı
bildirmişiz. Kan dökmeyen, zalim, gaddar olmayan Halifelerimizin eteğini
öpmüşüz. Onların Kadılarına, Mahkemeyi Şeriatlarına hürmetimizi bildirmişiz.
Suçsuz yere ahalisini katleden kanını döken kim olursa olsun, reddi mahbup ve
matluptan yaddır.
Soru: Şeyh Efendi ne demek istiyorsun? Ağzından baklaları çıkar. Ehli Sünnetiz
Elhamdülillah. [Elyazmasından iki satır okunamadı]
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, sizler Sünni ve surette Müslümansınız. Bizler
ise sirette, içten, soydan, sulbden, özden muameleten Müslümanız. Ehl-i Beyt
bendelerine yapılan kanlı katliamlarla, zülüm ve kötülüklerle İslam ve Müslüman
olmaya hak ahlakına hiçbir devirde suret Müslümanlığı yakışmamıştır.
Bu Ali Resul’e, Ehl-i Beyt’e işlenen cinayetten sonra kendilerine Müslümanlık
adının yakışmadığını görerek bizzat kendileri Sünni adını koymuşlardır.
İslam ve Müslüman demek olur ki, Ali Resulün mübarek ruhuna eziyet olacağından
bu kadar tarafıynan kanını dökemez.
Soru: Şeyh Efendi, senin dediğin Ümmeyeoğluları hükümetini geçelim. Dört hak
mezhep üzere Abbasoğluları gibi ve dört hak mezhep üzere Selçuklular gibi ve
Halife-i Raşiddin nasıl Şeria-ı Muhammediye’yi adaletle İslam’a yakışır adaletle
götürmüşlerse bu devleti İslam, Halifeyi Müslüman içinde bulunduğumuz dini
Şeriayı da dinin emirleri üzere götürmekteyiz. Şüphe eden kâfiridir. İtirazın
var mı? Cevap ver.
Cevap: Kadı Efendi Hazretleri, Birincisi, dört hak mezheb de hak olmaz. Hak
birdir, iki de denmez, dört de denilmez. Semavi dinlere mezheb diyecekseniz
Hz. Musa’nın Tevrat’ında ahkâmı vardır. Hz. Davud’un Zabur’unda ise ahkâm
Tevrat’a bağlıdır Ayrıca mezhebi yoktur. Hz. İsa da İncil’in ahkâmı vardır.
Kuran-ı Kerim’in de İslam ahkâmı vardır. Dört semavi kitapta üç mezhep vardır.
Allah’ın vahyettiği ecdadım Hz. Muhammed’in bizlere tebliğ ettiği İslam’ın bir
tek mezhebi vardır. O da İslam ve Müslüman ahkâmıdır.
Hz. Peygamberin Ali’nin evladına işlenen cinayetlerle kanını döken katilleri
asla Müslüman kabul edemeyiz. Suçsuz yere kan dökenler İslam olamazlar.
Senin dört mezhep dediğin kişiler ne Peygamberin yüzünü görmüştür, ne meclisinde
bulunmuştur, ne soyu sulbünden gelmiştir. Dinimizde bir mezhep vardır oda
İslamdır.
Mensubu olduğum Gürüh-u Naci toplumu olan bizler İslam umdelerini yerine
kusursuz olarak getiriyoruz.
Hz. Peygamberin Ali’nin evladının, Ehl-i Beyti’nin kanını döküp katil olan
kişiler kendilerine İslam adını, Müslüman adını bile yakıştıramamışlar da biz
Sünni’yiz demişlerdir. Efendim bu da gerçektir.
Suçsuz yere ahalinin kanını dökmek İslamiyet’le ilişkisini kesmek demektir.
Benim savunmam budur. Kabul etmek, etmemek siz efendime aittir.
Kadı: Kes, kes Şeyh Efendi, bu kadar mantıksız, kaynaksız kitaba mezhebe uymayan
kelimeleri söyledin ki kendi dilin ile idam ipini boynuna takmak mı istiyorsun?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, benim idamdan korkum yoktur. Doğru Müslümanlık
yolundayım, doğruyu söylüyorum.
Kadı: Şeyh Efendi, dört halifenin izinden giden Emeviler olsun, Abbasiler olsun,
Selçuklu Sultanları olsun Osmanlı Sultanları olsun Sünnetten senetten
ayrılmamışlardır. Bunlara dil uzatmak küllühüm kâfirliktir. Bunların izinden
gitmeyen zındıktır. Bunların doğru yolda olduklarını kabul edip dille beyan
etmen gerekir.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, kan döken zalim kimler olsa asla Müslüman
diyemem. İslam kanını hükümdar tahtı için döken bu saydığın devletlerin
hükmettiği topraklarda, Gürüh-ü Naci olan biz Müslüman Oğuzların kanları hiç
kurumamıştır. Kan döken zalim için bana Müslüman dedirmek mi istiyorsun? Bizden
hiç kimse bunlara Müslüman diyemez! Sünni diye biliriz.
Kadı Efendi çok kızmıştır. Hızlı hızlı demir topuzunu önündeki tunç kafese
vurarak,
Kes be seni bi-edeb Şeyh! Şu anda idamının kokusunu almıyor musun? Mahkeme-i
Şeria-ı Muhammediyye önünde sebn-i lisandan (sözle hakareten) dolayı ayrıca
dayak cezası veririm. Bu konuşmaları daha mahkememiz önüne getirme ağzına da
alma. Sonra aklına haa...
Çavuşlara, “Alın alt kata bu Şeyhi” der.
Ertesi Gün
Kadı: Anlat Şeyh Efendi. İdamın kokusunu alıyorsun, değil mi? Benzin de çok
bozuk. Şeriatın kestiği yer acımaz.
Kah kah gülüşürler.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, güruh-u eşkiya olan çavuşlarınız bana geceleri
çok zalim, gaddar davranıyorlar.
Kadı: İslam Halifesinin Müslüman Asâkir-i Mansure-i Muhammediye askerlerine
güruh-u eşkıya diyemezsin. Yeniçeriler eşkıya gurubu idiler. Cezalarını
buldular.
Şeyh: Kadı Efendi Hazretleri, sen Sünni güruhuna İslam dememizi mi istiyorsun?
Bizlere hiddet şiddetle kabul ettiremezsin. Asla Müslüman diyemem.
Kadı: Şeyh Efendi, aklını başına toparla, düşün. Elhamdülillah Müslümanız;
askerimiz de Müslüman, Mahkeme-i Şeria’mız da Müslüman, Devleti Halifemiz
Padişahlığı ülkesi de Müslümandır. Mecbur kabul edeceksin. Ben sana kabul
ettirmesini biliyorum.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, asla acıma hissi olmayan zalim, gaddar, bu kadar
merhametsiz kişileri kabul edemem. Hiçbir gerçek eren, eşkıya güruhuna İslam
veya Müslüman dememiştir.
İstanbul’da Belgrat Ormanlarında, Istranca Ormanlarında diri diri yakılan on
binlerce oğuz Türkmenlerimiz olan Müslümanları yakan şaki nasıl olur da Müslüman
adını alır?
Kadı: (Tokmağını tunç zile vurarak bağırdı) Vay dinsiz vay! Sen buraya hesap
sormaya gelmedin. İdam olmaya geldin. Gereksiz sözleri söyleme. Adabını takın!
Sus!
Konya Kadısı Aksaraylı Abdul Kayyum Efendi (Kibar bir eda ile kadıya rica etti):
Şeyhe müsade et, konuşsun; konusunu bitirsin.
Kadı: Şeyh efendi, Şeyh efendi, konuş, konuş dinlenilmesine karar alındı. Devam
et.
Hamdullah Efendi: Kerbelâ’da Hz. Hüseyin şehitliğinde, “Kan döken bu şaki
güruhu asla İslam olamaz.” buyurmuştur. Ve “Bu şaki güruhuna mahşerde dedem
şefaat etmeyecek.” demiştir.
Hz. Peygamberin sevgili kız torunu Zeynep kanlı zalim olanlar için “Eşkıya
güruhunu asla İslam, Müslüman adıyla anmayınız” diye bize vasiyeti vardır. Kan
dökerek, hiddet, şiddet ile bizlere zor ile Müslümanlığınızı söylettiremezsiniz.
O tarihten sonra gelen erenlerden, evliyalardan, imam veya meşayihten kimse
Kerbelâ katillerine ve benzeri olayları meydana getirerek kan dökenlere asla
İslam ve Müslüman denilmeyeceğine yeminle bildirmişlerdir.
Kadı: Haddi aşıyorsun Şeyh Efendi. Kadirini kendin ayağımın altına atıyorsun.
Sen, biz Sünnet vel cemaat ehline olmayan, bulunmayan kusurunu söylemek için
Mahkeme-i Şeria’ya dikilmedin. Devleti İslam Halifeyi Müslüman Efendimize asi
gelmiş suçlu kâfir yeniçerilerin taraflısı, suçlarının ortağı olarak
dikiliyorsun. Senin Müslümanlığımızı kabul etmen etmemen sünnet ehli oluşumuzun
şerefine leke olamaz. Bunu bilesin.
Ertesi gün
Müftü Hacı İlmullah Halim Efendi Soruyor: Şeyh Efendi, mensuplarınız namaz
kılmıyorlar. Bu zındık, dinsiz topluluğu neden Ehli Sünnet yoluna iltihak
etmelerini emredip, namaza müdavim olmuyorlar? Siz bu zındıkların cezasının
verilmesinde izlediğiniz yolu anlatınız.
Cevap: Efendim Müftü Hazretleri, namaz kişinin kendine ait bir ibadettir.
Topluluğu ilgilendirmez. Kişi isterse evinde kılar Allah’tan sevabını alır.
İsterse kılmaz Allah’ta inkâr etmeyen, kazaya koyana cezasını vermez. Bize de
ceza vermek düşmez. Kişi ne kadar Allah’a yaklaşırsa yaklaşır, uzaklaşırsa
uzaklaşır. Allah’la kulunun arasına giremeyiz. Bizim dergâhımızda böyle bir
ceza uygulanması yoktur.
Müftü: Vay dinsiz vay! Namaz nasıl ferdi ibadet olabilir? Cemaatle kılmak
mecburiyeti vardır. Düzgün sırayla namaza durulacaktır. Hem de o kadar sık
omuzlar bir birine dayanacaktır ki şeytan araya giremesin. Sen nasıl namazı kişi
yalınız başına isterse evinde kılar istemezse kılamaz dersin? Eeeeyy…
Cevap: Efendim Müftü Hazretleri, camide omuzların sıklıkla birbirine dayanması
“Şeytan ileriye geçmesin diyedir” diyerek sizi kandırmalarına inanmayınız. O
uygulama Şam Emevi camisinde haksız zalim olan Muaviye ve Yezit veya Emevi
hükümdarlarından birisi mihrabda iken bir kişi ileriye geçerek suikast yaparak
yaralamasın, öldürmesin diye uyduruk bir tedbirdir. Dinen alakası yoktur. Aynı
Şeytan yalanı zamanımızda devam etmektedir.
Müftü: Şeyh Efendi, neden namaz kılmıyorsunuz? Namaz kılarken Kuran
okumuyorsunuz? Yaptırılan tahkikatta Türkçe dua ile iktifa ettiğiniz, Kuran
okumadığınız anlaşılmıştır. Kuran’ı inkâr ettiğiniz anlaşılmıştır. Bu sorulara
ne diyeceksiniz? Mensuplarınız ne söylüyor? Onu anlat mahkememize.
Cevap: Efendim müftü Hazretleri, bizler salât-ı daimdeyiz. Daima Allah’la
beraberiz. Salâtı inkar etmiyoruz. Cem cemaatimizin toplantısında Türkçe dua
ettiğimiz doğrudur. Bazı Kuran da okuduğumuz vardır. Kuran’ın dua olan kısımları
okuruz, mesela Fatiha gibi.
Kuran’ın düşünüp, fikir etmek, ibret almak için geldiğine inanıyoruz. Allah’ın
bizlere “Düşünün, ibret alın, tefekkür olun, aklınızın kullanın” ilahi hitabını.
Allah’tan aldığımız bu emri gerisin geriye Allah’a göndererek, “Ey Rabbimiz
düşün, ibret al, tefekkür kur, hisse al bilesin ki şöyle şöyle oluşlar olmuştur”
diye Allah’a Kuran’da geçen olayları anlatmanın ibadet olamayacağına inanıyoruz.
Dua olan kısımlarını da okuyoruz.
Müftü: Şeyh Efendi, mahkemeye sapık fikrini anlatma. Kuran’ın hiçbir ayetini
diğer bir ayetine tefrik, tercih edemezsiniz. Tümü Allah’ın emridir, sözüdür.
Her rekâtta bir ayet okunur. Ayetin manası sizi ilgilendirmez. Manasını
anlamadan okunan, uyulan daha sevaptır. Kâfirliğinizi ve küfrünüzü anlatıp
durma.
Cevap: Efendim Müftü Hazretleri, Kuran-ı Kerim’in her ayeti Allah sözüdür. İlahi
emirdir. Siz Ehl-i Sünnetler bildiğiniz gibi devam ediyorsunuz.
Biz Müslümanlar, hayâ ederiz ki Allah’ın divanına durunca, “Rabbimiz bilesin ki
Âdem ile Şeytan’ın, İbrahim ile Nemrud’un, Yusuf’la Züleyha’nın, Musa ile
Firavun’un aralarında şunlar, şunlar geçmiştir. Tarihi kıssalarda şöyle şöyle
olmuştur” diye Allah’a tekrar hatırlatmak için Kuran okumuyoruz. Amma kendimiz
öğrenmek için okuruz.
Biz ayinlerimizde cemaatçe Türkçe olarak Allah’tan istediklerimizi terennüm
ederiz ki Kuran’daki tarihi kıssaları tekrar Allah’a hatırlatmaya gerek kalmaz.
Biz Allah’tan akşamımızı, sabahımızı, vakitlerimizi hayırlı getirmesini;
göklerden hayırlı rahmetler yağdırmasını; yerden hayırlı bereketler vermesini;
bekârlarımıza hayırlı evlendirmeler; hastalarımıza şifalar vermesini ve bütün
ihtiyaçlarımız için Allah’tan yardım bekleriz.
Müftü: Çok uzattın Şeyh Efendi. Duanızın kabul olmadığı da bellolmuştur. Allah
zevalınızı ve belalarınızı tümünüzün birden vermiştir. Dini sapık kimseler
olduğunuz meydana çıkmıştır. Ehli Sünnetten olmadığınız için dünyada münkariz,
Ahrette Cehennemlik olmuşsunuz.
Kadı: Şeyh Efendi, Şeyh Efendi! Dinsiz Şeyh Efendi! Allah’a şekil vererek,
kendinize benzettiğinizi anlat bakalım. Onu nasıl uydurdunuz?
Cevap: Efendim Kadı hazretleri, Allah ayrı, yarattığı âlemler, Arz Semavat ayrı
değil. Halik-i Âlem her yerde hazır, nazırdır. Bir yerdedir demek, başka yerde
olmamasını söylemektir. Biz dergâhımızda mensuplarımıza Allah kulundan ayrı ve
uzaktadır diyemeyiz. Allah kulun aynısıdır da diyemeyiz, gayrıdır da diyemeyiz.
Her yer Allahın mülküdür. Her şey Allah’ın tasarrufundadır. Yeryüzünün her yeri
Allah’ın malı mülküdür. Kendisi de başında hâzır, nazırdır. Yalnız bir yere,
Camiye, Mescide, dergâha Allah’ın evidir, Allah’a yalnız orada ibadet edilir
diyemeyiz. Hiçbir yarattığını Allah benzetemeyiz. İşte Allah’tır diyemeyiz. Ama
hiçbir yarattığını da Allah’tan ayrıdır diyemeyiz.
Kadı: Şeyh Efendi, Şeyh Efendi, yuh sana be! Dergâhınızda Acem düzmesi söyleyen
şairlerinizin En-el Hak dediklerini niye saklıyorsun? İtiraf etsen de saklasan
da biliyoruz küllühüm kâfirsiniz. Mahkeme-i Şeria’nın sonunun hayatının da sonu
olduğunu bilmiyor musun? Doğruyu söyle, haydı bakalım...
Cevap: Efendim Kadı hazretleri, ölüm hayatın sonu değil. Yaşayış oradan sonra
başlayacaktır. Babam Feyzullah Efendi ve Dedem Şiri Bektaş Efendi yüzlerce
nefes, düvazimam söylemiştir. Bu fakır Çelebi Hamdullah da yüzlercesini
söylemiştir dergâhlarımızda, toplantılarda söylenmektedir. Kişi Hakk’a ulaşmak
için yetiştirilir.
Talkınlarımızla Hakk’a ulaşmak olur, ama kul Hak olamaz. Yaratılan kalkıp da bir
arz, bir semavat, ayrı bir âlem yaratmaya kalkışamaz. Böyle bir iddiada eden hiç
olmamıştır. Olsa bile deli diye oradan uzaklaştırırız.
Kadı: Şeyh Efendi, vaktiyle şu konuşmanız duyulmuştur: “Bu Şeriat hükümleri
zamanımıza göre değişmesi gerekir.” Bu lafınız küllühüm kâfirliktir. Kâfirin
katli vaciptir.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, demedim, amma desem de küfür olamaz, çünkü
mecelle, dinimizin temeli olan Kuran-ı Kerim’den alınmış kabul edersiniz. Bu
kadar geniş kanun maddeleri vardır. Bu maddeler tam Kuran ayetlerinden alındığı
halde belki de yetmiş defa değişmiştir. Bunu siz de bilirsiniz. Bütün fıkıh
âlimleri de bilir ki şu anda maddelerin ihtiva ettiği kanunu konular Kuran-ı
Kerim’in hiçbir ayeti ile tıpa tıp uyuşamaz. Çekişir durur.
Sizin dinimiz dediğiniz konular, mahkemede ve şeriatı şerifin içinden ayıklanmış
sıyrılmış çıkmıştır. Şimdi siz Müslüman adına, dinimiz adına dediğiniz doksan
dokuz konu sayılsa bir tanesi dinimiz adına hayatımızla alakası yoktur.
Bu küfür olmuyor da “Bizzat Allahın Resulü içinde de olsa zamanımıza göre
ayetlerin hükmünü değiştirdi” sözümüz mü küfür oluyor?
Zaten Kuran demiyor mu ki anlayasınız diye Arap olduğunuz için Arap lisanı üzere
bu Kuran’ı size indirdik. Akıl edin, akıllı olun, akıl sahiplerine Kuran’da
iyiliği, kolaylığı indirdik demiyor mu? Oğuzlarımızın bunu anlaması için Arap mı
olmasını istiyorsunuz?
İnkâr etmemek şarttır. Bu şarta göre namaz kılmayan inkâr etmediği müddetçe
kâfir olmaz, katli de vacip değildir. Amma siz savmü salât etmiyor diye
Oğuzlarımızdan çoğunu idam ettiniz.
Müftü: Sus, sus günahkar oluyorsun
Kadı: Tabii ki katli vaciptir.
Cevap: Kadı Efendi Hazretleri, eğer katli vacip olsaydı salâtın kazası olmaması
gerekirdi, çünkü salâtın kazası vardır.
Kadı: Hacca gitmek ömründe hali vakti yerinde olana farz, gitmeyen kâfirdir.
Katli vaciptir. Salât ve Savm (namaz ve oruç) da terk edenin katli tabii
vaciptir. Kadı bağırarak kâtibine “Hacı Mevlana İsmail Efendi, Şeyhin
konuşmasını yasaklıyorum. Ne derse asla yazma” dedi.
Ertesi günü
Kadı: Şeyh Efendi, sen ve mensuplarınız, Ebubekir’in Ömer’in Osman’ın sırası ile
sevilmesi gerekirken ilk üç Halifeleri sevmeyip atlayarak Hz. Ali’yi sevmenin
günah olduğunu bilmiyor musunuz?
Ehli Sünnet vel Cemaatin kabul ettiği ayetle, hadisle beyan edilen yoldan niçün
sapmaktasınız?
Dinimize göre Ebu Bekir’i Ömeri’i Osman’ı sevmemek küfür ve kâfirliktir. Kâfirin
katlı vaciptir. Eey?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, Hz. Peygamberimiz buyuruyorlar ki benim ashabım
gökteki yıldızlara benzerler. Hangisine uyarsanız yönünüze ve yolunuza rehberlik
yaparlar. “Geceleri çölde kalan kişiye yıldızlar yönüne gideceği yoluna
rehberlik ederler.” Hadisi gereğince fakir ve mensuplarımız olan Oğuzlarımız
Hz. Ali’ye öncelikle uyuyoruz, seviyoruz. Biz Müslümanların Hz. Ali’yi bütün
ashabın üstünde sevmemiz Allah’ın emriyledir. Hz. Muhammed’in gerçek hadislerine
dayanmaktadır.
Ashab olsun, ümmetten olsun, kan döken katilleri biz Müslümanlar sevmeyiz, çünki
Allah Kuran-ı Kerim’inde “Lanetullahı alel kavmin kâfirin” buyuruyor.
“Lanetullahı alel kavmin zalimin” buyuruyor.
Hz Ali’nin ve Ehl-i Beytinin masumluğuna inanıyoruz. Hz. Peygamberden sonra en
çok sevdiğimiz kişiler olmaktadırlar.
Müftü: Şeyh Efendi, Şeyh Efendi, iyi anla! Ashabı bölüp bir kısmını, Ebu
Bekir’i, Ömer’i, Osman’ı sevmeyişinden senin katlin vaciptir. Bunu bilesin ya
Şeyh Efendi!
Kadı: Şeyh, sen beldeyi fesada verdiğin zaman Sekban-ı Cedid’e selb-i lisanda
bulunmuşsun. Bu hususta aleyhinde şahitlerini dinlemişiz.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, Sekbanı Cedid[1] adını duyduğum gün idi.
“Sekban-ı Cedid’in yeni av köpeği bakıcısı kimseye söylendiğini duymuştum”
dediğim doğrudur. Farsçada sekban-ı cedid, av köpeği bakıcısı demektir. Lügate
bakabilirsiniz.
Müftü: Senin tasvip ettiğin katledilen dinsiz Yeniçerilerin içinde yer alan
Sekbancıbaşıyla karıştırmışsın Şeyh Efendi. O yakıştırma seninkilerin adıdır...
O da biline.
Kadı: Şeyh Efendi doğru söyle, vakfınızın bulunduğu dergâhta mensuplarınızın
toplantılarında kimlere lanet edersiniz? Muaviye ve Yezit’e lanet eder misiniz?
Cevap: Kadı Efendim Hazretleri, suçsuz yere topluca ahalinin kanını dökenlere
lanet ediyoruz. Hz. Peygamberimizin Ali’nin evladının Ehl-i Beytinin kanını
döken Muaviye’ye, Yezit’e lanet ediyoruz. Yezit’in yaptığı o şenaati tensip
eden, hafife alan, beğenenlere de lanet ediyoruz.
Kadı: Şeyh Efendi, Allah tövbe edenin günahını af eder. Siz küfrü kebir günahı
kebir üzeresiniz. Yezit ve Muaviye ölmeden tevbe etmiştir. Allah onları af
etmiştir. Böyle bilesin, var mı diyeceğin?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, Allah, Hz. Hüseyin katlinden Yezid’i, Muavye’yi
af ederse onlara lanet ettiğimizden dolayı bizleri de kolayca af eder. Sen
bizleri boşa küfür ve günahkârlıkla suçluyorsun. Bu da biline.
Ertesi Gün
Kadı, solunda oturan çok haşmetli Müftü Efendiye de soru sorma hakkı verdi.
Müftü: Şeyh Efendi, Müslüman’ım dersiniz. Ehli Sünnet takvası üzere tevbe
estağfurullaha devam edenin günahlarının af olacağına inanmıyor musun?
Cevap: Müftü Efendi, kişi işlediği günahı tevbe ile af ettiremez. İhlal edilen
şeyi yerine getirmedikçe, döktüğünü doldurmadıkça, ağlattığını güldürmedikçe,
yıktığını yapmadıkça, zararı ziyanı tazmin etmedikçe tövbeye devam etmekle,
işlenmiş günah af olacağına biz Müslümanlar inanmayız. Allah af edecekse eder,
O’na da mani olunmayacağına inanırız.
Müftü: Şeyh Efendi, Ürgüp Ihlara tarafından gayrimüslim mücriminin keferelerin
dergâhınıza gelip ayinlerinize bile katıldığı, onlarla hoş sohbet ettiğiniz
duyulmuştur. Ayetlerle hadislerle muteberdir, keferelerle dost olmanın günah
olduğu bilinir. Ayrıca Müslüman olmayanın Cennet’e gitmeyeceği bilinir. Bu
kişilerle nasılda dostluk kurarsın? Bu işlediğin cürüm katlini gerektirir.
Günahtır. Bu olaylara itirazın var mıdır?
Cevap: Müftü Efendi Hazretleri, Kadı Efendi Hazretleri. Biz Müslümanlar siz
Ehl-i Sünnetler gibi düşünmüyoruz. Bir defa: Gayr-ı müslümler Ürgüp’den değil,
Kudüs tarafından, Kudüs Muhafaza Paşası Ahmet Paşa ile beraber Hünkâr Hacı
Bektaş Veli Mukaddes Hazretlerinin türbesini ziyarete gelmiş ümeralardır. Sıfatı
mukaddes Ahmet Paşa ile çokluk kurup gayr-ı müslüm başlarında Ahmet Paşa
Hazretleri ile geldiler Üç gün misafirimiz oldukları doğrudur. Siz Ehli Sünnet
cemaati de bilirsiniz ki biz Müslümanlar misafire çok değer veren Oğuz
Türkmenleriyizdir. Misafirperverliğimizi siz Ehl-i Sünnet cemaati kişiler de
tarihlerce takdir etmişsinizdir.
İkincisi, biz Müslümanlar dergâhımızda din ve mezhep ayrımı yapmayız. Kişiye
memleketine bakılmadan hürmet edilir.
Üçüncüsü, bizim dergâhımız mensuplarımızın görüşü kişilerin din ve mezhebine
bakılmadan her iyi insan, her iyi güzel ahlaklı insan Cennet’e girecektir diye
inanıyoruz
Ertesi Gün
Kadı: Neden kadınların dergâhın ayinlerinde toplu olarak bulunmasına mani
olmuyorsunuz? Ehl-i Sünnet din âlimleri zikir halkalarında asla kadın
bulundurmaz. Dinimiz iki kadını bir erkeğe denk şahit kabul eder. Mirasta
erkeğin yarısı kadar pay alır. Siz nasıl olurda onları meclisinize alırda aynı
mekân içinde oturabilirsiniz? Her hareketiniz katlinizi gerektirir. Küfrü kebir
yapmaktasınız. Bunlar da malumumuzdur. Ne dersiniz?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, sünnet ehli cemaatinin bilginlerinin
uyguladıklarını duymuş, düşünmüşüzdür.
Bizim dergâhlarımızda, Kuran’da sık sık geçen “ya eyyühelleziyne amenu” ayeti,
Allah’ın kadın-erkek ayırt etmeden eşitliğe hitabı olarak bilinir. Ayrıca
tarihten gelen eşitliği kabul ederek Hacı Bektaş Veli’nin “Erkek aslan, aslan da
dişi aslan, aslan değil midir? Kadınlar da sizin bir parçanızdır. Onları
cemaatinizde ayırt etmeden şereflice, hürmetlice değer verin” dediği sözüne
inanarak kadın erkek eşitliğine alışılmıştır. O tarihten beri biz Müslümanlar
kadın boşayan erkeği düşkün yaparız.
Kadı: Şeyh Efendi utanmıyor musunuz? Böyle bir küfre delalete düşerek Sünneti
çiğniyorsunuz, inkâr ediyorsunuz. Şunu bilin ve inanın ki, kadını almak farzdır,
boşamak sünnettir. Erkeğe bu boşama salahiyetini Ehli Sünnet dini vermiştir.
Dinimizin verdiği sünneti ihlal etmekte kâfirliktir, bunu da bilesin.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, biz Müslümanlar karı koca aile ocağında kadını
daha önde muteber görmüşüz. Kadın boşamayı günah saymışız. Dergâhlarda kadın
boşamak suçundan erkekler düşkün olmaktadır. Ben de böyle inanıyorum.
Müftü: Şeyh Efendi, duymuşuz şu sapıklığınız devam etmektedir:. “Dinimiz akıl
dini” dermişsiniz. Dinimiz akıl dini olsaydı inanmayı imanın şartı kabul
etmezdik. Siz hiç düşünüp akıl etmez misiniz de dinimize iftira edersiniz?
İkincisi, Ehlisünnet âlimleri, evliyaları kabul etmiştir ki dinde akıl İslam’a
uyacaktır. Akıl dinidir diye kabul edemeyiz. Dinde değişikliği kabul edemeyiz.
Duymuşuz siz bazı dini umdeleri değiştirerek, akla uydurmaya çalışarak küfürde
kararlı olurmuşsunuz.
Dinimiz akıl dini olaydı iman öne alınmazdı, çünkü o şeye öyle inanacaksın iman
dinidir. Aklan bir şeyi düşünemezsiniz. Neyin dine uyduğuna bakar öyle kabul
edersiniz. Dini o şeye uyduramazsınız. Ya inanırsın ya küfürde kalırsın. Küfrü
kâfirin katli vaciptir.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, sizin Ehli Sünnet yolunuz kıyas-ı fıkha dayanır.
Biz Müslümanlar İslam dinini akıl yoluyla evvelden beri uygulamaktayızdır. Buna
böyle inanıyorum. İnanmasam da önüne geçmem mümkün değildir.
Allah kitabında, “aklınızı kullanın” buyurur Akıl sahiplerine hitap eden
Kuran’da akıl edenlere çok pay vardır. Emr-i hitap vardır.
Dinde aklı kullanmak, dinde akılla fetva vermek, biz Müslümanlarda evvelden beri
gelmektedir.
Ehli Sünnet bilginleri ise kıyas-ı fıkh ile dini fetva-i şerifler vermişler.
Kıyas-ı fıkhı dine uygulamak bu zamanımız da meydana çıkmamıştır. 1250 seneden
beri devam etmiş gelmiştir. Sünnet vel cemaat ehli kıyasla fetva verirler. Bizim
Müslümanlar akılla fetva verirler. Bu vebalı şahsıma yüklemeniz Allah’tan reva
değildir.
Ertesi Gün
Kadı: Şeyh Efendi, sorularıma doğru düzgün cevap ver. Dini sapık bir inanışın
mensubu olarak yaşıyorsunuz. Küffar olarak öleceksiniz. Ehl-i Sünnet dininden
ayrılmışsınız. Şu son günlerinde tevbe etmeniz gerekir. Ehli Sünnilik dininden
çıktığınız kâfirliktir. Kâfirin katli vaciptir. Yaşamaktansa ölmeniz,
öldürülmeniz daha hayırlıdır. İtirazın var mı? Anlat bakıyım.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, Ehl-i Sünnet dini diye bir din yoktur. Ulu Allah
böyle bir din kurulması için vahy edipte bir peygamber göndermemiştir.
Efendim Kadı Hazretleri, ben mahkeme erkânınıza kıyamla söylüyorum. İslamiyet
kurulmadan evvel Mekke şehrinde iki aile arasında idareyi siz değil biz
yürüteceğiz, öbür aile ise illa da biz yürüdeceğiz diye tartışmalar sürtüşmeler
devam etmekte idi.
Kadı: Eee Şeyh Efendi, anlat; anlat neler anlatacaksan, korkmadan anlat!
Cevap: Efendim, bu iki aileden biri Haşimi ailesi, öbürü de Emevi ailesidir.
Birbirlerine üst olmak için sürtüşmek devam ederken İslamiyetin kurucusu Haşimi
ailesinden büyük ecdadım peygamber Hz. Muhammed, Allah’ın vahyi ile İslamiyeti
kurmuştur. Hz. Peygamber ölene kadar Emevi ailesi Haşimilerin üstünlüğünü kabul
etmişlerdir.
Sonra Emeviler, Haşimi ailesinden olan peygamberin soyunu sopunu kılıçtan
geçirmişlerdir. Bir tek İmam Zeynel Abidin kalmıştır. Emevi ailesi 83 sene tam
manası ile hükümetin idaresini ellerinde tutmuşlardır.
Türkler ve İranlılar ayaklanmış, Ebamüslüm adlı bir Emir’in riyasetinde. Emevi
ailesini hükümet idaresinden uzaklaştırmış. Emevilerin Haşimilere yaptığı gibi
Emevilerin hepsini kılıçtan geçirmişler. Peygamberin sülbünden, Hz. Fatma’nın
rahminden gelen nesil olan İmam Cafer Sadık hükümet idaresini kabul etmeyince,
Haşimi ailesinden Peygamberin amcası Abasın soyundan gelenlere hükümet idaresini
Türklerin ve İranlıların Emiri Ebamüslüm teslim etmiştir.
İslam âleminde tek siyasi aile kalmıştır. O da Haşimilerdendir, Abbasoğulları
Halifeliği ve dini Peygamberin soyu, sülbü olan İmam Cafer Sadık’tan ve Ehl-i
Beyt ailesinden kıskanmıştır. Onların Halifeliği ellerinden alacakları kuşkusuna
kapılarak onları devlet idaresinden ve din adamlığından uzaklaştırmıştır.
Saltanatlarının rakibi olacağı korkusundan kurtulmak için düşündüler,
düşündüler, mahkemeleri ve idare fıkhını değiştirmek yolunu buldular.
Para zoruyla “İmam Azam” denen Numan Hoca’yı, Malik Hoca’yı, Hanbeliyi, Şafi
İdris Hoca’ları mahkemelerin başına getirdiler. Adını da Sünnilik koydular.
Sünnilik asla ve asla din ve mezheb değildir. Halife’nin sarayında hükümet etme
siyasi grubudur. Haşimilerden olan Ehl-i Beyt ailesini siyasi idareden, mahkeme
kararlarından, onların fikri fıkhını uzaklaştırmak için kurulmuştur.
İşte, Sünnilik bundan başka bir şey değilken, sonradan dini mezheb oluverdi.
Daha sonra bu mezheb din yerine geçti. Din yerine geçen bu Sünnilik mezhebini
kuvvetlendirmek için devlet parası ile tarikatlar kurdurmuş, bu mezhebi
desteklettirmişlerdir. Vebalı boynuma bidattır. İslam Âleminin Kuran’ında ve
Peygamberinin kuralında böyle bir Sünni Mezhebin yeri yoktur. Ama hükümeti idare
etmek için kurulan siyasi gruptur.
Nasıl Emevi ailesi hükümet idaresini eline alınca Haşimilerin ailesini
katletmişse, Abbası Halifeliği de hükümet idaresini eline alınca uyduruk olarak
kurduğu Sünnilik ile Ehli Beyti katletmiştir.
Kadı: Şeyh Efendi, Şeyh Efendi, sözü uzatmakla ömrünü biraz uzatmak istiyorsun,
ama kendini haklı çıkarmak için söylediğin sözler idamını gerçekleştirdi de
geçti bile.
Miri Alay Kaiım Makamı (Müdahale ederek): Kadı Efendi Hazretleri, Şeyhin konuyu
tamamlamasını ben de istiyorum. Tensip buyurun devam etsin.
Kadı: Şeyh Efendi, kaldığın yerden devam et bakalım.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri ve Mahkeme-i Şeria’nın faziletli erkânı, hükümet
idaresi Selçuklu ailesinin eline geçtiği zaman ise Türkmen düşmanlığı, Oğuzların
katledilmeleri aynı hızıyla devam etmiştir. Selçuklu devleti [Hicri] 600
yıllarında Türkmen katliamına başladığı sıralarda, Oğuzlarımızın başında
bulunan, Babalar, Dedeler tahammül edememişler, istemeyerek devletin idaresine
karşı çıkmışlardır. Selçuklu devleti bu karşı durmayı kanlı şekilde [H.] 638
tarihinde bastırmıştır. Türkmenleri tam manasıyla kılıçtan geçirmişlerdir.
Katliamdan arta kalan Babalılardan Barak Baba ve arkadaşları Mavara-ün Nehir de
İlhanlı Devleti merkezine kadar gitmişler, Babalıların kanının alınmasını
istemişlerdir. Moğol hükümdarı Babalılarla dini inanış, fikir birliği
oluşturmuşlardır. İntikam almak için ordularıyla Anadolu’ya girmişler. [H. 641.]
Kösedağı savaşında Selçuklular yenilmişlerdir.
Karşılarında güçlü Selçuklu devleti yerine küçük küçük beylikler görmek
istemişler. Her beyliğin başında bulunan beye müşavir olması için bir Baba
atamışlardır. Beyliklerde Babalar müşavir, vezir, elçi olmuşlardır. Moğollar da
bir siyasi idari hükümet yürütme grubudur. Babalılar inanışında olan Oğuzların,
Türkmenlerin hakkını hukukunu korumuşlardır. Babalılar ve Hacı Bektaş Veli grubu
olan Türkmenler katledilmemişlerdir. Selçuklu grubu olanlar katledilmişlerdir.
Bu gruplar Hükümet idaresinin balını, kaymağını siz yemeyin biz yiyelim diye
merkezi hükümetin etrafında grup olma topluluğudur. Din değildir, mezhep
değildir. Cahiller onları din ve mezheb saymaktadırlar.
Tarihte birisi gelmiş, öbürüsünü katletmiştir. Hükümetten uzaklaştırmıştır.
Tarihte zaman gelmiş hasımlar dinsiz sayarak hükümet merkezinden katlederek
uzaklaştırmıştır.
Mahkeme-i Şeria’nın mühim erkânı olan sizlere kıyamımla sözlerime devam
ediyorum. Osmanoğlu Beyliğinde de Babalılardan hatırlı müşavirler bulunmaktadır.
Ecdadım Hacı Bektaş Veli Türkmenlerin dilinin, örfünün, adetlerinin,
geleneklerinin korunmasını Osmanlı beyliğinden rica ederek istemiş. Beylik de
himmet eyleyip, imparatorluk olursak, ordularımızla, beylerimizle,
valilerimizle, sarayımızda hükümdarlarımızla hükmettiğimiz yerlerde Türkmenleri
konar göçer olsun yerleştiği yerlerde olsun geleneğine, göreneğine, diline,
örfüne, adetine engel olmak dursun, yardımcı olacağımıza kasem olsun
demişlerdir.
Osmanoğlu beyliği, imparatorluk olduktan sonra bu yeminlerine sadık
kalmışlardır. Ama [H.] 930 senesinden sonra tarihte hiç misli bedeli görülmemiş
Alevi katliamı yapmışlardır. Yazıklar olsun, lanetler olsun kanlı katil olan
devlete de, kişilerine de. Hükmettiği hükümetinin idaresini tesirli etmek için
dini bahane ederek, muhalif tarafı dinsiz gösterip, katletmektedirler.
Devlet idaresini beğenmeyen olabilir. Her hükümette olmuştur. “Bizim gibi
düşünmeyen kâfirdir” diye katledenler kendileri kâfirdir de, kâfirliklerinden
haberleri olmayan gafillerdir.
Sünnilik Mezheb değil, hükümet idaresinin çarkını yürütmek için kurulmuş
gruptur. Sonraki tarihlerde dinin mezhebi olmuştur; daha sonraki tarihlerde de
din olmuştur. Muhalif grupları da böylece din adına katletmeye devam
etmektedirler. Allah tarih boyunca, suçsuz yere akıtılan kanların hesabını
sormuştur. Anadolu’muzda binlerce devleti haksız akıtılan kan yıkmış. Yıkılmış
yerleri yurtları kaybolmuş. Ahrette de dökülen kanın cezası ayrıca sorulacaktır.
Kadı: Vay Şeyh Efendi, vay! Mahkemeyi bir celse uzatmakla ne kâfirlikten
kurtulursun, ne de küfr-ü sapıklığından dolayı idamdan kurtulursun. (Bunu
söyledikten sonra topuzunu tunç zile vurdu, günlük celseyi kapattı.)
Ertesi Gün
Kadı: Şeyh Efendi, dergâhınızın mensubu mülhitlerin Ehl-i Sünnet vel cemaatin
ibadetini tensip etmediği, Mübarek Hac, Zekât, Oruç, Namaz gibi dinimizin icabı
olan bu şeyleri “şekil ibadetidir, biz onu yapmayız” dedikleri duyulmuştur.
Dinimizin bu icaplarını kabul etmeyenler kâfirdir, katli vaciptir.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, dinimiz güzel ahlaktır. Kimin ahlakı güzelse
dini güzeldir. Kötü kişinin şekil ibadeti ile dini makbul değildir. Burada
ahlakın güzelliği ve niyetin güzelliği de hesap edilmelidir. Burada bulunmayan,
mülhit dediğiniz kişiler söylemiş mi söylememiş mi gıybet oluyor. Dinimize dil
uzatan cahilin vebalını ben üstlenemem.
Kadı: Şeyh Efendi, Allah Arapça buyuruyor. Kuran-ı Kerim Arapçadır. Peygamber
Arapça konuşuyor. Sizin dergâhlarda neden Türkçe dua ediyorlar? Ehli Sünnet
âlimlerine, evliyalarına muhalefet etmeniz küfür değil midir? Dine muhalefet
eden kâfirin katli vacip değil midir?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, beni idam edecekseniz, ediniz. Mensubumuz olan
Oğuz Türkmenlerin şehirde yaşayanı pek azdır, çoğu konargöçerdir. Çoğu köylerde
yaşarlar. Arapçayı bilmezler. Kendi lisanları ile yaradanlarına yalvarmalarının
günah olduğuna inanmıyoruz. Dergâhlarımızda da Türkçe dua ve niyazda bulunuruz
Siz efendim, kendiniz bunların ağzından kulağınızla duymadınız. Konargöçerlere
ve köylülere konuşukluğunuz yoktur. Beni de duymadığınız hayali şeylerle bir
mülhid olarak suçlayarak kendiniz vebal yükleniyorsunuz. Türkmenleri bahane
ederek beni asmak istiyorsunuz. Sizin yok dediğiniz, kabul etmediğiniz Allah’ın
var olduğunu ben biliyorum, varlığını kabul ediyorum.
Kadı: Şeyh Efendi, siz Allah’a duaya, tevbeye niçin inanmıyorsunuz? Neden Kuran
okumanın faziletine, günah af etmenin yollarına itikat etmiyorsunuz? Nasıl
Allah’ın kuluyuz diyebiliyorsunuz? Böyle küstahça kulluk mu olur?
Cevap: Kadı Efendi Hazretleri, biz Müslümanlar günah etmemeye daha çok ehemmiyet
ederiz. Mensuplarımıza, “Eline diline beline sahip ol!” deriz. İşlenmiş bir
günah için, kul hakkı için tövbe etmeye, şu kadar sayı ile küçük sure, şu kadar
büyük sure okumayla günahın af olacağına güvenmeyiz. Amma Allah’tan da hiç bir
zaman ümidini kesmeyiz. Allah dilediğini af eder. Tamamen tevbe estağfurullahı
da kapatmayız. Dua ve yakarışta teşvik, tensip tavsiye ederiz. Tevbe
makbulümüzdür, ama günah işlememek daha makbuldür. Kişi nefsini bilmelidir.
Rabbini bilmek için nefsini bilip günah etmemeye gayret gösterir.
Kadı: Şeyh Efendi, ehl-i sünnet âlim ve evliyaları size dinsiz, mezhepsiz
derler. Mezhepsizliği kabul ediyor musunuz? Namaz kılmıyorsunuz. Allah’tan
korkmadan namaza şekil ibadeti demekle kâfir oluyorsunuz.
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, Mahkeme-i Şerriye’nin güzide erkânı olan sizlere
kıyam ederek anlatayım. Namaz kul ile Allah arasında bir gizli sırdır. Biz
Müslümanlar Dergâh’ımıza gelen bacılarla kardaşlarla Allah’ın birliğine inanan
kişileriz. Ecdadım Muhammed’in Peygamberliğine inanırız. Kitabullah’tan
ayrılmayız. Dergâh toplantısında boy abdesti alırız. Hecasetten, necasetten
tahireti kemal ile bulunuruz. Hür Müslümanların istikbali ile akşam vaktinde
geliriz. Gündüzleri Oğuzlarımız işiyle meşguldür. Geceleri yolumuza, erkânımıza
katılmaya niyet ederiz. Kıyam bulunuruz. Nefeslere kıraat ederiz. Pirin huzuru
Meydan Hak divanıdır. Rükû ederiz. Duaya durur, sücud ederiz. Edep üzere
otururuz. Bütün bu dergâh toplantılarını ayete, Kuran’a uyarak yaparız.
Hizmetlerimizin Kuran’da yeri vardır.
Ehl-i Sünnet vel cemaat ise sahte hadislerle şekil yolunu yürütmededirler. O
sonradan uydurulduğuna kendilerinin de inandığı halde o hadislerle şekil ibadeti
yapmaktadırlar.
Bizler asla küfür üzere değiliz. Siz bizim yolumuza, erkânımıza iftira
ediyorsunuz. Beni öldürmekle tehdit ederek, kâfirsiniz diyerek günah
ediyorsunuz, haddi aşıyorsunuz. Bu ithamları taşıyamıyorum. Asla kabul edemem.
Yüzüme karşı bu çirkin iftiraları söylemeden asabilirsiniz. Tezden asın.
Mahşerde Allah’ın huzurunda sizi af etmeyeceğim.
Kadı: Şeyh Efendi, haddini bil, terbiyeni takın. Sorularıma cevap ver! Ehl-i
sünnet âlim ve evliyaları size dinsiz, mezhepsiz derler. Mezhepsizliği kabul
ediyor musunuz? Hayatın boyu hataya düştüğünü itiraf ederek tevbe edecek misin?
Ehl-i sünnet mezhebi kabul edecek misiniz?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, birkaç gün evvel anlatmıştım. Sizin Ehl-i Sünnet
Mezhebi dediğiniz kişiler Hz Peygamber’i görmediler, tanımadılar, soyu sulbü de
değiller, Müslümanlığa ne kadar yaklaştılar bilemiyorum. Amma biz İslamiyet
yolundan hiç sapmadığımız için senelerce sonra kurulan mezheplerine girmediğimiz
doğrudur. İslamiyetten hiç ayrılmadığımız için sonra kurulan mezhebe girmemiz
gerekmezdi.
Ertesi Gün
Soru: Şeyh Efendi, son ifadelerde ne diyeceksiniz?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, bulunduğunuz makam, oturduğunuz post kadılara
Allah’ın verdiği canı almak, idam etmek salahiyetini vermiş. İdamı durdurma,
suçluyu af etme salahiyetini de vermiştir.
Kadı Efendi Hazretleri, çok duyulmuştur kadının idamına karar verdiği kişi daha
asılmadan kadının idamı gelmiş, kadı daha evvel asılarak öldürülmüştür.
Asılmasını istediği hayatta kalmıştır.
Kadı: Şeyh Efendi, bizim kara cellât ne güne duruyor? Eli çok çabuktur. Ben “el
cevap, idam” dedim mi o hemen ipini çeker. Bunu bilesin.
Cevap: Kadı Efendi Hazretleri, benim idam edilmekten asla korkum yoktur. Padişah
emri ve fermanı varsa ben de Allah’a inanıyor, Allah’a güveniyorum. Başka
diyeceğim yoktur.
Kadı: Şeyh Efendi, Halifeler Cenab-ı Hakk’ın her türlü günahtan azad kullarıdır.
Bazen halka hoş gelmeyecek şeyler yapsalar bile bunda ilahi bir hikmet vardır.
Kadılar da aynı öyledir. Bu ulema fetvasını kabul etmeyen kâfirdir.
Cevap: Kadı Efendi Hazretleri, ben idam edilirsem, Anadolu’dan bin tane
Hamdullah doğar, onların da hiç biri kabul etmez. Kadılar da, Halife padişah da
insandır. Günah işler. Cezasını da çekecektir. Mensuplarımızdan kimse böyle şeye
inanmazlar.
Kadı: Şeyh Efendi, ehl-i sünnet mezhebinden olmayan küfür içinde olduğundan
katli vaciptir. Ehl-i sünnet dışında her mezhep sapıktır. Alevilik olsun,
Bektaşilik olsun, Şiilik olsun, bunlar sonradan çıkmış sapık mezheplerdir.
Cevap: Efendim kadı Hazretleri, bizlerin Ehl-i Sünnet mezhebinden olmadığımızı
sen de biliyorsun. Müslümanım, müslümanız. Müslüman olmanın şartında, iman
etmenin şartında böyle bir tafsilatın da olacağına inanmıyorum. Hz. Ali’yi ilk
halifelerden önde severiz.
Siz ehl-i sünnet için öyleyse sizin için olsun. Biz Müslümanların Müslüman
kalması için Kelime-i Tevhid yeterlidir. Peygambere şahadet yeterlidir.
Hükümdarı sevmekle dinin ilgisinin alakasının olmayacağı kanaati bizlere
yerleşmiştir. Adil veya zalim pek çok hükümdar yaşamıştır daha da yaşayacaktır.
Din, hükümdar sevme dini değildir. Güzel ahlak dinidir.
Kadı: Şeyh Efendi, duymuşuz ki siz Hz. Aişe validemize dil uzatırmışsınız.
Mensuplarımız sepn-i lisan (hakaret) sözü söylemiştir. Hiç bu tür mensubunuza
ceza verip, düşkün ettiğiniz olmuş mudur?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, bizim cem cemaatimizde onun hiç adı geçmez.
Sevmediğimiz doğrudur, amma küfür etmeyiz. Küfür edeni de cemaatimizde duymadım.
Onun ruhundan dünyada ve ahirette şefaat beklemeyiz. Allah’tan; mübarek,
muazzez, ruhu mücessem, ervahı münevver evliyalardan; Hz. Peygamber ve onun
Ehlibeyt’inden dünya ve ahirette şefaatine sığınmak ve şefaatlerine Allah’tan
müsaade et diye dua ettiğimiz mukaddes kudsi ruhların sahipleri bizlere yettiği
için onların adlarını Cem cemaatimizde anmıyoruz.
Kadı: Şeyh Efendi, hem Allah’a inanıyoruz diyorsun, hem hayrın ve şerrin
Allah’tan geldiğine inanmıyorsun. Bu sapıklık küfür değil mi?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, Allah hayrı yaratır, çünkü bizim yaratılışımız
fetret-i ilahi hayırdır. Görmemiz, duymamız söylememiz, yememiz, içmemiz,
gözümüz, kulağımız hayırdır. Elimiz, ayağımız hayır için yaratılmıştır. Kişi
bunlarla yaptığı kötülükten mesuldür. Allah’ın adı ve sıfatları içinde acıyan
bağışlayan esirgeyen seven af eden nimet veren olduğu halde şer veren şeyler,
kötü, kötülük, şer adı yoktur.
Kötü olayın faili fiildir. Suçlu o fiili işleyendir. Mücrim mahkemeye geldiğinde
kadı cezayı mücrime verir. Allah’tan geldi, şeytandan geldi diye başka fail
aranmaz.
Niğde’den Gelen Müftü: Şeyh Efendi, Allah’tan kork, peygamberden utan! Hayrı
şerri, kazayı kaderi yaratan Allah’tır. Küllü şeyin halikın ayetine inkârın var
senin.
Cevap: Efendim Müftü Hazretleri, insan hayra da şerre de bizzat kendisi
vesiledir. Hayrı da kendi yaratır. Şerri de kendi yaradır. Hayrı yaratıp hayırlı
hayır iş yapana Allah ecr-i lütuf verir, hayırdan faydalanan kullardan dua alır.
Mükâfat, devlet maaşı, taltif alır. Şerri yaratan şer iş yapar. Şerri işleyen
Allah’tan günahın cezasını alır. Kullarından beddua ve hapislik cezası alır.
Kişi kazayı da kendi yaratır. Mesul kendisi tutulur. Biz Müslümanlar kadere
inanmayız. Eskiden beri kaderci değiliz. Bize böyle yerleşmiş böyle devam
ediyor. Biz Müslümanlar her işimizde Allah adını anarak, Allah adına hayır
işleri yaparız. Şer iş ise Allah adına Allah namı hesabına yapılmaz. Bu da
biline.
Kadı, postun solunda oturan Müftü’ye yaklaşarak, yumruğunu yere vurur ve
“Soracaklarını tamamla Müftü Efendi” der. Müftü, Hamdullah Efendi’nin idamını
geciktirmek, Kadı ise hemen idam ettirmek istemektedir. Hamdullah Efendi bir
hafta içinde idam edilmezse padişahtan tanzir ve ceza alacağını düşünmektedir.
İstanbul Alevi-Bektaşi dergâhlarında ve Eskişehir Seydigazi Dergâhında bir
katliam yaptırılmış, bunu yapan devlet görevlilerine Padişah ödüller vermiştir.
Kırşehir Kadısı da böyle bir ödüle konmayı düşlemekte ve Hamdullah Çelebi’yi
Cuma günü asmayı düşünmektedir.
Ertesi Gün
Kadı, mahkemeyi başlatır. Postuna oturur, ayakta duran Çelebi Şeyh Hamdullah’a
sorar.
Kadı: Söyle bakıyım, bu sapıklığına devam edecek misin? Ehl-i Sünnet yoluna beli
diyerek iman getirecek misin?
Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, sizin Eh-li Sünnetiz demekle adalet ve sevgi ile
hiç alakanız yoktur. Bana kaç gündür bu tacizane yaptığınız zulmü yürüden
devletin kadısının çağırdığı yola Müslümanlığımdan geçip de tensip mi edeceğimi
istiyorsunuz?
Hz. Ali’nin buyruğu, kendi ağzından ilk çıktığı gibi inandığımız sözü bana
gereken kuvveti veriyor. Buyuruyor ki, “Mazlumun zalimden öç alacağı gün,
zalimin mazluma zulmettiği günden daha çetin olacaktır.” Dediğine inanıyorum.
Size acıyarak tebliğ ediyorum, zalimsiniz, zulümde hattı aştınız!
Kadı: Şeyh Efendi, tammamat-ül mahkeme! (Mahkemen tamamlandı.). Allah adına,
Peygamber Muhammet adına, İslam ve Kuran adına kurulan Şeriat Mahkemesinde senin
kanın, senin boynunadır!
Kadı: İbrahim Selamet Efendi, son sözünü söyle. İslamın umdelerine bağlı
kalacağına ikrar veriyor musun? Şeyh Hamdullah’ın mahkemede söylediklerini
duydun, dinledin, Onun izinden gitmeyeceğine tevbeler olsun mu?
İbrahim Selamet Efendi: Ağam Şeyh Hamdullah’tan sonra bana bu dünyada yaşamak
haram olsun. Onu darağacında görüp sağ dönersem Allah’ın kulu olmayayım.
Yaşarsam onun izinde, ölürsem onun yolunda öleyim. Son sözüm budur!
Kadı: Memiş bin Habib, sen söyle. İslam dinine ve devleti İslam Halifeyi
Müslüman olan Padişahımızın idareyi icraatına muhalif olmayacağınıza, pişman
olup tevbe ve yemin edersen ifadene devam edelim mi?
Memiş bin Habib: Dergâhımız Şeyhi Seyyid Hamdullah Efendi’nin izinden
gideceğime, ölümde dirimde onun mübarek fikirleri ile olacağıma yemin ederim.
Kadı: Koçaroğlu Halil İbrahim, sen söyle. Ya din-i İslama dönmeyi kabul edersin,
tevbe edersin. Ya da Kanın şimdi senin boynunda!
Koçaroğlu Halil İbrahim: Hz. Hüseyin Kerbelâ’da Yezitten medet beklemedi. Onun
mübarek şehit kanıyla İslam dini yolunu karanlıklardan ağarttı ise senden ve
mahkemenizden medet ve merhamet beklenemez. Şeyhimizin yolunda, izinde hiç hata
görmemekteyiz. Aynı akıbetin aydınlık olduğuna inanıyorum. Son sözüm budur!
Kadı: Resul bin Derviş Hüseyin, sen son sözünü söyle.
Resul bin Derviş Hüseyin: Ben Hak-Muhammet-Ali Yolundan sapmadım. Sizden ve
mahkemenizden medet mürüvvet beklemem. Şeyh Hamdullah Efendi’nin bütün
ifadelerine aynen katılıyorum. O Ahirette Cehennem’e giderse bana Cennet haram
olsun. Kadı, sen son sözünü söyle!
Kadı: Hüseyin Balım, sen sön sözünü söyle
Hüseyin Balım: Kadı Kadı, benim son sözüm, Çelebi Hamdullah’tan sonra bu dünyada
yaşamak bana haram olsun. Allah dünyada, ahirette bizleri ayırmasın. Sana ne
söyleyeceği mişim? Son sözdür!
Kadı Bektaş Resul, sen son sözünü söyle.
Bektaş Resul: Kadı Kadı, bize kalmayan bu dünya size de kalmaz. Çelebi Hamdullah
Efendi’nin kaç gündür verdiği ifadeyi aynen tensip ediyorum. Diyeceğim yoktur!
Kadı: Derviş Yusuf, sen son sözünü söyle.
Derviş Yusuf: Çelebi Hamdullah asılınca bana bu dünyada yaşamak haram olsun.
Onun nurlu yoluna aynen katılıyorum. Zerre kadar ne bir kusuru var, ne kabahati
var. Günahsızdır. Ben de onun ifadesini tensip ediyorum, izinden gidiyorum. Ben
de günahsızım. Sözüm budur!
Kadı, “Temmatil Mahkemet-ül Şeria-i İslamdır, yaz kâtip efendi!” dedi.
Perşembe günüdür. Hacı Hüsrev Çavuş ve arkadaşı mahkemeye gelir. Hamdullah
Efendi ayakta, Kadı ve muavini ile Müftü postlarına oturmuşken İstanbul’dan
gelen çavuşlar içeri girip bir zarfı Kadı’ya takdim eder, geri geri çekilip,
ayakta beklerler. Zarfı açan kadının yüzünün rengi değişir. Tekrar tekrar
İstanbul’dan gelen emre, ardından çavuşlara bakar. “Vay, vay… Bir gün evvel niye
asmadım?” diye elini dizine vurur. Hırsla Müftüye dönerek, “Bu vebalden nasıl
kurtulacaksın? Şeyhin infazını sen geciktirdin!” der.
Müftü, “Mahkemenin kadısı sensin, sorumluluk da yetki de sana aittir. Ne olmuş,
emirde neler var?” der.
Kadı, “Ne olacak, Şeyhülislamın Muhammet Tahir Efendi imzalı yazısı ile tuğralı
padişahın emr-i fermanını bildirir” der. Eliyle yukarı kaldırarak gelen yazıları
yelpaze gibi sallar. “Şeyh Hamdullah’ın idamından sarf-ı nazar edilerek
Amasya’ya sürgün edilmesi isteniyor.” der.
Zarfın içinde, Şeyhülislam M. Tahir Efendi’nin, Şeyh Hamdullah Çelebi’ye yazdığı
özel bir mektup da vardır. Onu mahkeme kâtibine vererek seslice okumasını ister.
Sonra Hamdullah Efendiye verir.
Hamdullah Efendi ayakta gözden geçirir. İstifini bozmadan, idamdan kurtulma
sevincini gösteren bir hareket yapmadan vakur ve edalı şekilde, “Kadı Efendi,
bendeniz Hacıbektaş kasabasındaki dergâhıma dönebilir miyim? Veya mahkemeyi
devam ettirecek misiniz?” der.
Kadı, “Şeyh Efendi, Kırşehir Mutasarrıflığı ile konuşayım, seni ve kardeşin
İbrahim Selamet’i tefrik edilecek çavuş nezaretiyle Amasya Kadılığına
göndereceğim. Şimdilik kasabana git, öbür Cuma günü kadılığımıza gelirsin.” der.
[1] Not: Bu metin (yazı), “HAMDÜLLAH ÇELEBİNİN SAVUNMASI” (Bir İnanç Önderinin
Çileli yaşama) alt başlığı ile İsmail ÖZMEN ile Yunus KOÇAK’ın 2007 Agıstosunda
yayınladıkları kitaptan alınıp SESÇEŞME Dergisi’ının 33, 34, 35 inci sayılarında
yayınlanan bölümüdür. Dergiye konulan başlık şöyledir: 10-20 Şaban şerifi
(Hicri) 1243 Tarihinde Kırşehir Kadılığında yapılan Mahkeme Tutanağıdır. Konu
hakkında daha geniş bilgi için dergi ile kitap okunmalıdır, benim Kaymak köyünde
derlediğim şirler adıyla yazdığım yazıda da konu hakkında bilgiler vardır. Rıza
Aydın.
[1] Eskiden av köpeklerine bakan, bunları idare eden, yetiştirenlere Sekban
denirdi.
Bkz. Hayat Büyük Türk Sözlüğü, sayfa 1048. Hayat Yayınları, İstanbul.
Favori olarak ekle (26) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 312 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |