<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>PİR HACI-BEKTAŞİ VELİ &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/alevi-ululari/pir-haci-bektasi-veli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Aug 2007 07:11:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>ANADOLU&#8217;DA ALEVİ-BEKTAŞİ YOLUNUN KURUCUSU HÜNKAR HACI BEKTAŞ VELİ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/anadoluda-alevy-bektathy-yolunun-kurucusu-hunkar-haci-bektath-vely/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/anadoluda-alevy-bektathy-yolunun-kurucusu-hunkar-haci-bektath-vely/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 04 Aug 2007 07:11:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. İsmail Kaygusuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[PİR HACI-BEKTAŞİ VELİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/anadoluda-alevy-bektathy-yolunun-kurucusu-hunkar-haci-bektath-vely/</guid>
				<description><![CDATA[&#160; &#160; ANADOLU&#8217;DA ALEVİ-BEKTAŞİ YOLUNUN KURUCUSU B&#220;Y&#220;K D&#220;Ş&#220;N&#220;R H&#220;NKAR&#160;&#160; HACI BEKTAŞ VELİ (1200/9-1270/3) İsmail Kaygusuz&#160;&#160; I Hacı Bektaş Veli&#8217;yi&#160; Anlamak İ&#231;in Doğru Tanımak Gerek H&#252;nkar Hacı Bektaş Veli&#8216;nin (&#214;.1270-3) yaşamı boyunca toplum i&#231;in yaptığı onca g&#252;zel işler;&#160; kendisi egemen S&#252;nni y&#246;netimlerin inancına aykırı d&#252;şt&#252;ğ&#252;nden, ancak birer keramet yumağı olarak g&#252;n&#252;m&#252;ze taşınabilmiştir. Halk bilinci onu g&#246;n&#252;llerine, ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p align="left"> <img class=" alignleft size-full wp-image-1070" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2007/08/ulular_bektasi.jpg" style="border: 1px solid #000000; margin: 5px; float: left" alt="bektasi.jpg" title="bektasi.jpg" height="156" width="125" /> </p>
<p style="text-align: center" align="center"> &nbsp; &nbsp; <span style="font-size: 10pt"><b><span>ANADOLU&#8217;DA ALEVİ-BEKTAŞİ YOLUNUN KURUCUSU B&Uuml;Y&Uuml;K D&Uuml;Ş&Uuml;N&Uuml;R</span></b></span> </p>
<p style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt"><b><span>H&Uuml;NKAR<span>&nbsp;&nbsp; </span>HACI BEKTAŞ VELİ</span></b></span> </p>
<p align="center"> <span style="font-size: 10pt"><b><span>(1200/9-1270/3)</span></b></span><b><span style="font-size: 14pt"></span></b> </p>
<p> <b><u><span style="font-size: 14pt">İsmail Kaygusuz</span></u><span style="font-size: 11pt"><span>&nbsp;&nbsp; </span></span></b><b><span style="font-size: 14pt">I</span></b> </p>
<p> <b><span>Hacı Bektaş Veli&#8217;yi<span>&nbsp; </span>Anlamak İ&ccedil;in Doğru Tanımak Gerek</span></b><span style="font-size: 11pt"></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">H&uuml;nkar Hacı Bektaş Veli<b>&#8216;</b>nin (&Ouml;.1270-3) yaşamı boyunca toplum i&ccedil;in yaptığı onca g&uuml;zel işler;<span>&nbsp; </span>kendisi egemen S&uuml;nni y&ouml;netimlerin inancına aykırı d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;nden, ancak birer keramet yumağı olarak g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze taşınabilmiştir. Halk bilinci onu g&ouml;n&uuml;llerine, i&ccedil; d&uuml;nyalarına sultan yapmış; y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml; dağı taşı, dokunduğu toprağı ağacı ve oturuşunu kalkışını, elverişini, g&ouml;za&ccedil;ıp kapatışını kutsamış ve olağan&uuml;st&uuml; &ouml;gelerle bezemiş. Ağızdan ağıza ge&ccedil;en geleneksel s&ouml;zl&uuml; aktarımlar i&ccedil;inde, ger&ccedil;ekle ger&ccedil;ekdışılık biribirine karışmış. Onları halkın ağzından ilk toplayıp yazan ve &ccedil;oğaltanlar, hem y&ouml;netime yaranmak i&ccedil;in g&uuml;n&uuml;n siyasetine uydurmuş, hem de hayallerini katıp ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml;l&uuml;kleri artırarak halka geri getirmişlerdir. 15.y&uuml;zyıılın sonlarında (1481-1500) ilk kez Uzun Firdevsi (İlyas ibn Hızır al-mutahallas bi-l-Firdevsi) tarafından yazıya ge&ccedil;irilmiş olan şiirsel ve d&uuml;zyazı bi&ccedil;iminde g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşan <i>Hacı Bektaş Vilayetnamesi</i> bu &ouml;zellikleri taşır. Kendisinin yazdığı ya da yazdırdığı yapıtlardan ise sadece tam olarak Sadeddin Molla&#8217;nın t&uuml;rk&ccedil;eleştirdiği <i>Makalat </i>elimizde bulunmaktadır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt"></span></i></span><span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Menakıbname</span></i></span><span style="font-size: 10pt">&#8216;lerdeki keramet olağan&uuml;st&uuml;l&uuml;klerini tel tel sağıp, her birinin dayandığı tarihsel ve sosyo-ekonomik &ouml;z&uuml; ortaya &ccedil;ıkarmak; elle tutulur, g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;l&uuml;r ve hissedilir maddi temelleri saptamak araştırmacıların g&ouml;revidir. Yine <i>Makalat</i>&#8216;ı iyi anlayabilmesi ve inceleyebilmesi i&ccedil;in araştırmacı, Batıniliği ve Şeriat &ouml;gelerini birbirinden ayıracak birikime sahibolarak işe başlamalıdır. Kısacası bu ulu kişiyi,<span>&nbsp; </span>b&uuml;y&uuml;k<span>&nbsp; </span>reformcu Alevi-Bektaşi inan&ccedil; ve d&uuml;ş&uuml;nce &ouml;nderini; 13.y&uuml;zyıldan &ccedil;ağlar aşarak g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ışık tutmuş bu tarihsel kişiliği, bilim ve akıl dışı s&ouml;ylenceler sarmalı i&ccedil;inde g&ouml;rmeye ve orada bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.</span> </p>
<p> &nbsp;<span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt"></span></b></span><span style="font-size: 10pt">Hi&ccedil;bir tarihsel kişilik, Hacı Bektaş Veli kadar, kişiliğine ve konumuna ters değerlendirilip, kendisine yabancılaştırılmamış ve &uuml;st&uuml;ne aykırı giysiler giydirilmemiştir. </span><span style="font-size: 10pt">Tarihe ve tarihsel olaylara bakış &ccedil;arpık,<span>&nbsp; </span>y&ouml;ntemler yanlış olunca, ortaya farklı kişiliklerde Hacı Bektaş&#8217;lar<span>&nbsp; </span>&ccedil;ıkıyor: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">1) Namazında orucunda bir zahid, yani aşırı ibadet d&uuml;şk&uuml;n&uuml; şeriat&ccedil;ı S&uuml;nni m&uuml;sl&uuml;man<span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">2) Ahmet Yesevi tarafından Anadolu&#8217;da T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml; ve T&uuml;rk&ccedil;eyi yaymak i&ccedil;in g&ouml;nderilmiş bir şeyh<span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">3) Anadolu&#8217;yu t&uuml;rkleştiren ve islamlaştıran alp erenlerin başı, bir fetih&ccedil;i </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">4) Beylerle sultanlarla uzlaşmış ve<span>&nbsp; </span>Osmanlı işbirlik&ccedil;isi bir tarikat kurucusu </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">5) D&uuml;nyadan elini eteğini &ccedil;ekmiş, tekbaşına inziva deliğinde &quot;riyazat ve ibadetle iştigal</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>edip&quot; kerametler g&ouml;stermiş bir ermiş </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">6) Babai halk ayaklanmalarında gizlenmiş, ayaklanma bastırılınca birden ortaya &ccedil;ıkmış</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span><span style="font-size: 10pt">&lsquo;meczup&#8217; ve korkak bir derviş.</span><span style="font-size: 10pt"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Kuşkusuz Hacı Bektaş Veli bu kişiliklerin hi&ccedil;biri değildir ve olamaz! </span> </p>
<p> &nbsp;<span style="font-size: 10pt"></span><span style="font-size: 10pt">Y&uuml;zyılın başından beri hakkında yapılan araştırmaların b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğu, milliyet&ccedil;i devlet anlayışı ve ortodoks İslam inancı &ccedil;er&ccedil;evesinde yapılmış. Bilimsellik adına yeni yapılan &ccedil;alışmaların bile, geleneksel bilgilerin yinelenmesiden ve &lsquo;filan araştırmacıya, filan yazar ve Prof&#8217;a g&ouml;re&#8217;den &ouml;teye, bu &ccedil;er&ccedil;evenin dışında olduğu s&ouml;ylenemez. Yeni g&ouml;r&uuml;şler, değerlendirme ve yorumlar &uuml;retme gereksinimi duyulmadan,sadece alıntılar ve dipnotlarla bilimsel inceleme ve makaleler yazılabileceğine, ya da bunlara &lsquo;bilimsel&#8217; denilebileceğine biz inanmıyoruz.<b> </b>Onun i&ccedil;indir ki, Hacı Bektaş Veli&#8217;yi bu anlayış ve değerlendirmelerin hi&ccedil;biri tanımlayamaz.<a href="#_ftn1" title="_ftnref1" name="_ftnref1"><span>1</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span>Ayrıca sanki, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Osmanlı devletinin kuruluşuna katkısı olduğu;<span>&nbsp; </span>Osman&#8217;a elverdiği, Orhan Bey&#8217;e dua ettiği iddialarını ıspatlamak istercesin kimi yazarlar onun 1240 ya da 1242 yılında ( yani Yunus Emre&#8217;nin doğduğu yıllar!) doğduğu, 1327 ya da 1338 yılında hakka y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, dayandıkları hi&ccedil;bir belge olmadığı halde, hala ısrarla yazmaktadırlar. Onların ayrıca kafalarının ardında, Hacı Bektaş&#8217;ın Babai Halk Ayaklanmasından uzaklaştırmak ve harekete katılmadığı, katılamıyacağını g&ouml;stermek de var kuşkusuz! Ama aynı yazarların bazıları bir başka kitabında, bir bakıyorsunuz Hacı Bektaş&#8217;ın, 1167-9&#8217;da d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;m&uuml;ş bulunan Ahmet Yesevi ya da ardılı Lokman Perendi tarafından Anadolu&#8217;ya g&ouml;nderildiğini yazıyor ciddi ciddi. Yani, doğumundan en az yirmi yıl &ouml;nce! Bu ciddiyetsiz ve yalan bilgiler giderek de bayağılaştırılarıp bazı yayınevleri tarafından tekrar tekrar yayınlanıyor. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&Ouml;b&uuml;r yandan son zamanlarda Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Hace Ahmet Yesevi ile ile ilişkisine, hatta onun tarafından Rum&#8217;a g&ouml;nderildiğine, Yesevi&#8217;ye ait ve onun 120 yıldan fazla yaşadığı anlatılan bir keramet s&ouml;ylencesi kanıt olarak &ouml;ne s&uuml;r&uuml;lmektedir. Hernedense, Rus araştırmacılarının bu s&ouml;ylenceyi yayınlamış olmaları bilimsel bir a&ccedil;ıklamaymış gibi değerlendiriliyor. S&ouml;ylenceyi birka&ccedil; c&uuml;mle i&ccedil;inde verelim: Ali&#8217;nin oğlu Muhammed Hanefi soyundan geldiğine inanılan Hace Ahmet Yesevi, Muhammed Peygamberin<span>&nbsp; </span>d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;ğ&uuml; 63 yaşına gelince, yery&uuml;z&uuml;nde ondan daha uzun s&uuml;re yaşamak istemeyip, yeraltında hazırlanan &ccedil;ilehaneye &ccedil;ekilmiş ve yery&uuml;z&uuml;nde yaşadığı kadar<span>&nbsp; </span>da yeraltında &ccedil;ilede kalmıştır. Mezarı, 15.y&uuml;zyılda yapılmış olan anıtsal t&uuml;rbesinin &uuml;zerine kurulduğu yerin-zeminin altında bulunmaktadır. Bunu kanıt olarak alan araştırmacılar, Ahmet Yesevi&#8217;nin 1230&#8217;lu yıllarda ger&ccedil;ekten d&uuml;nya değiştirmiş olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p rahatlıkla Hacı Bektaşı T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml; ve İslamlığı Ruma&#8217;yaymak i&ccedil;in g&ouml;ndertebiliyor. Buna sadece ayıptır denir!</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Biz,<span>&nbsp; </span>aşağıda geniş&ccedil;e a&ccedil;ıkladığımız gibi, ikisi arasındaki yarım y&uuml;zyıla yakın zaman farkı,<span>&nbsp;&nbsp; </span>o tarihlerde yaşanmış olaylar, b&ouml;lgesel ve siyasal koşulların doğrudan ya da bir halifesi aracılığıyla Hacı Bektaş&#8217;ın,<span>&nbsp; </span>Yesevi&#8217;nin kendisi ve i&ccedil;inden Nakşibendiliğin &ccedil;ıktığı d&ouml;nem Yeseviliğiyle<span>&nbsp; </span>de<span>&nbsp; </span>ilişkisi olmadığını tartışıyoruz. Ama, Hace Ahmet Yesevi&#8217;nin de yetiştiği ve &ouml;l&uuml;m&uuml;ne kadar (1167-69) yaşadığı yıllarda ve b&ouml;lgelerde Nişabur&#8217;dan, Belh&#8217;ten, Rey&#8217;den Fergana vadisine-Bedehşan&#8217;a ve Pamire&#8217;e kadar, gerek kentlerdeki halklar ve gerekse bozkırlardaki nomad(konar-g&ouml;&ccedil;er) Oğuzlar-T&uuml;rkmenler arasında yayılmış Batınilik-Alevilik dışında olduğunu asla d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yoruz.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&Ouml;yleyse Hacı Bektaş Veli kimdir ve nasıl yetişmiş; hangi koşullarda Rum&#8217;a (Anadolu&#8217;ya) gelmiş ve kim g&ouml;ndermiştir? Onun yanıtını bulmaya &ccedil;alışalım.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span>Hacı Bektaş Veli<span>&nbsp; </span>Bir Batıni<span>&nbsp; </span><i>Dai</i>&#8216;siydi </span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Yukarıda s&ouml;ylediğimiz gibi, H</span><span style="font-size: 10pt">acı Bektaş Veli&#8217;nin Hace Ahmet Yesevi&#8217;den (&ouml;.1167-9) el aldığı ve<span>&nbsp; </span>Anadolu&#8217;ya onun g&ouml;nderdiği doğru olmadığı gibi m&uuml;mk&uuml;n de değildir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Geleneksel bilgiler, &ouml;zellikle <i>Vilayetname, </i>Ahmet Yesevi&#8217;nin halifesi Lokman Perende&#8217;den el aldığını s&ouml;yl&uuml;yor. Ahmet Yesevi, Orta Asya&#8217;da &quot;Hacegan (Hocalar) Hanedanı&quot;nın kurucusu bilinen Yusuf Hemedani&#8217;nin (&ouml;.1140) &ouml;ğrencisidir. Onun &ouml;ğrencilerinden Abdel Halik el-Gucvani (22 yaşına kadar Malatya&#8217;da yaşamış, &ouml;.1120) yol zinciriyle Nakşibendilik, Şeyh Zahid (&ouml;.1296) aracılığıyla Safevilik, Halvetilik ve Bayramilik, ve Ahmet Yesevi &#8211; Lokman Perende &#8211; el Harasami &uuml;zerinden Bektaşilik&#8217;in &ccedil;ıktığı &uuml;zerine bir Tarikat zinciri kurmaktadır Nakşibendi araştırmacıları.<a href="#_ftn2" title="_ftnref2" name="_ftnref2"><span>2</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Veli&#8217;nin, Hace Ahmet Yesevi sonrası Yesevilik &ccedil;evresinde yetiştiği doğru mudur? Daha &ouml;nce biz de gelenek&ccedil;ilere uyarak, istemeye istemeye <i>Vilayetname</i> verilerini kabul edip, bu soruya &quot;evet&quot; diyorduk. Zaten İttihat Terakki&#8217;ci araştırmacılardan bu yana milliyet&ccedil;i ve resmi &ccedil;evreler, Hacı Bektaş&#8217;ın Ahmet Yesevi&#8217;nin &ouml;l&uuml;m&uuml;nden kırk yıl sonra doğmasına rağmen, onun tarafından Anadolu&#8217;yu &quot;T&uuml;rkleştirmek&quot; ve T&uuml;rk&ccedil;eyi yaymak i&ccedil;in g&ouml;nderildiğini ciddi ciddi ileri s&uuml;rd&uuml;, yazdı &ccedil;izdiler. Bile bile yanlış olanda ısrar etmek, tarihe m&uuml;dahale etmektir. Bu ise baskıcı devlet anlayışının yansımasıdır. Kaldı ki, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Yesevi &ccedil;evresinde, Lokman Perende aracılığıyla yetişmiş olması da onun Yeseviliği Anadolu&#8217;ya taşıyıp Bektaşiliğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, ve de aynı &ccedil;evrenin onu T&uuml;rkl&uuml;k-T&uuml;rkmenlik adına buraya g&ouml;nderildiğini kesinlikle g&ouml;stermez. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: 'Times New Roman'">Yıllar &ouml;nce bu anlayışa Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı haklı olarak şu yanıtı vermişti: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: 'Times New Roman'">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Hacı Bektaş&#8217;ın, Mevlana&#8217;ya karşı T&uuml;rk harsını koruduğu, Mevlevilerdeki Fars&ccedil;aya <a href="#_ftn3" title="_ftnref3" name="_ftnref3"><span>4</span></a>karşılık Bektaşilerde T&uuml;rk&ccedil;enin işlendiği gibi g&ouml;t&uuml;r&uuml;, yahut ısmarlama pek &ccedil;ok s&ouml;zler duyuldu. Hatta onun bir T&uuml;rk&ccedil;&uuml; olduğu ve başında Ahmet Yesevi&#8217;nin bulunduğu bir teşkilat tarafından bu maksatla Anadolu&#8217;ya g&ouml;nderildiği gibi, kargaları bile g&uuml;ld&uuml;recek h&uuml;k&uuml;mler verenler &ccedil;ıktı&#8230;&quot;<a href="#_ftn4" title="_ftnref4" name="_ftnref4"><span>3</span></a> </span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black"><span>&nbsp;</span>Hacı Bektaş&#8217;ın soyunun İmam Musa Kazım&#8217;a (&ouml;.799) kadar &ccedil;ıkması, onun T&uuml;rk-T&uuml;rkmen olmasına engel değildir. Yedinci İmam Musa Kazım&#8217;ın &ouml;l&uuml;m&uuml;yle 11. kuşaktan Hacı Bektaş&#8217;ın doğumu arasında tam d&ouml;rty&uuml;z yıl var. Adı ge&ccedil;en İmam uzun s&uuml;re Bağdad&#8217;da ve oğlu İmam Rıza ise Horasan b&ouml;lgesinde yaşamış olup, kendileri ve &ccedil;ocukları yerli halkla evlilik ilişkileri kurmuşlardır. Yalnız onlar değil 8.y&uuml;zyılın başlarından beri Hasan ve H&uuml;seyin soylular zaten İran, Horasan, Daylam, Tabaristan, T&uuml;rkistan&#8217;a yayılmış bulunuyorlardı. &Ouml;zellikle Zeynelabidin oğlu Zeyd soylu, İmam Cafer&#8217;in oğlu İsmail ve onun oğlu Muhammed soylu İmamlar da yaşamışlardı. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&Ouml;rneğin İsmaili geleneğinin bildirdiğine g&ouml;re; Muhammed bin İsmail, kendisini ele vermediği i&ccedil;in eşinin dayısı Rey valisi İshak bin al-Abbas al-Farsi&#8217;nin Halife Harun Reşid tarafından &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; tarih olan 805 yılında ka&ccedil;arak esas olarak doğu Uzbekistan&#8217;da ve kısmen Tacikistan ve Kırgızistan&#8217;da 8500 milkarelik alan kaplayan Farghana vadisine sığınmıştır. Muhammed bin İsmail buradan<i> dai</i>lerini, Tacikistan&#8217;daki Gorno-Badakhshan&#8217;ı da i&ccedil;ine alan Orta Asya&#8217;nın y&uuml;ksek dağlık b&ouml;lgesi Pamir&#8217;e g&ouml;ndermiştir.<a href="#_ftn5" title="_ftnref5" name="_ftnref5"><span>4</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Onlar da b&ouml;lgelerindeki etnik gruplar ve k&uuml;lt&uuml;rleriyle i&ccedil; i&ccedil;e karışmışlardı. Bir ka&ccedil; kuşak sonra artık onların etnik olarak Arap olduklarını s&ouml;ylemek &ccedil;ok anlamsızdır. Hele Nakşibendi şeyhi Prof. Dr. Esat &Ccedil;oşan&#8217;ın, <i><u>Makalat</u></i>&#8216;ı Arap&ccedil;a yazmış olmasını kastederek Hacı Bektaş Veli i&ccedil;in; &quot;demek ki, Arap ırkından ki, Arap&ccedil;a yazmayı uygun g&ouml;rm&uuml;ş&quot; yargısını vermesi sa&ccedil;malığın en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r. Zaten Coşan, Ahmet Yesevi&#8217;nin Yusuf Hemedani ve El-Gucvani ile ilişkilerinden &ouml;t&uuml;r&uuml;, Hacı Bektaş&#8217;ı Yesevi tarikatından kabul edip, &quot;Nakşilere amcazade&quot; yapıyor, &quot;akraba olarak&quot; g&ouml;r&uuml;yor. Hacı Bektaş Veli&#8217;ye &#8211; hatta ellerinde doğru şecereleri olan seyyidlere, dedelere &#8211; Ali soylu diye Arap g&ouml;z&uuml;yle bakılırsa, tarih boyunca halkların ve k&uuml;lt&uuml;rlerin kaynaşma s&uuml;recinde yaşamış olduğu ger&ccedil;eğini yadsımış olursunuz. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span>Hacı Bektaş Yesevi Yolu Yolcusu Değildir</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Veli, Yesevi yolunun yolcusu değildir, olamaz. Tarihsel olarak Nişabur&#8217;da ge&ccedil;en olaylar ve Horasan b&ouml;lgesindeki Moğol saldırıları g&ouml;z&ouml;n&uuml;nde tutulacak olursa ger&ccedil;eğin &ccedil;ok farklı olduğu g&ouml;r&uuml;lecektir. Hacı Bektaş 1200&#8217;&uuml;n ilk on yılı i&ccedil;inde doğmuş olduğuna g&ouml;re, Lokman Perende&#8217;den olsa olsa okuma yazma &ouml;ğrenmiş ve ilk dinsel bilgilerini almış olmalıdır. Lokman Perende, Ahmet Yesevi&#8217;nin halifesi olmuş olsa bile, ondan &ccedil;ocuk yaşlarda ders alan Hacı Bektaş&#8217;ın Yeseviliği &ouml;ğrenip, ona bağlanması olası g&ouml;r&uuml;lm&uuml;yor. Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı bu konuda, &quot;hasılı bizce,&quot; diyor, &quot;Ahmet-i Yesevi nasıl ş&ouml;hreti y&uuml;z&uuml;nden Bektaşi geleneğine sokulmuşsa, Lokman da bu geleneğe sokulmuş ve bu zata Hacı Bektaş&#8217;a hocalık ettirilmiştir&quot;.<a href="#_ftn6" title="_ftnref6" name="_ftnref6"><span>5</span></a> Elbette bu kişiler sadece &quot;ş&ouml;hretleri&quot; y&uuml;z&uuml;nden değil, Hacı Bektaş&#8217;ın &quot;menkıbe&quot;lerinin yazıya ge&ccedil;irildiği d&ouml;nemin Osmanlı siyasetinin gereği olarak <i>Vilayetname</i>&#8216;ye sokulmuştur. G&ouml;lpınarlı&#8217;nın asıl<i> Mevlana Celaleddin</i> (s.237) adlı yapıtında, Hacı Bektaş Veli hakkındaki aşağıdaki saptaması &ccedil;ok yerindedir:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Hacı Bektaş, b&uuml;t&uuml;n manasıyla batıni inanışların m&uuml;revvici (y&uuml;r&uuml;ten, propagandasını yapan) bir batıni <i>dai</i>&#8216;siydi. Bunu &lsquo;<i>Makalat</i>&#8216; a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;sterdiği gibi en eski kaynakların Bektaşilik hakkında verdikleri malumat da teyid eder.&quot;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı&#8217;nın Hacı Bektaş&#8217;ı, salt Mevlana ile karşılaştırılacak d&uuml;zeyde olmadığını g&ouml;stermek ve onu k&uuml;&ccedil;&uuml;k d&uuml;ş&uuml;rmek i&ccedil;in (sevilmeyen) bir tarihsel ger&ccedil;eği ortaya atıp ardında durmamasının, belirsiz bırakmasının anlaşılır yanı olamaz. Ayrıca, bu saptamasından sonra G&ouml;lpınarlı, Mevlana karşısında Hacı Bektaş&#8217;ı tanımlarken, doğrularla yanlışları bir arada kullanarak, birbirlerini elimine etme niyetini ortaya koyuyor: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Halbuki Horasani&#8217;lerden olmakla birlikte ne kadar bilgin olduğunu bilemediğimiz, ancak &lsquo;<i>Makalat</i>&#8216;ına ve gene elimizde bulunan bir &lsquo;<i>Şathiyye</i>&#8216;sine nazaran derin ve geniş bir bilgiye sahip olmaktan ziyade m&uuml;nteşir (yaygın,dağınık) terbiyeyle yetiştiğini sandığımız Hacı Bektaş, bir halk isyanının (<i>Babai başkaldırısı kastediliyor- İ.K.</i>) arda kalanları tarafından ulu tanındı. Bilgisi, meşrep ve mezhebi bakımından yalnız medrese mensupları tarafından değil, tarikat&ccedil;ılar tarafından da kınanan bu z&uuml;mre, ilk zamanlardan itibaren gizlenmeye l&uuml;zum g&ouml;rm&uuml;ş ve tekkelerini, şehirleri bile dağ başlarında, ıssız yerlerde kurmuştur. Ortodoks M&uuml;sl&uuml;manlıktan dışarı g&ouml;ren saltanat ve medrese, bu z&uuml;mreyi vakıftan da mahrum etmişti.&quot; <a href="#_ftn7" title="_ftnref7" name="_ftnref7"><span>6</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı, Hacı Bektaş&#8217;a bir batıni <i>dai</i>&#8216;si diyorsa &#8211; ki bu en doğru saptamadır-, bunun arkasında durmalı ve a&ccedil;ıklığa kavuşturmalıydı. Yani onun bir batıni olarak yetişmesinin tarihsel ve nesnel koşullarını a&ccedil;ık a&ccedil;ık g&ouml;stermeliydi. Ama, o bunu bir hakaret gibi kullamaktaydı.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span>Hacı Bektaş Veli ailesi ve Mogolların Nişabur&#8217;u Zaptı</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Nedense araştırmacılar o yıllardaki b&ouml;lgenin tarihsel koşullarını inceleme gereği bile duymadan, <i>Vilayetname</i>&#8216;de anlatılan olayların hepsini doğru kabul ediyorlar. Hacı Bektaş ailesiyle birlikte, doğduğu kent olan Nişabur&#8217;dan en ge&ccedil; 1221&#8217;in Mart ayında ayrılmak zorunda kalmıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kent Nisan ayının ikinci haftasında Moğol ordusu tarafından kuşatıldı. Hacı Bektaş 12-15 yaşlarındadır. Olasıdır ki <i>Vilayetname</i>&#8216;de anlatıldığına gibi, babası &quot;İbrahim el-Sani, Tanrının rahmetine vardı.&quot; Ayrıca aynı paragrafta, &quot;padişahlığı Hacı Bektaş Veli&#8217;ye arzettiler, kabul etmedi. Padişahlığı, amcazadelerinden olan ve Musa-el Sani evladından Seyyid Hasan&#8217;a verdiler&quot; denilmektedir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu ger&ccedil;ek Nişabur padişahlığı değil, g&ouml;n&uuml;l padişahlığıdır. Aile bireyleri, Muhammed-Ali soyundan olması dolayısıyla kendilerine bağlı ehlibeyti ve İmamları sevenler i&ccedil;in bir padişah, yani inan&ccedil;sal &ouml;nderdi. Belli ki, Hacı Bektaş&#8217;ın hen&uuml;z &ccedil;ocuk olması dolayısıyla, babasının yerine amcası Seyyid Haydar Ata &#8211; ki bu kişi kaynaklara g&ouml;re Abdal Musa&#8217;nın babası Seyyid Hasan Gazi&#8217;nin babasıdır- se&ccedil;ilmiştir.Eğer İbrahim el-Sani Nişabur&#8217;da &ouml;lm&uuml;şse, aile ve aileye bağlı olanlar Abdal Musa Sultan&#8217;ın dedesi <span>&nbsp;</span>&ouml;nderliğinde Nişabur&#8217;dan &ccedil;ıkıp yollara d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Moğollar T&uuml;rkistan&#8217;dan Azerbaycan&#8217;a kadar Horasan&#8217;ı baştanbaşa işgal etmişlerdi. Konar-g&ouml;&ccedil;er Oğuzlar, kentli kasabalı T&uuml;rkmen toplulukları, Doğu&#8217;ya değil Batı İran ve Irak&#8217;a doğru gidiyorlardı. Moğolların &ouml;n&uuml;nden ka&ccedil;an &ccedil;ok sayıda Horasanlı g&ouml;&ccedil;men Alamut&#8217;a bağlı Kuhistan b&ouml;lgesindeki Nizari İsmaili kalelerine sığındı. Hacı Bektaş aile &ccedil;evresi ve yandaşları en ge&ccedil; 1221 yılı i&ccedil;inde, Kuhistan&#8217;daki İsmaili kalelerinden birine sığınmışlardı. Bu kale, Nizari valisinin oturduğu yerdi. Hacı Bektaş burada &ouml;nemli biriyle tanışacaktı.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Nişabur 1142&#8217;de Sel&ccedil;uklu prensi Atsız tarafından ele ge&ccedil;irilmiş ve arkasından Sencer t&uuml;m Horasan&#8217;a yeniden egemen olmuştu. Sonra 1174-1185 yılları arasında Toğan Şah Ebu Bekr&#8217;in egemenliği altına girdi. 1187&#8217;de Melikşah bin Tekiş ve 1193&#8217;de Kutbeddin Muhammed&#8217;i Nişabur&#8217;un hakimleri olarak g&ouml;r&uuml;yoruz. Kent, b&ouml;lgedeki Harezmşahlar, Karahitaylı ve Sel&ccedil;uklular arasındaki &ccedil;ekişmeler arasında birinden diğerine el değiştiriyordu. Son olarak;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;10 Nisan 1221, Cumartesi g&uuml;n&uuml; Moğolların eline ge&ccedil;en Nişabur şehrinin sonu (Merv&#8217;den) daha acıklı oldu. Halk, Kasım 1220&#8217;de şehir surundan atılan bir ok ile vurulan Toku&ccedil;ar&#8217;ın &ouml;l&uuml;m&uuml;nden dolayı cezalandırıldı. Bu nedenle Toluy aman dileyenlerin isteklerini kabul etmiyordu. Şehir zaptedilince 400 sanatkar hari&ccedil; b&uuml;t&uuml;n halk katledildi. </span><span style="font-size: 10pt">Şehir tamamıyla tahrip edilerek &ccedil;ift s&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Gizlenerek sağ kalanları da imha etmek i&ccedil;in bir Mogol komutanı 400 Tacik ile harabeler arasına bırakıldı.&quot; <a href="#_ftn8" title="_ftnref8" name="_ftnref8"><span>7</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Kuşkusuz</span><span style="font-size: 10pt"> Hacı Bektaş ailesi ve yandaşlarının, yerle bir edilmiş, tarla gibi s&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş Nişabur&#8217;a bir daha geri gelmiş olmaları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemezdi. O zaman bu aile nereye yerleşmiş ve ergenlik &ccedil;ağına yeni girmiş bulunan Hacı Bektaş eğitimini nerede g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;? Farid Daftary, Moğolların Horasanı istila ettikleri yıllar ve Horasan&#8217;ın batı sınırını oluşturan Kuhistan b&ouml;lgesindeki Nizari kalelerinin durumu hakkında şu bilgileri veriyor:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Mogolların &ouml;n&uuml;nden ka&ccedil;an &ccedil;ok sayıda Horasanlı g&ouml;&ccedil;menler gelerek Kuhistan b&ouml;lgesindeki Nizari İsmaili kalelerine sığındılar. Mogollar istilalarının başlangıcından itibaren, Alamut Nizari İsmaili devletinin, diğer k&uuml;&ccedil;&uuml;k prensliklerden daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; olduklarını deneyerek anlamışlardı. Ayrıca Nizari İsmaili &ouml;nderleriyle Moğollar arasında bir andlaşma yapıldığı anlaşılıyor; &ccedil;&uuml;nk&uuml; Celaleddin Hasan III (1210-1221) Mogolların batıya hareketinin başlangıcında, Talikan&#8217;da bulunan Cengiz Han&#8217;a barış istemiyle gizli bir el&ccedil;i heyeti g&ouml;nderdiği biliniyor.&quot;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Kuhistan Nizari İsmailileri Mogol istilasından etkilenmedi. G&uuml;&ccedil;lerini, gelişim ve &ouml;zg&uuml;r y&ouml;netimlerini s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ler. Aralarına katılmış olan sığınmacılarla herşeylerini paylaştılar. Doğrusu, Kuhistan Nizarilerinin bilgin &ouml;nderi Şihabeddin (Shihab-al Din) m&uuml;ltecilere &ouml;ylesine iyi ve c&ouml;mert davrandı ki bu, Nizari b&ouml;lgesinden Alamut&#8217;a şikayetler oldu; hazinenin kaynakları &uuml;zerinde olumsuz etkilenmelerden yakınılıyordu. Alamut&#8217;tan onun yerine atanmış olan yeni <i>muhtaşim </i>(Kuhistan Nizari &ouml;nderlerine verilen genel ad) Shams al-Din (Şemseddin) m&uuml;ltecilerde eşit derecede saygı ve hayranlık uyandırdı. Bu olayları ve Kuhistan&#8217;daki Nizarilerin o zamanki durumunun ayrıntılarını, Minhac-i Sirac adıyla tanınan, 1224-1226 arasında &uuml;&ccedil; kez Kuhistan&#8217;ı ziyaret etmiş bulunan S&uuml;nni kadı Minhac al-Din Osman bin Sirac al-Din al Cuzcani anlatmaktadır. Cuzcani, hem y&uuml;ksek &ouml;vg&uuml;ler yaptığı Şihabeddin&#8217;i hem de Şemseddini&#8217;i tanımış. Hatta Şemseddin ile Sistan adına diplomatik g&ouml;r&uuml;şmeler yapmıştı.&quot;<a href="#_ftn9" title="_ftnref9" name="_ftnref9"><span>8</span></a></span><span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span>Hacı Bektaş ve Şemseddin Muhammed Tebrizi</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Yukarıda s&ouml;ylediğimiz gibi Hacı Bektaş&#8217;ın aile &ccedil;evresi ve yandaşları en ge&ccedil; 1221 yılı ortalarında,Kuhistan&#8217;daki İsmaili kalelerinden birine sığınmışlardı. B&uuml;y&uuml;k olasılıkla bu kale, Nizari valisinin oturduğu yerdi. 1221-1223 yılları arasında tanınmış bilgin ve İsmaili ozanlarının &ouml;vg&uuml; şiirleri yazığı Şihabeddin, <i>muhtaşim</i> idi. Bu İsmaili valisi, İsmaililiğin kurucusu, b&uuml;y&uuml;k İmamı İsmail&#8217;in kardeşi Musa Kazım soyundan gelmiş olan Hacı Bektaş ve ailesine saygıda kusur etmemiş, &ouml;zel bir değer vermiş olmalıdır. Hacı Bektaş&#8217;ın, 1224&#8217;te Alamut tarafından Kuhistan y&ouml;neticisi olarak atanan Şemseddin Muhammed Hasan-i İhtiyar ile kurduğu ilişki yaşamlarının son d&ouml;nemlerine kadar s&uuml;recektir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Yaşamı tamamıyla aydınlanmamış ve (batıni İsmaili) inancının gerektirdiği sırrı h&acirc;l&acirc; koruyan Şemseddin Tebrizi&#8217;nin, Alamut İmamı Celaleddin Hasan III&#8217;&uuml;n (1210-1221) oğlu olduğu ve İmam İsmail soyundan geldiği &uuml;zerinde kaynak ve kayıtlar bulunmaktadır.<span>&nbsp; </span>A. G&ouml;lpınarlı aynı yapıtında (s.50) bu kaynaklardan birincisini g&ouml;stermekle birlikte, İsmaililerin b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şmanı tarih&ccedil;i Cuveyni&#8217;nin &quot;Nev M&uuml;s&uuml;lman Celaleddin Hasan&#8217;ın Alaaddin Muhammed&#8217;den başka oğlu yoktu&quot; diye yazmış olmasını ge&ccedil;erli g&ouml;r&uuml;yor. <a href="#_ftn10" title="_ftnref10" name="_ftnref10"><span>9</span></a></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Gen&ccedil; Hacı Bektaş&#8217;ın Şemseddin gibi birinin koruması altına girmiş olmasıyla, batıni eğitimini bir devlet olarak &ouml;rg&uuml;tlenmiş Nizari İsmaililerden, Kuhistan ve Alamut&#8217;ta almış olduğu bir ger&ccedil;eklik olarak karşımıza &ccedil;ıkıyor. Hacı Bektaş&#8217;ın durumu, 1227&#8217;de Kuhistan <i>baş dai</i>&#8216;si Nasuriddin Abdurrahman&#8217;ın korumasına girmiş b&uuml;y&uuml;k İsmaili bilgini Nasıruddin Tusi&#8217;nin (1202-1274) ilişkisine benzer g&ouml;r&uuml;lmektedir. Bu ilişki sayesinde, onun yaptığı gibi, Alamut kitaplığından ve <i>dai</i> &ouml;ğretmenlerden yararlanarak eğitimini tamamlamıştır. Konuşmakta olduğu T&uuml;rk&ccedil;e ve Fars&ccedil;a&#8217;yı geliştirdiği gibi Arap&ccedil;ayı da &ouml;ğrenmiştir. &Uuml;&ccedil; dil ile dava&#8217;yı s&ouml;zl&uuml; ve yazılı yayacak dereceye y&uuml;kselmiş olmalı. Olasıdır ki, Bizans dilini, yani o d&ouml;nemin Yunancasını da &ouml;ğrenmişti. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş&#8217;ın <i>Makalat</i>&#8216;ındaki bilim ve akıl-usun tanımları ve batıni yorumların hepsi, kısacası t&uuml;m inan&ccedil; ve anlayış bi&ccedil;imi, eğitimini yaptığı İsmaili yapıtlarına dayanmaktadır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş, Alamut kitaplığında t&uuml;m <i>dai</i>&#8216;lerin okuduğu,İmam Cafer Sadık <i>Risaleleri</i>, Abul Khattab&#8217;ın <i>Ummu&#8217;l kitab,</i> Mansur el-Yamani&#8217;nin<i> Risalat el-alim ve&#8217;l Ghulam, İhvan-ı Safa Risaleleri, </i>Nasır Husrev&#8217;inkileri<i> (Sefername ve diğerleri), </i>Hasan Sabbah&#8217;ın<i> D&ouml;rt Faslı ve Serg&uuml;zeşt&#8217;ini,</i>1166&#8217;de B&uuml;y&uuml;k Kıyameti ilan etmiş Zikri Selam Hasan II&#8217;nin yazdığı, İsmaililiğin yeniden d&uuml;zenlenip a&ccedil;ıklığa kavuşturulmuş ilke ve buyruklarını i&ccedil;eren <i>Haft bab-i Baba Sayyidina </i>vb. yapıtları okuyup yetişmiş bir İsmaili <i>dai</i>&#8216;siydi&#8230;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Ayrıca İsmaili ordusu saflarında (<i>fedayin</i> birlikleriyle) savaşlara da girmiştir Hacı Bektaş. <i>Vilayetname</i>&#8216;de, Ahmet Yesevi&#8217;nin onu s&ouml;zde oğlu Kutbeddin Haydar&#8217;ı kurtarmak i&ccedil;in g&ouml;nderdiği Bedehşan savaşına ilişkin keramet s&ouml;ylencesi, ger&ccedil;ekte Şemseddin Tebrizi&#8217;nin 1226 yılında y&ouml;nettiği ve zaferle sonu&ccedil;landırdığı, S&uuml;nni Sistanlılarla yapılan savaştan başkası değildir. Hacı Bektaş bu savaşlara 17-18 yaşlarında bir delikanlıyken katılmış olmalıdır.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Babasının amcası oğlu Seyyid Hasan ailesi ve bazı yandaşlarıyla Azerbaycan&#8217;da Hoy kentine yerleştiklerinde, belki anneleri de &ouml;lm&uuml;ş bulunan Hacı Bektaş vekardeşi birlikte Nizari İsmaili eğitim kamplarında eğitim ve &ouml;ğretimlerini s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yorlardı. Hacı Bektaş, İsmaililer arasında 15 yıldan az kalmamıştır. 1230&#8217;lu yıllarda bir İsmaili dai&#8217;si olarak Dava misyonu y&uuml;klenip seyahatlara &ccedil;ıkmıştır. <i>Dai</i>&#8216;ler listesinin &ccedil;ıkartılması ve g&ouml;revlerin onaylanıp icazet verilmesi, Fatımi İsmailileri zamanında gelenekselleşmiş-resmileşmişti. Alamut kitaplık ve arşivlerinin 1257&#8217;da toptan yakılıp yok edilmesi dolayısıyla ele ge&ccedil;memiş olabilir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Fatımiler d&ouml;neminden bir &ouml;rneği, bizi yakından ilgilendirmesi dolayısıyla vermekte yarar var: 995 yılında, Rey kenti Mutazili (başkadısı) olan Abul Cabbar Hamdani&#8217;nin (936-1025), Kahire&#8217;yi ziyaret eden dai&#8217;ler listesinde <i>Abul Vefa al-Daylami</i> adı ge&ccedil;mektedir. <a href="#_ftn11" title="_ftnref11" name="_ftnref11"><span>10</span></a> (1017 yılında &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; bilinen, Mineyikli soyağacına g&ouml;re Zeyd soylu (annesi K&uuml;rt) olan Abul Vefa da <a href="#_ftn12" title="_ftnref12" name="_ftnref12"><span>11</span></a>, Fatımi İsmaili dai&#8217;si olarak Irak&#8217;tan Azerbaycan&#8217;a İsmaili davasını yayıyordu. Hacı Bektaş&#8217;ın da Alamut <i>dai </i>listelerinde mutlaka adı vardı, ama olasıdır ki babasının adlarından biri olan Seyyid Muhammed diye &ccedil;ağrılıyordu. <i>Dai</i>, davet eden; İsmaili inancını yayan demektir. <i>Dailer daisi</i> (İmamın vekili, h&uuml;ccet), <i>Du&#8217;i l-Kebir</i> (b&uuml;y&uuml;k dailer) ve <i>Du&#8217;i</i> (sıradan dailer, davet&ccedil;iler) diye &uuml;&ccedil; kısma ayrılıyordu. Hacı Bektaş b&uuml;y&uuml;k dailer sırasında yer almış olmalıdır.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş &ouml;nce Hindistan&#8217;a gitmiş olabilir. Bu dava gezisi, Şemseddin Tebrizi&#8217;nin Multan, Pencap ve Gucerat&#8217;ta İsmaililiği yaydığı d&ouml;neme rastlar. Onun Hindistan&#8217;ı gezmiş olabileceği, <i>Vilayetname</i>&#8216;deki G&uuml;ven&ccedil; Abdal s&ouml;ylencesinden anlaşılmaktadır. S&ouml;ylencede Hacı Bektaş Veli, G&uuml;ven&ccedil; Abdal&#8217;ı Delhi&#8217;deki kuyumcu m&uuml;ridinden 1000 altın neziri (adağı) almaya g&ouml;ndermiştir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş&#8217;ın Halep, Şam ve Necef&#8217;i dolaştığını; Mekke ve Medine&#8217;ye gittiğini ve &ouml;zellikle İmam Bakır&#8217;ın mezarının başında riyazata (benliği yoketme, nefis eğitimi alıştırmaları, kendine &ccedil;ile &ccedil;ektirme) girdiğini, orada &uuml;&ccedil; yıl hizmette bulunduğunu <i>Vilayetname</i>&#8216;den okuyoruz. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu &uuml;&ccedil; yıllık riyazat abartı da olsa &ccedil;ok &ouml;nemlidir: Olasıdır ki Hacı Bektaş, Heterodoks İslamın (Aleviliğin) ilk yazılı kaynağı sayılan Abu&#8217;l Hattab&#8217;ın <i>Ummu&#8217;l Kitabı</i>&#8216;nda İmam Bakır i&ccedil;in anlatılanları mezarı başında tekrar tekrar okudu; soyundan geldiği İmam Musa Kazım&#8217;ın dedesini can g&ouml;z&uuml;yle seyretti.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Yine Hacı Bektaş&#8217;ın <i>Makalat</i>&#8216;ında (s.81-82) &quot;<i>Adem Aleyhisselam Sıfatı Beyan Eder</i>&quot; başlığını taşıyan bir b&ouml;l&uuml;m vardır. Burada, Tanrının Adem&#8217;i topraktan yaratması &uuml;zerine &ccedil;ok ilgin&ccedil; bir betimleme yapıyor. Yaşadığı zamanın (13.y&uuml;zyıl) iyi tanınan yirmiden fazla &uuml;lke, kent ve b&ouml;lge adlarını tek tek vererek, Adem&#8217;in organlarının herbirinin, bunlardan birinin toprağından yaratıldığını s&ouml;ylemekte. &Ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k olasılıkla, t&uuml;m bu &uuml;lke, kent ve b&ouml;lgeler, gezip g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;, kendi &ouml;l&ccedil;&uuml;lerince değerlendirdiği yerlerdir. &Uuml;zerinde biraz d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;nce, her organın işlevinin, toprağından yapılmış olan kentin ya da &uuml;lkenin &ouml;zelliklerini g&ouml;sterdiği anlaşılır. (<i>Makalat</i>&#8216;taki bu pasajı, y&uuml;zyıl sonra Fazlullah Hurufi (&ouml;. 1393-4) <i>Cavidanname</i>&#8216;sinde kullanmıştır.) Burada ge&ccedil;en coğrafi adlara bakılırsa, Buhara&#8217;dan Mısır ve Kuzey Afrika&#8217;ya, Hindistan&#8217;dan Konstantiniye&#8217;ye (İstanbul) uzanan kent ve &uuml;lkelerinin &ccedil;oğunu yıllarca gezmiş olabileceği varsayılabilir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Otuz yaşlarındaki gen&ccedil; İsmaili <i>dai</i>&#8216;si olarak batıni derviş Hacı Bektaş&#8217;ın son durağı Rum diyarı, yani Anadolu olmuştur. Ancak onu Anadolu&#8217;ya g&ouml;nderen Ahmet Yesevi değil, Alamut İmamı Alaeddin Muhammed III&#8217;&uuml;n (1221-1255) onayıyla, baş <i>dai</i> Şemseddin Muhammed Tebrizi<span>&nbsp; </span>olmuştur. Alamut&#8217;tan Horasanlı Baba İlyas&#8217;a yeni bilgiler getirmiş ve onun hizmetine girmiştir. Aşık Paşaoğlu&#8217;nun s&ouml;ylemiyle &quot;<i>Bu Hacı Bektaş&#8230; kardeşiyle Anadolu&#8217;ya gelmeye heves ettiler&#8230; O zamanda Baba İlyas gelmiş, Anadolu&#8217;da oturur olmuştu. Meğer onu g&ouml;rmeğe gelmişler. Onun dahi hikayesi &ccedil;oktur&#8230;</i>&quot; Aşık Paşa gibi saray uşağı tarih ve menakib yazıcıları, &quot;<i>bu &ccedil;ok hikayeleri</i>&quot; alabildiğine kısaltmış ve ger&ccedil;eklikten uzaklaştırarak Baba İlyas&#8217;ın, Hacı Bektaş&#8217;ınkileri değil, kendi hikayelerini aktarmışlar.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş&#8217;ın başından beri i&ccedil;inde ve stratejik katkılarda bulunduğu Baba İlyas ve Baba İshak&#8217;ın y&ouml;nettiği Babai Halk hareketinden Alamut&#8217;un habersiz olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez. Celaleddin Hasan III zamanında (1210-1221) bile Anadolu&#8217;da<span>&nbsp; </span>Alamut&#8217;un b&uuml;y&uuml;k bir otoritesi olduğunu g&ouml;steren bir tarihsel belge s&ouml;zkonusudur:<span>&nbsp; </span>Ş&ouml;yleki, Anadolu Sel&ccedil;uklu Sultanı İzzeddin Keykavus I (1211-1220), 1216 yılında<span>&nbsp; </span>Antalya&#8217;yı<span>&nbsp; </span>&uuml;&ccedil; aylık bir kuşatmadan sonra Frankların elinden alınca, kentin fethi haberini &ccedil;evredeki h&uuml;k&uuml;mdarlarla birlikte Celaleddin Hasan&#8217;a da bir mektupla (fetihname)<span>&nbsp; </span>bildirmiş ve ondan Sel&ccedil;uklularla dostluk ilişkisi dilemiştir.<a href="#_ftn13" title="_ftnref13" name="_ftnref13"><span>12</span></a><span>&nbsp; </span>O zaman Şamseddin Tebrizi daha &ouml;nce de, yani babasının zamanında Anadolu&#8217;ya gidip-gelmiş olmalıdır. Bu da g&ouml;steriyor ki, Baba İlyas&#8217;ın dahi Dede Garkın&#8217;ın yerine ge&ccedil;irilmiş b&ouml;lge baş <i>dai</i>&#8216;si olması &ccedil;ok m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Suriye İsmaili kalelerinden yardım gelmiş olması da doğaldır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu arada ayrıca Sel&ccedil;uklu Sultanlarının Alamut&#8217;a her yıl belli miktarda vergi verdiklerini İsmaili kaynaklarından &ouml;ğreniyoruz. En b&uuml;y&uuml;k Sel&ccedil;uk Sultanının da Alamut&#8217;a vergi vermiş olması d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml;d&uuml;r :</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;1227 yılında ise Suriye baş <i>dai</i>&#8216;si Mecdeddin Rum Sel&ccedil;uklu Sultanı Alaaddin Keykubat&#8217;a ell&ccedil;isinig&ouml;nderip ondan Sultanlık tarafından Alamut&#8217;a her yıl d&uuml;zenli g&ouml;nderilen 2000 Dinarı talep etti. Sultan bir s&uuml;re onu oyaladı ve Alamut y&ouml;neticisine (Alaaddin Muhammed III) (1221-1255) danıştı. Alamut İmamı, Suriye şefinin talebini onaylayarak, verginin Suriye İsmaililerine verilmesini s&ouml;yledi. Bunun &uuml;zerine vergi Suriye İsmaili topluluğuna g&ouml;nderildi.&quot;<a href="#_ftn14" title="_ftnref14" name="_ftnref14"><span>13</span></a><span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Babai hareketinin bağımsız olduğu kesindir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yine, 12.y&uuml;zyılın ikinci yarısında b&uuml;y&uuml;k Suriye <i>baş dai</i>&#8216;si Raşid&uuml;ddin Sinan&#8217;ın (&ouml;.1193-1194), Alamut İmamı Hasan II (&Ouml;.1166) tarafından atanmış olmasına rağmen, Alamut&#8217;a yaptıkları işler hakkında bilgi ge&ccedil;menin ve karşılıklı ekonomik yardımlaşmanın dışında bağımsız hareket ettiğini biliyoruz.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Baba İlyas&#8217;ın piri olan Dede Garkın&#8217;ın Abu&#8217;l Vefa yolağından olduğunu ve dolayısıyla Baba İlyas ile Baba İshak&#8217;ın Abu&#8217;l Vefa&#8217;ya bağlı bulunduklarını Osmanlı tarih&ccedil;ileri ve menakıbname yazarları da s&ouml;ylemektedirler. Yukarıda değindiğimiz &uuml;zere Abu&#8217;l Vefa, Fatımi İsmaililerin 995 yılı listesinde Daylam <i>baş dai</i>&#8216;si olarak ge&ccedil;iyor. Yaşamının son zamanlarında ise Irak&#8217;ta Bağdad <i>baş dai</i>&#8216;si g&ouml;revinde bulunmuş olup, Abu&#8217;l Vefa Bağdadi adıyla anılmaktadır. Baştan beri verdiğimiz t&uuml;m bu tarihsel bilgi ve olaylar, Hacı Bektaş&#8217;ın ve Babai ayaklanması &ouml;nderlerinin batıni İsmaililerle ilişkileri bulunduğunu g&ouml;stermektedir. Unutmayalım ki, halk arasında Alamut &ouml;nderleri &quot;Baba Seyyidina&quot;(Baba Efendimiz) diye &ccedil;ağrılıyordu.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></i></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Vilayetname</span></i></span><span style="font-size: 10pt">&#8216;de Hacı Bektaş Veli&#8217;nin yaşamına ilişkin anlatılanlar, yazarın halkın arasından ve başka menakıbnamelerden derlediklerinin, d&ouml;nemin y&ouml;neticisinin inan&ccedil;sal ve siyasal istekleri doğrultusunda kaleme almış olduklarıdır. Dikkat edilirse Hacı Bektaş, <i>Vilayetname</i>&#8216;sinde batıniliğinden &#8211; bir su&ccedil;muş gibi &#8211; aklanıp, s&uuml;nnileştirilmiş. Keramet sahibi bir velidir, yani Tanrı dostudur; ama en b&uuml;y&uuml;k kerametlerinden biri olan tek danesini d&ouml;kmeden darı &ccedil;e&ccedil;i &uuml;zerinde otururken bile ona namaz kıldırtılmıştır. Bir yandan da tam tersine onun, Nureddin Caca ve Mevlana ilişkilerinde Şeriat kurallarını yerine getirmediği i&ccedil;in kınandığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Ayrıca <i>Vilayetname</i>&#8216;ye sokulan bazı keramet &ouml;geleri de, &ccedil;ok daha &ouml;nce yaşamış veliler tarafından g&ouml;sterilenlerin yinelenmesidir.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&Ouml;rg&uuml;tl&uuml; batıniliğin son temsilcileri (devlet kurmuş) Nizari İsmaililerin (1090-1257), S&uuml;nni y&ouml;netimler tarafından İslam d&uuml;şmanı, dinsiz, katil, her t&uuml;rl&uuml; k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yapmaya hazır şeytan gibi g&ouml;r&uuml;lmesi nedeniyle menakıbname yazarları &quot;dai ve İsmaili&quot; adları kullanmaktan &ccedil;ekinmişlerdir. Oysa <i>Vilayetname</i>&#8216;de Hacı Bektaş&#8217;ı ziyarete gelmiş olduklarından s&ouml;zedilen Horasanlı Kalenderiler, Haydariler İsmaililerden başkası değildir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Ger&ccedil;ek b&ouml;yle iken, Hacı Bektaş Veli, Nizari İsmaililerle ilişkisi bir yana i&ccedil;inde yeraldığı<span>&nbsp; </span>Babailerden bile uzaklaştırılmış ve hala Babai ayaklanmasına katıldı-katılmadı tartışması yapılıyor. Onu S&uuml;nni g&ouml;stermek i&ccedil;in Nakşibendiler Hacı Bektaş&#8217;a &quot;amcazade&quot; diyor ve onun batıliğini-Aleviliğini &quot;iftira&quot; kabul ediyorlar. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş&#8217;ın Sel&ccedil;uklu Prenslerinin &ccedil;atışmalarında İzzeddin Keykavus II&#8217;a destek vermesi ve Bizans&#8217;a yakınlık duyması, Anadolu&#8217;da merkezi birliğin kurulması amacı kadar, antik Ege Uygarlıklarının son miras&ccedil;ısı olan ileri Bizans uygarlığından yararlanma ve İslam-Hristiyanlık ayırımı yapmadan insanlığı birleştirme hedefi taşır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Veli, 1257&#8217;de Alamut&#8217;un Moğollar tarafından yerle bir edilmesi sonucu İsmaililerle ilişkisini kesmiş, ama batıni inancın doruğunda; zamanın kurtarıcı imamı olarak ortaya &ccedil;ıkıp, Alamut İmamlarının temsil ettiği (<i>Haft bab-ı Baba Seyyidina</i>&#8216;ya g&ouml;re Alamut İmamı Ali&#8217;yi temsil ediyor, b&uuml;t&uuml;n İsmaili inan&ccedil;lıların her biri de Salman&#8217;nın makamında bulunuyordu, yani birer Salman idiler) Ali&#8217;nin donuna b&uuml;r&uuml;nm&uuml;şt&uuml;r. Bunu pek&ccedil;ok Alevi-Bektaşi ozanı işlemiştir. Biz Sadece Hasan Dede&#8217;den (&Ouml;.1469) bir tek d&ouml;rtl&uuml;kle &ouml;rnekleyelim: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Yerlerin g&ouml;klerin binasın d&uuml;zen</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Ak &uuml;st&uuml;nde kara yazılar yazan</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Eng&uuml;r şerbetini Kırklara ezen</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">H&uuml;nkar Hacı Bektaş Ali kendidir</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span>Hacı Bektaş Veli&#8217;yi Doğru Tanıyarak Anlamak &#8230;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Her yıl Ağustos ayının &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; haftasında iki &uuml;&ccedil; g&uuml;n s&uuml;ren Hacıbektaş il&ccedil;esindeki şenliklere y&uuml;zbinlerce Alevi-Bektaşi canlar akın eder. Bunların b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğu bu resmi şenlik eğlencelerine katılmak i&ccedil;in değil, H&uuml;nkar&#8217;ın dergahına y&uuml;zs&uuml;rmek i&ccedil;in giderler; &Ccedil;ilehane,Kulun&ccedil;kaya, Pir tepesi, Alı&ccedil; ağacı, Beştaşlar, Hamurkaya gibi keramet s&ouml;ylencelerinde adı ge&ccedil;en yerler ziyaret edilir. T&uuml;rbelerde dualar eder, temsili Cemler yaparlar; Hacı Bektaş Veli&#8217;nin ruhundan yeniden kerametler bekler; &quot;dildeki dilekleri, g&ouml;n&uuml;ldeki muratlarını&quot; isterler<span>&nbsp; </span>ve hep bu beklenti i&ccedil;indedirler. Alevi toplumu da H&uuml;nkar&#8217;a sadece bu g&ouml;zle bakmayı s&uuml;rd&uuml;r&uuml;rlerse, onun tarihsel kişiliği ve b&uuml;y&uuml;k insanlık &ouml;nderliğini asla anlayamıyacaklardır.<span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Yediy&uuml;z elli yıl &ouml;nce herşeyi bilime bağlamış ve &quot;bilim b&uuml;t&uuml;n değerlerin &uuml;zerindedir ve bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır&quot;demiş olan<span>&nbsp; </span>H&uuml;nkar&#8217;a bu k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yapmayalım. Ancak nevar ki, nesnel d&uuml;nyasına girerek onu doğru tanımak ve tanıtmak i&ccedil;in, 13.y&uuml;zyıl<span>&nbsp; </span>Anadolu&#8217;sunda y&uuml;kselen sosyal ve siyasal m&uuml;cadeleleri ve nedenlerini &ouml;ğrenmek zorunluğu vardır. Sel&ccedil;uklu-Mogol-Bizans ilişkilerini, &ccedil;ağın toplumlarının sosyo-ekonomik ve inan&ccedil; yapılanmalarını iyi<span>&nbsp; </span>incelemeden bunu yapmak zaten olası değildir.<a href="#_ftn15" title="_ftnref15" name="_ftnref15"><span>14</span></a></span><span style="font-size: 10pt"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Horasanlı gen&ccedil; batıni dervişi Hacı Bektaş, G&uuml;neydoğudan Anadolu&#8217;ya girer Hacı Bektaş. Burada Abu&#8217;l- Vefa yolağından olan Dede Garkın&#8217;ın-ki Baba İlyas&#8217;ın da Piridir- elinden geyik derisinden Elifi ta&ccedil; giyip, nasip aldığı <i>Vilayetname</i>&#8216;de belirtilmektedir. O yıllarda, yani 1230&#8217;ların ortalarından itibaren,g&ouml;&ccedil;er ve yerleşik alevi halklarla (T&uuml;rkmen ve K&uuml;rt), yerli Hristiyanlar arasında Baba Resulullah olarak tanınan Baba İlyas&#8217;ın geniş propagandası yapılmakta ve Sel&ccedil;uklu sultanı ve feodal beylerinin zul&uuml;m ve baskılarına karşı ayaklanma hazırlıkları s&uuml;rmektedir. Ayrıca, &quot;Tanrının el&ccedil;isi Baba (Baba Resu&#8217;l Allah)&quot;, yani peygamber olarak inanılan Baba İlyas&#8217;ın, en &ouml;nemli halifesi Şamlu Baba İshak da b&ouml;lgede &ccedil;ok geniş s&ouml;z sahibiydi; kentlerde yaşayan feodalların topraklarını boğaztokluğuna işleyen k&ouml;yl&uuml;ler, konar-g&ouml;&ccedil;erler ve t&uuml;m ezilmekte olan inan&ccedil; ve etnik toplulukları arasında Baba Resul&#8217;un siyasetini yapıyor, onları &ouml;rg&uuml;tl&uuml;yordu. Olasılıkla Hacı Bektaş, Baba İlyas&#8217;tan &ouml;nce Alamut&#8217;tan tanıştığı Baba İshak&#8217;la burada g&ouml;r&uuml;ş&uuml;p konuştular. B&ouml;ylece daha başlangı&ccedil;ta Babai hareketinin i&ccedil;ine girmiş bulunuyordu.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">B&ouml;lgede &ccedil;ok sevilip sayılan Baba İshak&#8217;la birlikte Hacı Bektaş da, orada bir s&uuml;re kalıp bilgi ve g&ouml;rg&uuml;s&uuml;, eylemleriyle halkı aydınlatarak tanındı, b&uuml;y&uuml;k saygınlık kazandı. Sonra Dede Garkın, olasılıkla Baba İshak&#8217;ın yanına katarak onu Baba İlyas&#8217;ın dergahına Amasya&#8217;ya g&ouml;ndermişti. Bize g&ouml;re, Babai ayaklanmasınıdaki en b&uuml;y&uuml;k hizmeti ise, Kayseri ve Kırşehir civarında Bizans sınırboylarında, yani Uc&#8217;larda yaşayan T&uuml;rkmenler&#8217;in harekete katılmalarını sağlama &ccedil;alışmasıdır. Ger&ccedil;ekte Hacı Bektaş&#8217;ı 57 bin Rum erenlerine g&ouml;zc&uuml;l&uuml;k yapan Karaca Ahmed&#8217;e, peyik (el&ccedil;i) olarak yollayan Baba İlyas&#8217; idi. Horasanlı Hacı Bektaş, Rum Gazileri (Gaziyan-i Rum) ve Rum Bacıları (Bacıyan-i Rum) &ouml;rg&uuml;tlerini harekete bağlamıştır. Kardeşi Menteş&#8217;i 1240 yılı i&ccedil;inde Sivas savaşı sırasında şehit veren Hacı Bektaş, hareketin son &ccedil;arpışması olan Malya&#8217;dan &ouml;nce,bilin&ccedil;li olarak savaşın dışına &ccedil;ıkarılarak Kendek&#8217;te Hacı Bereket&#8217;in yanına g&ouml;nderilmiştir. Bu buyruğu, bizzat baş kumandan, halifesi bulunduğu bildirilen Şamlu Baba İshak (</span><span style="font-size: 10pt">2011 <b>Server-i leşkeran ol şehbaz/Hacı Bektaş diyu gelir avaz</b>, 2012 <b>Kendek&#8217;e &ccedil;ık seni selamet bil/Bereket Hacı&#8217;yı ziyaret kıl</b>) <span>vermiştir. Elvan &Ccedil;elebi,<i> Menak ıbu&#8217;l Kudsiyye</i>&#8216;de<span>&nbsp; </span>Hacı Bektaş&#8217;ı ve bu olayı 1992 ile 2016 arasındaki beyitlerde geniş&ccedil;e anlatmaktadır.</span> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Veli, bu ayrılışın &uuml;zerinden daha on yıl ge&ccedil;meden Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;de tekkesini kurmuş ve Alevi-Bektaşi &ouml;ğretisini yaymaya başlamıştır. Buradan &ouml;nce bir k&uuml;&ccedil;&uuml;k yerleşme olan Kendek&#8217;te oturduğu anlaşılan, aralarına g&ouml;nderildiği Bereket Hacı ve onun &ccedil;ok sayıda, &quot;Kaf&#8217;tan Kaf&#8217;ı tutmuş edep, ilim ve hilm sahibi halifeleri&quot; (2013<b> Dakı bunca halife etrafı/Ki bular dutdi Kaf ta Kafı</b>, 2015 <b>Edeb &uuml; ilm &uuml; hilm &uuml; takvi</b>&#8230;) de kendisine yardımcı oldukları yadsınamaz. Geleneksel olarak <i>Vilayetname</i>&#8216;den gelen bilgilere g&ouml;re, Hacı Bektaş Veli Sulucakarah&uuml;y&uuml;k&#8217;te &Ccedil;epni T&uuml;rkmenlerinden Yunus Mukri&#8217;nin yanında kalarak kırımdan kurtulmuştur. Ancak, Vilayetname&#8217;den yaklaşık y&uuml;zyıl &ouml;nce yazdığı yazdığı kitabında<span>&nbsp; </span>Elvan &Ccedil;elebi&#8217;nin verdiği bu &ouml;nemli bilgi, onun daha &ouml;nce Kendek&#8217;te Bereket Hacı ve halifeleri arasında kalıp, hem Babai avcılarından kendini koruduğu hem de iyice olgunlaştığını g&ouml;steriyor. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Dergahı, S&uuml;nniliğin medreseleri karşısında, g&uuml;n&uuml;n bilimlerinin ışığı altında ve &ccedil;ağını<span>&nbsp; </span>aşarak, Alevi-Bektaşi &ouml;ğretisinin kurallarının &ouml;ğretilip uygulandığı Halk &Uuml;niversitesi konumu kazanmıştır. Hi&ccedil; kuşkusuz bunda, başta Bereket Hacı ve &ccedil;evresi olmak &uuml;zere, Malya yenilgisiyle ardından gelen Babai kırımından kurtulmuş bulunan Baba İlyas halifelerinin b&uuml;y&uuml;k katkıları vardı. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Sulucakarah&uuml;y&uuml;k aynı zamanda, 24-25 yıl i&ccedil;inde, yani 1246-7lerden (Gıyaseddin Keyhusrev&#8217;in &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra) H&uuml;nkar&#8217;ın d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;&uuml;ş&uuml;ne (1270-73) dek, Anadolu&#8217;da g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir merkezi y&ouml;netim kurulması ve birlik oluşturması i&ccedil;in politika &uuml;reten yer olmuştur. Hacı Bektaş Veli&#8217;nin, el verdiği ve icazetledirdiği 360 halifesini Anadolu&#8217;nun d&ouml;rt bir yanına ve Balkanlara kadar g&ouml;ndermiş ve onların siyasal doğrultuda bir&ccedil;ok eylemlere katılmış olması; Mogol istilacılar ve korumalığındaki Konya Sel&ccedil;uklu feodal devletine karşı İzzetin Keykavus&#8217;un desteklenmesi bunun a&ccedil;ık kanıtlarıdır. B&uuml;y&uuml;k olasılıkla Dergah&#8217;ta saklanıp, yetiştirilen ve resmi tarihin Cimri diye adlandırdığı İzzeddin&#8217;in oğullarından Siyavuş&#8217;u Konya&#8217;da padişah yaparak, kendisi başvezir olan Karamanoğlu Mehmet Bey hareketi de aynı Sulucakarah&uuml;y&uuml;k siyasetinin &uuml;r&uuml;n&uuml;yd&uuml;. </span><span style="font-size: 10pt">Bu d&ouml;nemlerde hangi Anadolu beyliğini incelemiş olsanız, oraya yerleşmiş ve etkin bir veya birka&ccedil; Hacı Bektaş halifesi bulursunuz&#8230;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span>II</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span>Hacı Bektaş Veli,<span>&nbsp; </span><i>Makalat</i>&#8216;ı ve Siyaseti</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Veli İslamın aykırı yorumu Batıni Aleviliği, yani Alamut Nizari-İsmaili Aleviliğini,<span>&nbsp; </span>yaşadığı 13. y&uuml;zyılın Anadolu&#8217;sunda tarihsel &ccedil;evre, sosyo-ekonomik ve siyasal koşullarında yeniden yorumlayarak Alevi-Bektaşi yolunu kurmuş. Alevilik inan&ccedil; ve felsefesini (tasavvuf) kamaşıklığından arındırarak, y&uuml;ksek d&uuml;zeyden aşağılara &ccedil;ekmiş ve sıradan halkın, daha &ccedil;ok kasaba, k&ouml;y ve konar-g&ouml;&ccedil;er toplulukların k&uuml;&ccedil;&uuml;k birimler halinde kendi kendilerini eşitlik ve adalet i&ccedil;inde y&ouml;neten, birlik beraberlik ve ortak&ccedil;ı-paylaşımcı bir yaşam d&uuml;zeni kurmayı getiren dinsel inancı yapmıştır. Ve bu bağlamda bir inan&ccedil; &ouml;nderi olduğu kadar refomcu bir d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rd&uuml;r. Ve aynı zamanda d</span><span style="font-size: 10pt">&ouml;</span><span style="font-size: 10pt">nemin bilgin politikacısıdır. Hacı Bektaş d&uuml;zenlediği-kuramlaştırdığı inan&ccedil;sal ilke ve kuralları, &ccedil;ağını aşan bilimsel d&uuml;ş&uuml;nceleri ve bilginliğini g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşan k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k <i>Makalat</i>&#8216;ına sığdırmıştır. Siyaset&ccedil;iliği, toplumsal ve siyasal eylemleri ise, &ouml;l&uuml;m&uuml;nden<span>&nbsp; </span>215-220 yıl sonra derlenip yazılmış <i>Vilayetname</i>&#8216;de anlatılan &ccedil;ok sayıdaki keramet s&ouml;ylencelerinde gizlidir. Aşağıda onun kurduğu yolun inan&ccedil; ilkelerinden<span>&nbsp; </span>&ouml;rneklerle birlikte, &ccedil;ıkarsamalar ve yorumlarla siyaset anlayışı ve eylemlerinden bazılarını da sergilemek istiyoruz: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><i><span><span>&nbsp;</span>Makalat</span></i></b><b><span>&#8216;ın İ&ccedil;eriği<span>&nbsp; </span>ve Kasıtlı Yorumlar</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt; color: black">Makalat</span></i></span><span style="font-size: 10pt; color: black">&#8216;taki &quot;D&ouml;rt kapı kırk makamın, Ahmet Yesevi&#8217;nin(&ouml;.1167-69) <i>Fakrname</i>&#8216;sinden alındığı&quot; yazılıp &ccedil;izilerek <u>Hacı Bektaş&#8217;ın S&uuml;nniliği kanıtlanmaya &ccedil;alışılmaktadır</u>. Oysa G&ouml;lpınarlı bu konuları herkesten daha iyi biliyordu; b&ouml;yle bir şey olsaydı bu bilgiye &ouml;nce o sarılırdı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Ahmet Yesevi&#8217;nin b&ouml;yle bir kitabının varlığı kesin değildir. Ona atfedilen <i>Hikmetler</i>&#8216;in ise sadece 17.y&uuml;zyıl kopyaları bilinmekte ve 12.y&uuml;zyıl T&uuml;rk&ccedil;esiyle hi&ccedil;bir ilgisi yoktur.<a href="#_ftn16" title="_ftnref16" name="_ftnref16"><span>15</span></a> Tam tersine 19.y&uuml;zyıl Anadolu halkının konuştuğu dile &ccedil;ok daha yakındır. 1826&#8217;dan itibaren Hacı Bektaş Dergahı&#8217;nı resmen işgal etmiş olan Nakşibendiler tarafından <i>Makalat</i>&#8216;tan aşırılarak, şer&#8217;i h&uuml;k&uuml;mlere uydurulup kime ait olduğu belli olmayan kitaba sokuşturulmuş olmalıdır. Oysa, <i>Makalat</i>&#8216;taki &quot;<b>Şeriat Kapısı ve On Makamı</b>&quot;na mal bulmuş mağribi gibi sarılanlar; bu kapıya bağlıların &quot;<b>abidler</b>&quot; (yaşamları nafile ibadetle ge&ccedil;enler) olduğunu bilmiyorlar mı? Ve &lsquo;abidler b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n&#8217; sonunda &quot; (<b>Pes (işte b&ouml;yle) kibir ve haset (hainlik-kıskan&ccedil;lık) ve buhul (pintilik) ve adavet (d&uuml;şmanlık) bunlarda hemandır (ancak bunlardadır</b>)&quot; diye yazılı olduğunu g&ouml;rm&uuml;yorlar mı? <a href="#_ftn17" title="_ftnref17" name="_ftnref17"><span>16</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">İnsanları d&ouml;rt b&ouml;l&uuml;kte g&ouml;rmek isteyen Hacı Bektaş Veli, Şeriat z&uuml;mresi olan abidler&#8217;in bu k&ouml;t&uuml; yanlarından kurtulmaları i&ccedil;in onlara on makam &ouml;neriyor. Bunlardan sadece ikincisi S&uuml;nni İslamın beş şartıyla ilişkilidir. Sonunda onları adam edecek olan ve madde madde sunduğu diğer dokuz makam dahi &quot;<b>Kur&#8217;an&#8217;da bu kadar ayetlerle a&ccedil;ık se&ccedil;iktir (ayat-ı beyyinat) iman ehli i&ccedil;in</b>&quot; diye vurguluyor. (<i>Makalat</i>, s.49-50) Hacı Bektaş Veli bu b&ouml;l&uuml;mlerde Şeriat ehlinin eksikliklerini veriyor ve sadece d&ouml;rt beş şartı yerine getirmekle (S&uuml;nni) M&uuml;sl&uuml;man da olunamayacağını g&ouml;steriyor. Nakşibendiler, ilahiyat&ccedil;ı-tarih&ccedil;iler ve Diyanet bilginleri, kendilerine sadece &ouml;ğ&uuml;t veren ve yol g&ouml;steren Ulu Piri hangi mantıkla S&uuml;nni yapıyorlar, anlamak olası değil. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş&#8217;ın bağlı olduğu ve &ouml;nderliğini yaptığı, &quot;<b>Marifet ve Hakikat makamlarının&quot; ehli olan &quot;arifler ve muhibler z&uuml;mresidir</b>&quot;, yani <u>batıni inan&ccedil;lılardır</u>, <u>Alevilerdir</u>. Bu kesim </span><span style="font-size: 10pt"><b><span><span>&nbsp;</span></span></b></span><span style="font-size: 10pt">i&ccedil;in 8 Ağustos 1164 yılında Alamut&#8217;ta ilan edilen &quot;B&uuml;y&uuml;k Kıyamet (Yeniden diriliş)&quot; ile </span><span style="font-size: 10pt">ş</span><span style="font-size: 10pt">eriat d&ouml;nemi bitmiştir.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&Ouml;b&uuml;r yandan Hacı Bektaş&#8217;ın S&uuml;nniliğini, Ortodoks İslamın din ve iman koşulları ile ibadetlerini sadece birka&ccedil; sayfaya sıkıştırmış olmasına dayandırıyorlar. Oysa d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorlar ki Hacı Bektaş <i>Makalat</i>&#8216;ını asıl S&uuml;nnilerin mollaları, din adamları i&ccedil;in Arap&ccedil;a yazmış. Amacı, onlara<span>&nbsp; </span>yolun ilkelerini g&ouml;stermektir. İnsan olmak, kendini tanımak i&ccedil;in sadece şeriatın yetmediğini, inancı tamamlamak ve &quot;<b>Hak ile Hak olmak, onunla birleşmek i&ccedil;in</b>&quot; tarikat, marifet ve hakikat kapılarını da ge&ccedil;mek gerektiğini anlatmıştır kitabında. Hacı Bektaş Veli&#8217;nin ne Ş&uuml;nni şeriatı ve ne de ibadetleriyle bir ilgisi yoktur. Nitekim d&ouml;nemin S&uuml;nni alimlerinden Molla Sadeddin, <i>Makalat</i>&#8216;ı okuyarak, doğruyu bulmuş ve Hacı Bektaş&#8217;a bağlanmış. Sonra H&uuml;nkar&#8217;ın buyruğu &uuml;zerine, herkes okusun diye oturup bu kitabı t&uuml;rk&ccedil;eleştirmiş. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş <i>Makalat</i>&#8216;ında, &quot;<b>İnsandan ulusu yoktur&#8230; Arifler marifet tahtı &uuml;zerinde oturur. Tanrıyla s&ouml;yleşirler, konuşurlar. (</b>İmam Cafer Sadık&#8217;tan nakledilen)<b>Ali&#8217;ye sordular, &lsquo;Tanrı&#8217;ya, g&ouml;r&uuml;rm&uuml;s&uuml;n ki taparsın?&#8217; Ali eder: &lsquo;G&ouml;rmesem tapmaz idim</b>&quot; diye yazıyor. Bu anlayış S&uuml;nniliğe sığar mı? Şeriatta bu s&ouml;zleri s&ouml;yleyen kafirdir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Akıl ve bilim hakkında s&ouml;ylediği şu s&ouml;zlere bakınız :</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&quot;<b>Akıl, başta sultandır. Yery&uuml;z&uuml;nde akıl &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;nden &ouml;nemli birşey yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; herşeyi bilen ve buyuran akıldır. Herşeyin b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; bilim ve hilim (yumuşaklık). Akıldan yararlanmasını bilen i&ccedil;in gizli birşey yoktur. Bilim evrenin t&uuml;m değerlerinin &uuml;zerindedir. Bilimle<span>&nbsp; </span>gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Bilimle araştırmalı, izlemeli g&ouml;zlemeli. Yolumuz bilim ve irfan sevgisi &uuml;zerine kuruludur&#8230;</b>&quot; </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş&#8217;ın<span>&nbsp; </span><i>Makalat</i>&#8216;ta ge&ccedil;en bu s&ouml;zlerinin şeriat dogmalarıyla hi&ccedil;bir ilgisi yoktur. Ayrıca<span>&nbsp; </span>kendisine bağlı olanların ibadetlerini de g&ouml;steriyor:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&quot;<b>&#8230;Amma, muhiblerin (</b>sevgiyi din bilen Alevilerin<b>) taatı m&uuml;nacaattır (</b>dua etmektir<b>), seyirdir (</b>Hakka doğru yolculuk<b>), m&uuml;şahededir (</b>Hakkı g&ouml;zleme<b>), arzularına ermektir. Ve &Ccedil;alap Tanrıyı bulmaktır. Ve kendulerin yavu kılmaktır (</b>Tanrıyla birleşip kendini yitirmek<b>)&#8230; Ve halleri bir&uuml;k&uuml;b bir olmaktır (</b>Tanrıyla bir olmak,<span>&nbsp; </span>tanrılaşmaktır<b>). Bunların dahi hemandır (</b>Bunlarda da ancak bu inan&ccedil;-ibadet vardır<b>)&#8230;Eger muhiblere sorsalarkim, Tanrıyı nice bildiniz. Pes, muhibler cevap verelerkim, kend&uuml; &ouml;z&uuml;m&uuml;zden bildik ve hem kend&uuml; &ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; &Ccedil;alap Tanrıdan bildik </b>(kendi &ouml;z&uuml;m&uuml;zde Tanrıyı, Tanrıda<span>&nbsp; </span>da kendimizi bildik, onunla b&uuml;t&uuml;nleştik<b>)&#8230; Ve insanoğlu i&ccedil;in en &ouml;nemli ibadet; doğruluk ve insan sevgisidir</b>&quot; (<i>Makalat,</i> s.32, 36, 73). </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Alevi-Bektaşiliğe Nakşibendilik, </span><span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span>Kadirilik vb. gibi tarikat diyenler, g&ouml;rm&uuml;yorlar mı ki<i> Makalat</i>&#8216;ta tarikat sadece on makamı bulunan bir kapıdır. S&uuml;nnilikte tarikat son kapıdır ve o kapıdan &ouml;teye ge&ccedil;emezler. Ge&ccedil;en dinden &ccedil;ıkar, Tanrıya şirk koştuğuna inanılır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;tede &lsquo;ben&#8217; yoktur, &lsquo;biz&#8217; vardır; daha da &ouml;tede, yani Hakikat kapısında<span>&nbsp; </span>&lsquo;ben ve biz&#8217; de yoktur, &lsquo;sen&#8217; diye hitabettikleri &lsquo;O&#8217; vardır ve O&#8217;nunla birleşilir (Theosis=Tanrılaşma). Hacı Bektaş&#8217;ın yukarıda s&ouml;ylediklerine S&uuml;nni inancı i&ccedil;in <u>dinsizlik</u> demektedir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; kendisine aykırıdır. <u>Oysa Alevi inancı budur</u>. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">G&ouml;nl&uuml; Kabe&#8217;ye benzeten Hacı Bektaş Veli, &quot;</span><span style="font-size: 10pt; color: black">&quot;</span><span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt; color: black">Kabe&#8217;de ihram giymek, hakkı batıldan se&ccedil;mektir</span></b></span><span style="font-size: 10pt; color: black">&quot; diyor</span><span style="font-size: 10pt; color: black"> Hacı Bektaş Veli</span><span style="font-size: 10pt; color: black">; &quot;<b>Ve hem yoldan taş arıtmak, Kabe&#8217;de Arafatta taş atmaya, kendi nefsini (k&ouml;t&uuml;) heveslerini depelemek ise Kabe&#8217;de kurban kesmeğe benzer</b> &quot; diyor. <i>(agy,</i> s.75) Bu ifadeler, S&uuml;nni İslamın Hac şartının reddidir:<span>&nbsp; </span>Hacca gidip Kabede ihram giyeceğine araştırarak doğruyu bul; Arafatta şeytan taşlayacağına,<span>&nbsp; </span>yoldaki taşları temizle; hem sen hem başkaları rahat y&uuml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z. Orada kurban keseceğine, k&ouml;t&uuml; huylarından bencillikten vazge&ccedil;; kibrini gururunu kır! Bir batıni velisi olan Hacı Bektaş&#8217;ın <i>Makalat</i>&#8216;ta S&uuml;nniliğe bu denli aykırı şeyler s&ouml;ylediği ortada iken, ona nasıl S&uuml;nni yakıştırması yapılabilir?<i> </i></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><i><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></i></b></span> </p>
<p style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt"><b><i><span>Vilayetname</span></i></b><b><span>&#8216;de Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Merkezi Feodal Devletler ve Toplumlara Karşı İzlediği Siyasete<span>&nbsp; </span>Dair Değinmeler<a href="#_ftn18" title="_ftnref18" name="_ftnref18"><span>*</span></a></span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">H&uuml;nkar Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Hristiyan keşişleriyle sıkı ilışkilerde bulunduğu, <i>Vilayetname</i>&#8216;deki s&ouml;ylencelere yansımış ve keramet boyutları i&ccedil;erisinde verilmiştir. Bunların Hacı Bektaş&#8217;ın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; kabul etmiş ve onun m&uuml;ridi olarak iki inan&ccedil;lı yaşadıklarını, yani H&uuml;nkar&#8217;ın yolunu gizli olarak s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;klerini &ouml;ğreniyoruz. Ama bu, Hristiyanların, &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; kabul ettiklerinden dolayı, İslam dinine d&ouml;nd&uuml;kleri anlamına gelmemelidir. Ortodoks İslam ile Ortodoks Hrisiyanlık<span>&nbsp; </span>s&uuml;rekli birbirlerine d&uuml;şman, karşılıklı birbirlerinin inan&ccedil;larını yadsıyan ve &quot;dinsiz-kafirler&quot; olarak niteleyen konumdaydılar. Bunlar y&ouml;netimlerin dinleri olduğundan, egemenlik alanlarını koruma, sağlama alma &ccedil;ıkarlarıyla doğrudan ilişkiliydi. Y&ouml;netimler,<span>&nbsp; </span>karşılıklı kabul, anlaşma ve uzlaşma d&ouml;nemlerinde bile halkları, yani teb&#8217;alarını s&uuml;rekli birbirine d&uuml;şman tutmaya b&uuml;y&uuml;k &ouml;zen g&ouml;stermişlerdir.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Buna karşılık heterodoks inan&ccedil;lar, daha &ccedil;ok kırsal halk yığınlarına &ouml;zg&uuml; olduğundan ortak yanları &ccedil;oktu. </span><span style="font-size: 10pt">&Ouml;yle ki, bir Alevi-Bektaşi dervişiyle, yoksul bir manastır keşişinin yaşam g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; ve bi&ccedil;imini birbirinden ayırmak g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Anadolu&#8217;da İslami halk tasavvufunu, Hacı Bektaş Veli ve onun Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;teki dergahına bağlı halife ve dervişleri temsil ettiği gibi, Hristiyanlık halk mistisizminin temsilcileri de bu manastır keşişleriydi. Kapadokya b&ouml;lgesinde, Alevi inan&ccedil;lı T&uuml;rkmenlerle, kent merkezlerinde yaşayan Bizanslıların k&uuml;&ccedil;&uuml;mseyerek, Trogtlytai/</span><span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt; font-family: Symbol">Troglutai </span></b><b><span style="font-size: 11pt">&#61472;&#61472;&#61472;</span></b></span><span style="font-size: 10pt">(toprak altındaki<span>&nbsp; </span>deliklerde yaşayanlar) diye<span>&nbsp; </span>adlandırdıkları<span>&nbsp; </span>b&ouml;lge Hristiyanları i&ccedil;i&ccedil;e yaşamaktaydılar.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">1239-40 yılındaki b&uuml;y&uuml;k Babai Halk ayaklanmasından 5 yıl sonra Anadolu&#8217;nun Mogollar tarafından istilasına karşı koyamayan bağımsız Konya Sel&ccedil;uklu merkezi Feodal devleti dağılmış ve B&uuml;y&uuml;k Mogol İmparatorluğunun Batı U&ccedil; Eyaletine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Horasanlı Hacı Bektaş&#8217;ın piri Horasanlı Baba İlyas ve Baba İshak, feodal h&uuml;k&uuml;mete karşı, Sultan I.Alaaddin&#8217;in (&Ouml;.1237) son d&ouml;nemlerinden itibaren oluşmaya başlayan nesnel koşulların tam olgunlaştığı; feodal beylerin k&ouml;yl&uuml; ve konar-g&ouml;&ccedil;er halk yığınlarını ağır hara&ccedil; ve vergilerle canından bezdirdiği 7-8 yılda yarattıkları ihtilalci Babai Siyaseti&#8217;yle, Konya&#8217;ya y&uuml;r&uuml;m&uuml;şlerdi. Ama&ccedil;ları, iktidarı ele ge&ccedil;irerek eski d&uuml;zeni yıkıp, kendi d&uuml;zenlerini kurmaktı. Ancak, kazandıkları onca zaferlere rağmen, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir yenilgi ve kırımla sonu&ccedil;lanmıştı bu başkaldırı.<a href="#_ftn19" title="_ftnref19" name="_ftnref19"><span>17</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">H&uuml;nkar Hacı Bektaş siyasetini, d&ouml;neminin &ouml;znel ve nesnel koşulları i&ccedil;erisinde, Mogol istilasıyla yıkılan yokolan kurumların restorasyonunda birlik sağlama &uuml;zerinde denedi. Baba Bektaş, geldiği Babai ihtilalci geleneğini, varolan koşullar i&ccedil;inde uygulamaya gitmedi, yani T&uuml;rkmen halk gruplarını Sel&ccedil;uklu Sultanlarına karşı isyana y&ouml;neltmedi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;nce dış d&uuml;şman tehlikesinden kurtulmak gerekiyordu. Kısacası, istilacılardan memleketin kurtarılmasını &ouml;ne almak amacı g&uuml;d&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Bu nedenle Mogol korumalığındaki işbirlik&ccedil;i y&ouml;netime ve kentleri k&ouml;yleri yakıp yıkan, ezeli d&uuml;şman Mogollara karşı, Sel&ccedil;uklu prensi İzzeddin II.Keykavus&#8217;u savaşmaya y&ouml;nlendirerek onun yanında yer aldılar.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span>&Ouml;b&uuml;r yandan Hacı Bektaş Veli, (halife ve dervişleri<span>&nbsp; </span>dahil)<span>&nbsp; </span>i&ccedil;i&ccedil;e yaşamakta oldukları Hristiyan halk ve manastır keşişleriyle dostluk, yakınlık ilişkileri s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; gibi, s&uuml;rg&uuml;n Bizans İmparatorluğunun başkenti ve aynı zamanda bilim ve k&uuml;lt&uuml;r merkezi İznik&#8217;den de haberliydi; gelişmeleri izliyordu. Orada 1241&#8217;de rakiplerini yenerek y&ouml;netimi tam ele ge&ccedil;irmiş olan İoannes Vatatzes ertesi yıl<span>&nbsp; </span>Moğollarla anlaşma yapıp devletini g&uuml;venceye almış ve bir barış d&ouml;nemine girmiş bulunuyordu. &Ouml;yle ki, 1243 yılında Konya Sultanlığıyla da ittifaka girdiği halde, kendisine dokunulmadı. İznik&#8217;teki s&uuml;rg&uuml;n Bizans devleti, 1260&#8217;lara kadar b&ouml;lgenin ekonomik y&ouml;nden en gelişmiş zengin devleti olma &uuml;n&uuml;n&uuml; korudu. Gerek Vatatzes I. İoannes ve gerekse oğlu<span>&nbsp; </span>Theodoros II. Laskaris d&ouml;nemlerinde İznik, aynı zamanda tam anlamıyla bilim, felsefe eğitim merkezine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. &Ouml;zellikle Hacı Bektaş ile yaşıt ve aynı yıllarda &ouml;lm&uuml;ş bulunan Nikephoros Blemmydes (1197-1272), kendi manastırında verdiği felsefe derslerinde evrensel sorunlarla ilgilenmekteydi: Burada, aşağıdaki varlıklar tarafından şekillendirilmeden &ouml;nce, ırk ve t&uuml;rlerin her cinsinin Tanrı&#8217;nın d&uuml;ş&uuml;ncesinde yeraldığını farzeden nominalizim ile realizmi uzlaştırma yollarını araştırıyor. Aynı zamanda &quot;herkese, herşeye<span>&nbsp; </span>yery&uuml;z&uuml;nde ger&ccedil;ek tanrı olacak&quot; ideal bir filozof-kral<span>&nbsp; </span>portresi &ccedil;iziyordu. Nikephoros Blemmydes, Vatatzes I&#8217;in oğlu,<span>&nbsp; </span>&ouml;ğrencisi Theodoros II. Laskaris&#8217;i bu ama&ccedil;la yetiştirmişti. 13.y&uuml;zyılın<span>&nbsp; </span>sonu ve 14.y&uuml;zyılın başlarında Bizans d&uuml;ş&uuml;ncesine hep Aristoteles felsefesi egemendir.<a href="#_ftn20" title="_ftnref20" name="_ftnref20"><span>18</span></a><span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş&#8217;ın g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşmış yapıtlarında akıl, bilim, evren ve d&uuml;nya &uuml;zerine s&ouml;zlerinde g&uuml;n&uuml;n&uuml;n felsefesinin izlerini g&ouml;rmemek olanaksızdır. Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;de yaşadığı yaklaşık otuz yıl boyunca yeni bir inan&ccedil; ve yaşam tarzı oluşturmuş; yeni bir toplum &ouml;rg&uuml;tlemesi yaratmış olan H&uuml;nkar Kapadokya, İznik, Konya ve sonra İstanbul hattı &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;mekten &ccedil;ekinmemiş. </span><span style="font-size: 10pt">D&uuml;ş&uuml;nsel, inan&ccedil;sal ve siyasal d&uuml;zlemi genişleterek, daha sonraki yıllar Halifesi Saru Saltuk&#8217;u da 10-12 bin kişilik T&uuml;rkmen g&uuml;c&uuml;yle İstanbul&#8217;a Mikhail VIII. Paleologos&#8217;a g&ouml;ndermiştir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></i></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Vilayetname</span></i></span><span style="font-size: 10pt">&#8216;deki Frengistan&#8217;a atılan gen&ccedil; &ccedil;oban ve iki inan&ccedil;lı keşişin işaret ettiği tarihsel olayların arkasında yatan bu ilişkilerdir. &Ouml;yleyse, &quot;İslam &uuml;lkesinin &ouml;te yanındaki bir memlekette bulunan bir keşiş, biz de H&uuml;nkar&#8217;ın dervişiyiz&quot; boşuna dememiş. Ayrıca H&uuml;nkar durup dururken, sırf kendisine şaka yaptı diye, neden &ccedil;obanı Frengistan&#8217;a atıp, keşişin kara canavarlarını (domuzlarını) otlattırsın? <a href="#_ftn21" title="_ftnref21" name="_ftnref21"><span>19</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Veli Dergahı herkese ve hangi din ve inanca mensub olursa olsun her insana a&ccedil;ıktır. Onun Horasan&#8217;dan kalkıp ziyaretine gelen Kalenderi, Haydari konukları -ki biz bunları kendilerini gizleyen İsmaili <i>dai</i>&#8216;leri olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz- da vardır; her yıl d&uuml;zenli olarak Dergaha gelip kurbanlarını keserek, Cem-cemaata katılan ve lokma yiyen Hristiyan k&ouml;yl&uuml;lerinden m&uuml;ridleri de&#8230;Hacı Bektaş&#8217;ı Kapadokyalı Aziz Kharalambos&#8217;la aynılaştırıp, din değiştirmeden onun hoşg&ouml;r&uuml;s&uuml;ne sığınmış k&ouml;yl&uuml;lere karşı, kentli Hristiyanlar ve manastır keşişleri gizli gizli haberleşerek duasıyla birlikte yardımlarını da alıyorlardı. Keramet &ouml;yk&uuml;s&uuml;nde Hacı Bektaş&#8217;a derviş olduğunu s&ouml;yleyen Keşiş, &ccedil;ıkarcı ve hilekar derviş gibi bir m&uuml;sl&uuml;man olmaktansa Hristiyan kalmayı tercih ediyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; H&uuml;nkar&#8217;ın Bizanslı Hristiyanlara yaklaşımı insancıldır; eşitlik ve sevgi y&uuml;kl&uuml;d&uuml;r davranışları. O İsa&#8217;yı da, Muhammed&#8217;den aşağı g&ouml;rmemektedir. H&uuml;nkar Hacı Bektaş <i>Fevaid</i> (Haz.M.Yaman,<span>&nbsp; </span>s.51) adlı yapıtında İsa peygamberden şu s&ouml;zleri nakleder:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&quot;&#8230;Ve d&ouml;rt şeydir ki insanı Hakk&#8217;a eriştirir: B&uuml;y&uuml;klerle oturmak, akıllı kişilere danışmak, kısmetsiz kişilerden (<i>&ccedil;alışmayan, kendine bile yararı olmayanlardan İ.K.</i>) sakınmak, m&uuml;nzevilerden (<i>k&ouml;şesine &ccedil;ekilmiş sadece ibadetle uğraşanlar İ.K.</i>) yardım istemek.&quot;<a href="#_ftn22" title="_ftnref22" name="_ftnref22"><span>20</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş, <i>Vilayetname</i>&#8216;deki s&ouml;ylencelerden anlaşıldığı &uuml;zere, ger&ccedil;ekten bu d&ouml;rt ilkeyi aynısıyla uygulamıştır Hristiyanlarla ilişkilerinde: B&uuml;y&uuml;kleriyle oturup sohbet etmiş. Akıllılarına danışmış; d&uuml;ş&uuml;nce alışverişinde bulunmuş. Kendine yararı olmayan, yani &ccedil;alışıp da kısmetini ele ge&ccedil;iremiyenlerinden, tembellerinden uzaklaşmış. Ama asıl yoksul Hristiyan halkla karşılıklı yardımlaşmalarını s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Veli&#8217;nin pek &ccedil;ok yerleri gezdiği, adı Frengistan adaları diye ge&ccedil;en o d&ouml;nemlerde Frankların egemen olduğu Ege Adaları&#8217;ndaki keşişlerden de muhibleri olduğunu anlıyoruz. H&uuml;nkar&#8217;ın, kendisiyle alay eden &ccedil;obanı, vilayet eliyle kaldırıp Frengistan&#8217;a attığı keramet s&ouml;ylencesi, bize g&ouml;re &ouml;nemli bir tarihsel olayla Hacı Bektaş&#8217;ın yakından ilgili olduğunun işaretlerini veriyor. S&ouml;ylenceyi kısaca &ouml;zetleyelim:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Bayamlu Deresi &ccedil;evresinde bulunan Kızoğlu kışlağında H&uuml;nkar&#8217;a inanmayan ve onunla hep alay eden bir &ccedil;oban vardı.<span>&nbsp; </span>Bir g&uuml;n oraya uğradığında &ccedil;oban yine alaya başlayınca, Hacı Bektaş vilayet elini uzatarak, adamı tutup Frengistan&#8217;da bir adaya fırlattı..Aklı başına geldiğinde adanın i&ccedil;ine doğru ilerlerken bir kilise g&ouml;rd&uuml;. İ&ccedil;inden<span>&nbsp; </span>&ccedil;ıkan ermiş bir Keşiş: &#8216;Sen nasıl, &ouml;yle bir cihan kutbu veli ile uğraşırsın?&#8217; diye ona &ccedil;ıkıştı.<span>&nbsp; </span>Sonra kendisini kara canavarlarına (domuzlarına) &ccedil;oban yaptı. Bir yıl tamam olunca H&uuml;nkar adaya geldi; Keşiş&#8217;le birka&ccedil; g&uuml;n konuşup g&ouml;r&uuml;şt&uuml;ler. Bu arada H&uuml;nkar&#8217;dan, &ccedil;obanı bağışlamasını diledi. O da, Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;e değil, Mekke&#8217;ye gideceğini; Karah&ouml;y&uuml;k&#8217;e d&ouml;ner d&ouml;nmez, adam g&ouml;nderip &ccedil;obanı aldırtacağını s&ouml;yledi.&quot;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;H&uuml;nkar s&ouml;z&uuml;n&uuml; yerine getirerek, bir dervişini g&ouml;nderip &ccedil;obanı aldırttı. Bayamlu Deresindeki koyunlarının başına bıraktı. Kışlak&#8217;tan kardeşi yanına geldiğinde onu kendi kendine ağlar buldu. Olup bitenleri anlattığında kardeşi şaşırıp, &lsquo;sen &ccedil;ıldırmışsın dedi, nasıl bir yıl Frengistan&#8217;da kaldığından<span>&nbsp; </span>s&ouml;z ediyorsun? Bir saattan beri burada oturmaktasın, seni g&ouml;zl&uuml;yordum.&#8217; &Ccedil;oban, kendisine bu olayı yaşatan<span>&nbsp; </span>H&uuml;nkar&#8217;ın, velilik g&uuml;c&uuml;yle<span>&nbsp; </span>bir oyun oynadığını anladı. Erenlere canla başla ve g&ouml;n&uuml;lden muhib yar oldu.&quot;<a href="#_ftn23" title="_ftnref23" name="_ftnref23"><span>21</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">1206 yılında Antalya ve &ccedil;evresinin Gıyaseddin I.Keyh&uuml;srev tarafından Frenkler&#8217;den alınıp Tekel&uuml; T&uuml;rkmenlerinin yerleştirildiğini; 13.y&uuml;zyılın son yarısında Menteşe Oğulları&#8217;nın Frenk (ya da Frank) memleketleri İskenderiye ve civar adalarıyla ticari ilişkilerde bulunduklarını; 14. y&uuml;zyılda Anadolu Beylikleri&#8217;nin Bizans&#8217;la birlikte Frenkler ile s&uuml;rekli m&uuml;cadele ettiklerini ve Frenkler&#8217;in zaman zaman birine karşı diğerini tuttuklarını biliyoruz. (İ. Hakkı Uzun&ccedil;arşılı, <i>Anadolu Beylikleri</i>, Ankara-1984, s.67, 81, 228) Ama asıl Frank ya da Frenk egemenliği Yunan yarımadasına damgasını vurmuştur; Latinler&#8217;in İstanbul&#8217;u<span>&nbsp; </span>1204&#8217;de işgal etmesiyle<span>&nbsp; </span>başlayan bu egemenlik 1428&#8217;lere, yani Osmanlı fetihlerinin arifesine kadar s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. (Ostrogorsky, agy., s.179, 401, 517) Demek ki, gerek <i>Vilayetname</i>&#8216;de ve gerekse Yunus Emre&#8217;nin şiirlerinde ge&ccedil;en Frengistan ya da Frenk (&uuml;lkesi) ile daha &ccedil;ok, Ege adaları dahil Yunan yarımadası kastediliyordu. Hatta Pir Sultan Abdal&#8217;ın, &quot;Şah İstanbul&#8217;da otura/Frenk&#8217;ten yessir getire&quot; dizelerini g&ouml;z&ouml;n&uuml;ne getirirsek, 16. y&uuml;zyılda da b&ouml;lgeye halk arasında hala bu adla &ccedil;ağrıldığını anlamış oluruz.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu s&ouml;ylencede Hacı Bektaş&#8217;ın, Frengistan&#8217;a gidip geldiği ve orada manastır keşişlerinden kendisine muhibler (sevenler) ve dervişler edinmiş olduğu a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;lmektedir. Ayrıca H&uuml;nkar&#8217;ın bu b&ouml;lgeye dervişlerini g&ouml;nderdiği gibi Bayamlu Deresi kışlağında yaşayan &ccedil;oban gibi gen&ccedil;lerin de gitmesine aracılık ettiği anlaşılıyor. Gen&ccedil; bir &ccedil;obanın Frengistan&#8217;a g&ouml;nderilip bir s&uuml;re kaldıktan sonra sağsalim geri d&ouml;nmesi, o g&uuml;n&uuml;n yaşam koşullarında &ouml;ylesine<span>&nbsp; </span>olağan&uuml;st&uuml; bir olay olarak algılanmıştır ki, &uuml;zeri kerametle sırlanıp parlatılarak Hacı Bektaş&#8217;ın<span>&nbsp; </span>velilik g&uuml;c&uuml;ne bağlanmıştır. Oysa bir değil binlerce T&uuml;rkmen genci Frengistan&#8217;a gitmiş, bazan Bizanslıların yanında Frenklerle, bazan Frenklerin yanında Bizanslılara karşı savaşmışlardır. Bunun nasıl olduğunu a&ccedil;ıklamayı, yargımızı,<span>&nbsp; </span>bilinen ger&ccedil;ek tarihsel olayla birleştirerek, yapacağız:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">1260&#8217;larda Hacı Bektaş Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;&uuml;, Alevi-Bektaşi inancının merkezi yapmasının &ouml;tesinde, burada &ccedil;ağının, her t&uuml;rl&uuml; bilim ve felsefe yeniliklerine a&ccedil;ık, k&uuml;lt&uuml;r ve siyaset &uuml;retilen sosyo-politik merkezinin temellerini atmıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi kendisine bağlı Alevi T&uuml;rkmenleriyle, Moğollara ve onlarla işbirliği yapan kardeşlerine karşı m&uuml;cadelede İzzeddin II. Keykavus&#8217;u desteklemişlerdi. Ancak İzzeddin, 1256-57 ve 1261 girişimlerinde, &uuml;st&uuml;n savaş&ccedil;ı Moğol g&uuml;&ccedil;leri tarafından yenilince İstanbul&#8217;a gelip, VIII. Mikhael Palaiologos&#8217;dan istediği yardımı elde edemedi ve Kırım&#8217;a ge&ccedil;ti. Bizi ilgilendiren, onunla birlikte 1262 yılında, başında Hacı Bektaş&#8217;ın halifelerinden Saru Saltuk&#8217;un bulunduğu 12 bin kişilik Alevi T&uuml;rkmen g&uuml;c&uuml;d&uuml;r.<a href="#_ftn24" title="_ftnref24" name="_ftnref24"><span>22</span></a><span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu g&uuml;&ccedil; Hacı Bektaş&#8217;ın bilgisi ve olasılıkla<span>&nbsp; </span>Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;deki Dergah&#8217;ta alınan kararlar doğrultusunda toplanmış ve orada bulunmaktadır. 1246&#8217;dan sonra tek ya da &uuml;&ccedil;l&uuml;-ikili (triumviri-duumviri) on yıla yakın Konya Sel&ccedil;uklu tahtında oturduğu d&ouml;nem i&ccedil;erisinde, bir s&uuml;re Kırşehir&#8217;de kaldığı ve Babai ayaklanmasının bastırılması sırasında zindanlara atılmış Babai T&uuml;rkmenleri salıverdiği bilinen<span>&nbsp; </span>İzzeddin II. Keykavus kadar; o yıllarda kendisine s&uuml;vari alayı kumandanlığı (Emir-i ahur) yapmış ve T&uuml;rkmenlerin başında Sel&ccedil;uklu adına savaşmış, son savaşta yenilince Kastamonu b&ouml;lgesindeki T&uuml;rkmenler arasına sığınmış ve şimdi Bizans imparatoru bulunan Mikhael<span>&nbsp; </span>VIII. Palaiologos da Hacı Bektaş&#8217;ı ve Saru Saltuk&#8217;u &ccedil;ok iyi tanıyordu. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Daha &ouml;nce adı ge&ccedil;en kitabımızda a&ccedil;ıkladığımız gibi, bu İmparator Saru Saltuk&#8217;un g&uuml;&ccedil;lerinden 5000 savaş&ccedil;ıyı, Yunanistan&#8217;daki Latin g&uuml;&ccedil;lerine karşı kullanmıştır. (İ. Kaygusuz, agy., s.116) Bu Latin g&uuml;&ccedil;lerinin, Yunanistan yarımadasında uzun yıllardır egemenlik kurmuş<span>&nbsp; </span>Frenkler olduğunu g&ouml;r&uuml;yoruz. Mikhael VIII. Palaiologos, kardeşi Konstantinos y&ouml;netimindeki bu T&uuml;rkmen savaş&ccedil;ılarını Peloponsessos&#8217;a (Mora yarımadasına) g&ouml;nderdi. Bizanslılar bunların yardımıyla ilk yıl (1263) b&uuml;y&uuml;k başarılar kazandılar. G&uuml;ney Yunanistan&#8217;daki savaşlar, ilk başarılardan sonra k&ouml;t&uuml;ye d&ouml;nmeye başladı. &Uuml;cretleri d&uuml;zenli &ouml;denemeyen T&uuml;rk savaş&ccedil;ıları Frenkle&#8217;rin tarafına<span>&nbsp; </span>ge&ccedil;tiler. Bunu &uuml;zerine, bu b&ouml;lgeye kadar zaferler kazanarak ilerlemiş olan Bizanslılar b&uuml;y&uuml;k bir bozguna uğrayarak geri &ccedil;ekilmek zorunda kalmışlardır. <a href="#_ftn25" title="_ftnref25" name="_ftnref25"><span>23</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bize g&ouml;re Hacı Bektaş Veli&#8217;nin, b&uuml;t&uuml;n bu olaylarla doğrudan ilişkisi vardır ve &ccedil;ok yakından ilgilenmektedir. Gen&ccedil; &ccedil;obanın bu savaş&ccedil;ı erlerden biri olması ve savaş sonrası ya da ka&ccedil;arak, Hacı Bektaş&#8217;ın keşiş muhiblerinden birinin yanına sığınmış olması &ccedil;ok olasıdır. Keşiş&#8217;in, Hacı Bektaş&#8217;ı tanıyan ve ona bağlı bir gen&ccedil; savaş&ccedil;ıyı korumuş olduğu ve sonra &uuml;lkesine g&ouml;nderdiği anlaşılıyor.<span>&nbsp;&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Saru Saltuk Dede ise 12 bin kişilik T&uuml;rkmen g&uuml;c&uuml;n&uuml;n başında, İmparator&#8217;a savaş&ccedil;ı asker kiralayarak, karşılığında Balkanlar&#8217;da<span>&nbsp; </span>yerleşmek &uuml;zere yola &ccedil;ıkmadan &ouml;nce kuşkusuz Pir&#8217;inden &quot;destur&quot; almıştı. Olasıdır ki H&uuml;nkar Hacı Bektaş&#8217;ın <i>Fevaid&#8217;</i>inde ona verdiği &ouml;ğ&uuml;tler bu d&ouml;neme rastlamaktadır:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&quot;Bir g&uuml;n Hacı Bektaş Veli Saru Saltuk&#8217;a buyurdu ki: &lsquo;Diğer şeyhlere y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ccedil;evirme; onların sohbetleri zarar verir. Bizim nazarımız ise g&uuml;neştir. M&uuml;rid taştır. Ancak<span>&nbsp; </span>kaliteli taş (yetenekli m&uuml;rid), g&uuml;neş ışığıyla yakuta d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Diğer şeyhlerin nazarları g&ouml;lge gibidir ki, kabiliyetli taş g&uuml;neşin feyizli ışığından g&ouml;lgeye giderse, değerli taşa d&ouml;n&uuml;şmez.&quot; (Agy., s.73) &quot;Ve Hacı Bektaş kendini Saru Saltuk&#8217;a g&ouml;stererek buyurdu: &lsquo;Hangi veliyi bulmak istiyorsan, ger&ccedil;ekte o benim; istediğini-dileğini ondan elde et.&quot; (Agy.s.76)</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş&#8217;ın , Nureddin Caca ve Mevlana Celaleddin İlşkilerinden Ortaya &Ccedil;ıkan İ&ccedil; Siyaset Anlayışı</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Vilayetname</span></i></span><span style="font-size: 10pt">&#8216;de Kırşehir ( <i>ikda)</i> Emiri Nureddin Caca ile H&uuml;nkar arasında ge&ccedil;en keramet olayları g&ouml;stermektedir ki, Moğol yandaşı y&ouml;netim, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Sulucakara-h&ouml;y&uuml;k&#8217;e yerleşmesini ve orada yaşamasını istemiyordu. Eski Babai &ouml;nderleri, Baba Resul ardıllarının yavaş yavaş onun &ccedil;evresinde toplandıkları, haberleştikleri ve ilişkilerinin sıklaştığının farkına varılmıştı. Olasıdır ki, bu işte bizzat Hacı Bektaş&#8217;ın konuğu olduğu İdris Hoca&#8217;nın kardeşi Saru kullanılmış ya da<span>&nbsp; </span>g&ouml;revlendirilmişti. Belki ortadan kaldırılması planı da vardı. Saru&#8217;nun sadece kardeşinin namusunu koruması ya da yengesini kıskanması y&uuml;z&uuml;nden Hacı Bektaş&#8217;a karşı &ccedil;ıkmayıp, doğrudan b&ouml;lgenin Emir&#8217;ini devreye sokmasından anlaşılıyor. <u>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Hacı Bektaş &ccedil;alışkanlığı, bilgisi, ululuğu ve &ouml;nderlik konumuyla &ccedil;evre halkının g&uuml;venini kazanmış bulunuyordu.</u> Saru&#8217;nın t&uuml;m iftira ve aleyhte girişimleri, tersine onun daha &ccedil;ok sevilip sayılmasına yaramıştı. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Nureddin Caca&#8217;yla H&uuml;nkar&#8217;ı karşı karşıya getirerek, Caca&#8217;nın başına kerametle işler a&ccedil;tırılan bu b&ouml;l&uuml;m i&ccedil;inde ilgin&ccedil; bilgiler saklıdır. Saru, Hacı Bektaş aleyhinde &ccedil;ok uğraşmış. Ama her seferinde, keramet g&ouml;sterileriyle(!) yenilgiye uğramış ve kendine yandaş bulamamıştır. Ger&ccedil;ekte, <i>Vilayetname</i> yazarı ya da &lsquo;<i>menakıb</i>&#8216; toplayıcısının dediği gibi, başlangı&ccedil;ta hemen<span>&nbsp; </span>Nureddin Caca&#8217;ya gitmediği anlaşılıyor. Zaten Kırşehir beyi Caca&#8217;ya vardığında da Hacı Bektaş&#8217;ın, yengesi Kadıncık&#8217;ı sevmesinden filan s&ouml;zetmiyor:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span>&quot;Saru&#8230;Kırşehri&#8217;ne doğru yola &ccedil;ıktı. Nureddin Hoca&#8217;ya vardı. &lsquo;Sultanım&#8217; dedi, &lsquo;kardeşimin evine bir derviş geldi, garip halli bir kimse. Kalkıp bir yere gitmez. Bir adam g&ouml;nderin de bu dervişi ordan yollasın.&#8217; Bunun &uuml;zerine Nureddin Hoca, bir naip g&ouml;nderdi&#8230;&quot;<a href="#_ftn26" title="_ftnref26" name="_ftnref26"><span>24</span></a><span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Nureddin Caca&#8217;nın adamına Hacı Bektaş&#8217;ın, &quot;m&uuml;lk sahibi gibi konuşuyorsun, beni buradan kimse &ccedil;ıkaramaz. Var git yoluna&quot; diye korkusuzca konuşmasının ardında keramet g&uuml;c&uuml; m&uuml; vardı diyeceğiz? Elbette ki, hayır. Arkasında bir T&uuml;rkmen g&uuml;c&uuml; oluşturmamış olsaydı, Caca&#8217;yı, hemen atına atlayıp Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;e gelecek kadar kızdırır mıydı? Olasıyla <i>İkda</i> beyi olarak oturdukları ilin toprakların yasal olarak kullanan Nureddin Caca&#8217;ydı. Ona meydan okumanın neye mal olacağını bilmez miydi Hacı Bektaş?</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Caca&#8217;nın, Hacı Bektaş&#8217;ı sakalı-bıyığı ve tırnaklarının uzunluğu ve namaz kılmaması nedeniyle <i>Vilayetname</i>&#8216;ye yansıtılan yargılama sahneleri ne anlama gelmektedir?<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">H&uuml;nkar, sakal-bıyık ve tırnak sorgulamasında, &quot;şahin per&ccedil;emsiz, pen&ccedil;esiz olmaz!&quot;derken g&uuml;vercin değil, korkusuz bir şahin olduğunu ortaya koyuyor. Şeriata uyup, abdest alıp namaz kılması istendiğinde, kendisine verilen abdest suyunu kan olarak nitelemiştir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></i></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Vilayetname</span></i></span><span style="font-size: 10pt">&#8216;de, Nureddin Caca&#8217;nın adamlarının H&uuml;nkar abdest alıp namaz kılması i&ccedil;in getirdikleri suyun kana d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; anlatılmaktadır. Sonra Nureddin Caca, herhalde avladıkları kekliklerin kanının suya karıştığını s&ouml;yleyerek, bizzat kendisi maşrapayı başında karşılaştıkları &Uuml;&ccedil;pınar&#8217;dan doldurup eline d&ouml;ker. O da kan olmuştur. Hacı Bektaş&#8217;ın suyu kana &ccedil;evirmesi (kerameti) Ahmet Eflaki&#8217;nin yapıtına da yansımıştır. <a href="#_ftn27" title="_ftnref27" name="_ftnref27"><span>25</span></a> <i>Vilayetname</i>&#8216;den 125 yıl kadar &ouml;nce yazılmış olan kitapta olayın ge&ccedil;mesi elbetteki &ouml;nemlidir ve &ccedil;ok şeyler a&ccedil;ıklamaktadır. Ama ilgin&ccedil; olan, bu Mevlevi kitabında, <i>Vilayetname</i>&#8216;de yeteri kadar a&ccedil;ık olduğu &uuml;zere, Nureddin Caca, Hacı Bektaş&#8217;a g&ouml;zdağı vermek ya da onu cezalandımak i&ccedil;in Sulucakarah&uuml;y&uuml;k&#8217;e gitmemiş;<span>&nbsp; </span>tam tersine onun hizmetine gittiğinden s&ouml;z edilmektedir. Ama, aşağıda vereceğimiz bazı metinlerde Nureddin Caca&#8217;nın kimin adamı ve Mevlana&#8217;ya ne derece yakın olduğu da ortaya &ccedil;ıkacaktır: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Pervane&#8217;nin<span>&nbsp; </span>y<i>ar-ı gar</i>&#8216;ı ve naibi, Kırşehir vilayetinin emiri ve Mevlana&#8217;nın candan m&uuml;ridi Caca&#8217;nın oğlu emir Nureddin, birg&uuml;n Mevlana hazretlerinin yanında, Hacı Bektaş-ı Horasani&#8217;nin kerametlerinden bahsediyordu: &lsquo;Bir g&uuml;n Hacı Bektaş&#8217;ın hizmetine gittim. O dış g&ouml;r&uuml;n&uuml;şe hi&ccedil; saygı g&ouml;stermiyor, şeriata uymuyor ve namaz kılmıyordu. Ona mutlaka namaz kılması gerektiğine dair ısrarda bulundum. O: &lsquo;git su getir de abdest alayım, taharetleneyim&#8217; diye buyurdu. Testiyi kendi elimle doldurup onun &ouml;n&uuml;ne getirdim. Maşrapayı alıp bana verdi ve &lsquo;d&ouml;k!&#8217;dedi. Onun eline su d&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;m vakit, berrak suyun<span>&nbsp; </span>kan olduğunu g&ouml;rd&uuml;m. Bu durum karşısında şaşakaldım.&#8217;<span>&nbsp; </span>Mevlana Hazretleri: &lsquo;Keşke kanı su yapsaydı; &ccedil;&uuml;nk&uuml; temiz suyu kirletmek o kadar b&uuml;y&uuml;k h&uuml;ner değildir&#8230; (Ama) bu kişide o g&uuml;&ccedil; yoktur. Buna israfın değiştirilmesi derler ki, Kuran&#8217;da: &lsquo;Ş&uuml;phesiz israf edenler şeytanın kardeşleridir.'(Kur&#8217;an, XVII, 27) buyrulmuştur. Has tebdil (değişim)<span>&nbsp; </span>senin şarabının sirke olması ve g&uuml;&ccedil; sorununun &ccedil;&ouml;z&uuml;lmesidir. Senin al&ccedil;ak bakırın saf altın olur, kafir nefsin islam olur&#8230;&#8217; Hemen o anda Nureddin baş koyup, Hacı Bektaş&#8217;a g&ouml;sterdiği istekten vazge&ccedil;ti. Şiir: <i>İnsan y&uuml;zl&uuml; bir&ccedil;ok iblisler olduğundan, her ele el vermek doğru değildir</i>.&quot;<a href="#_ftn28" title="_ftnref28" name="_ftnref28"><span>26</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu olayla Mevlana Celaleddin&#8217;in kişiliği ve siyasetine girmek zorundayız. Hemen soruları ardarda soralım: Mevlana Celaleddin&#8217;in Hacı Bektaş&#8217;a karşı bu kadar nefret ve d&uuml;şmanlığı nereden kaynaklanıyordu? Kur&#8217;an&#8217;dan 17.surenin 26.ayetini (&quot;Bir de akrabaya, yoksula yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de sa&ccedil;ıp savurma&quot;) tamamlayan 27. ayeti (&quot;Zira b&ouml;ylesine israfta bulunanlar şeytanların dostları, kardeşleridir&quot;) ilgisiz bir bi&ccedil;imde,<span>&nbsp; </span>Caca&#8217;nın anlattıklarına kanıt<span>&nbsp; </span>g&ouml;stererek, Hacı Bektaş&#8217;a şeytanın kardeşi demesi ve onu insan y&uuml;zl&uuml; iblislerden sayması nasıl bir kine dayanıyordu? Acaba Caca&#8217;nın Hacı Bektaş&#8217;a</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">yakınlaşmasıyla onu kaybetmesinden mi korkuyordu?</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Nureddin Caca, yukarıdaki alıntı metinde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi Mevlana&#8217;nın &ccedil;evresindekiler tarafından peygamber gibi nitelenen, Moğol korumalığındaki Sel&ccedil;uklu devletinin başveziri Muineddin Pervane&#8217;nin &lsquo;<i>yar-ı gar</i>&#8216;ı (mağara arkadaşı), yani Ebubekir&#8217;i ve naibidir. Başvezirin<span>&nbsp; </span>adına iş yapan, g&ouml;revde bulunan en yakın yardımcısı durumundadır. Asıl adı<span>&nbsp; </span>Cibril Nureddin olan<span>&nbsp; </span>bu kişinin kendisi de Mogol soyludur. Ayrıca, Ahmet Eflaki&#8217;nin bu yapıtında adı, Muineddin Pervane, Sahib Fahreddin, Celaleddin M&uuml;stevfi, Taceddin Mutez, Hatıroğulları, Emideddin Mikail vb. gibi Mevlana&#8217;yı ziyarete gelen &uuml;nl&uuml; Sel&ccedil;uklu beyleri arasında ge&ccedil;mektedir.<a href="#_ftn29" title="_ftnref29" name="_ftnref29"><span>27</span></a><span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Biz burada<span>&nbsp; </span>metnin aynısını alıntıladık. Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı ise bu olayı kendi yorumuyla verip sonunda, &quot;Hacı Bektaş, ihtimal b&ouml;yle bir hokkabazlık yapmıştı, belki yapmamıştı. Fakat menkabeden aradaki ayrılığı ve Mevlana&#8217;nın keramet hakkındaki telakkisini anlıyoruz&quot;diyor.<a href="#_ftn30" title="_ftnref30" name="_ftnref30"><span>28</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">B&ouml;yle bir keramet yakıştırmasının altında yatan nesnelliği g&ouml;rmeyen G&ouml;lpınarlı, Mevlana&#8217;nın &lsquo;temizi pis etmiş&#8217; yargısını haklı g&ouml;stermek i&ccedil;in, bu kerametin varlığını kabul ediyor ama bunu g&ouml;steren insan Hacı Bektaş olunca &lsquo;hokkabazlık&#8217; olarak niteliyor.<span>&nbsp; </span>Kitabında<span>&nbsp; </span>Mevlana ile karşılaştırdığı 3-4 sayfa i&ccedil;inde, s&uuml;rekli k&uuml;&ccedil;&uuml;k d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; c&uuml;mlelerle anması, &quot;Hacı Bektaş&#8217;ın b&uuml;t&uuml;n manasıyla batıni inanışların bir m&uuml;revvicisi (yayıcısı), &lsquo;<i>Makalat</i>&#8216;ında a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;sterdiği gibi <i>Batıni Dai</i>&#8216;si olması&quot;ydı.<a href="#_ftn31" title="_ftnref31" name="_ftnref31"><span>29</span></a><span>&nbsp; </span>G&ouml;lpınarlı bir ortodoks m&uuml;sl&uuml;man olarak, aşağılık bir su&ccedil;muş&ccedil;asına, baştan bu doğru h&uuml;km&uuml; verdikten sonra onun hakkında kafasındaki olumsuzlukları sıralıyor. Oysa Mevlevi Dedesi Ahmet Eflaki&#8217;nin kitabında anlatılan olayda, yukarıda belirtildiği gibi, hi&ccedil; ilgisiz yere bir Kur&#8217;an ayetini kanıt g&ouml;stererek, asıl Mevlana &lsquo;hokkabazlık&#8217; yapmıştır. Eğer olay Eflaki&#8217;nin yazdığı gibi ge&ccedil;mişse Mevlana Celaleddin, Nureddin Caca&#8217;yı<span>&nbsp; </span>Hacı Bektaş&#8217;tan uzaklaştırmak i&ccedil;in son &ccedil;are olarak Kur&#8217;an&#8217;a başvurmuş ve onun &lsquo;insan y&uuml;zl&uuml; iblis(!) olduğuna&#8217; Caca&#8217;yı inandırmıştır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Mevlana Celaleddin, hi&ccedil; sevmediği ve hor g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; konar-g&ouml;&ccedil;er ve yerleşik geniş Alevi T&uuml;rkmen grupları tarafından desteklenen ve eski d&uuml;şmanları Moğol istilacılarına karşı &ccedil;ıkmaya zorlanan İzzeddin II. Keykavus&#8217;u tutmuyordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ona g&ouml;re Mogollar, Muhammed&#8217;in şeriatını yerine getirmeyen bu heterodoks inan&ccedil;lı (Alevi) T&uuml;rkmenleri cezalandırmak i&ccedil;in Tanrı tarafından g&ouml;nderilmişti. Annesi Hristiyan olan İzzeddin Keykavus&#8217;un da, bu &ccedil;evreye g&ouml;re İslam şeriatıyla ilişkisi yoktu; şarap ve eğlence meclislerinin adamıydı!<span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Sultan İzzeddin II. Keykavus&#8217;un ve emirlerinin, atabeylerinin bu propagandayı ortadan kaldırma &ccedil;abalarından birini Ahmet Eflaki&#8217;nin kitabında g&ouml;r&uuml;yoruz. Bunun ger&ccedil;ekleşmesi de kuşkusuz Mevlana&#8217;nın dergahından ve onu saflara kazanmaktan ge&ccedil;iyordu. Bir &ccedil;ok yol denenmiş olabilir, ama bu başarılamamış; Mevlana tarafından kabul g&ouml;rmemiş uzlaşma sağlanamamıştır. İzzeddin siyaseti bağlamında Sultan kardeşler arası anlaşma asla ger&ccedil;ekleşmemiş. Kent yaşamının rahatlığına alışmış başlarında Mevlana olmak &uuml;zere, Konya mutasavvıfları, dervişleri ve ahileri d&uuml;zenlerinin bozulmaması i&ccedil;in Moğol korumalığı siyasetine angaje olmayı yeğlemişlerdir. <u>Emirler i&ccedil;in zaten birşey farketmiyordu; tımar ya da ikda olarak sahibi bulundukları illerin geniş topraklarında yaşayan yoksul halk yığınları &uuml;zerinde her durumda baskılarını s&uuml;rd&uuml;receklerdi&#8230;</u> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Eflaki&#8217;nin, Mevlana ve İzzeddin II. Keykavus ilişkilerine dair &ouml;yk&uuml;lerini bu bağlamda değerlendirmek gerekir. &Ouml;yk&uuml;lerden birinde, emirlerinden Sahib Şemseddin, İzzeddin&#8217;in Mevlana&#8217;yı ziyareti i&ccedil;in aracılık ettiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Defalarca Mevlana&#8217;yı &ouml;verek, onu mutlaka ziyaret etmesini istemektedir. İzzeddin Keykavus, birg&uuml;n altın bir hokka i&ccedil;ine yılan yavrusunu kapatarak, onu denemek i&ccedil;in, i&ccedil;inde ne bulunduğunu sorar. Bu davranışına kızan Mevlana onu yanıtlamaz bile, yakın halifesi Şeyh Selahaddin&#8217;e hokkanın sırrını s&ouml;yletir. B&ouml;ylece s&ouml;zde İzzeddin&#8217;in Mevlana&#8217;ya saygısı artar. Diğer iki &ouml;yk&uuml;den birinde Mevlana, vezir, naib ve emirleriyle birlikte ziyaretine gelen İzzeddin&#8217;i kabul etmeyerek, h&uuml;cresine girip ibadetini s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;ş. &Ouml;b&uuml;r&uuml;nde ise, ziyareti sırasında İzzeddin Keykavus Mevlana&#8217;dan bir &ouml;ğ&uuml;t isteyince, &quot;Sana &ccedil;obanlık emretmişler, kurtluk yapıyorsun. Sana bek&ccedil;ilik emretmişler, sen hırsızlık yapıyorsun&quot; demiş.<a href="#_ftn32" title="_ftnref32" name="_ftnref32"><span>30</span></a><span>&nbsp; </span>G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki Mevlana, İzzeddin&#8217;i Sultan olarak kabul etmiyordu. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Ayrıca bu durumu, Moğol hakanı Hulag&uuml; Han tarafından, Sel&ccedil;uklu kentlerinden ba&ccedil; ve vergileri toplamak &uuml;zere tam yetkiyle g&ouml;nderilmiş vezir Taceddin Mutez el-Horasani ile olan dostluğu da a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;steriyor. İlk ortak sultanlık d&ouml;neminde İzzeddin II. Keykavus tarafından Konya&#8217;da kabul g&ouml;rmeyen Taceddin Mutez, Sivas&#8217;a R&uuml;kneddin&#8217;in yanına gitmiş, orada Muineddin Pervane tarafından &ccedil;ok iyi karşılanmış ve bundan sonra İzzeddin II. Keykavus aleyhinde &ccedil;alışmıştır. Moğol hanları adına toplanan vergilerin miktarını g&ouml;r&uuml;nce, vezir makamındaki bu kişinin modern &lsquo;s&ouml;m&uuml;rge valisi&#8217; tipindeki korkun&ccedil; y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ouml;ğrenmiş olacağız:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bedreddin Ayni&#8217;ye g&ouml;re ilk Moğol baskısı d&ouml;neminde Anadolu vergisi 60 000 dinar, 10 000 koyun, 1000 sığır ve 1000 at&#8217;tan oluşuyordu. Oysa Baycu&#8217;nun Anadolu kumandanlığı zamanında -Aksarayi&#8217;ye g&ouml;re- bu vergi 200 000 dinara y&uuml;kselmiştir. 1256 yılına kadar bu miktarda kaldı. 40 yıl sonra Gazan Han d&ouml;neminde 600 000 dinara &ccedil;ıkacaktır.<a href="#_ftn33" title="_ftnref33" name="_ftnref33"><span>31</span></a><span>&nbsp; </span>B&uuml;t&uuml;n bu ağır vergiler Anadolu&#8217;nun yoksul halk yığınlarının sırtından &ouml;denmiştir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Mevlana&#8217;nın<span>&nbsp; </span>istilacı, kan d&ouml;k&uuml;c&uuml; Moğol hanının temsilcisi vergici vezir Taceddin Mutez&#8217;e yazılmış 9 mektubu bulunmaktadır. Mektuplarının &ccedil;oğunda Vezir-i Azam (en b&uuml;y&uuml;k vezir) diye hitabetmekte ve yakınlarının, dostlarının işlerinin g&ouml;r&uuml;lmesi ya da parasal yardımda bulunulmasını rica etmektedir. Her nedense bir t&uuml;rl&uuml; işleri yoluna girmeyen halifesi ve katibi H&uuml;sameddin&#8217;in damadı Nizameddin i&ccedil;in de mektup yazmıştır. Bakalım yoksul halkın, mazlumların d&uuml;şmanı ve Moğol kuklası, kadı Muhyiddin Tahir oğlu Taceddin Mutez&#8217;e nasıl &ouml;vg&uuml;ler d&uuml;zm&uuml;ş:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Devlet g&uuml;neşi, emirler padişahı, Rabbani emir, anısı b&uuml;y&uuml;k, d&uuml;ş&uuml;ncesi g&uuml;zel, emin ve kutlu kişilerin gıpta ettikleri er, yosulların ışığı (!)&#8230;Horasan&#8217;la Irak&#8217;ın &ouml;v&uuml;nc&uuml;, iki devlet ıssı iki kutluluk ehli; adaleti yayan, mazlumu besleyip yetiştiren&#8230; şehirlerin amanı, kulların sığınağı olan, yoksullara inanan<span>&nbsp; </span>Hak ve Dinin Tac&#8217;ı (<i>Taceddin Mutez İ.K</i>.), &lsquo;insanları bağışlıyanları, ihsanda bulunanları Allah sever&#8217; (Kur&#8217;an 3,76) Allah y&uuml;celiğini daimi etsin; d&uuml;şmanının burnunu yerlere s&uuml;rts&uuml;n, kendisini kuvvetlendirsin &#8230; Nimet verene ş&uuml;k&uuml;r vaciptir ama, l&uuml;tfunuz sınırı aştı; ş&uuml;k&uuml;rden aciziz&#8230; Allah işlerini d&uuml;zene soksun, &ouml;z&uuml; doğru inan&ccedil; ıssı&#8230;<span>&nbsp; </span>Nizameddin, bu duacının oğludur. Bu duacıya evlatlık haklarını yerine getirmiştir&#8230; K&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nden beri rabbani fakıyrlerin (<i>Mevlana kendisini kastediyor. İ.K.</i>) kapısında, mal da nedir ki canını vermiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; fakıyrlerin kulluğunda bitmiş, gelişmiştir&#8230; <u>İnsanın gidişinden sormaya hacet yok; kimlerle d&uuml;ş&uuml;p kalkıyor ona baksınlar. Maldan sormaya, nereden ele ge&ccedil;irdin demeye hacet yok; nereye harcıyor, ona bakmak gerek. (<i>Bu 13.yy.<span>&nbsp; </span>kentli aristokrat tasavvuf şairinin halk d&uuml;şmanı g&ouml;r&uuml;ş ve anlayışının bug&uuml;n&uuml;n iş&ccedil;i-emek d&uuml;şmanı<span>&nbsp; </span>y&ouml;netimlerin anlayışıyla koşut olması ilgin&ccedil; değil mi? İ.K.</i>)<span>&nbsp; </span>Emirler padişahının&#8230; her l&uuml;tfu, her keremi her padişahlığı, &ouml;nden sona dek hepsi bu duacıya yapılmıştır</u>&#8230; Hatta bu mektubu yazmak doğru da değildi. &Ouml;z&uuml; doğru duacı, bizzat gelip kendi ağzımla s&ouml;ylemeyi isterdim&#8230; Utanmakla beraber &#8230;padişah&ccedil;asına, sultancasına ululuğuna layık olarak bu sefer de yardım g&ouml;lgesini, oğlumuz Nizameddin&#8217;in &uuml;st&uuml;ne salarlar da bu ağır y&uuml;k&uuml;n altından &ccedil;ıkar&#8230; Allah i&ccedil;in olsun, bu ihsanı &ouml;b&uuml;r ihsanlardan saymayın.&quot; Sonra coşa gelip dizeler d&ouml;kt&uuml;r&uuml;yor Mevlana:&quot;S&uuml;rme &ccedil;ekmek, s&uuml;rmeg&ouml;z ıssı (sahibi) olmaya benzemez. O g&ouml;z ki, inciyi saman &ccedil;&ouml;p&uuml;nden ayırdetsin, o g&ouml;z ki, doğan&#8217;ı sinekten ayırsın.&quot;<a href="#_ftn34" title="_ftnref34" name="_ftnref34"><span>32</span></a><span>&nbsp;&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Yeri geldiği i&ccedil;in bazı b&ouml;l&uuml;mlerini aldığımız mektubun i&ccedil;erdiği anlam, yorum ve a&ccedil;ıklama gerektirmeyecek kadar a&ccedil;ıktır. Koca<span>&nbsp; </span>Mevlana&#8217;nın kimlere &lsquo;gel, sen de gel!&#8217; dediği ortadadır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="color: black">Nureddin Caca Mevlana İle Buluşmasının Arkasındaki Ger&ccedil;ek Nedenler</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Mevlana Celaleddin&#8217;in, Nureddin Caca&#8217;ya yazdığı bir diğer mektubu, aradan biraz zaman ge&ccedil;tikten sonra g&ouml;nderdiği anlaşılıyor. Hemen arkasından da Ahmet Eflaki&#8217;nin anlattığı buluşma olmuştur. Bu mektubun başında da &ouml;b&uuml;rlerinde olduğu gibi &quot;Devlet ve Dinin Nur&#8217;una&quot; &ouml;vg&uuml;ler, selam ve duadan sonra Mevlana, bir ayetle buluşma arzuluyor:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Y&uuml;zlerinde secde belirtileri g&ouml;r&uuml;n&uuml;r&quot; (Kur&#8217;an, 48, 29) ayetinde bildirilen y&uuml;zlerden olan y&uuml;z&uuml;n&uuml;z&uuml; g&ouml;rmeyi &ouml;zlediğimi, sizinle buluşmayı pek arzuladığımı da bilin. Hayırlı buluşmalar nasibolsun&#8230; &Ouml;z&uuml; doğru oğlumuz Nizameddin pek &ccedil;ok &ccedil;eşitli ziyanlara girmiştir. B&uuml;t&uuml;n dostların g&ouml;n&uuml;lleri yaralıdır, o yana y&ouml;nelmiştir&#8230; Dostluğunuzdan umulan&#8230; adaletiniz olduğu gibi gene l&uuml;tufta bulunmanız, elini tutmanız, yardım etmenizdir. Netekim bundan &ouml;nce de l&uuml;tuflar ettiniz; kendiniz<span>&nbsp; </span>ziyanlara girdiniz&#8230;&quot; </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Nureddin Caca, Mevlana&#8217;ya, bu denli &uuml;zerine d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; Nizameddin&#8217;in kim olduğunu sordurmuş olacak ki,</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt; text-indent: 3pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;O, şeyhlerin padişahı, Hak ışığı, kalblerin emini, zamanın C&uuml;neyd&#8217;i H&uuml;sameddin&#8217;in -Allah M&uuml;sl&uuml;manları, ona uzun &ouml;m&uuml;r vererek faydalandırsın- yakınıdır, damadıdır&quot;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">diye mektupta tanıtma gereği duyuyor. Sonundan anlaşıldığına g&ouml;re, mektubu bizzat Nizameddin ile g&ouml;ndermiştir:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: 'Times New Roman'"><span>&nbsp;</span>&quot;Umarım ki oğlumuz Nizameddin de&#8230; ihsanınıza, l&uuml;tfunuza<span>&nbsp; </span>mazhar olur&#8230; ş&uuml;krederek, l&uuml;tfunuzu anarak, o kutlu, o mutlu tapıdan korumanıza ererek, himayenize girerek, bol l&uuml;tuflarınızı elde ederek esenlikle, ganimetlerle, sevine sevine d&ouml;ner&#8230;&quot;<a href="#_ftn35" title="_ftnref35" name="_ftnref35"><span>33</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Şimdi <i>Vilayetname</i>&#8216;deki olaya d&ouml;nersek: Hacı Bektaş Veli, Nureddin Caca&#8217;nın namaz kılması gerektiği zorlamasını, &quot;kanla abdest alınmaz&quot; diyerek, reddetmiştir. Bu, &lsquo;&lsquo;d&uuml;nyayı kana bulayanlara, kan d&ouml;kenlere &ccedil;anak tutmayın, onlardan yana<span>&nbsp; </span>olmayınız&#8217; demektir bizce. İşte bu &ccedil;er&ccedil;eve i&ccedil;erisinde hareket ederek diyoruz ki, &ouml;fkeyle atına atlayıp adamlarıyla Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;e gelen Kırşehir emirini, Hacı Bektaş Veli siyaseten ikna etmiş ve onu şeyhi Mevlana&#8217;ya bizzat g&ouml;ndermiş olabilir. Yine bizce, İzzeddin Keykavus tarafını tutarak Moğol is</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">tilacılarına karşı m&uuml;cadele siyasetine &ccedil;ekme ama&ccedil;lıdır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Veli b&uuml;y&uuml;k &ouml;ng&ouml;r&uuml;s&uuml;yle, gen&ccedil; İzzeddin II. Keykavus&#8217;un birinci tek başına saltanat d&ouml;nemi(1246-1248) ve ortaklığı(1249-1254) sırasında, -olasılıkla Sultanın &ccedil;evresiyle doğrudan ilişkilerine dayanarak-, onun &uuml;st&uuml;n geleceğine Nureddin Caca&#8217;yı inandırmış;<span>&nbsp; </span>Moğol korumacılığı yandaşı olan R&uuml;kneddin&#8217;i tutmayı s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; taktirde sonunun iyi olmayacağını, zindanlara d&uuml;şeceğini anlatmıştır. S&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; siyasetin yanlışlığına onu ger&ccedil;ekten ikna etmiş olmalı. &Uuml;lkede birlik, İzzeddin&#8217;in padişahlığı altında Moğolların atılmasıyla sağlanabilirdi.<a href="#_ftn36" title="_ftnref36" name="_ftnref36"><span>34</span></a><span>&nbsp; </span>Ancak Nureddin Caca kadar, Hacı Bektaş da biliyordu ki İzzeddin Keykavus, kardeşinden değil, K&ouml;sedağ savaşından beri Moğollarla i&ccedil;li-dışlı olan Muineddin Pervane&#8217;den &ccedil;ekiniyordu. Pervane&#8217;yi de ancak, kendisine &ccedil;ok d&uuml;şk&uuml;n olduğu ve her arzusunu yerine getirdiği Mevlana ikna edebilirdi. Mevlana Celaleddin hem karısının hem kendisinin tapınacak kadar &ccedil;ok sevdikleri Şeyh&#8217;leriydi; onu &ccedil;ağırıp sarayında sık sık &lsquo;semah ayinleri&#8217; d&uuml;zenlerlerdi. Zaten iki kardeş sultan olan İzzeddin Keykavus ve R&uuml;kneddin Kılıcarslan, arasında anlaşma-uzlaşma &ccedil;abalarına giren Fahreddin Arslandoğmuş gibi emirler yok değildi. Ancak bunların yaptığı, Moğolların istediği bi&ccedil;imde Rum&#8217;u iki-&uuml;&ccedil; kardeş arasında paylaştırıp ge&ccedil;ici olarak savaşları &ouml;nlemekti. </span> </p>
<p style="margin-right: 2.25pt; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt; font-family: 'Times New Roman'">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bize g&ouml;re, bir şikayet bahanesiyle Hacı Bektaş &uuml;zerine kızgınlıkla gelen Nureddin Caca, <i>Vilayetname</i>&#8216;de H&uuml;nkar&#8217;ın bir kerameti gibi sunulan belki g&uuml;nlerce s&uuml;ren konuşup g&ouml;-r&uuml;şmeler sonunda ikna edilmişti. B&uuml;y&uuml;k olasılıkla (İzzeddin Keykavus ile ilişkiler konusunda tek bilinen Saru Saltuk olmakla birlikte) Hacı Bektaş&#8217;a bağlı ve İzzeddin&#8217;i destekleyen hayatta kalmış eski Babai şeyh-&ouml;nderleri, Baba İshak halifeleri de orada bulunmaktaydı. Zaten s&ouml;z&uuml;n&uuml; ettiğimiz İzzeddin&#8217;in ilk saltanat d&ouml;neminde Babai T&uuml;rkmenlere hoşg&ouml;r&uuml;yle yaklaşması, Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;&uuml;n Hacı Bektaş &ouml;nderliğinde kısa bir zaman i&ccedil;inde b&uuml;y&uuml;y&uuml;p gelişmesini de<span>&nbsp; </span>mutlaka etkilemişti. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Caca&#8217;nın anlattıklarına kanıt<span>&nbsp; </span>g&ouml;stererek, Hacı Bektaş&#8217;a </span><span style="font-size: 10pt">Ş</span><span style="font-size: 10pt">eytan&#8217;ın kardeşi demesi ve onu insan y&uuml;zl&uuml; iblislerden sayması nasıl bir kine dayanıyordu? Caca&#8217;nın Hacı Bektaş&#8217;a yakınlaşmasıyla onu kaybetmesinden mi korkuyordu? Şimdiye kadar mektuplarından &ouml;ğrendiklerimiz, dolayısıyla Mevlana&#8217;nın karakter yapısı ve siyaset anlayışı &uuml;zerinde edindiğimiz bilgiler, bu iki sorunun &ouml;tesinde yanıtlar getirdi sanıyoruz. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Elbette ki, Ahmet Eflaki&#8217;nin anlattığı gibi Nureddin Caca Mevlana ile, Hacı Bektaş&#8217;ın kerametlerini değil, g&ouml;nderdiği haberi tartıştı. Ancak Mevlana b&ouml;yle bir &ouml;neriyi kabul etmek bir yana, Nureddin Caca&#8217;yı &lsquo;İblis, yani Şeytan&#8217;la elbirliği yapılmaz&#8217; diye paylamış, Hacı Bektaş&#8217;tan uzak durmasını sağlamıştı. Mevlana&#8217;nın Moğollara karşı olması ve b&ouml;yle bir ama&ccedil; i&ccedil;in<span>&nbsp; </span>Pervane&#8217;yle konuşması ne siyaset anlayışına ve ne de yaşam bi&ccedil;imine uygun d&uuml;ş&uuml;yordu. Nureddin Caca&#8217;yı, b&ouml;yle birşey yapmaması i&ccedil;in, olayı Pervane&#8217;ye bildirmekle tehdit bile etmiş olabilir. Onun Caca&#8217;dan beklediği ve istediği sadece, Nizameddin&#8217;ine &quot;l&uuml;tuflar yapması, onu himayesine almasıdır!..&quot;<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: 'Times New Roman'">Hacı Bektaş&#8217;ın Mevlana&#8217;ya daha &ouml;nce Şeyh İshak adlı bir dervişini de g&ouml;nderdiğini biliyoruz. Ahmet Eflaki, Hacı Bektaş&#8217;ın bu dervişini g&ouml;ndererek Mevlana&#8217;ya, &quot;Ne iştesin, ne istiyorsun? D&uuml;nyada kopardığın bu kıyamet nedir? Eğer aradığını buldunsa sus, bulmadınsa saldığın bu g&uuml;r&uuml;lt&uuml; nedir? Kendini insanoğullarının en beğenileni yaptın. Halkın bu kadar evini barkını yıktın&#8230; nedir bu hal?&quot;diye sordurttuğunu yazıyor. Eflaki, Mevlana&#8217;nın &uuml;n&uuml;n&uuml;n b&uuml;y&uuml;mesi ve herkesin ona m&uuml;rit olması y&uuml;z&uuml;nden kıskanıldığı ve aleyhine s&ouml;ylenen s&ouml;zler ve n&uuml;ktelerle eleştirildiğini s&ouml;yl&uuml;yor. Ona g&ouml;re Hacı Bektaş da Mevlana&#8217;yı kıskandığı i&ccedil;in b&ouml;yle davranmış. Mevlana da ona şiirle karşılık vermiş:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt; text-indent: 3pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Başımızı ayak yapıp Ceyhun tarafına doğru koşuverdik/ Biz d&uuml;nyayı birbirine kattık ve sonra oradan fırlayıp &ccedil;ıktık&#8230;/Biz Mecnun&#8217;un sınırını da aştık&#8230;&quot;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Kuşkusuz Hacı Bektaş bunları sordurmak i&ccedil;in dervişi İshak&#8217;ı g&ouml;ndermemişti. Onun biraz Konya&#8217;nın, kentin dışına &ccedil;ıkıp, ezilen, baskı g&ouml;ren halkın arasına girmesini istiyordu. Ama, onun y&uuml;z&uuml; Ceyhun&#8217;a, Ceyhun&#8217;dan gelenlere (Moğollara) d&ouml;n&uuml;kt&uuml;; aşktan-meşkten başını kaldırıp, avama (halka) bakacak hali yoktu. Mevlana asıl karşılığı, Şeyh İshak&#8217;la konuşurken aynı anda Sulucakarah&ouml;y&uuml;k&#8217;te Hacı Bektaş&#8217;a g&ouml;r&uuml;n&uuml;p(!), boğazına sarılarak veriyor. Eflaki bu kerameti ş&ouml;yle anlatıyor: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Şeyh İshak&#8230;g&ouml;r&uuml;p işittiğini olduğu gibi anlatıp, bunları s&ouml;ylediği tarihi verince Hacı Bektaş: &lsquo;Aynı g&uuml;nde Mevlana hazretleri k&uuml;kreyen bir arslan gibi i&ccedil;eri girdi ve bana: &lsquo;Ey kahpenin kardeşi! Bizim heyecanımız neşe ve aşktan geliyor, yanma ve aramaktan değil,&#8217; deyip boğazımı sıktı. &Ouml;leceğimden korktum&#8230;&#8217;dedi.&quot;<a href="#_ftn37" title="_ftnref37" name="_ftnref37"><span>35</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi Mevlana Hacı Bektaş&#8217;ın elini değil, boğazını sıkmayı tercih ediyordu.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></i></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Vilayetname</span></i></span><span style="font-size: 10pt"> yazarı Uzun Firdevsi ise, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin kendisine en yakın halifesi olan Saru İsmail&#8217;i Mevlana&#8217;ya g&ouml;nderdiğini anlatıyor: Aynı zamanda ibriktarlık hizmeti g&ouml;ren Saru İsmail, su ısıtıp Hacı Bektaş&#8217;ın<span>&nbsp; </span>yıkanmasını ister. Hacı Bektaş, &ouml;nce onun Konya&#8217;ya gidip, Mevlana&#8217;da bulunan bir kitabını alarak hemen gelmesini<span>&nbsp; </span>s&ouml;yler. Saru İsmail, Hacı Bektaş&#8217;la aralarında ge&ccedil;eni ve kitabını istediğini anlatınca Mevlana:</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt; text-indent: 3pt"> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt; text-indent: 3pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;H&uuml;nkar Hacı Bektaş katına, her g&uuml;n yedi deniz, sekiz ırmak uğrar. Onların suya girmeye ne ihtiya&ccedil;ları var ki, b&ouml;yle dedin, yıkanmaya davet ettin erenler? Kitaptan maksat işte sana verdiğim &ouml;ğ&uuml;tt&uuml;r&quot;der.<a href="#_ftn38" title="_ftnref38" name="_ftnref38"><span>36</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Menakıbname</span></i></span><span style="font-size: 10pt"> yazarlarının &ouml;zelliğidir, herkes kendi velisinin &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; &ouml;ne &ccedil;ıkarır. Yoksa Mevlana&#8217;nın, Hacı Bektaş i&ccedil;in bu &ouml;vg&uuml;ye kesinlikle dili varmaz, Yunus&#8217;un deyişiyle &lsquo;yapası yoktur&#8217;. Ne de Ahmet Eflaki&#8217;nin aynı sayfada anlattığı gibi, mana aleminde Mevlana tarafından boğazı sıkılan (!) Hacı Bektaş da,</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt; text-indent: 3pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;şimdi ey dervişlerim, Mevlana&#8217;nın saltanat ve ululuğu, bizim tasavvurumuza ve benzetmelerimize sığmaz. O mana simgesinin fermanına itaattan başka bizim i&ccedil;in yapılacak şey yoktur&quot; demiştir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Sonu&ccedil; olarak, Nureddin Caca&#8217;nın ikna edilip Mevlana&#8217;ya g&ouml;nderilmiş olması işe yaramamış. Caca da, Şeyhi Mevlana Celaleddin&#8217;e itaat ederek, Hacı Bektaş&#8217;ı kendisini kandıran İblis olarak g&ouml;r&uuml;p ondan uzaklaşmıştır. Ancak <i>Vilayetname</i>&#8216;de Hacı Bektaş&#8217;ın bir kerametiymiş gibi anlatılan zindan olayının ger&ccedil;ekleştiği anlaşılıyor. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı, <i>Vilayetname</i> kitabının arkasında (s.111-113) Nureddin Caca hakkında<span>&nbsp; </span>bilgi verirken &quot;onun Mogollar tarafından &ccedil;ok sevildiğini anlıyoruz&quot; diyerek, kendisi de Mogol asıllı olan Caca&#8217;nın m&uuml;thiş bir Mogol yandaşı olduğunu vurguluyor. Ama yazısının sonunda neye dayanarak ve nasıl &quot;Nureddin Caca, Hacı Bektaş&#8217;ı sevmektedir&quot; yargısına vardığını anlamak olası değil. Ancak, Nureddin Caca&#8217;nın, Hacı Bektaş&#8217;ın gazabına uğrayıp, zındana atıldığı konusunda tarihi bir bilgiye sahip olunmadığını olarak s&ouml;ylemektedir.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Nureddin Caca&#8217;nın Hacı Bektaş&#8217;ı ne kadar sevdiği(!), anlatmış olduklarımızda g&ouml;r&uuml;lmektedir. &lsquo;<i>Ariflerin Menkıbeleri</i>&#8216;nde yazılanların b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğu, her nedense &lsquo;tarihi bilgi&#8217; kabul ediliyor. Ama Hacı Bektaş Veli Menakıbnamesi olan <i>Vilayetname</i>&#8216;de anlatılanlar sadece olağan&uuml;st&uuml; s&ouml;ylenceler, masallar olarak g&ouml;r&uuml;l&uuml;p &uuml;zerinde durulmuyor. Derinliğine inilip, tarihsel bilgiler &ccedil;ıkarılmıyor. Yani, anlatılanların t&uuml;m&uuml; masal mı? Değil elbette. Kerametlerin, s&ouml;ylencelerin nesnel temellerine inildiği zaman tarihsel, toplumsal<span>&nbsp; </span>ve de felsefi bilgilerin g&uuml;nışığına &ccedil;ıkmaması i&ccedil;in hi&ccedil;bir neden ve zorluk yoktur. Hacı Bektaş Veli ortodoks (S&uuml;nni) inan&ccedil;lı ve y&ouml;netimin, g&uuml;&ccedil;l&uuml;n&uuml;n yanında olsaydı; hem yapıtları g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze noksansız gelmiş, hem de &uuml;zerine ciltlerce inceleme araştırma kitapları yazılırdı Mevlana gibi. G&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşabilenlerin i&ccedil;inde bazıları &lsquo;takiye&#8217; olarak verilmek durumunda kalınmış, ya da kopya edenlerin eklemiş olduğu bazı Şer&#8217;i bilgilere sarılarak, Hacı Bektaş&#8217;ın nasıl s&uuml;nnileştirilmeğe &ccedil;alışıldığı zaten ortadadır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Mevlana&#8217;nın aynı anda &lsquo;mana aleminde&#8217; Hacı Bektaş&#8217;ın boğazına sarılması kerametinin<span>&nbsp; </span>yorumunu yapmaya gerek g&ouml;rmedik. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunun, Nureddin Caca ile Hacı Bektaş &uuml;zerine tartışırken Mevlana&#8217;nın k&ouml;p&uuml;rm&uuml;ş durumda, &quot;Hacı Bektaş şimdi yanımda olsaydı,İblis&#8217;in kardeşinin boğazına sarılır onu boğardım&quot; diye haykırmasının &ouml;tesinde bir anlamı yoktur. Ama ona inanan, onu seven, y&uuml;celten m&uuml;ridlerinin ağzında keramete d&ouml;n&uuml;ş&uuml;p, yetmiş-seksen yıl sonra Ahmet Eflaki&#8217;nin kitabına kayıtlanıyor&#8230; </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Biz bu bağlamda, <i>Vilayetname</i>&#8216;de Nureddin Caca&#8217;nın zindana atılmış olmasına, Hacı Bektaş&#8217;ın gazabı ya da bedduası olarak değil, yeni bir tarihsel bilgi olarak bakıyoruz. Aynı zamanda bu olay g&ouml;steriyor ki, Hacı Bektaş Veli, kurduğu Dergah&#8217;ta d&uuml;nyadan elini eteğini &ccedil;ekmiş bir ermiş derviş gibi yaşamıyor. &Uuml;lke siyasetinin tamamıyla i&ccedil;indedir; Karaman, &Ccedil;epni, Ağa&ccedil;eri, Bayad, D&ouml;ger vb. heterodoks İslam (Alevi) inan&ccedil;lı diğer T&uuml;rkmen gruplarının, (Ali donunda d&uuml;yaya geldiğine inanılan) manevi &ouml;nderleri olarak, t&uuml;m eylem ve hareketleri onun bilgisi &ccedil;er&ccedil;evesinde yapılmaktadır. Anadolu son yurtlarıdır; gidecekleri başka yer yoktur. 1200&#8217;&uuml;n ilk on yıllarından beri, yarım y&uuml;zyıldır peşlerini bırakmayan Moğol felaketini canları pahasına yok etmeleri gerekiyordu. Bu da ancak merkezi g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir devletin varlığıyla ger&ccedil;ekleşebilirdi. Birlik ve beraberlik i&ccedil;inde hareket etmenin zamanıydı. Hacı Bektaş Veli, &quot;bir olalım, iri olalım, diri olalım&quot; s&ouml;z&uuml;n&uuml; boşuna s&ouml;ylememişti.<span>&nbsp; </span>Sel&ccedil;uklu Devletinin, Sultan Alaaddin Keykubat I (1220-37) d&ouml;nemi g&uuml;&ccedil;l&uuml; merkezi y&ouml;netiminin ve T&uuml;rkmenleri sayısız vakıf topraklarıyla yerleştirme politikasının (U&ccedil;&#8217;lara yerleştirip merkezi g&uuml;venceye almış da<span>&nbsp; </span>olsa) anıları onların arasında hep yaşıyordu. Onun i&ccedil;indir ki, <i>Menakıbname</i>&#8216;lerde, veli s&ouml;ylencelerinde ge&ccedil;en t&uuml;m Sel&ccedil;uklu sultanlarının b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğunun adı Sultan Alaaddin&#8217;dir. G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, <i>Vilayetname</i>&#8216;ye g&ouml;re Nureddin Caca&#8217;yı zındana g&ouml;nderen de odur. Demek ki, T&uuml;rkmenler İzzeddin II. Keykavus&#8217;u, Alaaddin&#8217;le eşleştirmiş ve onun Moğol istilasından &uuml;lkeyi kurtarma siyasetiyle &ouml;zdeşleşmişlerdi. Moğol işbirlik&ccedil;ilerinin, İzzeddin i&ccedil;in kadın d&uuml;şk&uuml;n&uuml;, ahlaksız, şarap&ccedil;ı bir Hristiyan yeğeni propagandaları onları etkilemiyordu. Oysa<span>&nbsp; </span>b&uuml;y&uuml;k Sultan Alaadin&#8217;in de babannesi Hristiyandı ve on bir yılı Bizans başkentinde ge&ccedil;mişti. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Bu <i>Vilayetname</i> metninden, Sel&ccedil;uklu d&ouml;neminde tutuklanan kişilere yapılan, <u>&quot;tutukluyu yaş g&ouml;ne sarıp, i&ccedil;inde kurumaya bırakma ve zindan h&uuml;cresini kire&ccedil; beyazına boyayıp g&ouml;zlerini k&ouml;r etme&quot; gibi işkence &ccedil;eşitlerini de &ouml;ğreniyoruz.</u> Nureddin Caca&#8217;yı yakalatıp, yaş deriye sardırıp, g&ouml;zleri de k&ouml;r olsun diye kire&ccedil; beyazı zindana attıran İzzeddin II. Keykavus&#8217;tan<span>&nbsp; </span>başkası olamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o kardeşi R&uuml;kneddin&#8217;in yandaşı ve b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şmanı Pervane Muineddin S&uuml;leyman&#8217;ın, Ahmet Eflaki&#8217;nin deyimiyle Muhammed&#8217;in mağara arkadaşı Ebubekir gibi, &#8216;<i>yar-ı gar</i>&#8216;ıdır. Hacı Bektaş Veli, yukarıda uzun uzun anlattığımız gibi yetkin bir ileri g&ouml;r&uuml;şl&uuml;l&uuml;kle onu uyarmış, hatta ikna etmiştir. Ama, Caca Mevlana&#8217;nın cazibesiyle, H&uuml;nkar&#8217;dan uzaklaşmıştır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Bu tutuklamanın tarihine gelince: </span><span style="font-size: 10pt; color: black">1254 yılında, bazı emirler aş&ccedil;ı elbiseleri giydirip, R&uuml;kneddin&#8217;in ka&ccedil;masını sağlayarak onu Kayseri&#8217;de tek Sultan ilan ettiler. Moğolların isteğiyle Doğu&#8217;daki bir&ccedil;ok kentte onun sultanlığı kabul edildi. Bunun &uuml;zerine Kırşehir&#8217;de bulunan İzzeddin II. Keykavus bir ordu derlemiş, g&ouml;r&uuml;şme &ccedil;abaları sonu&ccedil; vermeyince de savaş a&ccedil;arak onları yenilgiye uğratmıştı. B&ouml;ylelikle R&uuml;kneddin Kılıcarslan, 1254 yılının sonlarına doğru ağabeyinin eline d&uuml;şt&uuml; ve İzzeddin g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte barıştığını ilan ettiyse de, onu Uluborlu yakınıdaki Davalu (ya da Burgulu) kalesine hapsettirdi.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Anlaşılıyor ki İzzeddin, kardeşi R&uuml;kneddin Kılıcarslan&#8217;ın g&uuml;&ccedil;lerini yenip onu kaleye kapattıktan sonra, onu tutan emirlerinden de yakaladıklarını zindana attırmıştı. S&uuml;leyman Per-vane gibi bazıları Tokat&#8217;a ka&ccedil;ıp kurtulmuşlardı. Şu halde Kırşehir emiri Nureddin Caca, bu savaştan sonra -ki Abu-l-Harp (savaş babası) unvanı taşıyan Caca&#8217;nın İzzeddin&#8217;e karşı savaştığı kesindir- sonra tutuklanmış. En az iki yıl zindanda kalmış olmalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iki yıl sonra<span>&nbsp; </span>Moğol kumandanı Baycu ordusuyla geldi ve 11 Ekim 1256&#8217;da<span>&nbsp; </span>Sultan Hanı civarında yapılan savaşta, İzzeddin&#8217;in T&uuml;rkmen gruplarından oluşturduğu kuvvetlerini yendi. Savaştan sonra Emir Fahreddin Arslandoğmuş, Sultan İzzeddin&#8217;den hoşnut olmayan diğer ileri gelen emirlerle Burgulu kalesine giderek, kalede tutsak bulunan R&uuml;kneddin Kılı&ccedil;arslan IV&#8217;ı alıp saltanata ge&ccedil;irmişlerdir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">Vilayetname&#8217;ye g&ouml;re, Nureddin Caca&#8217;nın zindandan &ccedil;ıktıktan sonra itibarını yitirdiği g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. U&ccedil; illerden birine atandığı ve yakınlarına hasret kalmış, onlara kavuşamadan &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; anlatılıyor. Olasıdır ki, zindandan &ccedil;ıkarıldıktan uzun yıllar sonra Eskişehir emirliği yaparken &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r. Burada H&uuml;nkar&#8217;ın y&uuml;ce erdemlerinden birini daha vurgulamak gerekir: Başına gelebilecekleri kendisine anlatmasına rağmen, Nureddin Caca&#8217;nın s&ouml;z&uuml;n&uuml; dinlemeyeceği ve siyasetinden vazge&ccedil;meyeceğini anlıyor. Belki yıllarca yatacağı zindanda, ak kire&ccedil; işkencesinden g&ouml;zlerini-zindanın bir k&ouml;şesine ekeceği bir avu&ccedil; buğdayın &ccedil;imlenmiş yeşilliğine bakarak- korumanın yolunu g&ouml;stererek ona, yani d&uuml;şmanına bile en b&uuml;y&uuml;k iyiliği yapıyor&#8230;<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt"><b><span>Hacı Bektaş Veli ve Mevlana Celaleddin&#8217;in Toplumsal, İnan&ccedil;sal ve Siyasal konumlarının Kısa &Ouml;zeti</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Mevlana Şeriatın gerekliliklerini g&ouml;ze &ccedil;arpacak bi&ccedil;imde yerine getirerek, aykırılıklarını egemen y&ouml;netimlerin S&uuml;nni inancıyla &ccedil;atışmadan s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;ş.<span>&nbsp; </span>Verdiğimiz &ouml;rneklerde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, Mogol korumalığı altındaki Sel&ccedil;uklu sultanları, sultan naibleri, emirler ve Mogol İmparatorluğunun temsilcileri b&uuml;y&uuml;k vezirlerle &ccedil;ok sıkı dostluk ilişkileri kurmuştu. Mevlana &ccedil;ağını aşan felsefi ve dinsel<span>&nbsp; </span>bilgi birikimi; birer duygu seli olan, aşk ve cinsellik, yaşama sevinci dolu beyitlerle &ouml;rg&uuml;lenmiş Mesnevi tarzı şiirleri arasında batıni y&ouml;n&uuml;n&uuml; ustalıkla gizlemeyi başararak onları etkilemiştir. D&uuml;zyazı metinlerinde (mektuplarında) o incelmiş edebiyat dili Fars&ccedil;a ile y&ouml;neticilere d&uuml;zd&uuml;ğ&uuml; &ouml;vg&uuml;ler, onun aşırı uzlaşmacılığının &ouml;tesinde, bencil ve dar &ccedil;evre &ccedil;ıkarcısı kişiliğini ortaya &ccedil;ıkarmaktadır. Konya dışında olup bitenlere, kıyımlara zul&uuml;m ve saldırılara g&ouml;z&uuml;n&uuml; kapamış olan Mevlana, Hacı Bektaş&#8217;ın yaşam bi&ccedil;imine, sosyal ve siyasal anlayışına tamamıyla karşıt konumdaydı. Esnaf, t&uuml;ccar, zanaatkar ve başkent aristokrasini oluşturan zengin sarraflar, taşrada toprak ve &ccedil;itflik sahibi olup kentte oturan varlıklılardan (<i>dikhanlar</i>) pek &ccedil;ok yandaşları vardı. Ayrıca b&uuml;y&uuml;k temlik ve ikda sahipleri Emirlerden de m&uuml;ritleri bulunuyordu. Kendisi ne T&uuml;rk dilinin ve ne de T&uuml;rkmen halkların dostuydu. Rum ve Ermeni etnik Hristiyan gruplara g&ouml;sterdiği yakınlığı onlara asla g&ouml;stermemiştir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Mevlana Celaleddin, daha otuzlu yaşlarındayken b&uuml;y&uuml;k &uuml;n sahibi olmuştu. Ona batıni eğitimi vererek İsmaili yapma g&ouml;revini &uuml;stlenmiş olan Şemseddin Tebrizi Konya&#8217;ya 1243 yılında geldi. Konya&#8217;da<span>&nbsp; </span>kaldığı &uuml;&ccedil; yıl i&ccedil;inde Şems Mevlana&#8217;yı istediği bi&ccedil;ime sokmuş, değiştirmiştir. İlhan Başg&ouml;z Yunus Emre &uuml;zerinde yaptığı &ccedil;alışmada </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Mevlana&#8230; coşkun bir dervişe, Şems&#8217;e rastlıyor; onunla yedi g&uuml;n halvet oluyor. Bu halvetten &ccedil;ıkan Mevlana artık bambaşka bir Mevlana&#8217;dır. Devrinin en b&uuml;y&uuml;k camilerinde ders veren, ayakkabılarını &ccedil;ıkarıp<span>&nbsp; </span>saray kadınlarıyla semah ettikten sonra, ayakkabılarını altınlı, elmaslı, pırlantalı k&uuml;pe ve y&uuml;z&uuml;klerle dolu bulan, dinleyicileri beylerden ve sultanlardan oluşan Mevlana t&uuml;mden değişecektir. Dergahının kapısını yoksullara ve k&ouml;t&uuml; kadınlara a&ccedil;acak, kurulu d&uuml;zenin hoş g&ouml;rmediği yerlerde semaha duracaktır. Mevlana&#8217;yı karşı k&uuml;lt&uuml;re ve aykırı yola &ccedil;eken Şems, bu nedenle &ouml;ld&uuml;r&uuml;lecektir.&quot;<a href="#_ftn39" title="_ftnref39" name="_ftnref39"><span>37</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Elbette ki Mevlana Şems ile halvette kaldığı bir hafta i&ccedil;inde değişmedi. Şems Konya&#8217;da kaldığı s&uuml;rece 1247&#8217;de &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesine dek, zorunlu geziye &ccedil;ıktığı bir yıl d&ouml;rt ay dışında, t&uuml;m zamanını verdiği batıni eğitimle Mevlana&#8217;yı değiştirmekle ge&ccedil;irmişti.<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Mevlana&#8217;nın oğlu Sultan Veled, &lsquo;<i>İbtidaname</i>&#8216; adlı yapıtında Mevlana ile Şems&#8217;in buluşmasını Musa Peygamber&#8217;le Hızır&#8217;ın buluşmasına<span>&nbsp; </span>benzetmekte. Ona g&ouml;re Mevlana Musa&#8217;yı, Şems de Hızır&#8217;ı temsil ediyordu. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">İşte bu buluşmayla Şems ile birlikte ge&ccedil;irdiği yıllar i&ccedil;inde Mevlana, en insancıl, en g&uuml;zel aşk ve g&uuml;zellik şiirlerini, ayrıca en keskin batınilik i&ccedil;eren d&uuml;zene aykırı s&ouml;ylemlerini yazıya ge&ccedil;irtmiştir. Bahaaddin Veled oğlu Celaleddin&#8217;i, Mevla-na (Fars&ccedil;ada <i>Mevla-na</i><span>&nbsp; </span>&#8216;Efendi-miz, Tanrı-mız&#8217; anlamlarına gelmektedir) yapan da bunlar olmuştur. Ancak yine İlhan Başg&ouml;z&#8217;&uuml;n kapalı olarak belirttiği gibi, Şems&#8217;in siyasi cinayete kurban gitmesinden </span><span style="font-size: 10pt"><span style="font-size: 11pt"><span>&nbsp;</span></span></span><span style="font-size: 10pt">bir s&uuml;re sonra, Mevlana&#8217;nın yine eski neşesine d&ouml;nm&uuml;ş ve egemen siyasetin bir par&ccedil;ası olmuş bulunduğunu g&ouml;rmekteyiz. <a href="#_ftn40" title="_ftnref40" name="_ftnref40"><span>38</span></a> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Onun bu &ouml;zelliği dolayısıyladır ki hem kendi yapıtları, yani <i>Mesnevi</i>&#8216;si ve <i>Divan</i>&#8216;ı<span>&nbsp; </span>eksiksiz olarak g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar korunmuş, hem <i>Menakıbname</i>&#8216;ler dışında da, hakkında y&uuml;zlerce kitap yazılmış incelemeler yapılmıştır. 19.y&uuml;zyılın başlarından beri Batılı araştırmacılar, Mevlana&#8217;nın tam korunmuş yapıtlarında saklı tuttuğu duygusal yoğunluğu ve batıniliğin derin h&uuml;manizmasını a&ccedil;ığa &ccedil;ıkardıktan sonra, onu bu derece y&uuml;celtmişlerdir. Mevlana Celaleddin belki kişiliğiyle değil, ama kuşkusuz yapıtlarıyla bu y&uuml;celiğe layıktı.<span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; color: black">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Kısacası g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, Hacı Bektaş Veli ile Mevlana Celaleddin Rumi&#8217;nin toplumsal ve siyasal konumları birbirinden farklı olduğu kadar da karşıt durumdadır. Birisi istilacı Mogollara karşı m&uuml;cadele siyasetine girmiş bulunan ve onları Rum&#8217;dan (Anadolu) &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışan İzzeddin II.Keykavus&#8217;un, diğeri ise Mogol korumaclığını yeğleyen, Cengiz oğullarının bir U&ccedil; beyliği ya da eyaleti olmayı kabul eden kardeşi R&uuml;kneddin Kılıcarslan&#8217;ın yandaşıydı. Sel&ccedil;uklu ve Mogol y&ouml;neticilerinin has adamı bir aristokrat mutassavvıfıydı </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş Veli, Anadolu&#8217;da geniş &ccedil;oğunluğu oluşturan k&ouml;yler ve kasabalarda oturan ya da konar-g&ouml;&ccedil;er olarak en zor koşullar i&ccedil;inde yaşayan batıni inan&ccedil;lı, İslam heterodoksizmini benimsemiş,<span>&nbsp; </span>gayri-s&uuml;nni, yani alevi T&uuml;rkmen halkların tarihsel inan&ccedil; &ouml;nderi. Mevlana ise, diliyle, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;yle, g&uuml;zel konuşması ve t&uuml;kenmez enerjisiyle d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml; semahıyla, eşsiz yapıtlarıyla Konya&#8217;da yaşayan t&uuml;m aristokrat &ccedil;evrenin ve orada yaşayan herkesin<span>&nbsp; </span>g&ouml;zdesiydi. Dahası ona bir peygamber, <i>Mesnevi</i>&#8216;ye ise <i>Kuran</i> gibi bakıyorlardı. Sultanın ve Emirlerinin olduğu kadar, Mogol y&uuml;ksel temsilcilerinin de<span>&nbsp; </span>yakın adamı olduğunu &ouml;zel mektupları a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermektedir; bir işbirlik&ccedil;i ve ezilen soyulan halk &ccedil;oğunluğunun karşısındaydı. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Mevlana&#8217;nın, babasından, diğer şeyhlerinden ve medreslerden aldığı eğitim, yetişme koşulları; sahip olduğu inan&ccedil; ve yaşam bi&ccedil;imi ona bu se&ccedil;imi yaptırdığı kesindir. Mevlana Celaleddin&#8217;i yargılama veya sorgulama gibi bir niyetimiz elbette ki olamaz. Ancak şu ger&ccedil;eği unutmayalım: Kim olursa olsun g&ouml;klere y&uuml;celtilen tarihsel kişilerin yanlışlarını, hatalarını gizlemek, g&ouml;rmemezlikten gelmek,-hatta o kişilerin hata yapmayacaklarına inanmak- onlara en b&uuml;y&uuml;k k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yapmakla eşdeğerdir.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span>Son s&ouml;z olarak Hacı Bektaş Veli ile Mevlana Celaleddin biribirine aykırı yaşamış, inan&ccedil;ta birleşemedikleri gibi toplumsal ve siyasal y&ouml;nden de biribirlerinin karşısındaydılar.<span>&nbsp; </span>Mevlana&#8217;yı Hacı Bektaş Veli meşrebine sokmaya &ccedil;alışanlar,<span>&nbsp; </span>Mevlevileri<span>&nbsp; </span>bir Alevi-Bektaşi inan&ccedil;lı topluluk olarak tanımlayanlar &ccedil;ok yanılmaktadır. Ancak Mevlana ile Hacı Bektaş arasındaki bir ortak noktayı s&ouml;yleyeyebiliriz: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">İkisi de b&uuml;y&uuml;k İsmaili <i>Dai</i>&#8216;si Şemseddin Muhammed Tebrizi&#8217;den feyz almış, ışıklanmıştır. Hacı Bektaş Kuhistan&#8217;dan (1224&#8217;den) beri bu g&uuml;neşin (Şems&#8217;in) batıni ışığını y&uuml;reğinde ve kafasında sindirerek parlamış ve T&uuml;rkmen halklarını aydınlatmış. &Uuml;&ccedil; yıl i&ccedil;inde &quot;ayağının bastığı yere ayağını değil, başını koyacak&quot; kadar Şems&#8217;e tapan Mevlana ise, o yokolunca<span>&nbsp; </span>i&ccedil;indeki g&uuml;neşi (Şems&#8217;i) sindirememiş, s&ouml;nd&uuml;rm&uuml;ş. Konya&#8217;da loş bir ışığa b&uuml;r&uuml;nerek, kendi ekseni &ccedil;evresinde d&ouml;nmeyi se&ccedil;miştir&#8230;.<span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt"><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></b><b><span>III</span></b></span> </p>
<p style="text-align: center" align="center"> <span style="font-size: 10pt"><b><span>H&uuml;nkar Hacı Bektaş, İki Emre (Said ve Yunus) ve Ulu Dergahı&#8217;na &Ccedil;ağrı</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">H&uuml;nkar H&uuml;nkar HacıBektaş Veli &uuml;zerine &ccedil;ok sayıda nefes, deyiş vardır. Hemen b&uuml;t&uuml;n Alevi-Bektaşi ozanları bir veya birka&ccedil; şiirinde Hacı </span><span style="font-size: 10pt">Bektaşı en az bir kere anmıştır. Onun Horasan&#8217;dan kalkıp Rum&#8217;a gelişi, b&uuml;t&uuml;n yaptıkları ve başardığı b&uuml;y&uuml;k işler keramet s&ouml;ylemi i&ccedil;inde nefeslerde dillendirilmiştir. Muhammed Ali yoluna giden ve Hacı Bektaş<span>&nbsp; </span>s&uuml;reği s&uuml;ren Alevi-Bektaşi ozanları, onun kurduğu dergaha bağlılıklarını, sevgi ve saygılarını dile getirmiş ve ona niyazda bulunmuşlardır. Hacı Bektaş&#8217;ın adını nefeslerinde ilk kullanan ozan &ccedil;ağdaşı ve<i> Makalat </i>(S&ouml;zler) adlı Arap&ccedil;a yapıtını T&uuml;rk&ccedil;e&#8217;ye &ccedil;eviren Said Emre&#8217;dir: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Secdeye indi y&uuml;z&uuml;m didar g&ouml;rdi bu g&ouml;z&uuml;m</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Dağıldı aklum s&ouml;z&uuml;m zihn&uuml;mi mat eyledi</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Unutdum namazımı dosta tutdum y&uuml;z&uuml;m&uuml;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Dost kend&uuml; m&uuml;rvetinden bir işaret eyledi</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Ne taat var ne salat ne zikir var ne tesbih</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu beş vakit namazumı ışka gaaret eyledi</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Kanda baksam dopdolu Hacı Bektaş-ı Veli</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu <i>Said</i> kemter kulı oldı adet eyledi</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Said Emre, her nereye baksa Hacı Bektaş&#8217;ı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve onun basit bir kulu olmayı adet eylediğini s&ouml;yl&uuml;yor. O, Hacı Bektaş&#8217;ın irşadıyla tasavvufun i&ccedil;ine &ouml;yle bir dalıyor ki, Can (ruh)-Cisim (madde)- Tanrı birliğine sarılıyor. Bu birliğin sağlanması i&ccedil;in besleyici &ouml;geleri H&uuml;nkar&#8217;ın bal tadındaki s&ouml;zlerinde bulup, onlara yaslanıyor. Can ve cismin besleyicilerini araştırırken, bir maddeci d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r gibi, &quot;ruhsal olanı, maddenin değişmesinin &uuml;r&uuml;n&uuml;&quot;g&ouml;r&uuml;yor. Maddi d&uuml;nya onu ilgilendiriyor; can boğazdan gelir. B&uuml;t&uuml;n bunlar, ge&ccedil;mişte inandıklarını inkar sayılırsa da &ouml;nemli bulmuyor artık. H&uuml;nkar&#8217;ın m&uuml;r&uuml;vvetine erişmiştir, bu ona yeter: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Can bir ulu kimsed&uuml;r suret anun atıdur</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Nice lokma yirisen suret&uuml;n kuvvetid&uuml;r</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Nice ki yirisen &ccedil;ok ol denl&uuml; y&uuml;r&uuml;rsin tok</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Cana hi&ccedil; assısı yok suret maslahatıdur</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu can nimeti kanu gels&uuml;n bulalum anı</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Asayiş kılalum canı ol evliya sohbetid&uuml;r</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">(&#8230;)</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Eren&uuml;n y&uuml;zi suyu himmeti arştan ulu</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Kim tadarısa balı H&uuml;nkar inayetid&uuml;r</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">(&#8230;)</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Sa&#8217;di</span></i></span><span style="font-size: 10pt">&#8216;in y&uuml;z&uuml;ne tacı kamudan g&ouml;nl&uuml; ki&ccedil;i</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Su&ccedil;a sayılmaz su&ccedil;ı H&uuml;nkar&#8217;ın m&uuml;rvetid&uuml;r</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hacı Bektaş ve onun d&uuml;ş&uuml;ncelerinin sevgisine tutsaktır Said. Bu aşk ile varlığını koyup gitmiş ve Didar uğruna yokluğu kabul kılmıştır. H&uuml;nkar&#8217;ın sevgisini &ouml;vmezse Said, kendini işe yaramaz kabul etmektedir:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Işk &uuml;ni arşa irer ışk g&ouml;zi didar g&ouml;rer</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Işka yarayan g&ouml;nğ&uuml;l mutlak didara yarar</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">(&#8230;)</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Işk yokluk kabul ider varluğın koyup gider</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Varluk m&uuml;lkinden sonra ışk ebed &ouml;m&uuml;r s&uuml;rer</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Dirliğin ışka vir&uuml;b kend&uuml; ışka kul olup</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">H&uuml;nkar ışkın &ouml;ğmedin bu <i>Said</i> neye yarar</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt"><span>&nbsp;</span>Ve Yunus Emre&#8230; </span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Aynı d&ouml;nemde yaşamış ve Hacı Bektaş&#8217;ın halifelerinden Tapduk Emre&#8217;nin yoloğlu Yunus&#8217;un ona şiirlerinde yer vermemesi m&uuml;mk&uuml;n değildir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşan Yunus şiirlerinde -ki bazıları Said&#8217;inkiyle karışmıştır- Hacı Bektaş&#8217;ı g&ouml;remeyişimiz, onun adının ge&ccedil;tiği şiirlerin ayıklanıp yokedilmesiyle a&ccedil;ıklanabilir ancak. Yunus&#8217;un şiirlerinin bir&ccedil;oğu Hacı Bektaş felsefesinin yorumlarından başkası değildir. Aşağıya aldığımız dizelerinde, doğruluk beklediği dost kapısı Hacı Bektaş dergahının kapısıdır. Yunus o kapıda (tıpkı Said gibi) basit bir kul g&ouml;r&uuml;yor kendini. Bu onun i&ccedil;in sonsuza dek s&uuml;recek bir izzet, onurdur. &quot;Doğruluk dost kapısıdır&quot; diyen Hacı Bektaş Veli&#8217;nin kendisidir ve ona g&ouml;re<span>&nbsp; </span>tapınma Dosta&#8217;dır. 1200 yılında yazılmış İsmaili Kıyamet d&ouml;nemi kitabı <i>Haft-i Bab Baba Seyyidna</i>&#8216;da,</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-left: 36pt; text-indent: 3pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Tanrıya tapınma, Azizi&#8217;nin dizelerinde s&ouml;ylemiş olduğudur: &lsquo;</span><span style="font-size: 10pt">Dostun kapısı iki adımdan fazla değil/Sen ise birinci adımda duruyorsun&quot;</span><span style="font-size: 10pt"> diye tanımlanmaktadır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">B&ouml;ylece Hacı Bektaş&#8217;daki<span>&nbsp; </span>bu inancın kaynağı ve bu d&uuml;ş&uuml;nceyi nereden kazandığı da a&ccedil;ıklanmış oluyor.Yunus Emre, Hacı Bektaş&#8217;ın bu s&ouml;z&uuml;n&uuml; kullanarak, bakınız o kapıda kulluğa nasıl kendini layık g&ouml;r&uuml;yor: </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Aşk imandır bize g&ouml;n&uuml;l selamet </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Kıblemiz dost y&uuml;z&uuml; daimdir salat </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Dost y&uuml;z&uuml;n g&ouml;ricek şirk yağmalandı</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Anın &ccedil;&uuml;n kapıda kaldı şeriat </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&#8230;.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Doğruluk bekleyen dost kapısında </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">G&uuml;mansız ol bulur ilahi devlet </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&#8230;..</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Yunus</span></i></span><span style="font-size: 10pt"> o kapıda keminde kuldur</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Ezelden ebede dektir bu izzet</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Bu izzetin tadını Alevi-Bektaşi ozanlarının H&uuml;nkar Hacı Bektaş hakkında yazdıkları nefeslerden de al</span><span style="font-size: 10pt">ıyoruz</span><span style="font-size: 10pt">.<span>&nbsp; </span>En yakın tarihten, 20.y&uuml;zyılın ilk yarısında yaşamış Kemteri&#8217;den (&ouml;.1939) vereceğimiz aşağıdaki tek bir nefes bile dikkatle incelersek, H&uuml;nkar&#8217;ın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; daha iyi hisseder<span>&nbsp; </span>ve Hacı Bektaş Dergah&#8217;ında birliğe varmanın, birleşmenin anlamını daha iyi kavrarız.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span>Hacı Bektaş-i Veli H&uuml;nkar&#8217;a Gel</span></b></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Andelib olmaksa kasdın ey g&ouml;n&uuml;l g&uuml;lzara gel</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Aşık-ı şuride meşrebsen eğer dildare gel</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Şişe-i namusunu eyle şikest ikrara gel</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Vuslat istersen eğer Mansur olub hoş dar&#8217;a gel</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Astan-ı Hacı Bektaş-ı Veli H&uuml;nkar&#8217;a gel</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hubb-i Ehl-i Beyt ile olsun derunun p&uuml;r kemal</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Gel gel arslanım erenler babına kıl ruymal</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Her ne d&uuml;rl&uuml; d&uuml;nyede s&uuml;rsen &ouml;m&uuml;r sonu zeval</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Olmak istersen cihanda nail-i bezm-i visal</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Astan-ı Hacı Bektaş-ı Veli H&uuml;nkar&#8217;a gel</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Serseri gezme cihanda hoş zamir-i ruşen ol</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Hemdem olma gel teberra kavmi ile sen sen ol</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Ehl-i Beytin dostuna dost d&uuml;şmeninine d&uuml;şmen ol</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Haric-i surda bulunma i&ccedil;eru gir evden ol</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Astan-ı Hacı Bektaş-ı Veli H&uuml;nkar&#8217;a gel</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">K&uuml;fr&uuml;d&uuml;r zahidlerin aşıkların imanıdır</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">DestgirimHazret-i Pirim m&uuml;r&uuml;vvet kanıdır</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Y&uuml;r&uuml;den dıvarı ezc&uuml;mle anın burhanıdır</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><i><span style="font-size: 11pt">Kemteri</span></i></span><span style="font-size: 10pt">&#8216;nin d&uuml; cihanda hasılı sultanıdır</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">Astan-ı Hacı Bektaş-ı Veli H&uuml;nkar&#8217;a gel</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: 'Times New Roman'">S&ouml;zc&uuml;kler:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt"><b><span style="font-size: 9pt">Andelib:</span></b></span><span style="font-size: 10pt"> B&uuml;lb&uuml;l, <b>G&uuml;lzar:</b> G&uuml;l bah&ccedil;esi,<b> Aşık-ı şuride meşrebsen:</b> İnleyen aşık yolundaysan, <b>Dildar:</b>Sevgili, <b>Şikest eylemek:</b>Kırmak,<b> Vuslat:</b> Kavuşma,<b> As(i)tan-ı Hacı Bektaş-ı Veli:</b> Hacı Bektaş Veli&#8217;nin dergahı, makamı, eşiği<b> Hubb-i Ehl-i Beyt ile olsun derunun p&uuml;r kemal:</b> İ&ccedil;in Ehlibeyt g&uuml;zelliği ile tam olgunluğa ulaşsın, <b>Ruymal kılma:</b> Y&uuml;z s&uuml;rme, <b>Nail-i bezm-i visal:</b> Erenler meclisine ulaşma, <b>Zamir-i ruşen:</b> Parlak vicdan, y&uuml;rek; i&ccedil;i aydınlık,<b> Destgir: </b>Elden tutucu, yardımcı. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<h5 style="margin-right: 2.15pt; line-height: 12pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: 'Times New Roman'">Hacı Bektaş Veli Diyor ki&#8230; </span></h5>
<p> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&quot;Ara, bul.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Akıl, başta sultandır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Yery&uuml;z&uuml;nde akıl &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;nden &ouml;nemli bir şey yoktur. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&Ccedil;&uuml;nk&uuml; herşeyi iyi bilen ve buyuran akıldır. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bilim evrenin t&uuml;m değerlerinin &uuml;zerindedir. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bilimle araştırmalı, izlemeli, g&ouml;zlemeli. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Arştan yerin altına kadar her ne varsa kendinde bulmalıdır. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Şimdi g&ouml;kle yer arasında bir&ccedil;ok nesne vardır. Fakat insandan ulusu yoktur. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Arştaki değme bir kandilin (yıldızın) genişliği, bu d&uuml;nyadan yetmiş kat artıktır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">D&uuml;geli (b&uuml;t&uuml;n) alem (evren), adem i&ccedil;in halkolmuştur. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">İncinsen de incitme.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kadınlarınızı okutunuz,</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kendinden s&ouml;zetme.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Asıl k&ouml;r, nank&ouml;rd&uuml;r.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kendi ayıbını g&ouml;r&uuml;r ol.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">B&uuml;y&uuml;klenen cahilden kork.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Yalanla uyuşma, abartma.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Alınmayacak şeyi s&ouml;yleme.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Yanıt vermede acele etme.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Sorulmadan yanıt verme.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Doğruluk dost kapısıdır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Yapmadığını olmuş sanma.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Ev i&ccedil;indeki d&uuml;şmandan kork.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Dost y&uuml;zl&uuml; d&uuml;şmandan kork.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Hatır yıkma, başa kakma.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Alimler arıdır ve arıtandır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bir dilden iki s&ouml;z s&ouml;yleme.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">İyi yaratılışlı olmak, esenliktir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">G&ouml;nl&uuml;, dev oyuncağı yapma.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">En b&uuml;y&uuml;k keramet, &ccedil;alışmaktır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Keramet dilemek, eşekliktir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Nefs bedenin zalim h&uuml;k&uuml;mdarıdır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bir insanı i&ccedil;ten yaralamak, cellatlıktır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kendini bilmemek, işe yaramamazlıktır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Halkı Hakk&#8217;a ısmarlamak, gammazlıktır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">K&ouml;t&uuml;lerden sakın, temizlerle dostluk et.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kendi nefsinin buyurmalarından ka&ccedil;ın.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Nefis değerlendirmesinde aymaz olma.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Biz s&ouml;ze bakmayız, hale, i&ccedil;e bakarız.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Hakk&#8217;ın y&uuml;z&uuml; insan y&uuml;z&uuml;nde g&ouml;r&uuml;l&uuml;r.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Doğruyu s&ouml;ylemekten geri durma.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Okunacak en b&uuml;y&uuml;k kitap insandır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Hakk&#8217;ı bilmek istersen, kendini bil.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">M&uuml;rşidlik, alıcılık değil vericiliktir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kendine g&uuml;&ccedil; geleni, başkalarına uygulama.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&Ouml;z&uuml; doğru olmayanın imanı da eksiktir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&Ccedil;alışmadan ge&ccedil;inenler bizden değildir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Akla, ilme uymayan yolun sonu kapalıdır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Hamı pişiremezsen, bari pişmişi ham etme.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Her adem suretinde g&ouml;r&uuml;nen adem değildir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kendisi temizlemeyen, başkasını temizleyemez.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">D&uuml;şmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Oturduğun yeri pak et, yediğini haket.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kendini insanlıkhizmetine adayanlara ne mutlu.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Ayağa kalkarsan, hizmet i&ccedil;in kalk.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bir olalım, iri olalım, diri olalım.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">A&ccedil; g&ouml;zl&uuml;ler, &ouml;m&uuml;rleri boyunca yoksul sayılırlar.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">D&uuml;ş&uuml;nce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Hak&#8217;kın yolu bilim ve mantık kapısından ge&ccedil;er.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">İnsanın değeri, taşıdığı vicdan &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;yle &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bilginlerin sohbeti, cahilleri ibadetinden yeğdir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">İman makamına eren abid</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Z&uuml;hd makamına eren zahid</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Keramet makamına eren Veli </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Mucize makamına eren nebidir.</span> </p>
<p style="margin-right: 2.15pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Şeriat&#8217;ta &quot;Bu senin, bu benim&quot; </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Tarikat&#8217;ta &quot;Hem senin, hem benim&quot;</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Hakikat&#8217;te &quot;Ne senin, ne benim, </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">C&uuml;mle varlık Hakk&#8217;ındır.&quot; </span> </p>
<p style="margin-right: 2.15pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Hararet nar&#8217;dadırsacda değildir</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Keramet baştadır, tacda değildir</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Her ne arar isen kendinde ara</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kud&uuml;s&#8217;te, Mekke&#8217;de, Hac&#8217;da değildir </span><span style="font-size: 10pt">(!?)</span> </p>
<p style="margin-right: 2.15pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Dostumuzla beraber yaralanır, kanarız</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Her nefeste aşk ile yaradanı ararız</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Erenler meydanına vahdet ile gir de g&ouml;r</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kırk budaklı şamdanda, kırkımız bir yanarız</span> </p>
<p style="margin-right: 2.15pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.25pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.25pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Hakk&#8217;ın yarattığı harşey yerli yerinde</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.25pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.25pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Noksanlık eksiklik senin g&ouml;r&uuml;şlerinde</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Herşeyin b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; ilim ve hilim (yumuşaklık):</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&Ccedil;&uuml;nk&uuml; ilimle Hakk&#8217;a yol bulunur. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Hilm ile de Halk&#8217;a tahamm&uuml;l edilir. </span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kıskan&ccedil;lık daima insanın eksikliğinden gelir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">&Ouml;lene dek edep elbisenizi &uuml;zerinizden &ccedil;ıkarmayınız.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">İnsanın kendini bilmesi Tanrı&#8217;ya kavuşması demektir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bildiğinin daha &uuml;st&uuml;n&uuml; &ouml;ğren ve herkese &ouml;ğret.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Kudretin varken affet, devletin varken al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml; ol.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Bilgin kişinin zekatı,bilgisini başkasına &ouml;ğretmektir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Aklından yararlanmasını bilen i&ccedil;in gizli bir şey yoktur.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">İnsanın iyiliği olgunluğu, s&ouml;z&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inin g&uuml;zelliğidir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Yolumuz, ilim ve irfan sevgisi &uuml;zerine kuruludur.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">G&ouml;z&uuml; ileride, g&ouml;nl&uuml; geride olan kimse, yola giremez.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Yaratılmışlar i&ccedil;inde aklı sayesinde insandan ulusu yoktur.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Sevgi ve acıma insanlığın, şehvet ve hırs hayvanlığın vasfıdır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Beyt&uuml;l mamur var, Kabe var, lakin g&ouml;n&uuml;l kabesi hep-sinden yeğdir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">C&uuml;mleler doğrudur sen doğru isen, bulunmaz doğruluk sen eğri isen.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Benim tarikatımın esası edeptir; ele, dile ve belesahip olmaktır.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">İnsanoğlu i&ccedil;in en &ouml;nemli ibadet; doğruluk ve insan sevgisidir.</span> </p>
<p style="margin: 0cm 2.15pt 0.0001pt 18pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">Velileri tanımak zordur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onların h&uuml;nerleri kendileri gibi gizlidir.</span> </p>
<p style="margin-right: 2.15pt; text-align: justify; line-height: 12pt"> <span style="font-size: 10pt">BANA BU SIRLARI, H&Uuml;NERLERİ &Ccedil;OK G&Ouml;RMEYİN. &Ccedil;&Uuml;NK&Uuml; BEN ALİ&#8217;NİN SIRRIYIM.&quot;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 11pt">&nbsp;</span> </p>
<p> <span>&nbsp;</span> </p>
<p> <br clear="all" /> </p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<p> <a href="#_ftnref1" title="_ftn1" name="_ftn1"><span><span>1</span></span></a><span> </span><span style="font-size: 9pt">İsmail Kaygusuz, <i>H&uuml;nkar Hacı Bektaş Veli</i>, Alev Yayınları, İstanbul-1998, s.6-7) </span> </p>
<p> <span><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref2" title="_ftn2" name="_ftn2"><span><span>2</span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">Hasan Şuşud, Fr. &Ccedil;ev. Charles Antoni, &quot;<i>Hacegan Hanedanı-Les Maitres de Sagesse de l&#8217;Asie Centrale-Orta Asya Bilgelik &Uuml;statları&quot;,</i> <i>Le Soufism, la voie de l&#8217;Unit&eacute;</i>, Paris-1980, s.47-80</span><span style="font-size: 11pt; font-family: 'Times New Roman'">)</span><span style="font-family: 'Times New Roman'"></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref3" title="_ftn3" name="_ftn3"><span><span>3</span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı,<i> Mevlana Celaleddin</i>, <span style="color: black">4.Basım, İstanbul-1985, s.237</span></span> </p>
<p> <span><span>4</span></span><span> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'; color: black"><a href="http://www.ismaili.net/">www.ismaili.net</a><span>&nbsp; </span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref4" title="_ftn4" name="_ftn4"></a><span>&nbsp;</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref5" title="_ftn5" name="_ftn5"></a><span>&nbsp;</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref6" title="_ftn6" name="_ftn6"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">5</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">Uzun Firdevsi, Haz. Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı, <i>Vilayetname</i>, İstanbul, 1990, s.103)</span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref7" title="_ftn7" name="_ftn7"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">6</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">A. G&ouml;lpınarlı, <i>Mevlana Celaleddin</i>, 4.Basım, İstanbul-1985, s.239-40</span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref8" title="_ftn8" name="_ftn8"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">7</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"><span>&nbsp; </span>V.V. Barthold, <i>T&uuml;rkistan</i>,s. 472, 558,560; dpnt.385</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref9" title="_ftn9" name="_ftn9"><span><span style="font-size: 9pt">8</span></span></a><span style="font-size: 9pt"> Farhad Daftary, <i>İsmailis, their history and doctrines</i>, s.204, 216 </span><span style="font-size: 9pt"><span>&nbsp;</span></span><span style="font-size: 9pt"></span> </p>
<p> <span><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref10" title="_ftn10" name="_ftn10"><span><span style="font-size: 9pt">9</span></span></a><i><span style="font-size: 9pt"> Tezkire-i Devletşah</span></i><span style="font-size: 9pt">&#8216;da, (Nefahat &ccedil;evirisi, İst. 1289, s.195), Şems&#8217;in bir İsmaili prensi olduğu kayıtlıdır. <i>Devletşah</i>&#8216;a g&ouml;re Şemseddin bir prensestir, Celaleddin Nev-M&uuml;s&uuml;lman&#8217;ın (&ouml;.1221) oğludur ve gizlice Tebriz&#8217;de okumuştur; al-Shushtari, <i>Majalis al-Muminin</i>, Vol.2, s.110. Ayrıca A. Semenov, <i>Sheih Dzhelal-ud-Din-Rumi po predstavleniyam Shughnanskikh İsmailitov</i> adlı yapıtında, Orta Asya ve diğer bazı b&ouml;lgelerin Nizarileri tarafından, kendileriyle ortak inan&ccedil;ta olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len, Mevlana Celaleddin &uuml;zerinde Şuğnan Nizarilerinin fikirlerinin geniş analizini yapıyor. (F.Daftary, <i>The Ismaili&#8217;is</i>, s. 414, 695)<span>&nbsp; </span>Konu hakkında geniş bilgi &quot;<b><span style="color: black">Şemseddin Muhammed Tebrizi</span></b><span style="color: black"> (1183/4-1247/8),Şems&#8217;in Tarihsel,İnan&ccedil;sal ve Siyasal Sorunsalının &Ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; &Uuml;zerine Bir Deneme, <a href="http://www.alewiten.com/">www.alewiten.com</a> </span>&quot; incelememizde bulunmaktadır.</span><span style="font-size: 11pt"></span> </p>
<p> <span><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref11" title="_ftn11" name="_ftn11"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">10</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">Abul Cabbar Hamdani, &quot;<i>Tathbit Dala&#8217; il Nubuwwat,</i> s.180</span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref12" title="_ftn12" name="_ftn12"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">11</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">İ.Kaygusuz, <i>Alevilik&#8230;Tarihi ve Uluları I</i>, İstanbul-1995, s.52-54</span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref13" title="_ftn13" name="_ftn13"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">12</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">Bkz. Osman Turan, <i>T&uuml;rkiye Sel&ccedil;ukluları Resmi Vesikalar</i>, Ankara, 1988, s. 106-108)</span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref14" title="_ftn14" name="_ftn14"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">13</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">Al Hamawi, <i>al- Tarikh-i al-Mansuri</i>, s.340&#8217;dan aktaran Farhad Daftary, agy. s.420</span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref15" title="_ftn15" name="_ftn15"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">14</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> Hacı Bektaş Veli ve kerametleri &uuml;zerinde nesnel değerlendirme ve yeni yorumlar i&ccedil;in bkz.<b> </b></span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">İsmail Kaygusuz, <i>H&uuml;nkar Hacı Bektaş</i>, Alev Yayınları: İstanbul, 1998, s.6-51</span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref16" title="_ftn16" name="_ftn16"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">15</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span style="color: black">Jean-Paul Roux, &Ccedil;ev. Lale Arslan, <i>Orta Asya, Tarih ve Uygarlık</i>, Kabalcı Yayınevi: İstanbul, 2001, s.270)</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref17" title="_ftn17" name="_ftn17"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">16</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span style="color: black">Hacı Bektaş Veli,<span>&nbsp; </span><i>Makalat</i>, Haz. Sefer Aytekin, İst.1954,<span>&nbsp; </span>s.27.</span></span> </p>
<p style="margin-right: 2.25pt; line-height: 12pt"> <a href="#_ftnref18" title="_ftn18" name="_ftn18"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">*</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> Aşağıdaki yazının bir kısmını &quot;<i>H&uuml;nkar Hacı Bektaş</i>&quot; &ccedil;alışmamızdaki I. B&ouml;l&uuml;m&#8217;&uuml;n bazı alt başlıklarını (s. 52-85) yeniden g&ouml;zden ge&ccedil;irip &ouml;zetleyerek oluşturduk. Amacımız konuyu tartışmaya a&ccedil;maktır. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">&nbsp;</span> </p>
<p style="margin-right: 2.25pt; text-align: justify; line-height: 11pt"> <a href="#_ftnref19" title="_ftn19" name="_ftn19"><span><span style="font-size: 9pt">17</span></span></a><span style="font-size: 9pt"> </span><span style="font-size: 9pt">Babailer ve Hacı Bektaş&#8217;ın Babai ayaklanmasındaki rol&uuml; i&ccedil;in bkz. </span><span style="font-size: 9pt">İsmail Kaygusuz, &quot;<i>Babailer ve Babai Ayaklanması</i>&quot;, YOL Dergisi 7, s. 5-17)</span><span style="font-size: 9pt"></span> </p>
<p> <span>&nbsp;</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref20" title="_ftn20" name="_ftn20"><span><span style="font-family: 'Times New Roman'">18</span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">Louis Br&eacute;hier, <i>La Civilisation Byzantine</i>, Paris-1970, s.364-365; G. Ostrogorsky, &Ccedil;ev. Fikret Işıltan, <i>Bizans Devleti Tarihi</i>, Ankara-1981, s.410-12</span><span style="font-size: 11pt; font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref21" title="_ftn21" name="_ftn21"><span><span style="font-family: 'Times New Roman'">19</span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"> </span><i><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">Vilayetname/<span>Menakıb-ı H&uuml;nkar Hacı Bektaş-ı Veli,</span></span></i><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> Haz.A. G&ouml;lpınarlı, İnkılab Kitabevi: İstanbul, 1990, s.55; <i>Vilayetname /Menakıb-ı Hacı Bektaş Veli</i>, Haz. E.Korkmaz, Ant Yayınları: İstanbul, 1995, s.107-108)</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref22" title="_ftn22" name="_ftn22"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">20</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span>Hacı Bektaş Veli, <i>Fevaid</i> ,Haz.Mehmet Yaman,<span>&nbsp; </span>s.51</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref23" title="_ftn23" name="_ftn23"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">21</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span><span>&nbsp;</span>(<i>Vilayetname</i>, Haz. A.G&ouml;lpınarlı, s.65-66; Haz. E.Korkmaz, 123-124</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref24" title="_ftn24" name="_ftn24"><span><span style="font-size: 9pt">22</span></span></a><span style="font-size: 9pt"> <span>İsmail Kaygusuz, <i>Alevilik İnan&ccedil;, K&uuml;lt&uuml;r,Siyaset Tarihi Ve Uluları I</i>,<span>&nbsp; </span>Alev Yayınları, İstanbul-1995, s.115-118)</span></span> </p>
<p> <span>&nbsp;</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref25" title="_ftn25" name="_ftn25"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">23</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span><span>&nbsp;</span>G. Ostrogorsky, <i>Bizans Devleti Tarihi</i>, s.419</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref26" title="_ftn26" name="_ftn26"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">24</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <i><span>Vilayetname</span></i><span>, Hz.A.G&ouml;lpınarlı, s.28-29; Hz. E. Korkmaz, s.56-59)</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref27" title="_ftn27" name="_ftn27"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">25</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> Ahmet Eflaki, <i><span>Ariflerin Menkıbeleri</span></i><span> I, &Ccedil;ev. Tahsin.Yazıcı, s.345, Hikaye.476</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref28" title="_ftn28" name="_ftn28"><span><span style="font-size: 9pt">26</span></span></a><span style="font-size: 9pt"> <span>Ahmet Eflaki, <i>Ariflerin Menkıbeleri I</i>, ibidem,</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">&nbsp;</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref29" title="_ftn29" name="_ftn29"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">27</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span>Ahmet Eflaki, Agy. I, s.155</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref30" title="_ftn30" name="_ftn30"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">28</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span>Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı, <i>Mevlana Celaleddin</i>, s.238)</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref31" title="_ftn31" name="_ftn31"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">29</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span>A.G&ouml;lpınarlı, <i>agy</i>. s.237</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref32" title="_ftn32" name="_ftn32"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">30</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span>Ahmet Eflaki, agy. I, s. 108-109; 218, 317)</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref33" title="_ftn33" name="_ftn33"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">31</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span>Prof. Dr. Fuad K&ouml;pr&uuml;l&uuml;, <i>Osmanlı Devletinin Kuruluşu</i>, 4.baskı, Ankara-1991, s.55</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref34" title="_ftn34" name="_ftn34"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">32</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span>Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı, <i>Mevlana Celaleddin</i>, s.36-39)</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref35" title="_ftn35" name="_ftn35"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">33</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span>Abd&uuml;lbaki G&ouml;lpınarlı, <i>Mevlana Celaleddin</i>, s.42-43</span></span> </p>
<p> <span><span>&nbsp;</span></span> </p>
<p style="margin-right: 2.25pt; line-height: 12pt"> <a href="#_ftnref36" title="_ftn36" name="_ftn36"><span><span style="font-family: 'Times New Roman'">34</span></span></a><span> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">&Ouml;zel ilişkilerinde de fazla serbest&ccedil;e ve g&ouml;nl&uuml;nce davranmayı adet edinmiş İzzeddin Keykavus II, hi&ccedil;bir zaman Moğol egemenliğini kabule yatkın olmayan, devlet kudretinin noksan kılınmasına karşı &ccedil;ıkan bir tavıra sahipti&#8230; T&uuml;rkmenleri &ouml;rg&uuml;tlemeye &ccedil;alışıyordu: &Uuml;mit Hassan, <i>&lsquo;Siyasal Tarih, A&ccedil;ıklamalı Bir Krolonoji&#8217;, T&uuml;rkiye Tarihi</i> <i>1</i>, İstanbul-1980, s.253-254)</span> </p>
<p> <span>&nbsp;</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref37" title="_ftn37" name="_ftn37"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">35</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> Ahmet Eflaki, <i>Ariflerin Menkıbeleri I</i>, s.285)</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref38" title="_ftn38" name="_ftn38"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">36</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> Uzun Firdevsi, Haz. A.G&ouml;lpınarlı,<i> Menakıbname</i>, s. 48</span> </p>
<p> <a href="#_ftnref39" title="_ftn39" name="_ftn39"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">37</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> <span>İlhan Başg&ouml;z, <i>Yunus Emre I</i>, İstanbul-1999, s.49):</span></span> </p>
<p> <a href="#_ftnref40" title="_ftn40" name="_ftn40"><span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">38</span></span></a><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"> </span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">Ger&ccedil;ekte Sel&ccedil;uklu &ccedil;evresini aşan bir siyasi cinayet s&ouml;zkonusudur; bunu &quot;Şemseddin Muhammed Tebrizi&quot; incelememizde geniş&ccedil;e verdik.Şems&#8217;in katledilmesini A.G&ouml;lpınarlı, Mevlana&#8217;nın oğlu<span>&nbsp; </span>Alaaddin &Ccedil;elebi, Şems&#8217;in karısı Kimya hatunu &ouml;nceden sevdiği i&ccedil;in onun kıskan&ccedil;lığına bağlamakta. Son yıllarda Ahi Evren &uuml;zerine geniş araştırmalar yapmış olan Mikail Bayram ise, birka&ccedil; toplantıda inan&ccedil;sal g&ouml;r&uuml;ş &ccedil;atışmasından &ouml;t&uuml;r&uuml;, Şeyh Nasır&uuml;ddin Mahmud el-Hoyi (Ahi Evren?) tarafından &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, hi&ccedil; de akılcı olmayan bir g&ouml;r&uuml;ş ileri s&uuml;rmektedir: A. G&ouml;lpınarlı, agy. s.81-83; Ahi Evren (Şeyh Nasır&uuml;ddin Mahmut al-Hoyi), <i>İmanın Boyutları </i></span> </p>
<p> <i><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">(Metali-&uuml;l İman)</span></i><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'">, &Ccedil;eviri ve İnceleme: Do&ccedil;.Dr. Mikail Bayram, Konya, 1996, s.28-34.</span><span style="font-size: 9pt; font-family: 'Times New Roman'"></span> </p>
<p align="left"> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/anadoluda-alevy-bektathy-yolunun-kurucusu-hunkar-haci-bektath-vely/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
