DEDE KUL HİMMET

Anadolu Hatayileri, Serezli Pir Sultan, Yunus Emreler vb. söylemlerle kafası karışan, kendi tarihlerini ve Kızılbaşlık siyasetini–felsefesini bilmeyen Alevi kitlesi, Kul Himmet Dede ve Kul Himmet Üstadim gibi iki Kul Himmet’ten söz edilince daha da şaşkınlığa düşüyor. Dayanakları zaten sağlam olmayan bu akım, Alevi–Bektaşi kitlesi için sakıncalıdır; onları bölmeye yöneliktir ve bize kasıtlı yaratılmış gibi gözüküyor. Bu ozanların sosyo–politik ve yönetim karşitı şiirleriyle aşk, doğa ve inançsal şiirlerini birbirinden ayırıp, aynı ismi taşiyan farklı ozanlarınmış gibi gösterilmesinin altında yatıyor kasıt. Alevi–Bektaşi toplumu bu ayırımda tercih yapmaya yönlendiriliyor ve onları dolaylı bir biçimde ikincisini seçmeye zorluyorlar. Bu konuda kimse, bilimsel araştırmalarla bu sonuca varıldığını ileri sürmesin.
Şunu yadsıyamayız: Büyük halk ozanlarını, sonrakiler onlar gibi yazabilme çabasi içinde elbetteki taklit etmişlerdir. Bu genellikle büyük ustaya yetişmek için kendini eğitme, yetiştirme eylemidir. Çok kere bir ozan diğerinin şiir konusunu, ölçü ve uyağını, yinelenen sözcük ya da dizeleri bile kullanarak farklı sözcükler, deyim ve betimlemelerle kendi şiirini örgüler. Bilindiği üzere bunlara benzek (nazire) denilmektedir. Örnegin Seyyid Nesimi Divanı’nda Yunus Emre’ye benzek (nazire) pekçok şiir vardır. Şah Hatayi ise hem Seyyid Nesimi’ye hem de Yunus Emre’ye benzek şiirler yazmıştır. Bunlar ayrı bir olgu elbette. Ancak Alevi sözlü ‘deme–deyiş’ geleneğinde bir başka olumsuz olgu vardır: Dedeler ve Cem’lerde saz çalip deyiş söyleyen, düvazimam ve semah nefesleri okuyan zakirler, bu şiirlerden ozanlarını birbirine karıştıracak kadar çok ezberler. Hatayi’nin şiirini Pir Sultan’a, Kul Himmet’e mal eder. Teslim Abdal’ınkini Kul Hüseyin’in, Muhyiddin Abdal’ın veya Derviş Muhammed’in şiirlerine karıştırırlar. Ama asıl azizliği eli kalem tutanlar, ağızdan derlediklerini cönklere kayıtlarken yapmışlardır. Bunların arasından, bilgi düzeyine göre dizeleri değiştirenler mi dersin, anlamını bilmedikleri için kafalarına göre sözcükler üretenler mi dersiniz, hepsi vardır. Daha da kötüsü bir ozanın Divan’ını kendi defterine kopya etmişse, bazı şiirlere adını sokuşturduğu gibi, birkaç şiir de kendisi yazıp ozanın adıyla bağlar. Böyle bir şiire ‘Seyyid Nesimi Divanı’nda rastladık. Divan’ı kopya eden yazıcı kişi coşa gelip, Nesimi’nin nasıl katledildiğini onun yerine geçerek anlatmış:
Ehl–i iman ısları ol demde inkar ettiler
Çün Hüseynini Haleb şehrinde berdar ettiler
(…)
Kadılar fetva verüben Hakka batıl dediler
Bileyip bıçakların çün kıydılar bu tenime
Sağ iken ben miskini gör neçe bimar ettiler
(…)
Yüzdüler çikardilar çün kim Nesimi’nin tenin
Yas edüb gökte melekler cümlesi zar ettiler
Ey Nesimi vasıl oldun Halik–i Rahmana sen
(…)
Ayrıca bilindiği gibi, halk ozanları arasında, çok önce yaşamış birini kendilerine ‘üstad’ seçme geleneği vardır. Bunlardan iki seçkin örnek var ki, üstadlarinin adlarını kullanmaktan çekinmemislerdir. Birincisi, büyük olasılıkla 17. yüzyılda yaşamış olan Kul Nesimi’dir. Kendisinden yaklâşik 250 yıl önce yaşamış Seyyid İmadeddin Nesimi’yi üstad seçmiş ve ona candan bağlıdır. Pir huzurunda özünü dar’a çekerken, kelle koltukta geldiğini, Seyyid Nesimi gibi yüzülmeye hazır olduğunu dile getirdiği şiirinde, ikrarının nasıl sağlam olduğunu görüyoruz:
Bugün erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
İkrarıma canım feda
Canım meydanda meydanda
(…)
Kellemi koltuğuma aldım
Kan ettim kapına geldim
Ettiğime pişman oldum
Dar’ım meydanda meydanda
(…)
Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi’yim yüzün beni
Derim meydanda meydanda
Kul Nesimi’nin şiirleri hem tarz hem de dil olarak Seyyid Nesimi’ninkilerden kolaylıkla ayrılır. Öyle fazla da üstadina öykünmemistir. Oysa ikinci örnek olarak göstermek istediğimiz ve 18–19. yüzyılda yaşamış ve kendine Kul Himmet Üstadim adını vermiş olan kişi tam tersini yapmıştır. Asıl adı İbrahim olan bu halk ozanı, üstadinin adını kullanması ve şiirlerini taklit etmesinın da ötesinde, İbrahim Arslanoğlu’nun derlemesini (İbrahim Arslanoğlu: Kul Himmet Üstadim. 2.baskı, İstanbul 1995) ölçüt alırsak, Safevi soylu Dede Kul Himmet’in açıkça birçok şiirini kendisine mal etmiştir. Elbetteki bu cönk yazıcılarının hatası da olabilir. Kul Himmet Üstadim tapşirmalı şiirlerin büyük çogunlugu, Dede Kul Himmet’inkilerden başkası değildir. Örnegin, ilk bakışta 22, 23, 24, 26, 47, 50, 65, 78, 80 numaralı şiirlerin Kul Himmet’e ait olduğunu, onun şiir dünyasına girmiş ve birazcık incelemiş bir kimse rahatça anlayabilir.
Kul Himmet Dede’den Seçme Şiirler
–1–
Her sabah hersabah ötüsür kuşlar
Allah bir Muhammed Ali diyerek
Bülbül de gül için figana başlar
Allah bir Muhammed Ali diyerek
Fatma Düldül Kamber durdu duaya
İsa kahrıyla ağdı havaya
Şehriban soyundu bindi deveye
Allah bir Muhammed Ali diyerek
Kıblemizden kısmetimiz verile
Arı da iniler kudret balına
Veysel Karan gitti Yemen eline
Allah bir Muhammed Ali diyerek
Biz çekelim imamlarını yasını
Dinleyelim gerçeklerin sesini
İmam Hasan içti ağu tasını
Allah bir Muhammed Ali diyerek
Mümin olan inc’elekten elendi
Talip olan Hak yoluna dolandı
Şah Hüseyin al kanlara bulandı
Allah bir Muhammed Ali diyerek
İmam Zeynel parelendi bölündü
Muhammed Bakır’a secde kılındı
İmam Cafer’e de erkân çalindi
Allah bir Muhammed Ali diyerek
Uçtu gönül kuşu bulmaz yuvası
Serimize çöktü Şah’ın havası
Musa Kazım Rızan’nın da duası
Allah bir Muhammed Ali diyerek
Taki ile Naki bir olup gitti
Ol Hasan Askeri nur olup gitti
Mehdi mağarada sır olup gitti
Allah bir Muhammed Ali diyerek
Dört kitap indi de dördüne düştü
Kuran Muammed’in virdine düştü
Kul Himmet Ali’nin derdine düştü
Allah bir Muhammed Ali diyerek
–2–
Bugün bize Pir geldi
Gülleri taze geldi
Önü sıra Kamber’i
Ali Murtaza geldi
La ilahe illallah
Ali Murtaza şahım
Yüzüdür kıblegahım
Miracdaki Muhammed
Alemde padişahım
La ilahe illallah
Padişahım yaradan
Okur ağdan karadan
Ben Pirden ayrılalı
Bin yıl geçti aradan
La ilahe illallah
Aramı uzattılar
Yarama tuz attılar
Bir kul geldi Fazlı’ya
Bedestanda sattılar
Lailahe illallah
Sattılar bedestanda
Ses verir gülistanda
Muhammed’in hatemi
Bergüzar bir arslanda
La ilahe illallah
Arslanda bergüzarım
Pir hayalin gözlerim
Hep hasretler kavuştu
Ben hala intizarım
La ilahe illallah
İntizarlık çekerim
Lebleri bal şekerim
Ben Pir’den ayrı düştüm
Göz yaşları dökerim
La ilahe illallah
Dökerim gözyaşinı
Gör Mevla’nın işini
Keşiş kurban eyledi
Yedi oğlunun başinı
La ilahe illallah
Keşiş kurban eyledi
Kafirler kan eyledi
Gökten indi melekler
Yerde figan eyledi
La ilahe illallah
Figan eyler melekler
Kabul olsun dilekler
Yezid bir derd eyledi
O derd beni helaklar
La ilahe illahlah
Dört eylemış kapısın
Lal–ü gevher yapısın
Yezidler şehit etti
İmamların hepisin
La ilahe illallah
Hasana ağu virdiler
Hüseyine kıydılar
Zeynel ile Bakırı
Bir zindana koydular
La ilahe illallah
Zindanda bir ezadır
Ca’fer yolu gözedir
Ca’ferin de bir oğlu
Musa Kazım Rıza’dır
La ilahe illallah
Taki Naki ağlarım
Sinem yara dağlarım
Askeri ye Mehdi ye
On ikiye bağlarım
La ilahe illallah
Müşteriye satarım
Dürlü Matah tutarım
Yüküm lal–ü gevherdir
On ikidir katarım
La ilahe illallah
Satarım müşteriye
Kervan kalsın geriye
Cebrail huş eyledi
Cennetteki huriye
La ilahe illallah
Cebrail huş eyledi
Hatırım hoş eyledi
Kanat verdi kuluna
Havada kuş eyledi
La ilahe illallah
Kuş eyledi havada
Gezer dağda ovada
El kaldırmış melekler
Saf saf durmuş duada
La ilahe illallah
El kaldırmış Hak’ına
İsm–i azam okuna
İsm–i azam duası
Tatlı cana dokuna
La ilahe illallah
Dokunur tatlı cana
Ağlarım yana yana
İmamların davası
Kaldı ulu divana
La ilahe illallah
Ulu divan kuruldu
Cümle mahluk derildi
Yezdan işaret etti
Sur–u mahşer vuruldu
La ilahe illallah
Pir dediler Ali’ye
Hacı Bektaş Veli’ye
Hacı Bektaş tacını
Vurdu Kızıl Deli’ye
La ilahe illallah
Kızıl Deli tacımız
Şah Ahmet muracımız
Karaca Ahmet Gözcümüz
Yalıncak duacımız
La ilahe illallah
Kul Himmet üstadimiz
Bunda yoktur yadımız
Şah–ı Merdan aşkına
Hak vere muradımız
La ilahe illallah
(A. Celaleddin Ulusoy: Yedi Ulular. Ankara–Tarihsiz: 217–218)
–3–
Gece gündüz intizarım Pirime
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
Kanım kaynar Ehlibeytin kanına
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
Kimim umudu var kimin akçası
Kimi şalvar geyer yoktur bohçası
Bu garip gönlümün bağı bahçesi
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
Bizi ilettiler Mansur darına
İman ikrar getir derler pirine
Lanet olsun münafıklar canına
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
Tavus kuşu cevlan kurar bu demde
Çekmisler Mansur’u dara meydanda
Nice sefillerin boynu urganda
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
Kul Himmet der kulkhü vallahü ahad
Cesedimde can kalmadı bu saat
Dünü günü virdim Ali Muhammed
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*