<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/alevi-bektasi-islam-inanci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Feb 2016 18:40:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasi-riza-sehri/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasi-riza-sehri/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 00:06:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kazım Balaban]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/medyne-vesykasi-riza-thehry/</guid>
				<description><![CDATA[<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>Kazım Balaban</strong></span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Hz. Muhammed ve diger müslümanlar, Nisan ayından itibaren 16 Temmuz 622 gününe kadar Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicret ederler. Hz. Muhammed, Hicretin ilk günlerinde, Mekke&#8217;li Muhacir ile Medineli Ensar&#8217;ın aile reislerini ya da vekillerini toplayarak, müslümanların nasıl kardeş (musahip) olacaklarına ve Mekke&#8217;li müslümanların orada nasıl istihdam edileceklerine dair çalışmalar yapar. Her Mekke&#8217;li bir erkek ile Medine&#8217;li bir erkek musahip edilirler. Hz. Muhammed kendisine Hz. Ali&#8217;yi musahip edinir. </span> </p> ]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>Kazım Balaban</strong></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Hz. Muhammed ve diger müslümanlar, Nisan ayından itibaren 16 Temmuz 622 gününe kadar Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicret ederler. Hz. Muhammed, Hicretin ilk günlerinde, Mekke&#8217;li Muhacir ile Medineli Ensar&#8217;ın aile reislerini ya da vekillerini toplayarak, müslümanların nasıl kardeş (musahip) olacaklarına ve Mekke&#8217;li müslümanların orada nasıl istihdam edileceklerine dair çalışmalar yapar. Her Mekke&#8217;li bir erkek ile Medine&#8217;li bir erkek musahip edilirler. Hz. Muhammed kendisine Hz. Ali&#8217;yi musahip edinir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Hicret döneminde adı Yesrib olan Medine&#8217;de o sıralar pek çok kavim ve inanç mensupları bir arada yaşamaktadırlar. Bunların içinde yeni müslüman olanlar, putperestler, Yahudiler, Hz. İbrahim&#8217;in dininden olduklarını söyleyen, ayrıca bir birleri ile kavgalı ve eski husumetleri olan kabileler ve pek çok inanç gurupları vardır.<br /> </span> </p>
<p>  <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Hz. Muhammed, Medine&#8217;li Enes İbn-i Malik&#8217;in evinde oluşturduğu Şura ile onlarla adına &#8217;&#8217;Medine Vesikası&#8217;&#8217; denilen bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma ile aralarında büyük problemler olan tüm Medine&#8217;liler bir  araya geldi ve bir birlik oluşturdular. Bu birlik tamamen gönüllülük temeline dayalı ve eşit şartlarda ortaklık içerdiği için putperestler de bunu kabullenmiş ve daha sonraki yıllarda Mekke&#8217;liler Hz. Muhammed, dolayısı ile Medine üzerine 3 defa ordu göndermesine rağmen (Bedir, Uhud, Hendek Savaşları) onlar Hz. Muhammed ve müslümanlarla birlikte hareket etmişlerdi.</p>
<p> Bu vesikanın hazırlandığı dönemde müslümanlar Medine&#8217;ye yeni gelmiş ve tüm mal varlıklarını Mekke&#8217;de bırakmışlardı. Hepsinin akrabalarının bir kısmı oradadır. Pek çoğu ayrı bir kabiledendir ve sosyal statüleri farklıdır. Madden yoksul ve başını sokacak evleri dahi olmayan mülteci durumundadırlar. Kaldı ki Medine&#8217;li kabilelerin bir kısmının iç sorunları vardır. Bir birleri ile kavgalı ve bir birlerine güven duymayan durumdadırlar. Kabilelerin bir kısmının özel istekleri olmuş ve bunun metne alınması istemindedirler.</p>
<p> Hz. Muhammed ve onunla beraber Hicret edenler müzakere döneminde bunları da göz önüne almak durumundaydılar. Bütün bunlara rağmen onlar olağanüstü bir Vesika hazırlamış ve tüm kabile ve inanç guruplarını bu metin etrafında ortak hareket eder noktaya getirmişlerdir.</p>
<p> MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ METNİ</p>
<p> Bismillahirrahmanirrahim.</p>
<p> 1. Bu deklârasyon, Allah&#8217;ın Rasulü Muhammed tarafından Kureyş, Yesrib mü&#8217;minleri ve müslümanları ve bunlara tabi olanlarla, onlara sonradan katılanlar ve onlarla birlikte savaş ve savunmayı teahhüt edenler arasında düzenlenmiş bir kitap / vesikadır.</p>
<p> 2. Bu vesikayı deklâre edenler, diğer insanlardan ayrı bir Ümmet (topluluk) teşkil ederler.</p>
<p> 3.Kureyşli Muhacirler, kendi aralarında adet olduğu üzere kan diyetlerini birlikte ödemeye iştirak ederler. Ve onlar savaş esirlerinin kurtuluş fidyelerini, mü&#8217;minler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet umdelerine göre ödeyeceklerdir.</p>
<p> 4. Avr Oğulları, kendi aralarında adet olduğu üzere kan diyetlerini önceki şekilde birlikte ödemeye iştirak ederler. Her birim (grup) savaş esirlerinin kurtuluş fidyelerini, mü&#8217;minler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet umdelerine göre ödeyeceklerdir.</p>
<p> 5. Hazrec Bin Haris Oğulları,</p>
<p> 6. Saide Oğulları,</p>
<p> 7. Cüşem Oğulları,</p>
<p> 8. Neccâr Oğulları,</p>
<p> 9. Avr Bin Amr Oğulları,</p>
<p> 10. Nebit Oğulları,</p>
<p> 11. Evs Oğulları,</p>
<p> 12. (A) Mü&#8217;minler, aralarındaki ağır malî yükümlülük altında bulunan hiç kimseyi, çaresiz bırakmazlar. Ödemesi gereken savaş fidyesi veya kan diyetini, iyi ve makul bilinen esaslara göre ona verirler, (B) Hiç bir mü&#8217;min başka bir mü&#8217;minin mevlası (özel şartlarda anlaşmalı bulunduğu kimse) ile onun aleyhine ittifak yapamaz.</p>
<p> 13. Kuralları uygulamada titiz davranan bütün mü&#8217;minler, aralarındaki saldırgan, haksız bir fiilin eylem hazırlığı içinde olan, bir cürüm, bir düşmanlık peşinde koşan veya mü&#8217;minler arasında bozgunculuk çıkaran kişinin üzerine gideceklerdir. Bu kişi, içlerinden birisinin biricik çocuğu da olsa hepsinin eli onun aleyhinde kalkacaktır.</p>
<p> 14. Hiç bir mü&#8217;min bir kafir karşılığında bir mü&#8217;mini öldüremez ve bir mü&#8217;min aleyhinde bir kafire yardım edemez.</p>
<p> 15. Allah&#8217;ın zimmeti (himaye ve teminatı) tektir. Mü&#8217;minlerin sosyal statüsü en düşük olan birisinin verdiği teminat bile hepsini bağlar. Mü&#8217;minler diğer insanlardan ayrı olarak birbirlerinin mevlası (ahiddaşı) dırlar.</p>
<p> 16. Yahudilerden bize tabi olanlar, zulme uğramaksızın ve aleyhlerine bir mücadele kampanyası başlatılmaksızın yardım ve desteğimize hak kazanırlar.</p>
<p> 17. Mü&#8217;minlerin barışı tektir; hiç bir mü&#8217;min Allah yolunda girişilen bir savaşta, diğer mü&#8217;minleri hariç tutarak bir barış andlaşması yapamaz; bu barış, mü&#8217;minler arasında birlikte ve adalete göre yapılır.</p>
<p> 18. Bizimle birlikte savaşan her askeri birlik, birbirleriyle nöbetleşe görev yaparlar.</p>
<p> 19. Mü&#8217;minler, birbirlerinin Allah yolunda dökülen kanlarının intikamını alacaklardır.</p>
<p> 20. (A) Hükümleri uygulamada titiz davranan mü&#8217;minler, en iyi ve en doğru yol üzerindedirler, (B) Hiç bir müşrik, düşman bir Kureyşlinin mal ve canını himayesi altına alamaz, bir mü&#8217;mine karşı O&#8217;nun yanında yer alamaz.</p>
<p> 21. Bir kimsenin bir mü&#8217;mini öldürdüğünün sabit olması halinde, kendisine kısas hükümleri uygulanır. Maktülün velisinin rızası dışındaki hallerde bütün mü&#8217;minler o kişinin üzerine giderler. Ancak sadece kısas hükümlerinin uygulanması için yapacakları girişimleri kendilerine helal olur (daha ileri gidemezler).</p>
<p> 22. Bu sahifede yazılı olanları kabul edip Allah ve Rasulüne iman eden hiç bir mü&#8217;mine, bir katile yardım veya yataklık etmesi helal olmaz. Kim böyle birisine yardım eder veya sığınma hakkı tanırsa, kıyamet gününde Allah&#8217;ın lanet ve gazabı onun üzerine olsun. Artık böyle birisinin ne özrü kabul edilir, ne de ondan bir fidye alınır.</p>
<p> 23. Üzerinde ihtilafa düştüğünüz şey ne olursa olsun, iletileceği nihai merci; Allah&#8217;tır, Muhammed&#8217;dir.</p>
<p> 24. Yahudiler, savaştıkları sürece, mü&#8217;minlerle birlikte savaş giderlerini öderler.</p>
<p> 25. Avf Oğulları Yahudilerı, (bu konuda) mü&#8217;minlerle birlikte bir ümmet (bir topluluk) oluştururlar. Yahudilerin dinleri kendilerine, müslümanların dinleri kendilerinedir, (dînî vecîbelerini özgürce yerine getirme konusundaki bu hükme ) hem kendileri hem de mevlaları (özel hükümlü ahiddaşları) dahildir. Ancak bunlardan haksızlık eden veya suç işleyen hariçtir. Böyle birisi, ancak kendisine ve ailesine zarar verir.</p>
<p> 26. Neccar OğularıI Yahudileri de, Avf Oğulları Yahudilerinin sahip oldukları haklara sahiptirler.</p>
<p> 27. Haris Oğulları Yahudileri de .</p>
<p> 28. Sa&#8217;ide Oğulları Yahudileri de .</p>
<p> 29. Cüşem Oğulları Yahudileri de .</p>
<p> 30. Evs Oğulları Yahudileri de..</p>
<p> 31. Sa&#8217;lebe Oğulları Yahudileri de. Ancak bütün bunlardan haksız fiil ve cürüm işleyenler hariç tutulur. Onlar ancak kendi canlarına ve ailelerine zarar verir.</p>
<p> 32. Cefne Ailesi, Sa&#8217;lebe Oğullarının bir koludur ve Onların tabi oldukları hükümlere tabidirler.</p>
<p> 33. Şütaybe Oğulları da . Kesinlikle kurallara uyulacak, aykırı davranılmayacaktır.</p>
<p> 34. Sa&#8217;lebe Oğullarının mevlaları (özel şartlarda kendilerine bağlı olan ahiddaşları) kendileri gibidir.</p>
<p> 35. Yahudilere sığınmış ve bağlanmış olan kimseler, Yahudiler gibidir.</p>
<p> 36. (A) Yahudilerden hiç kimse Muhammed&#8217;in izni olmadıkça askeri sefere çıkamaz, (B) Bir yaralama olayında, onun intikamının  alınmasına engel olunamaz. Fırsat kollayarak cinayet işleyen kimse, o cinayetiyle kendisini ve ailesini tehlikeye atmış olur. Ancak, zulm eden bir zalime karşı işlenmiş cinayet, bundan müstesnadır. Allah, bu kurallara en iyi uyanlarla beraberdir.</p>
<p> 37. (A) Kendilerine savaş açan olursa, bu yasaya (sahifeye/belgeye) tabi olan Yahudilerin ve müslümanların arasında tam bir dayanışma olacak, Yahudiler kendi savaş giderlerini, müslümanlar da kendi savaş giderlerini karşalayacaklardır. Her iki kitlenin, aralarında istişare, tavsiye ve samimi bir dayanışma olacak, bütün haksız fiil ve kötülüklere karşı en iyi yol izlenecektir, (B) Hiç bir kimse müttefikine karşı bir suç işleyemez. Zulme maruz  kalana tam destek ve yardım verilecektir.</p>
<p> 38. Yahudiler savaştıkları sürece mü&#8217;minlerle birlikte savaş giderlerini öderler.</p>
<p> 39. Yesrib vadisinin içerisi, bu vesikaya bağlı olanlara haram (dokunulmaz) bir bölgedir.</p>
<p> 40. Himaye altındaki kişi, kimseye zarar vermedikçe ve suç işlemedikçe kendisini himaye edenin haklarına sahiptir, O&#8217;nun gibidir.</p>
<p> 41. Himaye hakkı, bu hakka sahip olanlar dışındakilerce verilemez.</p>
<p> 42. Bu deklârasyonu (sahifeyi) onaylayan taraflar arasında bir olay veya kötüye gitmesinden korkulan bir anlaşmazlık çıkması halinde, çözüm için başvurulması gereken son merci, Allah ve Allah Rasulü Muhammed&#8217;dir. Ve Allah, bu yasada (sahifede) bulunan kuralları en titiz uygulayan ve onlara en iyi uyanlarla beraberdir.</p>
<p> 43. Ne Kureyş ne de O&#8217;nlara yardım edenlere himaye statüsü tanınamaz.</p>
<p> 44. Yesrib&#8217;e karşı ani bir baskın ve saldırı düzenlenmesi halinde, Yahudiler ve Müslümanlar arasında tam bir dayanışma olur.</p>
<p> 45. (A) Yahudiler, müslümanlar tarafından yapılacak bir barış andlaşmasına veya yapılan bir andlaşmaya katılmaya çağrıldıklarında, o andlaşmayı yapacaklar veya yapılan andlaşmaya katılacaklardır. Şayet O&#8217;nlar benzeri bir andlaşma yapmaya veya yaptıkları andlaşmaya çağıracak olurlarsa, müslümanlardan aynı mukabeleyi görme hakkına sahiptirler. Ancak, din konusunda savaşanlar, bundan müstesnadır, (B) Bu durumda her grup, kendilerine ait kısımdan sorumlu olacaklardır.</p>
<p> 46. Bu yasanın (sahifenin) taraflarınca leh ve aleyhlerinde belirlenen bütün hükümler, gene bu yasaya taraf olanlarca tam bir iyi niyet içinde uygulanmak üzere Evs Yahudilerinin hem kendileri hem de mevlaları için geçerli hükümlerdir. Bu hükümlere uyulur, fesad çıkarılmaz, aykırı davranılmaz. Haksız çıkar sağlayan ancak kendisine zarar vermiş olur. Allah, bu yasadaki (sahifedeki) hükümlere en doğru ve riâyetkâr olanlarla beraberdir.</p>
<p> 47. Bu Kitap (Vesika), bir zalimi veya suçluyu cezalandırmaya engel olmaz. Medîne&#8217;de ikamet edip kalan da O&#8217;radan (bir başka yerleşim bölgesine veya sefere)  çıkan da güven içinde olacaktır. Ancak zulm eden ve suç işleyen bu güvenden müstesnadır. Buradaki hükümlere uyan ve bu hususta titizlik gösterenin ilk hamisi Allah&#8217;tır. Ve Allah&#8217;ın elçisi Muhammed bütün bunların takipçisidir.</p>
<p> Araştırmacı T.V. Arnold, Peygamberimiz&#8217;in kurduğu bu toplumsal birliğin önemini şu şekilde ifade etmektedir:</p>
<p> &quot;Önceleri tek bir emire kesinlikle itaat etmemiş olan o Arabistan, birdenbire siyasi bir birlik haline geliverdi ve o mutlak amire kendisini teslim etti. Yüz kadar küçük sosyal gruptan meydana gelmiş olan ve sürekli olarak birbirleriyle karşılıklı düşmanlıklarda bulunan küçük-büyük nice kabilelerden Hz. Muhammed bir birlik meydana getirdi.&quot;</p>
<p> Medine vesikasına göre tüm inançlar ve kabileler hiçbir baskı altında kalmadan istediği dini, inancı, siyasi görüşü ve felsefi seçimi yapmakta özgürdürler. Metin de, kabileler arasında buna rağmen bir sorunun olması durumunda baş vurulacak üst otorite Hz. Muhammed&#8217;dir ve metni imzalayan tüm guruplar Hz. Muhammed&#8217;in himayesi altındadırlar.</p>
<p> Alevilikte sürekli kullanılan &#8217;&#8217;Rıza Şehri&#8217;&#8217; kavramı bu şehirdir. Yan yana ve dostca yaşamayı kapsayan bu gönüllü beraberlik ve hoş görü anlayışı, barış ve özgür ortam Alevilikte kutsiyetle anılır. &#8217;&#8217;Rıza (razı olma) &#8217;&#8217; ve &#8217;&#8217;Rızalık (gönüllü olma, onaylı&#8217;&#8217; kavramlarının dayandığı esas tarihsel veri budur</p>
<p> İnsanların iç barışı gözeterek ve bir arada, tamamen gönüllülüğe dayanan, bu kente Alevilikte bu yüzden &#8217;&#8217;Rıza Şehri&#8217;&#8217; olarak kalplerde yer edinir. Bu sahiplenme Alevilikte insanı Tasavvuf kapısına götürür.</p>
<p> İslam kaynaklarına göre gerek Medine Vesikasını imzalayan bir kısım Medine&#8217;li kavimler ve gene aynı metini imzalayan bazı Yahudi kabileleri, İslamiyetin süreç içinde güçlenmesinden dolayı zaman zaman bu anlaşma metinleri dışına çıkmışlardır. Hatta bu konuda bir çok ayetler bile vardır. &#8217;&#8217; Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir.(Tevbe : 101), &#8218;&#8217;Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına: &quot;Bize katılın&quot; diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelir. (Gelseler de) size karşı pek hasistirler. Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir; bunun için Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah&#8217;a göre kolaydır.(Ahzab : 18, 19)&#8217;&#8217;</p>
<p> Ancak bütün bunlar genelin kendisi içinde bütünlüğe fazla etki yapmayan küçük istisnalar olsa gerek. Kaldı ki burada söylemek istediğimiz müslüman olmayan kabile ve gurupların samimiyetleri değil, Hak Muhammed Ali yolunu sürdüren samimi insanların olaya yaklaşım biçimleridir. Onlar içlerinden çıkan nifak tutumlarına ve ihanete rağmen kendi verdiği sözlere bağlı kalmış ve o şehre &#8218;&#8217;&#8217;Rıza Şehri&#8217;&#8217; deyimini günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Burada söylenmek istenen özü ve sözü bir olanların icraatları değerlendirmeleridir. Önemli olan İslamiyetin kısmen etkin olduğu zaman ve alanda oluşturulan bu ilk metnin bize  İslamiyetin özü ile ilgili bir fikir verebilmesidir.</p>
<p> Aradan geçen tam 1326 sene sonra ve 2 Dünya savaşı yapan Dünya nihayet ortak bir metinde anlaşıyor ve 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini imzalıyor.</p>
<p> İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi elbette son derede gerekli ve çok geç oluşturulan bir anlaşmadır. Batı Dünyasının yaşadığı büyük bir hüsran sonrası, özellikle 2. Dünya Savaşının kayıplarını ve acılarını küllendirmeyi amaçlayan bu anlaşmanın temel esinti kaynağı olarak Medine Vesikasını, diğer bir anlatımla Rıza Şehrini gösterebiliriz.</p>
<p> Medine Vesikasında bir mutabakat imzalanmasına rağmen &#8217;&#8217;İslamiyet neden bir türlü savaşlardan kendini kurtarmadı diye sorulabilir?&#8217;&#8217;. Başka bir deyimle &#8217;&#8217;Madem ortada bir Rıza Şehri mütabakatı var, o halde Hz. Ali neden savaştı?&#8217;&#8217; soruları sorulabilir. Hatta &#8217;&#8217; Hz. Ali ne için, niye savaştı?&#8217;&#8217; diye düşünülebilir.</p>
<p> Bunlara verilecek yanıt net ve bellidir. &#8217;&#8217;Rıza Şehri&#8217;&#8217; mutabakatını Hz. Muhammed&#8217;in yaşadığı süre içinde Müslümanlar hiç bir zaman ihlal etmemişlerdir. Bu anlaşmanın iptali, başka deyimle ihlali, Peygamberin vefatından sonra başlamış ve giderek özelliğini yitirmiştir. İslam dininin özünden giderek sapmasının, Hilafet hakkı elinden alınan Hz. Ali&#8217;ye yapılan haksızlıkla başlaması ve bu haksızlıkların giderek artışını görmeyip, sadece Ehli Beyte yapılan haksızlıklarla sınırlı olabileceğini düşünmek veya öyle görmek insanı yanıltabilir.</p>
<p> Hz. Muhammed, Hz. Ali ve diğer Muhacirler Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göç etmelerine rağmen Mekke&#8217;lilerin zulmünden gene de kurtulamamışlardır. Mekke&#8217;liler, İslam önderlerinin öncülüğü ile oluşturulan bu birliğe, daha doğrusu Hz. Muhammed ve diğer inananlara sayısız zulüm ve haksızlıklar yapmış, bununla da yetinmeyerek buranın üzerine 3 defa savaş ilan etmişlerdir.</p>
<p> Bedir (624), Uhud (625), Hendek (627) savaşları hep Mekke&#8217;lilerin buraya yaptığı ve bu dini yok etmeye yönelik savaşlardır. Hayber Savaşı ve benzeri yöre kabilelerini kapsayan küçük ölçekli diğer bölge savaşları da dikkatle incelendiğinde, haksız olanlar hep diğerleridir ve müslümanların iştirak ettiği savaşlar meşru müdafadan ibarettir. Bu vesile ile dinde (İslamiyette) zorlamanın olmadığına en açık delil bu ünlü vesikadır.</p>
<p> Bu açıdan bakıldığında Alevi inançlarının ve bu inanca yol gösteren Hak Muhammed Ali ikrarının yüzyıllarca Rönesans yaşayan Batı dünyasından ve onun temel değerlerinden ne kadar ileride ve gerçekçi olduğu ve bir bu kadar da adaletli olduğu rahatlıkla görülür.</p>
<p> Medine Vesikası, başka bir deyimle Rıza Şehri anlaşması doğrudan Hz. Ali&#8217;ye ait değildir. Ancak içlerinde yoksulların, bilgisizlerin, kölelerin, çocukların ve çaresiz kadınların da  bulunduğu ve toplam sayıları 90 civarında olan başlarında Hz. Muhammed&#8217;in bulunduğu Medine&#8217;li Muhacirler bu işe önderlik etmişlerdir.  Onların içinde bu müzakereleri yürüten insanların sayılarının da bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğunu da görürsek bu fotoğraf daha da netleşir. Bütün bunların yanında anlayışı ve inancı, Varlığı ve her şeyi Hz. Muhammed&#8217;den ayrı ele alınamayacak olan Hz. Ali&#8217;nin düşüncelerinin, Rıza Şehrini oluşturan irade olduğu rahatlıkla anlaşılır. Zira onu Hz. Muhammed&#8217;den ayrı ele almak ve düşünmek sanırız yanılgıların en büyüğü olsa gerektir.</p>
<p> Önümüze Hz. Ali&#8217;nin Valilere gönderdiği genelgelere, örneğin Mısır Valisi Malik Ejder&#8217;e mektupta yaptığı öneriler, nasihatler, demokrasi anlayışı ve telkinler ile Rıza Şehri metnini koyarak okuyalım.</p>
<p> Bu iki metine baktığımızda aralarında fazla bir fark olmadığını görürüz. Daha sonra da önümüze İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini koyalım ve karşılaştıralım.</p>
<p> Hz. Ali&#8217;nin ve onu var eden Nur&#8217;un ne kadar çağdaş ve ileri olduğunu, tüm dünya insani değerlerinin ondan ne kadar geri olduğunu görürüz.</p>
<p> Bütün bunlar bile Hz. Ali&#8217;nin ne kadar ulu bir Evliya olduğunu ortaya koyan gerçeklerdir. Bu vesile ile Hz. Ali&#8217;yi yeterince tanımayan ve onu sadece Hayber Kalesi Fatihi, Zülfikârın Sahibi, Mazlumların umudu&#8230; gibi göreceli doğru tespitlerin ne kadar eksik olduğu gerçeğini görür ve anlarız.</p>
<p> </span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasi-riza-sehri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>KIRKLAR MACLİSİ MASAL MI ?</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kirklar-maclysy-masal-mi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kirklar-maclysy-masal-mi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 15:41:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Cemil KILIÇ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kirklar-maclysy-masal-mi/</guid>
				<description><![CDATA[Mustafa Cemil KILI&#199; S&#252;nni Ve Şii Teologların Yaklaşımları Bağlamında Alevi İnancındaki Kırklar Meclisi Ve Cemine İlişkin Bir Yorum Kırklar Meclisi ve Cemi, Alevi teolojisinin en temel &#246;gelerinden biridir. Bu konuda S&#252;nni ve Şii teologlar, Alevi inancına y&#246;nelik m&#252;tecaviz bir tutum i&#231;erisindedirler. Alevi inancı, s&#246;ze konu bu saldırgan tutumlara karşı gerekli teolojik g&#252;ce ve kendi dinsel ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Mustafa Cemil KILI&Ccedil;  </p>
<p> S&uuml;nni Ve Şii Teologların Yaklaşımları Bağlamında Alevi İnancındaki Kırklar Meclisi Ve Cemine İlişkin Bir Yorum  </p>
<p> Kırklar Meclisi ve Cemi, Alevi teolojisinin en temel &ouml;gelerinden biridir. Bu konuda S&uuml;nni ve Şii teologlar, Alevi inancına y&ouml;nelik m&uuml;tecaviz bir tutum i&ccedil;erisindedirler. Alevi inancı, s&ouml;ze konu bu saldırgan tutumlara karşı gerekli teolojik g&uuml;ce ve kendi dinsel paradigması &ccedil;er&ccedil;evesinde berrak bir tutarlılığa sahip bir akım olarak susturucu yanıtlar verme aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Verilen yanıtların doğru anlaşılabilmesi ve kavranabilmesi i&ccedil;in &ouml;ncelikle bilinmesi gerekli kimi hususları anımsatmak bizce yaşamsal &ouml;neme sahiptir. Ş&ouml;yle ki; Alevilik, S&uuml;nnilik ve Şiilik İslam orijinli akımlar olmakla birlikte, teolojik a&ccedil;ıdan bağımsız kimlikler konumuna ulaşmış durumdadırlar. Diğer bir deyişle her &uuml;&ccedil; akım artık farklı ve &ouml;zg&uuml;n teolojik yapılar olarak kabul edilmek zorundadır. Bu ger&ccedil;eği g&ouml;rmeden yapılacak t&uuml;m yorum ve analizler sağlıklı bir sonu&ccedil; doğurmayacaktır.  </p>
<p> Konuyu berraklaştırmak amacıyla &ouml;nemine dayanarak belirtelim ki, S&uuml;nniliğin, Şiiliğin ve Aleviliğin dışında ve bunların &uuml;zerinde bir İslam yoktur. İslam&#8217;ı mezheplerden bağımsız ele amak m&uuml;mk&uuml;n değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mezheplerden bağımsız ve yorumlar &uuml;st&uuml; bir İslam yoktur. Eğer olsaydı yorumlar ve mezhepler olmazdı. Her mezhep ve yorumun temsilcisine g&ouml;re islam kendi inancında i&ccedil;kindir / m&uuml;ndemi&ccedil;tir. Diğer bir deyişle bir S&uuml;nniye g&ouml;re İslam eşittir S&uuml;nnilik olduğu gibi bir Şiiye g&ouml;re de İslam eşittir Şiiliktir.  </p>
<p> Bu bağlamda bir teolojik yapının nassları, kabulleri ve &ouml;l&ccedil;&uuml;leri perspektifinden bakarak başka bir inan&ccedil; analiz edilemez. Edilmeye &ccedil;alışılsa bile isabetli bir sonuca ulaşılamaz.<br /> (Bu arada S&uuml;nnilik denilince itikaden Maturidilik, Eş&#8217;arilik, amelen Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik, Şiilik denilince de İmammiyye ve Zeydiyye anlaşılmalıdır. Alevilik denildiğinde ise Bektaşilik, Kızılbaşlık, Ehlihak İnancı vb. kastedilmektedir. Bilinmelidir ki, biz bu kavramları bu şekilde bir a&ccedil;ılım i&ccedil;erisinde kullanmaktayız. Gerek S&uuml;nnilik, gerek Şiilik, gerekse Alevilik dışında bu &uuml;&ccedil; akıma şu ya da bu &ouml;l&ccedil;&uuml;de yakın yada uzak başka kimi akımlar da mevcut olmakla birlikte kitlesel ve tarihsel g&uuml;&ccedil; a&ccedil;ısından s&ouml;ze konu &uuml;&ccedil; akım &ouml;ne &ccedil;ıkmaktadır.)  </p>
<p> Alevilik, S&uuml;nnilik ve Şiilik başta Allah, risalet / n&uuml;b&uuml;vvet ve ahiret inancı gibi temel konular olmak &uuml;zere pek &ccedil;ok konuda derin g&ouml;r&uuml;ş ayrılıkları i&ccedil;erisindedirler. Kırklar Meclisi ve Cemi konusuna girmeden evvel, &ouml;ncelikle &quot; Teolojik A&ccedil;ıdan Cemevlerinin Durumu &Uuml;zerine &quot; başlıklı yazımızda ortaya koyduğumuz Allah inancı konusunda mezhepler arasındaki derin farklılıkları burada kısaca anımsatmak yerinde olacaktır.<br /> S&uuml;nnilik ve Şiilik, Allah &#8211; Evren ayrımı, Evrenin Allah tarafından yoktan yaratılması ( Bu iki konu İslami ortodoksluğun temelleri arasındadır.) gibi ana konularda ortak inan&ccedil;lara sahip olmalarına karşın Tanrı&#8217;nın sıfatları konusunda &ccedil;ok derin g&ouml;r&uuml;ş ayrılıkları i&ccedil;erisindedir. Bu ayrılıklar &uuml;&ccedil; noktada &ouml;ne &ccedil;ıkmaktadır. Şiiliğe ( İmamiyye ) g&ouml;re Tanrı&#8217;nın sıfatları Zatının aynıdır. S&uuml;nniliğe g&ouml;re ise Zatının ne aynı ne de gayrıdır; onlar Tanrı&#8217;nın kendisini nitelendirdiği sıfatlardır.  </p>
<p> Şiiliğe g&ouml;re Kur&#8217;an mahl&ucirc;ktur. S&uuml;nnilik ise Kur&#8217;an&#8217;ın Tanrı&#8217;nın s&ouml;z&uuml; / kelamı olduğunu; Tanrı&#8217;nın &quot; kelam sıfatı &quot; nın ise O&#8217;nun ( Tanrı&#8217;nın ) kıdemiyle kadim olduğunu ileri s&uuml;rer. Başka bir deyişle S&uuml;nniliğe g&ouml;re Tanrı&#8217;nın ezeli kelam sıfatı vardır; Şiiliğe g&ouml;re ise Tanrı&#8217;nın b&ouml;yle sıfatı yoktur. Yani S&uuml;nnilikte Tanrı, &quot;kadimden beri Konuşan bir Tanrı&quot; iken Şiilikte ise konuşmayan ve kutsal kitapları s&ouml;yleyen değil yaratan bir Tanrıdır. Daha a&ccedil;ık s&ouml;ylemek gerekirse Şiilikte Tanrı&#8217;nın kelamı / s&ouml;z&uuml; kadim olmayıp sonradan yaratılan izafi / g&ouml;reli bir kelamdır.  </p>
<p> Yine Şiiliğe g&ouml;re En&#8217;am Suresi, 103. ayet gereği Tanrı ahirette inananlarca kesinlikle g&ouml;r&uuml;lmeyecektir. Cennet halkına g&ouml;r&uuml;leceğini s&ouml;yleyen kafirdir. Oysa S&uuml;nniliğe g&ouml;re Tanrı ahirette inananlarca g&ouml;r&uuml;lecektir.  </p>
<p> Anlaşılacağı &uuml;zere Tanrı inancı konusunda bile S&uuml;nnilik ve Şiilik birbirlerini kafirlikle su&ccedil;layacak derecede farklı d&uuml;ş&uuml;nmektedir. O halde bu iki mezhebi diğer alanlardaki farklılıklara girmeden bile sırf Tanrı inancı konusunu temel alarak bağımsız teolojiler olarak nitelemek nesnel bir saptama bi&ccedil;iminde değerlendirilmek zorundadır.<br /> Aleviliğin Tanrı inancı ise diğer iki İslam orijinli teolojik yapıdan &ccedil;ok daha farklıdır. S&uuml;nni ve Şii teolojinin benzeştiği Tanrı &#8211; Evren ayrımı, Tanrı&#8217;nın Evreni yoktan yaratması gibi iki ana konuda Alevilik t&uuml;m&uuml;yle farklı bir inanca sahiptir. Alevilikte Tanrı &#8211; Evren ayrımı Vahdet &#8211; i V&uuml;cud inancıyla ortadan kalkmış, yoktan yaratan bir Tanrı inancı yerine Evreni kendi varlığından yani vardan var eden; b&ouml;ylece de pozitif bilimin, &quot; hi&ccedil;bir şey yoktan var olmamıştır ve var olan hi&ccedil;bir şey de yok olmaz&quot; ilkesiyle de uzlaşan bir Tanrı inancı v&uuml;cud bulmuştur. Tarihsel s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde yoğunlaşan S&uuml;nni ve Şii teolojinin baskısıyla Alevilikteki Tanrı &#8211; Evren birliği inancı zamanla ve zaman zaman &quot; Evren Tanrı&#8217;nın tecellisi / yansımasıdır.&quot; noktasına taşınarak yumuşatılmıştır. Yine Alevilikte Evrendeki en &ouml;nemli, bilin&ccedil; sahibi ve merkezi bir varlık olarak insanın tanrısal bir mahiyetle ele alındığı ve &quot; enelhak &quot; s&ouml;z&uuml;nde varlık bulan bir yerinin olduğu da anımsanmalıdır.<br /> B&ouml;ylesi farklılıklara karşın sırf İslam orijinli oluşunu dikkate alarak S&uuml;nni ve Şii bakış a&ccedil;ısıyla Aleviliği tenkide maruz kılmak, S&uuml;nnilik ve Şiiliğin itikat esaslarına uymuyor diye sapkın / batıl addetmek hi&ccedil; kuşku yok ki teolojik k&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n bir sonucudur. İşte bu noktada İslam teolojisinin ana konularından biri olan Mira&ccedil; olayı karşısında konumlanılan teolojik d&uuml;zlem de s&ouml;ze konu &uuml;&ccedil; İslam orijinli akımı &ouml;zg&uuml;nleştiren / bağımsızlaştıran alan olarak &ouml;ne &ccedil;ıkmaktadır. Bu &ouml;zg&uuml;nleşme ve bağımsızlaşmanın sonucudur ki, Allah inancı konusundaki farklılık gibi Hazreti Muhammed&#8217;in kişiliği de &ccedil;ok derin farklılıklarla algılanmaktadır. Biraz daha yalın bir ifadeyle s&ouml;ylersek; S&uuml;nni&#8217;nin, Şii&#8217;nin Muhammed&#8217;i ile Alevi&#8217;nin Muhammed&#8217;i birbiriyle &ouml;rt&uuml;şmemektedir. Bu ger&ccedil;ek en &ccedil;ok Mira&ccedil; olayında t&uuml;m &ccedil;ıplaklığıyla ortaya &ccedil;ıkmaktadır.  </p>
<p> Mira&ccedil; Nedir?<br /> Mira&ccedil; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; Arap&ccedil;a&#8217;dır. Y&uuml;kseğe &ccedil;ıkmak, y&uuml;kselerek yol almak anlamına gelen &quot;uru&ccedil;&quot; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;nden t&uuml;retilmiştir. Kutsal kitap Kur&#8217;an&#8217;da bu s&ouml;zc&uuml;k astronomik zamanla &ouml;l&ccedil;&uuml;lemeyecek bi&ccedil;imde manevi bir y&uuml;kselme / ruhsal bir y&uuml;kseliş anlamına gelmek &uuml;zere kullanılmaktadır. Başka bir deyişle bu y&uuml;kseliş metafizik bir y&uuml;kseliştir. Nitekim Mearic Suresi&#8217;nin 4. ayetinde ş&ouml;yle denilmektedir:<br /> &quot; Melekler ve ruh Ona ( Tanrı&#8217;ya ) &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; elli bin yıl olan bir g&uuml;nde uru&ccedil; ederler.&quot;<br /> Uru&ccedil; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;nden hareketle anlamlandırılan Mira&ccedil; s&ouml;z&uuml;, uru&ccedil; ederek ulaşılan y&uuml;ksek derece / y&uuml;ksek mertebe anlamına gelmektedir. Aynı zamanda bu s&ouml;zc&uuml;k manevi y&uuml;kseliş i&ccedil;in kullanılan her &ccedil;eşit ara&ccedil; &#8211; gere&ccedil; ve yol anlamına da gelmektedir.<br /> Mira&ccedil; konusu ele alınırken &uuml;zerinde durulması gereken bir diğer s&ouml;zc&uuml;k de &quot; isra &quot; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r. Bu s&ouml;zc&uuml;k Arap&ccedil;a&#8217;da &quot;gece y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;&quot; anlamına gelmek &uuml;zere kullanılmaktadır. İsra Suresi&#8217;nin 1. ayetinde ş&ouml;yle denilmektedir:<br /> &quot; Geceleyin kendisine ayetlerimizden bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; g&ouml;sterelim diye kulunu Mescid &#8211; i Haram&#8217;dan, &ccedil;evresini kutlu kıldığımız Mescid &#8211; i Aksa&#8217;ya g&ouml;t&uuml;ren<br /> ( Tanrı ) eksik niteliklerden uzaktır. O, ger&ccedil;ekten işitendir, g&ouml;rendir.&quot;<br /> Bu ayet Mira&ccedil; olayının geceleyin olduğuna kanıt oluşturmaktadır.<br /> Mira&ccedil; olayıyla ilgili bir diğer s&ouml;zc&uuml;k de &quot;Burak&quot; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r. Mira&ccedil; ile ilgili kimi hadislerde ge&ccedil;en Burak s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; Arap&ccedil;a&#8217;daki &quot;berk&quot; yani şimşek s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;nden t&uuml;remiştir. Bu da, Burak s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;yle hıza dikkat &ccedil;ekilmek istendiğini g&ouml;stermektedir. Mira&ccedil;&#8217;ın metafizik bir olay olmasıyla da &ouml;rt&uuml;şen bu &ouml;zellik Burak s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n simgesel bir anlama sahip olduğunu işaret etmektedir.  </p>
<p> Kuşkusuz Mira&ccedil;, İslam teolojilerinin en temel konularından biri olarak &uuml;zerinde en &ccedil;ok tartışmanın yapıldığı hususlar arasındadır. İslam inancına g&ouml;re peygamber Hazreti Muhammed, uru&ccedil; ederek Mira&ccedil;&#8217;a y&uuml;kselmiştir. Hazreti Muhammed&#8217;in Mira&ccedil;&#8217;ının ka&ccedil; kez olduğu konusunda ise g&ouml;r&uuml;ş birliği yoktur. Biri Mekke, diğeri Medine&#8217;de olmak &uuml;zere en az iki kez Hazreti Muhammed&#8217;in Mira&ccedil;&#8217;a &ccedil;ıktığından tutun da, ikisi Mekke&#8217;de, 118&#8217;i Medine&#8217;de olmak &uuml;zere tam 120 kez Mira&ccedil; yaşadığına ilişkin bir hadisten bile s&ouml;zedilmektedir. Mira&ccedil;&#8217;ın sayısı konusunda bile tam bir kargaşa i&ccedil;erisinde olan S&uuml;nni ve Şii teolojisi her ne hikmetse Alevi teolojisine taarruz etme konusunda tam bir fikir birliği i&ccedil;erisindedir.<br /> S&uuml;nni ve Şii teolojisinin i&ccedil;inde bulunduğu kargaşanın g&ouml;stergelerinden biri olarak Mira&ccedil; olayının mahiyeti de &ouml;nemli bir tartışma konusudur. Bu c&uuml;mleden olarak, Hazreti Muhammed, Mira&ccedil;&#8217;a salt ruhen mi &ccedil;ıkmıştır? Yoksa Mira&ccedil;, hem bedenen hem de ruhen mi ger&ccedil;ekleşmiştir ? Bu sorular kapsamında konuya ilişkin iki farklı sav ve inan&ccedil; s&ouml;z konusudur.<br /> Buna g&ouml;re Hazreti Muhammed&#8217;in Mira&ccedil;&#8217;ı ruhsal bir yolculuk olup bedensellik s&ouml;z konusu değildir. Bu inan&ccedil; ve savın en &ouml;nemli temsilcisi peygamberin eşi Ayşe / Aişe&#8217;dir. Ona g&ouml;re Mira&ccedil; olayında Hazreti Muhammed&#8217;in bedeni yatağından hi&ccedil; ayrılmamıştır. Dolayısıyla Mira&ccedil; bedensel bir yolculuk değil ruhsal bir y&uuml;kseliştir.<br /> Mira&ccedil;&#8217;ın ruhsal / manevi bir y&uuml;kseliş olduğunu savlayanlar İsra Suresi&#8217;nin 60. ayetine dayanmaktadırlar. Ayette ş&ouml;yle denilmektedir:<br /> &quot; Hani sana: &quot;Rabbin, insanları &ccedil;epe&ccedil;evre kuşatmıştır.&quot; Sana g&ouml;sterdiğimiz o r&uuml;yayı / g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leri&#8230; yalnıza insanları sınamak i&ccedil;in g&ouml;nderdik.Biz onları korkutuyoruz ama bu onlara b&uuml;y&uuml;k bir azgınlıktan başka bir şey sağlamıyor.&quot;<br /> Bu ayette ge&ccedil;en &quot; r&uuml;ya &quot; s&ouml;z&uuml; mealen T&uuml;rk&ccedil;e&#8217;ye &quot; g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler &quot; olarak &ccedil;evrilmekte ve Kur&#8217;an yorumcularının b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğuna g&ouml;re bu r&uuml;ya ifadesi Hazreti Muhammed&#8217;e Mira&ccedil; gecesi g&ouml;sterilen g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leri anlatmaktadır. Buradan hareketle Mira&ccedil;&#8217;ın aslında ruhsal y&uuml;kseliş ve r&uuml;ya olduğu anlaşılmaktadır. Bizce de Mira&ccedil;, Hazreti Muhammed&#8217;in g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; kutsal bir r&uuml;yadır. Alevi teolojisi de bu y&ouml;ndedir. Bizce Alevi Mira&ccedil; anlatılarında olayın bir r&uuml;ya olarak g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; a&ccedil;ıktır. Mira&ccedil;&#8217;ı r&uuml;ya olarak nitelemek olayı k&uuml;&ccedil;&uuml;ltmez. Tam tersine daha da b&uuml;y&uuml;t&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; r&uuml;ya denilen olay bizim uyanıklık dediğimiz nitelikten &ccedil;ok daha y&uuml;ksek bir boyutu işaret etmektedir. Kaldı ki burada s&ouml;ze konu r&uuml;ya hadisesi sıradan bir insanın r&uuml;yası değil bir peygamberin r&uuml;yasıdır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, peygamberlerin vahiy alma yollarından biri de r&uuml;yadır. Bu nedenle Mira&ccedil;&#8217;ı r&uuml;ya olarak değerlendirmek onun kıymetini azaltmaz, tersine y&uuml;kseltir.  </p>
<p> S&uuml;nni Anlatıda Mira&ccedil; Olayı<br /> S&uuml;nnilerin itibar ettiği &uuml;nl&uuml; hadis derlemelerini i&ccedil;eren kitaplardan ( Buhari, M&uuml;slim ve Nesai gibi K&uuml;t&uuml;b- &uuml; Sitte&#8217;ye dahil kitaplardan ) &ouml;ğrendiğimize g&ouml;re S&uuml;nni teolojide Mira&ccedil; konusunda ş&ouml;yle bir anlatı mevcuttur:<br /> Hazreti Muhammed Mekke devrinin sonlarına doğru bir gece Tanrı tarafından Mekke&#8217;den Kud&uuml;s&#8217;te bulunan Mescid &#8211; i Aksa&#8217;ya isra / gece y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml; yoluyla g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;r, oradan da Sidret&uuml;&#8217;l &#8211; M&uuml;nteha ve Cennet&uuml;l Me&#8217; va&#8217;ya y&uuml;kseltilir. Bu noktaya kadar kendisine refakat eden Cebrail refakati bırakır ve peygamber, &quot;refref&quot; adı verilen bir vasıta ile Tanrı katına kadar gelir.<br /> Hazreti Muhammed Mekke&#8217;den Kud&uuml;s&#8217;e Burak ile gelir. Kud&uuml;s&#8217;e gelmeden yolda Hazreti Musa&#8217;nın makamına uğrar. Orada 2 rekat namaz kılar. Mescid &#8211; i Aksa&#8217;ye geldiğinde ise onu b&uuml;t&uuml;n peygamberler karşılar. Hazreti Muhammed b&uuml;t&uuml;n peygamberlere 2 rekat namaz kıldırır ve hutbe okur.<br /> Bir rivayete g&ouml;re Hareti İsa&#8217;nın doğduğu yer olan Betlaham&#8217;a uğrar, orada da iki rek&acirc;t namaz kılar. Ve bug&uuml;n Kubbet&uuml;&#8217;s-Sahra&#8217;nın bulunduğu yerden Muallak Taşının &uuml;zerinden Mira&ccedil;&#8217;a y&uuml;kselir.<br /> Hazreti Muhammed, g&ouml;ğ&uuml;n b&uuml;t&uuml;n katmanlarına uğrar. Sırasıyla yedi g&ouml;k katmanında bulunan Hazreti Adem, Hazreti Yahya ve Hazreti İsa, Hazreti Yusuf, Hazreti İdris, Hazreti Harun, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim gibi peygamberlerle g&ouml;r&uuml;ş&uuml;r. Onlar kendisine &quot;Hoş geldin&quot; deyip tebrik ederler.  </p>
<p> S&uuml;nni anlatıda Mira&ccedil; ile ilgili en ilgin&ccedil; konulardan biri de g&uuml;nde elli vakit namaz kılma buyruğudur. Buna g&ouml;re peygamber Hazreti Muhammed, Mira&ccedil;&#8217;ta Tanrı&#8217;dan inananlar i&ccedil;in g&uuml;nde elli vakit namaz buyruğu almış fakat d&ouml;n&uuml;şte yolda Hazreti Mus&#8217;ya rastlamış, Hazreti Musa, Hazreti Muhammed&#8217;e g&uuml;nde elli vakit namazın inananlara ağır geleceğini s&ouml;yleyerek Tanrı&#8217;dan bunu indirmesini istemiştir. Hazreti Muhammed, Hazreti Musa&#8217;nın &ouml;ğ&uuml;d&uuml;yle yeniden Tanrı katına gidip g&uuml;nl&uuml;k namaz vakti sayısının indirilmesini talep etmiştir. Her gidişinde beş vakit indirmiştir. Her seferinde Hazreti Musa, Hazreti Muhammed&#8217;e daha da indirmesi i&ccedil;in Tanrı katına tekrar gitmesini istemiştir. En son beş vakte indiğinde bile Hazreti Musa aynı isteği yinelemiştir. Fakat Hazreti Muhammed bundan daha az sayıda vakit i&ccedil;in Tanrı&#8217;dan ricada bulunamayacağını belirtmiştir. B&ouml;ylece S&uuml;nni teolojiye g&ouml;re g&uuml;nl&uuml;k beş vakit namaz kesinleşmiştir. Bu anlatı S&uuml;nni teolojinin en g&uuml;venilir kaynakları arasında kabul edilen Buhari&#8217;nin hadis derlemesinde ve diğer kimi derlemelerde mevcuttur.  </p>
<p> Alevi teolojisine ve &ouml;zellikle Kırklar Meclisi ve Cemine y&ouml;nelik m&uuml;tecaviz tutumları anımsandığında S&uuml;nni teologlara şu soruları sormak yerinde olacaktır:<br /> 1. Tanrı peygamber bile olsa birilerinin isteğiyle s&uuml;rekli g&ouml;r&uuml;ş değiştiren ve karar veremeyen bir varlık mıdır ki elli vakti kademe kademe beşe kadar indirmiştir?<br /> 2. Hazreti Muhammed, g&uuml;nl&uuml;k elli vakit namazın kendi inananları i&ccedil;in katlanılamayacak / yerine getirilemeyecek derecede zor olduğunu akıl edemeyen biri midir ki Hazreti Musa&#8217;nın akıl vermesiyle hareket etmektedir?<br /> 3. Tanrı ve Hazreti Muhammed namaz vakitleri konusunda pazarlık mı yapmışlardır?<br /> 4. Hazreti Musa, Tanrı ile Hazreti Muhammed arasındaki pazarlıkta aracılık mı yapmıştır?<br /> 5. Hazreti Musa, namaz vakitleri konusunda hem Hazreti Muhammed&#8217;e hem de Tanrı&#8217;ya etkide bulunan ger&ccedil;ek bir belirleyici midir?<br /> 6. Yoksa S&uuml;nni İslam&#8217;daki g&uuml;nl&uuml;k beş vakit namaz uygulamasının kaynağı Hazreti Musa mıdır?<br /> 7. S&uuml;nniler g&uuml;nde elli vakit namaz yerine beş vakit namaz kıldıkları i&ccedil;in Hazreti Musa&#8217;ya ş&uuml;kran ve minnet borcu i&ccedil;erisinde midirler?<br /> 8. Tanrı, g&uuml;nl&uuml;k elli vakit namazın insanlar i&ccedil;in g&uuml;&ccedil; olduğunu Hazreti Musa olmasa anlamayacak mıydı?<br /> Bu sorulara karşı ş&ouml;yle bir savunma geliştirilmektedir:<br /> &quot;Hazreti Peygamber&#8217;e İsr&acirc; gecesi, namaz elli vakit olarak farz kılındı. Sonra azaltıldı ve beş vakte d&uuml;ş&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Sonra ş&ouml;yle seslenildi: Ey Muhammed, ş&uuml;phesiz bizim nezdimizdeki s&ouml;z bir değişikliğe uğramaz. Senin i&ccedil;in bu beş vakit namaz, elli vakit namazın karşılığıdır.&quot; (Buh&acirc;ri, Salat, 76, Enbiya, 5.)<br /> Bu savunmanın ne derece ikna edici olduğu herkesin kendi inan&ccedil; d&uuml;nyasıyla ilgili bir sorundur. Ancak bizi ikna etmediğini belirtmeliyiz. Hatta ikna bir yana bu savunma bize g&ouml;re son derece g&uuml;l&uuml;n&ccedil;t&uuml;r.  </p>
<p> Mira&ccedil;&#8217;ta Ger&ccedil;ekte Ne Oldu?<br /> Metafizik bir olay olması hasebiyle Mira&ccedil;, Kur&#8217;an&#8217;da ayrıntılı olarak işlenmiş değildir. Buna karşın kimi ayetlerin Mira&ccedil;&#8217;la ilgili bir kısım bilgiler i&ccedil;erdiği de bilinmektedir. Bu ayetlerden yola &ccedil;ıkılarak bir takım yorumlarla konu anlaşılmaya &ccedil;alışılmaktadır. Ancak şunu anımsatalım ki, Mira&ccedil;&#8217;ta ger&ccedil;ekte neyin olduğunu her teolojik yapı kendince a&ccedil;ıklamaktadır. Bu a&ccedil;ıklamalar birbiriyle uyuşmayan hususlar i&ccedil;ermektedir. Yani S&uuml;nni, Şii ve Alevi teolojisinde farklı farklı Mira&ccedil; anlatıları mevcuttur. Her teolojik yapı kendi bakış a&ccedil;ısıyla diğerini tenkid ve tekzip etmektedir.<br /> Bu noktada Necm Suresi 1 &#8211; 18. ayetlerine m&uuml;racaat etmek yerinde olacaktır. S&ouml;ze konu ayetlerde gayet kapalı da olsa Mira&ccedil;&#8217;tan şu şekilde bahsedilmektedir:<br /> &quot;Andolsun aktığında o yıldıza ki,<br /> Arkadaşınız ne sapıtmış ne de azmıştır.<br /> O, kendi kuruntusundan konuşmuyor.<br /> Onun s&ouml;yledikleri, kendisine vahyedilenden başka bir şey değildir.<br /> Onları ona g&uuml;&ccedil;leri pek şiddetli olan &ouml;ğretmiştir.<br /> O, g&uuml;zellik ve g&uuml;&ccedil; sahibidir.<br /> Tanrı huzurunda dosdoğru durmuştur.<br /> O sırada O, en y&uuml;ksek ufuktaydı.<br /> Sonra yaklaştı ve O&#8217;na doğru sarktı.<br /> Yakınlığı iki yay aralığı kadar veya daha azdı.<br /> Sonra Tanrı kuluna vahyettiğini vahyetti.<br /> G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; kalbi yalanlamadı.<br /> Durum bu iken g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şey konusunda O&#8217;nunla tartışıyor musunuz ?<br /> Andolsun ki, O, O&#8217;nu bir de inişinde g&ouml;rd&uuml;.<br /> Hem de Sidret&uuml;&#8217;l &#8211; M&uuml;nteha&#8217;nın yanında.<br /> Me&#8217; va Cenneti o Sidre&#8217;nin yanındadır.<br /> O sırada Sidre&#8217;yi b&uuml;r&uuml;yen b&uuml;r&uuml;m&uuml;şt&uuml;.<br /> G&ouml;z ne şaştı ne de haddi aştı.<br /> Andolsun O, o anda rabbinin ayetlerinden bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; g&ouml;rd&uuml;.&quot;<br /> Bu ayetlerde ge&ccedil;en iki ifadeyi a&ccedil;ıklamakta yarar bulunmaktadır. Biri Sidret&uuml;&#8217;l &#8211; M&uuml;nteha diğeri ise Cennet&uuml;&#8217;l &#8211; Me&#8217; va&#8217;dır. Sidret&uuml;&#8217;l &#8211; M&uuml;nteha, son ağa&ccedil; yani yaratıklar aleminin son noktası demektir. Bundan &ouml;tesi yalnızca Tanrı&#8217;nın bilgisi kapsamındadır. Cennet&uuml;&#8217;l &#8211; Me&#8217; va ise inanışa g&ouml;re melekler, şehitler ve m&uuml;ttakilerin / Tanrı&#8217;nın sevgili kullarının ruhlarının barındığına inanılan yerdir.<br /> Yukarıda sunulan ayetlerden anlaşılacağı gibi Hazreti Muhammed, Mira&ccedil;&#8217;a &ccedil;ıktığını ilan edince Mekkeli M&uuml;şrikler onunla dalga ge&ccedil;mişler, onun sapıttığını, azgınlık ettiğini ileri s&uuml;rm&uuml;şlerdir. Anlattığı şeylerin kendi uydurması olduğunu, deyim yerindeyse Hazreti Muhammed&#8217;in masal anlattığını ileri s&uuml;rm&uuml;şlerdir. Ne kadar ilgin&ccedil; değil mi ? S&uuml;nni ve Şii teologların da bir kısmı Alevilerin Kırklar Meclisi ve Cemi inancına da masal diyorlar&#8230;<br /> S&uuml;nni ve Şii teologların y&uuml;zyıllar &ouml;nce Hazreti Muhammed&#8217;i yalancılıkla, sapıtmışlıkla ve masal anlatmakla su&ccedil;layan M&uuml;şriklerle aynı safa d&uuml;şerek Alevilerin Kırklar Meclisi ve Cemi inancına da masal / efsane demeleri idrak sahibi insanlar i&ccedil;in ger&ccedil;ekten ibret verici değil midir ?<br /> Konunun daha iyi anlaşılması i&ccedil;in Alevi teolojisindeki Mira&ccedil; olayını ve onun ayrılmaz bir par&ccedil;ası olan Kırklar Meclisi ve Cemi inancını h&uuml;lasa ederek anımsamak yerinde olacaktır.<br /> Alevi Anlatıda Mira&ccedil; Olayı<br /> Alevi teolojisinde Mira&ccedil; olayı ve Kırklar Meclisi inancı başta İmam Cafer Buyruğu olmak &uuml;zere pek &ccedil;ok Alevi ozan tarafından yazılan / s&ouml;ylenen Mira&ccedil;namelerde ayrıntılı bir bi&ccedil;imde anlatılmaktadır. Yine bilindiği &uuml;zere cemlerde bu mira&ccedil;nameler coşkun bir bi&ccedil;imde s&ouml;ylenmekte ve Hazreti Muhammed&#8217;in Mira&ccedil;&#8217;ı canlandırılmaktadır. </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Şimdi bu Mira&ccedil;namelerden yola &ccedil;ıkarak Alevi inancındaki Mira&ccedil; olayını ve Kırklar Meclisi inancını &ouml;zetleyerek anımsayalım:<br /> &quot;Cebrail gelir. Hazreti Muhammed&#8217;e Tanrı&#8217;nın kendisini Mira&ccedil;&#8217;a &ccedil;ağırdığını iletir. Hazreti Muhammed, Burak adlı bineğe binerek Mira&ccedil;&#8217;a y&uuml;kselir. Yolda &ouml;n&uuml;ne bir arslan &ccedil;ıkar. Arslan ona ge&ccedil;it vermez. Tanrı&#8217;nın esinlemesiyle Hazreti Muhammed, parmağındaki y&uuml;z&uuml;ğ&uuml; arslana verir. Bunun &uuml;zerine arslan &ouml;n&uuml;nden &ccedil;ekilir. Hazreti Muhammed Tanrı katına gelir. Tanrı ona seslenir. Bu ses Hazreti Ali&#8217;nin sesidir. Yani y&uuml;ce Tanrı, Hazreti Muhammed&#8217;e Hazreti Ali&#8217;nin sesiyle seslenmiştir. Hazreti Muhammed şaşkınlıkla; &quot; Ey Ali, sen misin ? &quot; diye sorar. Bunun &uuml;zerine Tanrı; &quot; Ey Muhammed, ben sana, senin en sevdiğin kişinin sesiyle sesleniyorum.&quot; der. Sonra Hazreti Muhammed, Hazreti Allah&#8217;ı g&ouml;r&uuml;r. Kuşku yok ki Allah&#8217;a &ouml;zg&uuml; bir suret yoktur. Bu nedenle y&uuml;ce Allah Hazreti Ali&#8217;nin suretinde g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Başka bir deyişle y&uuml;ce Allah, kulu ve el&ccedil;isi Hazreti Muhammed&#8217;e g&ouml;r&uuml;n&uuml;rken Hazreti Ali suretinde tecelli eder. Hazreti Muhammed Mira&ccedil;&#8217;ta y&uuml;ce Allah ile doksan bin kelam konuşur. Hazreti Muhammed&#8217;e; s&uuml;t, bal ve elma verildiği rivayet edilir. Bal aşka, s&uuml;t sevgiye, elma ise dostluğa işaret eder. Hazreti Muhammed, Allah&#8217;ın esinlemesiyle Kırklar Meclisinin bulunduğu kutlu dergaha uğrar. Dergahın kapısını &ccedil;aldığında i&ccedil;eriden bir ses, &quot; Kimsin ? &quot; der. Hazreti Muhammed sese; &quot; Ben peygamberim !&quot; diyerek yanıt verir.<br /> Aynı ses bu kez; &quot; Peygamberliğini git &uuml;mmetine yap. Bizim aramıza peygamber sığmaz ! &quot; der. Hazreti Muhammed kapıdan ayrılıp y&uuml;r&uuml;meye başlayınca gaipten gelen bir ses ayrılmamasını kapıyı yeniden &ccedil;almasını ama yanıtı farklı vermesini s&ouml;yler. Hazreti Muhammed yine kapıyı &ccedil;alar. İ&ccedil;erden yine; &quot;Kimsin ? &quot; diye sorulur. Bu kez Hazreti Muhammed; &quot;Ben de sizden biriyim.Szin gibi bir insanım. Yoksulların yardımcısyım.&quot; der. Bu yanıttan sonra kapı a&ccedil;ılır. Hazreti Muhammed i&ccedil;eri alınır. İ&ccedil;erdekiler Hazreti Muhammed&#8217;i &quot;Hoşgeldin, sefa getirdin, uğur getirdin.&quot; diyerek karşılarlar. Hazreti Muhammed i&ccedil;erde oluşmuş bir meclis g&ouml;r&uuml;r. Hatta sayımını da i&ccedil;inden yapar. Tam 39 kişi vardır. &Uuml;stelik bu meclis kadın ve erkeklerden oluşmuştur. Bunların 22&#8217;si erkek 17&#8217;si kadındır. Hazreti Muhammed&#8217;e yer g&ouml;sterilir. O da g&ouml;sterilen yere oturur. G&ouml;sterilen yer baş k&ouml;şedir. Hazreti Ali de meclistedir.<br /> Hazreti Muhammed sorar:<br /> &quot;Size kimler denir ?&quot; der. &quot;Bize Kırklar denir&quot; diye yanıt alır. &quot;Ama burada 39 kişi saydım.&quot; der. O sırada Selman &#8211; ı Pak yoktur. Hazreti Muhammed; &quot;Peki sizin ulunuz, b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z, k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z kim ? &quot; diye sorar. Gelen yanıt ş&ouml;yle olur:<br /> &quot;Bizim k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z, b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z yoktur. K&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z de uludur, b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z de uludur. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir.&quot; denir. Bunun &uuml;zerine Hazreti Muhammed, meclisten bunu kendilerine kanıtlamalarını s&ouml;yler. O sırada Hazreti Ali kolunu uzatır ve g&ouml;mleğini sıyırır. İ&ccedil;lerinden biri &quot;destur&quot; diyerek bı&ccedil;ağın ucu ile kolunu hafif kanatır. Kolundan bir damla kan akar. Onu, her canın kolundan birer damla kanın gelmesi izler. 40. canın bir damla kanı da pencereden i&ccedil;eri gelir. Bu ise Selman-ı Pak&#8217;ın kanıdır. Sonra Hazreti Ali kolunu bağlar, hepsinin kanaması durur. Selman-ı Pak, bir &uuml;z&uuml;m tanesi getirir. O&#8217;nu Hazreti Muhammed&#8217;e verir ve b&ouml;l&uuml;şt&uuml;rmesini ister. Hazreti Muhammed verilen kapta &uuml;z&uuml;m tanesini ezer, &ccedil;ıkan dem meclisteki kadın &#8211; erkek canlara dağıtılır. Kırklar, &uuml;z&uuml;m suyunu i&ccedil;erler. Hep birlikte mest olurlar. &quot;Ya Allah&quot; deyip semah d&ouml;nerler. Hazreti Muhammed de Tanrı esinlemesiyle onlara katılır. B&uuml;y&uuml;k bir coşku ile vecd halinde semah d&ouml;n&uuml;l&uuml;rken Hazreti Muhammed&#8217;in başından sarığı d&uuml;şer. Kırk par&ccedil;aya b&ouml;l&uuml;n&uuml;r. Kırklar, par&ccedil;aları bellerine bağlarlar, kemerbest olurlar. Hazreti Muhammed, Kırklar Meclisi&#8217;ne pirlerini sorar. &quot; Pirimiz Ali&#8217; dir &quot; derler. Hazreti Ali, Hazreti Muhammed&#8217;in yanına gelir. Hazreti Muhammet, Hazreti Ali&#8217; nin parmağında, Mira&ccedil;&#8217;a giderken &quot;aslana&quot; verdiği y&uuml;z&uuml;ğ&uuml; g&ouml;r&uuml;r. Hazreti Ali&#8217; ye sarılır, onu bağrına basar.&quot; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Hazreti Muhammed, gelen vahiyleri tebliğle g&ouml;revli bir Nebi / Resul olmasının yanında, Kırklar Meclisi tarafından se&ccedil;ilmiş bir &quot;M&uuml;rşit&quot; tir. Yine bu meclis&ccedil;e Hazreti Ali de &quot;Rehber&quot; ve Tanrıel&ccedil;isinin / peygamberin vekili olarak se&ccedil;ilir. Alevi teolojisne g&ouml;re Mira&ccedil;&#8217;ta Hazreti Muhammed&#8217;e beş vakit namaz değil zikir, secde ve semah buyruğu verilmiştir. Bunun icra şekli de cem adı verilen ibadet bi&ccedil;imidir.<br /> Kırklar Meclisi ve Cemi ile ilgili S&uuml;nni ve Şii teologların m&uuml;tecaviz sorularına ge&ccedil;meden &ouml;nce belirtmemiz gereken kimi hususlar vardır.<br /> Ş&ouml;yle ki;<br /> 1. Bize g&ouml;re Mira&ccedil; nasıl bir metafizik olay ise Kırklar Meclisi de metafizik bir olaydır. Gerek Mira&ccedil; gerekse onun bir par&ccedil;ası olan Kırklar Meclisi zahir aleminde değil batın aleminde ger&ccedil;ekleşmiştir. Dolayısıyla Kırklar Meclisi ve Ceminin toplandığı yer / dergah fizik alemde yani d&uuml;nyanın her hangi bir k&ouml;şesinde değildir. Manevi, metafizik bir alemdedir. Diğer bir ifadeyle batın alemindedir.<br /> 2. Mira&ccedil;, Hazreti Muhammed&#8217;in Allah&#8217;ın esinlemesiyle g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; kutsal ve kutlu bir r&uuml;yadır.<br /> 3. Mira&ccedil;, coğrafi bir yolculuk olarak g&ouml;r&uuml;lemez. Hazreti Muhammed, bedenen değil ruhen uru&ccedil; ederek Mira&ccedil;&#8217;a y&uuml;kselmiştir. </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Bu &uuml;&ccedil; yaşamsal noktadan sonra gelelim S&uuml;nni ve Şii teologların m&uuml;tecaviz sorularına&#8230;<br /> Derler ki, Kırklar Meclisinin toplandığı dergah nerededir? Neden Kur&#8217;an&#8217;da ve hadis kitaplarında Kırklar Meclisinden bahsedilmemektedir?<br /> Yanıtımız şudur:<br /> Kur&#8217;an&#8217;da Mira&ccedil; olayından ayrıntılı bir bi&ccedil;imde bahsedilmemektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Mira&ccedil; metazifizik bir olaydır. İnsanların idrak sınırlarının dışındadır. Bu nedenle Mira&ccedil;&#8217;a dair kısmi anlatılar bile &ccedil;eşitli simgelerle ortaya konulmuştur. Kur&#8217;an&#8217;da sembolik &ouml;rg&uuml;lerle ve kapalı bir bi&ccedil;imde de olsa Mira&ccedil;&#8217;tan bahsediliyor oluşu bu konuya dair İslami inancın temelini teşkil etmektedir. Bu temel S&uuml;nni, Şii ve Alevi teolojilerinin her &uuml;&ccedil;&uuml; i&ccedil;in de s&ouml;zkonusudur. Mira&ccedil;&#8217;a dair hadislerde anlatılanların ne denli isabetli olup olmadığının g&ouml;stergesi g&uuml;nde elli vakit namaz komedisidir. </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> S&uuml;nni ve Şii Mira&ccedil; anlatılarının dayandığı hadis kitapları sayısız &ccedil;elişki, tutarsızlık ve hatta g&uuml;l&uuml;n&ccedil;l&uuml;klerle doludur. Bu konuda zirve noktası daha evvel de belirttiğimiz gibi g&uuml;nde elli vakit namaz olayıdır. Bu hadis kitaplarında Hazreti Muhammed&#8217;e mal edilen &ccedil;irkin ifadeler mevcuttur. Bir s&uuml;re &ouml;nce T&uuml;rkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bu t&uuml;rden, &ouml;zellikle kadınlarla ilgili ifadelerin ayıklanması &ccedil;alışmasının başlatılmış olması s&ouml;ze konu hadis kitaplarının ne denli g&uuml;venilir olduğunu da ortaya koymakta değil midir ?<br /> Alevi Mira&ccedil; anlatısı ve onun bir par&ccedil;ası olan Kırklar Meclisi ve Cemi inancı Kur&#8217;an ayetlerindeki simgesel ifadelerin mistik ve sezgisel yorumlarına dayanmaktadır. Alevi literat&uuml;r&uuml;ndeki Mira&ccedil;nameler, bu mistik ve sezgisel yorumların &uuml;r&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Mistisizmi / tasavvufi yorumları yadsıyıp zahiri sığlığın en &uuml;cra k&ouml;şelerinde gezinen S&uuml;nni ve Şii şeriat ehli bambaşka bir dinsel paradigmanın sınırlarına hapsoldukları i&ccedil;in genelde Alevi teolojisini &ouml;zelde ise bu teolojinin Mira&ccedil; anlatısını idrakten yoksundurlar. Zaten b&ouml;ylesi bir idrak s&ouml;z konusu olsaydı S&uuml;nni ve Şii teologlar derhal Alevi teolojisini benimseme noktasına gelirlerdi.<br /> Diyorlar ki, Kırklar Meclisinin &uuml;yeleri Hazreti Muhammed&#8217;e; &quot; Peygamberliğini git &uuml;mmetine yap, Bizim aramıza peygamber sığmaz.&quot; diye nasıl diyebilirler? Burada peygambere y&ouml;nelik bir k&uuml;&ccedil;&uuml;mseme yok mudur ? Hazreti Ali ve Hazreti Salman &#8211; ı Farisi gibi peygamberin ashabından olan bu kişilerin bulunduğu bu mecliste peygambere nasıl b&ouml;yle seslenilebilir? Onlar da zaten o peygamberin &uuml;mmeti değil midir?<br /> Yanıtmız şudur:<br /> Hazreti Muhammed Kırklar Meclisinde &quot; M&uuml;rşit &quot; makamındadır. M&uuml;rşit makamında bulunan bir kişi nasıl k&uuml;&ccedil;&uuml;msenmiş olabilir ki ?<br /> Burada Hazreti Muhammed&#8217;e y&ouml;nelik bir sınav ve bir eğitim s&ouml;zkonusudur. Bu sınavı yapan y&uuml;ce Allah&#8217;tır. Kırklar Meclisi bu sınavda bir vesiledir. Bu diyalogtan anlaşılmalıdır ki, Hazreti muhammed peygamber de olsa bir insandır. Al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml; olmalıdır. &Ouml;fkelenmemelidir. Nitekim verdiği sonraki cevap peygamberin bu sınavı ge&ccedil;tiğini g&ouml;stermektedir.<br /> Ayrıca Kur&#8217;an&#8217;da Fussilet Suresi 6. ayette Hazreti Muhammed&#8217;in de bir insan olduğu, kendisine vahiy gelmesinden başka diğer insanlardan bir farkının olmadığı vurgulanmaktadır.<br /> Yine bilmekteyiz ki, Hazreti Muhammed&#8217;in tebliğ g&ouml;revini ger&ccedil;ekleştirirken zaman zaman &ouml;fkelendiği anlar olmuştur. Bunlardan biri Abese Suresi&#8217;nin ilk on ayetinde ş&ouml;yle anlatılmaktadır:<br /> &quot;Yanına k&ouml;r bir adam geldi diye y&uuml;z&uuml;n&uuml; ekşitti ve &ouml;teye d&ouml;nd&uuml;.<br /> Sen nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek,<br /> Belki de d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p taşınacak da &ouml;ğ&uuml;t kendisine yarayacak.<br /> Kendisini her t&uuml;rl&uuml; gereksinimin &uuml;st&uuml;nde g&ouml;ren kişiye gelince,<br /> Ki, sen ona y&ouml;neliyorsun;<br /> Sana ne onun arınmasından!<br /> O, koşarak sana gelen var ya;<br /> Odur i&ccedil;ine &uuml;rperti d&uuml;şen.<br /> Oysa sen onunla ilgilenmiyorsun !&quot; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Bu ayetlerde anlatılan şudur:<br /> Birg&uuml;n Hazreti Muhammed, M&uuml;şriklerden &ouml;nde gelen, varlıklı kimselere İslam&#8217;ı tebliğ etmektedir. Bu sırada iki g&ouml;z&uuml; k&ouml;r bir adam gelip y&uuml;ksek sesle ve nezaket kurallarından uzak bir tavırla Hazreti Muhammed&#8217;den kendisine İslam&#8217;ı anlatmasını ister. Bunun &uuml;zerine peygamber &ouml;fkelenip y&uuml;z&uuml;n&uuml; ekşitir ve başka bir tarafa &ccedil;evirir. İşte bu davranışından dolayı Hazreti Muhammed Allah tarafından uyarılmıştır. Yukarıdaki ayetlerde bu olay konu edilmektedir. </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Diyorlar ki, Hazreti Muhammed, Kırklar Meclisi &uuml;yelerine; &quot; Size kimler derler? &quot; diye nasıl sorar? Peygamber oradaki insanları nasıl tanımaz? Onlar zaten Hazreti Muhammed&#8217;in &uuml;mmetinden olan kişiler değil mi?<br /> Yanıtımız şudur:<br /> İnanışa g&ouml;re Kırklar Meclisi Kırk Ulu kişiden oluşmuştur. Bizce bu kırk ulu kişi arasında Hazreti Muhammed&#8217;in d&ouml;neminde yaşayan, onun sahabelerinden olanlar bulunduğu gibi &ccedil;ok daha sonra d&uuml;nyaya gelip insanlığı aydınlatan erenlerin de ruhaniyeti vardır. S&ouml;zgelimi; H&uuml;nkar Hacı Bektaş Veli, G&ouml;zc&uuml; Karacaahmet Sultan ve İsmini, &uuml;nvanını bilmediğimizi gaip erenler&#8230;Unutulmamalıdır ki Kırklar Meclisi tıpkı Mira&ccedil; gibi Hazreti muhammed&#8217;in g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; kutsal ve kutlu bir r&uuml;yadır. Hazreti Muhammed bu r&uuml;yada kendi ashabından olmayan, yani kendisinden y&uuml;zyıllar sonra d&uuml;nyaya gelecek olan erenleri de g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r.<br /> Hazreti Muhammed&#8217;in &quot; Size kimler derler ? &quot; sorusunu bu &ccedil;er&ccedil;evede anlamak lazımdır. Ayrıca Hazreti Muhammed&#8217;in sorusu Kırklar Ceminde bulunan bireylere değil Kırklar Meclisinin t&uuml;m&uuml;nedir. Yani soru bireylere değil Meclisedir.<br /> Hazreti Muhammed&#8217;in Mira&ccedil;&#8217;ta Hazreti Ali&#8217;yi arslan donunda g&ouml;rmesi, Allah&#8217;ın peygambere Hazreti Ali&#8217;nin sesiyle seslenmesi ve Hazreti Muhammed&#8217;e Hazreti Ali suretinde g&ouml;r&uuml;nmesi / tecelli etmesi gibi metafizik olaylara dair işaret yukarıda T&uuml;rk&ccedil;e anlamını sunduğumuz Necm Suresi 18. ayette bulunmaktadır: Aynı ayeti tekrar sunalım:<br /> &quot;Andolsun O, o anda rabbinin ayetlerinden bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; g&ouml;rd&uuml;.&quot;<br /> Ayet, Tanrı&#8217;nın varlığını işaret eden herşeydir. Nitekim, ayet s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; Arap&ccedil;a&#8217;da belge, kanıt, delil gibi anlamlara gelmektedir. Yani ayet denildiğinde sadece Kur&#8217;an c&uuml;mleleri yada c&uuml;mle toplulukları anlaşılmamalıdır. Bu nedenle Mira&ccedil;&#8217;ta Hazreti Muhammed&#8217;in Hazreti Ali&#8217;yi &ouml;nce arslan donunda g&ouml;rmesi, sonra Tanrı&#8217;nın ona Hazreti Ali&#8217;nin sesiyle seslenmesi, Hazreti Ali suretinde g&ouml;r&uuml;nmesi ve peygamberin Kırklar Meclisine girmesi ayette işaret edilen &quot;ayet&quot;lerdendir. </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Kendi teolojik paradigmalarıyla dayandıkları hadis kitaplarından yola &ccedil;ıkarak Hazreti Muhammed&#8217;in Mira&ccedil;&#8217;a y&uuml;kselirken yolda hemen hemen &ouml;lm&uuml;ş b&uuml;t&uuml;n peygamberleri g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, onlara namaz kıldırdığını, elli vakit namazı beşe indirmek i&ccedil;in Hazreti Musa&#8217;dan akıl aldığını, bu nedenle deyim yerindeyse Allah&#8217;la pazarlık yaptığını ileri s&uuml;renler, Alevi anlatısında belirtildiği &uuml;zere Hazreti Muhammed&#8217;in Hazreti Ali&#8217;yi arslan donunda g&ouml;rmesi, Hazreti Allah&#8217;ın Hazreti Muhammed&#8217;e Hazreti Ali&#8217;nin sesiyle seslendiği inancını yadırgayabilmektedirler. </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Oysa Necm Suresi 18. ayetten yola &ccedil;ıkarak t&uuml;m Aleviler inanmaktadırlar ki, Tanrı&#8217;nın evrendeki en b&uuml;y&uuml;k ve en muhteşem ayeti Hazreti İmam Ali&#8217;dir. O doğrudan doğruya y&uuml;ce Allah&#8217;ın m&uuml;barek tecellisidir. Sesi Allah&#8217;ın sesidir. Y&uuml;z&uuml; vechullahtır. Bunlar Aleviliğin iman unsurlarıdır. İnanan inanır. Zira inancın kanıtı yoktur.<br /> S&uuml;nnilerin dayanak kabul ettikleri hadis kitaplarında Hazreti Muhammed&#8217;e Mira&ccedil;&#8217;ta beş vakit namazın emredildiği ileri s&uuml;r&uuml;lmektedir. Oysa bu konuda Kur&#8217;an&#8217;dan hi&ccedil;bir kanıt yoktur. Tam tersine Mira&ccedil;&#8217;ta Hazreti Muhammed&#8217;e vahyedilenler İsra Suresi 31 &#8211; 38. ayetlerde belirtilmektedir. S&ouml;ze konu ayetlerin T&uuml;rk&ccedil;e karşılıkları ş&ouml;yledir:<br /> &quot;Yoksulluk korkusuyla &ccedil;ocuklarınızı &ouml;ld&uuml;rmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Kuşkusuz onları &ouml;ld&uuml;rmek b&uuml;y&uuml;k bir g&uuml;nahtır.<br /> Zinaya yaklaşmayın. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, iğren&ccedil; bir iş ve &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; bir yoldur.<br /> Haklı bir neden olmadık&ccedil;a Allah&#8217;ın saygın kıldığı cana kıymayın. Kim haksızlıkla &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;rse, onun velisine yetki verdik. Ama o da &ouml;ld&uuml;rmede sınır tanımazlık etmesin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kendisine yardım edilmiştir.<br /> Yetimin malına, r&uuml;şd&uuml;ne erinceye kadar ancak en g&uuml;zel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz s&ouml;z&uuml; yerine getirin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; verilen s&ouml;z sorumluluk gerektirir.<br /> &Ouml;l&ccedil;t&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z zaman tam ve d&uuml;r&uuml;st &ouml;l&ccedil;&uuml;n. Doğru tartı ile tartın. Bu, hem hayırlı hem de sonu&ccedil; olarak g&uuml;zeldir.<br /> Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına d&uuml;şme. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kulak, g&ouml;z, g&ouml;n&uuml;l ve bunların hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.<br /> Yery&uuml;z&uuml;nde kasılıp kabararak y&uuml;r&uuml;me. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sen yeri yırtamazsın. Uzunluk&ccedil;a da dağlara ulaşmazsın.<br /> B&uuml;t&uuml;n bu sayılanların k&ouml;t&uuml; olanları rabbinin katında &ccedil;irkin g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.&quot;<br /> Alevi teolojisine g&ouml;re Hazreti Muhammed, yukarıdaki ayetlerde ortaya konulan ahlaki ilkelerle birlikte ibadet olarak da zikir, secde ve semahla emrolunmuştur. Bu emrin ilk uygulanma yeri de Kırklar Meclisidir. Kırklar Meclisinde y&uuml;r&uuml;t&uuml;len ilk cem; zikir, secde ve semahın bir ibadet olarak icra edildiği tapınma bi&ccedil;imidir. Bu nedenle Alevi inancında temel ibadet cemdir. Cemin yerine başka bir ibadet bi&ccedil;imini savunmak Alevi inancının sınırlarının dışına &ccedil;ıkmaktır. </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> S&ouml;zlerimizin sonunda &ouml;neminden dolayı tekraren belirtelim ki, Kırklar Meclisi ve Cemi inancı Aleviliğin en temel &ouml;ğesidir. Kırklar Meclisi ve cemine; masal, efsane, mitoloji yakıştırması yapmak topyek&ucirc;n İslam&#8217;a ve Mira&ccedil; olayına masal, efsane ve mitoloji demekten farksızdır. Kuşkusuz m&uuml;minler i&ccedil;in hak olan Kırklar Meclisi ve cemi inancı yalnızca m&uuml;nkirler / ink&acirc;rcılar i&ccedil;in masal olabilir.  </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kirklar-maclysy-masal-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>EHLİ BEYT KİMDİR?</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/ehly-beyt-kymdyr/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/ehly-beyt-kymdyr/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 18:15:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[KAZIM BALABAN Gazeteci-Yazar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/ehly-beyt-kymdyr/</guid>
				<description><![CDATA[KAZIM BALABAN Gazeteci-Yazar Ahir zaman Peygamberi, Hz. Muhammed Mustafa, Hakk&#8217;a y&#252;r&#252;yeceğini anlayınca 23 Şubat 632 tarihinde (2) Gadirhum denilen bir alanda, rivayetlere g&#246;re 80 bin kişiyi aşkın bir topluluğa, Deve semerlerinden bir mimber oluşturarak bunun &#252;st&#252;ne &#231;ıkıp tarihi Veda Hutbesini okudu. Hz. Muhammed Mustafa , &#252;mmetine seslenerek 2 emanet tavsiye etti. 1-Allahın kelamı Kuran-ı Kerim, ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> <b>KAZIM BALABAN Gazeteci-Yazar</b></p>
<p> Ahir zaman Peygamberi, Hz. Muhammed Mustafa, Hakk&rsquo;a y&uuml;r&uuml;yeceğini anlayınca 23 Şubat 632 tarihinde (2) Gadirhum denilen bir alanda, rivayetlere g&ouml;re 80 bin kişiyi aşkın bir topluluğa, Deve semerlerinden bir mimber oluşturarak bunun &uuml;st&uuml;ne &ccedil;ıkıp tarihi Veda Hutbesini okudu. Hz. Muhammed Mustafa , &uuml;mmetine seslenerek 2 emanet tavsiye etti. </p>
<p> 1-Allahın kelamı Kuran-ı Kerim, 2-Ehli Beyt&rsquo;i. </p>
<p> Hz. Muhammed ş&ouml;yle dedi. &lsquo;&rsquo;Kur&#8217;an ve Ehli Beyt&#8217;imin ipine sımsıkı sarılın. Kevser Havuzunda her iki emanet bir birinden ayrılmadan bana ulaşacaktır. Ehl-i Beyt&rsquo;im, Nuh&rsquo;un gemisi gibidir. Gemiye binenler kurtuldular, binmeyenler helak oldular&rsquo;&rsquo;. ( Ehli Beyt, Hz. Muhammed&rsquo;in ailesi demektir ve 1-Hz. Muhammed, 2-İmam Ali, 3-Ana Fatma, 4-İmam Hasan ve 5-İmam H&uuml;seyin olmak &uuml;zere toplam 5 kişidirler). Kur&rsquo;an-ı Kerim d&uuml;ş&uuml;nce, kanun ve değerler kaynağıdır&#8230; Kur&rsquo;an, hayat programını d&uuml;zenlemek ve hayat kanunlarını belirlemek &uuml;zere inen ilah&icirc; vahiy ve s&ouml;zlerdir&#8230; Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de, Ehl-i Beyt&rsquo;den bahsedilirken iki &uuml;slup kullanılmıştır: 1-Onlara &ouml;zel bir unvan vererek onlardan bahsetmiştir. Tathir Ayeti&rsquo;nde &ldquo;Ehli Beyt&rdquo; olarak, Meveddet Ayeti&rsquo;nde de &ldquo;Kurba&rdquo; (Peygamber&rsquo;in yakınları) olarak onlardan s&ouml;z edilmesini buna &ouml;rnek olarak verebiliriz. Bu konuda bir&ccedil;ok ayet nazil olmuş ve S&uuml;nnet-i Nebev&icirc; o ayetleri a&ccedil;ıklamıştır; m&uuml;fessirler ve raviler de, onları kendi hadis ve tefsir kitaplarında nakletmişlerdir. 2-Onlarla ilgili olaylar ve vakıaları kaydetmiş, onların fazilet ve makamlarını anlatmış, onları &ouml;vm&uuml;ş ve &uuml;mmeti onlara y&ouml;neltmek istemiştir. Bu konularda bir&ccedil;ok ayet inmiştir. Bu ayetlerin bazılarında, M&uuml;bahele Ayeti (&Acirc;l-i İmran, 61) ve İt&#8217;am Ayeti&#8217;nde (İnsan, 8) olduğu gibi, Ehli Beyt&rsquo;den toplu olarak s&ouml;z edilmiş, bazılarında ise Ehl-i Beyt&rsquo;in bazı fertlerinden bahsedilmiştir. &Ouml;rneğin; Maide S&ucirc;resi&#8217;nin 55. ayeti olan ve &ldquo;Vel&acirc;yet Ayeti&rdquo; diye adlandırılan, &ldquo;Sizin veliniz, yalnız Allah, O&#8217;nun Peygamberi ve iman eden, ibadet eden ve r&uuml;k&ucirc; halinde zek&acirc;t verenlerdir.&rdquo; ayetinde Hz. Ali&rsquo;den bahsedilmektedir. </p>
<p> Ehl-i Beyt Hakkında Nazil Olan Ayetler:</p>
<p> 1-Tathir Ayeti (3)</p>
<p> &ldquo;Allah, yalnızca siz Ehli Beyt&rsquo;ten her &ccedil;eit pislik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; giderip sizi tertemiz kılmak<br /> ister&rsquo;&rsquo; (Ahzab : 33)</p>
<p> Bir&ccedil;ok tefsir ve hadis kitaplarında bu ayet-i kerimedeki &ldquo;Ehli Beyt&rsquo;ten maksadın,<br /> Peygamber&rsquo;in Ehl-i Beyti ve onların da, &ldquo;Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. H&uuml;seyin&quot;<br /> olduğu a&ccedil;ıklanmıştır.</p>
<p> Suyut&icirc;, ed-D&uuml;rr&#8217;&uuml;l-Mensur adlı tefsirinde, Taberan&icirc;&#8217;nin, &Uuml;mm&uuml; Seleme&#8217;den &ouml;yle tarif<br /> ettiğini bildiriyor: &quot;Peygamber, kızı Fatıma&#8217;ya &ouml;yle buyurdu: &ldquo;Kocanı ve &ccedil;ocuklarını benim<br /> yanıma getir.&rdquo; O da gidip onları getirdiğinde, Peygamber, Fedek&rsquo;ten getirilmiş olan abasını<br /> onların &uuml;zerine attı ve m&uuml;barek ellerini onların &uuml;zerine koyup ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Allah&#8217;ım,<br /> bunlar Muhammed&rsquo;in ailesi ve soyudur, kendi rahmet ve bereketlerini Muhammed&rsquo;in<br /> ehli ve soyunun &uuml;zerine indir; nasıl ki İbrahim&#8217;in soyuna indirdin. ş&uuml;phesiz ki sen,<br /> &ouml;v&uuml;lensin, y&uuml;cesin.&rdquo;</p>
<p> &Uuml;mm&uuml; Seleme : &ldquo;Ben de abanın altına girmek ve onlara katılmak istedim ve bunun i&ccedil;in<br /> abanın bir ucunu kaldırdım. Peygamber abayı benim elimden &ccedil;ekti ve abanın altına girmeme<br /> m&uuml;saade etmedi ve &ouml;yle buyurdu: &ldquo;Sen hayır ve saadet &uuml;zeresin&rsquo;&rsquo;. Demektedir.</p>
<p> Peygamber&#8217;in eşi &Uuml;mm&uuml; Seleme&#8217;den nakledilen diğer bir hadiste de &ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p> &ldquo;Peygamber, &Uuml;mm&uuml; Seleme&rsquo;nin evinde bir yatakta yatmıştı ve &uuml;zerine de bir Hayber abası &ouml;rtm&uuml;şt&uuml;. O sırada Fatıma biraz yemek getirdi. Peygamber buyurdu: &ldquo;(Ey Fatıma!) Kocanı ve &ccedil;ocukların Hasan ve H&uuml;seyin&rsquo;i benim yanıma &ccedil;ağır.&rdquo; O da onları &ccedil;ağırdı. Yemeği yedikleri sırada Peygamber&rsquo;e şu ayet nazil oldu: &ldquo;Allah, yalnızca siz Ehli Beyt&rsquo;ten her &ccedil;eit pislik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; giderip sizi tertemiz kılmak ister.&rdquo; Peygamber &uuml;zerindeki abanın fazlasını onların (Ali, Fatıma, Hasan ve H&uuml;seyin&#8217;in) &uuml;zerine &ouml;rtt&uuml;, daha sonra elini abadan &ccedil;ıkarıp g&ouml;ğe kaldırarak ş&ouml;yle dua etti: &ldquo;Allah&#8217;ım, bunlar benim Ehli Beytim ve bana ait olan kimselerdir; &ouml;yleyse her t&uuml;rl&uuml; pisliği ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; onlardan gider ve onları tertemiz kıl.&rdquo; Hz. Peygamber, bu s&ouml;z&uuml; &uuml;&ccedil; defa tekrarladı. &Uuml;mm&uuml; Seleme diyor: &ldquo;Ben de başımı o &ouml;rt&uuml;n&uuml;n altına soktum ve dedim: &ldquo;Ya Resulullah! Ben de sizinle miyim?&rdquo; Peygamber iki defa buyurdu: &ldquo;Sen hayır ve saadet &uuml;zeresin.&rdquo; Hz. Peygamber, devamlı olarak bu ayetin manasını &uuml;mmetine a&ccedil;ıklıyor ve bu ayette a&ccedil;ıklanan nur ve hidayetten ayrı d&uuml;şmemeleri i&ccedil;in s&uuml;rekli olarak onların dikkatini bu ayete &ccedil;ekiyordu. &Ouml;rnek olarak şu hadis-i şerifi zikredebiliriz: Hz. Muhammed buyuruyor ki: &ldquo;Bu ayet (Tathir Ayeti) beş kişinin hakkında nazil olmuştur: Ben, Ali, Fatıma, Hasan, ve H&uuml;seyin&rdquo;. Bu ayetin tefsirinde, Ehli Beyt&#8217;den maksadın kimler olduğu hakkında Aişe&#8217;den &ouml;yle bir rivayet eder. &ldquo;Bir g&uuml;n Peygamber &uuml;zerinde siyah y&uuml;nden dokunmuş nakışlı bir kumaş olduğu halde dışarı &ccedil;ıktı. O sırada Hasan bin Ali geldi, Peygamber onu o kumaşın altına aldı; sonra H&uuml;seyin geldi, Peygamber onu da o kumaşın altına aldı; sonra Fatıma geldi, Peygamber onu da o kumaşın altına aldı; daha sonra da Ali geldi, geldi, Peygamber onu da o kumaşın altına aldı ve şu ayeti okudu:&ldquo;Allah, yalnızca siz Ehli Beyt&rsquo;ten her &ccedil;eit pislik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; giderip sizi tertemiz kılmak ister.&rdquo; (Ahzab : 33) </p>
<p> Kur&rsquo;an-ı Kerim, Ehli Beyt&#8217;den bahs ederken onların her t&uuml;rl&uuml; fenalıktan p&acirc;k ve temiz olduklarını belirtmektedir. Peygamber, sabahları Hz. Ali ve Hz. Fatıma&rsquo;nın kapısına gelerek onları &ldquo;Ehli Beytim&rdquo; diye &ccedil;ağırıyor, b&ouml;ylece onların şahsiyetini &uuml;mmetine tanıtıp anlatarak, dikkatleri onlara &ccedil;ekmek ve Ehl-i Beyt&#8217;e sevgi, itaat g&ouml;sterilmesini ama&ccedil;lıyordu. Sahabe&rsquo;den Taberan&icirc;, Ebu&rsquo;l-Hamra&rsquo;dan &ouml;yle rivayet ediyor: &ldquo;Altı ay Peygamber&rsquo;in, Ali ve Fatıma&rsquo;nın kapısına gelip &ouml;yle dediğine şahit oldum: &ldquo;Allah, yalnızca siz Ehli Beyt&rsquo;ten her &ccedil;eit pislik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; giderip sizi tertemiz kılmak ister.&rdquo; (Ahzab : 33) Fahr-i Raz&icirc; de bu Hadisi ş&ouml;yle naklediyor: &ldquo; Resulullah, Hz. Ali ve Hz. Fatıma&rsquo;nın evine gelip; &ldquo;Ey Ehli Beyt! &ldquo;Allah, yalnızca siz Ehl-i Beyt&rsquo;ten her &ccedil;eit pislik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; giderip sizi tertemiz kılmak ister.&rdquo; derdi. 2-Meveddet Ayeti &ldquo;(Ey Peygamber! M&uuml;sl&uuml;manlara) De ki: Sizden tebliğime karılık bir &uuml;cret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma (Ehli Beytime) sevgidir.&rdquo; (Ş&ucirc;ra : 23) Hz. Peygamber, bu ayetten kimlerin kastedildiğini ve sevgileri ve itaatleri farz olanların kimler olduğunu M&uuml;sl&uuml;manlara beyan etmiştir. İslam Hadis ve tarih yazarları bu ayetteki &ldquo;Kurba&rdquo; (Peygamber&#8217;in yakınları) kelimesinden maksadın, &ldquo;Ali, Fatıma, Hasan ve H&uuml;seyin&rsquo;&rsquo; olduğunu nakletmişlerdir. D&ouml;nemi yansıtan gelişmelere bakılırsa inanmayanlar kendi aralarında konuşurlarken &ldquo;Acaba Muhammed, yaptıklarından dolayı karşılık olarak bir şey isteyecek mi?&rdquo; diye konuşurlar. O zaman; &quot;De ki: Sizden tebliğime karşılık bir &uuml;cret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma (Ehli Beytime) sevgidir.&rdquo; (Ş&ucirc;ra : 23) ayeti nazil olur.&rdquo; &quot;Meveddet ayeti nazil olduğunuda &ldquo;Ya Resulullah! Sevgi ve muhabbetleri bize farz olan yakınların kimlerdir?&quot; diye sordular. Resulullah: &ldquo;Onlar Ali, Fatıma ve onların iki evladıdır.&rdquo; Diye buyurdular. Hz. Peygamber, kızı Hz. Fatıma&rsquo;yı &ccedil;ok seviyor ve &ouml;yle buyuruyorlar: &ldquo;Fatıma benim v&uuml;cudumun bir par&ccedil;asıdır; onu inciten, rahatsız eden beni incitip rahatsız etmitir.&rdquo; İslam kaynaklarına g&ouml;re ve yaşanılan Aleviliğe yansımasına bakılırsa, Hz. Muhammed&rsquo;in, Hz. Ali, Hasan ve H&uuml;seyin&#8217;i &ccedil;ok sevdiği g&ouml;r&uuml;lmektedir. Ehli Beyte inanan, aradığı &ccedil;oğu erdemi onlarda bulan ve dolayısı ile sonsuz sevgi duyan Peygamber&rsquo;in &uuml;mmeti de onları sever ve y&uuml;reğinde hisseder. Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de buyurulur: <br /> &ldquo;(Ey Peygamber! M&uuml;sl&uuml;manlara) De ki: Eğer Allah&rsquo;ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi<br /> sevsin.&rdquo; (&Acirc;l-i İmran : 31)<br /> &quot;&#8230; Ve ona (Peygamber&rsquo;e) uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız.&rdquo; (A&rsquo;raf : 158)</p>
<p> &ldquo;Onun (Peygamber&#8217;in) emrine aykırı hareket edenler, Allah&rsquo;ın azabından sakınsınlar.&rdquo; (Nur :<br /> 63)</p>
<p> &ldquo;(Ey M&uuml;sl&uuml;manlar!) Andolsun ki, Allah&rsquo;ın Resul&uuml;&rsquo;nde sizin i&ccedil;in uyulacak g&uuml;zel bir &ouml;rnek var.<br /> (O, sizin i&ccedil;in en g&uuml;zel &ouml;rnektir) &rdquo;. (Ahzab : 21)</p>
<p> Hz. Peygamber&rsquo;in, Hz Ali, Fatıma, Hasan ve H&uuml;seyin&#8217;i sevdiği ve onlara &ouml;nem verdiği i&ccedil;in,<br /> M&uuml;sl&uuml;manların da Peygamberine uyarak onları sevmesinin, onlara &ouml;nem vermesinin Allahın<br /> emri olduğu da b&ouml;ylelikle anlaşılır.</p>
<p> Ehli Beyte dua edip sal&acirc;vat g&ouml;ndermek , b&uuml;y&uuml;k bir makama sahip olan Ehli Beyt&rsquo;i anmak<br /> ayrıca b&uuml;y&uuml;k bir ibadettir..</p>
<p> İmam Şafi&icirc; bir Şiirinde &ouml;yle diyor:</p>
<p> &ldquo;Ey yolcu! Mina kumluğunda biraz dur; seher vakti hacılar Mina&rsquo;ya akın yaptıklarında, b&uuml;y&uuml;k<br /> bir ırmak gibi coşup gittiklerinde, Hif&rsquo;in sakinlerine ve ayaktakilere seslen; onlara de ki: Eğer<br /> Muhemmed&rsquo;in Ehli Beyti&rsquo;ni sevmek rafizilik ise (dini terk etmekse), &ouml;yleyse b&uuml;t&uuml;n insanlar<br /> ve cinler tanık olsunlar, ben rafiziyim.&quot;</p>
<p> İbn-i Abbas adlı Sahabe&rsquo;nin rivayet ettiği hadiste: &ldquo;Meveddet Ayeti nazil olduğunda<br /> M&uuml;sl&uuml;manlar Resulullah&rsquo;a: &ldquo;Muhabbeti ve sevgisi bize farz olan akrabaların kimlerdir ya<br /> Resulullah?&rdquo; diye sordular. Resulullah, &ldquo;Ali, Fatıma ve onların iki evladıdır.&quot; diye<br /> buyurdular.&quot;</p>
<p> Hz. Peygamberin &uuml;mmetine: &ldquo;Ben sizden peygamberlik ve Allah&rsquo;ın ahk&acirc;mını tebliğ etme<br /> yolunda &ccedil;ektiğim zahmetler ve zorluklara karşılık Ehli Beytimi ve yakınlarımı sevmekten<br /> başka bir ey istemiyorum.&rdquo; Hadisinin, ger&ccedil;ekte, &uuml;mmetin takip edeceği yolu &ouml;ğrenmekte<br /> kime bavuracaklarını g&ouml;stermektedir.</p>
<p> 3-M&uuml;bahele Ayeti </p>
<p> &ldquo;(Ey Peygamber!) Sana gelen bilgiden sonra, kim seninle bu hususta tartışacak olursa, de ki: Gelin, &ccedil;ocuklarımızı ve &ccedil;ocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi &ccedil;ağıralım, sonra Allah&rsquo;ın l&acirc;netini yalancıların &uuml;zerine kılalım.&rdquo; (&Acirc;l-i İmran : 61) İsl&acirc;m tarihinde &lsquo;&rsquo;M&uuml;bahele&rdquo; olarak rivayet edilen &ccedil;ok &ouml;nemli bir olaya g&ouml;re: &ldquo;Hıristiyan olan Necran kabilesinden bir heyet, Hz. Muhammed&rsquo;in yanına gelip onun peygamberliği hakkında bahsedip delil isteyince, Allah bu ayeti g&ouml;ndererek Hz. Muhammed&#8217;e; Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve H&uuml;seyin&rsquo;i yanına alıp &ccedil;&ouml;le &ccedil;ıkmasını, Hıristiyanlara da kendi hanım ve &ccedil;ocuklarıyla birlikte &ccedil;&ouml;le &ccedil;ıkmalarını, sonra da Allah&rsquo;tan yalancıların &uuml;zerine l&acirc;net ve cezasını indirmesi i&ccedil;in dua etmeleri emredilir.&quot; Zemaher&icirc;, Keaf adlı tefsirinde &ouml;yle yazar: &ldquo;Hz. Peygamber, Necran Hıristiyanlarını m&uuml;bahele etmeye &ccedil;ağırdığı zaman dediler ki: &ldquo;M&uuml;saade edin, d&ouml;n&uuml;p bu konuda biraz d&uuml;ş&uuml;nelim. Kendi aralarında toplanıp konuştukları zaman, fikir sahipleri olan (Necran papazı) Akıb&#8217;e d&ouml;nerek: &ldquo;Ey Mesih&#8217;in kulu! Senin g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n nedir?&quot; diye sordular. O da ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Ey Hıristiyan Cemaati! And olsun Allah&rsquo;a ki, siz Muhammed&rsquo;in Allah tarafından g&ouml;nderilen bir peygamber olduğunu ve O&#8217;ndan hak bir kitap getirmiş olduğunu biliyorsunuz. Allah&rsquo;a andolsun ki, Peygamberi ile m&uuml;bahele eden hi&ccedil;bir &uuml;mmetin b&uuml;y&uuml;kleri diri kalmamış ve k&uuml;&ccedil;&uuml;kleri de b&uuml;y&uuml;memiştir. Eğer onunla m&uuml;bahele ederseniz, ger&ccedil;ekten hepimiz hel&acirc;k oluruz. Bununla beraber yine de kendi dininizin &uuml;zerinde kalmak isterseniz, bu şahısla (Muhammed&rsquo;le) vedalaşın ve kendi diyarınıza d&ouml;n&uuml;n.&quot; Bu arada Hz. Peygamber, Hz. H&uuml;seyin&#8217;i kucağına almış, Hz. Hasan&#8217;ın elinden tutmuş, peşi sıra Hz. Fatıma ve onun peşi sıra da Hz. Ali olduğu halde geldi ve: &ldquo;Ben dua ettiğim zaman siz de amin deyin.&rdquo; diye buyurdular. Necran papazı bu manzarayı g&ouml;r&uuml;nce, Hıristiyanlara d&ouml;nerek ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Ey Hıristiyan topluluğu! Ben &ouml;yle simalar g&ouml;r&uuml;yorum ki, Allah bir dağı onların h&uuml;rmetine yerinden koparmak istese, koparır. Onlarla m&uuml;bahele etmeyin. Eğer m&uuml;bahele ederseniz, hel&acirc;k olursunuz ve kıyamet g&uuml;n&uuml;ne kadar yery&uuml;z&uuml;nde bir Hıristiyan kalmaz&rsquo;&rsquo;. Bunun &uuml;zerine Hristiyanlar, Hz. Peygamber&#8217;e dediler ki: &ldquo;Ey Ebe&rsquo;l-Kasım! Biz seninle m&uuml;bahele etmemeye karar verdik; sen kendi dininde kal, biz de kendi dinimizde.&rdquo; <br /> Hz. Peygamber&rsquo; de ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Eğer m&uuml;bahele etmiyorsanız, &ouml;yleyse İsl&acirc;m dinini kabul<br /> edin ve M&uuml;sl&uuml;man olun ki, M&uuml;sl&uuml;manların menfaat ve zararlarına ortak olasınız&rdquo;.<br /> Hıristiyanlar bunu kabul etmeyince, Peygamber ş&ouml;yle buyurdu:<br /> &ldquo;&Ouml;yleyse sizinle savaşacağım.&rdquo;<br /> Onlar ş&ouml;yle dediler:<br /> &ldquo;Bizim Arap milleti ile savaşmaya g&uuml;c&uuml;m&uuml;z yoktur. Fakat seninle bir anlaşma yapmaya<br /> hazırız. Eğer bizimle savaşmaz, bizi korkutmaz ve bizi kendi dinimizden d&ouml;nd&uuml;rmezseniz,<br /> her yıl size iki bin tane elbise veririz. Bunların yarısını safer ayında ve yarısını da recep<br /> ayında veririz. Bundan başka, bir de demirden dokunan otuz adet zırh veririz&rdquo;.<br /> Peygamber&rsquo;de buna razı oldu ve daha sonra ş&ouml;yle buyurdu:<br /> &ldquo;Canım elinde olan Allah&rsquo;a andolsun ki, Necran ehlinin hel&acirc;k olma vakti gelip &ccedil;atmıştı. Eğer<br /> onlar m&uuml;bahele etmiş olsalardı, ş&uuml;phesiz ki suret değişip maymun ve domuz olacaklardı ve<br /> bu sahra onlar i&ccedil;in ateşten bir cehenneme d&ouml;necekti. Hatta ağa&ccedil;ların &uuml;st&uuml;ndeki kuşlar da<br /> dahil olmak &uuml;zere Necran ehlinin hepsi hel&acirc;k olacaktı ve bir yıl bile ge&ccedil;meden b&uuml;t&uuml;n<br /> Hıristiyanlar yok olup gideceklerdi.&rdquo;<br /> Zemaher&icirc;, bu olayı naklettikten sonra, M&uuml;bahele Ayetinin tefsiriyle ilgili olarak Ehli Beyt&rsquo;in<br /> b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; hakkında Aişe&rsquo;den rivayet ettiği bir hadis ile Ehli Beyt&rsquo;in makamını a&ccedil;ıklıyor :<br /> &ldquo;Allah-u Teala bu ayette, onları &#8216;kendimiz&#8217; diye tabir edilen kimseden de &ouml;nce zikretmiştir ki,<br /> onların Allah katındaki &ouml;zel makamlarını ve yakınlık derecelerini a&ccedil;ık&ccedil;a bildirsin. Bu ayet,<br /> &#8216;Ashab-ı Kisa&#8217;nın fazilet ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;ne en b&uuml;y&uuml;k ve en g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir delildir&rsquo;&rsquo;.<br /> &rsquo;&rsquo;Aynı zamanda bu olay, Hz. Resulullah&#8217;ın n&uuml;b&uuml;vvetinin doğruluğuna da g&uuml;zel bir delildir.<br /> Zira ister dost olsun, ister d&uuml;şman, hi&ccedil;bir şahıs, Hıristiyanların, Hz. Peygamber&#8217;in m&uuml;bahele<br /> isteğini kabul ettiklerini nakletmemiştir.&quot;<br /> İslam ile inanmayanların ordusunun karşı karşıya geldiği bu olayda sadece bunların &ouml;ne<br /> &ccedil;ıkması, onların hidayet &ouml;nderleri, &uuml;mmetin se&ccedil;kinleri, ileri gelenleri ve &uuml;mmet i&ccedil;inde duaları<br /> geri d&ouml;nmeyen, s&ouml;zleri yalanlanmayan en temiz ve en kutsal kişiler olduklarını<br /> g&ouml;stermektedir.<br /> Fahr-i Raz&icirc;, Tefsir-i Kebir adlı eserinde Zemaher&icirc;&#8217;nin naklettiği rivayeti aynen nakletmiş ve<br /> s&ouml;z konusu ayetin tefsirinde Zemaher&icirc;&rsquo;nin s&ouml;zlerine katılarak şunu da eklemiştir: &ldquo;Bil ki, bu<br /> hadisin doğru olduğuna tefsir ve hadis ehli ittifak ve icma etmişlerdir.&rdquo;</p>
<p> 4-Sal&acirc;vat (Sal&acirc;t) Ayeti</p>
<p> &ldquo;Ş&uuml;phe yok ki Allah ve melekleri Peygamber&rsquo;e sal&acirc;t ederler. Ey inananlar, siz de ona sal&acirc;t<br /> edin ve tam teslimiyetle ona sel&acirc;m verin.&rdquo; (Ahzap : 56)<br /> Kur&#8217;an-ı Kerim, Ehli Beyt&rsquo;in p&acirc;k ve tertemiz olduğunu, a&ccedil;ıklamıştır. Din Alimleri de Kur&rsquo;an<br /> ayetleri ve Hadislerden faydalanarak Ehl-i Beyt&#8217;in kimler olduğunu isimleriyle belirlemiş,<br /> onların &ldquo;Hz. Muahmmed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. H&uuml;seyin&quot; olduklarını beyan<br /> atmişlerdir.</p>
<p> Fahr-i Raz&icirc;, Tefsir-i Kebir&#8217;inde adlı eserinde şu hadisi naklediyor: &ldquo;Hz. Peygamber&#8217;den: &ldquo;Ya<br /> Resulullah! Sana ne şekilde sal&acirc;vat getirelim?&rdquo; diye soruldu. &lsquo;Peygamber, &lsquo;&rsquo;Bana ş&ouml;yle<br /> sal&acirc;vat getirin&rsquo;&rsquo; buyurdu: &ldquo;Allah&rsquo;ım, Muhammed&rsquo;e ve Muhammed&rsquo;in Ehli Beyti&rsquo;ne sal&acirc;t et,<br /> nasıl ki İbrahim&rsquo;e ve İbrahim&rsquo;in Ehli Beyt&rsquo;ine sal&acirc;t ettin; Muhammed&rsquo;e ve Muhammed&rsquo;in Ehli<br /> Beyt&rsquo;ine bereket ver, nasıl ki İbrahim&rsquo;e ve İbrahim&rsquo;in Ehli Beyt&rsquo;ine bereket verdin. ş&uuml;phesiz,<br /> sen beğenilmişsin, y&uuml;cesin.&rdquo;</p>
<p> Eğer. &quot;Allah ve melekleri Peygamber&rsquo;e sal&acirc;t ediyorlarsa, artık bizim sal&acirc;vat getirmemize ne<br /> gerek var?&rdquo; diye sorulursa, deriz ki: &ldquo;Hz. Peygamber&#8217;e sal&acirc;vat getirmek, onun sal&acirc;vata<br /> ihtiyacı olduğu i&ccedil;in değildir. Yoksa Allah&rsquo;ın sal&acirc;tından sonra meleklerin sal&acirc;vatına da ihtiyacı<br /> kalmazdı. Sal&acirc;vat, Peygamber&#8217;e karşı bizden taraf bir tazim ve saygıdır. Bu vesile ile sevap<br /> kazanabiliyoruz. İşte bunun i&ccedil;indir ki, Hz. Peygamber buyuruyor: &ldquo;Kim bana bir defa sal&acirc;vat<br /> getirirse, Allah da ona on defa sal&acirc;t eder.&rdquo;</p>
<p> Suyut&icirc; de, ed-D&uuml;r&uuml;&rsquo;&uuml;l-Mensur adlı tefsirinde &ouml;yle yazıyor:</p>
<p> &ldquo;Abdurrezzak, İbn-i Eb&icirc; eybe, Ahmed, Abd bin Hamid, Buhar&icirc;, M&uuml;slim, Ebu Davud,<br /> Tirmiz&icirc;, Nesa&icirc;, İbn-i Mace ve İbn-i Merdeveyh, Ka&rsquo;b bin Umre&rsquo;den ş&ouml;yle nakletmişlerdir:<br /> &ldquo;Bir g&uuml;n adamın biri, Hz. Peygamber&#8217;e: &ldquo;Ya Resulallah! Sana sel&acirc;m vermenin usul&uuml;n&uuml;<br /> &ouml;ğrendik, bize sana sal&acirc;vat getirmenin şeklini de &ouml;ğretir misin?&rdquo; diye sordu. Hz.<br /> Peygamber buyurdular : &ldquo;De ki: Allah&rsquo;ım, Muhammed&#8217;e ve Muhammed&rsquo;in Ehli Beyti&rsquo;ne<br /> sal&acirc;t (rahmet) et, nasıl ki İbrahim&#8217;e ve İbrahim&#8217;in soyuna sal&acirc;t ettin. Ger&ccedil;ekten sen &ouml;vg&uuml; ve<br /> izzet sahibisin.&rdquo;</p>
<p> Hz. Peygamber ş&ouml;yle buyurmutur:<br /> &ldquo;Cimri, benim ismim yanında anıldığı zaman, bana sal&acirc;vat getirmeyen kimsedir.&rdquo;</p>
<p> 5-İnsan (Dehr) S&ucirc;resi : 5 -22) </p>
<p> 1 İyiler ise, k&acirc;f&ucirc;r katılmış bir kadehten (cennet arabı) i&ccedil;erler. <br /> 2 (Bu,) Allah&#8217;ın has kullarının i&ccedil;tikleri ve akıttık&ccedil;a akıttıkları bir pınardır. <br /> 3 O kullar, iddeti her yere yayılmış olan bir g&uuml;nden korkarak verdikleri s&ouml;z&uuml; yerine getirirler. <br /> 4 Onlar, kendi canları &ccedil;ekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. <br /> 5 &quot;Biz sizi Allah rızası i&ccedil;in doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekk&uuml;r<br /> bekliyoruz.&quot;</p>
<p> 6 &quot;Biz, &ccedil;etin ve bel&acirc;lı bir g&uuml;nde Rabbimizden korkarız&quot; (derler). <br /> 7 İşte bu y&uuml;zden Allah onları o g&uuml;n&uuml;n fenalığından esirger; parlaklık, sevin&ccedil; verir. <br /> 8 Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve ipekleri l&uuml;tfeder. <br /> 9 Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak g&ouml;r&uuml;l&uuml;r orada, ne de<br /> dondurucu soğuk.</p>
<p> 10 (Cennet ağa&ccedil;larının) g&ouml;lgeleri, &uuml;zerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri<br /> istifadelerine sunulur.</p>
<p> 11 Yanlarında g&uuml;m&uuml;şten kaplar ve billur kupalar dolaştırılır. <br /> 12 G&uuml;m&uuml;şten &ouml;yle kadehler ki onları istedikleri &ouml;l&ccedil;&uuml;de tayin ve takdir etmişlerdir. <br /> 13 Onlara orada bir k&acirc;seden i&ccedil;irilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır. <br /> 14 (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına selseb&icirc;l denir. <br /> 15 O insanların etrafında &ouml;yle &ouml;l&uuml;ms&uuml;z gen&ccedil; nedimler dolaşır ki, onları g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nde, etrafa sa&ccedil;ılıp dağılmış inciler sanırsın. <br /> 16 Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n. </p>
<p> Bu ayetlerde cennet ile m&uuml;jdelenen Ehli Beyt&rsquo;tir. Zemaher&icirc;, bu ayetlerin tefsirinde ş&ouml;yle diyor: &ldquo;İbn-i Abbas nakletmiştir: &ldquo;Bir g&uuml;n Hasan ve H&uuml;seyin hasta olmuşlardı. Hz. Peygamber ashaptan bir grup ile birlikte onları g&ouml;rmeye gittiler. Bu ziyaret esnasında: &ldquo;Ey Ebe&#8217;l-Hasan, &ccedil;ocuklarının şifası i&ccedil;in bir adak ada&quot; buyurdular. Ali, Fatıma ve hizmet&ccedil;ileri Fizze, her &uuml;&ccedil;&uuml;, &quot;Hasan ve H&uuml;seyin şifa bulurlarsa, &uuml;&ccedil; g&uuml;n oru&ccedil; tutacağız.&quot; diye nezrettiler. Hasan ve H&uuml;seyin şifa buldular. Fakat o g&uuml;nlerde evlerinde yiyecek herhangi bir şey yoktu. Ali, Şem&rsquo;un isimli bir Yahudiden &uuml;&ccedil; sa&#8217;ş miktarında arpa bor&ccedil; aldı. Hz. Fatıma onun bir sa&#8217;şını &ouml;ğ&uuml;t&uuml;p kendi sayılarınca beş adet ekmek pişirdi. Onları iftar vakti yemek i&ccedil;in &ouml;nlerine koydukları sırada, bir dilenci kapının &ouml;n&uuml;nde durup ş&ouml;yle seslendi: &ldquo;Sel&acirc;m olsun size Ey Muhammed&rsquo;in Ehli Beyt&#8217;i! Ben bir fakirim; bana yiyecek verin, Allah size cennet sofralarından yedirsin.&quot; Bunun &uuml;zerine, hepsi fedak&acirc;rlık edip ekmeklerini dilenciye verdiler ve kendileri suyla iftar edip o geceyi &ouml;ylece sabahladılar. Ertesi g&uuml;n yine oru&ccedil; tuttular. Akşam vakti sofra başına oturup iftar edecekleri sırada, bu sefer bir yetim kapıya gelip yiyecek istedi. Onlar da ekmeklerini ona verdiler ve o g&uuml;n de a&ccedil; kaldılar. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; g&uuml;n iftar vakti bir esir gelip yiyecek istedi. Onlar da iftarlıklarını ona verdiler. Ertesi g&uuml;n Hz. Ali, Hasan ve H&uuml;seyin&rsquo;ın ellerinden tutup Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna geldiler. Hz. Peygamber, onları a&ccedil;lıktan titrer halde g&ouml;r&uuml;nce ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Sizi bu halde g&ouml;rmek bana &ccedil;ok ağır geliyor.&rdquo; Daha sonra onlarla beraber Fatıma&#8217;nın evine geldiler. Hz. Peygamber kızı Fatıma&#8217;yı mihrabında a&ccedil;lıktan karnı v&uuml;cuduna yapışmış ve g&ouml;zleri &ccedil;ukurlaşmış bir halde g&ouml;rd&uuml;. Bu manzara, Peygamber&#8217;i &ccedil;ok &uuml;zd&uuml;. Bu sırada Cebrail nazil oldu ve: &ldquo;Ey Muhammed! Allah b&ouml;yle Ehli Beyt&#8217;ten dolayı seni m&uuml;jdeliyor.&rdquo; dedi ve İnsan S&ucirc;resini Peygamber&rsquo;e okudu.&quot; Bu ayetler, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. H&uuml;seyin i&ccedil;in inmiş ve Cennetle m&uuml;jdelenenler olduğunu İslam kaynakları ortaya koymakta, Hadislerle de aktarmaktadır. </p>
<p> 2 Dipnotlar : <br /> (*) Bu makale Kazım Balaban&#8217;ın Ehlibeyt&#8217;ten Dersim&#8217;e adlı kitabından alınmıştır. <br /> 1 Ehli Beyt ile ilgili derlemeler &ccedil;eşitli Alevi ve Şii kaynaklarından derlenmitir, <br /> 2 Aratırmacı -Yazar Baki &Ouml;z, Gadirhum tarihinin 15 Mart 632 olduğunu iddia etmektedir. <br /> 3 Hz. Muhammed bir Hadislerinde &rsquo;&rsquo;Ben İlim şehriyim, Ali onun kapısıdır. İlim isteyen kapısına gelsin&rsquo;&rsquo; buyurmuşlardır. Hz. Muhammed&rsquo;in bu Hadisini esas alan Ehli Beyt dostları bu vesile ile Hz. Ali&rsquo;den ilim &ouml;ğrenme &ccedil;abasına girmiş ve ondan &ccedil;ok &ouml;nemli bilgiler &ouml;ğrenmişlerdir. Bu bilgiler daha sonra kendi yakınlarına aktarılmıştır. Bu nedendir ki İslam dini ile ilgili en sağlıklı bilgiler Ehli Beyt dostları tarafından belleklere taşınmış yer ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/ehly-beyt-kymdyr/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>ALEVİLİK GERÇEĞİNİ BİLMEMEK</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/alevylyk-gercedyny-bylmemek/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/alevylyk-gercedyny-bylmemek/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 18:14:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/alevylyk-gercedyny-bylmemek/</guid>
				<description><![CDATA[Yrd. Do&#231;. Dr. Ali YAMAN Bu makale H&#252;rriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan&#8217;ın 6 Temmuz 2006 ve 7 Temmuz 2006 tarihli k&#246;e yazılarını değerlendirmek &#252;zere kaleme alınmıtır. Yazarın 6 Temmuz tarihli k&#246;eyazısının balığı &#8220;Aleviler i&#231;in iki se&#231;enek: Ya k&#225;firsin ya M&#252;sl&#252;man&#8221;. 7 Temmuz tarihli k&#246;eyazısının balığı ise &#8220;Alevilere sorular, Nedir Alevilik?&#8221; eklindedir. Burada bu yazılardan hareketle ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yrd. Do&ccedil;. Dr. Ali YAMAN</p>
<p> Bu makale H&uuml;rriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan&rsquo;ın 6 Temmuz 2006 ve 7 Temmuz 2006 tarihli k&ouml;e yazılarını değerlendirmek &uuml;zere kaleme alınmıtır. Yazarın 6 Temmuz tarihli k&ouml;eyazısının balığı &ldquo;Aleviler i&ccedil;in iki se&ccedil;enek: Ya k&aacute;firsin ya M&uuml;sl&uuml;man&rdquo;. 7 Temmuz tarihli k&ouml;eyazısının balığı ise &ldquo;Alevilere sorular, Nedir Alevilik?&rdquo; eklindedir. <br /> Burada bu yazılardan hareketle genel bazı a&ccedil;ıklamalar sunulmaya &ccedil;alıılacaktır. Ahmet Hakan 6 Temmuz tarihli yazısında &ouml;yle diyor: &ldquo;&hellip;MİLLİ Eğitim Bakanlığı yetkilileri, &quot;zorunlu din dersi&quot; meselesini bir &ccedil;ırpıda &ccedil;&ouml;z&uuml;verdi! &quot;Mesele&quot; &ouml;yle halledilecekmi: Zorunlu din dersine itiraz eden Aleviler, &quot;Biz M&uuml;sl&uuml;man değiliz kardeim&quot; diye dilek&ccedil;e vereceklermi. B&ouml;ylece &quot;kafir&quot; h&uuml;km&uuml;ne ge&ccedil;ecek olan bazı Aleviler, zorunlu din dersi uygulamasından yırtacaklarmı. Vallahi bravo! Bu fevkalade &quot;dahiyane&quot; &ccedil;&ouml;z&uuml;m &ouml;nerisi i&ccedil;in Milli Eğitim Bakanlığını tebrik etmek lazım. Hem mevcut &ccedil;arpık maslahat&ccedil;ı uygulamaya hi&ccedil; mi hi&ccedil; dokundurtmuyor, hem de Alevileri &quot;M&uuml;sl&uuml;man Aleviler&quot; ve &quot;M&uuml;sl&uuml;man olmayan Aleviler&quot; olarak ortadan ikiye b&ouml;l&uuml;yor. Sonu&ccedil;ta&#8230; Kendilerini &quot;M&uuml;sl&uuml;man Alevi&quot; olarak g&ouml;renler, zorunlu din dersi adı altında &quot;S&uuml;nni İslam&quot; anlayıını &ouml;ğrenmeye devam edecek. Kendilerini &quot;M&uuml;sl&uuml;man olmayan Aleviler&quot; olarak g&ouml;renler ise, bu dersten muaf olacak. B&ouml;ylece ne iş yanacak, ne kebap! Avrupa&#8217;nın da bu konuda s&ouml;yleyecek bir s&ouml;z&uuml; kalmayacak&hellip;&rdquo; <br /> G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere Milli eğitimden sorumlu bakanın &ldquo;sorumsuz&rdquo; a&ccedil;ıklamalarını, bakanın zihniyetini &ccedil;ok iyi bilen Ahmet Hakan &ccedil;ok g&uuml;zel bir ekilde sergilemiş durumda. &Uuml;lkemizde varolan &ccedil;eitli sorunlara ilikin siyaset &uuml;retememe, sorunları erteleme olgusu belki de en fazla Aleviliğin yaadığı bir sıkıntı olagelmitir. Neyi, ni&ccedil;in yaptığını bilmeyen 12 Eyl&uuml;l rejimi, zorunlu din dersleri de dahil pek &ccedil;ok konuda yaptıklarıyla, bug&uuml;n T&uuml;rkiye&rsquo;yi ekillendiren icraatlere imza atmıtır. Bug&uuml;n&uuml;n belediyesiyle h&uuml;k&uuml;metiyle &ouml;nemli kadroları ele ge&ccedil;iren &ldquo;ılımlı İslamcı&rdquo; zihniyeti, bu icraatlerin sonucu değil de nedir? Cumhuriyete, laikliğe inanmayan, demokrasiyi de bir ara&ccedil;tan ibaret sayan, bu zihniyet aynı zamanda S&uuml;nni mezhep&ccedil;i bir anlayıı her alanda hakim kılmaya &ccedil;alımaktadır. AKP d&ouml;neminin Dinlerarası diyalog g&ouml;sterisi, konu Alevilik olunca monologa d&ouml;n&uuml;mektedir. Milli eğitimi, diyaneti vb. bu monologun ana uygulayıcılarıdır. Diyanetin Alevi kitaplarını yayınlama mizanseni, din k&uuml;lt&uuml;r&uuml; ve ahlak bilgisi kitaplarındaki g&ouml;stermelik değiiklikler hep bu monolog s&uuml;recinin sonu&ccedil;larıdır. Ahmet Hakan bu monologa AKP&rsquo;li Milli eğitim bakanının din dersleri hakkındaki g&ouml;r&uuml;leri y&ouml;n&uuml;nden &ccedil;ok yerinde olarak dikkat &ccedil;ekmitir. <br /> Sayın Hakan 7 Temmuz tarihli yazısı ile de Alevilikle ilgili bazı sorular y&ouml;neltmektedir. Bug&uuml;n T&uuml;rkiye&rsquo;de siyaset&ccedil;isinden yazarına ve &uuml;niversite hocasına b&uuml;y&uuml;k bir bilgisizlik hakimdir. Ne kadar hazindir ki 2007 T&uuml;rkiyesinde, sahipsiz olduklarından Alevilerin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; de Aleviliği tam olarak bilmemektedir. Hal b&ouml;yle olunca sizin de kafanızda &ccedil;eitli soruların olması doğaldır. Aleviliği anlamak yerine onu anladığımız gibi ekillendirmek istersek, kafamızdaki yanlıları Alevilik olarak sunmak istersek bir yere varmamız m&uuml;mk&uuml;n değildir. Zaten bug&uuml;n gelinen noktada varılamadığı da <br /> 1 Yeditepe &Uuml;niversitesi Antropoloji B&ouml;l&uuml;m&uuml; Misafir &Ouml;ğretim &Uuml;yesi <br /> ortadadır. Herkes Aleviliği ve Alevileri anlamaktan &ccedil;ok kendi anlayıını Alevilik olarak dayatmaya &ccedil;alımaktadır. <br /> Bu konu artık bir ideolojik veya d&uuml;&uuml;nsel-dinsel fikir savaı ekline d&ouml;n&uuml;m&uuml;t&uuml;r. Kim nereden vuracak ve nasıl kazanacak, herkes bununla uğramaktadır. Oysa meselenin bu ekilde halli m&uuml;mk&uuml;n değildir ve y&uuml;zyıllardır da halledilememitir. İktidarı ellerinde bulunduran laikliği, demokrasiyi ve cumhuriyeti &ouml;z&uuml;msememiş siyasiler, ne yazık ki, inan&ccedil;lar karısında taraf olma yolunu se&ccedil;miler, kimi karanlık odaklar da inan&ccedil;lar arası &ccedil;atımalardan beslenme yoluna gitmiş g&ouml;r&uuml;nmektedirler. <br /> Alevilik nedir? sorusuna &ouml;yle kısa bir cevap bulamazsınız. Peygamberimizin &ouml;l&uuml;m&uuml;nden g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze uzanan ve farklı coğrafyalarda değiik sosyal, siyasal, tarihi unsurlarla beslenen bir İslam yorumudur. Bu yorum S&uuml;nni anlayıtan &ccedil;ok farklı yorum ve kurumlara sahiptir. Muaviye konusu da Yezit de Kerbela da kendi yerleri oranında katkı sahibidir. Ama Alevilik sadece bunlarla da a&ccedil;ıklanamaz. Arap Yarımadasından İran&rsquo;a oradan Orta Asya&rsquo;ya ve sonra Anadolu&rsquo;ya Balkanlara uzanan karmaık bir olgudur. <br /> Bu sorularınız ciltler dolusu kitaplar da tutabilir ancak burada bazı temel nitelikte olanları kısaca yanıtlamak istiyorum. Bu konuda tatmin olmazsanız bu konuda yayınlanmış kitaplardan da yararlanabilirsiniz, biz de elimizden gelen yardımı g&ouml;steririz. <br /> İlk sorunuzda: &ldquo;Bir itiraz geleneği midir? Y&uuml;zyıllardır diri tutulan bir bakaldırı hareketi midir?&rdquo; diyorsunuz. &Ccedil;evreyi temsil etmek bakımından, sosyal k&uuml;lt&uuml;rel dinsel bakımlardan gayrı resmi bir yapılanmadır. Bunu bir itiraz geleneği olarak kabul ediyorsanız &ouml;yledir. Ancak zaman zaman devletle ilikili, olumlu ilikilere sahip Alevi-Bektai gruplar da olmutur. Osmanlı Devletinin kozmopolit bir yapı kazanması, &ccedil;evre diyebileceğimiz Alevi unsurların dılanmasına ah İsmail, Yavuz arasındaki &Ccedil;aldıran savaı bunun bir zıtlamaya d&ouml;n&uuml;mesine yol a&ccedil;mıtır. Aleviliği toptan bir bakaldırı hareketi olarak değerlendiremeyiz. Anadolu&rsquo;daki isyanlarda sosyo-ekonomik motifler daha fazla etkilidir. Ancak farklı inan&ccedil; yapılanmaları nedeniyle Alevi-Bektai kitlelerin daha fazla horlandığı da ayrı bir vakıadır. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Ulu kiiler i&ccedil;in tutulan bir yas mıdır?&rdquo; eklinde. T&uuml;rk kitlelerde var olan Atalar k&uuml;lt&uuml; g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınırsa Ulu ruhlara (ervah inancı) sığınma, ziyaretgah geleneğinin yaygınlığı b&ouml;yle bir sonu&ccedil; ortaya &ccedil;ıkarmıtır. Bu durum S&uuml;nniler i&ccedil;in de b&ouml;yledir. Bug&uuml;n Diyanetin t&uuml;rbelere yazdırdığı b&uuml;t&uuml;n yazı ve uyarılara karın Alevi S&uuml;nni herkes t&uuml;rbelere komakta ve, benzeri rit&uuml;elleri ger&ccedil;ekletirmektedir. Alevilerde Kerbela ve yaanılan tarihsel, sosyal olayların etkisiyle bazı değiik rit&uuml;eller de devreye girmektedir. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Hep muhalif olmak mıdır?&rdquo; eklinde. Buna kısmen yukarıda değindim. Hep muhalif olmak değil &ccedil;oğunlukla tarihsel ve sosyal koulların bir sonucu olarak b&ouml;yle bir muhalefet s&ouml;z konusudur. Ancak Osmanlı&rsquo;nın kurucu unsurları arasında Alevi Bektai uluları da bulunmaktadır. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Bir meseleye inat ve sabırla sahip &ccedil;ıkmak mıdır? Egemen din anlayıına sahip olanların zalime &quot;zalim&quot; deme cesaretini g&ouml;stermemelerine y&ouml;nelik bir isyan mıdır?&rdquo; eklinde. Bunlar Alevi-Bektai tarihinde tabi ki b&ouml;yledir. Yoksa &ccedil;oktan asimile olup gitmilerdi. B&uuml;t&uuml;n iftira <br /> ve baskılara karın, Aleviler hi&ccedil; bir zaman inan&ccedil; ve k&uuml;lt&uuml;rlerinden vazge&ccedil;memiler, inan&ccedil;larını nesilden nesile aktararak bug&uuml;nlere taımılardır. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Saltanat karısında &quot;Ey &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k&quot; diye haykırmak mıdır? Eğer b&ouml;yleyse Osmanlı saltanatına karı bir baka saltanatın, mesela &quot;ah İsmail saltanatı&quot;nın t&uuml;rk&uuml;lerinin s&ouml;ylenmesi nedendir?&rdquo; eklinde. Konu saltanat konusu değildir. Saltanatın niteliğidir. Osmanlı belli bir d&ouml;nem sonunda S&uuml;nniliğin resmi koruyucusu olarak, ah İsmail&rsquo;le olan m&uuml;cadelenin de etkisiyle Aleviliğe karı &ccedil;ok katı bir tavır takınmıtır. &Ouml;yle ki S&uuml;nni eriat zina i&ccedil;in olayı iki g&ouml;ren kii &ouml;ng&ouml;r&uuml;rken, Aleviler i&ccedil;in hi&ccedil; d&uuml;&uuml;nmeden mum s&ouml;nd&uuml; iftiralarını yaygınlatırabilmitir. ah İsmail&rsquo;in k&ouml;ken ve faaliyetlerini iyi bilmek gerekir. Saray dili T&uuml;rk&ccedil;e ve kendisi T&uuml;rk&ccedil;e divanı olan gen&ccedil; yata bir h&uuml;k&uuml;mdardan s&ouml;z ediyoruz. Osmanlı sarayında Arap&ccedil;a ve Fars&ccedil;a hakim iken, Alevi inan&ccedil; ve k&uuml;lt&uuml;r&uuml; sapkınlıkla su&ccedil;lanırken, onun s&ouml;ylemi Kızılbaş T&uuml;rkmen kabilelerinin duygu ve d&uuml;&uuml;ncelerini yansıtıyordu. Bu bağlamda ah İsmail&rsquo;i sevmeleri, Osmanlı Devleti&rsquo;ni Yezit d&uuml;zeni olarak g&ouml;rmeleri doğaldır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kozmopolit devlet yapısı &ccedil;evreyi dılamı, Anadolu dıı ve/veya &ccedil;evredeki T&uuml;rkmen olmayan unsurlar devlet kademelerinde etkin konuma gelmilerdir. Oysa ah İsmail onlardan biridir. Anadolu Alevileri, elbette onun, Pir Sultan&rsquo;ın, Kul Himmet&rsquo;in deyilerini s&ouml;yleyeceklerdi, Osmanlı Padiahı Yavuz&rsquo;un anlamadıkları Fars&ccedil;a iirlerini değil? <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Ali&rsquo;siz de olur mu?&rdquo; eklinde. Ali&rsquo;siz Alevilik olmaz. Alevilik i&ccedil;erisinde Hz. Ali&rsquo;nin &ouml;zel bir &ouml;nemi vardır. Allah Muhammed Ali bir olarak s&ouml;ylenir. Muhammed Ali bir nurdur. Konuyu Hz. Ali&rsquo;den, İslam ve T&uuml;rk tarihinden ayırıp, S&uuml;merlere, Mezopotamya uygarlıklarına bağlamaya &ccedil;alımak aırı ateist/sol s&ouml;ylemin yakın ge&ccedil;mite uydurduğu tarihsel ve bilimsel olarak sakat bir iddiadır. Bu zihniyeti savunan &ccedil;evreler daha &ccedil;ok pop&uuml;ler kitaplar yayınlayan akademik formasyondan uzak kiilerden olumaktadır. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;İslam&rsquo;ın i&ccedil;inde midir, dıında mıdır?&rdquo; eklinde. Alevilik İslam&rsquo;ın i&ccedil;indedir. Dedelere g&ouml;re İslamın &ouml;z&uuml;d&uuml;r. Hatta, S&uuml;nnileri İslam dıı g&ouml;renleri dahi vardır. Hal b&ouml;yleyken Alevilik İslam dııdır demek &ccedil;ok temelsiz bir iddiadır. Konuya ideolojik ve siyasi pencereden bakan ya sol/ateist ya da aırı yobaz S&uuml;nni &ccedil;evreler Alevileri İslam dıı olarak g&ouml;rmektedirler. Alevi deyileri, ellerindeki el yazma kitaplar Aleviliğin İslam i&ccedil;i olduğunun bir delilidir. Allah, Muhammed, Ali, Oniki İmamlar, sufiliğe ilikin kavramlar hep İslami niteliktedir. Ancak S&uuml;nni İslamla farklı bakış a&ccedil;ısı ve yorumlara sahiptir. Kaldı ki b&ouml;yle bir tartıma sa&ccedil;madır, Aleviliğin ne olduğu bellidir. Onu baka kavramlara g&ouml;re a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alımanın bir anlamı yoktur. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Bir mezhep midir, ayrı bir din midir?&rdquo; eklinde. Ayrı bir din değildir. İslamın farklı bir yorumudur. Bu yorumun neden b&ouml;yle olduğu tarihsel olayların &ccedil;ok iyi analizi ile anlaılabilir. Yoksa sonu&ccedil;lara bakıp aırmakla bir yere varılamaz. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;K&ouml;keni amanizm&rsquo;e kadar giden, &quot;kavimler kapısı&quot; Anadolu&rsquo;nun gelmiş ge&ccedil;miş b&uuml;t&uuml;n kavimlerinin inan&ccedil;larından etkilenmiş bir hog&ouml;r&uuml; ve tolerans &ouml;ğretisi midir?&rdquo; eklinde. İslam da dahil b&uuml;t&uuml;n inanılar yayıldıkları alandaki yerel k&uuml;ltlerden etkilenirler. Bu bağlamda Aleviliğin <br /> İslam anlayıının da coğrafi ve zamansal geniliği bakımından bu t&uuml;r etkilere maruz kalması doğaldır. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Temel kaynakları nedir? &quot;S&ouml;z&quot;e mi dayanır, &quot;yazı&quot;ya mı?&rdquo; eklinde. Temel kaynakları, Kur&rsquo;an&rsquo;ı Kerimden de alıntıların da olduğu &ldquo;Buyruk&rdquo; kitapları ve b&uuml;y&uuml;k uluların ve ozanların d&uuml;&uuml;nceleri, menkıbeleri ve iirlerinin yer aldığı kitaplardır. Ağırlıklı olarak s&ouml;ze dayanır. Ancak yazılı az sayıda da olsa kitapları bulunmaktadır. G&ouml;&ccedil;ebe yarı g&ouml;&ccedil;ebe k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n hakim olduğu &ccedil;evrelerde İslam&rsquo;ın anlaılma bi&ccedil;imi doğal olarak nesilden nesile s&ouml;zl&uuml; ve sazlı ekilde yaamıtır. Cem ibadeti de bu ekilde olumutur. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;B&uuml;t&uuml;n Alevilerin &uuml;zerinde ittifak ettiği bir &quot;&ouml;ğreti&quot;den s&ouml;z edebilir miyiz? Yoksa herkesin Alevilik anlayıı kendine &ouml;zg&uuml; m&uuml;d&uuml;r?&rdquo; eklinde. Alevilerin ifade ettiğim Buyruk ve erkanname kitapları &uuml;zerinde tartıma yoktur. Sadece bunlar zaman icinde g&uuml;ncellenmediğinden ve y&ouml;resel olarak farklılıkların &ouml;n plana ge&ccedil;mesi nedeniyle ve buna g&uuml;n&uuml;m&uuml;z g&ouml;&ccedil; sonrası siyasi ideolojik &ccedil;evresel farklılıkların da eklenmesiyle bug&uuml;nk&uuml; karmaık durum ortaya &ccedil;ıkmıtır. Alevilik anlayıı kendine &ouml;zg&uuml;d&uuml;r yaklaımı g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n bir ger&ccedil;eğidir. Aslında Alevilik inan&ccedil; kurum ve kuralları k&uuml;&ccedil;&uuml;k farklılıklar dıında ortaktır. Zamanla ortaya &ccedil;ıkan bilgisizleme ve devletin de S&uuml;nniliğe benzetirme, Aleviliği g&ouml;rmeme siyaseti konuyu bug&uuml;ne taımıtır. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Pir Sultan Abdal Derneği mi Alevilik anlayıını temsil eder, Cem Vakfı mı? O zaman Fermani Altun ne yana d&uuml;er?&rdquo; eklinde. Pir Sultan Abdal dernekleri, tabanında geleneksel Aleviliği benimseyen Aleviler olmakla birlikte y&ouml;netim kademeleri daha &ccedil;ok ideolojik k&ouml;kenli, geleneksel Aleviliği kendi anlayılarına uydurmaya &ccedil;alıan kiilerin y&ouml;nettiği bir dernektir. Y&ouml;netimdeki kiiler Pir Sultan&rsquo;ın deyilerini dahi anlamamakta ısrar ederek, bir tepki eklinde Alevilik İslam dııdır s&ouml;ylemini savunmaya &ccedil;alımaktadırlar. Alevi taban b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de Aleviliği İslam dıı g&ouml;ren yaklaımlara itibar etmemektedir. CEM Vakfı ve ubeleri bu bakımdan geleneksel Aleviliği reddetmeyen bir g&ouml;r&uuml;n&uuml;m i&ccedil;erisindedir. Ancak vakıf y&ouml;netimi ve &ccedil;alıma eklinin aırı merkeziyet&ccedil;i ve sosyetik yapısı, vakıf b&uuml;nyesinde faaliyet g&ouml;steren inan&ccedil; kurumunun Aleviliğe ilikin s&ouml;ylem ve Cemlerdeki standardizasyona dayalı uygulamaları yoğun eletiri almaktadır. Fermani Altun&rsquo;un ise Alevi taban karısında etkinliği yoktur. Eski Fazilet Partisi ile ve Caferi gruplarla yakın iliki i&ccedil;inde bulunmaktadır. Bu bakımlardan Aleviliği temsil eden değiik dernek, vakıf vb. kurumlar bulunmaktadır. Bunların herhangi birinin &ccedil;ıkıp da Aleviliği ben temsil ediyorum iddiasında bulunması pek doğru bir yaklaım olmasa gerektir. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;S&uuml;nniliğin camisine karı Aleviliğin cemevi mi vardır? Cemevlerinin tarihi nedir? Ne zamandan beri caminin alternatif olmutur?&rdquo; eklinde. Konunun tarihsel arkaplanını bilmezsek b&ouml;yle bir karıtlık ilikisi kurabiliriz. Cem evleri konusunun esas olarak Alevilik konusunun da g&uuml;ndeme gelmesine paralel olarak 1990&rsquo;ların balarından itibaren g&uuml;ndeme geldiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Daha &ouml;nce k&ouml;ylerde cemler ya belli evlerin uygun odalarında yapılabilirdi veya bazı k&ouml;ylerde de &ldquo;Cem damı&rdquo; ve &ldquo;Cemevi&rdquo; olarak da adlandırılan b&uuml;y&uuml;k bir odada yapılırdı. Ayrıca Anadolu&rsquo;daki aratırmalarımız sırasında g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z kadarıyla y&uuml;zyıllardır Cemevi olarak hizmet vermiş yapılar da bulunmaktadır. Mesela Tunceli&rsquo;nin P&uuml;l&uuml;m&uuml;r il&ccedil;esine bağlı Hacılı K&ouml;y&uuml; ve Malatya&rsquo;nın Arapgir il&ccedil;esine bağlı Onar K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde b&ouml;yle iki Cemevi yapısı bulunmaktadır. Hacılı K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde Pir Sultan Ocağı Dedeleri, Onar K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde ise Sultan Onar Ocağı dedeleri bulunmaktaydı. Ayrıca bu ibadetler zaten k&ouml;t&uuml; olarak g&ouml;sterildiğinden, sapkınlık olarak kabul edildiğinden ve Alevilerce de S&uuml;nnilerden ve devletten gizli olarak y&uuml;r&uuml;t&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nden bu kurumların a&ccedil;ık ve bilinir bir ekilde yerlemesi geleneksel yapıda m&uuml;mk&uuml;n olamadı. Yani S&uuml;nniler bilmiyor diye y&uuml;zyıllardır varolan Cemevlerini yok mu sayacağız. Kentlere g&ouml;&ccedil; ettikten sonra da Alevilerin inan&ccedil;ları ve inan&ccedil; kurumları S&uuml;nnilik gibi resmi himayeye sahip olmadığı i&ccedil;in ilk zamanlarda inan&ccedil; hizmetlerini y&uuml;r&uuml;tmek, cem evleri yapmak olanaklı olmamıtı. Son 15 yıllık s&uuml;re&ccedil;te bu mek&acirc;nlar kurulmaya ve giderek de kurumsallamaya balandı.Daha once bu mekanlardan yoksun bulunan Alevilerin inan&ccedil; ve &ouml;zellikle de cenaze hizmetleri giderek bu Cemevlerinde g&ouml;r&uuml;lmeye balandı. Bu zamana kadar Aleviyi k&uuml;&ccedil;&uuml;mseyen, dılayan ve rafızi, m&uuml;lhid, mum s&ouml;nd&uuml;ren diye adlandıran zihniyet bu gelimelerden &ccedil;ok rahatsız oldu. Daha sonra dini kendi tekellerinde sayan hakim zihniyetin &ldquo;ruhban sınıfı&rdquo; ise &ouml;yle demeye baladılar: &ldquo;Efendim bizim ibadethanemiz camidir bu cem evleri konusu da nereden &ccedil;ıktı tarihte b&ouml;yle bir isimle anılan ibadethane var mı?&rdquo; Peki bu zamana kadar neredeydiniz? Hi&ccedil; merak edip de bu insanların ibadetlerini nasıl ve nerelerde yaptıklarına bakıldı mı? Hayır sadece S&uuml;nni İslam ve onun akideleri dayatıldı. T&uuml;rkiye&rsquo;de S&uuml;nnilik de biliniyor mu derseniz? Bu soruya da olumlu bir yanıt vermek olanaklı değil. Değerli akademisyen Prof. Ahmet Yaar Ocak&rsquo;ın da belirttiği gibi T&uuml;rkiye&rsquo;de din konusu ele alınırken hep d&ouml;rt baı mamur bir S&uuml;nnilik anlayıı varsayılmıtır. Oysa ki ger&ccedil;eklik bundan &ccedil;ok uzaktır. Alevisi S&uuml;nnisiyle T&uuml;rkiye&rsquo;de yaanan inan&ccedil; kurum ve uygulamalarını dar bir bakıla ve salt kitabi anlayıla a&ccedil;ıklamak m&uuml;mk&uuml;n değildir. Tarihsel ve sosyal geliimeleri iyi analiz etmek gerekmektedir. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Teorinin gizli bilgisi &quot;Dedeler&quot; denilen ayrıcalıklı z&uuml;mrenin tekelinde midir?&rdquo; eklinde. Benim gerek y&uuml;ksek lisans gerekse doktora tez konularım olan Dedelik kurumu zayıflamıtır. Neden zayıfladığı da T&uuml;rkiye&rsquo;nin yaadığı sosyo-ekonomik d&ouml;n&uuml;&uuml;me bağlıdır. Bug&uuml;n yeniden canlanan Dedelik kurumu yeni oluumlar ve yapılanmalara y&ouml;nelmektedir. Alevilerin dıındaki pek &ccedil;ok akt&ouml;r&uuml;n Alevilik konusuna olumsuz m&uuml;dahaleleri nedeniyle bu y&ouml;nelimin doğal akıında ilerlemesi s&ouml;z konusu olamamaktadır. Ancak Dedelik kurumu da dahil b&uuml;t&uuml;n Alevilik kurumları bir ge&ccedil;iş aamasındadır ve kendine bir yol bulacak Aleviliği g&uuml;ncelleyerek yoluna devam edecektir. Ge&ccedil;mite toplumsal etkileri daha fazla olmakla birlikte, bug&uuml;n i&ccedil;in Dedelerin ayrıcalıklı bir z&uuml;mre olduğundan s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;&ldquo;Dede&quot; kime derler? Nasıl &quot;dede&quot; olunur? eklinde. Dede belli ailelerden gelen kiilerdir. Ocak mensubudur, ocakzade de denilir. Alevi yolunu ve erk&acirc;nını bilen eline diline beline bağlı bir ocakzade Alevi olabilir. Bazı y&ouml;relerde ise dikme dede dediğimiz dedenin atadığı bir vekil de bulunabilir. Bu konuda ayrıntılı bilgi bizim ve baka uzmanların kitaplarında vardır hatta internette de yazılarımızda bulunmaktadır. <br /> Diğer bir soru: &ldquo;Dedeler&quot; ile bir Batılılama projesi olan &quot;Cumhuriyet&quot; arasında b&uuml;y&uuml;l&uuml; bir iliki kurmak nasıl m&uuml;mk&uuml;n olabiliyor?&rdquo; eklinde. Bunu Dedeler değil de Alevilik olarak d&uuml;zeltmek lazım. Osmanlı y&ouml;netiminden T&uuml;rkiye Cumhuriyetine ge&ccedil;iş Alevi-Bektailerce mutlulukla karılanmıtır. Laiklikle ilgili uygulamalar yetersiz de olsa olumlu g&ouml;r&uuml;lm&uuml;t&uuml;r. Yeni cumhuriyetin Alevilerin inan&ccedil; haklarını vereceğine inanılmıtır. Bu bağlamda Atat&uuml;rk bir simge halini almıtır. Adeta Hz. Ali&rsquo;nin bi&ccedil;im değitirmiş bir baka ekli olarak geleneksel Alevi kitlelerce değerlendirilmektedir. Cumhuriyet sonrası olumsuzluklar daha &ccedil;ok Atat&uuml;rk sonrası d&ouml;neme maledilmektedir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde inan&ccedil; ve k&uuml;lt&uuml;rel haklar anlamında cumhuriyeti temsil eden h&uuml;k&uuml;metler ve Aleviler arasında din dersleri, diyanet ve cemevleri sorunlarının &ccedil;&ouml;z&uuml;lememiş olmasından kaynaklanan bir sıkıntı olduğu s&ouml;ylenebilir. Ancak bu durumun nedeni de yine tarihsel gelimelerde aranmalıdır. Bu sorunların &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;n&uuml;n bu zamana kadar halledilememiş olmasında, b&uuml;rokratik kademeler bakımından da Osmanlı mirası &uuml;zerinde ekillenen Cumhuriyet kadroları i&ccedil;inde gerek Alevilerin azlığı gerekse Aleviliğin yeterince bilinmemesi gibi nedenler yatmaktadır. Biz bu durumun &ccedil;ok ge&ccedil;meden bir &ccedil;&ouml;z&uuml;me kavuacağını &uuml;mit ediyoruz.  </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/alevylyk-gercedyny-bylmemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Alevilik&#8217;te Cennet Cehennem Anlayışı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/alevilikte-cennet-cehennem-anlayythy/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/alevilikte-cennet-cehennem-anlayythy/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 07:45:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kaykı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/alevilikte-cennet-cehennem-anlayythy/</guid>
				<description><![CDATA[Diğer inan&#231;larda olduğu gibi Alevilik&#8217;te de Cennet-Cehennem olgusu tartışılmış ve kendi karakterine g&#246;re yorumlanmıştır. İnsan dolaylı bilgilerden her ne kadar etkilenmiş olsa da, inancını yaşadığı kadar bilir. Bu onun kendi ger&#231;ekliğinden edindiği ve inandığının en doğrusu olan direkt bilgidir. Başkalarının s&#246;ylediklerine, Tanrı ve Cennet-Cehennem kavramlarında olduğu gibi işine geldiği oranda inanır ya da inanmaz. Bu ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Diğer inan&ccedil;larda olduğu gibi Alevilik&#8217;te de Cennet-Cehennem olgusu tartışılmış ve kendi karakterine g&ouml;re yorumlanmıştır. </p>
<p> İnsan dolaylı bilgilerden her ne kadar etkilenmiş olsa da, inancını yaşadığı kadar bilir. Bu onun kendi ger&ccedil;ekliğinden edindiği ve inandığının en doğrusu olan direkt bilgidir. Başkalarının s&ouml;ylediklerine, Tanrı ve Cennet-Cehennem kavramlarında olduğu gibi işine geldiği oranda inanır ya da inanmaz. Bu iki kavram ile b&uuml;t&uuml;nleşene kadar bu &ccedil;eliskiyi farklı yoğunluklarda da olsa kendisinde yaşar. &Ouml;m&uuml;r boyu &ouml;zbenliği ile b&uuml;t&uuml;nleşemeyen/ger&ccedil;ekliğini kavrayamayan insanlarda &ouml;l&uuml;m anı  yaklaştığında ş&uuml;pheleri korkuya d&ouml;n&uuml;şerek bir t&uuml;rl&uuml; teslim olmak istemez ve &ouml;l&uuml;m&uuml; zor olur. Tersi durumlarda ise &ccedil;oğumuz şahit olmuştur ya da b&uuml;y&uuml;klerinden duymuşlardır ki, Tanrı ve Cennet-Cehennem kavramlarının bilincine erişerek bununla b&uuml;t&uuml;nleşmiş olan insanlar, &ouml;l&uuml;m yaklaşınca ne zaman olacağını s&ouml;yledikleri gibi &ouml;l&uuml;mleri de bir nefeslik olmuştur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ccedil;ok kişi i&ccedil;in korkulu-endişeli bir bilinmeyeni kendisinde aşmış, &ouml;z&uuml;nden giderek en ger&ccedil;ek hali ile olayı kavramıştır, biliyordur.</p>
<p> Toplumlarda inan&ccedil;sal bazda peygamberler, veliler yani kutsal olarak değerlendirilen İnsan-ı K&acirc;mil&#8217;ler, M&uuml;rşid-i K&acirc;mil&#8217;ler birer aydınlatıcı olmuşlardır. Yaşadıkları/ulaştıkları manevi derecelerini kendi dillerince anlattıkları gibi yaşatmışlardır da. Şeyh H&uuml;seyin Ahlati ile tanışana kadar bu bilgiyi dolaylı alan Şeyh Bedreddin, Şeyhinin &ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;nde &ouml;lmeden &ouml;nce &ouml;lme mertebesine erişerek bire bir yaşamıştır. O zamana kadar olan ş&uuml;phelerini gidermiş, kendi ger&ccedil;ekliğine ulaşınca daha &ouml;nce doğru bildiği yanlışlarından kendisini, &ouml;nceki yorumlarını kaleme aldığı kitaplarını Nil nehirine d&ouml;kmesi gibi bir gecede sıyırıp atmıştır. Tebriz&#8217;li Şems ve Mevlana, Abdal Musa Sultan-Kaygusuz Abdal Sultan, Taptuk Emre-Yunus Emre gibi &ouml;rnekleri y&uuml;zlerce binlerceye &ccedil;oğaltabiliriz. </p>
<p> Alevilik inancına ve &ouml;ğretisine g&ouml;re insan, inan&ccedil;sal bazda ki bilinmeyenleri ancak olgunluk evresine ulaşınca &ouml;ğrenir. Bu bile aşama aşamadır. Yani K&acirc;mil insan olmak bile son durak değildir. İnsan-ı K&acirc;mil mertebesine kadar ancak g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n bilirsin. Yani ger&ccedil;eğin bilgisine ulaşılır ama kendisi olunmaz. Balı tadarak &ouml;ğrenmek gibi. M&uuml;rşid-i K&acirc;mil derecesinde ise, balı yapan arı, &ouml;z&uuml;n&uuml; veren binbir &ccedil;i&ccedil;ek, demini olduran petek ve tadına bakan insan hepsinin kendisi olursun. Nasıl oluşunun yanıtı d&ouml;rt kapı kırk makamı derinlemesine yaşayarak, arayıp bularak. Yana yana (kişisel toplumsal acılar ve bu sevda uğrunda kazanılan erdem)d&ouml;ne d&ouml;ne (ulaşılan bilgileri karşıtları ile kavrayarak anlamlaştırmak, bunlar ile b&uuml;t&uuml;nleşmek), &quot;hal&quot;dan &quot;hal&quot;a ge&ccedil;erek olgunlaşarak.</p>
<p> İşte bu aşamaya gelmiş insanların ne cehennem korkuları olur, ne de cennet sevgisi mutluluğu. Bundan dolayı Yunus Emre gibi &ouml;nceleri, cennetin g&uuml;zelliklerini anlatanlar sonraları &quot;bana seni gerek seni&quot; diyerek aşk ile yanarlar. Ya da Kaygusuz Abdal Sultan gibi Tanrı&#8217;yı kendi cennetine g&ouml;t&uuml;rmek i&ccedil;in,<br /> &quot;Duydum k&ouml;pr&uuml; yaptırmışsın<br /> Has kulların ge&ccedil;sin diye<br /> Onlar ş&ouml;ylecene dursun<br /> Yiğit isen sen ge&ccedil; tanrı&quot;  <br /> gibi s&ouml;zleri ile &ccedil;ıkarcılığın gereksizliğini yobazlığı yererek anlatırlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar asıl bilinmesi gerekeni bilmişler, mutlak ulaşılması gereken yere ulaşmışlardır. Korkusuz ve endişesiz olmaları da bundan dolayıdır. </p>
<p> D&uuml;n olduğu gibi bug&uuml;n de hala kendimize/birbirimize soruyoruz. Cennet cehennem var mı? Varsa nerede? Bunun ger&ccedil;ekliğine ulaşmadan yok diye kestirip atanlar da, var olduğuna inanarak ebedi mutluluğunu umanlar da zaman zaman ama mutlaka acaba!nın karşılığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rler-ararlar. Burada herşeyden &ouml;nce bilinmesi gereken cennetin ve cehennemin amacı nedenliğidir. Alevi- Bektaşi inancı ve &ouml;ğretisine g&ouml;re ulaşılması gereken &ouml;zbenliğini tanıma, Resulullah&#8217;ın &quot;her kim ki kendini (nefsini) bildi, Hakk&#8217;ı bildi&quot; dediği gibi kendini bilme, kendinde Hakk&#8217;ı g&ouml;r&uuml;p Hakk ile Hakk olmadır. Buraya ulaşılırsa tamam da, ulaşılamadığı zaman ne olacak? Alevilik bunu ikişer kelimelik iki c&uuml;mle ile şu şekilde a&ccedil;ıklıyor. </p>
<p> Don değiştirmek<br /> Hakk&#8217;a y&uuml;r&uuml;mek</p>
<p> Kemalet mertebesine ermiş, hedefine ulaşmış olan can i&ccedil;in Hakk&#8217;a y&uuml;r&uuml;d&uuml;, Hakk ile Hakk oldu deyimi en doğru olanıdır. Ulaşamayan can i&ccedil;in ise &quot;Don değiştirdi&quot; s&ouml;z&uuml;d&uuml;r. Bu yeniden doğuşa y&ouml;neldi anlamındadır. Yani ateş,hava, su ve toprak dediğimiz d&ouml;rt ana unsurdan meydana gelişin; bitki, hayvan ve insan olarak gelişmesinin, insanın da şeriat, tarikat, marifet aşamalarından ge&ccedil;erek hakikata ulaşmasının doğruluğunun kanıtıdır. Yana yana d&ouml;ne d&ouml;ne kemalete erişilmesi kaba hali ile bu aşamalardan ge&ccedil;iştir. Bu d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m amaca ulaşana kadar s&uuml;rer. Ruhun mutlaka olgunluğa ulaşması, kendi ger&ccedil;ekliğini bilmesi gerekmektedir. Tanrının bilinmek istemesi, kendi kendisini keşfetmesinden başka birşey değildir. <br /> En doğrusunu Rabbim bilir. </p>
<p> Akıl, b&uuml;t&uuml;n dinlerin &ouml;z hallerinde ki ama&ccedil;ları bu olduğuna g&ouml;re b&ouml;yledir diyor. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in bir &ccedil;ok ayetinde de &quot;herşey aslına d&ouml;ner. Sonunda d&ouml;n&uuml;ş yine Allah&#8217;adır&quot; s&ouml;zlerinin anlamı başka nasıl izah edilebilir ki? Bir nefes olan ruh/can Hakk&#8217;ın Zat&#8217;ından olduğuna g&ouml;re, yakılmak yok edilmek istenen nedir? Nedendir? Mesele sadece tertemiz olan &quot;can&quot;ı benlik/nefis ile kirletilmiş halinden &ouml;zbenliğine kavuşturmaktır. İşte &quot;Bir zaman gelecek herşey yok olacak, ebedi olarak yalnız Tanrı kalacak&quot; ayetinin karşılığı aslına d&ouml;n&uuml;şen/d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;len b&uuml;t&uuml;n ruhların/canların aslı/Zat&#8217;ı ile bir (Vahdet-i V&uuml;cut) olmasıdır. </p>
<p> Cehennem ateşi bu canın/ruhun benliğinden/nefsinden sıyrılışının verdiği acıdır. Olgunlaşmış cevizin zehir gibi olan yeşil kabuğundan sıyrılması/kurtulması gibi. Cennet ise, bu evrimini diğerlerinden daha &ouml;nce tamamlamış, arınmış canların/ ruhların evrenselliğidir. </p>
<p> Erenler adından da anlaşıldığı gibi kendini bilme, kendinde Hakk&#8217;ı g&ouml;rme yetisine ulaşmış olanların evrenselliğidir. Burada ki evrensellik b&uuml;t&uuml;n evrende var oluş anlamındadır. Ve bu evrensellikleri ile yol g&ouml;stericiliklerine devam ederler. Yani r&ucirc;ya gibi m&acirc;n&acirc; aleminden g&ouml;r&uuml;nd&uuml;kleri gibi, gerektiğinde b&acirc;t&icirc;n hallerinden sıyrılıp bir zaman i&ccedil;in zahir hale b&uuml;r&uuml;nme yetileri vardır. Mucizeler, kerametler ancak bu yeti ile ger&ccedil;ekleşebilir. </p>
<p> Kendini son aşamaya aday g&ouml;steren d&uuml;nya insanını gerektiği yerde zaman zaman manada (r&uuml;yada g&ouml;rme) veya zahirde can g&ouml;z&uuml; ile sezebilme, g&ouml;rebilme ile ger&ccedil;ekleşen hallerde aydınlatabilirler. Birtakım işaretler, simgeler vererek d&uuml;ş&uuml;ncelerini derinleştirebilirler.</p>
<p> Ayrıca insanın zahir alemde ilerlemesi, sadece mana ile değildir. Maddenin bilimini de kendisi ile birlikte geliştirir. Bu gelişmelerin sı&ccedil;ramalarını yine led&uuml;n ilmine erişmiş olanların yardımları ile oluşur. &Ccedil;ok tanrılı d&ouml;nemden tanıdığımız Pitagor aslında bir tanrı olmak istiyordu. Arşimet&#8217;te hamamda sadece kirlerinden kurtulmak, Newton elma ağacının g&ouml;lgesinde biraz serinlemek ve dinlenmek. Ama daha &ouml;nce binlerce milyonlaraca kere olmuş olan fiziksel hareketleri, onların aniden kavramalarına, bilim adamlarının veya sanat&ccedil;ıların en g&uuml;zel/ değerli buluşlarını/eserlerini benzeri yoğunlaşmalarda veya r&uuml;yalarında ger&ccedil;ekleştirmeleri bunlara &ouml;rnek olarak g&ouml;sterebiliriz. </p>
<p> Erenlerin bu halleri de &ouml;l&uuml;m&uuml;n &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n g&ouml;stergesidir. Alevi-Bektaşi inancında &quot;&ouml;l&uuml;m yok&quot;, &quot;&ouml;l&uuml;m &ouml;l&uuml;r biz &ouml;lmeyiz&quot; denmesinin nedeni de budur. </p>
<p> Bir sevdaya saldın beni<br /> &Ccedil;ok aradım sordum seni<br /> G&uuml;l bağında g&ouml;rd&uuml;m yeni<br /> Bah&ccedil;ıvan sen değil misin</p>
<p> Karanlığı aydınlatan<br /> Cehaleti yakıp yıkan<br /> Budha ile ışık sa&ccedil;an<br /> Nirvan olan değil misin</p>
<p> Musa ile Tur&rsquo;a &ccedil;ıktın<br /> İsa ile g&ouml;ğe u&ccedil;tun<br /> Ali gibi yiğit se&ccedil;tin<br /> Şah-ı Merdan değil misin</p>
<p> Hep yukarı baktırırsın<br /> Yalvartıp el a&ccedil;tırırsın<br /> Ateşlerde yandırırsın<br /> Yanan da sen değil misin</p>
<p> Can i&ccedil;inde canan sensin<br /> G&ouml;zlerimde &uuml;ryan sensin<br /> Cennet cehennem diyerek<br /> Kandıran sen değil misin</p>
<p> Budak Ali dostu g&ouml;ren<br /> &Ouml;z i&ccedil;inde &ouml;z&uuml; se&ccedil;en<br /> Bir damlada derya olan<br /> Coşup taşan değil misin</p>
<p> Yolunuz aydınlık, g&ouml;n&uuml;lleriniz ferah, menziliniz Hakk ola&#8230;<br /> Aşk-ı Muhabbetimizle H&uuml;&uuml;&#8230;<br /> Ali Kaykı </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/alevilikte-cennet-cehennem-anlayythy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Cem İbadetimiz</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/cem-ybadetimiz/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/cem-ybadetimiz/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 07:24:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet YAMAN ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/cem-ybadetimiz/</guid>
				<description><![CDATA[Mehmet YAMAN  İÇİNDEKİLER Önsöz Cem İbadeti Cem&#8217;de Sıralama Cem&#8217;in Başlaması Süpürge(Faraş) Hizmeti Meydan Postu(Seccade) Hizmeti Dargınlar(Varsa) Barıştırılır Oniki Hizmet Sahiplerinin Meydana Çağrılması Çerağ Uyarma Tezekâr(İbrikçi) Hizmeti Kurban ve Lokmalara Dua Cem&#8217;de Mola(Dinlenme) Verme Durumu Cem&#8217;in Mühürlenmesi Sakka Suyu Hizmeti Sofra(Kurban ve Lokma) Hizmeti Cem&#8217;de Genel Kurallar]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Mehmet YAMAN   </p>
<p> İÇİNDEKİLER</p>
<p> Önsöz<br /> Cem İbadeti<br /> Cem&#8217;de Sıralama<br /> Cem&#8217;in Başlaması<br /> Süpürge(Faraş) Hizmeti<br /> Meydan Postu(Seccade) Hizmeti<br /> Dargınlar(Varsa) Barıştırılır<br /> Oniki Hizmet Sahiplerinin Meydana Çağrılması<br /> Çerağ Uyarma<br /> Tezekâr(İbrikçi) Hizmeti<br /> Kurban ve Lokmalara Dua<br /> Cem&#8217;de Mola(Dinlenme) Verme Durumu<br /> Cem&#8217;in Mühürlenmesi<br /> Sakka Suyu Hizmeti <br /> Sofra(Kurban ve Lokma) Hizmeti <br /> Cem&#8217;de Genel Kurallar </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/cem-ybadetimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>GÜNCELDEKİ ALEVİLİK TANIMLAMALARINA TOPLU VE ELEŞTİREL BAKIŞ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/gunceldeky-alevylyk-tanimlamalarina-toplu-ve-elethtyrel-bakith/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/gunceldeky-alevylyk-tanimlamalarina-toplu-ve-elethtyrel-bakith/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Aug 2007 19:34:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kaygusuz ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/gunceldeky-alevylyk-tanimlamalarina-toplu-ve-elethtyrel-bakith/</guid>
				<description><![CDATA[İsmail Kaygusuz GÜNCELDEKİ ALEVİLİK TANIMLAMALARINA TOPLU VE ELEŞTİREL BAKIŞ İki yıldır Türkiye ve Avrupa&#8217;da Alevi-Bektaşi inanç toplumunun başka sorunları yokmuş gibi, bağlı bulunduğu inancın, yani Aleviliğin tanımı- ne olup ne olmadığı üzerinde dar alandan başlayarak genişleyip görsel ve yazılı büyük medyaya ulaşmış tartışmalar yapılmakta ve zıtlaların yaklaşimları sergilenmektedir. Bunları birkaç madde halinde şöyle özetleyebiliriz: 1.Türk-İslam ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İsmail Kaygusuz <br /> GÜNCELDEKİ ALEVİLİK TANIMLAMALARINA TOPLU VE ELEŞTİREL BAKIŞ </p>
<p> İki yıldır Türkiye ve Avrupa&#8217;da Alevi-Bektaşi inanç toplumunun başka sorunları yokmuş gibi, bağlı bulunduğu inancın, yani Aleviliğin tanımı- ne olup ne olmadığı üzerinde dar alandan başlayarak genişleyip görsel ve yazılı büyük medyaya ulaşmış tartışmalar yapılmakta ve zıtlaların yaklaşimları sergilenmektedir. Bunları birkaç madde halinde şöyle özetleyebiliriz: </p>
<p> 1.Türk-İslam sentezci resmi-inkarcı yaklaşim: Türklerin eski din ve inançsal geleneklerinin, ritüellerinin-özellikle Şamanizm- İslami cila altında uygulanmasıdır Alevilik; Halk İslamı, Türk İslamı, Anadolu İslamı, hatta Türk Sünniliğidir. Aleviliğin Sunnilikten bir farkı yoktur.. </p>
<p> 2. Milliyetçi yaklaşimlar: Alevilik Şamanizmden çikmis öz be öz Türk dinidir; Muhammed ve Ali Türk kökenlidir, hatta Ali ile Mete Hanı eşleştirecek kadar Türklere özgüdür Alevilik&#8230;Hayır, hayır Alevilik Mazda inancıdır, yani Kürtlerin eski dini olan Zerdüştlükten çikmadir; öz be öz Kürt dinidir Alevilik.. Bir etnik kökene yamama girişimleri.. </p>
<p> 3. Sünni İlahiyatçılar(Teologlar) ve Diyanet gözüyle Alevilik: Alevilik mezhep değil meşreptir. Cem dedikleri ibadet değil, cünbüştür ve cemevi de ibadet yeri değil, cümbüş evleridir. Şeriat İslamın kendisidir; ben Müslümanım diyen camiye gelsin. (dolaylı olarak &#8216;Aleviliğin İslamla ilgisi yoktur&#8217;). Alevilik Hanefiliğin bir tarikatıdır&#8230;Alevilik, İslam içinde kalan, kültürel ögelerin daha belirgin olduğu alt bir yorum ve anlayıştır; yani kültürdür, inanç değildir&#8230;Durmadan değiştirdikleri yeni tanımlamalarla Sünniliğe assimile etme çabasini sürdürmektedir. </p>
<p> 4. (İran) Şiiler(in)e gelince, kendi Şeriat inanç ve anlayışlarını misyonerlik tavrı içinde dayatma yoluyla Ali, Ehlibeyt ve Oniki İmam inancı ve sevgisi ortaklığını kullanarak ve çok sayıda yayınladıkları kitaplardaki Şii propagandasıyla Aleviliği tanımlıyorlar. Alevileri kılıçtan geçiren Osmanlı ile Hacı Bektaş İşbirliği yaptığı yalanını söyleyecek kadar ileri gittikleri halde, &#8220;şeriat da bizim tarikat da, asıl Müslüman biziz&#8221; diyen tutucu Alevilerden kolayca yandaş bulmaktadır. En büyük tehlike bu yaklaşimdan gelmektedir. </p>
<p> 5. İkinci büyük tehlike Sözde Marksist ya da Opurtunist yaklaşimlar: Alevilik İslamın dışındadır; Orta Asya&#8217;dan ve İran&#8217;dan taşinan Şamanist ve Zerdüşt inanç ögeleriyle, Antik Anadolu inançları sentezinden oluşmuş Anadolu&#8217;ya özgü bir Türk-Kürt kültürel inanç sistemidir, tamamıyla kendine özgüdür. Daha çok kültürdür, inanç yönünü dışarıdan içine girdiği İslamın batıniliğini benimseyerek elde etmiştir. Aleviliğin Ali&#8217;si, Muhammed&#8217;in amcası oğlu ve damadı Ali bin Abi Talib değildir. Sonra Kızılbaş ozanların şiirlerinde geçen Muhammed, Ali, İslam dini, Cafer Sadık mezhebi gibi söylemler birer takiyedir. Kendilerini sözde komünist ya da marksist görenler ne İslam ne de Türk tarihini okuyup incelemek gereği duymuştur. Zaten ne tarihsel ne de yaşayan Aleviliği hiç araştırmışlar. Eğer gerçekten sol siyaset adına Aleviliğe böyle yaklaşilıyorsa, kitleyi kendilerinden uzaklaştırarak girişilen siyasetin vay haline! Ve dikkat edilirse yukarıdaki görüşlerin hepsinden birşeyler alınmıştır; Aleviliğe zıtların yaklaşimında oluşan bu birlikteğe ne ad verilir acaba? Alevilik tanımlarında yaratılan bu kaostan nasıl bir siyasi yarar bekliyorlar anlaşilır gibi değil. Ama açık ve anlaşilır olan Alevi-Bektaşi toplumunun ve inancımızımızın zarar gördüğüdür. </p>
<p> 6. Ilımlı, dar çerçeveli ve siyaset dışı, ama uzlaştırmacı; yine de diğerlerine göre biraz daha olumlu bir yaklaşim da Hollanda&#8217;da, Dedeler Divanı Vakfı tarafından düzenlenen 1.Dedeler Kurultayı&#8217;ndan çikti: &quot;Alevilik, İslamdır. Hakk-Muhammed-Ali yolunun Kırklar Meclisi(kavramında?)nde olgunlaştığı ve Oniki İmamlarla devam eden; İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın akıl ölçüsünü rehber olarak alan, Horasan erenlerinin himmetleriyle Anadolu&#8217;ya gelen Hazret-i Pîr&#8217;le ve ulu ozanlarımızın nefesleriyle hayat bulan inancın adıdır&#8230;&#8221; </p>
<p> Alevilik İslamdır&#8221; cümlesi, çok yuvarlak ve &#8220;İslam dışıdır&#8221; diyenler hariç, her görüşün alıp kendi eğilimi çerçevesinde genişletebileceği uzlaştırmacı bir vurgulamadır. Kendilerinden olmadığımız bilinenler de &#8220;Sünnilik, İslamdır&#8221;, &#8220;Şiilik İslamdır&#8221; demektedirler, daha doğrusu herbiri &#8220;asıl İslamın kendilerinin olduğunu&#8221; söylüyor. O zaman, Aleviliğin onlara benzemediğini, farklı olduğunu nasıl açıklayabilirsiniz? Oysa Alevilik İslam&#8217;ın farklı algılanmasıdır, yani batıni(ésotérique/içsel) ya da heterodoks (farklı, aykırı) yorumudur. Sünnilik ve Şiilik de her biri başlıbaşina İslamın kendisi değildir ve zahiri yorumlarıdır; yani Ortodoks İslamın iki ayrı yorumudur ve daha sonra da bu yorumlar ayrıntılanarak altbölünmelere ayrılırlar&#8230; </p>
<p> Heterodoks ya da batıni İslam olarak Alevilik de İmam Ali&#8217;ye bağlı, -ama sadece dış görünüşteki halifelik/ardıllık davası bağlamında değil, o ilk Şia ayrımıdır- yani tanrısal özün/nurun Ali bin Abu Talip&#8217;de gizli olduğu; Ali ve Ehlibeyt kutsallığı temelinde ortaya çikmis ve özde değişmeyen farklı ve ayrıntılı batıni yorumlarla giderek birçok altbölünmelerle günümüze ulaşmıştır. Tanımdaki diğer cümleleri bu bağlamda değerlendirince çok dar çerçeveli ve Anadolu&#8217;da yaşayan Aleviliğe özgü kalıyor ve ayrıca da son cümlenin, &#8220;Anadolu&#8217;da Hazreti Pir ve Horasan Erenlerinin himmetleriyle ve ulu ozanlarımızın nefesleriyle hayat bulan inancın adıdır&#8221; olması gerekirdi. </p>
<p> Alevilik ne İslamın dışında ne de İslamın kendisidir </p>
<p> Gerçekte güncel sorunumuz, 14 yüzyıldır süregelmiş Aleviliğin tanımlanması tartışmaları olmamalıydı. İçinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik ve siyasal koşullarda bilim ve iletişim çagina uygun olarak inancımızı/Aleviliğimizi nasıl yaşayabileceğimize ve birliğimizi nasıl sağlayacağımıza kafa yormamız gerekiyor. Ancak yukarıda görüldüğü gibi iç ve dış çevrelerden dayatılan tanımlamalar gösteriyor ki, bu tartışmalar bir süre daha devam edecektir. </p>
<p> Alevilik batıni İslam olarak, Tanrıyı insanda ve insanı Tanrıda görme, yani Tanrı-İnsan Birliği anlayışı ve tapınma ritüelleri bağlamında Sünni-Şii inancına aykırı gerçekliği ve onun dışında olmasıyla kendine özgüdür. Aleviliği dolaylı ya da dolaysız biçimlerde İslam dinini dışında göstererek, özgün bir inanç söylemi dayatılamaz. Onun özgünlügü Batıni İslam oluşundan kaynaklanmakta; yani dogmatik şekilciliği, tarihsel baskıcılığı, bağnazlığı, çagdisiligi ve cihad terörizmiyle İslam olarak tanınan ve tanıtılan Ortodoksizme aykırılığından dolayıdır. Sünnilik ve Şiilik tek başlarına İslam dini olmadığı, İslamı temsil etmediği gibi, Alevilik de İslamın kendisi değildir. </p>
<p> Alevi-Bektaşi toplumu, inancını özgürce ve ayrıntılı uygulamalarıyla yaşamak ve yüzyılların baskılarının ve gizlenmelerinin acısını çikarmak istiyorsa bu sosyo-psikolojik olgudur, uymak zorunluğu vardır; inancına yeni yakıştırmalarla yaklaşamazsınız. Çünkü bu toplum, üçüncü halife döneminden itibaren Ali ve Ehlibeytin tanrısal öz taşidığına ve soylarının kutsallığına inanarak, İslam dinini, batıni anlamda algılamış. Tarih boyu İslamı, imparatorluk yönetimlerinin resmi dini olan Ortodoks İslama aykırı ve tam muhalif biçimde yorumlarken, bir yandan da girdiği, sürgüne uğradığı ve yeraltında yaşadığı bölgelerdeki çagdasi ya da eski dinsel ve felsefi inançlardan ögeleri özümseyip zenginleştirdiği kendi farklı İslamını, önceki toplumlardan, atalarından-dedelerinden miras almışlardır. İslam tarihine birazcık olsun kafa yormadan ve Sol siyaset kuramlarını bile yanlış yorumlayarak, Alevi toplumuna &#8220;Siz İslam değilsiniz, İslamın dışında kendine özgü bir inancın mensubusunuz&#8221; demekle, onları kendinizden uzaklaştırmaktan başka hiçkimsenin bir kazancı olmaz. </p>
<p> Alevi-Bektaşi toplumu, &#8220;Allah-Muhammed-Ali&#8221; üçlemiyle &#8220;üçü bir nurdur, nuru vahiddir&#8221; biçiminde tanrısal birliğe inanır. Bu batıni yaklaşimıyla ulaştığı &#8220;vahdeti vücud&#8221;(İnsan-Tanrı birliği), &#8220;vahdet-i mevcut&#8221;(Doğa Tanrı birliği) inancını Cem tapınma kurumlarıyla, Sünnilik ve Şiilik (ortodoksizm) dışı bir İslamı yaşamış, yaşiyor ve yaşamak istiyorsa buna uymak zorunluğu vardır; hiç kimse, &#8220;sen inancını yanlış biliyorsun, İslamın dışındasın sen, şöylesin böylesin&#8221; diyemez. Bunu sadece düşmanları söylemiş ve söylemeyi sürdürmektedir. </p>
<p> Devleti yönetenler bu tehlikeli kamplaşmaya seviniyor </p>
<p> Aleviler arasında birliğin sağlanamaması ve özellikle &#8220;Alevilik İslamınn dışındadır&#8221; yakıştırmasının alevlenmesinin neden olduğu bu tehlikeli kamplaşma eğilimlerine en fazla sevinen Devleti yönetenler oluyor. Siz nesiniz ? Kendinizi bile tanımlayamıyorsunuz, bari biz yardım edelim diye, Diyanet&#8217;inden, Bakan&#8217;ından Başbakanı&#8217;na kadar herkes Aleviliğe bir tanım yaftası yapıştırdı. Hatta devlet kitaplar yazdırtıyor, bedeva dağıtıp, Alevilere Türk-İslam sentezci anlayışın Aleviliğini dayatıyor. <br /> Çeliskili, yanlış bilgi, ifade ve kavramlarla kafaları karıştıran, inancımızın evrenselliğini yadsıyan, savunuyor görünümü altında sıkça &#8220;İslamın içinde oluşunu&#8221; yinelerken de, basite indirgeyen ve küçümseyici cümlelerden oluşan Alevilik tanımları düzenlemesidir bu kitaplar. Vurgulanan ise Aleviliğin, &#8220;Alevilik, Orta Asya Türk kültürünün birtakım ögelerinin, Ehlibeyt sevgisiyle bütünleşmesi sonucu oluşan ve eski Türk gelenek ve göreneklerinin canlı bir şekilde yaşatılması sürecinde ortaya çikan bir anlayıştır&#8221;biçiminde sözde Türklere özgü oluşudur. </p>
<p> Diyanetin uleması, İlahiyatın anlı-şanlı Prof&#8217;larına göre Alevilik, bir inanç sisteminden çok &#8220;kendisini &#8216;meşrep&#8217;, olarak ifade eden sosyo-kültürel bir yorum, bir kültür olgusu ve anlayıştır&#8221; ve bu kültür ve anlayıştan doğan &#8220;yaşayış biçimidir&#8221;. Geçen yıl Kasım ayının başlarında Hürriyet gazetesinde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu: </p>
<p> &#8220;Alevilik, İslam içinde kalan kültürel ögelerin daha belirgin olduğu anlayıştır. &#8230;Alevilik daha çok bizim Anadolu coğrafyasına ait bir kültürel eğilimdir&#8221; diye demeç vermişti. </p>
<p> Diyanet şimdilerde bazı işbirlikçi Alevilerle, kendi seçtikleri daha çok Şii ortodoksizmine ya da Sünni tasavvıfu anlayışına yakın Alevi-Bektaşi(?) elyazmalarını yayınlama projesini uygulama hazırlığı içindedir. </p>
<p> Milyonlarca Alevi-Bektaşinin bağlı bulunduğu ve inandıkları herşeyi batıl ve sapkınlık gördüğü için inanç olarak kabul etmiyorlar. Anayasasında &#8220;laik ve demokratik Cumhuriyet&#8221; yazılı devletin bünyesinde teokratik ortaçağ zihniyetli bir yapılanma olan böylesine bağnaz ve katı anlayışa sahip bir Diyanet&#8217;te ne yazık ki, Alevilerin temsilini isteyenler bulunmaktadır. Yanlız bunlar mı? Alevi-Bektaşi toplumunun kendi iradesi dışında, onun temsilcisiymiş gibi Diyanetin yeni projesinde danışmanlık edenler de var. Bu arada, garip değil mi? TV&#8217;lerde Aleviliği İslam dışı ve dinsel inançtan çok kültür olarak değerlendiren bazı büyük Alevi örgüt yöneticileri ve Anadolu&#8217;ya özgü gören bazı sol yazarlar-tarihçiler resmi görüşle aynı noktada buluşuyorlar. Diyanette temsilini isteyenler de Aleviliğin ortodokslaşmasına, yani assimilasyonuna hizmet etmektedirler. Alevilerin arasında bulunan her iki görüş de Alevilik inancını yokoluşa sürüklemektedir. </p>
<p> Tarihsel çikis ve bazı özgün kaynaklar </p>
<p> Yineliyoruz: Alevilik, ne İslamın dışında ve İslamdan önce ortaya çikip İslamdan da bazı ögeler almış ayrı bir dinsel inançtır ne de dışarıdan İslam dinine girerek Batıni özellik kazanmıştır. Elbette ki Alevilik İslamın kendisi de değildir ama onun batıni yüzüdür; Kuran ayetlerinin tevili, yani içsel anlamlarını yorumlayarak büyük farklılıklar kazanmış bir İslami anlayıştır. Bölgesel değil evrensel bir gelişim göstermiştir ve Anadolu&#8217;yla da sınırlandırılamaz. </p>
<p> Halife Osman (644-656) döneminde gulat (taşkın/azgın ve aşirılar) adı verilen Ali tanrısallığı inancıyla başlayıp; bölgesel/tarihsel din, inanç ve felsefi akımlardan bazı ögelerle birleşme/bağdaştırma yoluyla (syncretisme) sürekli yenilenen, değişik adlarla yönetimlerin resmi dinine (Ortodoks İslama) aykırı/karşit gelişen Heterodoks akımların tamamını kapsar Alevilik. </p>
<p> Özellikle İmam Bakır (ö.735) ve İmam Cafer (ö.765) çevresindeki bu proto-Alevi kümeleşmelerin büyük bir bölümü, Ali-Ehlibeyt tanrısallığı, İnsan-Tanrı birliği kavramlarını, düşünce ve inançlarını Kur&#8217;an&#8217;ın batıni (ésotérique) yorumlarından çikarmislardir&#8230;. </p>
<p> Onlarca heterodoks/batıni gruplar neo-Platoncu felsefeden, Manicheizm-Paulikienizm ve Sabeen dinsel inançlarından aldıkları ögelerden esinlenerek Kuran ayetlerini ve Peygamberin hadislerini yorumlayıp inanç ögretilerini oluşturuyorlardı&#8230; </p>
<p> İmam Zeynelabidin&#8217;i izleyen Hüseyin soylu İmamların katledilerek nesillerinin tüketileceğınden korkan İmam Bakır ve Cafer üs Sadık takiyeyi inançsal ilke olarak uygulamak, gerçek düşünce ve inançlarını gizlemek zorunluğu duymuşlardır. Özellikle İmam Cafer&#8217;in takiye ögretisi siyasete bulaşmamak biçiminde yorumlanarak belki daha doğrusu, öyle algılanması sağlanarak baskıcı Abbasoğulları yönetimiyle uzlaşmak hedefinde geliştirilmiş zahiri düşünceleri, bu bağlamda Kur&#8217;an/Hadis yorumları, zamanın bilgini olarak çesitli alanlarda verdiği dersler ve dinsel uygulamalarıyla Oniki İmamcı Şiiliğin kuramsal temeli atılmış. Öbür yandan onun gerçek batıni düşünce ve inançları yeraltına inmiş ve gizli proto-Alevi topluluklarından, özellikle Hattabiler, Mufaddaliler, Mubarekiler tarafından yayılmış ve geliştirilmiştir. Bu grupların inanç önderleri ve İmam Bakır ve Cafer&#8217;in (azatlı ve ögretmen-ögrenci ilişkileri içinde) çok yakınlarıydı. Abul Hattab olarak bilinen Muhammed İbn Abi Zaynab al-Asadi, Mufaddal İbn Omar al-Cufi ve Mamun al-Kaddah, her iki İmamın kendilerine gizli olarak açıkladıkları Kur&#8217;an ayetlerinin tevillerini, yani mecazi/batıni yorumlarını, dedeleri Muhammed-Ali&#8217;nin batıni düşüncelerini, derslerindeki konuşmalarını formüle edip batıniliği kurumlaştırarak Alevi tanrı anlayışı ve inanç sisteminin temellerini atan kişilerdir. Abul Khattab&#8217;ın İmam Bakır&#8217;ın son yıllarında(730&#8217;larda) yazdığı Ummu&#8217;l Kitab ve Mufaddal&#8217;ın 760&#8217;lı yıllarda hazırladığı Kitab al-Haft va&#8217;l Azillah ya da al-Sharif kitapları Alevi inancının ilk yazılı kaynaklarındandır. Ummu&#8217;l Kitab&#8217;ın 10.yüzyıl klasik Farsçası, Kitab al-Haft ise Arapça aslıyla günümüze ulaşmış ve de dünya dinsel inançlar litaretüründe yerini çoktan almıştır. Bizlerin haberimiz bile olmadığı bu yapıtlar, gerek İsmaili ve gerekse Arap (Nusayri) Alevilerinin kutsal kitaplarıdır. Yetişkin yaşta yola giren bir talib, bu kitapların içindeki inançsal bilgileri tam anlamıyla ögrenip, Cemlerin değişik aşamalarında dai&#8217;nin ya da şeyhin yüze yakın sorusunu yanıtlayamıyamadığı takdirde gerçek yol talibi olamaz&#8230; </p>
<p> Selçuklu ve Osmanlı Sünni yönetimlerinin kırımcıl baskılarıyla sürekli mücadele içinde bir tarih yaşamış Anadolu Alevilerinin büyük düşünür ve ozanlarının kitaplarına/risalelerine ve şiirlerine bu bilgilerden pek çogu yansımıştır. Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Makalat&#8217;ında ve Yunus&#8217;tan başlayarak ve özellikle Kaygusuz Abdal&#8217;ın düzyazı ve şiirlerinde, Nesimi&#8217;nin Divan&#8217;ında, En başta Hatayi, Pir Sultan Kul Himmet üçlüsü olmak üzere 16.yy büyük Kızılbaş ozanlarının tümünün-Alevi-Bektaşi nefeslerinde deyişlerinde de fazlasıyla görülür sözü edilen proto-Alevi kaynaklarındaki inancımızın temel bilgileri. Sadece bunlar mı? Açınız 15.yüzyılı son yarısı ve 16. ilk çeyreginde yaşamış Alevi-Bektaşi ozan düşünürü Yemini&#8217;nin Faziletname&#8217;sini, İmam Ali&#8217;ye ilişkin tüm keramet söylenceleri bu kitaplardan aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Ama asıl yansımaları Buyruk metinlerinde bulmaktayız. Buyruk&#8217;taki gerek İmam Cafer Sadık&#8217;ın kendisine ait sözler, gerekse onun Ayet ve Hadis yorumları Mufaddal&#8217;ın Kitab al-Haft&#8217;dan ya da dolaylı olarak Alamut İsmaili Aleviliğinin çagdas(15.16.yy.) batıni kaynaklarından aktarılıp ve Kızılbaşlık siyaseti döneminin toplumsal koşulları içinde değerlendirilmiştir. </p>
<p> Yine çesitli Buyruk metinlerinde değişik biçimlerde verilen Evrenin Yaratılışı, Kırklar Meclisi ve Musahipliğe ilişkin mitolojik anlatımlar, yani göksel/doğaötesi söylenceler Ummu&#8217;l Kitab&#8217;dan alınmış; &#8220;eşitlik, özgürlük ve paylaşimcı bir düzen içinde insanların birbirlerini incitmeden yaşadıkları Rıza Kenti Ütopyasi ise doğrudan 9. yüzyılın ortalarında, Basra&#8217;da dönemin bilgin ve düşünürleri tarafından kurulmuş gizli &#8220;Saflık/Temizlik Kardeşleri&#8221; Birliği&#8217;nin hazırladığı ve İmam Cafer Sadık&#8217;ın oğlu İsmail&#8217;den yürüyen İki İmam&#8217;ın gözden geçirdikten sonra yayınlanan (dünyanın ilk ansiklopedisi) İkhvan üs Safa Risaleleri&#8217;nin &#8220;Manevi Devlet&#8221; tasarımından esinlenmedir.Bu tasarım aynı yüzyılın sonlarında Karmati Alevileri tarafından al Ahsa&#8217;da yaşama geçirilmiş ve Karmati Sosyalistik Cumhuriyeti olarak 2 yüzyıla yakın sürmüştür. </p>
<p> Bilindiği gibi Alevi inanç söylenceleri arasında çok önemli bir yeri olan bu göksel Kırklar Meclisi olgusu, Peygamberin İslamı yaymaya ve yaşatmaya çalistigi Mekke dönemindeki kendisine bağlı ilk kırk inananla yaptığı gizli toplantı ve tapınmaların, toplum bilincinde kutsanıp mitoslaştırılmasıdır. Bunun İlk örnegini Ummu&#8217;l Kitab&#8217;da görüyoruz; Adem yaratılmadan 324 bin yıl önce (yaratılış ötesinde) Tanrı&#8217;nın Muhammed-Ali&#8217;nin nurunu kendi nurundan yarattığı ve tahtının en yakınındaki kubbeye yerleştirdiği Ehlibeyt beşlisi dışında, onlara bağlı ve 12 nakib, 28 necib tanımlamasıyla (kırklar), 1000 renkli Beyazlık denizinde yaşayan, farklı renklerde nurdan ruhsal varlıklar olarak verilmekte. Salman, Mikdad, Abu Zer, Ammar, Cabir vb. adları göstermektedir ki bunlar, Peygambere ilk inanan gerçek Kırklardan başkası değildir. Mekke&#8217;de ilk İslam topluluğunun tapınma yeri yoktu. </p>
<p> Muhammed peygamber 621 yılında Medine&#8217;ye, Kırk&#8217;lardan 12&#8217;sini nakib (vekil) olarak orada dini yayma hizmeti için göndermişti. Burada ilk iş olarak tapınmalarını yapmak ve her türlü toplumsal, ekonomik ve güvenlik sorunlarını konuşmak için geniş bir avlu yaptırdı. Muhammed Mekke&#8217;den gelen tüm müslümanlarla (muhacir), bir yıl önce gönderdiği 12 kişinin Medine&#8217;de İslama çevirdigi yerlileri (ensar) burada kardeşleştirdi. Bu kardeşlik, ünlü &#8220;Medine Vesikası&#8221;nın ikinci maddesiyle, tarihe mal olmuştur. Demekki asıl zorunlu, yani farz olan, yazıya geçirilmiş bulunan tapınma &#8220;kardeşlik&#8221;, yani Musahip tutmaktı. Bu kardeşlik, Medine toplumunun sosyo-ekonomik koşullarında, tapınma törenlerinin bir parçası olarak, ortak çalisip, kazancı ortaklaşa kullanmak temelinde ömür boyu ailecek sürdürülecek yol ve inanç kardeşliğiydi. </p>
<p> Ortodoks tarihçilerin &#8220;Muahat Akdi&#8221; (Kardeşlik Anlaşması) adını verdikleri bu tören, Alevi toplu tapınması Görgü Cemi&#8217;nin en önemli kurumu Müsahipliğin kökenidir ve kesintisiz aynı ilkeler bağlamında &#8220;ikrar verme, yola girme ya da yolkardeşi olma&#8221; ritüelleriyle günümüze değin sürmüştür. Her ne hikmetse ortodoks İslam bilginleri, Muhammed Peygamberin her önemli kararı ve eylemini Tanrı&#8217;dan aldığı ayetlere bağlarken bu çok önemli ritüeli sadece bir andlaşma maddesi olarak değerlendiriyorlar. Oysa bu ritüeller İslama giriş, aydınlatıcı din kurucusunun huzurunda, ikrar verme/bağlanma/andiçme töreniydi ve aynı zamanda bir çesit mal ve can ortaklığında güvenceye alınmış, toplumsal ve ekonomik bağlamda kurumlaştırılmış olduğu kadar inanç ve yol kardeşliğidir. </p>
<p> Peygamberin Hakka yürümesiyle (Kırklar) Meclis düzeni ve kardeşlik esasına dayanan İslamın toplumcu yönetimi, bu düzeni sürdürebilecek tek kişi Kırklar&#8217;ın başi olan Ali uzaklaştırılınca toptan yıkıldı. İslam özünden koparılarak iktidardaki kabile ve kişilerin çikarlarina hizmet eden din niteliğine sokuldu. Arkasından baskıcı Hanedan imparatorluklarının yönetim dini oldu&#8230; </p>
<p> İslam tarihi boyunca tüm (heterodoks) Alevi inançlı halk hareketleri, büyük başkaldırıların çogu (görünüşteki çikislari ne olursa olsun) bu ilk ve gerçek İslamın yarattığı (sınıfsız) toplumcu düzeninin özlemi ve uygulanması girişimleridir. Ortodoks İslam bilginlerinin döneme asr-ı saadet diyerek özellikle ilk üç halifeyi de içine almaları doğru değildir. Zaten İslamı bozan, yönetimin çikarlarina ilk alet eden onlar olmuştur. Oysa bu kişiler tarihsel olarak ilk Kırklar Meclisinin üyelerdir ve 616 yılında Kırklar&#8217;ın Ömer bin Khattab&#8217;ın İslama girişiyle tamamlandığı İbn Hişam&#8217;ın Siyar-ı Nebi&#8217;sinde(s.159,190) ve hem de İkhvan as Safa (Risale IV, Bölüm 16))da yazılıdır. Ayrıca İkrar verip musahip de tutmuşlardır. Ancak bu kişiler ikrarlarını bozmuş ve dinin kurucucusu Muhammed&#8217;e ihanet ederek gerçek İslamın niteliklerini değiştirmişlerdir. Abdullah İbn Saba&#8217;nın önderlik ettiği, Kırklar&#8217;dan Salmanı-ı Farisi, Abu Zar, Mikdad, Ammar, Cabir gibi sadık sahabilerin desteklediği bir halk ihtilaliyle Halife Osman&#8217;ı ortadan kaldırarak başa geçirdikleri İmam Ali ise, buna karşilık beş yıl içinde, Cihad adı altında özellikle Halife Ömer&#8217;le başlayan İslam yayılmacılığından elde edilen büyük ganimetlerle aşirı derecede zenginleşen Umeyed askeri aristokrasi ve diğer çikar grupları tarafından yokedildi. Kolayni (ö.940) Usul-u Kafi eserinden Beşinci İmam Muhammed Bakır&#8217;ın ismini verdiğimiz Kırklar üyesi sadık sahabiler dışında, Peygamberin diğer bütün sahabilerinin ona ihanet ettiğine dair söylediklerini okuyabilirsiniz. </p>
<p> İşte kökeni bu erken heterodoks akımlara uzanan, onların batıni inançlarından kaynaklanan, Anadolu&#8217;da yaşayan Alevilik-Bektaşilik, Ortodoks İslam (Sünni ve Şii) inancına aykırı bir Tanrı ve tapınma anlayışına sahiptir. 1240 yılında kırımla sonuçlanan büyük Babai halk hareketinden sonra Batıni İslamı Anadolu&#8217;nun tarihsel, toplumsal ve kültürel koşullarına uyumsatan ve onlardan aldığı ögelerle yoğurup Anadolu&#8217;da yaşamakta olan Aleviliğin kurallarını belirleyerek inançsal birliği sağlayan zamanın İmamı(önderi) ve büyük batıni Dai&#8217;si Hünkar Hacı Bektaş Veli&#8217;dir. İkincisi 16. yüzyılda Kızılbaş devrimiyle gerçekleşmiştir. Alevi-Bektaşi Cem ve erkanlarının günümüze ulaşan uygulanmakta olan ritüellerinin çogu, Anadolu Aleviliğinin 16.yüzyılda yarattığı büyük Kızılbaşlık-Safevi siyasetinin ürünü olan İmam Cafer Sadık Buyruğu kitabında biçimlendirilip dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uygun olarak bazı genel kurallar (adab erkan) çerçevesine sokulmuştur. Halkın arasındaki deyimle &#8220;başimız Buyruk&#8221;a bağlanmıştır. Bu inançsal ilkeler, yani &#8220;edeb-erkan&#8221; ve bilgiler, büyük Alevi-Kızılbaş ozanları tarafından, düvazimam ve semah nefeslerinde, deyişlerde, miraçnamelerde ve keramet söylencelerini anlatan destanlarda en ince ayrıntılarına dek işlenerek günümüze ulaşmıştır&#8230; </p>
<p> Yalnız Anadolu Alevi-Bektaşileri değil, Irak&#8217;ta Sarılılar-Kakailer, Şebekler, Acvanlar-İbrahimi adlarıyla yaşamakta olan Alevi Türkmenler de Buyruk&#8217;a bağlılar ve ellerinde Azeri Türkçesiyle yazılmış en eski Buyruk metinleri bulunmakta (bu nüshalardan biri Manakib al-Awliya wa&#8217;l Buyruk adıyla Bagdad&#8217;da Iraki Museum, Turcomam MS 1470/1&#8217;de kayıtlıdır. ) ve Hacı Bektaş Veli evliyalar kutbu olarak saygı görmekte, Hatayi&#8217;nin Pir Sultan&#8217;ın ve diğer Kızılbaş ozanlarımızın yol ilkelerini anlatan bu nefesleri sadece saz/tar eşliğinde söylenmez, aynı zamanda ayet ve dualar/ gübenk olarak Cemlerde okunup yorumlanmaktadır. Aynı şekilde İran&#8217;daki Ali İlahici ya da Ehl-i Hakkcı&#8217;lar Hacı Bektaş Veli&#8217;yi, Ali&#8217;nin tanrısal mazharı gördükleri büyük evliya Sultan Sahak&#8217;la eşleştirmekte; hatta Safevi sufi tarikatının kurucusu Şeyh Safiyuddin&#8217;e, Gilanlı mürşidi Şeyh Zahid kendisine Şeyhlik beratı vermeden önce, onu iki kez dergahına göndererek Sultan Sahak&#8217;ın sınavından geçirttiği anlatılmaktadır. (Matti Moosa, Extremist Shiites-The Ghulat Sects, Syracuse University Press, New York, 1988) Başlangıçtan beri kısaca vurgulamaya çalistigimiz tarihsel çikis ve inançsal kökenleriyle birlikte bu ilişkileri araştırıp sorgulamadan Aleviliğin İslam dışı ya da sadece Anadoluya özgü bir inanç biçimi olduğunu iddia etmek sadece aymazlıktır. </p>
<p> Sonuç Olarak </p>
<p> Batıni İslam olarak Alevi-Bektaşi inancında Muhammed rehber, mürşid Ali&#8217;dir ve Muhammed&#8217;in rehberliğinde Ali&#8217;ye varılır; bu demektir ki Muhammed&#8217;i tanımadan Ali&#8217;ye varamaz ve Ali sırrına eremezsin. Allah-Muhammed-Ali üçleminde vahdede (Birlik) ulaşilır. Alevi inanç anlayışında Muhammed zahiri (açıklığı, biçimsel tapınmaları), Ali batını (gizli tapınmayı; yani &#8216;ölmeden önce ölme, ahiret hesabını burada görme; benliği öldürerek özünü tanıma ve el ele, el Hakk&#8217;a-hakikata ulaşmayı) temsil eder. Ali&#8217;den sonra ikinci büyük batıni üstad İmam Cafer Sadık&#8217;tır. Alevilerin batıni tapınmaları Görgü Cemlerindeki adab-erkandır; cemlerde yapılan &#8220;Ali meydanında malı-varlığı ortaya koyup; malı mala, canı cana katma&#8221; törenleridir. </p>
<p> Alevi toplu tapınmasına &#8220;Hak cemi&#8221; denildiği gibi, pir huzuru da &#8220;Hak katı&#8221; ile eşleştiriliyor. Alevi-Bektaşi inancında &#8220;ikrar verip nasip alma, musahip tutma&#8221; töreni, aynı zamanda bir &#8220;miraç&#8221; (Tanrı&#8217;yla buluşma) olarak değerlendirilir. Pir-mürşit huzuru, &#8220;Hakk katı&#8221; olduğu gibi İmam Cafer-i Sadık Buyruğu&#8217;na göre, pirlerinin, mürşitlerinin evi, Mekkeleridir. Onları ziyaret edenler, binbir kere hacı ve gazi olurlar ve günahlarından kurtulup, masum-u pak olurlar. Zaten Buyruk, Cem&#8217;i de büyüğün-küçüğün, güzelin-çirkinin birbirine eşit sayıldığı, kimsenin kimseden üstün olmadığı cennet olarak tanımlamaktadır. Cem&#8217;in müminleri melek, Müslimleri (bacılar) huridirler. Böyle bir ortama giren musahip çiftler, benliğini öldürmüs, bireysel çikarlarindan, kendi nefsinden uzaklaşmış bir can bir vücut olarak bu Tanrısal ortamda yeniden doğmuşlardır. Bu ortamda ben&#8211;sen, biz&#8211;siz kalkmış; herkes var, hepimiz varız. Alevilik İslam ortodoksizmini oluşturan Sünnilik ve Şiiliğin dışında bir İslami inanç sistemidir. Sürekli vurgulanması gereken gerçek budur.  </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/gunceldeky-alevylyk-tanimlamalarina-toplu-ve-elethtyrel-bakith/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Medine Vesikası</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasy/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasy/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Aug 2007 19:34:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/medine-vesikasy/</guid>
				<description><![CDATA[Mekkeli Müslümanlar, Nisan ayından itibaren, l6 Temmuz 622 gününe dek Medine&#8217;ye hicret ederler. Hz. Muhammed; hicretin daha ilk aylarında, Enes İbn-i Malik&#8217;in evinde Mekkeli muhacir ile Medineli ensarın aile reislerini ya da vekillerini toplayarak, bir &#8220;şura&#8221; oluşturur. Bu şurada, 23 maddelik ortak hareket etme ve Müslümanları nasıl yöneteceklerine ilişkin bir sözleşme hazırlarlar. Daha sonra bu ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Mekkeli Müslümanlar, Nisan ayından itibaren, l6 Temmuz 622 gününe dek Medine&#8217;ye hicret ederler. Hz. Muhammed; hicretin daha ilk aylarında, Enes İbn-i Malik&#8217;in evinde Mekkeli muhacir ile Medineli ensarın aile reislerini ya da vekillerini toplayarak, bir &#8220;şura&#8221; oluşturur. Bu şurada, 23 maddelik ortak hareket etme ve Müslümanları nasıl yöneteceklerine ilişkin bir sözleşme hazırlarlar. Daha sonra bu sözleşme; Medineli Yahudileri, Hıristiyanları, Müşrik Arapları, çesitli kabileleri ve tüccarları kapsayacak şekilde ve gönüllü iştirakleriyle genişletilerek mutabakat sağlanır ve 52 maddeye çikarilarak &#8220;sosyal bloklar&#8221; arasında akdedilir. &#8220;Medine Vesikası&#8221; denilen bu toplum sözleşmesi; &#8220;Medine Site Devleti&#8221;nin yapısal erkinin yazılı belgesini gösterdiği kadar, &#8220;ilk İslâm Anayasası&#8221; olmasından dolayı da önem arz etmektedir. Medine Vesikası&#8217;nı İslâm âlemine Prof. Dr. Muhammed Hamidullah tanıtırken (1), Türkiye gündemine Ali Bulaç getirerek tartışılmasını sağlamıştır (2). Dünyada ve Türkiye&#8217;de Sol ve İslâmi çevrelerce bu belge, &#8220;toplum tasarımı&#8221; açısından çok tartışılmasına rağmen; benim dışımdaki Alevi yazarlarca gündeme getirilip tartışılmamıştır.(3) Halbuki, Medine Vesikası, &#8220;İslâmi Nizam&#8221; içinde Aleviliğin temel belgesini ve bakış perspektifini oluşturmaktadır. Ne hikmetse çok sayıda kitap yayınlayan medyatik Alevi yazarlar; Ali Bulaç&#8217;ın aktülel gündemleştirdiği bu tarihsel belgeyi görmezlikten geldiler. Çünkü bu tip yazarlar, &#8220;sistemin&#8221; öngördügü ve programladığı gündemin dışına çikmaya cesaret edememektedirler. Ya da ideolojik nedenlerle kaygı duyduklarından bu konuya girmemeyi tercih etmişlerdir. Medine Vesikası&#8217;yla çok kültürlü, çok kimlikli, çok inançlı bir toplum öngörülmekle birlikte, aynı zamanda sekuler, özgürlükçü, eşitlikçi ve paylaşimcı bir toplumsal yapının da temelleri atılmıştır. Medine Vesikası&#8217;nın 2.maddesi gereği olarak &#8220;İslâmi toplum&#8221; için &#8220;ahdi kardeşlik&#8221; organizasyonu şart koşulmuştur. Bu ilke ve Medine Site Devleti sosyal yapısı daha sonra İmam Cafer-i Sadık tarafından &#8220;Buyruk&#8221;ta &#8220;Rıza Kenti&#8221; şeklinde tasarı haline dönüştürülmüştür. (4) Hz. Muhammed tarafından uygulanan &#8220;Kâmil Toplum&#8221; projesi ve &#8220;kentsel yaşama biçimi&#8221; ile bu tasarımın temel taşi, &#8220;musahiplik kurumu&#8221;; üç halifeler (Bekir-Ömer-Osman) ve Emeviler döneminde kaldırılmıştır. Halbuki bu uygulamalar Kuranî bir emir olup, Hz. Muhammed de gerçekleştirmiştir. Hz. Ali yanlıları bu projeyi sonuna dek savunarak, bugüne dek &#8220;ütopya&#8221; olarak getirmişlerdir. Aleviler, tarihsel süreç içinde bu projeyi zaman zaman hayata geçirmişlerdir. Hz. Muhammed&#8217;in hicretine izafeten adını &#8220;Dâr-ül Hicra&#8221; koyan Karmatiler ve Nizari İsmaililer; 9 ve 13. yüzyılda bugünkü Suriye, Irak, Azerbaycan, İran ve Orta-Asya (Horasan) bölgesindeki yerleşim yerleri ve kalelerinde &#8220;Rıza Şehri&#8221; toplum modelini uygulamışlardır. Bunun en somut örnegi, &#8220;Alamut Kalesi&#8221;dir.(5)  </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>ADALET UĞRUNDA BİR ULU ŞEHİT</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/adalet-udrunda-byr-ulu-thehyt/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/adalet-udrunda-byr-ulu-thehyt/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Aug 2007 19:33:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Asghar Ali Engineer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/adalet-udrunda-byr-ulu-thehyt/</guid>
				<description><![CDATA[Dr. Asghar Ali Engineer Muharrem&#8217;in onuncu g&#252;n&#252;, b&#252;t&#252;n m&#252;sl&#252;manlar, ama &#246;zellikle Şii (ve Alevi-Bektaşi, İ.K.) m&#252;sl&#252;manlar i&#231;in matem g&#252;n&#252;d&#252;r. Bu g&#252;n, Peygamber&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye g&#246;&#231;&#252;ş&#252;n&#252;n(Hicret&#8217;in) 61. yılında (M.680) torunu İmam H&#252;seyin&#8217;in şehit oluşunu bize anımsatır. İnsanların konuya&#160; ilişkin olarak sorduğu temel soru şu: Ni&#231;in İmam H&#252;seyin şehit olmayı se&#231;mek zorundaydı? Bu bağlamda, İslam&#8217;ın, herşeyin &#246;tesinde, ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr. Asghar Ali Engineer<br /> </strong><br /> Muharrem&rsquo;in onuncu g&uuml;n&uuml;, b&uuml;t&uuml;n m&uuml;sl&uuml;manlar, ama &ouml;zellikle Şii (ve Alevi-Bektaşi, İ.K.) m&uuml;sl&uuml;manlar i&ccedil;in matem g&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Bu g&uuml;n, Peygamber&rsquo;in Mekke&rsquo;den Medine&rsquo;ye g&ouml;&ccedil;&uuml;ş&uuml;n&uuml;n(Hicret&rsquo;in) 61. yılında (M.680) torunu İmam H&uuml;seyin&rsquo;in şehit oluşunu bize anımsatır. <br /> İnsanların konuya&nbsp; ilişkin olarak sorduğu temel soru şu: Ni&ccedil;in İmam H&uuml;seyin şehit olmayı se&ccedil;mek zorundaydı? Bu bağlamda, İslam&rsquo;ın, herşeyin &ouml;tesinde, toplumda temel değişiklikler yapmaya hedeflennmiş bir tasarım olduğunu g&ouml;stermek ve buna dikkat etmek gereklidir. Kuran, adaletin &ouml;nemini ısrarla vurgulamakta; s&ouml;m&uuml;r&uuml; ve baskıdan kurtulmuş bir toplum, &ccedil;ogunlugun arzu ve istekleri pahasına, azınlığın zenginliği elinde tutma-istifleme hırsından uzak bir toplum idealine &ouml;ncelik vermektedir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br /> Peygamber kendi kişisel &ouml;rneklemesiyle s&uuml;reci harekete ge&ccedil;irmiş;&nbsp; tam anlamıyla&nbsp; adil bir bi&ccedil;imde,&nbsp; mustad&#8217;ifin&rsquo;i, yani toplumun alt kesimlerini-yoksulları, mustakbirin&rsquo;e &uuml;st tabakalara karşı g&uuml;&ccedil;lendirmiştir. Bununla birlikte, ideallerin en yumuşağıyla bile &ccedil;esitli &ccedil;ikar &ccedil;evrelerini yok etmek kolay değildir. </p>
<p> İslamın toplumsal tasarımı, Peygamber&rsquo;in &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; izleyen birka&ccedil; yıl i&ccedil;erisinde sıkıntıya girdi. Halifeliğin ilk yıllarında İslamın yayılma sınırlarının hızlı bir bi&ccedil;imde genişlemesiyle, &ccedil;esitli g&uuml;&ccedil;lerde &ccedil;ikar &ccedil;evreleri artmaya başladı. Karşilıklı danışma tartışma &uuml;zerindeki vurgusuyla,&nbsp; İslam toplumunun demokratik ruhu zayıflatılmaya başladı; yolsuzluk ve zorbalık (baskıcı y&ouml;netim) alabildiğine arttı kaldırdı.&nbsp;&nbsp; <br /> Kutsal Peygamber&rsquo;in, Abuzer Gaffar gibi sahabileri bu duruma karşı &ccedil;ikti; servet biriktiren ve y&ouml;netim erkini kendi ellerinde toplamaya &ccedil;alisanlari uyardı.&nbsp; Fakat Gaffari uyarılarında başarısız oldu ve kendisi Rabza &ccedil;&ouml;l&uuml;nde, terkedilmiş olarak &ouml;ld&uuml;. İslam&rsquo;da hanedan y&ouml;netimine yer yoktu, ancak Peygamber&rsquo;in &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n hen&uuml;z otuz yılı i&ccedil;indeyken bir hanedan (Emevi s&uuml;lalesi İ.K.) y&ouml;netimi bi&ccedil;imi doğmuştur.<br /> İslam tarihinde ilk monarch (Monarkhos/&#61517;&#61551;&#61550;&#61537;&#61554;&#61539;&#61551;s: Y&ouml;netim erkini tek elde toplayan, kral, h&uuml;k&uuml;mdar, padişah vb. İ.K.) Muaviye&rsquo;in oğlu Yezid oldu. İslami değerlere derinden bağlanmış olan M&uuml;sl&uuml;manlar bu gelişmeden incindiler. Fakat b&uuml;t&uuml;n diğer h&uuml;k&uuml;mdarlar gibi, Yezid karşi &ccedil;ikislara karşi acımasız baskılara başvurdu. </p>
<p> K&uuml;fe kenti, Yezid&rsquo;e karşı direnişin ana merkeziydi. Bu kentte, fethedilen &uuml;lkelerden gelmiş Arap olmayan b&uuml;y&uuml;k bir n&uuml;fus vardı. Her ne kadar İslam, insanlar arasından her t&uuml;rl&uuml; ayırımcılığı kaldırmışsa da, Arapların &ccedil;ogu kendi ayrıcalıklarından vazge&ccedil;meğe hazır değillerdi. Kendileri ile İslamı kabul etmiş Arap olmayanlar arasında, onlara Arapların k&ouml;leleri (mevali) gibi bakarak ayırım g&ouml;zetmeğe başladılar. İslam dinini kabul etmiş, adalet beklemekte olan bu insanların kendileri de karşi ayrımcılığı hissettiler ve &ccedil;ok ge&ccedil;meden aralarında derin bir huzursuzluk, kargaşa yayıldı.</p>
<p> K&uuml;fe aynı zamanda, Peygamber&rsquo;in damadı Hz. Ali&rsquo;nin yandaşları&nbsp; Aleviler&rsquo;in (Alids)&nbsp; merkeziydi.&nbsp; Hz. Ali, halife olduğu zaman&nbsp; K&uuml;fe&rsquo;yi başkent yapmış ve burada, tıpkı Peygamber gibi, tam anlamıyla adaleti uygulamış olduğundan dolayı,&nbsp; destek i&ccedil;in onu&nbsp; ve ailesini arayan Arap olmayan halka merkez g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; kazanmıştı. <br /> Kuran&rsquo;a ilişkin &ouml;ğretilerin hoşg&ouml;r&uuml; g&ouml;sterdiği-temsil ettiği herşeyi ortadan kaldırmakla meşgul olan ahlaksız ve zorba Yezid&rsquo;e karşi ikendilerine &ouml;nderlik yapması i&ccedil;in, Ali&rsquo;nin yaşayan oğlu ve ardılı İmam H&uuml;seyin&rsquo;i &ccedil;agiran K&uuml;fe halk oldu.<br /> Yezid b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların g&ouml;rebildiği gibi, İslam devrimini ve onun adaletli bir toplum &ouml;ng&ouml;r&uuml;s&uuml;n&uuml; baltalayarak,&nbsp; geriye &ccedil;eviren bir karşi-devrimciydi.<br /> İmam Huseyin, doğallıkla Yezid&rsquo;i, İslam d&uuml;nyasını y&ouml;netecek bir halife olarak kabul etmeyi reddetti. O, İslam d&uuml;nyasının ruhuna karşi harekete ge&ccedil;en, kardeşi İmam Hasan ile Muaviye arasında yapılan andlaşmaya, yani&nbsp; Muaviye&rsquo;nın &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra Halifeliğin halka (halkın arzusuna) bırakılacağı maddesine aykırı hareket eden bir&nbsp; gasıp&ccedil;ı, bir zorba olarak g&ouml;rd&uuml; Yezid&rsquo;i. İşte bunun i&ccedil;in İmam H&uuml;seyin, Yezid&rsquo;e karşi m&uuml;cadelelerinde K&uuml;fe halkına &ouml;nderlik etmeye razı oldu<br /> Olayların bu bi&ccedil;ime d&ouml;n&uuml;ş&uuml;ne &ouml;fkelenen Yezid, K&uuml;fe&rsquo;nin sevilen valisini alarak, yerine İbn-i Ziyad adında zalim birini atadı.&nbsp; İmam H&uuml;seyin&rsquo;i K&uuml;fe yolundayken&nbsp; kuşatıp, ya onu zorla teslim alması ya da &ouml;ld&uuml;rmesi i&ccedil;in askeri birlikler g&ouml;nderdi. İmam ve yanındakiler Kerbala&rsquo;da kuşatıldı ve &uuml;&ccedil; g&uuml;n(?) boyunca sudan ve yiyecekten yoksun bırakıldılar. Hicretin 61.yılında Muharrem&rsquo;in onuncu g&uuml;n&uuml;&nbsp; İmam ve 72 yandaşi Yezid&rsquo;in kuvvetleri tarafından katledilmişlerdi. <br /> H&uuml;seyin, İslam devriminin ana ilkeleri olan&nbsp; adalet ve eşitliği savunurken yaşamını verdi. O, İslamın ilk ve en b&uuml;y&uuml;k şehididir, Şehid-i Azam&rsquo;dır H&uuml;seyin.&nbsp; M&uuml;sl&uuml;manlar&nbsp; 1400 yıldır, her&nbsp; Muharrem ayında, onun yiğitlik ve d&uuml;r&uuml;stl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;-adalet d&uuml;ş&uuml;ncesini anarak, takdir ve &ouml;vg&uuml;lerini sunmaktadırlar.&nbsp;&nbsp; <br /> (İngilizceden &ccedil;eviren: İsmail Kaygusuz) </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/adalet-udrunda-byr-ulu-thehyt/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>II. Veda Haccı, Ghadir Khum Olayı ve İmam Ali</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/ii-veda-haccy-ghadir-khum-olayy-ve-ymam-ali-2/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/ii-veda-haccy-ghadir-khum-olayy-ve-ymam-ali-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 24 Aug 2007 19:32:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kaygusuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/ii-veda-haccy-ghadir-khum-olayy-ve-ymam-ali-2/</guid>
				<description><![CDATA[İsmail Kaygusuz Peygamber hicretten on yıl sonra  yakın yoldaşlarına (sahabilere), farklı bölgelerdeki bütün insanları son haccında kendisine katılmaya çağırmalarını buyurdu. O bu hac esnasında, haccın doğru olarak ve birleştirilmiş biçimde nasıl düzenleneceğini ögretti. İlk kez Müslümanlar çok büyük bir kalabalık halinde önderleri Tanrının Peygamberinin huzurunda toplandılar. Mekke yolunda Peygamberin peşinde yetmiş binden fazla insan vardı. ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> İsmail Kaygusuz</p>
<p> Peygamber hicretten on yıl sonra  yakın yoldaşlarına (sahabilere), farklı bölgelerdeki bütün insanları son haccında kendisine katılmaya çağırmalarını buyurdu. O bu hac esnasında, haccın doğru olarak ve birleştirilmiş biçimde nasıl düzenleneceğini ögretti. İlk kez Müslümanlar çok büyük bir kalabalık halinde önderleri Tanrının Peygamberinin huzurunda toplandılar. Mekke yolunda Peygamberin peşinde yetmiş binden fazla insan vardı. Zilhicce ayının dördüncü günü  yüzbinden fazla üslüman Mekke&#8217;ye girdi. </p>
<p> 18 Zilhicce&#8217;de (Dhul-Hajjah) son Haccını (Hajjatul-Widaa) tamamladıktan sonra, Peygamber  Mekke&#8217;den edine&#8217;ye doğru hareket etti. O ve peşindeki kalabalık (bugünkü  Cuhfah adlı yerin yakınında bulunan) Ghadir Khum  denilen yere ulaştı. Burası değişik eyaletlerden gelen halkın birbiriyle vedalaşip, farklı yollardan evlerine gittikleri bir buluşma yeri ve dört yolağzıydı. Aşağıdaki ayet burada Peygambere indi: </p>
<p> &#8220;Ey Tanrının Elçisi! Rabbin tarafından sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmaz, bildirisini sunmaz isen, elçilik görevini yapmamış olursun. Tanrı seni insanlardan koruyacaktır. Tanrı gerçekten kafirler-inançsızlar topluluğuna yolgöstericilik yapmaz&#8221; (Kuran 5, 67).</p>
<p> Ghadir Khum&#8217;da Peygamberin konuşmasından önce bu ayetin indiğini doğrulayan  Sünni referanslardan bazıları şunlardır:</p>
<p> (1) Fakhr al-Razi, Tafsir al-Kabir, vo12, s. 49-50; Ibn Abbas, al-Bara Ibn Azib, and Muhammad Ibn Ali tarafından anlatılanlar  ve Kuran (5, 67) ayetinin yorumunda .<br /> (2) al-Wahidi,Asbab al-Nuzool,s.50;Kuran ve Hadis otoriteleri Atiyyah ve Abu Sa&#8217;id al Khudri&#8217;nin rivayetleri    <br /> (3) al-Hafiz Abu Nu&#8217;aym, Nuzul al-Quran; Abu Sa&#8217;id Khudri ve Abu Rafi&#8217;ninrivayetlerinden aktarma.<br /> (4) Ibn Sabbagh al-Maliki al-Makki, al-Fusool al Muhimmah,s.24<br /> (5) al-Hafiz al-Suyuti, Durr al-Manthur; Kuran 5,67(ayetinin)yorumu<br /> (6) al-Shawkani,Fathulr; Kuran 5,67(ayetinin)yorumu<br /> (7) Hasan Khan,  Fathul Bayanr; Kuran 5,67(ayetinin)yorumu<br /> (8) Shaykh Muhi al-Din al-Nawawir; Kuran 5,67(ayetinin)yorumu<br /> (9) Noor al-Din al-Halabi,  al-Sirah al-Halabiyah vol.3, s.301<br /> (10) al-Ayni,Umdatul Qari fi Sharh Sahih al-Bukhari, <br /> (11) Tafsir al-Nisaboori, vol. 6,s.194<br /> (12) Ibn Mardaway ve daha birçokları&#8230;</p>
<p> II. a Ghadir Khum Söylevine  giriş ve Ehlibeyt ve Ali hakkında bazı Hadisler</p>
<p> Aldığı ayet üzerine Peygamber, oldukça sıcak olan Ghadir Khum vahasında durdu. Yola çikmis olan bütün insanların hemen geri gelmesi için haber saldı ve geride kalan bütün hacılar ulaşincaya dek bekledi; herkes geldi ve biraraya toplandılar.  Muhammed Salman&#8217;a kaya parçaları ve deve semerleri kullanarak yüksekçe bir minber (kürsü) yapmasını buyurdu. Ancak böyle bir yerden duyurusunu yapabilirdi. İlk inen ayeti bildirdiğinde ögle saatiydi ve o vadinin içi aşirı sıcaktı. Bunun için insanlar giysilerini ayaklarına bacaklarına sararak, kaya parçaları üzerindeki semerlerden minberin çevresinde oturuyorlardı. <br /> O gün Tanrının elçisi, üç saati minberde olmak üzere tam beş saatini konuşmakla harcadı. Kur&#8217;an&#8217;dan yaklaşik 100 ayet okudu ve yetmiş üç kere de hatırlatma yaptı ve insanları işleri ve geleceklerine ilişkin olarak ikaz etti. Sonra onlara uzun bir söylev verdi. Sünni hadisçiler tarafından da genişçe nakledilmiş olan söylevinden aşağıdaki birkaç kısa paragrafın arkasından daha büyük bir bölüm verilecektir.Ve Tanrının elçisi şöyle başladı konuşmasına:</p>
<p> &#8220;Tanrı tarafından çagrilacagim ve benim bu çagriyi yanıtlayacağı vaktin yakın olduğu görülüyor. Sizin için iki değerli şey bırakıyorum ve eğer bunların ikisine sıkı yapışırsanız, benden sonra asla yolunuzu şaşirmazsınız. Bunlardan biri Allahın kitabı Kuran, diğeri ise benim soyumu sürdürecek olan Ehlibeyt&#8217;im.  Bu ikisi birbirinden asla ayrılmayacaktır taki onlar cennetteki havuzun başinda benim yanıma gelinceye kadar.&#8221;</p>
<p> Sonra Peygamber sordu : &#8220;Onların kendileri üzerinde olduğundan daha  fazla inananlar üzerinde benim hakkım yok mudur&#8221; Kalabalık bağırark yanıtladı : &#8220;Evet, ya Resulullah!&#8221; Bunun üzerine Peygamber, Ali&#8217;nin elinden tutup havaya kaldırdı ve &#8220;ben dedi, herkimin mevlası, efendisi-önderi isem, Ali de onun önderi efendisidir. Ey Tanrım, onu sevenleri sev,  ona düşman olanlara düşman ol!&#8221;<br /> Bunları anlatan Sünni referans kaynaklardan bazıları:</p>
<p> (1) Sahih Tirmidhi, v2, s.298, v5,s.p.63<br /> (2) Sunan Ibn Maja, v1,s. 12,43<br /> (3) al-Nisa&#8217;i, Khasa&#8217;is, s. 4,21<br /> (4) al-Hakim, al-Mustadrak, v2, s129, v3, s. 109-110,116,371<br /> (5) Musnad Ahmad Ibn Hanbal, v1,s, 84,118,119,152,330, v4, s. 281,368,370,<br /> 372,378, v5, s. 35,347,358,361,366,419 (zincirleme 40 raviden(rivayetçiden)<br /> (6) Ahmad Hanbal,Fada&#8217;il al-Sahaba, v2,s. 563,572<br /> (7) Majma&#8217; al-Zawa&#8217;id, by al-Haythami, v9, p103 (from several transmitters)<br /> (8) Tafsir al-Kabir, by Fakhr al-Razi, v12, pp 49-50<br /> (9) Tafsir al-Durr al-Manthur, by al-Hafiz Jalaluddin al-Suyuti, v3, p19<br /> (10) Tarikh al-Khulafa, by al-Suyuti, pp 169,173<br /> (11) al-Bidayah wal-Nihayah, by Ibn Kathir, v3, p213, v5, p208<br /> (12) Usdul Ghabah, by Ibn Athir, v4, p114<br /> (13) Mushkil al-Athar, by al-Tahawi, v2, pp 307-308<br /> (14) Habib al-Siyar, by Mir Khand, v1, part 3, p144<br /> (15) Sawaiq al-Muhriqah, by Ibn Hajar al-Haythami, p26<br /> (16) al-Isabah, by Ibn Hajar al-Asqalani, v2, p509; v1, part1, p319,<br /> v2, part1, p57, v3, part1, p29, v4, part 1, pp 14,16,143<br /> (17) Tabarani, who narrated from companions such as Ibn Umar, Malik Ibn<br /> al-Hawirath, Habashi Ibn Junadah, Jari, Sa&#8217;d Ibn Abi Waqqas,<br /> Anas Ibn Malik, Ibn Abbas, Amarah,Buraydah,&#8230;<br /> (18) Tarikh, by al-Khatib Baghdadi, v8, p290<br /> (19) Hilyatul Awliya&#8217;, by al-Hafiz Abu Nu&#8217;aym, v4, p23, v5, pp26-27<br /> (20) al-Istiab, by Ibn Abd al-Barr, Chapter of word &quot;ayn&quot; (Ali), v2, p462<br /> (21) Kanzul Ummal, by al-Muttaqi al-Hindi, v6, pp 154,397<br /> (22) al-Mirqat, v5, p568<br /> (23) al-Riyad al-Nadirah, by al-Muhib al-Tabari, v2, p172<br /> (24) Dhaka&#8217;ir al-Uqba, by al-Muhib al-Tabari, p68<br /> (25) Faydh al-Qadir, by al-Manawi, v6, p217<br /> (26) Yanabi&#8217; al-Mawaddah, by al-Qudoozi al-Hanafi, p297</p>
<p> Muhammed&#8217;in konuşmasının bitirmesinden hemen sonra bir  Kuran ayeti indi: </p>
<p> &#8220;Bugün dininizi mükemmel kıldım ve sizin üzerinizde cömertliğimi, ödülümü tamamladım. Dininizin İslam olmasından tatmin oldum.&#8221;  (Kuran 5:3)</p>
<p> Bu ayetin  Ghadir Khum&#8217;da Muhammed&#8217;in konuşmasının bitişinden sonra indiğini açıklayan Sünni kaynaklardan bazıları:</p>
<p> (1) al-Durr al-Manthur, by al-Hafiz Jalaluddin al-Suyuti, v3, p19<br /> (2) Tarikh, by Khatib al-Baghdadi, v8, pp 290,596  from Abu Hurayra<br /> (3) Manaqaib, by Ibn Maghazali, p19<br /> (4) History of Damascus, Ibn Asakir, v2, p75<br /> (5) al-Itqan, by al-Suyuti, v1, p13<br /> (6) Manaqib, by Khawarazmi al-Hanfi, p80<br /> (7) al-Bidayah wal-Nihayah, by Ibn Kathir, v3, p213<br /> (8) Yanabi&#8217; al-Mawaddah, by al-Qudoozi al-Hanafi, p115<br /> (9) al-Hafiz Abu Nu&#8217;aym, Nuzul al-Quran; Abu Sa&#8217;id Khudri&#8217;den rivayet   </p>
<p> Yukarıdaki ayet açıkça belirtmektedir ki İslam, Peygamberden sonra önderlik sorunu açıklığa kavuşturulmadan tamamlanmamış ve dinin tamamlanması-olgunlaşması Peygamberin kendisine ardıl-halef(ataması) duyurusuna bağlı kılınmıştı.</p>
<p> II. b Bağlılık (Biad) Andı</p>
<p> Konuşmadan sonra Tanrının elçisi herkesten Ali&#8217;ye bağlılık yemini istedi ve onu (Ali&#8217;yi) kutladı. Ona bağlılık andı yapanlar arasında Ebubekir, Omer ve Osman da bulunuyordu. Ebubekir ve Ömer&#8217;in Ali&#8217;ye biat ettikten sonra, &#8220;Aferin sana ya Abi Talip&#8217;in oğlu! Bu gün, bütün erkek ve kadın tüm inananların mevlası (efendisi-önderi) oldun&#8221; diyerek onu kutladıkları anlatılır.  Ghadir günüde Ali&#8217;ye bağlılık yemini olayın, anlatan bazı Sünni kaynaklar:</p>
<p> (1) Musnad Ahmad Ibn Hanbal, v4, p281<br /> (2) Tafsir al-Kabir, by Fakhr al-Razi, v12, pp 49-50<br /> (3) Mishkat al-Masabih, by al-Khatib al-Tabrizi, p557<br /> (4) Habib al-Siyar, by Mir Khand, v1, part3, p144<br /> (5) Kitabul Wilayah, by Ibn Jarir al-Tabari<br /> (6) al-Musannaf, by Ibn Abi Shaybah<br /> (7) al-Musnad, by Abu Ya&#8217;ala<br /> (8) Hadith al-Wilayah, by Ahmad Ibn `Uqdah<br /> (9) Tarikh, by Khatib al-Baghdadi, v8, pp 290,596  from Abu Hurayra</p>
<p> II. c Ghadir Khum&#8217;da toplanan insanların sayısı ve tanıklıkları üzerine</p>
<p> Anlatıcıların dilleri  ve zaman aşimı aracılığıyla artan bir saygınlığın bu gelenekle birleştirilmesi Tanrının iradesiydi. Öyle ki, yolgösterici İmam(Ali) için  ayakta dimdik duran bir kanıt vardır.  Tanrı Peygamberine, kalabalık toplandığı zaman halka bir bildirimde (tebliğde) bulunmasını buyurmuştu. Böylece oradaki herkes geleneğin anlatıcıları oldu. O esnada kalabalığın sayısı yüzbini geçmişti.  </p>
<p> Zaid İbn Arqam&#8217;ın rivayeti: &#8220;Abu al-Tufail dedi ki : &#8216;Bunu Tanrının elçisinden duydum ve orada kimse yoktu ki kendi gözleriyle onu (Muhammed&#8217;in Ali&#8217;yi ardıl atama olayını)  görmesin, kendi kulaklarıyla  işitmesin&#8221; </p>
<p> Diğer birkaç Sünni kaynak: <br /> (1) al-Nisa&#8217;i, al-Khasa&#8217;is, , s.21;<br /> (2) al-Dhahabi said it is sahih (authentic), as said in:<br /> (3) History of Ibn Kathir, v5, s.208</p>
<p> Rivayet edilir ki, orada &#8220;Tanrının  Elçisi sesini yükselterek çagri yaptı-duyurdu&#8221;.(Sunni yazar  al-Khawarizmi, Manaqib al-Khawarizmi, s. 94)</p>
<p> Yine bir başka  Sünni yazar İbn al-Jawzi, Manaqib&#8217;inde, &#8220;Peygamberle birlikte sahabilerden, Mekke ve Medine civarında oturmakta olan Araplardan yüz-yüzyirmi kişi vardı. Onlar  Veda Haccında bulunan insanlardı ve onlar bu konuşmayı işittiler&#8221;diye yazmaktadır.   </p>
<p> Bazı Sünni yorumcular, Maaric Suresinin ilk üç ayetinin (Kuran 70, 1-3) Peygamber&#8217;in Veda Haccından dönüşü, Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye gelişinden sonra bir tartışma çiktigi zaman Peygambere indiğini ileri sürmektedir.</p>
<p> Tanrının Elçisi Ghadir Khum&#8217;da halkı toplayıp Ali&#8217;yi onlara tanıttıktan sonra  yukarıda belirttiğimiz üzere &#8220;ben kimin efendisiysem, Ali de onun (Mevlası) efendisidir&#8221; diye buyurmuştu.  Haber hemen kent ve kırsal bölgelerde çabucak yayıldı. Harith Ibn Nu&#8217;man al-Fahri ( diğer bir söylentiye göre Nadhr Ibn Harith) bunu ögrenir ögrenmez, devesine atlayıp Medine&#8217;ye geldi ve Tanrının Elçisinin huzuruna çikip şöyle konuştu:  &#8220;Bize Allah&#8217;tan başka tapılacak Tanrı olmadığına ve  senin Tanrının elçisi olduğuna inanmamızı buyurdun ve biz kabul ettik.  Bize hergün beş kez dua etmemizi  Ramazam ayında oruç tutmamızı buyurdun boyun eğdik. Sonra Mekke&#8217;ye Hac yapmaya gitmemizi söyledin onu da kabullendik. Fakat, sen bütün bunlarla yetinmedin (tatmin olmadın). Şimdi kuzenin Ali&#8217;i kendi elinle tutup kaldırdın, &#8216;ben kimin Mevlasıysam, Ali onun da Mevlasıdır&#8217; deyip efendimiz olarak onu bize zorla kabul ettiriyorsunuz. Bu zorunlu yük de Tanrıdan mı yoksa senden mi geliyor?&#8221; Peygamber bu soruya kısaca şu yanıdı verdi:</p>
<p> &#8220;Vallahi sadece Tanrının buyruğudur; Esirgeyen Bağışlayan Allahtan geliyor bu&#8221;.</p>
<p> Bunu işiten Harith (Haris) dişi devesine doğru ilerlerken kendi kendisine söyleniyordu:</p>
<p> &#8220;Ey Tanrı, eğer Muhammed&#8217;in söylediği doğruysa, o zaman gökten bir taş fırlat üzerimize ve bizi şiddetli acı ve işkence altına koy!&#8221;. Bütün noksanlıkların üstünde olduğuna inanılan Allah, onun kafası üzerine gökten bir taş fırlattı, taş vücudunun içine girip bedeninin altından çikti ve onu cansız bıraktı. Bu olay üzerine Tanrı aşağıdaki ayeti indirdi:</p>
<p> &#8220;Bir inkarcı (gökten) düşecek bir ceza istedi. İnanmıyanlar için onu savacak hiçbirşey yoktur. Çünkü o(ceza), yücelik derecelerinin tek sahibi Tanrıdan gelmektedir.&#8221; (Kuran, 70, 1-3) </p>
<p> Olay ve ayetin yorumuna ilişkin Sunni kaynaklar:</p>
<p> (1) Tafsir al-Tha&#8217;labi, by Is&#8217;haq al-Tha&#8217;labi, commentary of verse 70:1-3<br /> from two chain of narrators.<br /> (2) Noor al-Absar, by Shablanji, p4<br /> (3) al-Fusool al-Muhimmah, by Ibn Sabbagh al-Maliki al-Makki, p25<br /> (4) al-Sirah al-Halabiyah, by Noor al-Din al-Halabi, v2, p214<br /> (5) Arjah al-Matalib<br /> (6) Nazhat al-Mujalis from al-Qurtubi</p>
<p> İmam Ali, kişisel olarak, Ghadir Khum olayına ve Tanrının Elçisinin hadislerine bizzat tanık olan bazı kişilere kendisi kişisel anımsatma yapmıştır. Bu anımsatma olaylarından bazıları şunlardır:</p>
<p> &#8211; Osman&#8217;ın Seçimi-Şura Gününde<br /> -Osman&#8217;ın yönetim dönemi boyunca<br /> &#8211; Rabbah Günü (656 yılında, içlerinden onikisinin Bedr savaşçiları olan 24 sahabinin  birinci elden Peygamberin hadislerini işittikleri ve onu dinledklerine dair toplanıp yemin ettkleri gün),<br /> -Camel savaşında (657) Talha&#8217;ya anımsatması<br /> &#8211; Dokuz tanığın dinlendiği (tanıklık ettiği) Atlılar Günü</p>
<p> Ali&#8217;nin Camel savaşı anımsatması hakkında al-Hakim, Ahmed İbn Hanbal ve diğer bazı Sünni yazarların tanıklardan naklettikleri  ortak bilgiler: </p>
<p> &#8220;Camel savaşında biz Ali&#8217;nin tarafındaydık. Savaş başlamadan önce  Ali Talha ile konuşmak için haber gönderdi. Talha öne doğru ilerledi. Ali ona yaklaşarak şunları söyledi: &#8216;Allahın rızası için senden rica ediyorum; Peygamberin, &#8216;ben kimin Mevlası isem, Ali onun da Mevlasıdır. Tanrım, onu seveni sev, ona herkim düşmanlık ederse ona düşman ol&#8217; dediğini işitedin mi?&#8217; Talha  &#8216;evet, işittim&#8217; diye yanıtladı. Bu kez  Ali ona sordu: &#8216;Öyleyse benimle niçin savaşmak istiyorsun?&#8221;</p>
<p> Olayı anlatan Sünni kaynaklar:</p>
<p> (1)  al-Mustadrak, by al-Hakim, v3, pp 169,371<br /> (2)  Musnad Ahmad Ibn Hanbal, on the authority of Ilyas al-Dhabbi<br /> (3)  Muruj al-Dhahab, by al-Mas&#8217;udi, v4, p321<br /> (4)  Majma&#8217; al-Zawa&#8217;id, by al-Haythami, v9, p107</p>
<p> Ahmad İbn Hanbal&#8217;ın Musnad&#8217;ında şunlar kayıtlıdır:</p>
<p> &#8220;Abu Tufayl anlatmıştı: Hicretin 35.yılında (656) Ali, halkı Rahbah düzlüğünde topladı ve orada mevcut, Tanrının Elçisinin Ghadir Khum duyurusunu işitmiş olan  her erkek Müslümandan ayağa kalkıp, Allahın adına  Ghadir Gününde Peygamberden işittiklerinin tanıklığını yapmasını rica etti. Bunun üzerine otuz kişi ayağa kalktı ve Peygamberin Ali&#8217;nin elinden tutarak kalabalığa doğru, &#8216;Yaşamları(na önderlik ettiğim) üzerinde büyük yetkiye sahip olduğum bana inanan herkesin üzerinde Ali en büyük otoriteye (yetkiye) sahiptir. Tanrım, onu seveni sev ve ona düşmanlık edene düşman ol!&#8217;diye  seslendi dediler ve tanıklık etti. Abu Tufayl, Ali&#8217;nin Rahbah ovasında, hadislere  itaat etmemiş olan Müslüman kitlelere bıraktığı şeyin , büyük bir zihinsel kışkırtma ifadesi olduğunu söylemektedir. Bundan dolayı o Zaid İbn Arqam&#8217;ı çagirip,  Ali&#8217;den ne işittiğini sormuş. Zaid de, bizzat kendisi  Peygamberin bu sözleri söylerken dinlediği için hakkında herhangibir onun hakkında kuşku  duymadığını  kendisine anlatmıştır.&#8221;</p>
<p> Sünni Hanbeli mezhebinin kurucusu Ahmad İbn Hanbal Musnad yapıtında Rahbah yeminini bir başka tanıkla anlatnayı sürdürmektedir:</p>
<p> &#8220;Abd al-Rahman İbn Abu Laylah anlattı: Ali&#8217;nin Rahbah ovasında halk yeminini yönetmesine tanıklık ettim. Ali,  &#8216;Ghadir gününde Peygamberin &#8216;ben kimin mevlası isem Ali onunn da mevlasıdır&#8217; sözünü işitenler Allah rızası için kalkıp tanıklık yapmasını, göz tanığı olmayanların ise ayağa kalkmamasını  rica ediyorum&#8217; dedi.Bunun üzerine Bedr savaşina katılmış oniki  kişi ayağa kalktı. Olay belleğimde hala  tazeliğini koruyor.&#8221;</p>
<p> Al-Nisa&#8217;i de (Khasa&#8217;is, s. 21,103) yukarıda adları geçen  Umayah Ibn Sa&#8217;d, Zaid Ibn Yathigh, ve Sa&#8217;id Ibn Wahab&#8217;ın söylediklerine benzer bilgiler vermektedir. Ek olarak şu olayı anlatıyor:</p>
<p> &#8220; Tanıklardan biri olan Anas ayağa kalkmıyor: Ali, Anas&#8217;a  &#8216;Peygamberi Ghadir gününde dinlediğin halde neden ayağa kalkmadın?&#8217; diye sorduğu zaman o, &#8216;ya inananların Emiri, çok yaşlandım, hatırlamıyorum&#8217; yanıdını verdi. Bunun üzerine Ali, &#8216;eğer gerçeği kendine saklamak, gizlemek niyetindeysen, Allah seni, türbanınla kapatılmayacak beyaz bir benekle seni (cüzzamla) damgalasın, dedi. Anas oradan ayrılmadan önce yüzünde bir kocaman beyaz benek kabardı, cüzzam oldu.   Anas ondan sonra, &#8216;Allahın en doğru kulunun lanetin altındayım&#8217;der dururdu.&#8221;</p>
<p> Olayla ilgili başvurulacak diğer Sunni kaynaklar:</p>
<p> (1) Ibn Qutaybah, al-Ma&#8217;arif, s.1;özürlüler arasındaki Anas&#8217;ın öyküsüne gelince..<br /> (2) Ahmad Ibn Hanbal, Musnad Vol.1, s.199; yukarıdaki anekdotu şu sözlerlekanıtlar: &#8220;Ali&#8217;nin lanetine uğrayan üç kişi dışında herkes ayağa kalktı&#8221;<br /> (3) Abu Nu&#8217;aym, Hilyatul Awliya,Vol.v5, s.27</p>
<p> II. d  Peygamber&#8217;in Ghadir Khum Konuşması ve bazı diyaloglar</p>
<p> Tanrının Elçisi dedi ki:</p>
<p> &#8220;Övgüler Tanrıya  aittir. Biz O&#8217;na inanır ve O&#8217;ndan yardım dileriz, O&#8217;na güveniriz. Ruhlarımızı kötülükten ve işlerimizi (amellerimizi) günahlardan korumak için O&#8217;na sığınırız.  Gerçekten, Tanrının yalnızbaşina bıraktığı bir kimse için yolgösterici yoktur ve Tanrının yolgöstermiş olduğu bir adamı da  hiçkimse yoldan saptıramaz.&#8221;</p>
<p> &#8220;Ey Ahali! Biliniz ki, birkaç kere Cebrail indi ve bana esirgeyen ve bağışlayan ulu Tanrıdan bana bir buyruk getirdi; bu yerde durmam ve size bildirmem gerekiyor. İşte böyle, (Tanrı tarafından) çagrilacagim zaman yaklaşmış görünüyor ve ben bu çagriyi yanıtlayacağım.&#8221;<br /> &#8220;Ey  Ahali! Allahtan başka Tanrı olmadığı, Muhammed&#8217;in  Onun kulu ve Peygamberi olduğuna; Cennetin ve Cehennemin varlığına; ölümün ve yeniden dirilişin gerçekliğine tanıklık (şehadet) etmiyor musunuz? Kuşkusuz saati gelecek ve Tanrı insanları mezarlarından kaldıracak,  bunlara inanmıyor musunuz?&#8221;</p>
<p> Oradaki halk hep birlikte &#8220;evet, onlara inanıyoruz&#8221;diye yanıtladı. Peygamber kalabalığa sesinin iyi duyulup duyulmadığını sorup olumlu yanıt alınca sürdürdü:</p>
<p> &#8220;Öyleyse iyi dinleyiniz! Size paha biçilmez değerde iki emanet bırakıyorum. Eğer onların her ikisine de yapışırsanız (tutunursanız), benden sonra asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunların her biri kendi yüceliği içinde diğerine üstündür. &#8221;</p>
<p> Bir kişi sordu: &#8220;Ey Tanrının Elçisi! Nedir o iki paha biçilmez şey?&#8221;</p>
<p> Muhammed Peygamber açıkladı:</p>
<p> &#8220;Onlardan biri Tanrının kitabı Kuran, diğeri ise soyumu (ıtrat) yürütecek olan Ehlibeytim, ev halkımdır. Aranızdan ayrıldığım zaman onlara nasıl davranacağınıza çok dikkat ediniz; zira Ulu Tanrı bana bildirdi ki, bu ikisi (Kuran ve Ehlibeyt), Cennetteki Kevser Havuzunun  başinda bana ulaşincaya dek asla biri diğerinden ayrı (düşünülmeyecek) olmayacaktır. Tanrının adına size Ehlibeytim hakkında anımsatma yapıyorum!  Tanrının adına size Ehlibeytim hakkında anımsatma yapıyorum!  Tanrının adına size Ehlibeytim hakkında anımsatma yapıyorum!&#8221;</p>
<p> &#8220;Unutmayınız ki, ben Cennetteki Kevser Havuzunun başinda bulunacak ve size karşi tanıklık yapacağım. Şu halde benden sonra bu iki değerli şeye nasıl muamele edeceğiniz-davranacağınız konusunda çok dikkatli olun. Bu iki şeyin önüne geçmeyiniz, zira mahvolursunuz. Onlardan uzak kalmayınız, zira yine mahvolursunuz.&#8221;    </p>
<p> &#8220;Ey ahali, ey İslam ümmeti! Bilmezmisiniz ki, sizin üzerinizde kendinizden fazla benim  yetkim (ve hakkım) vardır.&#8221; </p>
<p> O büyük halk kitlesi &#8220;Evet, ya Resulallah!&#8221;diye bağırarak onaylayınca Peygamber sorusunu genelleştirerk yineledi: </p>
<p> &#8220;Ben, inananların üzerinde kendilerinden daha fazla hakka sahip değil miyim?&#8221;<br /> Kalabalık yine toptan bağırarak evetledi.  Peygamber, </p>
<p> &#8220;Ey burada toplanmış olan halk, dedi, kuşkusuz Tanrı benim efendim ve ben de bütün  inananların  efendisiyim.&#8221; </p>
<p> Bunun üzerine Ali&#8217;nin elini tutup kaldırdı ve halka şunları söyledi Tanrının Elçisi :</p>
<p> &#8220;Ben kimin efendisiysem Ali onun da efendisidir.(bunu üç kez yineledi). Tanrım! Onu sevenleri sev, ona düşman olanlara düşman ol. Ona yardımcı olanlara yardım et. Onu terkedenleri, ondan ayrılanları sen de terket Tanrım. Ve o herne yana dönse gerçeği onunla koru (onu gerçeğin ekseni yap).&#8221;</p>
<p> &#8220;Ali İbn Abu Talib beni kardeşim, mirasçım (vasi), benim ardılım (halef, halife) ve benden sonra önder (İmam) odur.  Bana göre onun durumu-yakınlığı, Musa&#8217;ya göre Harun&#8217;un (Aaron) durumuyla aynıdır, tek fark o benden sonra peygamber olmayacak. Ali, Tanrıdan ve Onun elçisi olan benden sonra hepinizin efendisi ve önderidir.&#8221;</p>
<p> &#8220;Ey burada toplanmış halk! Tanrı onu size İmam ve önder seçip tayin etti. Ona itaat, bütün Muhacirin (Mekkeliler), Ansar (Medineliler) ve doğrulukla onları izleyenler için ve kentlerde yaşayanlar, göçebeler, Araplar- Arap olmayan, köle-azatlı, genç- yaşlı, büyük-küçük ve siyah-beyaz herkesin üzerinde bir görev ve zorunluluktur.&#8221;</p>
<p> &#8220;Onun buyruklarına itaat edilecektir. Onun sözü bağlayıcı ve onun buyruğu, bir Allaha inanan herkes için zorunluluktur. Ona itaat etmeyen kimse lanetli, onun arkasından giden ise kutsanmıştır ve ona inanan gerçek mümindir. Onun Vilayeti-Veliliği (onun önderligine inanma) mutlak ve yüce Tanrı tarafından zorunlu kılınmıştır.&#8221;</p>
<p> &#8220;Ey Müslüman halk! Kuran&#8217;ı inceleyiniz; onun açık ayetleri üzerinde düşünün, ama kapalı-örtülü (batıni) ayetlerin anlamı üzerinde tahminlerde bulunmayınız.  Çünkü, vallahi, o ayetlerin içindeki uyarıları ve onların anlamlarını ben kendim ve önümdeki elini tutup kaldırdığım bu adam (Ali) dışında hiçkimse size açıklayamaz.&#8221;</p>
<p> &#8220;Ey Müslümanlar! Sonuncu kez sizinle bu toplantıda bulunuyorum. Onun için beni iyi dinleyin; Tanrının buyruğuna boyun eğin ve itaa edin. Gerçek Tanrı sizin Allahınız ve Efendinizdir!  Ondan sonra  Onun Peygamberi, (onu) size bildiren ben Muhammed sizin efendinizim.  Böylece benden sonra, bu Ali, Tanrının buyruğuna göre sizin efendiniz ve önderiniz (İmam) olacak. Ali&#8217;den sonra ise, Allah ile Peygamberinin buluşacağı güne (Kıyamete?) kadar benim soyumdan gelen bazı seçilmiş bireyler aracılığıyla önderlik (İmamlık) sürdürülecektir.&#8221;</p>
<p> &#8220;Biliniz ki, mutlaka Tanrıyla yüzyüze gelecek ve amelleriniz hakkında sorguya çekileceksiniz. Sakın benden sonra birbirinizin boyunlarını vurarak kafir olmayınız! İşte bu söylediklerimin burada bulunmayanlara bildirilmesi, beni dinleyenlerin üzerinde zorunlu bir görevdir. Çünkü belki de haber verilen-bilgilendirilen kişi, bu toplantıda bulunan bazılarından onu daha iyi anlayabilirdi.  Şu halde, Tanrının buyruğunu size iletmiş bulunuyor muyum? Şu halde, Tanrının buyruğunu size iletmiş bulunuyor muyum? Şu halde, Tanrının buyruğunu size iletmiş bulunuyor muyum?&#8221;</p>
<p> Gadirhum&#8217;daki yüzbinin üzerindeki Müslüman topluluk, son soruya her keresinde, &#8220;Evet ya Resullallah (Tanrının Elçisi)&#8221; bağrışarak karşılık verdiler. Bunun üzerine Muhammed Peygamber yüksek sesle,<br /> &#8220;Ey Tanrım, tanığım Sensin!&#8221;  dedi.</p>
<p> Peygamber&#8217;in konuşmasının  en geniş ayrıntıları için kaynaklar:</p>
<p> (1) A&#8217;alam al-Wara, s. 132-133<br /> (2)  Sibt Ibn al-Jawzi al-Hanafi ,Tadhkirat al-Khawas al-Ummah, s. 28-33<br /> (3)  Noor al-Din al-Halabi, al-Sirah al-Halabiyyah, Vol.3, s.273 </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/ii-veda-haccy-ghadir-khum-olayy-ve-ymam-ali-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
