<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>NUSAYRİLER &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/bilinen-alevi-toplumlari/nusayriler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Feb 2016 23:54:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>Nusayrilik</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/nusayrilik/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/nusayrilik/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 30 May 2010 12:54:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İsmail kaygusuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[NUSAYRİLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/nusayrilik/</guid>
				<description><![CDATA[Nusayrilik ve Nusayriler İsmail kaygusuz Yukarıda değinildiği gibi Al- Kummi&#8217;ye (Al-Makalat, s.55-60, 63) göre, 8.yüzyılın ikinci yarısında Küfe&#8217;de gelişip ortaya çıkan Şii-Gulat&#8217;tan (aşırı Şiiler, yani proto-Aleviler, Batıniler) Mukhammisa&#8217;nın (Pendatistler-Beşçiler, yani Ehlibeyt olarak tanınan Muhammed, Ali, Fatima, Hasan ve Hüseyin&#8217;i Tanrının yeryüzünde mazharları olduğuna inananlar.) bir çeşidi olan ve Ulyai ya de Albailer gibi, İmam Cafer ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>Nusayrilik ve Nusayriler</strong></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>İsmail kaygusuz</strong></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Yukarıda değinildiği gibi Al- Kummi&#8217;ye (<em>Al-Makalat</em>, s.55-60,  63) göre, 8.yüzyılın ikinci yarısında Küfe&#8217;de gelişip ortaya çıkan  Şii-Gulat&#8217;tan (aşırı Şiiler, yani proto-Aleviler, Batıniler) <em>Mukhammisa</em>&#8217;nın (Pendatistler-Beşçiler, yani Ehlibeyt olarak tanınan Muhammed, Ali,  Fatima, Hasan ve Hüseyin&#8217;i Tanrının yeryüzünde mazharları olduğuna  inananlar.) bir çeşidi olan ve <em>Ulyai</em> ya de Albailer gibi, İmam  Cafer Sadık tarafından reddedildiği söylenenen Küfeli aşırı Şii Başşer  al-Şairi&#8217;nin izleyicileridir. <em>Mukhammisa</em> öğretisi, Nusayri  inançlarının temelini oluşturur.  Ancak, Louis Massignon&#8217;un geniş  araştırmalarından çıkan sonuç ise, hem İsmaililerin hem de Nusayrilerin  Hattabilerin mirasçıları olduğu yolundadır. Şehristani&#8217;de belirtilen <em>Mufaddali</em>&#8217;lerle olan ilişkisi de bunu göstermektedir.  </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><img id="system-readmore" src="plugins/editors/jce/tiny_mce/plugins/article/img/trans.gif" alt="Read More" title="Read More" /> Onuncu İmam Alaliyyün Naki&#8217;ye (827-868) yakınlığı ve onu izlediği  bilinen Muhammed b. Nusayri&#8217;den (Ö.883) adını almıştır Nusayri  Aleviliği. Onlarda Ali Tanrılık makamında, Muhammed onun Peygamberi,  Salman ise ikisi arasında kapıdır. Ali <em>mana </em>(ilk ve gerçek   anlam), Muhammed <em>ism</em> (bu gerçeğin adı), Salman <em>bab </em>(açıklayıcı gerçeğe götüren kapı) olarak nitelendirilir. Bu üçlem Nusayri  Alevilerde <em>Ayn-Mim-Sin</em> (A-M-S) başlangıç harfleriyle ifade edilip kutsanır. (Farhad Daftary, <em>The Isma&#8217;ilis, Their history and  doctrines</em>, s.100-101, Dipnt. 53,54) </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">En eski Nusayri metinleri olarak bilinen <em>Kitab al-Haft </em>(Yedi  Kitap), 12.yüzyılın ilk yarısında, Suriyedeki kalelerinde, İsmaililerin <em>Mustali</em> koluna bağlı <em>Tayyibi</em>&#8217;lere yenilip onların aralarına karışmış  Nusayri&#8217;lerden kalmadır. Bu yapıt, Mufaddal al-Sayrafi&#8217;ye (ya da Umar  al-Cufi) atfedilen yapıtlardan en tanınmışı olan &#8220;<em>Kitab al-haft  wa&#8217;l-Azilla</em>&#8221;dır.  İmam Cafer&#8217;in batıni görüşlerini yansıtmaktadır.  Hattabilerin bir kolu olan bunlar da Caferi, Ehlibeyt soyundan ve  yaşayan İmam olarak  tanrısallaştırıyorlardı.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Aynı şekilde 8.yüzyılda, İmam Bakır ve Cafer çevresindeki ilk  heterodoks İslam (proto-Alevi) yorumcusu Abul Hattab ve çevresi  tarafından, İmam Bakır&#8217;ın  konuşmalarından oluşturulmuş  <em>Umm&#8217;ul-Kitab&#8217;</em>ta Salman al Farisi&#8217;nin <em>Salsal</em> sıfatıyla Cebrail&#8217;in yeryüzündeki <em>Hicab</em>&#8217;ı (örtüsü), Ali ile Muhammed arasında <em>Bab</em> (kapı) olarak  gösterilmesi, İsmaili Aleviliğinin olduğu kadar Nusayri Aleviliğinin de  inanç temellerinin Hattabilere dayandığını açıklamaktadır. (Elbetteki  tüm kümeleşme ve türevleriyle birlikte Heterodoks İslam olarak  Alevilik,  başlarda  belirttiğimiz gibi, Halife Osman (644-656)  döneminde Sabailikle başlamaktadır.) Burada sözünü ettiğimiz kitaplar  Alevi inanç ve felsefesinin en eski iki yazılı kaynağıdır. <em>Kitab  al-Haft</em> &#8216;ın, Nusayri Alevi dostlarımızın ellerinde bulunduğundan  eminiz. Elyazmalarını şeyhler saklayıp göstermemiş olsalar da, bu  kitabın 1970&#8217;de Beyrut&#8217;ta ikinci baskısının yapıldığını biliyoruz.<em>  Umm&#8217;ul-Kitab</em>&#8217;ın ise 10.yüzyıl Pahlavi Farsçasıyla yazılmış  kopyaları, iki büyük İsmaili ve Şii-Sufizm uzmanı tarafından tarihi ve  içeriği açıklığa kavuşturulmuş, yorumlanmıştır. (<strong><em>Ummu&#8217;l Kitab&#8217;ı,  sitemizde görüldüğü gibi, birkaç yılı alan çalışma ve incelemeden sonra  bir uzmana çevirterek yorum ve açıklamalarla 2009 yılında  yayınladık.İ.K.</em></strong>)   Aşağıda, hakkında geniş bilgi sunacağımız  kitabın uygulayıcısı Abul Hattab b. Muhammed&#8217;dir. Yani İmam Bakır&#8217;ın  hizmetinde bulunmuş, İmam Cafer&#8217;in &#8220;Benim bilgimin kasketisin. Kendimizi ve sırrımızı sana emanet ediyorum.&#8221; dediği kişidir. Cafer&#8217;in oğlu İmam  İsmailin de öğretmeni, manevi babasıdır. Abul Hattab&#8217;ın bu aile ile  ilişkisi, Muhammed&#8217;in kendi ev halkından, yani Ehlibeyt&#8217;ten saydığı  Salman-ı Farisi&#8217;yle olan yakınlığıyla aynıdır. Diğer yandan Nusayri&#8217;nin  İmam Naki ve oğlu Hasan ül-Askeri ilişkileri de aynı yakınlık  derecesindedir. İmamlara açılan kapıdır (<em>Bab</em>) Nusayri b.  Muhammed. Bu kitaplardaki birçok bilgi ve kavramlar, <em>İmam Cafer Sadık Buyruğu</em>, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin <em>Makalat</em>&#8217;ı, Kaygusuz Abdal&#8217;ın  risaleleri, Şah Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet vb. Alevi-Bektaşi  ozanlarının nefeslerinde, deyişlerinde yansımaktadır. Hacı Bektaş Veli,  13.yydan beri Anadolu&#8217;da ve Balkanlarda yaşayan Alevi-Bektaşiler için  nasıl Kutb&#8217;ul Evliya, yani veliler ulusu ve serçeşme ise, Muhammed bin  Nusayri de, 9.yydan beri Kilikya bölgesinde (Adana, Mersin, İskenderun,  Tarsus, Antakya) ve Suriye&#8217;de, Lübnan&#8217;da yaşayan Arap Aleviler için  (Bünyamin de İran&#8217;daki Ahl-al Hakk&#8217;çı (Kürt) Aleviler için aynı  makamdadır.) aynıdır.  Hepsi de Ali donunda, İmam donunda yeniden  dünyaya gelmiş ya da İmam&#8217;ı gözleriyle görüp onun Hücceti olmuş  velilerdir. Zamanının yaşayan imamlarıdır ve tanrısal parçayı  taşıdıklarına inanılır. Cemlerde okunan gülbengler ve duaların sonunda,  Hünkar Hacı Bektaş Veli&#8217;den dilekler, muratlar istenip yardım beklenmesi neyi gösteriyor? Alevilik inancında velilik makamı tanrısal makamdır;  veli sözcük anlamıyla da tanrının dostu, arkadaşı demektir. Veliden  istenen yardım, rahmet tanrıdan istenmiştir. Alevilikte tanrının  insanlaşması, insan-tanrı birliğinin, ya da tanrının nesnelleşmesidir  bu.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Nusayri -Druzi Karşılaştırılması İnanç Felsefeleri Üzerine</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">On birinci yüzyıldan itibaren Nusayrilik, Fatımi halifesi al-Hakim&#8217;i  (996-1021) <em>al-Akl-al kulli</em>, yani yaratıcı evrensel akıl ve son  makam olarak tanrısallaştıran ve daha sonra <em>Akl-ı Kulli</em>&#8217;nin  Hamza&#8217;da vücut bulduğuna inanan <em>Druzi</em> (ya da <em>Drusi</em>,  gazetelerde yazıldığı gibi <em>Dürzi</em> değil) öğretisiyle karşılıklı  etkileşim içerisine girmiş. Temelde kendisi de Hattabiliğe dayanan ve  Heterodoks İslam&#8217;ın (Aleviliğin) bir kolu olarak Druziliğin,  Nusayrilikle düşünce ve inanç yapılanmaları ve ritüllerinin büyük çapta  benzeşim göstermesi çok doğaldır. Çünkü yüzyıllarca aynı bölgelerde  yaşamakta ve aynı dili (Arapça) konuşmaktalar.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Hamza ve İsmail b. Muhammed al-Tamimi tarafından altı kitap halinde  düzenlenmiş Druzi yazıları Nusayriler için de kutsaldır. <em>Rasail  al-Hikma</em> (Akıl-hikmet, bilgelik kitapları) ya da <em>al-Hikma,  al-Sharifa</em> adını taşıyan bu kitaplar inanç önderleri Şeyhlerin  tekelindedir. Okumayanlar, kitapların nerede olduğunu ve doğal olarak  içeriğini de bilmezler. Okuyanlar ise, nerede olduğunu değil, ama  gerektiği kadarını sadece yola girecek olanlara anlatırlar. Çünkü bu  kutsal yazılar aynı zamanda kutsal sırlarıdır. İnanç yapılanmasında  toplum iki sınıfa ayrılır: Birincisi inanç ve tapınma gerçeklerinin  içine, yani inandıkları gerçeklere götüren yola girmiş olanlar, yani <em><u>Ukkal</u></em> (akıllılar, bilgin kişiler anlamında). İkincisi ise, yola girmemiş ve  kutsal yazıları okumalarına izin verilmeyen toplumun büyük çoğunluğunu  oluşturan &#8220;bilgisizler&#8221; anlamındaki <em><u>Cuhhal</u></em> (<em>Cahil</em>&#8217;in çoğulu) kesim. Her yetişkin Druzi ve Nusayri, önemli bir hazırlık ve  duruşmadan sonra yola girebilir. Yola girince, inançsal yaşamı sıkı bir  biçimde sürdürmek zorundadır. Akıllılar arasında daha fazla bilgi sahibi olanlara, topluluk içerisinde <em>Şeyhler</em> olarak, özel yetkiler  verilmiştir. Onlar zamanlarının çoğunu, kutsal yazılardaki yola girecek  olanlara ruhsal rehberliği gösteren, ayrıca topluluğun her türlü  inançsal görev ve törenlerini yönetecek bilgileri içeren bölümlerini  kopya etmekle geçirirler.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Ölüm ötesi ve Evren üzerinde kapsamlı öğretilere sahibolan Druziler  ve Nusayriler, <em>Tenasuh</em>&#8217;a (Ruh göçü) inanırlar. Onlara göre,  varoluşta ruhların belirli (tesbit edilmiş) bir sayısı vardır ve bütün  ruhlar ölümden sonra derhal başka insanların vücutlarında yeniden  dünyaya gelirler. Ancak Nusayriler <em>Tenasuh</em> inancında Druzilerden  ayrılırlar. Nusayri Alevilere göre, günahkar kişilerin ruhları, diriliş  dönüşümünü hayvan vücutlarında dünyaya gelerek tamamlar. (Farhad  Daftary, agy, s.200)</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Batılıların <em>metempsychosis </em>sözcüğüyle karşıladıkları <em>tenasuh</em>, Nusayri Alevilerinde çok önemli bir inançsal dogmadır: Her inanan kişi, Ali&#8217;nin yönettiği gökyüzünde, yıldızlar arasındaki alacağı yere  ulaşmadan önce tam yedi kere beden değiştirir, ruhsal dönüşüm yaşar.  Eğer ayıplanmaya layıksa, kabahatlarının bedelini ödemesi tamamlanıncaya kadar bir Müslüman ya da Hristiyan olarak yeniden doğar. Ali&#8217;ye  tapınmamış inançsızlar ise çeşitli hayvanlar biçiminde tekrar hayata  döner&#8230;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Bu ruhsal dönüşümü, Alevi-Bektaşi ozanlarının büyük çoğunluğu  yazdıkları &#8216;devriye&#8217; türü şiirlerinde işlemişlerdir. Ozanlardan birinin  şiirinde geçen &#8220;Yedi kere dünya doldu boşaldı&#8221; dizesinde vurgulanan da  bu don değişimleri olmalıdır. Öyleki bir çeşit, maddenin yokolmadığı,  biçim değiştirdiği ilkesinin mistik yanılsaması ya da yansıtılmasıdır.   Ruhsal dönüşüm ya da ruhun ölümden sonra başka bir vücutta geri döndüğü  öğretisi, öbür dünya ve cennet-cehennem kavramlarını yadsır. Yani  ruhların öbür dünyada ödüllendirilmesi ve cezalandırılması, büyük  yargılama günü diye birşey yoktur, anlamına gelir. Zaten Heterodoks  İslamın (Aleviliğin) bütün kollarında Ortodoksizmin yargılama günü,  cenneti ve cehennemi nesnel dünyaya taşınmış ve burada olduğuna  inanılmaktadır. Değişik biçimlerdeki toplu tapınmalarında, yola giriş  törenlerinde bu yargılamalar, ödül ve cezalandırılma sonuçlarıyla  herzaman yaşanır. Ruhların, insan ve hayvan vücutlarında dünyaya  dönüşleri de ödüllendirme ve cezalandırmanın bir diğer dünyasal  versiyonudur.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">11.yüzyılın ikinci yarısı ve 12.yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış  Şafii-Sünni yazar Abdul Kerim el-Şehristani, İshakilerle birlikte ele  aldığı Nusayriler hakkında verdiği bilgiler de dikkat çekicidir:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">&#8220;Kurucularının adlarıyla anılan ve onların öğretilerini savunan  topluluklardır, diyor; her ikisi de Peygamber ailesinin bireylerini  tanrısallık kavramı içerisinde değerlendirirler.&#8221;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Bu değerlendirmeyi, yani Ehlibeytten herbirini tanrı olarak  görmelerini; ruhların dönüşümüne, ölümden sonra bir bedenden diğerine  geçerek yeni cisimlenmelerle ortaya çıktıkları ve yeni bedensel biçim  kazandıkları inancına bağlamaktadır. Daha da önemlisi, Cebrailin  insan  donunda Peygambere görüldüğüne, yani bazı insanların kişiliğinde görünüm alanına çıktığına inanılmasıyla da ilişki kuruyor.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">&#8220;Ancak bu bedensel ortaya çıkıştan büyük kötülük de doğabililir&#8221; diye karşı düşüncesini açıklıyor Şehristani: &#8220; O zaman, insan biçimine  girmiş olan Şeytandır. Nusayriler ve İshakiler bu değişim ve  dönüşümleri, Tanrının bir bedende biçimlenip, cisimlenerek görünüm  alanına çıkışı olarak algılamışlardır. Onlara göre Tanrı, Peygamberden  sonra Ali ve imamlık makamındaki çocuklarının biçiminde görünür. Onların ağzıyla konuşur, onların elleriyle dokunur&#8230; Tanrısal sırların batıni  yorumlarını ilgilendiren herşeyde, Ulu Tanrıdan doğrudan geçen tanrısal  yardımcılığın (d&#8217;une assistance divine) başrolünü daima Ali oynar.&#8221;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Ayrıca Şafii yazarın doğal olarak karşı çıktığı, Nusayrilerin  tanrının gözle göründüğünü, (yorumlayarak) çıkardıkları Muhammed&#8217;in  hadisini de veriyor:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">&#8220;Gerçekten Peygamber, &#8216;vicdanlar dahilinde yanıt verecek yalnızca Ulu Tanrı olduğu halde,  ben görünenler üzerine yemin ederim.(Je juge sur  ce qui est apparent, tandis que Dieu est le seul a répondre a  l&#8217;intérieur des conciences)&#8217; demiştir. Ancak onlar, Peygamberin sadece  puta tapanlarla savaşırken zorunlu olarak söylediği bu sözden çıkan  sonucu görüyorlar&#8230;Ayrıca Ali&#8217;yi, Muhammed&#8217;e şu tebliği verdiğini ileri  sürerek, İsa ile karşılaştırmaktadırlar: &#8216;Eğer, insanların İsa konusunda yaptıkları yanlışlara düşmelerini görmekten çekinmeseydim, senin  üzerine bazı niyetler tutacaktım&#8221; (Al-Shahristani, (Fransızca&#8217;ya çev:  Jean Claude Vadet), <em>Kitab al-Milal, Les Dissdences De L&#8217;Islam  (İslam&#8217;da Fikir Ayrılıkları)</em>, Paris-1984, s.308)</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Baştan belirtmeliydik ki Nusayrilik, Ali tanrısallığına bağlı olarak  ilk kez Sabailikle ortaya çıkan Heterodoks İslamın (Aleviliğin), en az  değişime uğramış ve 1350 yıllık batıni öze en fazla sadık kalmış  koludur. Ancak yine belirtmek gerekir ki, tarih boyu inacının  felsefesini, kurum ve ilkelerini kendi topluluğunun bir kesimine (Cuhal, yola girmemiş olanlar) bile açıklamamayı &#8216;Sır saklama&#8217; kutsal  yaptırımına bağlamış. Çok kere yaşadıkları topraklara egemen olan  baskıcı Ortodoks inançlı (Şii-Sünni,Hristiyan) toplum ve yönetimlere <em>takıyye</em> ile uyum sağlamaya gitmiştir. Belki de bugün Suriye ve Türkiye&#8217;de  yaşayan Arap halklarından 3 milyona yakın Nusayri Alevisi, böylesi bir  inanç siyasetiyle varlığını sürdürebilmiştir.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Nusayri öğretilerinin felsefi ayrıntıları, Ali inancının temel  ilkeleri ve tapınma kurumları <em>Kitab al-Macmu </em>isimli anonim  kitapta toplanmıştır.  Yüzyılın başında R. Dussaud tarafından,  &#8220;Nusayrilerin Dini ve Tarihi&#8221; (<em>Histoire et Religion de Nosairis</em>,  Paris-1900) başlığı altında Fransızca&#8217;ya çevrilmiş olan bu kitaptan bazı bilgiler geçerek, şimdi Nusayri Aleviliğini daha yakından tanıyalım:</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">&#8220;Nusayriler tıpkı İsmaililer gibi zaman boyutunu, her biri kendi  tanrısal mazharına (görünüm alanına çıkmış bir tanrıya) sahip yedi  devreye bölerler. (Bu, Harran Sabenlerinin inanç öğretisini andırır; bu  öğretide yaratıcı, özünde tektir fakat bedenler içinde nesnellik  kazanmalarıyla artmış ve bu vücutlar dünyayı yöneten yedi gezegen  olmuştur.) İsmaili ve Druzilere göre, her dönüşüm içinde yeni dinin  emanet edildiği <em>natık</em> (konuşan, bildiren, tebliğci) olarak bir<em> </em>peygamber gözükür. Natık, birincisi <em>esas</em> (temel, asıl) olan  yedi kişilik içinde artış gösterir. <em>Esaslar</em>, İsmaili ve Druziler  arasında (Ali dışında) <em>natıklar</em>&#8217;a oranla daha aşağı derecede  görülür. Nusayrilerde ise <em>esaslar</em>( Abel, Seth, Joseph, Joshus,  Asaph, Peter-Shemaun ve Ali), <em>natıklar</em>&#8217;dan (Adem, Nuh, Yakub,  Musa, Süleyman, İsa ve Muhammed) daha üst derecede sayılırlar. Yedinci  devrin (dönüşümün) <em>esas</em>&#8217;ı Ali, tanrılaşmış ve İsa için verilen  &#8220;söz-kelime (logos)&#8221;yi çağrıştıran, <em>Ma&#8217;na </em>(anlam, düşünce)  sıfatını taşımaktadır.&#8221;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">&#8220;Ali İbn Abu Talib doğurularak dünyaya gelmedi: O tek ve ölümsüzdür,  bütün zamanlarda mevcuttu. Onun özü nurdur, ışıktır; yıldızlar  parıltısını ondan alır. O, nurların nurudur. Bütün sıfatlardan münezzeh  ve yardımcılardan yoksun olan o kayaları parçalar, denizleri geri çeker  ve işleri olayları yönlendirir. İmparatorlukları yıkan da odur. O  gizlidir, kapalı değil, yani tanrısal özünün doğası gereği gizlidir, ama bir örtü altında değildir. O düşüncedir, <em>ma&#8217;na</em>&#8217;dır. Ali, konutu (<em>mesken</em>) ve örtüsü (<em>hicab</em>) olan, <em>İsm</em> diye çağırdığı Muhammed&#8217;i  yarattı. Muhammed dönüşünde, onun nurunun nurundan Salman-ı Farisi&#8217;yi  yarattı ve onu Ali&#8217;ye açılan kapı (<em>bab</em>) yaptı. Ona propagandasını emanet etti.&#8221; (<em>Kitab al-Majmu</em>, Fr.Çeviri: René Dussaud, <em><u>Histoire et Religion de Nosairis</u></em>, Paris, 1900, s.162 vd.)</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Nusayrilik, Ortodoks İslamın kelime-i şehadet formülünü, &#8216;Ali İbn Abu Talib&#8217;ten başka tanrı olmadığına şehadet ederim (Eşhedü enne la ilahe  illa Ali İbn Abu Talib)&#8217; biçimine sokmuştur. Dussaud, <em>Ali al-A&#8217;la</em> (yücenin yücesi, en yüce) ile eski Yunanlıların Adonis adını verdikleri eski Fenike tanrısının <em>Elyum </em>(en yüce) sıfatı arasında bir  karışım olabileceğini varsaymaktadır. Ona göre Nusayriliğin Ali (<em>ma&#8217;na, gökyüzü</em>), Muhammed (<em>İsm, güneş</em>), Salman (<em>hicab, ay</em>)  Tanrısal Üçlüsü, Hrıstiyanlık Üçlüsünden daha eski Suriye-Fenike  kültleri, özellikle Palmyra tanrılarını anımsatır; gök tanrısı <em>Ba&#8217;al  Shamain</em>, güneş tanrısı <em>Malakbel</em>, ay tanrısı Aglibol&#8230;  Nusayriliğin yola giriş törenlerinde tanrısal üçlü <em>Ayn, Mim, Sin</em>  başharfleriyle temsil edilir&#8230; <em>Kitab al-Macmu</em>&#8217;ya göre Muhammed&#8217;in  yarattığı &#8216;kıyaslanamaz eşsizler&#8217; olan Beşler devirlerinde dünyayı  yaratan beş gezegendir. Nusayriler akıllı ruhları olmayan kadınların  ölümsüzlüğüne inanmazlar. İçki kullanmanın caiz olduğuna inanırlar. Yola giriş törenlerinde şarap önemli rol oynar. Bu arada belirtmek gerekir  ki, yola girmemiş Nusayriler arasında Khodhr (Hıdır-İlyas, Hızır) da  yola girmişler arasında Ali&#8217;nin olduğu kadar benzersiz mükemmellikte bir tanrısal addır.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Ayrıca Nusayriler de kendi aralarında dörde ayrılıyorlar: Yabancı  etkilere açık ve kendi dışındakilerle en fazla ilişkisi olan (adlarını  Ali&#8217;nin el-Haydar (arslan) sıfatından alan) <em>Haydariler, Şamaliler,  Kalaziler ve Gaybiler. </em>Şamaliler, gökle aynılaştırdıkları tanrı  Ali&#8217;nin, Muhammed&#8217;i temsil eden güneşin içinde oturduğunu (sarayının  güneşte olduğunu)  ileri sürerler. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu inanç  eski Palmyra tanrısı Ba&#8217;al Shamaim&#8217;i (Grekler bu tanrıyı Helios (Güneş)  adıyla anmışlardır) çağrıştırmaktadır. <em> </em></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><em> </em></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><em>Şamaliler</em>, güneşle aynılaştırılmış ve ışık aracılığıyla Ali  ile birleşmiş, fakat görünüm alanına ayrı çıkan Muhammed&#8217;e tapınmaları  daha fazla ayrıntılanır. <em>Kalaziler</em> ya da <em>Kamerilere</em> göre  de ay, Ali&#8217;nin sürekli oturma yeridir; şiirlerle ve şarapla kutlarlar.  Saf şarap içerek, kendi mecazi söylemleri içinde ay ile çok yakın  dostluğa ulaşırlar. Bazı yazarlar bu ay inancında da eski Suriye ay  tanrıçası Astarte&#8217;nin izleri olduğunu ileri sürerler. Kalaziliğin  kurucusu Şeyh Muhammed İbn Kalazi&#8217;dir</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Dördüncü grup olan <em>Gaybiler</em> ise, tanrı Ali ile görünüm alanına çıktığı, sonra da gözden kaybolduğuna inanırlar. Şimdiki zaman da gayib (görünmez) dönemidir. Böylece onlar Tanrıyı (Ali), görünmezliğinden  dolayı, diğerlerinde olduğu gibi gökyüzü ile, havayla  aynılaştırmaktadırlar.1</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><br /> </span> </p>
<div> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><br /> </span>  </p>
<hr />
<div>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">1 Nusayriler hakkında bilgi veren eski ve yeni bazı kaynaklar:</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">1-Al-Nawbakhtı, <em>al-Firak</em>,s.78;</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">2-Al-Kummi, <em>al-Makalat</em>, s.100-101;</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">3-Al-Askari, <em>al-Makalat</em>, s.15</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">4- <em>Al-Majmu</em>, Çeviren: René Dussaud, <em>Histoire et Religion de Nosairis</em>,  Paris-1900</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">5- René  Basset, &#8220;Nusayris&#8221; ERE Vol.3,  s.417-419</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">6- Louis  Massignon, &#8220;<em>Bibliographie Nusayri</em>&#8221;, s. 913-922; &#8220;<em>Nusayri</em>s&#8221; EI Vol. 3, s.963-967: &#8220;<em>Les Nusayris</em>&#8221;, <em>L&#8217;Elaboration de  l&#8217;Islam</em>, s. 109-114.</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">7- Heinz  Halm, <em>Die Islamisch Gnosis</em>, Munich-1982, s.284-285</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">8- W.  Kadi, <em>Alawi</em>, EIR Vol. 1, s.804-806</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">9. R.  Dusssau, <em>Histoire et Religion de Nosairis</em>, Paris-1900&#8217;</span> </p>
<p style="padding-left: 30px"> &nbsp; </p>
<p style="padding-left: 30px" align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Kaynak: www.ismailkaygusuz.com </span> </p>
<p style="padding-left: 30px" align="left"> &nbsp; </p>
</p></div>
</p></div>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/nusayrilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Nusayrîler/Arap Alevîler Kimdir?1</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/nusayrilerarap-aleviler-kimdir1/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/nusayrilerarap-aleviler-kimdir1/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Nov 2007 08:27:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[NUSAYRİLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/nusayrilerarap-aleviler-kimdir1/</guid>
				<description><![CDATA[Nusayr&#238;ler, Arap k&#246;kenli Alev&#238; M&#252;sl&#252;manlardır. 11. İmam Hasan el-&#8216;Asker&#238;&#8217;den sonra onun en yetkin ve erdemli &#246;ğrencisi Muhammed b. Nusayr&#8217;ı (&#246;. 883) otorite kabul ettikleri i&#231;in bu adı aldılar. Fakat onlara Arap Alev&#238;ler demek daha doğru olur. &#199;&#252;nk&#252; yeni bir dinsel doktrin ortaya koymayan ve tek fonksiyonu Ehlibeyt &#246;ğretisini doğal haliyle insanlara aktarmak olan Muhammed b. ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Nusayr&icirc;ler, Arap k&ouml;kenli Alev&icirc; M&uuml;sl&uuml;manlardır. 11. İmam Hasan el-&lsquo;Asker&icirc;&rsquo;den sonra onun<br /> en yetkin ve erdemli &ouml;ğrencisi Muhammed b. Nusayr&rsquo;ı (&ouml;. 883) otorite kabul ettikleri i&ccedil;in bu<br /> adı aldılar. Fakat onlara Arap Alev&icirc;ler demek daha doğru olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yeni bir dinsel doktrin<br /> ortaya koymayan ve tek fonksiyonu Ehlibeyt &ouml;ğretisini doğal haliyle insanlara aktarmak olan<br /> Muhammed b. Nusayr da sonu&ccedil;ta bir Alev&icirc;dir. Ana kaynağa intisap etmek, kaynağın bir<br /> koluna intisap etmekten evla olduğu i&ccedil;in, biz onlara bundan sonraki satırlarda Arap Alev&icirc;ler<br /> diyeceğiz. Onlara bu ismi vermekle hem onları diğer Alev&icirc;lerden ayırt etmiş, hem de dinsel<br /> olarak Hz. Ali&rsquo;ye dayandıklarını belirtmiş olacağız.<br /> Arap Alev&icirc;lerin ataları, diğer Arap kabileleriyle birlikte gerek İslam&rsquo;dan &ouml;nce gerekse<br /> İslam&rsquo;dan sonra Arap yarımadasının &ccedil;eşitli b&ouml;lgelerinden kuzeye doğru g&ouml;&ccedil; ettiler. Birden<br /> fazla sayıda ger&ccedil;ekleşen bu g&ouml;&ccedil;lerin sebebi iktisadi ve siyasi idi. &Uuml;stat M&uuml;nir eş-Şer&icirc;f, el-<br /> &#8219;Aleviyy&ucirc;n men hum ve eyna hum (Alev&icirc;ler Kimdir ve Nerededirler?) adlı kitabında bu<br /> noktaya ş&ouml;yle değinir:<br /> Sonradan Alev&icirc;ler olarak adlandırılacak olan Arapların bu dağlara g&ouml;&ccedil;&uuml; bir<br /> seferde değil, bir ka&ccedil; seferde tamamlanmıştır. Kanımca toplu bir şekilde altı<br /> defa g&ouml;&ccedil; etmişlerdir. Bu g&ouml;&ccedil;lerden birincisi Hz. İsa ve Hz. Muhammed<br /> arasındaki d&ouml;nemde; ikincisi Hz. Muhammed&rsquo;den sonra 13/636 yılındaki İslam-<br /> Arap fetihleri d&ouml;neminde ve sonrasında; &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; 5./11. y&uuml;zyılda Arap<br /> olmayan M&uuml;sl&uuml;manların yaptıkları zul&uuml;mler esnasında; d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml; 7./13.<br /> y&uuml;zyılın başlarında Em&icirc;r Hasan bn. Mekz&ucirc;n es-Sinc&acirc;r&icirc; d&ouml;neminde; beşincisi<br /> 704/1305 yılında Kisrav&acirc;n&icirc; saldırısı sırasında ve sonuncusu Osmanlı padişahı<br /> Yavuz Selim&rsquo;in 923/1516 yılında b&ouml;lgeyi ele ge&ccedil;irmesi sonucunda<br /> ger&ccedil;ekleşmiştir. Bu toplu g&ouml;&ccedil;lerin yanı sıra bireylerin baskı ve zul&uuml;mden<br /> ka&ccedil;mak ve bu dağlarda aşiretlerinin yanında korunmak i&ccedil;in tek başlarına<br /> yaptıkları g&ouml;&ccedil;ler de vardır.<br /> Arap Alev&icirc;lerin Arap k&ouml;kenli olduklarının en b&uuml;y&uuml;k kanıtı Ten&ucirc;h&icirc;, Gass&acirc;n&icirc;, Hazrec&icirc;, Kind&icirc;,<br /> T&acirc;&icirc; ve Taglib&icirc; gibi k&ouml;kl&uuml; Arap kabilelerinin isimleriyle sonlanan nesepleridir. Alev&icirc;lerin 1936<br /> yılında Kırd&acirc;ha beldesinde yapmış oldukları kongrede aldıkları ve hem Fransız Dışişleri<br /> Bakanlığına hem de Paris&rsquo;te bağımsızlık g&ouml;r&uuml;şmelerini y&uuml;r&uuml;ten Suriye temsilci heyetine<br /> ilettikleri kararları i&ccedil;eren tarih&icirc; belge, bu konuyla ilgili &ouml;nemli bilgiler i&ccedil;erir. Bu tarih&icirc; belgede<br /> yer alan bir paragraf, Alev&icirc;lerin soyları ile ilgili şu a&ccedil;ıklamaya yer verir:<br /> Alev&icirc;lerin soy bakımından Arap olmayan kavimlere dayandıkları iddiası<br /> karşısında bilimsel bir tartışmaya girmiyor, onur ve haysiyetimizi korumak<br /> maksadıyla susmayı tercih ediyoruz. Şu a&ccedil;ık bir ger&ccedil;ektir ki Alev&icirc;ler, Alev&icirc;<br /> dağlarına,2 Alev&icirc;liğin ve aynı zamanda Araplığın anavatanı olan Irak&rsquo;tan g&ouml;&ccedil;<br /> etmişlerdir. Her t&uuml;rl&uuml; akl&icirc; ve nakl&icirc; kanıt, Alev&icirc;lerin halis bir Arap soyundan<br /> geldiklerine işaret eder. Gelenek ve g&ouml;reneklerimiz, ahlak anlayışımız, sosyal<br /> yaşantımız, dilimiz, eğilimlerimiz, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;z, nesilden nesile aktardığımız<br /> halk s&ouml;ylencelerimiz gibi sayısız fakt&ouml;r, Arap k&ouml;kenli olduğumuzun en b&uuml;y&uuml;k<br /> kanıtıdır. &Ouml;v&uuml;n&ccedil;le belirtmemiz gereken bir diğer nokta da şudur ki Alev&icirc;ler, Irak<br /> topraklarında İm&acirc;m-ı Ali&rsquo;yi destekleyen Arap kabilelerinin torunlarıdır.<br /> &Uuml;stat Muhammed K&uuml;rd Ali Hitatu&rsquo;ş-ş&acirc;m adlı eserinde ş&ouml;yle der: </p>
<hr size="2" width="100%" /> 1 Bu yazı, temel olarak Suriyeli Arap Alev&icirc; din adamı Şeyh Mahmut es-S&acirc;lih&rsquo;in en-Nebeu&rsquo;lyak&icirc;n<br /> adlı referans kitabına dayanmaktadır.<br /> 2 Suriye&rsquo;nin batısında yer alan ve Arap Alev&icirc;lere y&uuml;zyıllarca mesken olan dağlar. </p>
<hr size="2" width="100%" /> Şam&rsquo;a bağlı Havr&acirc;n ve Belk&acirc; gibi y&ouml;relerde yaşayanların bir kısmı halis<br /> Arap&rsquo;tır. Bu &ouml;zellik, yabancı bir kan kabul etmeyip Araplıklarını koruyan<br /> topluluklarda a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Buna &ouml;rnek olarak, Alev&icirc; sıradağlarında yer<br /> alan Havr&acirc;n dağı ve Kelebiyye dağları sakinleri verilebilir. Bu y&ouml;relerdeki<br /> n&uuml;fusun halis Arap kanı taşıdığına dair kanıtlar olduk&ccedil;a a&ccedil;ıktır.3<br /> T&uuml;rkiye&rsquo;de Hatay, Adana ve Mersin illerinde yaşayan Arap Alev&icirc;ler, Osmanlı d&ouml;neminde ve<br /> &ouml;ncesinde buralara Suriye ve Irak&rsquo;tan gelen Arap Alev&icirc;lerin torunlarıdır. Onlar, T&uuml;rkiye<br /> Cumhuriyeti Devletine bağlı, yasalara saygılı, demokrasi ve laikliği i&ccedil;tenlikle benimsemiş<br /> yurttaşlar olarak varlıklarını s&uuml;rd&uuml;rmekteler.</p>
<p> <b>Arap Alev&icirc;lerde Din Kavramı</b><br /> İslam&icirc; &ouml;ğretiye g&ouml;re din; y&uuml;ce Allah&rsquo;ın peygamberler aracılığıyla, kendisine nasıl ibadet<br /> edileceğine ilişkin koyduğu kanunlar ve &ccedil;izdiği yoldur. Din beş temele dayandırılabilir. Bu<br /> temellerden birincisi Yaradan&rsquo;ı tanımak; ikincisi Yaradan&rsquo;ın g&ouml;nderdiği el&ccedil;iyi tanımak;<br /> &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; nasıl ibadet edileceğini bilmek ve bu doğrultuda amel etmek; d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml; erdeme<br /> sarılmak ve ahlaksızlığı dışlamak; beşincisi kıyamet g&uuml;n&uuml;ne inanmaktır.4 Semav&icirc; dinleri<br /> tamamlayan İslam dini, bu beş temeli de kapsar. &ldquo;Allah katında din İslam&rsquo;dır&hellip;&rdquo; (&Acirc;li<br /> &lsquo;İmr&acirc;n:19)<br /> Arap Alev&icirc;lerin dini; Allah&rsquo;ı tek bilmek ve O&rsquo;nu yaratılmışlara benzemekten tenzih etmek,<br /> Hz. Muhammed&rsquo;in peygamberliğini kabul etmek, ahirete inanmak ve İslam&rsquo;ın buyruklarını<br /> yerine getirmek &uuml;zerine kuruludur. Buna ek olarak Şi&icirc;ler gibi b&uuml;t&uuml;n Arap Alev&icirc;ler, bu d&ouml;rt<br /> ilkenin yanında beşinci bir ilkenin daha varlığına inanırlar: İm&acirc;met. Evet, her Arap Alev&icirc;,<br /> im&acirc;metin din&icirc; bir &ouml;nderlik olduğuna, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın istediğini peygamber olarak se&ccedil;tiği gibi<br /> im&acirc;mete de istediğini se&ccedil;tiğine inanır. &ldquo;Rabbin, dilediğini yaratır ve se&ccedil;er. Onların se&ccedil;me<br /> hakkı yoktur&hellip;&rdquo; (Kasas:68) Peygamberden sonra onun vazifesini &uuml;stlenecek İm&acirc;mı, y&uuml;ce<br /> Allah, peygamberine bildirir ve onu &uuml;mmete tanıtmasını emreder. Peygamberimizin İm&acirc;m-ı<br /> Ali&rsquo;ye s&ouml;ylediği aşağıdaki s&ouml;z, kendisinden sonra im&acirc;mlık makamının Hz. Ali&rsquo;ye ait<br /> olduğunu ispatlamaktadır: &ldquo;Senin bana g&ouml;re konumun, Harun&rsquo;un Musa&rsquo;ya g&ouml;re konumu<br /> gibidir. Tek bir farkla: Benden sonra peygamber gelmeyecektir.&rdquo;5<br /> Hz. Harun&rsquo;un Hz. Musa&rsquo;ya g&ouml;re konumu olduk&ccedil;a a&ccedil;ıktır. Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m, Hz. Musa&rsquo;nın<br /> Allah&rsquo;a ettiği dua aracılığıyla bu konumu a&ccedil;ık&ccedil;a belirtir: &ldquo;Bana ailemden bir yardımcı ver,<br /> Kardeşim Harun&rsquo;u. Onunla sırtımı kuvvetlendir. Onu işime ortak kıl.&rdquo; (T&acirc;, H&acirc;:29&ndash;32)<br /> Bir başka ayette Hz. Musa kardeşine ş&ouml;yle emreder: &ldquo;&hellip;Musa, kardeşi Harun&rsquo;a dedi ki:<br /> Toplumum i&ccedil;inde yerime sen ge&ccedil;&hellip;&rdquo; (A&lsquo;r&acirc;f:142)<br /> Yukarıdaki hadis-i şerif, Hz. Harun&rsquo;un Hz. Musa&rsquo;ya her g&ouml;revinde ortak olduğu gibi,<br /> M&uuml;minlerin efendisi İm&acirc;m-ı Ali&rsquo;nin de Hz. Muhammed&rsquo;e &ndash; n&uuml;b&uuml;vvet haricinde &ndash; her </p>
<hr size="2" width="100%" /> 3 Muhammed K&uuml;rd Ali, Hitatu&rsquo;ş-ş&acirc;m, c. 2.<br /> 4 Muhammed H&uuml;seyin, Aslu&rsquo;ş-ş&icirc;&lsquo;a ve us&ucirc;luh&acirc;, s. 100&ndash;101.<br /> 5 Bu hadis ile ilgili rivayetler olduk&ccedil;a &ccedil;oktur. Bunlardan bazıları: Birinci kardeşlik g&uuml;n&uuml;yle<br /> ilgili hadise, Ahmet bn. Hanbel Men&acirc;kıbu &lsquo;Al&icirc; (Ali&rsquo;nin Menkıbeleri) adlı kitabında; İbn<br /> &lsquo;As&acirc;kir T&acirc;r&icirc;h med&icirc;neti dimaşk kitabında; Begav&icirc; ve et-Tabar&acirc;n&icirc; derlemelerinde; B&acirc;r&ucirc;d&icirc; el-<br /> Ma&lsquo;rife adlı kitabında; İbn &#8219;Udeyy ve daha niceleri kitaplarında yer vermişlerdir. İkinci<br /> kardeşlik g&uuml;n&uuml; ile ilgili et-Tabar&acirc;n&icirc;&rsquo;ye ait el-Keb&icirc;r adlı kitapta İbn Abbas&rsquo;tan bir rivayet<br /> mevcuttur. Bu rivayete el-Muttak&icirc; el-Hind&icirc; Kenzu&rsquo;l-&lsquo;umm&acirc;l adlı eserinde ve bu eserin<br /> se&ccedil;melerinde yer vermiştir. &lsquo;İm&acirc;m-ı Ali&rsquo;nin kapısı hari&ccedil;, diğer t&uuml;m kapıların kapatılması&rsquo; ile<br /> ilgili hadisi C&acirc;bir bn. Abdullah rivayet etmiştir. Bu rivayete el-Kund&ucirc;z&icirc;&rsquo;nin Yen&acirc;b&icirc;&lsquo;u&rsquo;lmevedde<br /> adlı eserinin dokuzuncu b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde yer verilmiştir. &lsquo;Hamza&rsquo;nın kızı&rsquo; olayıyla ilgili<br /> hadis i&ccedil;in bkz. en-Nes&acirc;&icirc;, el-Has&acirc;isu&rsquo;l-&lsquo;alev&icirc;yye, s. 19. </p>
<hr size="2" width="100%" /> g&ouml;revinde ortak olduğunun a&ccedil;ık bir kanıtıdır. N&uuml;b&uuml;vvet ve im&acirc;met arasındaki fark a&ccedil;ık se&ccedil;ik<br /> bellidir: Nebi, kendisine Rabbinden vahiy edileni insanlara bildirir. İm&acirc;m ise Nebi&rsquo;den<br /> &ouml;ğrendiklerini insanlara iletir. Nebi, Allah&rsquo;tan aldığını tebliğ etmekte, İm&acirc;m ise Nebi&rsquo;den<br /> aldığını tebliğ etmektedir. Arap Alev&icirc;lere g&ouml;re İm&acirc;mlar Oniki tanedir. Onlardan her biri,<br /> ardından geleni tayin etmiştir. Oniki İm&acirc;mların ilki, son Peygamberin halifesi ve vasisi<br /> olan İm&acirc;m-ı Ali el-Murtaz&acirc;&rsquo;dır. Diğer İm&acirc;mlar sırasıyla şunlardır: el-Hasan el-<br /> M&uuml;cteb&acirc;, el-H&uuml;seyn eş-şeh&icirc;d f&icirc; Kerbel&acirc;, Ali Zeynel&acirc;bid&icirc;n, Muhammed el-B&acirc;kır, Cafer<br /> es-S&acirc;dık, M&ucirc;s&acirc; el-K&acirc;zım, Ali er-Rid&acirc;, Muhammed el-Cevv&acirc;d, Ali el-H&acirc;d&icirc;, el-Hasan elah&icirc;ru&rsquo;l-&lsquo;<br /> Asker&icirc; ve gelmesi beklenen el-K&acirc;im Muhammed el-Mehd&icirc;. Allah&rsquo;ın sal&acirc;t ve<br /> selamı hepsinin &uuml;zerine olsun.<br /> Y&uuml;ce Allah&rsquo;ın yadsınamaz delilleri ve parıldayan hidayet g&uuml;neşleri olan Oniki İm&acirc;mlar,<br /> insanlar i&ccedil;in doğru yolu aydınlatmışlar, mutlu bir hayatın &ccedil;er&ccedil;evesini &ccedil;izmişler, onlara erdemi<br /> ve adaleti &ouml;ğ&uuml;tlemişlerdir. İnsanlar bu masum (hatasız) İm&acirc;mların yolundan giderek hidayet<br /> kapılarından i&ccedil;eri girseydi, kendilerini yok olma u&ccedil;urumlarına savuran fitne dalgalarından<br /> kurtulabilirlerdi. B&ouml;ylelikle &ldquo;erdemli insan&rdquo; olma aşamalarını peşi sıra kat ederek d&uuml;nya ve<br /> ahirette saadete ulaşabilirlerdi. Bu anlamda Peygamberimizin şu hadisi b&uuml;y&uuml;k &ouml;nem<br /> taşımaktadır: &ldquo;Ehlibeyt&rsquo;imin aranızdaki misali Nuh&rsquo;un gemisine benzer. Ona binen<br /> kurtulur, ona sırt &ccedil;eviren boğulur. Yine Ehlibeyt&rsquo;imin aranızdaki misali Hıtta6 kapısı<br /> gibidir; o kapıdan i&ccedil;eri giren bağışlanır.&rdquo;7<br /> Bilindiği &uuml;zere Arap Alev&icirc;ler Oniki İm&acirc;ma sıkı sıkıya bağlıdırlar. Onların Allah&rsquo;ın<br /> yery&uuml;z&uuml;ndeki halifeleri, ilminin haznedarları ve t&uuml;m yaratılanlara karşı Allah&rsquo;ın delilleri<br /> olduklarına canı g&ouml;n&uuml;lden inanırlar. Arap Alev&icirc;ler, Oniki İm&acirc;m&rsquo;ın masum olduğuna, onlara<br /> sarılanların hi&ccedil; bir zaman dal&acirc;lete d&uuml;şmeyeceklerine, onların nuruyla aydınlananların asla<br /> yollarını şaşırmayacaklarına kanaat getirirler. &ldquo;&hellip;Onlar, l&uuml;tuflandırılmış kullardır. Onlar,<br /> O&rsquo;nun s&ouml;z&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;mezler; onlar yalnız O&rsquo;nun emriyle iş yaparlar. O, onların<br /> &ouml;nlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O&rsquo;nun hoşnutluk verdiklerinden<br /> başkasına da şefaat etmezler. Ve onlar, O&rsquo;nun korkusundan titrerler. İ&ccedil;lerinden her<br /> kim, &lsquo;ben O&rsquo;nun dışında bir ilahım&rsquo; derse, b&ouml;ylesini cehennemle cezalandırırız.<br /> Zalimleri işte b&ouml;yle cezalandırırız biz.&rdquo; (Enbiy&acirc;:26&ndash;29) Peygamberimizin cahilleri<br /> azarlayıp gafilleri uyardığı şu iki hadisi olduk&ccedil;a a&ccedil;ıktır: &ldquo;Ey insanlar! Ben aranızda iki şey<br /> bırakıyorum; onlara sarılırsanız dal&acirc;lete d&uuml;şmezsiniz: Allah&rsquo;ın kitabı ve Ehlibeyt&rsquo;im.&rdquo;8<br /> &ldquo;Ben aranızda iki değerli şey bırakıyorum: Allah&rsquo;ın kitabı ve Ehlibeyt&rsquo;im. Bu ikisine<br /> sarılmanız durumunda benden sonra asla dal&acirc;lete d&uuml;şmezsiniz.&rdquo;9Akılları Ehlibeyt&rsquo;e<br /> davet eden ve inananları onlara uymaya &ccedil;ağıran hadisler sayılamayacak kadar &ccedil;oktur. Bu<br /> hadisleri g&ouml;rmek isteyenleri hadis kitaplarına y&ouml;nlendiriyoruz.<br /> &Ouml;zetleyecek olursak: Her Arap Alev&icirc;, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın hak dini olan ve hi&ccedil; bir ş&uuml;phe i&ccedil;ermeyen<br /> İslam dinine bağlı bir M&uuml;min M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;dır. Kur&rsquo;&acirc;n-ı Şer&icirc;f onun kitabıdır, K&acirc;be kıblesidir.<br /> Her Arap Alev&icirc;, Rabbinin kendisine farz kıldığı şeyleri bilir ve bunları elinden geldiğince<br /> yerine getirmeye &ccedil;alışır. İyiliği emreder, k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yasaklar. G&uuml;c&uuml; yettiğince barış i&ccedil;in &ccedil;alışır. </p>
<hr size="2" width="100%" /> 6 Hıtta kelimesi, Bakara: 58&rsquo;de şu şekilde yer alır: &ldquo;Ş&ouml;yle demiştik: Şu kente girin; orada<br /> bulunanlardan dilediğiniz şekilde bol bol yeyin. Kapıdan secde ederek girin ve Hıtta<br /> (affet bizi) deyin ki hatalarınızı bağışlayalım&hellip;&rdquo;<br /> 7 Et-Tabar&acirc;n&icirc;, Eb&ucirc; Sa&lsquo;&icirc;d&rsquo;ten naklettiği bu hadise el-Avsat&rsquo;ta yer vermiştir. Aynı hadis i&ccedil;in<br /> bkz. en-Nebh&acirc;n&icirc;, el-Erbe&lsquo;&ucirc;na erbe&lsquo;&ucirc;na had&icirc;sen, s. 216.<br /> 8 Bu hadisi et-Tirmiz&icirc; ve en-Nes&acirc;&icirc;, C&acirc;bir&rsquo;den nakletmişlerdir. Bkz. el-Muttak&icirc; el-Hind&icirc;<br /> Kenzu&rsquo;l-&lsquo;umm&acirc;l, c. 1, s. 44.<br /> 9 Bu hadisi et-Tirmiz&icirc; ve en-Nes&acirc;&icirc; doğrulamışlardır. Ahmed bn. Hanbel, M&uuml;sned, c. 5&rsquo;te; el-<br /> H&acirc;kim, el-M&uuml;stedrek&rsquo;te; ez-Zeheb&icirc;, Talh&icirc;su&rsquo;l-m&uuml;stedrek&rsquo;te bu hadise yer vermiştir. </p>
<hr size="2" width="100%" /> Allah ve Resul&uuml;n&uuml;n helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılar. Allah yolunda hi&ccedil; bir<br /> tehditten korkmaz. Her Arap Alev&icirc;, fıkıh meselelerinde 6. İm&acirc;m Eb&ucirc; Abdullah Cafer es-<br /> S&acirc;dık&rsquo;a başvurur. Kuran&rsquo;ın yorumlanmasında ve vahyin h&uuml;k&uuml;mlerinin a&ccedil;ıklanmasında İm&acirc;m<br /> es-S&acirc;dıktan daha yetkin bir kimse tanımaz. O ki n&uuml;b&uuml;vvet ağacının bir dalıdır, hak sahibi<br /> İm&acirc;m&rsquo;dır. Ş&uuml;phesiz ki onun izlediği hak yolu, takip edilmeye diğer yollardan daha layıktır.<br /> Bu İm&acirc;m ki n&uuml;b&uuml;vvet evinin bir bireyidir ve elbette ki ev sahibi, evin i&ccedil;indekileri<br /> başkalarından daha iyi bilir. Her Alev&icirc;, fıkhı işte bu masum İm&acirc;m&rsquo;dan alır, ilmi ondan rivayet<br /> eder. Namazını onun belirttiği şekilde kılar ve kitaplarını onun &ouml;ğretisi doğrultusunda kaleme<br /> alır.<br /> <b> Arap Alev&icirc;lerde İslam&rsquo;ın Temel İlkeleri<br /> a) Tevhid</b><br /> Arap Alev&icirc;ler k&acirc;inatın tek bir ilahı olduğuna inanırlar. O&rsquo;nun ne bir benzeri ne de bir ortağı<br /> vardır. Hi&ccedil; bir şeye benzemez ve hi&ccedil; bir şey kendisine benzemez. O, kemal ve y&uuml;celik<br /> sıfatlarının t&uuml;m&uuml;n&uuml;n sahibidir; noksan sıfatlardan m&uuml;nezzehtir. Mutlak varlık yalnızca O&rsquo;dur;<br /> varlığı i&ccedil;in hi&ccedil; bir şeye muhta&ccedil; değildir. O, kendi kendine yetendir. B&uuml;t&uuml;n varlıkları kendisi<br /> yaratmıştır. Tek tapılan O&rsquo;dur. O&rsquo;ndan başkası tapılmaya layık değildir.<br /> O, şu hak s&ouml;z&uuml;yle kendisini tanıttığı gibidir: &ldquo;De ki: O, Allah&rsquo;tır, tektir. Allah&rsquo;tır;<br /> Samed&rsquo;tir. Ne doğurmuştur O, ne doğurulmuştur. O&rsquo;nun hi&ccedil;bir dengi yoktur.&rdquo; (İhl&acirc;s<br /> Suresi)<br /> <b> b) Adalet</b><br /> Arap Alev&icirc;ler, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın adil olduğuna ve yarattıklarına asla zulmetmeyeceğine inanırlar.<br /> &ldquo;&hellip;Rabbin hi&ccedil; kimseye zulmetmez.&rdquo; (Kehf:49) O, &ccedil;irkin eylemlerden m&uuml;nezzehtir;<br /> zulmetmez ve zulm&uuml; onaylamaz. Adaletinin gereği olarak kullarına &uuml;stesinden<br /> gelemeyecekleri g&ouml;revler y&uuml;klemez. Onlara sadece kendi iyilikleri i&ccedil;in olanı ve yapmaya<br /> g&uuml;&ccedil;lerinin yeteceği şeyleri emreder. Onları yalnızca terk edebilecekleri ve kendilerine zarar<br /> verecek şeylerden sakındırır. &ldquo;Allah, hi&ccedil;bir benliğe kapasitesini aşan bir y&uuml;k y&uuml;klemez&hellip;&rdquo;<br /> (Bakara:286) Allah, yine adaletinin gereği olarak kullarına iyi ve k&ouml;t&uuml;y&uuml; g&ouml;sterdikten, onları<br /> dilediklerini se&ccedil;mekte &ouml;zg&uuml;r kıldıktan sonra onlara yaptıklarının sorumluluğunu y&uuml;kler. &ldquo;Kim<br /> iyi bir iş yaparsa bu kendi lehinedir. Kim de k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yaparsa aleyhinedir. Rabbin<br /> kullara zulmedici değildir.&rdquo; (Fussilet:46)<br /> <b> c) N&uuml;b&uuml;vvet</b><br /> Arap Alev&icirc;ler y&uuml;ce Allah&rsquo;ın, kullarına bir l&uuml;tfu olarak onların arasından peygamberler<br /> se&ccedil;tiğine ve bu peygamberleri &ndash;g&ouml;revlendirilmelerinin &ouml;ncesinde ve sonrasında &ndash; dalgınlıktan,<br /> unutkanlıktan, kasıtlı veya kasıtsız g&uuml;nah işlemekten koruduğuna inanırlar. Peygamberler<br /> zamanlarının en &uuml;st&uuml;n kişileridir. Kişilikleri olgunluğun doruk noktasına ulaşmıştır.<br /> Benlikleri, ayıplanan eylemlerden arınmıştır. Bu y&uuml;zdendir ki onları yermek, yaratılışlarını<br /> veya ahlaklarını k&ouml;t&uuml;lemek imk&acirc;nsızdır. Bu da onların peygamberliklerinin ve davalarında<br /> haklı olduklarının en b&uuml;y&uuml;k kanıtlarından biridir. Buna ek olarak peygamberlerin &ccedil;ağrıları<br /> akla yatkın olsun, kalpler onlara ısınsın, kullar onlara g&ouml;n&uuml;l rahatlığıyla inansın ve itaat etsin<br /> diye y&uuml;ce Allah, peygamberlerini doğa kanunlarını yenen mucizelerle desteklemiştir. Allah,<br /> peygamberleri insanlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermeleri, mutluluğu ve<br /> barışı getirecek şeyleri emrederek zarar ve fesadı getirecek şeyleri yasaklamaları i&ccedil;in<br /> g&ouml;ndermiştir. &ldquo;M&uuml;jdeleyici ve uyarıcı el&ccedil;iler g&ouml;nderdik ki el&ccedil;iler geldikten sonra<br /> insanların Allah&rsquo;a karşı bahaneleri olmasın. Allah g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve bilge olandır.&rdquo; (Nis&acirc;:165)<br /> Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;de toplam 25 Nebi ve Resul&uuml;n adı ge&ccedil;mektedir. Bunlardan birincisi Hz.<br /> &Acirc;dem, sonuncusu ise Hz. Muhammed&rsquo;tir. Azim sahibi Resuller beş tanedir: Nuh, İbrahim,<br /> Musa, İsa ve Muhammed. Allah&rsquo;ın sal&acirc;t ve selamı hepsinin &uuml;zerine olsun. &ldquo;Sizin i&ccedil;in dinden<br /> Nuh&rsquo;a &ouml;nerdiğini, sana vahiy ettiğini, İbrahim&rsquo;e, Musa&rsquo;ya ve İsa&rsquo;ya &ouml;nerdiğimizi ş&ouml;yle<br /> diyerek kanunlaştırdı: Dini ayakta tutun; onda ayrılığa d&uuml;şmeyin&hellip;&rdquo; (Ş&ucirc;r&acirc;:13)<br /> <b> d) İm&acirc;met</b><br /> Arap Alev&icirc;ler İm&acirc;metin din&icirc; ve d&uuml;nyev&icirc; anlamda genel bir &ouml;nderlik ve kutsal bir makam<br /> olduğuna inanırlar. Allah bu makama dilediğini se&ccedil;er. &ldquo;Rabbin dilediğini yaratır ve se&ccedil;er.<br /> Onların se&ccedil;me hakkı yoktur&hellip;&rdquo; (Kasas:68). İm&acirc;mlar daha &ouml;nce de belirttiğimiz gibi Oniki<br /> tanedir. Alev&icirc;lere g&ouml;re Oniki İm&acirc;m, peygamberler gibi dalgınlıktan, yanılgıdan ve<br /> g&uuml;nahlardan korunmuştur. Nitekim bu b&ouml;yle olmasaydı onların din&icirc; s&ouml;z ve eylemlerine itimat<br /> etmek m&uuml;mk&uuml;n olmazdı.<br /> Hz. Muhammed, Rabbinin emriyle kendisinden sonra yerini alacak olan halifeyi/im&acirc;mı<br /> belirtmiştir. Aynı şekilde Oniki İm&acirc;mlardan her &ouml;ncel, ardılını bildirmiştir. Oniki İm&acirc;mlar,<br /> Peygamberin din&icirc; ve d&uuml;nyev&icirc; t&uuml;m g&ouml;revlerini &uuml;stlenmişlerdir. Onların peygamberden tek<br /> farkları kendilerine vahyin inmemesidir. Peygamberin sahip olduğu t&uuml;m haklara Oniki İm&acirc;m<br /> da sahiptir. &ldquo;Ey iman edenler! Allah&rsquo;a itaat edin; Resule ve i&ccedil;inizdeki y&ouml;netim<br /> sahiplerine de itaat edin&hellip;&rdquo; (Nis&acirc;:59)<br /> <b> e) Kıyamet</b><br /> Arap Alev&icirc;ler, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın insanları d&uuml;nyadaki eylemlerinden hesap sormak i&ccedil;in &ouml;ld&uuml;kten<br /> sonra diriltip mezarlarından &ccedil;ıkaracağına inanırlar. &ldquo;&hellip;Bu, Allah&rsquo;ın; k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edenleri<br /> yaptıklarıyla cezalandırması, g&uuml;zellikler yapanları da g&uuml;zellikle &ouml;d&uuml;llendirmesi i&ccedil;indir.&rdquo;<br /> (Necm:31) Nitekim kıyamet olmasaydı emir ve yasakların bir anlamı kalmazdı. &Ouml;d&uuml;llendirme<br /> ve cezalandırma ortadan kalkar, tehditler ve vaatler suya d&uuml;şerdi. Dolayısıyla kıyamete<br /> inanmak ka&ccedil;ınılmaz olarak ortaya &ccedil;ıkmaktadır. &ldquo;Bu b&ouml;yledir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah hakkın ta<br /> kendisidir. O, &ouml;l&uuml;leri diriltir ve O her şeye kadirdir. Kıyamet vakti mutlaka gelecektir;<br /> onda kuşku yoktur. Ve Allah kabirlerdeki &ouml;lm&uuml;şleri diriltecektir.&rdquo; (Hac:6&ndash;7)<br /> Arap Alev&icirc;lerde İslam&rsquo;ın temel ilkelerinin ne olduğuna b&ouml;ylece değinmiş olduk. Bu temelleri<br /> takip eden ayrıntıları, &ouml;rneğin namaz, oru&ccedil;, zek&acirc;t, hac, cihat gibi ibadetleri; sabır, doğruluk ve<br /> emanet gibi ahlak unsurlarını; alım, satım, evlenme, boşanma, kefalet ve ziraat gibi<br /> muameleleri ve diyet, kısas, kefaret gibi h&uuml;k&uuml;mleri ise kitabın ana hedefinden uzaklaşmamak<br /> i&ccedil;in kaleme almaya gerek g&ouml;rm&uuml;yoruz. Biz Arap Alev&icirc;lere g&ouml;re &lsquo;İslam&rsquo;ın temelleri ve bu<br /> temellerin ayrıntıları&rsquo; konusunda daha geniş bilgi edinmek isteyenler, Suriyeli iki değerli din<br /> adamı Şeyh Mahmut es-S&acirc;lih&rsquo;in ve Şeyh Abdullatif el-Hayyir&rsquo;in el-Muhtasaru&rsquo;l-c&acirc;mi&lsquo; adlı<br /> kitabından ve diğer din &acirc;limlerimizin yazdığı kitaplardan yararlanabilirler.<br /> Arap Alev&icirc;lerde İslam Hukukunun Kaynakları<br /> <b> Arap Alev&icirc;lere g&ouml;re İslam hukukunun d&ouml;rt kaynağı vardır:<br /> a) Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m</b><br /> Arap Alev&icirc;ler t&uuml;m M&uuml;sl&uuml;manların elinde bulunan Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;in y&uuml;ce Allah&rsquo;ın ekleme<br /> yapılmamış, eksiltilmemiş ve herhangi bir değişikliğe uğramamış kitabı olduğuna inanırlar.<br /> &ldquo;Batıl ona ne &ouml;n&uuml;nden gelebilir ne de arkasından. Bilge olandan, hamd edilenden bir<br /> indirmedir o.&rdquo; (Fussilet:42)<br /> <b> b) S&uuml;nnet</b><br /> Arap Alev&icirc;ler masum olan birinin &ndash; ister Nebi olsun, ister İm&acirc;m &ndash; s&ouml;zlerini, eylemlerini ve<br /> onaylamalarını kutsal s&uuml;nnet sayarlar. S&uuml;nnetin sahih olduğu kesinleştikten sonra onu ink&acirc;r<br /> etmek, Kur&rsquo;&acirc;n h&uuml;k&uuml;mlerinden birini ink&acirc;r etmekten farksızdır. S&uuml;nnetin Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;le<br /> &ouml;rt&uuml;şmemesi imk&acirc;nsızdır.10 &ldquo;&hellip;Ve sana bu Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı indirdik. Kendilerine indirileni<br /> insanlara a&ccedil;ıklayasın ve b&ouml;ylelikle insanlar derin derin d&uuml;ş&uuml;ns&uuml;nler diye.&rdquo; (Nahl:44)<br /> <b> c) İcm&acirc;&lsquo; (G&ouml;r&uuml;ş Birliği)</b><br /> Arap Alev&icirc;ler M&uuml;sl&uuml;manların &ndash; aralarında masum İm&acirc;mın da olması koşuluyla &ndash; izini<br /> Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;da ve kutsal s&uuml;nnette bulamadığı bir konu hakkında vardıkları ortak sonucu, İslam<br /> hukukunda ge&ccedil;erli bir kanıt olarak kabul ederler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; masum İm&acirc;mın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;n Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;a<br /> ve s&uuml;nnete asla ters d&uuml;şmeyeceği kesindir.<br /> <b> d) Akıl</b><br /> Arap Alev&icirc;lere g&ouml;re, aklı bir fıkıh delili gibi kullanabilecek kişiler ilimde geniş ufuklara<br /> ulaşan &acirc;limlerle sınırlıdır. Bu &acirc;limler ayrıntı niteliğindeki h&uuml;k&uuml;mleri &ccedil;ok kapsamlı delillerden<br /> ortaya &ccedil;ıkarma yetisine sahip; eserleriyle, fetvalarıyla ve d&uuml;r&uuml;st tavırlarıyla i&ccedil;tihat derecesini<br /> kazanmış kişilerdir. Bunlar pek az sayıdadır. Bununla birlikte Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;a ve s&uuml;nnete aykırı<br /> h&uuml;k&uuml;m vermeleri durumunda verdikleri h&uuml;kme asla itibar edilmez.<br /> <b> Arap Alev&icirc; &Acirc;limler ve Fıkıh&ccedil;ılar<br /> Arap Alev&icirc; &acirc;lim ve fıkıh&ccedil;ıların &ouml;nde gelenleri şunlardır:</b><br /> <b> Eb&ucirc; Muhammed Hasan bn. Ali bn. H&uuml;seyin bn. Şu&lsquo;be el-Harr&acirc;n&icirc;:</b> <br /> Tuhefu&rsquo;l-&lsquo;uk&ucirc;l &#8219;an<br /> &acirc;li&rsquo;r-res&ucirc;l (Ehlibeyt&rsquo;ten Akıllara Hediye) adlı eserin sahibidir. Bu eser, mantıklı kanıtlar ve<br /> g&uuml;venilir hadisler bakımından olduk&ccedil;a zengindir. El-Harr&acirc;n&icirc; 4./10. y&uuml;zyılda Harran&rsquo;da<br /> yaşamıştır. Şia&rsquo;nın &uuml;nl&uuml; &acirc;limlerinden Şeyh Sad&ucirc;k&rsquo;un &ccedil;ağdaşı, Şeyh T&ucirc;s&icirc;&rsquo;nin de hocasıdır.<br /> <b> Eb&ucirc; Muhammed Yez&icirc;d bn. Şu&lsquo;be:</b> <br /> Hayrı ve hayır yapmayı seven gezgin bir &acirc;limdi. K&acirc;be&rsquo;yi<br /> tavaf etmiş ve hacda Kirman adasının sahibi Eb&ucirc;&rsquo;l-Feth Abd&uuml;lker&icirc;m el-Kirm&acirc;n&icirc; ile<br /> tanışmıştır. Kirm&acirc;n&icirc;&rsquo;nin adaya gitme davetini kabul etmiş ve oradan da Yemen dolaylarına<br /> ge&ccedil;miştir. Yemen&rsquo;de İslam&rsquo;ın hoşg&ouml;r&uuml;l&uuml; &ouml;ğretisini yaydıktan sonra vatanına geri d&ouml;nm&uuml;ş ve<br /> Hama&rsquo;da vefat etmiştir.<br /> <b> Ebu&rsquo;t-Tayyib Ahmed bn. H&uuml;seyin:</b><br /> El-M&uuml;nşid lakabıyla meşhurdur. Daima Hz.<br /> Muhammed&rsquo;in ve Ehlibeyt&rsquo;inin &ndash; Allah&rsquo;ın sal&acirc;t ve selamı &uuml;zerlerine olsun &ndash; mucizelerini<br /> konu edinen şiirler okuduğu i&ccedil;in el-M&uuml;nşid lakabıyla tanınmıştır. G&uuml;zel y&uuml;zl&uuml;, yanık sesli bir<br /> &acirc;lim ve fıkıh&ccedil;ıydı. Gayrı M&uuml;slimleri İslam&rsquo;a davet ederdi. Onun sayesinde bir&ccedil;ok Yahudi ve<br /> Hıristiyan, M&uuml;sl&uuml;man olmuştur. Bunların bazıları Kur&rsquo;&acirc;nı ezberlemiş ve kendisi ile hacca<br /> gitmişlerdir. El-M&uuml;nşid, el-Cez&icirc;m denilen beldede yaşadı ve altmış yaşında hayata g&ouml;zlerini<br /> kapadı. Mezarı 9. İm&acirc;m Muhammed el-Cevv&acirc;d&rsquo;ın t&uuml;rbesinin civarındadır.<br /> <b> Eb&ucirc; Hamza el-Kett&acirc;n&icirc;:</b> <br /> Arap dilini ve gramerini &ccedil;ok iyi bilen, dinler hakkında geniş bilgiye<br /> sahip olan bir &acirc;lim ve fıkıh&ccedil;ıydı. Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı ezbere biliyordu. Tartışmalarda g&uuml;&ccedil;l&uuml; kanıtlar<br /> ortaya koyma yeteneğine sahipti. Bunun yanı sıra karşısında kimsenin duramadığı bir yiğitti.<br /> Bir&ccedil;ok defa hacca gitmiştir. Hums şehrinde vefat etmiştir. </p>
<hr size="2" width="100%" /> 10 Bilindiği &uuml;zere yalan hadis &uuml;retme furyası Hz. Muhammed hen&uuml;z sağken başlamış ve<br /> y&uuml;zyıllarca s&uuml;rerek hanif İslam&rsquo;ı arka planda bırakmıştır. İslam adı altında, &ccedil;ıkar ve keyfiyetin<br /> belirlediği, hurafelerle dolu bir din h&acirc;kim kılınmıştır. Mısırlı yazar Mahmut Eb&ucirc; Reyya&rsquo;nın<br /> &ouml;zg&uuml;n &ccedil;alışması Adv&acirc;un &lsquo;ala&rsquo;s-s&uuml;nneti&rsquo;l-muhammediyye (Hz. Muhammed&rsquo;in S&uuml;nneti &Uuml;zerine<br /> A&ccedil;ıklamalar) konu hakkında doyurucu bilgi i&ccedil;ermektedir. Arap Alev&icirc;ler &ldquo;hadis&rdquo; konusunda<br /> olduk&ccedil;a titizdirler. Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m ve akılla &ccedil;elişen, rivayet yolları ş&uuml;pheli olan hadislere<br /> itibar etmezler. </p>
<hr size="2" width="100%" /> <b>Eb&ucirc;&rsquo;l-Hasan Ali bn. Batta el-Haleb&icirc;: <br /> </b>Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı ezbere bilen, Arap dili ve gramerinin<br /> &uuml;statlarından ve kelam ilminin &ouml;nde gelen &acirc;limlerindendir. İlm&icirc; seyahatlerinden birinde<br /> İskenderiye şehrine giderken deniz korsanları tarafından esir edilmiş ve bir Yahudi&rsquo;ye<br /> satılmıştır. Bu Yahudi kısa bir s&uuml;re zarfında M&uuml;sl&uuml;man olmuş, Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;i &ouml;ğrenmiş ve<br /> el-Haleb&icirc; ile hacca gitmiştir.<br /> <b> Haydar bn. Muhammed el-Kat&icirc;&lsquo;&icirc;:</b> <br /> Arap Alev&icirc;lerin &ouml;nde gelen hadis &acirc;limlerindendir.<br /> Bağdatlı Hıristiyanlardan bir grubu M&uuml;sl&uuml;man yapmıştır. El-Kerh kentinde altmış yaşında<br /> vefat etmiştir. Ahmed bn. Hanbel&rsquo;in yanında g&ouml;m&uuml;l&uuml;d&uuml;r.<br /> <b> Abdurrahman el-Cercer&icirc;:</b> <br /> Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Ker&icirc;mi &ccedil;ok g&uuml;zel okuyanlardandı. Dokuz Yahudi&rsquo;yi<br /> M&uuml;sl&uuml;man yapmış ve onlarla hacca gitmiştir.<br /> <b> Eb&ucirc; Zerr Sehl bn. Muhammed el-K&acirc;tib:</b> <br /> Arap Alev&icirc;lerin b&uuml;y&uuml;k &acirc;limlerindendir.<br /> Seyf&uuml;ddevle&rsquo;nin hocalığını yapmıştır. Bu &uuml;stat, derin bilgisine ve y&uuml;ksek şerefine ek olarak<br /> h&uuml;nerli bir edebiyat&ccedil;ı ve usta bir şairdi.<br /> <b>Alev&icirc; Edebiyat&ccedil;ılar</b><br /> Alev&icirc;lerin &uuml;nl&uuml; edebiyat&ccedil;ılarından bazıları şunlardır:<br /> <b> Eb&ucirc;-l Feth Osman bn. Cinn&icirc; en-Nehav&icirc;:</b> <br /> Arap Alev&icirc;ler onu İbn Yahya en-Nehav&icirc; olarak<br /> tanırlar. Onun &uuml;n&uuml;, edebiyattaki derecesini belirtmeye yeterlidir. Es-Se&lsquo;&acirc;lib&icirc; onun i&ccedil;in ş&ouml;yle<br /> der: &ldquo;O, Arap dilinde b&uuml;y&uuml;k bir otoritedir. Edebiyat&ccedil;ıların piridir. B&uuml;y&uuml;k şair el-M&uuml;tenneb&icirc; ile<br /> sıkı bir dostluğu vardı. Uzun bir m&uuml;ddet onun şiirini yorumladı, gramerini a&ccedil;ıkladı.<br /> Edebiyattaki konumunun y&uuml;ksekliğinden ve değerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nden dolayı &ccedil;ok az şiir<br /> yazdı.&rdquo;<br /> <b>Abdullah bn. &lsquo;Amr el-Fayy&acirc;d: <br /> </b>Arap Alev&icirc;lerin meşhur ve yetenekli edebiyat&ccedil;ılarındandır.<br /> Es-Se&lsquo;&acirc;lib&icirc; onu ş&ouml;yle tanıtır:<br /> Seyf&uuml;ddevle&rsquo;nin k&acirc;tibi ve dostuydu. Edebiyat alanında ve d&uuml;zyazıda geniş<br /> ufuklara sahipti. Şiirde olsun d&uuml;zyazıda olsun Arap&ccedil;a&rsquo;ya &ccedil;ok h&acirc;kimdi. Net<br /> ifadesi ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; anlatımından dolayı Seyf&uuml;ddevle sultanların huzuruna ondan<br /> başkasını el&ccedil;i olarak g&ouml;ndermezdi. Es-S&acirc;b&icirc; et-T&acirc;c&icirc; adlı kitabında ona yer vermiş<br /> ve es-Seriyy onu birka&ccedil; kaside ile &ouml;vm&uuml;şt&uuml;r.<br /> <b>Es-Seriyy bn. Ahmed el-Kind&icirc;: </b><br /> Arap Alev&icirc;lerin b&uuml;y&uuml;k şairlerinden ve meşhur<br /> edebiyat&ccedil;ılarındandır. Es-Seriyy er-Ref&acirc; adıyla tanınır. Es-Se&lsquo;&acirc;lib&icirc; el-Yet&icirc;me adlı yapıtında<br /> ondan ş&ouml;yle s&ouml;z eder: &ldquo;İnci gibi dizelerin ve sihirli şiir değneğinin sahibi es-Seriyy&rsquo;den<br /> haberin var mı senin? Allah aşkına onun dili ne kadar da tatlı, s&ouml;zleri ne kadar da duru,<br /> yeteneği ne kadar da b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Şiirleri arasında tarih sayfalarına yazılabilecek ve edebiyat<br /> panolarına asılabilecek nitelikte şiirler biliyorum.&rdquo;<br /> <b> Muhammed bn. Ahmed bn. Hamd&acirc;n:</b> <br /> El-Habb&acirc;z el-Beled&icirc; lakabıyla tanınır. D&ouml;neminin en<br /> renkli kişiliği idi. Onun gibisine &ccedil;ok az rastlanır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, okuma ve yazma bilmemesine<br /> rağmen Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;i kulak dolgunluğuyla ezberlemişti. Es-Se&lsquo;&acirc;lib&icirc; el-Yet&icirc;me adlı<br /> eserinde onu ş&ouml;yle anar:<br /> Musul&rsquo;u i&ccedil;ine alan ve el-Cez&icirc;re denilen diyarın Beled isimli y&ouml;resindendir. Bu<br /> y&ouml;renin yetiştirdiği en değerli kişiliklerdendir. Onun en ilgin&ccedil; yanı, okuma ve<br /> yazması olmamasına rağmen şiirinin g&uuml;zelliklerle ve ince n&uuml;ktelerle dolu<br /> olmasıdır. Hemen hemen her şiirinde g&uuml;zel bir anlama veya yaygın bir<br /> atas&ouml;z&uuml;ne yer vermiştir. Şiirlerinde Alev&icirc; olduğunu &ccedil;oğu zaman vurgulamıştır.<br /> Bu isimler tarih sayfalarını inci gibi eserleriyle s&uuml;sleyen, ilim ve edebiyat hazinelerini pırlanta<br /> misali yapıtlarıyla zenginleştiren Alev&icirc; &acirc;lim ve edebiyat&ccedil;ılardan yalnızca bir ka&ccedil;ıdır. Bunun<br /> yanı sıra ilim ve edebiyat alanlarında onlardan geri kalmayan, &uuml;retken fikirleriyle onların<br /> seviyesinde olan, fakat g&ouml;zlerden uzak m&uuml;tevazı bir yaşamı se&ccedil;tikleri i&ccedil;in tanınmayan &ccedil;ok<br /> sayıda şahsiyet vardır. &ldquo;Erdemli insan&rdquo; mertebesine ulaşmaya gayret eden, şan ve ş&ouml;hrete<br /> değer vermeyen, d&uuml;nya sahnesine &ccedil;ıkmak yerine y&uuml;ce değerlerle uğraşmayı tercih eden bu<br /> şahsiyetlerden bazıları şunlardır: Eb&ucirc;&rsquo;l-Hasan Ali bn. Hamza bn. Şu&lsquo;be, Eb&ucirc;&rsquo;l-H&uuml;seyin<br /> Muhammed bn. H&acirc;mid es-Serr&acirc;c, Eb&ucirc; Muhammed Abdullah el-Kett&acirc;n&icirc;, Eb&ucirc; Muhammed<br /> Abdullah bn. Kut&acirc;de el-Ferr&acirc;, Eb&ucirc; Abdullah Muhammed bn. M&uuml;dlik er-Rakk&icirc; el-Verr&acirc;k,<br /> Eb&ucirc;&rsquo;l-Feth Muhammed bn. Hasan el-K&acirc;d&icirc; (el-Kat&icirc;&lsquo;&icirc; lakabıyla tanınır), Muhammed bn.<br /> Muhammed el-Bağd&acirc;d&icirc; (el-Muhelhil&icirc; lakabıyla tanınır), İbrahim bn. Osman bn. el-Mustalik<br /> en-Nu&lsquo;m&acirc;n&icirc;, Safiyy&uuml;dd&icirc;n Haydar bn. Mihver el-F&acirc;rık&icirc; (&lsquo;Abdu&rsquo;l-M&uuml;min es-S&ucirc;f&icirc; lakabıyla<br /> meşhurdur), Eb&ucirc; Muhammed Hasan bn. Muhammed el-Beled&icirc;, İm&acirc;d&uuml;dd&icirc;n Ahmed bn. C&acirc;bir<br /> el-Gass&acirc;n&icirc; (Şeyh Ahmed Kırf&acirc;s adıyla tanınır), Hasan bn. Hamza eş-Ş&icirc;r&acirc;z&icirc; es-S&ucirc;f&icirc;, Hasan bn.<br /> Mekz&ucirc;n es-Sinc&acirc;r&icirc; (emir, mutasavvıf, şair ve filozof), Muhammed M&uuml;ntecebudd&icirc;n el-&lsquo;&Acirc;n&icirc;,<br /> Cel&acirc;ledd&icirc;n bn. Mu&lsquo;ammar es-S&ucirc;f&icirc;, Abdullah en-N&acirc;sih el-Bağd&acirc;d&icirc;, İsa el-Ed&icirc;b el-B&acirc;ny&acirc;s&icirc; ve<br /> Eb&ucirc;&rsquo;l-Feth Muhammed bn. Hasan el-Bağd&acirc;d&icirc;.<br /> Bu şahsiyetler karanlık d&ouml;nemlerin aydın fikirli d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rleriydiler. Her ne kadar tarih onları<br /> ihmal etmiş olsa da onlar eserleriyle hala aramızda yaşıyor, beğeni ve takdirimizi<br /> kazanıyorlar. Onlardan her birinin fikirlerini ortaya koyduğu bir eseri mevcuttur. Onlardan<br /> bazılarının ruhi felsefede ve ilahiyat alanında m&uuml;kemmelliğin doruğuna ulaşan yazılı eserleri,<br /> bazılarının da şiirin farklı alanlarında kulakları mest eden, kalpleri esir alan ve ruhları<br /> b&uuml;y&uuml;leyen eserleri vardır.<br /> K&ouml;kl&uuml; tarihimiz var, bir de soylu atalar,<br /> Anılınca adları, g&uuml;ller nergisler a&ccedil;ar.<br /> ( Hamid Hasan, 1915&ndash;1999)<br /> <b>Arap Alev&icirc;lerin Gelenekleri</b><br /> Kuşaktan kuşağa aktarılan k&uuml;lt&uuml;rel değerler, inan&ccedil;lar ve davranışlar geleneği oluşturur. Arap<br /> Alev&icirc; M&uuml;sl&uuml;manların geleneklerine g&ouml;z atacak olursak bu geleneklerin diğer M&uuml;sl&uuml;manların<br /> g&uuml;zel geleneklerinden farklılık g&ouml;stermediğini g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Bu geleneklere kısaca değinelim:<br /> <b> Evlilik ve D&uuml;ğ&uuml;n:</b> Ailelerinin rızasını alarak evlenmeye karar veren gen&ccedil;ler, ilk aşamada bu<br /> kararın ilanı anlamına gelen bir nişan t&ouml;reni d&uuml;zenlerler. Eş ve dostların katıldığı bu t&ouml;rende<br /> &ouml;nce bir din adamı nişan duasını yapar ve F&acirc;tiha okur. Daha sonra gen&ccedil; &ccedil;ifte nişan y&uuml;z&uuml;kleri<br /> takılır ve m&uuml;zik eşliğinde eğlenilir. D&uuml;ğ&uuml;n g&uuml;n&uuml; yaklaştığında imam nik&acirc;hı kıyılır. İmam<br /> nik&acirc;hı Arap Alev&icirc;lerde resmi nik&acirc;h kadar &ouml;nemlidir. D&uuml;ğ&uuml;nden bir veya birka&ccedil; g&uuml;n &ouml;nce kına<br /> gecesi yapılır. B&ouml;lgesel m&uuml;ziklerin eşliğinde gelin ve damat adaylarına kına s&uuml;r&uuml;l&uuml;r,<br /> davetlilerin hediyeleri sunulur. D&uuml;ğ&uuml;n t&ouml;renine katılım olduk&ccedil;a geniş olur. D&uuml;ğ&uuml;n i&ccedil;in yaz<br /> ayları ve hafta sonunda bir g&uuml;n tercih edilir. D&uuml;ğ&uuml;nde halaylar &ccedil;ekilir, oyunlar oynanır. Geline<br /> kardeşleri tarafından kuşak bağlanır. Gen&ccedil; &ccedil;ifte y&uuml;z&uuml;kleri ve davetlilerin armağanları takılır.<br /> Armağanların takılmasıyla d&uuml;ğ&uuml;n sona erer.<br /> <b> S&uuml;nnet:</b> Arap Alev&icirc;ler erkek &ccedil;ocuklarını genelde 1&ndash;7 yaşları arasında s&uuml;nnet ederler. S&uuml;nnet<br /> g&uuml;n&uuml; yakın &ccedil;evre davet edilir. Davetlilere ikramda bulunulur, hediyeler kabul edilir. Kur&rsquo;&acirc;n-ı<br /> Ker&icirc;m ve dualar okunur. &Ccedil;ocuklar kirve denilen bir aile dostunun kucağında s&uuml;nnet olurlar.<br /> Son zamanlarda s&uuml;nnet t&ouml;renlerinde de m&uuml;zikli eğlenceler yapılmaktadır.<br /> <b> Yemekler:</b> Arap Alev&icirc;lerin yemek k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; zengin Akdeniz mutfağı oluşturur. Bu mutfağın<br /> odağında taze sebze ve meyveler, zeytinyağı gibi sıvı yağlar, tavuk, et ve balık bulunur. Arap<br /> Alev&icirc;lerde sebze yemekleri sevilir. Makl&ucirc;be adını verdikleri pirin&ccedil;, kuş &uuml;z&uuml;m&uuml;, &ccedil;am fıstığı,<br /> kızarmış patlıcan ve kuzu eti ile yapılan yemek &ccedil;ok lezzetlidir. Evlerde mangal yakma, i&ccedil;li<br /> k&ouml;fte yapma, fırınlarda lahmacun ve b&ouml;rek pişirme yaygındır. K&ouml;ylerde tandır ekmeği<br /> g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de pişirilmektedir. Ev hanımları kış i&ccedil;in patlıcan ve bamya kurutarak saklar;<br /> zeytin, peynir gibi ihtiya&ccedil;ları temiz ve sağlıklı olacak şekilde ambalajlar; domates ve biber<br /> sal&ccedil;alarını kendi elleriyle &ccedil;ekerler. Tatlılardan &ouml;zellikle baklava ve k&uuml;nefe sevilir. Evlerde<br /> muhallebi gibi s&uuml;t tatlıları yapılır.<br /> <b> Bayramlar:</b> B&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlar gibi Ramazan (Fıtr) ve Kurban (el-Adh&acirc;) bayramlarını<br /> kutlarlar. Hz. Muhammed&rsquo;in Hz. Ali&rsquo;yi vasi ve halife tayin ettiği g&uuml;n olan Gad&icirc;r g&uuml;n&uuml; de<br /> Arap Alev&icirc;ler i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k bir bayramdır. Bu &uuml;&ccedil; bayram coşkuyla kutlanır. Bayramlarda bir<br /> araya gelinir, muhabbet edilir ve hasret giderilir. Maddi durumu uygun olanlar bayramlarda<br /> kurban keser; eş-dostlarına, konu-komşularına yemek verir ve ihtiyacı olanlara yardımda<br /> bulunurlar. Bayramlarda ayrıca kabir ziyaretleri yapılır ve Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m okunur.<br /> <b> Cenaze Merasimleri:</b> Arap Alev&icirc;ler cenazelere b&uuml;y&uuml;k &ouml;nem verirler. Bundan dolayı cenaze<br /> merasimine katılım olduk&ccedil;a geniş olur. Cenaze genelde evden veya mescitten kaldırılır. &Ouml;l&uuml;,<br /> yıkanıp kefenlendikten sonra musalla taşına konur. Bir Arap Alev&icirc; din adamının imamlığında<br /> cenaze namazı kılınır. Defin sırasında Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;den ayetler (genellikle Y&acirc;s&icirc;n-i Şer&icirc;f)<br /> okunur, hatim duası edilir. Telk&icirc;n duasının yapılması ve herkesin kabre bir avu&ccedil; toprak<br /> serpmesiyle merasim biter. Cenaze sahipleri taziyeleri evlerinde kabul eder. Ertesi sabah<br /> kalabalık bir grupla kabir ziyaret edilir ve Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m okunur. Aynı g&uuml;n&uuml;n &ouml;ğleden<br /> sonraya rastlayan bir saatinde cenaze evinde Kur&rsquo;&acirc;n okunur ve hatim duası yapılır. Bu<br /> toplantıya &ccedil;ok sayıda din adamı ve diğer davetliler katılır. 7. g&uuml;nde yine kabir ziyaret edilir,<br /> daha &ouml;nce duyurulan bir saatte cenaze evinde Kur&rsquo;&acirc;n okunur, hatim duası yapılır. &Ouml;len kişi<br /> eğer saygın bir din adamı veya topluma hizmet etmiş aydın bir kişi ise şairlerin hazırladığı<br /> Arap&ccedil;a mersiyeler okunur. Bu mersiyelerde Hz. Muhammed&rsquo;in ve Ehlibeyt&rsquo;in &ouml;l&uuml;mle ilgili<br /> hikmetli s&ouml;zlerine değinilir, &ouml;len kişinin faziletleri dile getirilir ve akrabalarına sabır &ouml;ğ&uuml;tlenir.<br /> T&ouml;renin bitiminde davetlilere cenaze sahiplerinin hazırladığı yemek ikram edilir. Bu yemek<br /> genelde pilav ve hoşaf; pilav ve fasulye veya lahmacun ve tatlı ikilisinden oluşur. Cenaze<br /> sahipleri, toplumun genelinden maddi ve manevi b&uuml;y&uuml;k destek g&ouml;r&uuml;r.<br /> Adnan Sincarlı, Mayıs 2007<br /> Kaynak: www.nusayri.com </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/nusayrilerarap-aleviler-kimdir1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Nusayriler &#8211; 2</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/nusayriler-2/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/nusayriler-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 10 Nov 2007 08:07:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[NUSAYRİLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/nusayriler-2/</guid>
				<description><![CDATA[Vikipedi, &#246;zg&#252;r ansiklopedi Nusayriler, T&#252;rkiye&#8217;de Adana, Mersin ve Hatay&#8217;da yerleşmiş yerli halkın ve Suriye y&#246;netimindeki Esadların da mensup olduğu Aleviliğin bir koludur. Suriye&#8217;de nusayriler sayıca azınlık olmalarına rağmen iktidardadırlar. Nusayriler, Hatay il merkezi,iskenderun, Samandağ ,altın&#246;z&#252;,Adana, Mersin, Tarsus ve İskenderun&#8217;da yaşarlar. N&#252;fusları yaklaşık olarak 1.000.000&#8217;dir. Nusayriliğin bir diğer adı da Arap Aleviliğidir. Nusayri halkı, kendisini adlandırma ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Vikipedi, &ouml;zg&uuml;r ansiklopedi</p>
<p> Nusayriler, T&uuml;rkiye&#8217;de Adana, Mersin ve Hatay&#8217;da yerleşmiş yerli halkın ve Suriye y&ouml;netimindeki Esadların da mensup olduğu Aleviliğin bir koludur. Suriye&#8217;de nusayriler sayıca azınlık olmalarına rağmen iktidardadırlar.<br /> Nusayriler, Hatay il merkezi,iskenderun, Samandağ ,altın&ouml;z&uuml;,Adana, Mersin, Tarsus ve İskenderun&#8217;da yaşarlar. N&uuml;fusları yaklaşık olarak 1.000.000&#8217;dir.<br /> Nusayriliğin bir diğer adı da Arap Aleviliğidir. Nusayri halkı, kendisini adlandırma konusunda &ccedil;eşitlilik g&ouml;sterir. T&uuml;rkiye&#8217;de yaşayan Nusayri halkı, genelde kendisini Alevi veya Arap Alevisi olarak tanımlar. Okumuş nusayri halkı ise kendisini &quot;Arap Alevisi veya Nusayri&quot; olarak tanımlar. Nusayri isminin, Hatay&#8217;ın hemen g&uuml;neyinde bulunan ve Suriye&#8217;nin Akdeniz&#8217;e kıyısında dizilmiş sıraağlar olan An Nuşayra dağlarından geldiği mi, yoksa dağların adını bu halktan mı aldığı belli değildir.<br /> Din [değiştir] Nusayriler, alevilerle bir&ccedil;ok ortak inanışa sahiptir. Alevi felsefesinin &ouml;z&uuml; aynıdır. Dini ibadetin hangi şekilde olursa olsun, Allah i&ccedil;in kılındığında ge&ccedil;erli olduğu genel inanıştır.<br /> Dinin şekillendiricisi olarak İslam din bilgini Selman-i Farisi g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Din, temelinin ne zaman ortaya &ccedil;ıktığı belli olmayan bir sır &uuml;zerine şekillenir. Arap alfabesindeki &uuml;&ccedil; harfle simgelenen sır, genel halk tarafından dahi bilinmez. Bu sırrı bilmek i&ccedil;in ermek, eve giden yola gitmek gerekir. Bu sırrın yanısıra, ibadet de gizlilik i&ccedil;inde yapılır. Bu gizliliğin kaynağı olarak da, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim&#8217;den itibaren başlayan ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar s&uuml;ren katliamlar g&ouml;sterilir. Bu nedenle -g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bu yasak delinse de- kişi, nusayri olduğunu gizler.<br /> Nusayriler, namazı g&uuml;n i&ccedil;inde gerekli duaların okunması suretiyle kılabilir. Namazın en belirgin &ouml;zelliği hi&ccedil;bir şekil i&ccedil;ermemesidir. Y&uuml;r&uuml;n&uuml;rken dahi kılınabilir. Yeter ki temizlik şartı -hem ortam hem de kişinin temizliği- ve namazın Allah i&ccedil;in kılınma şartı yerine getirilsin. Ayrıca nusayriler, &ouml;nemli g&uuml;nlerinde veya herhangi birinin namaz yapması durumunda bir camiide toplanırlar. T&uuml;rk&ccedil;emizdeki sembolik anlamının aksine, nusayriler i&ccedil;in camii Arap&ccedil;a orjinal anlamını korumaktadır. Cami, ibadet amacıyla toplanılan yerdir. Burası, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z anlamıyla bir camii de olabilir, bir t&uuml;rbe de, hatta birinin evi dahi olabilir.</p>
<p> Din, erkek &ccedil;ocuğa, birinci ve ikinci dereceden akrabası dışında biri olan ve &ccedil;ocuğun kendi se&ccedil;eceği bir amca tarafından &ouml;ğretilir. &quot;Amca&quot; karısı bir nevi annesi, &ccedil;ocukları da kardeşi sayılır. Kız &ccedil;ocuklara ise, Yavuz Sultan Selim d&ouml;nemine rastlayan bir d&ouml;nemden itibaren namaz &ouml;ğretilmemiş, sır verilmemiştir.</p>
<p> &#8216;Nusayr&icirc;ler/Arap Alev&icirc;ler Kimdir?&#8217;<br /> Nusayr&icirc;ler, Arap k&ouml;kenli Alev&icirc; M&uuml;sl&uuml;manlardır. 11. İmam Hasan el-&lsquo;Asker&icirc;&rsquo;den sonra onun en yetkin ve erdemli &ouml;ğrencisi Muhammed b. Nusayr&rsquo;ı (&ouml;. 883) otorite kabul ettikleri i&ccedil;in bu adı aldılar. Fakat onlara Arap Alev&icirc;ler demek daha doğru olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yeni bir dinsel doktrin ortaya koymayan ve tek fonksiyonu Ehlibeyt &ouml;ğretisini doğal haliyle insanlara aktarmak olan Muhammed b. Nusayr da sonu&ccedil;ta bir Alev&icirc;dir. Ana kaynağa intisap etmek, kaynağın bir koluna intisap etmekten evla olduğu i&ccedil;in, biz onlara bundan sonraki satırlarda Arap Alev&icirc;ler diyeceğiz. Onlara bu ismi vermekle hem onları diğer Alev&icirc;lerden ayırt etmiş, hem de dinsel olarak Hz. Ali&rsquo;ye dayandıklarını belirtmiş olacağız. Arap Alev&icirc;lerin ataları, diğer Arap kabileleriyle birlikte gerek İslam&rsquo;dan &ouml;nce gerekse İslam&rsquo;dan sonra Arap yarımadasının &ccedil;eşitli b&ouml;lgelerinden kuzeye doğru g&ouml;&ccedil; ettiler. Birden fazla sayıda ger&ccedil;ekleşen bu g&ouml;&ccedil;lerin sebebi iktisadi ve siyasi idi. &Uuml;stat M&uuml;nir eş-Şer&icirc;f, el-&#8219;Aleviyy&ucirc;n men hum ve eyna hum (Alev&icirc;ler Kimdir ve Nerededirler?) adlı kitabında bu noktaya ş&ouml;yle değinir: Sonradan Alev&icirc;ler olarak adlandırılacak olan Arapların bu dağlara g&ouml;&ccedil;&uuml; bir seferde değil, bir ka&ccedil; seferde tamamlanmıştır. Kanımca toplu bir şekilde altı defa g&ouml;&ccedil; etmişlerdir. Bu g&ouml;&ccedil;lerden birincisi Hz. İsa ve Hz. Muhammed arasındaki d&ouml;nemde; ikincisi Hz. Muhammed&rsquo;den sonra 13/636 yılındaki İslam-Arap fetihleri d&ouml;neminde ve sonrasında; &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; 5./11. y&uuml;zyılda Arap olmayan M&uuml;sl&uuml;manların yaptıkları zul&uuml;mler esnasında; d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml; 7./13. y&uuml;zyılın başlarında Em&icirc;r Hasan bn. Mekz&ucirc;n es-Sinc&acirc;r&icirc; d&ouml;neminde; beşincisi 704/1305 yılında Kisrav&acirc;n&icirc; saldırısı sırasında ve sonuncusu Osmanlı padişahı Yavuz Selim&rsquo;in 923/1516 yılında b&ouml;lgeyi ele ge&ccedil;irmesi sonucunda ger&ccedil;ekleşmiştir. Bu toplu g&ouml;&ccedil;lerin yanı sıra bireylerin baskı ve zul&uuml;mden ka&ccedil;mak ve bu dağlarda aşiretlerinin yanında korunmak i&ccedil;in tek başlarına yaptıkları g&ouml;&ccedil;ler de vardır. Arap Alev&icirc;lerin Arap k&ouml;kenli olduklarının en b&uuml;y&uuml;k kanıtı Ten&ucirc;h&icirc;, Gass&acirc;n&icirc;, Hazrec&icirc;, Kind&icirc;, T&acirc;&icirc; ve Taglib&icirc; gibi k&ouml;kl&uuml; Arap kabilelerinin isimleriyle sonlanan nesepleridir. Alev&icirc;lerin 1936 yılında Kırd&acirc;ha beldesinde yapmış oldukları kongrede aldıkları ve hem Fransız Dışişleri Bakanlığına hem de Paris&rsquo;te bağımsızlık g&ouml;r&uuml;şmelerini y&uuml;r&uuml;ten Suriye temsilci heyetine ilettikleri kararları i&ccedil;eren tarih&icirc; belge, bu konuyla ilgili &ouml;nemli bilgiler i&ccedil;erir. Bu tarih&icirc; belgede yer alan bir paragraf, Alev&icirc;lerin soyları ile ilgili şu a&ccedil;ıklamaya yer verir: Alev&icirc;lerin soy bakımından Arap olmayan kavimlere dayandıkları iddiası karşısında bilimsel bir tartışmaya girmiyor, onur ve haysiyetimizi korumak maksadıyla susmayı tercih ediyoruz. Şu a&ccedil;ık bir ger&ccedil;ektir ki Alev&icirc;ler, Alev&icirc; dağlarına, Alev&icirc;liğin ve aynı zamanda Araplığın anavatanı olan Irak&rsquo;tan g&ouml;&ccedil; etmişlerdir. Her t&uuml;rl&uuml; akl&icirc; ve nakl&icirc; kanıt, Alev&icirc;lerin halis bir Arap soyundan geldiklerine işaret eder. Gelenek ve g&ouml;reneklerimiz, ahlak anlayışımız, sosyal yaşantımız, dilimiz, eğilimlerimiz, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;z, nesilden nesile aktardığımız halk s&ouml;ylencelerimiz gibi sayısız fakt&ouml;r, Arap k&ouml;kenli olduğumuzun en b&uuml;y&uuml;k kanıtıdır. &Ouml;v&uuml;n&ccedil;le belirtmemiz gereken bir diğer nokta da şudur ki Alev&icirc;ler, Irak topraklarında İm&acirc;m-ı Ali&rsquo;yi destekleyen Arap kabilelerinin torunlarıdır. &Uuml;stat Muhammed K&uuml;rd Ali Hitatu&rsquo;ş-ş&acirc;m adlı eserinde ş&ouml;yle der: Şam&rsquo;a bağlı Havr&acirc;n ve Belk&acirc; gibi y&ouml;relerde yaşayanların bir kısmı halis Arap&rsquo;tır. Bu &ouml;zellik, yabancı bir kan kabul etmeyip Araplıklarını koruyan topluluklarda a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Buna &ouml;rnek olarak, Alev&icirc; sıradağlarında yer alan Havr&acirc;n dağı ve Kelebiyye dağları sakinleri verilebilir. Bu y&ouml;relerdeki n&uuml;fusun halis Arap kanı taşıdığına dair kanıtlar olduk&ccedil;a a&ccedil;ıktır. T&uuml;rkiye&rsquo;de Hatay, Adana ve Mersin illerinde yaşayan Arap Alev&icirc;ler, Osmanlı d&ouml;neminde ve &ouml;ncesinde buralara Suriye ve Irak&rsquo;tan gelen Arap Alev&icirc;lerin torunlarıdır. Onlar, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti Devletine bağlı, yasalara saygılı, demokrasi ve laikliği i&ccedil;tenlikle benimsemiş yurttaşlar olarak varlıklarını s&uuml;rd&uuml;rmekteler. Arap Alev&icirc;lerde Din Kavramı İslam&icirc; &ouml;ğretiye g&ouml;re din; y&uuml;ce Allah&rsquo;ın peygamberler aracılığıyla, kendisine nasıl ibadet edileceğine ilişkin koyduğu kanunlar ve &ccedil;izdiği yoldur. Din beş temele dayandırılabilir. Bu temellerden birincisi Yaradan&rsquo;ı tanımak; ikincisi Yaradan&rsquo;ın g&ouml;nderdiği el&ccedil;iyi tanımak; &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; nasıl ibadet edileceğini bilmek ve bu doğrultuda amel etmek; d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml; erdeme sarılmak ve ahlaksızlığı dışlamak; beşincisi kıyamet g&uuml;n&uuml;ne inanmaktır. Semav&icirc; dinleri tamamlayan İslam dini, bu beş temeli de kapsar. &ldquo;Allah katında din İslam&rsquo;dır&hellip;&rdquo; (&Acirc;li &lsquo;İmr&acirc;n:19) Arap Alev&icirc;lerin dini; Allah&rsquo;ı tek bilmek ve O&rsquo;nu yaratılmışlara benzemekten tenzih etmek, Hz. Muhammed&rsquo;in peygamberliğini kabul etmek, ahirete inanmak ve İslam&rsquo;ın buyruklarını yerine getirmek &uuml;zerine kuruludur. Buna ek olarak Şi&icirc;ler gibi b&uuml;t&uuml;n Arap Alev&icirc;ler, bu d&ouml;rt ilkenin yanında beşinci bir ilkenin daha varlığına inanırlar: İm&acirc;met. Evet, her Arap Alev&icirc;, im&acirc;metin din&icirc; bir &ouml;nderlik olduğuna, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın istediğini peygamber olarak se&ccedil;tiği gibi im&acirc;mete de istediğini se&ccedil;tiğine inanır. &ldquo;Rabbin, dilediğini yaratır ve se&ccedil;er. Onların se&ccedil;me hakkı yoktur&hellip;&rdquo; (Kasas:68) Peygamberden sonra onun vazifesini &uuml;stlenecek İm&acirc;mı, y&uuml;ce Allah, peygamberine bildirir ve onu &uuml;mmete tanıtmasını emreder. Peygamberimizin İm&acirc;m-ı Ali&rsquo;ye s&ouml;ylediği aşağıdaki s&ouml;z, kendisinden sonra im&acirc;mlık makamının Hz. Ali&rsquo;ye ait olduğunu ispatlamaktadır: &ldquo;Senin bana g&ouml;re konumun, Harun&rsquo;un Musa&rsquo;ya g&ouml;re konumu gibidir. Tek bir farkla: Benden sonra peygamber gelmeyecektir.&rdquo; Hz. Harun&rsquo;un Hz. Musa&rsquo;ya g&ouml;re konumu olduk&ccedil;a a&ccedil;ıktır. Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m, Hz. Musa&rsquo;nın Allah&rsquo;a ettiği dua aracılığıyla bu konumu a&ccedil;ık&ccedil;a belirtir: &ldquo;Bana ailemden bir yardımcı ver, Kardeşim Harun&rsquo;u. Onunla sırtımı kuvvetlendir. Onu işime ortak kıl.&rdquo; (T&acirc;, H&acirc;:29&ndash;32) Bir başka ayette Hz. Musa kardeşine ş&ouml;yle emreder: &ldquo;&hellip;Musa, kardeşi Harun&rsquo;a dedi ki: Toplumum i&ccedil;inde yerime sen ge&ccedil;&hellip;&rdquo; (A&lsquo;r&acirc;f:142) Yukarıdaki hadis-i şerif, Hz. Harun&rsquo;un Hz. Musa&rsquo;ya her g&ouml;revinde ortak olduğu gibi, M&uuml;minlerin efendisi İm&acirc;m-ı Ali&rsquo;nin de Hz. Muhammed&rsquo;e &ndash; n&uuml;b&uuml;vvet haricinde &ndash; her g&ouml;revinde ortak olduğunun a&ccedil;ık bir kanıtıdır. N&uuml;b&uuml;vvet ve im&acirc;met arasındaki fark a&ccedil;ık se&ccedil;ik bellidir: Nebi, kendisine Rabbinden vahiy edileni insanlara bildirir. İm&acirc;m ise Nebi&rsquo;den &ouml;ğrendiklerini insanlara iletir. Nebi, Allah&rsquo;tan aldığını tebliğ etmekte, İm&acirc;m ise Nebi&rsquo;den aldığını tebliğ etmektedir. Arap Alev&icirc;lere g&ouml;re İm&acirc;mlar Oniki tanedir. Onlardan her biri, ardından geleni tayin etmiştir. Oniki İm&acirc;mların ilki, son Peygamberin halifesi ve vasisi olan İm&acirc;m-ı Ali el-Murtaz&acirc;&rsquo;dır. Diğer İm&acirc;mlar sırasıyla şunlardır: el-Hasan el-M&uuml;cteb&acirc;, el-H&uuml;seyn eş-şeh&icirc;d f&icirc; Kerbel&acirc;, Ali Zeynel&acirc;bid&icirc;n, Muhammed el-B&acirc;kır, Cafer es-S&acirc;dık, M&ucirc;s&acirc; el-K&acirc;zım, Ali er-Rid&acirc;, Muhammed el-Cevv&acirc;d, Ali el-H&acirc;d&icirc;, el-Hasan el-ah&icirc;ru&rsquo;l-&lsquo;Asker&icirc; ve gelmesi beklenen el-K&acirc;im Muhammed el-Mehd&icirc;. Allah&rsquo;ın sal&acirc;t ve selamı hepsinin &uuml;zerine olsun. Y&uuml;ce Allah&rsquo;ın yadsınamaz delilleri ve parıldayan hidayet g&uuml;neşleri olan Oniki İm&acirc;mlar, insanlar i&ccedil;in doğru yolu aydınlatmışlar, mutlu bir hayatın &ccedil;er&ccedil;evesini &ccedil;izmişler, onlara erdemi ve adaleti &ouml;ğ&uuml;tlemişlerdir. İnsanlar bu masum (hatasız) İm&acirc;mların yolundan giderek hidayet kapılarından i&ccedil;eri girseydi, kendilerini yok olma u&ccedil;urumlarına savuran fitne dalgalarından kurtulabilirlerdi. B&ouml;ylelikle &ldquo;erdemli insan&rdquo; olma aşamalarını peşi sıra kat ederek d&uuml;nya ve ahirette saadete ulaşabilirlerdi. Bu anlamda Peygamberimizin şu hadisi b&uuml;y&uuml;k &ouml;nem taşımaktadır: &ldquo;Ehlibeyt&rsquo;imin aranızdaki misali Nuh&rsquo;un gemisine benzer. Ona binen kurtulur, ona sırt &ccedil;eviren boğulur. Yine Ehlibeyt&rsquo;imin aranızdaki misali Hıtta kapısı gibidir; o kapıdan i&ccedil;eri giren bağışlanır.&rdquo; Bilindiği &uuml;zere Arap Alev&icirc;ler Oniki İm&acirc;ma sıkı sıkıya bağlıdırlar. Onların Allah&rsquo;ın yery&uuml;z&uuml;ndeki halifeleri, ilminin haznedarları ve t&uuml;m yaratılanlara karşı Allah&rsquo;ın delilleri olduklarına canı g&ouml;n&uuml;lden inanırlar. Arap Alev&icirc;ler, Oniki İm&acirc;m&rsquo;ın masum olduğuna, onlara sarılanların hi&ccedil; bir zaman dal&acirc;lete d&uuml;şmeyeceklerine, onların nuruyla aydınlananların asla yollarını şaşırmayacaklarına kanaat getirirler. &ldquo;&hellip;Onlar, l&uuml;tuflandırılmış kullardır. Onlar, O&rsquo;nun s&ouml;z&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;mezler; onlar yalnız O&rsquo;nun emriyle iş yaparlar. O, onların &ouml;nlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O&rsquo;nun hoşnutluk verdiklerinden başkasına da şefaat etmezler. Ve onlar, O&rsquo;nun korkusundan titrerler. İ&ccedil;lerinden her kim, &lsquo;ben O&rsquo;nun dışında bir ilahım&rsquo; derse, b&ouml;ylesini cehennemle cezalandırırız. Zalimleri işte b&ouml;yle cezalandırırız biz.&rdquo; (Enbiy&acirc;:26&ndash;29) Peygamberimizin cahilleri azarlayıp gafilleri uyardığı şu iki hadisi olduk&ccedil;a a&ccedil;ıktır: &ldquo;Ey insanlar! Ben aranızda iki şey bırakıyorum; onlara sarılırsanız dal&acirc;lete d&uuml;şmezsiniz: Allah&rsquo;ın kitabı ve Ehlibeyt&rsquo;im.&rdquo; &ldquo;Ben aranızda iki değerli şey bırakıyorum: Allah&rsquo;ın kitabı ve Ehlibeyt&rsquo;im. Bu ikisine sarılmanız durumunda benden sonra asla dal&acirc;lete d&uuml;şmezsiniz.&rdquo; Akılları Ehlibeyt&rsquo;e davet eden ve inananları onlara uymaya &ccedil;ağıran hadisler sayılamayacak kadar &ccedil;oktur. Bu hadisleri g&ouml;rmek isteyenleri hadis kitaplarına y&ouml;nlendiriyoruz. &Ouml;zetleyecek olursak: Her Arap Alev&icirc;, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın hak dini olan ve hi&ccedil; bir ş&uuml;phe i&ccedil;ermeyen İslam dinine bağlı bir M&uuml;min M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;dır. Kur&rsquo;&acirc;n-ı Şer&icirc;f onun kitabıdır, K&acirc;be kıblesidir. Her Arap Alev&icirc;, Rabbinin kendisine farz kıldığı şeyleri bilir ve bunları elinden geldiğince yerine getirmeye &ccedil;alışır. İyiliği emreder, k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yasaklar. G&uuml;c&uuml; yettiğince barış i&ccedil;in &ccedil;alışır. Allah ve Resul&uuml;n&uuml;n helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılar. Allah yolunda hi&ccedil; bir tehditten korkmaz. Her Arap Alev&icirc;, fıkıh meselelerinde 6. İm&acirc;m Eb&ucirc; Abdullah Cafer es-S&acirc;dık&rsquo;a başvurur. Kuran&rsquo;ın yorumlanmasında ve vahyin h&uuml;k&uuml;mlerinin a&ccedil;ıklanmasında İm&acirc;m es-S&acirc;dıktan daha yetkin bir kimse tanımaz. O ki n&uuml;b&uuml;vvet ağacının bir dalıdır, hak sahibi İm&acirc;m&rsquo;dır. Ş&uuml;phesiz ki onun izlediği hak yolu, takip edilmeye diğer yollardan daha layıktır. Bu İm&acirc;m ki n&uuml;b&uuml;vvet evinin bir bireyidir ve elbette ki ev sahibi, evin i&ccedil;indekileri başkalarından daha iyi bilir. Her Alev&icirc;, fıkhı işte bu masum İm&acirc;m&rsquo;dan alır, ilmi ondan rivayet eder. Namazını onun belirttiği şekilde kılar ve kitaplarını onun &ouml;ğretisi doğrultusunda kaleme alır. Arap Alev&icirc;lerde İslam&rsquo;ın Temel İlkeleri a) Tevhid Arap Alev&icirc;ler k&acirc;inatın tek bir ilahı olduğuna inanırlar. O&rsquo;nun ne bir benzeri ne de bir ortağı vardır. Hi&ccedil; bir şeye benzemez ve hi&ccedil; bir şey kendisine benzemez. O, kemal ve y&uuml;celik sıfatlarının t&uuml;m&uuml;n&uuml;n sahibidir; noksan sıfatlardan m&uuml;nezzehtir. Mutlak varlık yalnızca O&rsquo;dur; varlığı i&ccedil;in hi&ccedil; bir şeye muhta&ccedil; değildir. O, kendi kendine yetendir. B&uuml;t&uuml;n varlıkları kendisi yaratmıştır. Tek tapılan O&rsquo;dur. O&rsquo;ndan başkası tapılmaya layık değildir. O, şu hak s&ouml;z&uuml;yle kendisini tanıttığı gibidir: &ldquo;De ki: O, Allah&rsquo;tır, tektir. Allah&rsquo;tır; Samed&rsquo;tir. Ne doğurmuştur O, ne doğurulmuştur. O&rsquo;nun hi&ccedil;bir dengi yoktur.&rdquo; (İhl&acirc;s Suresi) b) Adalet Arap Alev&icirc;ler, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın adil olduğuna ve yarattıklarına asla zulmetmeyeceğine inanırlar. &ldquo;&hellip;Rabbin hi&ccedil; kimseye zulmetmez.&rdquo; (Kehf:49) O, &ccedil;irkin eylemlerden m&uuml;nezzehtir; zulmetmez ve zulm&uuml; onaylamaz. Adaletinin gereği olarak kullarına &uuml;stesinden gelemeyecekleri g&ouml;revler y&uuml;klemez. Onlara sadece kendi iyilikleri i&ccedil;in olanı ve yapmaya g&uuml;&ccedil;lerinin yeteceği şeyleri emreder. Onları yalnızca terk edebilecekleri ve kendilerine zarar verecek şeylerden sakındırır. &ldquo;Allah, hi&ccedil;bir benliğe kapasitesini aşan bir y&uuml;k y&uuml;klemez&hellip;&rdquo; (Bakara:286) Allah, yine adaletinin gereği olarak kullarına iyi ve k&ouml;t&uuml;y&uuml; g&ouml;sterdikten, onları dilediklerini se&ccedil;mekte &ouml;zg&uuml;r kıldıktan sonra onlara yaptıklarının sorumluluğunu y&uuml;kler. &ldquo;Kim iyi bir iş yaparsa bu kendi lehinedir. Kim de k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.&rdquo; (Fussilet:46) c) N&uuml;b&uuml;vvet Arap Alev&icirc;ler y&uuml;ce Allah&rsquo;ın, kullarına bir l&uuml;tfu olarak onların arasından peygamberler se&ccedil;tiğine ve bu peygamberleri &ndash;g&ouml;revlendirilmelerinin &ouml;ncesinde ve sonrasında &ndash; dalgınlıktan, unutkanlıktan, kasıtlı veya kasıtsız g&uuml;nah işlemekten koruduğuna inanırlar. Peygamberler zamanlarının en &uuml;st&uuml;n kişileridir. Kişilikleri olgunluğun doruk noktasına ulaşmıştır. Benlikleri, ayıplanan eylemlerden arınmıştır. Bu y&uuml;zdendir ki onları yermek, yaratılışlarını veya ahlaklarını k&ouml;t&uuml;lemek imk&acirc;nsızdır. Bu da onların peygamberliklerinin ve davalarında haklı olduklarının en b&uuml;y&uuml;k kanıtlarından biridir. Buna ek olarak peygamberlerin &ccedil;ağrıları akla yatkın olsun, kalpler onlara ısınsın, kullar onlara g&ouml;n&uuml;l rahatlığıyla inansın ve itaat etsin diye y&uuml;ce Allah, peygamberlerini doğa kanunlarını yenen mucizelerle desteklemiştir. Allah, peygamberleri insanlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermeleri, mutluluğu ve barışı getirecek şeyleri emrederek zarar ve fesadı getirecek şeyleri yasaklamaları i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir. &ldquo;M&uuml;jdeleyici ve uyarıcı el&ccedil;iler g&ouml;nderdik ki el&ccedil;iler geldikten sonra insanların Allah&rsquo;a karşı bahaneleri olmasın. Allah g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve bilge olandır.&rdquo; (Nis&acirc;:165) Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;de toplam 25 Nebi ve Resul&uuml;n adı ge&ccedil;mektedir. Bunlardan birincisi Hz. &Acirc;dem, sonuncusu ise Hz. Muhammed&rsquo;tir. Azim sahibi Resuller beş tanedir: Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed. Allah&rsquo;ın sal&acirc;t ve selamı hepsinin &uuml;zerine olsun. &ldquo;Sizin i&ccedil;in dinden Nuh&rsquo;a &ouml;nerdiğini, sana vahiy ettiğini, İbrahim&rsquo;e, Musa&rsquo;ya ve İsa&rsquo;ya &ouml;nerdiğimizi ş&ouml;yle diyerek kanunlaştırdı: Dini ayakta tutun; onda ayrılığa d&uuml;şmeyin&hellip;&rdquo; (Ş&ucirc;r&acirc;:13) d) İm&acirc;met Arap Alev&icirc;ler İm&acirc;metin din&icirc; ve d&uuml;nyev&icirc; anlamda genel bir &ouml;nderlik ve kutsal bir makam olduğuna inanırlar. Allah bu makama dilediğini se&ccedil;er. &ldquo;Rabbin dilediğini yaratır ve se&ccedil;er. Onların se&ccedil;me hakkı yoktur&hellip;&rdquo; (Kasas:68). İm&acirc;mlar daha &ouml;nce de belirttiğimiz gibi Oniki tanedir. Alev&icirc;lere g&ouml;re Oniki İm&acirc;m, peygamberler gibi dalgınlıktan, yanılgıdan ve g&uuml;nahlardan korunmuştur. Nitekim bu b&ouml;yle olmasaydı onların din&icirc; s&ouml;z ve eylemlerine itimat etmek m&uuml;mk&uuml;n olmazdı. Hz. Muhammed, Rabbinin emriyle kendisinden sonra yerini alacak olan halifeyi/im&acirc;mı belirtmiştir. Aynı şekilde Oniki İm&acirc;mlardan her &ouml;ncel, ardılını bildirmiştir. Oniki İm&acirc;mlar, Peygamberin din&icirc; ve d&uuml;nyev&icirc; t&uuml;m g&ouml;revlerini &uuml;stlenmişlerdir. Onların peygamberden tek farkları kendilerine vahyin inmemesidir. Peygamberin sahip olduğu t&uuml;m haklara Oniki İm&acirc;m da sahiptir. &ldquo;Ey iman edenler! Allah&rsquo;a itaat edin; Resule ve i&ccedil;inizdeki y&ouml;netim sahiplerine de itaat edin&hellip;&rdquo; (Nis&acirc;:59) e) Kıyamet Arap Alev&icirc;ler, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın insanları d&uuml;nyadaki eylemlerinden hesap sormak i&ccedil;in &ouml;ld&uuml;kten sonra diriltip mezarlarından &ccedil;ıkaracağına inanırlar. &ldquo;&hellip;Bu, Allah&rsquo;ın; k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, g&uuml;zellikler yapanları da g&uuml;zellikle &ouml;d&uuml;llendirmesi i&ccedil;indir.&rdquo; (Necm:31) Nitekim kıyamet olmasaydı emir ve yasakların bir anlamı kalmazdı. &Ouml;d&uuml;llendirme ve cezalandırma ortadan kalkar, tehditler ve vaatler suya d&uuml;şerdi. Dolayısıyla kıyamete inanmak ka&ccedil;ınılmaz olarak ortaya &ccedil;ıkmaktadır. &ldquo;Bu b&ouml;yledir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah hakkın ta kendisidir. O, &ouml;l&uuml;leri diriltir ve O her şeye kadirdir. Kıyamet vakti mutlaka gelecektir; onda kuşku yoktur. Ve Allah kabirlerdeki &ouml;lm&uuml;şleri diriltecektir.&rdquo; (Hac:6&ndash;7) Arap Alev&icirc;lerde İslam&rsquo;ın temel ilkelerinin ne olduğuna b&ouml;ylece değinmiş olduk. Bu temelleri takip eden ayrıntıları, &ouml;rneğin namaz, oru&ccedil;, zek&acirc;t, hac, cihat gibi ibadetleri; sabır, doğruluk ve emanet gibi ahlak unsurlarını; alım, satım, evlenme, boşanma, kefalet ve ziraat gibi muameleleri ve diyet, kısas, kefaret gibi h&uuml;k&uuml;mleri ise kitabın ana hedefinden uzaklaşmamak i&ccedil;in kaleme almaya gerek g&ouml;rm&uuml;yoruz. Biz Arap Alev&icirc;lere g&ouml;re &lsquo;İslam&rsquo;ın temelleri ve bu temellerin ayrıntıları&rsquo; konusunda daha geniş bilgi edinmek isteyenler, Suriyeli iki değerli din adamı Şeyh Mahmut es-S&acirc;lih&rsquo;in ve Şeyh Abdullatif el-Hayyir&rsquo;in el-Muhtasaru&rsquo;l-c&acirc;mi&lsquo; adlı kitabından ve diğer din &acirc;limlerimizin yazdığı kitaplardan yararlanabilirler.<br /> Arap Alev&icirc;lerde İslam Hukukunun Kaynakları Arap Alev&icirc;lere g&ouml;re İslam hukukunun d&ouml;rt kaynağı vardır: a) Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m Arap Alev&icirc;ler t&uuml;m M&uuml;sl&uuml;manların elinde bulunan Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;in y&uuml;ce Allah&rsquo;ın ekleme yapılmamış, eksiltilmemiş ve herhangi bir değişikliğe uğramamış kitabı olduğuna inanırlar. &ldquo;Batıl ona ne &ouml;n&uuml;nden gelebilir ne de arkasından. Bilge olandan, hamd edilenden bir indirmedir o.&rdquo; (Fussilet:42) b) S&uuml;nnet Arap Alev&icirc;ler masum olan birinin &ndash; ister Nebi olsun, ister İm&acirc;m &ndash; s&ouml;zlerini, eylemlerini ve onaylamalarını kutsal s&uuml;nnet sayarlar. S&uuml;nnetin sahih olduğu kesinleştikten sonra onu ink&acirc;r etmek, Kur&rsquo;&acirc;n h&uuml;k&uuml;mlerinden birini ink&acirc;r etmekten farksızdır. S&uuml;nnetin Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;le &ouml;rt&uuml;şmemesi imk&acirc;nsızdır. &ldquo;&hellip;Ve sana bu Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı indirdik. Kendilerine indirileni insanlara a&ccedil;ıklayasın ve b&ouml;ylelikle insanlar derin derin d&uuml;ş&uuml;ns&uuml;nler diye.&rdquo; (Nahl:44) c) İcm&acirc;&lsquo; (G&ouml;r&uuml;ş Birliği) Arap Alev&icirc;ler M&uuml;sl&uuml;manların &ndash; aralarında masum İm&acirc;mın da olması koşuluyla &ndash; izini Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;da ve kutsal s&uuml;nnette bulamadığı bir konu hakkında vardıkları ortak sonucu, İslam hukukunda ge&ccedil;erli bir kanıt olarak kabul ederler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; masum İm&acirc;mın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;n Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;a ve s&uuml;nnete asla ters d&uuml;şmeyeceği kesindir. d) Akıl Arap Alev&icirc;lere g&ouml;re, aklı bir fıkıh delili gibi kullanabilecek kişiler ilimde geniş ufuklara ulaşan &acirc;limlerle sınırlıdır. Bu &acirc;limler ayrıntı niteliğindeki h&uuml;k&uuml;mleri &ccedil;ok kapsamlı delillerden ortaya &ccedil;ıkarma yetisine sahip; eserleriyle, fetvalarıyla ve d&uuml;r&uuml;st tavırlarıyla i&ccedil;tihat derecesini kazanmış kişilerdir. Bunlar pek az sayıdadır. Bununla birlikte Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;a ve s&uuml;nnete aykırı h&uuml;k&uuml;m vermeleri durumunda verdikleri h&uuml;kme asla itibar edilmez.<br /> Arap Alev&icirc; &Acirc;limler ve Fıkıh&ccedil;ılar Arap Alev&icirc; &acirc;lim ve fıkıh&ccedil;ıların &ouml;nde gelenleri şunlardır: Eb&ucirc; Muhammed Hasan bn. Ali bn. H&uuml;seyin bn. Şu&lsquo;be el-Harr&acirc;n&icirc;: Tuhefu&rsquo;l-&lsquo;uk&ucirc;l &#8219;an &acirc;li&rsquo;r-res&ucirc;l (Ehlibeyt&rsquo;ten Akıllara Hediye) adlı eserin sahibidir. Bu eser, mantıklı kanıtlar ve g&uuml;venilir hadisler bakımından olduk&ccedil;a zengindir. El-Harr&acirc;n&icirc; 4./10. y&uuml;zyılda Harran&rsquo;da yaşamıştır. Şia&rsquo;nın &uuml;nl&uuml; &acirc;limlerinden Şeyh Sad&ucirc;k&rsquo;un &ccedil;ağdaşı, Şeyh T&ucirc;s&icirc;&rsquo;nin de hocasıdır. Eb&ucirc; Muhammed Yez&icirc;d bn. Şu&lsquo;be: Hayrı ve hayır yapmayı seven gezgin bir &acirc;limdi. K&acirc;be&rsquo;yi tavaf etmiş ve hacda Kirman adasının sahibi Eb&ucirc;&rsquo;l-Feth Abd&uuml;lker&icirc;m el-Kirm&acirc;n&icirc; ile tanışmıştır. Kirm&acirc;n&icirc;&rsquo;nin adaya gitme davetini kabul etmiş ve oradan da Yemen dolaylarına ge&ccedil;miştir. Yemen&rsquo;de İslam&rsquo;ın hoşg&ouml;r&uuml;l&uuml; &ouml;ğretisini yaydıktan sonra vatanına geri d&ouml;nm&uuml;ş ve Hama&rsquo;da vefat etmiştir. Ebu&rsquo;t-Tayyib Ahmed bn. H&uuml;seyin: El-M&uuml;nşid lakabıyla meşhurdur. Daima Hz. Muhammed&rsquo;in ve Ehlibeyt&rsquo;inin &ndash; Allah&rsquo;ın sal&acirc;t ve selamı &uuml;zerlerine olsun &ndash; mucizelerini konu edinen şiirler okuduğu i&ccedil;in el-M&uuml;nşid lakabıyla tanınmıştır. G&uuml;zel y&uuml;zl&uuml;, yanık sesli bir &acirc;lim ve fıkıh&ccedil;ıydı. Gayrı M&uuml;slimleri İslam&rsquo;a davet ederdi. Onun sayesinde bir&ccedil;ok Yahudi ve Hıristiyan, M&uuml;sl&uuml;man olmuştur. Bunların bazıları Kur&rsquo;&acirc;nı ezberlemiş ve kendisi ile hacca gitmişlerdir. El-M&uuml;nşid, el-Cez&icirc;m denilen beldede yaşadı ve altmış yaşında hayata g&ouml;zlerini kapadı. Mezarı 9. İm&acirc;m Muhammed el-Cevv&acirc;d&rsquo;ın t&uuml;rbesinin civarındadır. Eb&ucirc; Hamza el-Kett&acirc;n&icirc;: Arap dilini ve gramerini &ccedil;ok iyi bilen, dinler hakkında geniş bilgiye sahip olan bir &acirc;lim ve fıkıh&ccedil;ıydı. Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı ezbere biliyordu. Tartışmalarda g&uuml;&ccedil;l&uuml; kanıtlar ortaya koyma yeteneğine sahipti. Bunun yanı sıra karşısında kimsenin duramadığı bir yiğitti. Bir&ccedil;ok defa hacca gitmiştir. Hums şehrinde vefat etmiştir. Eb&ucirc;&rsquo;l-Hasan Ali bn. Batta el-Haleb&icirc;: Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı ezbere bilen, Arap dili ve gramerinin &uuml;statlarından ve kelam ilminin &ouml;nde gelen &acirc;limlerindendir. İlm&icirc; seyahatlerinden birinde İskenderiye şehrine giderken deniz korsanları tarafından esir edilmiş ve bir Yahudi&rsquo;ye satılmıştır. Bu Yahudi kısa bir s&uuml;re zarfında M&uuml;sl&uuml;man olmuş, Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;i &ouml;ğrenmiş ve el-Haleb&icirc; ile hacca gitmiştir. Haydar bn. Muhammed el-Kat&icirc;&lsquo;&icirc;: Arap Alev&icirc;lerin &ouml;nde gelen hadis &acirc;limlerindendir. Bağdatlı Hıristiyanlardan bir grubu M&uuml;sl&uuml;man yapmıştır. El-Kerh kentinde altmış yaşında vefat etmiştir. Ahmed bn. Hanbel&rsquo;in yanında g&ouml;m&uuml;l&uuml;d&uuml;r. Abdurrahman el-Cercer&icirc;: Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı Ker&icirc;mi &ccedil;ok g&uuml;zel okuyanlardandı. Dokuz Yahudi&rsquo;yi M&uuml;sl&uuml;man yapmış ve onlarla hacca gitmiştir. Eb&ucirc; Zerr Sehl bn. Muhammed el-K&acirc;tib: Arap Alev&icirc;lerin b&uuml;y&uuml;k &acirc;limlerindendir. Seyf&uuml;ddevle&rsquo;nin hocalığını yapmıştır. Bu &uuml;stat, derin bilgisine ve y&uuml;ksek şerefine ek olarak h&uuml;nerli bir edebiyat&ccedil;ı ve usta bir şairdi.<br /> Alev&icirc; Edebiyat&ccedil;ılar Alev&icirc;lerin &uuml;nl&uuml; edebiyat&ccedil;ılarından bazıları şunlardır: Eb&ucirc;-l Feth Osman bn. Cinn&icirc; en-Nehav&icirc;: Arap Alev&icirc;ler onu İbn Yahya en-Nehav&icirc; olarak tanırlar. Onun &uuml;n&uuml;, edebiyattaki derecesini belirtmeye yeterlidir. Es-Se&lsquo;&acirc;lib&icirc; onun i&ccedil;in ş&ouml;yle der: &ldquo;O, Arap dilinde b&uuml;y&uuml;k bir otoritedir. Edebiyat&ccedil;ıların piridir. B&uuml;y&uuml;k şair el-M&uuml;tenneb&icirc; ile sıkı bir dostluğu vardı. Uzun bir m&uuml;ddet onun şiirini yorumladı, gramerini a&ccedil;ıkladı. Edebiyattaki konumunun y&uuml;ksekliğinden ve değerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nden dolayı &ccedil;ok az şiir yazdı.&rdquo; Abdullah bn. &lsquo;Amr el-Fayy&acirc;d: Arap Alev&icirc;lerin meşhur ve yetenekli edebiyat&ccedil;ılarındandır. Es-Se&lsquo;&acirc;lib&icirc; onu ş&ouml;yle tanıtır: Seyf&uuml;ddevle&rsquo;nin k&acirc;tibi ve dostuydu. Edebiyat alanında ve d&uuml;zyazıda geniş ufuklara sahipti. Şiirde olsun d&uuml;zyazıda olsun Arap&ccedil;a&rsquo;ya &ccedil;ok h&acirc;kimdi. Net ifadesi ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; anlatımından dolayı Seyf&uuml;ddevle sultanların huzuruna ondan başkasını el&ccedil;i olarak g&ouml;ndermezdi. Es-S&acirc;b&icirc; et-T&acirc;c&icirc; adlı kitabında ona yer vermiş ve es-Seriyy onu birka&ccedil; kaside ile &ouml;vm&uuml;şt&uuml;r. Es-Seriyy bn. Ahmed el-Kind&icirc;: Arap Alev&icirc;lerin b&uuml;y&uuml;k şairlerinden ve meşhur edebiyat&ccedil;ılarındandır. Es-Seriyy er-Ref&acirc; adıyla tanınır. Es-Se&lsquo;&acirc;lib&icirc; el-Yet&icirc;me adlı yapıtında ondan ş&ouml;yle s&ouml;z eder: &ldquo;İnci gibi dizelerin ve sihirli şiir değneğinin sahibi es-Seriyy&rsquo;den haberin var mı senin? Allah aşkına onun dili ne kadar da tatlı, s&ouml;zleri ne kadar da duru, yeteneği ne kadar da b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Şiirleri arasında tarih sayfalarına yazılabilecek ve edebiyat panolarına asılabilecek nitelikte şiirler biliyorum.&rdquo; Muhammed bn. Ahmed bn. Hamd&acirc;n: El-Habb&acirc;z el-Beled&icirc; lakabıyla tanınır. D&ouml;neminin en renkli kişiliği idi. Onun gibisine &ccedil;ok az rastlanır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, okuma ve yazma bilmemesine rağmen Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;i kulak dolgunluğuyla ezberlemişti. Es-Se&lsquo;&acirc;lib&icirc; el-Yet&icirc;me adlı eserinde onu ş&ouml;yle anar: Musul&rsquo;u i&ccedil;ine alan ve el-Cez&icirc;re denilen diyarın Beled isimli y&ouml;resindendir. Bu y&ouml;renin yetiştirdiği en değerli kişiliklerdendir. Onun en ilgin&ccedil; yanı, okuma ve yazması olmamasına rağmen şiirinin g&uuml;zelliklerle ve ince n&uuml;ktelerle dolu olmasıdır. Hemen hemen her şiirinde g&uuml;zel bir anlama veya yaygın bir atas&ouml;z&uuml;ne yer vermiştir. Şiirlerinde Alev&icirc; olduğunu &ccedil;oğu zaman vurgulamıştır. Bu isimler tarih sayfalarını inci gibi eserleriyle s&uuml;sleyen, ilim ve edebiyat hazinelerini pırlanta misali yapıtlarıyla zenginleştiren Alev&icirc; &acirc;lim ve edebiyat&ccedil;ılardan yalnızca bir ka&ccedil;ıdır. Bunun yanı sıra ilim ve edebiyat alanlarında onlardan geri kalmayan, &uuml;retken fikirleriyle onların seviyesinde olan, fakat g&ouml;zlerden uzak m&uuml;tevazı bir yaşamı se&ccedil;tikleri i&ccedil;in tanınmayan &ccedil;ok sayıda şahsiyet vardır. &ldquo;Erdemli insan&rdquo; mertebesine ulaşmaya gayret eden, şan ve ş&ouml;hrete değer vermeyen, d&uuml;nya sahnesine &ccedil;ıkmak yerine y&uuml;ce değerlerle uğraşmayı tercih eden bu şahsiyetlerden bazıları şunlardır: Eb&ucirc;&rsquo;l-Hasan Ali bn. Hamza bn. Şu&lsquo;be, Eb&ucirc;&rsquo;l-H&uuml;seyin Muhammed bn. H&acirc;mid es-Serr&acirc;c, Eb&ucirc; Muhammed Abdullah el-Kett&acirc;n&icirc;, Eb&ucirc; Muhammed Abdullah bn. Kut&acirc;de el-Ferr&acirc;, Eb&ucirc; Abdullah Muhammed bn. M&uuml;dlik er-Rakk&icirc; el-Verr&acirc;k, Eb&ucirc;&rsquo;l-Feth Muhammed bn. Hasan el-K&acirc;d&icirc; (el-Kat&icirc;&lsquo;&icirc; lakabıyla tanınır), Muhammed bn. Muhammed el-Bağd&acirc;d&icirc; (el-Muhelhil&icirc; lakabıyla tanınır), İbrahim bn. Osman bn. el-Mustalik en-Nu&lsquo;m&acirc;n&icirc;, Safiyy&uuml;dd&icirc;n Haydar bn. Mihver el-F&acirc;rık&icirc; (&lsquo;Abdu&rsquo;l-M&uuml;min es-S&ucirc;f&icirc; lakabıyla meşhurdur), Eb&ucirc; Muhammed Hasan bn. Muhammed el-Beled&icirc;, İm&acirc;d&uuml;dd&icirc;n Ahmed bn. C&acirc;bir el-Gass&acirc;n&icirc; (Şeyh Ahmed Kırf&acirc;s adıyla tanınır), Hasan bn. Hamza eş-Ş&icirc;r&acirc;z&icirc; es-S&ucirc;f&icirc;, Hasan bn. Mekz&ucirc;n es-Sinc&acirc;r&icirc; (emir, mutasavvıf, şair ve filozof), Muhammed M&uuml;ntecebudd&icirc;n el-&lsquo;&Acirc;n&icirc;, Cel&acirc;ledd&icirc;n bn. Mu&lsquo;ammar es-S&ucirc;f&icirc;, Abdullah en-N&acirc;sih el-Bağd&acirc;d&icirc;, İsa el-Ed&icirc;b el-B&acirc;ny&acirc;s&icirc; ve Eb&ucirc;&rsquo;l-Feth Muhammed bn. Hasan el-Bağd&acirc;d&icirc;. Bu şahsiyetler karanlık d&ouml;nemlerin aydın fikirli d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rleriydiler. Her ne kadar tarih onları ihmal etmiş olsa da onlar eserleriyle hala aramızda yaşıyor, beğeni ve takdirimizi kazanıyorlar. Onlardan her birinin fikirlerini ortaya koyduğu bir eseri mevcuttur. Onlardan bazılarının ruhi felsefede ve ilahiyat alanında m&uuml;kemmelliğin doruğuna ulaşan yazılı eserleri, bazılarının da şiirin farklı alanlarında kulakları mest eden, kalpleri esir alan ve ruhları b&uuml;y&uuml;leyen eserleri vardır. K&ouml;kl&uuml; tarihimiz var, bir de soylu atalar, Anılınca adları, g&uuml;ller nergisler a&ccedil;ar.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ( Hamid Hasan, 1915&ndash;1999)<br /> Arap Alev&icirc;lerin Gelenekleri Kuşaktan kuşağa aktarılan k&uuml;lt&uuml;rel değerler, inan&ccedil;lar ve davranışlar geleneği oluşturur. Arap Alev&icirc; M&uuml;sl&uuml;manların geleneklerine g&ouml;z atacak olursak bu geleneklerin diğer M&uuml;sl&uuml;manların g&uuml;zel geleneklerinden farklılık g&ouml;stermediğini g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Bu geleneklere kısaca değinelim:<br /> Evlilik ve D&uuml;ğ&uuml;n: Ailelerinin rızasını alarak evlenmeye karar veren gen&ccedil;ler, ilk aşamada bu kararın ilanı anlamına gelen bir nişan t&ouml;reni d&uuml;zenlerler. Eş ve dostların katıldığı bu t&ouml;rende &ouml;nce bir din adamı nişan duasını yapar ve F&acirc;tiha okur. Daha sonra gen&ccedil; &ccedil;ifte nişan y&uuml;z&uuml;kleri takılır ve m&uuml;zik eşliğinde eğlenilir. D&uuml;ğ&uuml;n g&uuml;n&uuml; yaklaştığında imam nik&acirc;hı kıyılır. İmam nik&acirc;hı Arap Alev&icirc;lerde resmi nik&acirc;h kadar &ouml;nemlidir. D&uuml;ğ&uuml;nden bir veya birka&ccedil; g&uuml;n &ouml;nce kına gecesi yapılır. B&ouml;lgesel m&uuml;ziklerin eşliğinde gelin ve damat adaylarına kına s&uuml;r&uuml;l&uuml;r, davetlilerin hediyeleri sunulur. D&uuml;ğ&uuml;n t&ouml;renine katılım olduk&ccedil;a geniş olur. D&uuml;ğ&uuml;n i&ccedil;in yaz ayları ve hafta sonunda bir g&uuml;n tercih edilir. D&uuml;ğ&uuml;nde halaylar &ccedil;ekilir, oyunlar oynanır. Geline kardeşleri tarafından kuşak bağlanır. Gen&ccedil; &ccedil;ifte y&uuml;z&uuml;kleri ve davetlilerin armağanları takılır. Armağanların takılmasıyla d&uuml;ğ&uuml;n sona erer.<br /> S&uuml;nnet: Arap Alev&icirc;ler erkek &ccedil;ocuklarını genelde 1&ndash;7 yaşları arasında s&uuml;nnet ederler. S&uuml;nnet g&uuml;n&uuml; yakın &ccedil;evre davet edilir. Davetlilere ikramda bulunulur, hediyeler kabul edilir. Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m ve dualar okunur. &Ccedil;ocuklar kirve denilen bir aile dostunun kucağında s&uuml;nnet olurlar. Son zamanlarda s&uuml;nnet t&ouml;renlerinde de m&uuml;zikli eğlenceler yapılmaktadır.<br /> Yemekler: Arap Alev&icirc;lerin yemek k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; zengin Akdeniz mutfağı oluşturur. Bu mutfağın odağında taze sebze ve meyveler, zeytinyağı gibi sıvı yağlar, tavuk, et ve balık bulunur. Arap Alev&icirc;lerde sebze yemekleri sevilir. Makl&ucirc;be adını verdikleri pirin&ccedil;, kuş &uuml;z&uuml;m&uuml;, &ccedil;am fıstığı, kızarmış patlıcan ve kuzu eti ile yapılan yemek &ccedil;ok lezzetlidir. Evlerde mangal yakma, i&ccedil;li k&ouml;fte yapma, fırınlarda lahmacun ve b&ouml;rek pişirme yaygındır. K&ouml;ylerde tandır ekmeği g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de pişirilmektedir. Ev hanımları kış i&ccedil;in patlıcan ve bamya kurutarak saklar; zeytin, peynir gibi ihtiya&ccedil;ları temiz ve sağlıklı olacak şekilde ambalajlar; domates ve biber sal&ccedil;alarını kendi elleriyle &ccedil;ekerler. Tatlılardan &ouml;zellikle baklava ve k&uuml;nefe sevilir. Evlerde muhallebi gibi s&uuml;t tatlıları yapılır.<br /> Bayramlar: B&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlar gibi Ramazan (Fıtr) ve Kurban (el-Adh&acirc;) bayramlarını kutlarlar. Hz. Muhammed&rsquo;in Hz. Ali&rsquo;yi vasi ve halife tayin ettiği g&uuml;n olan Gad&icirc;r g&uuml;n&uuml; de Arap Alev&icirc;ler i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k bir bayramdır. Bu &uuml;&ccedil; bayram coşkuyla kutlanır. Bayramlarda bir araya gelinir, muhabbet edilir ve hasret giderilir. Maddi durumu uygun olanlar bayramlarda kurban keser; eş-dostlarına, konu-komşularına yemek verir ve ihtiyacı olanlara yardımda bulunurlar. Bayramlarda ayrıca kabir ziyaretleri yapılır ve Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m okunur.<br /> Cenaze Merasimleri: Arap Alev&icirc;ler cenazelere b&uuml;y&uuml;k &ouml;nem verirler. Bundan dolayı cenaze merasimine katılım olduk&ccedil;a geniş olur. Cenaze genelde evden veya mescitten kaldırılır. &Ouml;l&uuml;, yıkanıp kefenlendikten sonra musalla taşına konur. Bir Arap Alev&icirc; din adamının imamlığında cenaze namazı kılınır. Defin sırasında Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;den ayetler (genellikle Y&acirc;s&icirc;n-i Şer&icirc;f) okunur, hatim duası edilir. Telk&icirc;n duasının yapılması ve herkesin kabre bir avu&ccedil; toprak serpmesiyle merasim biter. Cenaze sahipleri taziyeleri evlerinde kabul eder. Ertesi sabah kalabalık bir grupla kabir ziyaret edilir ve Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m okunur. Aynı g&uuml;n&uuml;n &ouml;ğleden sonraya rastlayan bir saatinde cenaze evinde Kur&rsquo;&acirc;n okunur ve hatim duası yapılır. Bu toplantıya &ccedil;ok sayıda din adamı ve diğer davetliler katılır. 7. g&uuml;nde yine kabir ziyaret edilir, daha &ouml;nce duyurulan bir saatte cenaze evinde Kur&rsquo;&acirc;n okunur, hatim duası yapılır. &Ouml;len kişi eğer saygın bir din adamı veya topluma hizmet etmiş aydın bir kişi ise şairlerin hazırladığı Arap&ccedil;a mersiyeler okunur. Bu mersiyelerde Hz. Muhammed&rsquo;in ve Ehlibeyt&rsquo;in &ouml;l&uuml;mle ilgili hikmetli s&ouml;zlerine değinilir, &ouml;len kişinin faziletleri dile getirilir ve akrabalarına sabır &ouml;ğ&uuml;tlenir. T&ouml;renin bitiminde davetlilere cenaze sahiplerinin hazırladığı yemek ikram edilir. Bu yemek genelde pilav ve hoşaf; pilav ve fasulye veya lahmacun ve tatlı ikilisinden oluşur. Cenaze sahipleri, toplumun genelinden maddi ve manevi b&uuml;y&uuml;k destek g&ouml;r&uuml;r.</p>
<p> Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nusayriler</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/nusayriler-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
