<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TRAKYA VE BALKANLARDA BEKTAŞİLİK &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/bilinen-alevi-toplumlari/trakya-ve-balkanlarda-bektasilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Mar 2016 22:24:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>Bektâşîlikte Tarihsel Seyir İçinde Kadına Bakışın Dayanakları</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/bektasilikte-tarihsel-seyir-icinde-kadina-bakisin-dayanaklari/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/bektasilikte-tarihsel-seyir-icinde-kadina-bakisin-dayanaklari/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 11 Jan 2008 17:42:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[TRAKYA VE BALKANLARDA BEKTAŞİLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/bektathilikte-tarihsel-seyir-ycinde-kadyna-bakythyn-dayanaklary/</guid>
				<description><![CDATA[Bekt&#226;ş&#238;likte Tarihsel Seyir İ&#231;inde Kadına Bakışın &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Dayanakları Dursun G&#252;m&#252;şoğlu Giriş: Hi&#231;bir inancın uygulamalarını, bakış a&#231;ılarını, yaşadığı toplumun geleneklerinden, &#226;detlerinden ayrı d&#252;ş&#252;nmek m&#252;mk&#252;n değildir. Alevilik ve Bekt&#226;ş&#238;liğin kadına bakış a&#231;ısını anlayabilmek i&#231;in de, ge&#231;mişine bakmak gerekir. Bunların iyi tahlil edilmesi, Bekt&#226;ş&#238;liğin g&#252;n&#252;m&#252;zdeki İsl&#226;m anlayışının tarihsel k&#246;kenlerini irdelemekle m&#252;mk&#252;nd&#252;r. Bu yazıda Oğuzların, Avrupa topluluklarının, Arap topluluklarının d&#246;nemlere ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Bekt&acirc;ş&icirc;likte Tarihsel Seyir İ&ccedil;inde Kadına Bakışın &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Dayanakları  </p>
<p> Dursun G&uuml;m&uuml;şoğlu  </p>
<p> Giriş: Hi&ccedil;bir inancın uygulamalarını, bakış a&ccedil;ılarını, yaşadığı toplumun geleneklerinden, &acirc;detlerinden ayrı d&uuml;ş&uuml;nmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Alevilik ve Bekt&acirc;ş&icirc;liğin kadına bakış a&ccedil;ısını anlayabilmek i&ccedil;in de, ge&ccedil;mişine bakmak gerekir. Bunların iyi tahlil edilmesi, Bekt&acirc;ş&icirc;liğin g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki İsl&acirc;m anlayışının tarihsel k&ouml;kenlerini irdelemekle m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Bu yazıda Oğuzların, Avrupa topluluklarının, Arap topluluklarının d&ouml;nemlere g&ouml;re kadına bakışı ile ilgili bazı bilgilere ulaşılacak, bu bilgiler ışığında da Bekt&acirc;ş&icirc;liğin bu konudaki uygulamaları a&ccedil;ısından somut sonu&ccedil;lara varılacaktır.  </p>
<p> Oğuzlarda kadının yeri:<br /> Oğuzlarda ve eski T&uuml;rk toplumlarında kadının yerini anlamak i&ccedil;in aşağıdaki alıntıları incelemekte yarar vardır:<br /> &nbsp;Kitab-ı Dede Korkut&rsquo;un &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde kadınlar hakkında ş&ouml;yle bir paragraf vardır: &ldquo;Karılar d&ouml;rt t&uuml;rl&uuml;d&uuml;r. Birisi solduran soydur, birisi dolduran soydur. Birisi evin dayağıdır, birisi nice s&ouml;ylesen bayağıdır. Evin dayağı oldur ki, yazıdan, yabandan eve konuk gelse, er adam evde olmasa, olanı yedirir i&ccedil;irir, ağırlar, azizler g&ouml;nderir. Ol Fatıma soyudur&rdquo; <br /> &ldquo;Dede Korkut &ouml;yk&uuml;lerinde İsl&acirc;mlıktan &ouml;nceki devir kadın tipleri pek g&uuml;zel g&ouml;sterilmiştir. T&uuml;rk mitolojisine g&ouml;re &acirc;lemin yaratılışında bile kadının rol&uuml; vardır. Evren yaratılmadan &ouml;nce Talay: Deniz vardı.&nbsp; Ve Tanrı: Kayra Han, &Uuml;lk&uuml;n Ata tek başına idi. Bu yalnızlıktan usanınca &ldquo;Ne yapayım, ne yaratayım?&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken &ouml;n&uuml;nde ne varsa tut, ilh&acirc;mı geldi. &Ouml;n&uuml;ne baktı, denizde Ak İne: Beyaz Anne&rsquo;yi g&ouml;rd&uuml;. O kendisine:&rdquo;ettim, bitti: yarattım oldu&rdquo; demesini s&ouml;yledi ve kayboldu. O da b&uuml;t&uuml;n benliğine dolan bu: (ettim, bitti) ilh&acirc;mıyla evreni yaratmağa başladı. Burada &Acirc;l-i İmran Suresinin 47. &acirc;yetinde ge&ccedil;en &ldquo;k&uuml;n feyek&uuml;n&rdquo; (ol dedi ve oldu) b&ouml;l&uuml;m&uuml; ile bu eski T&uuml;rk lejandı arasındaki benzerliği hatta tıpkı tıpkısına eşitliğe dikkati &ccedil;ekmek isterim. <br /> &nbsp;Biz mitolojik &ouml;yk&uuml;ye d&ouml;nelim: G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, T&uuml;rk ulusal yaratılış efs&acirc;nesi, erkek ve en kudretli, merhametli olan &Uuml;lk&uuml;n Ata Tanrı&rsquo;nın, Ak İne: Beyaz Anne&rsquo;den aldığı ilham ile g&uuml;zel bir evren yarattığını ve Ak İne olmasa tek başına bunu yapamayacağını s&ouml;ylemektedir. <br /> &nbsp;G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki T&uuml;rk Mitolojisinde kadını kutsal bir h&acirc;le getirmiştir. T&uuml;rk Yurdu Mecmuası&rsquo;nın Cilt 4,&nbsp; No:22 &ndash; Ekim 1926 sayısındaki &ldquo;T&uuml;rk Mitolojisinde ve Halk Edebiyatında Kadın&rdquo; başlıklı ve Başkırdıstanlı Abd&uuml;lkadir &ldquo;F.S.&rdquo; imzalı yazıda T&uuml;rkler&rsquo;de kadının bu durumu hakkında uzun bilgi verilmiştir. Bu yazıda aynen ş&ouml;yle denilmektedir: <br /> &nbsp;&ldquo;Altay silsilesinde &lsquo;Kadın&rsquo; namını taşıyan bir dağ vardır. Bu dağın garib bir h&acirc;li var ki, dağdan havaların tebedd&uuml;l&uuml;nden (değişiminde) ağlar gibi bir ses gelir. Bu dağ Altay T&uuml;rklerinde kadın hakkında s&ouml;ylenen bir &ccedil;ok ş&acirc;irane destanlara mevzu&rsquo; olmuştur. Bu destanlarda kadının sadakati muharebede maktul d&uuml;şen zevcine ağlaması, Tanrı&rsquo;dan kıyamete kadar ağlaması i&ccedil;in dağ etmesi rica terenn&uuml;m olur. Bu &ldquo;Kadın Dağı&rdquo; Altay T&uuml;rklerinin kadınlık şerefine ibd&acirc; ettikleri bir &acirc;bidedir.&rdquo; <br /> &nbsp;Oğuz T&uuml;rklerinin destanı olan &ldquo;Dede Korkut&rdquo; masallarında da kadının toplum i&ccedil;indeki yeri dikkat &ccedil;ekicidir. Kadının aşaması y&uuml;ksektir. Erkeklerin kadınları &uuml;zerine bir başka kadın almaları hakkında ufacık bir araştırma, bir im&acirc; bile yoktur. (Kanturalı) &ouml;yk&uuml;s&uuml;nde kadın, erkek ayarındadır. <br /> &nbsp;Evlenmek istediği kız hakkında babasına: &ldquo;Baba, &ccedil;&uuml;n beni evereyim dersin. Bana l&acirc;yık kız nice olur? Baba, ben yerimden durmadan &ldquo;kalkmadan&rdquo; o durmuş &ldquo;kalkmış&rdquo; ola. Ben karako&ccedil; atıma binmeden o binmiş ola. Ben k&acirc;fir iline varmadan o varmış bana baş getirmiş ola&rdquo; diyor&nbsp;&nbsp; <br /> &nbsp;Yine Kitab-ı Dede Korkut &lsquo;ta Deli Dumrul bir kuru &ccedil;ay &uuml;zerine k&ouml;pr&uuml; kurmuş. K&ouml;pr&uuml;den ge&ccedil;enden otuz, ge&ccedil;meyenden kırk ak&ccedil;e alıyor ve kendisinden kuvvetli kimse olmadığı ile &ouml;v&uuml;n&uuml;yormuş. Bir g&uuml;n &ouml;l&uuml;lerine ağlayan bir kabileye<br /> &#8211;&nbsp;Sizin bu yiğidinizi kim &ouml;ld&uuml;rd&uuml;?&nbsp; ayıttılar:<br /> &#8211;&nbsp;Vallahi bey yiğit, Allah&uuml; ta&acirc;l&acirc;dan buyruk oldu, al kanatlı Azr&acirc;il ol yiğidin<br /> canını aldı derler. Deli Dumrul ise:<br /> &nbsp;-Ya Kadir Allah, birliğin, varlığın hakkıy&ccedil;in Azr&acirc;il&rsquo;i benim g&ouml;z&uuml;me g&ouml;ster; savaşayım, &ccedil;ekişeyim, d&uuml;ş&uuml;reyim, yahşi yiğidin canını kurtarayım, bir dahi yahşi yiğidin canını almaya, dedi. Azrail Deli Dumrul&rsquo;a g&ouml;r&uuml;n&uuml;r, <br /> &nbsp;-Mere Al kanatlı Azrail sen misin? dedi.<br /> &nbsp;-Evet benim, dedi. <br /> &nbsp;-Bu yahşi yiğitlerin canını sen mi alırsın? dedi.<br /> &nbsp;-Evet ben alırım dedi.<br /> Deli Dumrul daha sonra Azrail&rsquo;e kılı&ccedil;la saldırır, Azrail g&uuml;vercin olup u&ccedil;ar. Deli Dumrul peşine doğanı ile d&uuml;şer, bir iki g&uuml;vercin &ouml;ld&uuml;r&uuml;r, evine d&ouml;nerken Azrail atına g&ouml;r&uuml;n&uuml;r, at &uuml;rker ve deli Dumrul&rsquo;u yere d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;. Azrail g&ouml;ğs&uuml;n&uuml;n &uuml;st&uuml;ne basıp kondu. Azrail &ldquo;mere deli kavat! Bana ne yalvarırsın, Allahu ta&acirc;l&acirc;&rsquo;ya yalvar, benim elimde ne var? Ben dahi bir yumuş oğlanıyım (emir kuluyum ), dedi. Deli Dumrul d&ouml;n&uuml;p Allah&rsquo;tan niyazda bulunur. Allah&rsquo;ın da hoşuna gider ve Azrail&rsquo;e nid&acirc; eyledi:<br /> &nbsp;-&Ccedil;&uuml;n (madem ki) deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime ş&uuml;k&uuml;r kıldı; y&acirc; Azrail! Dumrul can yerine can bulsun, onun canı azad olsun dedi. Bu durumu &ouml;ğrenen Dumrul&nbsp; bir ihtiyar anam, bir ihtiyar babam var, belki onlar benim yerime can verir der. İkisinden de ister ikisi de can vermeğe razı olmazlar. Eşine son &ccedil;are olarak s&ouml;yler. Eşi memnuniyetle kabul eder. Deli Dumrul ise:<br /> &nbsp;Alırsan ikimizin canını bile (birlikte) algıl<br /> &nbsp;Korsan ikimizin canını bile kogıl,<br /> &nbsp;Keremi &ccedil;ok kadir Tanrı!<br /> der.&nbsp; Hakk ta&acirc;l&acirc;ya Deli Dumrul&rsquo;un s&ouml;z&uuml; hoş geldi. Azrail&rsquo;e emreyledi:<br /> &nbsp;-Deli Dumrul&rsquo;un atasının anasının canını al, ol iki hel&acirc;le y&uuml;z kırk yıl &ouml;m&uuml;r verdim&nbsp; der. Yine aynı eserde bir başka hik&acirc;yede şunlar anlatılmaktadır:<br /> &ldquo;Bayındır Han&rsquo;ın yiğitleri Dirse Han&rsquo;ı karşıladılar, getirip kara otağa kondurdular, kara ke&ccedil;eyi altına d&ouml;şediler, kara koyun yahnisinden &ouml;n&uuml;ne getirdiler. Bayındır Handan buyruk b&ouml;yledir h&acirc;nım dediler. Dirse Han aydur: <br /> -Bayındır Han benim ne eksikliğimi g&ouml;rd&uuml;? Kılıcımdan mı g&ouml;rd&uuml;?&nbsp; Soframdan mı g&ouml;rd&uuml;? Benden al&ccedil;ak kişileri ak otağa, kızıl otağa kondurdu, benim su&ccedil;um ne oldu kim kara otağa kondurdu? dedi. <br /> Ayıttılar:<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &#8211; H&acirc;nım, bu kez Bayındır Handan buyruk b&ouml;yledir kim, &ldquo;oğlu, kızı olmayanı Tanrı ta&acirc;l&acirc; kargalayıptır (l&acirc;netlemiştir), biz dahi kargarız&rdquo; demiştir, dediler. Dirse Han yerinden uru durdu (doğruldu, kalktı), aydur:<br /> -Kalkın yiğitlerim, yerinizden uru durun, bu kara ayıp bana ya bendendir, ya<br /> hatundandır, dedi. Dirse Han evine geldi. &Ccedil;ağırıp hatununa s&ouml;yler, g&ouml;relim ne s&ouml;yler.<br /> &nbsp;<br /> &nbsp;Beri gelgil (gel) başım bahtı, evim tahtı,<br /> &nbsp;Evden &ccedil;ıkıp y&uuml;r&uuml;yende selvi boylum,<br /> &nbsp;Topuğuna sarmaşanda kara sa&ccedil;lım (kara sa&ccedil;ı topuğuna sarmaşanım)<br /> &nbsp;Kurulu yaya benzer &ccedil;atma kaşlım,<br /> &nbsp;Koşa (&ccedil;ift) badem sığmayan dar ağızlım, <br /> &nbsp;G&uuml;z almasına (elmasına) benzer al yanaklım,<br /> &nbsp;Kadınım, direğim, devliğim (evimin idarecisi) &rdquo; s&ouml;zleri ge&ccedil;mekte eşine olan saygı ve sadakatini olduk&ccedil;a duygulu bir şekilde ifade ettiğini g&ouml;rmekteyiz.<br /> &nbsp;İbrahim Bahadır &ldquo;Kadın Dervişler&rdquo; adlı kitabında &ldquo;8. y&uuml;zyılda Buhara&rsquo;yı y&ouml;neten Toksan adlı bir T&uuml;rk kadın hanım sultandı. Yine Orhon anıtlarında G&uuml;ltekin Han&rsquo;ın eşi Kutlu Sultan ile birlikte devleti y&ouml;nettiği s&ouml;ylenmektedir&rdquo;. 13 y&uuml;zyılda Delhi&rsquo;de h&uuml;k&uuml;mdarlık eden Raziye, kadınlara &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k sağlamak i&ccedil;in pe&ccedil;e ve &ccedil;arşafı kaldırmış kendisi de buna &ouml;rnek olmuştur.&nbsp; <br /> &nbsp;&ldquo;İsl&acirc;miyet&rsquo;in başlangıcından g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar kadına ilişkin yorumların her tarihsel ve siyasal d&ouml;nemde farklılık g&ouml;sterdiği, bunun coğrafyadan coğrafyaya hatta o coğrafyadaki eski k&uuml;lt&uuml;rlerin etkileri neticesinde birbirinden farklı yaklaşımlarla bile farklılaştığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. &rdquo;<br /> İlhan Arsel &ldquo;Şeriat ve Kadın&rdquo; adlı eserinde &ldquo;Onuncu Y&uuml;zyılın &uuml;nl&uuml; coğrafyacısı el-Belhi&nbsp; &ldquo;Kitabu&rsquo;l-Bed&rsquo; Ve&rsquo;t-Tarih&rdquo; adlı yapıtının bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde, o d&ouml;nem itibarıyle T&uuml;rk &uuml;lkelerindeki kadının &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne ilişkin olayları hik&acirc;ye ederken ve &ouml;zellikle Muaviye&rsquo;nin oğlu Yezid zamanında Buhara&rsquo;da h&uuml;k&uuml;m s&uuml;ren Hatun Sultan&rsquo;dan s&ouml;z ederken T&uuml;rk kadının uygarlığı konusundaki hayranlığını gizleyemez.<br /> &nbsp;Anımsamakta yarar vardır ki, Yezid&rsquo;in Horasan&rsquo;a vali olarak g&ouml;nderdiği Zeyyad bin Ebihi&rsquo;nin oğlu, Orta Asya&rsquo;da Arap f&uuml;tuhatını genişletmek i&ccedil;in saldırılar d&uuml;zenlerken, Buhara&rsquo;da devlet y&ouml;neten Hatun Sultan, bu saldırılara karşı korunmak amacıyla, bir başka T&uuml;rk &uuml;lkesinin h&uuml;k&uuml;mdarı Terkan&rsquo;dan yardım istemiş ve bu vesile ile evlenme teklif etmiştir.&rdquo;<br /> &nbsp;&ldquo;Sel&ccedil;uklu Sultanı Tuğrul, 11. Y&uuml;zyılda Bağdad&rsquo;ı işgal ettikten sonra eski halifelerin sarayında Halife el Kasım biemrillah&rsquo;ın kızı ile evlenir; evlendiği kadını b&uuml;y&uuml;k bir saygı ile tahta oturtur. Arap tarih&ccedil;isi İbn Hallikan ş&ouml;yle anlatır: &ldquo;Sefer ayının 15.inci g&uuml;n&uuml; prenses, sarayda kendisini bekleyen kocasına m&uuml;l&acirc;ki oldu ve altın kumaşlarla s&uuml;sl&uuml; tahta &ccedil;ıktı ve kocasını bekledi. Tuğrul Bey eşinin karşısına diz &ccedil;&ouml;kerek geldi&hellip; Ona emsalsiz hediyeler vererek yeri &ouml;pt&uuml; ve b&uuml;y&uuml;k bir saygı g&ouml;sterisiyle ve mutluluk duyarak odasına &ccedil;ekildi. &ldquo; &nbsp;Batılı yazarlar arasında Marco Polo gibi T&uuml;rk kadınının &ouml;zg&uuml;r yaşamlarına, bağımsızlığına ve karakter olgunluğuna hayran kalanlar &ccedil;oktur. Ricoldo di Monte Groce bunlardan birisidir. Bu &uuml;nl&uuml; yazardan &ouml;ğrenmekteyiz ki, T&uuml;rk &uuml;lkelerinde ve &ouml;rneğin Sel&ccedil;uk Devletinde h&acirc;kim olan gelenekler, Arap &uuml;lkelerinkinden &ccedil;ok farklıdır ve bu farklılık, &ouml;zellikle T&uuml;rk kadınının toplumdaki &uuml;st&uuml;n değeri ve yeri ile ilgilidir . <br /> &nbsp;Kısaca belirtelim ki, T&uuml;rkler&rsquo;de kadının bu &uuml;st&uuml;n kertede tutulduğu d&ouml;nemlerde Batı d&uuml;nyası, tıpkı Arap d&uuml;nyası gibi, kadını ikinci plana atmıştı. &Ccedil;oğu yerde koca, sofrada yemek yerken kadın ayakta bekler, ona hizmet eder, her vesile ile kocasının ayaklarını &ouml;per, fakat yine de haysiyet kırıcı muamelelere uğramaktan kurtulmazdı. Bu durumların &ouml;zellikle Kolonya ve Normandi gibi yerlerde pek yaygın olduğu alınan tedbirlere rağmen y&uuml;zyıllar boyunca s&uuml;r&uuml;p gittiği anlaşılmaktadır.&nbsp; &ldquo;<br /> &nbsp;Aynı eserde İbn-i Batuta&rsquo;nın &rdquo;Seyahatnamesi&rdquo;nden alıntılar yaparak şunları kaydetmiştir: &ldquo;Sultan &Ouml;zbek Han&rsquo;ın valilerinden biri ile birlikte Azak&rsquo;tan hareketle T&uuml;rk &uuml;lkelerine yaptığı gezilerini anlatırken ş&ouml;yle der: &ldquo;Tuluktumar Emir&rsquo;i&rdquo; ile birlikte gittiğim bu kent b&uuml;y&uuml;k Kuma nehri kıyılarındaki T&uuml;rk kentlerinin en g&uuml;zellerinden biri.&nbsp; Bu &uuml;lkede tanık olduğum en ilgin&ccedil; şey T&uuml;rklerin kadın sınıfına karşı g&ouml;sterdikleri saygıdır. Diyebilirim ki, T&uuml;rkler, kadınlarını erkeklerinden &ccedil;ok daha şerefli bir kertede tutmaktadırlar. Kiram kentini terk ederken&nbsp; Emir&rsquo;in eşini arabada giderken g&ouml;rd&uuml;m&hellip;. Arabası baştan aşağı s&uuml;sl&uuml; ve zengin mavi kumaşlarla &ouml;rt&uuml;l&uuml; idi; tenteleri a&ccedil;ıktı. Prensesin yanında zarif giysilere b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş d&ouml;rt nedime daha vardı ki, onların arabaları da zengin eşyalarla doluydu. Emir&rsquo;in bulunduğu yere yaklaşınca prenses arabadan indi. Otuz kadar gen&ccedil; nedime elbisenin eteklerini tutarak peşinden y&uuml;r&uuml;meye başladılar. Prensesin eteklerinde ilmikler vardı ve her bir nedime bu ilmeklerden tutup yerden hafif&ccedil;e yukarı kaldırmak sureti ile y&uuml;r&uuml;y&uuml;şe devam ederlerken prenses muhteşem bir tavırla Emir&rsquo;e yaklaştı; Emir ayağa kalkarak onu sel&acirc;mladı ve yanına oturttu. Bu sırada nedimeler ayakta prensesin etrafını sarmış olarak beklemekteydiler. Kımız getirildi, prenses bir su kabı alarak i&ccedil;ine bir miktar kımız doldurduktan sonra Emir&rsquo;e ikr&acirc;m etti. Bunu &uuml;zerine Emir, aynı nezaketle bir kaba kımız doldurdu ve prensese ikr&acirc;m etti. Her ikisi, &ouml;nlerine getirilen yemeklerden yediler. Sadece Sultanlar&rsquo;ın ya da Emirler&rsquo;in değil, fakat halktan kişilerin dahi kadına karşı saygılı davranışlarını izleyen yazar ş&ouml;yle ekler: &ldquo;T&uuml;ccardan ve avamdan kişilerin eşlerini de g&ouml;rd&uuml;m (ve onlarında aynı saygıya mazhar olduklarını izledim). &Ouml;rneğin bu kadınlardan biri at arabasında hizmet&ccedil;ileri ile birlikte gitmekte idi. Başında inci ve tavus kuşu t&uuml;y&uuml; ile s&uuml;slenmiş mahruti bi&ccedil;iminde bir şapka vardı. Arabasının pencereleri a&ccedil;ık olup tentelerin arasından kadının y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;. Zira T&uuml;rk kadınları pe&ccedil;e taşımazlar (ve kapanmazlar). Sokakta y&uuml;zleri a&ccedil;ık (ve yalnız) dolaşırlar. Ara sıra kendilerine kocalarının refakat ettiği g&ouml;r&uuml;l&uuml;r&rdquo; <br /> &nbsp;Yine aynı eserde &rdquo;T&uuml;rk h&uuml;k&uuml;mdarlarının eşleri olan hatunların, toplum y&ouml;netiminde &ccedil;ok &ouml;nemli bir yer işgal ettikleri anlaşılmaktadır. (Zira) h&uuml;k&uuml;mdar ne zaman bir emir yayınlasa bu emirnamede mutlaka&nbsp; -&lsquo;iş bu emirn&acirc;me sultan ile hatun sultan&rsquo;ın kararı iledir&rsquo;- şeklinde bir kayıt g&ouml;r&uuml;lmektedir.&nbsp; &ldquo;  </p>
<p> ARAP VE AVRUPA TOPLUMUNUNDA KADINA BAKIŞ:<br /> &nbsp;<br /> İlhan Arsel&rsquo;in eserinde Avrupa milletleri i&ccedil;in şunlar yazılıdır: &ldquo;&Ouml;rneğin Lecky ş&ouml;yle der: her ne kadar Yunanlılar kadını, barbarlar gibi k&ouml;le saymayıp erkeğin can yoldaşı ve arkadaşı durumunda saydıkları i&ccedil;in barbarlara rağmen &uuml;st&uuml;n sayılmakla beraber, Romalılar&rsquo;a nazaran daha aşağı kertede bulunmaktaydılar; &ccedil;&uuml;nk&uuml; Romalılar&rsquo;ın kadına sağladıkları &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k ve bağımsızlık sisteminden yoksul kalmışlardı. Ger&ccedil;ekten de Yunanlı, kendi kadınını eve tıkarken ve yabancılarla aynı masada oturmaktan ka&ccedil;ınırken, Romalı hemen her davete eşi ile beraber gider, sofranın en şerefli yerine eşini oturturdu&hellip;. &rdquo;<br /> &ldquo;&Ccedil;ok eşlilik geleneği M&uuml;sl&uuml;manlığın &ccedil;ıkışından &ouml;nce Arap yarımadasında ge&ccedil;erli idi. Evlenme yaratılışının gereği; evlenmede sayı ve &ccedil;eşide meyletmek ise tabiatın gereği sayılıyordu. Eski din ve şeriatler &ccedil;ok evliliğe de, boşanmaya da imk&acirc;n vermiş ise de, Arap yarımadasında bu imk&acirc;n k&ouml;t&uuml;ye kullanılmış, &ccedil;&uuml;nk&uuml; gerek &ccedil;ok kadınla evlenmeye gerekse boşanmayı tayin eden olmadığından evlenme ve boşanma o diyarda &ccedil;ok ileri gitmiş,&nbsp; kadınlar birer zevk &acirc;leti sayılarak istenildiği zaman alınır, dilediği zaman atılır, satılır bir ticaret met&acirc;ı haline gelmiştir.&nbsp; <br /> L&uuml;tfullah Ahmed, &ldquo;Hazret-i Muhammed&rsquo;in Hayatı ve Kurduğu Dinin Esasları &ldquo; adlı eserinde ise şu s&ouml;zler dikkat &ccedil;ekicidir:<br /> &ldquo;Mil&acirc;di altıncı asırda Arap Yarımadası&rsquo;nda hatta d&uuml;nyanın pek &ccedil;ok yerinde insanlar, hayvan gibi alınıp satılıyordu. Mekkeliler kadınlara hatta ileri gelen ailelerin &ccedil;ocuklarına bile l&acirc;yık insan olmaları itibarıyla m&uuml;stahak oldukları mevki&rsquo;i verememişlerdi. &Ccedil;ok kadınla evlenmede, boşamada sınır ve sorumluluk yoktu. İstedikleri gibi hareket ederlerdi. Tek kadınla evli olmak miskinlikti. &Uuml;vey anneler ev eşyası gibi miras olarak &ouml;len erkeğin oğluna kalıyordu. Kabilesi, ailesi kalabalık ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; olmayanların mal varlığı elden ele ge&ccedil;er, bug&uuml;n zengin olanlar yarın fakirliğe d&uuml;şer, bug&uuml;n &ouml;zg&uuml;r olanlar yarın esir olarak erkek, kadın hayvan gibi satılırdı. Sayıları &ccedil;ok, onları beslemeye g&uuml;c&uuml;m&uuml;z yok&rdquo; diye genellikle kız &ccedil;ocukları, bazen da erkek &ccedil;ocukları babaları tarafından diri diri g&ouml;m&uuml;lerek &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;rlerdi .<br /> 1-&nbsp;Kadınlar diledikleri kadar erkekle g&ouml;r&uuml;şebilirlerdi, bazı kadınlar evlerinin damlarına bayraklar asarlardı. Dilerse ayda beş y&uuml;z erkekle g&ouml;r&uuml;ş&uuml;r, &ccedil;ocuk doğarsa istediği kişiyi baba olarak g&ouml;sterirdi.<br /> 2-&nbsp;Bir&ccedil;ok aileler, kız &ccedil;ocukları olur olmaz onları diri diri toprağa g&ouml;merlerdi. K&ouml;leleri kırba&ccedil; altında &ouml;ld&uuml;renler hi&ccedil;bir ceza ile karşılaşmazlardı. Halk ağır faizler altında ezilirdir. Kan i&ccedil;mek, &ouml;l&uuml; eti yemek olağan hale gelmişti.<br /> 3-&nbsp;Sayılı aileler dışında halkın &ccedil;oğu ahl&acirc;kın ne olduğunu bilmezdi.&nbsp;  </p>
<p> İlhan Arsel&nbsp; eserinin devamında şunları kaydetmiştir:<br /> &ldquo;Hicri 988 ila 1298 yılları arasında bu padişahlar tarafından yayınlanan emirn&acirc;meler ibretle okunmaya değer: hemen hepsinde kadınların feracelerinde değişiklik yapılması, ince ferace giyilmemesi, yasağa aykırı ferace diken terzilerin derhal d&uuml;kkanlarının kapısının &ouml;n&uuml;nde ipe &ccedil;ekilmeleri; hi&ccedil;bir şekilde mesire yerine gitmemeleri, haftada d&ouml;rt defadan fazla sokağa &ccedil;ıkmamaları, sokağa &ccedil;ıktıklarında hi&ccedil;bir erkekle (velev ki, babaları ya da oğulları olsun) yan yana y&uuml;r&uuml;memeleri, arabaya binmemeleri, belirli meydanlarda dolaşmamaları, ezan saatinden sonra sokakta kalmamaları emredilmiş ve aksine davrananların cezalandırılacakları il&acirc;n edilmiştir &rdquo;<br /> Prf. Dr. Yaşar Nuri &Ouml;zt&uuml;rk&nbsp; &rdquo;İsl&acirc;m Nasıl Yozlaştırıldı&rdquo; adlı eserinde: &ldquo;Kadını hayatın dışına iten, onu zihinsel ve ruhsal bunalımların tutsağı haline getiren haremlik-sel&acirc;mlık uygulaması eski bir arap &ouml;rf&uuml;d&uuml;r. Biz bunun bir Emevi uygulaması olduğunu &ccedil;ok iyi bilmekteyiz. T&uuml;rklerde bunun tam tersi vardır. Ne yazık ki, hil&acirc;fet denen saltanat siyasetinin Yavuz Selim tarafından Osmanlı Devleti&rsquo;ne taşınmasından sonra,&nbsp; İsl&acirc;m&rsquo;ın en g&uuml;zel yorumu olan &ldquo;T&uuml;rkmen &ldquo;Yorumu&rdquo; Arabizmin g&uuml;d&uuml;m&uuml;ne girdi ve bir&ccedil;ok Emevi t&ouml;resi &ldquo;İsl&acirc;m&rdquo; adı altında i&ccedil;imize sokuldu. Bunlardan biri de haremlik-sel&acirc;mlık denen uygulamadır.<br /> Şu bir ger&ccedil;ek ki, İsl&acirc;m vahiyleri i&ccedil;inde kadın sesinin haram olduğuna ilişkin bir işaret bile yoktur. Bu temelinden uydurma bir yasaktır. D&ouml;rt mezheb fıkhını anlatan eserinde Abdurrahman el-Ceziri (&ouml;lm. 1941) ş&ouml;yle diyor: &ldquo;D&ouml;rt mezhebin kabul&uuml;ne g&ouml;re kadın sesi, avret, yani yasak değildir. Ancak fitneden korkulduğundan haram il&acirc;n edilmiştir. Kadının sesinin haramlığı bir yana, kadınların imam bile olabilecekleri, peygamberimizin uygulamaları ile sabittir. Hem de bu imamlık, kadının kadına değil, kadının erkek ve kadına birlikte imamlığıdır. &rdquo; <br /> &nbsp;Prf. Dr. Yaşar Nuri &Ouml;zt&uuml;rk &ldquo;Asrı Saadetin B&uuml;y&uuml;k Kadınları&rdquo; adlı eserinde Bedir Savaşına katılmak isteyen &Uuml;mm&uuml; Varaka&rsquo;ya Hz. Muhammed şu cevabı verir: &ldquo;Sen evine git, ev halkına evine gelenlere imamlık et, namaz kıldır. Şunu bil ki, Allah sana şehitliği nasip edecektir. &rdquo;<br /> &nbsp;&ldquo;İşin doğrusu şudur ki, kadınla erkeğin tokalaşmasını yasaklayan ne bir &acirc;yet vardır, hatta ne de uydurma bir hadis. Bunun tam tersine şu g&ouml;r&uuml;ş birliği vardır: tesett&uuml;rde serbest olan yerlere dokunulması da serbesttir. &rdquo;&nbsp; <br /> &ldquo;&Ouml;ncelikle şunu ifade etmeliyiz: geleneksel fıkhın kabulleri esas alındığında kadının &ouml;rt&uuml;nmesine bir de &ldquo;din emri&rdquo; olarak g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Bu kabullerden yola &ccedil;ıktığımızda &ouml;rt&uuml;nme, sosyal konum belirleyici bir &ouml;rf olur. &rdquo; <br /> &ldquo;Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ın &ouml;rt&uuml;nme emri abdest organlarını, o arada başı i&ccedil;ermemektedir. Başın &ouml;rt&uuml;lmesi bir sosyal durum g&ouml;stergesidir, bir din buyruğu değil &rdquo; <br /> &ldquo;Nur Suresi 31&rsquo;deki emir kipi, başa ilişkin bir emir değil, g&ouml;ğse ilişkin bir emirdir. Yani mutlak emir, g&ouml;ğs&uuml;n kapatılmasına y&ouml;neliktir. Başın &ouml;rt&uuml;lmesine değil &rdquo;. <br /> &ldquo;O &acirc;yetten a&ccedil;ık&ccedil;a &ccedil;ıkan tek emir, g&ouml;ğ&uuml;slerin, &ouml;zellikle g&ouml;ğse takılmış bulunan s&uuml;s takılarının kapatılmasıdır. &Acirc;yette ge&ccedil;en &ldquo;z&icirc;net: s&uuml;s&rdquo; t&acirc;birinin kadının v&uuml;cudu olarak değerlendirilip el ve y&uuml;z dışında, bazı kabullere g&ouml;re y&uuml;z de dahildir, t&uuml;m v&uuml;cuttur &ldquo;avret&rdquo; olduğunu ve kapatılması gerektiğini s&ouml;ylemek inandırıcı değildir. Kadının v&uuml;cudunun &ldquo;z&icirc;net&rdquo;&nbsp; olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmesine dayanak olacak hi&ccedil;bir Kur&rsquo;&acirc;n &acirc;yeti yoktur &rdquo;. Aynı eserde nik&acirc;h konusunda ise şu s&ouml;zler bulunmaktadır:<br /> &rdquo;&Ouml;zetlersek: nik&acirc;h bir akittir, t&uuml;m diğer akitler gibi v&uuml;cud bulma ve sona erme şartları kamu otoritesi tarafından d&uuml;zenlenir. Kamu otoritesi nik&acirc;h kıyma ve bunu tescil etme yetkisini kime vermişse nik&acirc;h onun tarafından kıyıldığı taktirde ge&ccedil;erli olur. Tescil edilmeyen bir nik&acirc;h, tarafların, &ouml;zellikle kadının haklarını savunulur h&acirc;le getiremez. O halde b&ouml;yle bir nik&acirc;h din a&ccedil;ısından bakıldığında ancak Şi&icirc; fıkhındaki mut&rsquo;a nik&acirc;hı olur &rdquo;. <br /> &ldquo;Fıkıh a&ccedil;ısından bakıldığında &ldquo;dini nik&acirc;h-imam nik&acirc;hı&rdquo; adı altında ikinci bir nik&acirc;ha ihtiya&ccedil; yoktur. Nik&acirc;h akti, devletin yetki verdiği kişi tarafından tescil edildiği anda iş bitmiş olur. İsl&acirc;m&rsquo;ın bunun ardından ikinci bir nik&acirc;h istemesi s&ouml;z konusu değildir &rdquo;<br /> İbrahim Bahadır eserinde; &ldquo;&Ouml;zellikle dini yaşayışta kadınlara ilişkin yasaklama &ouml;rneklerine pek rastlanmamakta, aksine peygamber d&ouml;neminde kadınlar namaz vakitlerinde mescide gidip, erkeklerle birlikte ib&acirc;det edebiliyorlardı. Aynı d&ouml;nemde kadınların sabah namazını Resulullah ile kıldıkları, daha sonra &ouml;rt&uuml;lerine sarınarak evlerine gittikleri s&ouml;ylenir &rdquo;<br /> &ldquo;Bu d&ouml;nemde Hz. Peygamber kadınların mescide gitmesine engel olunmamasını emreder. Hatta gece namazları i&ccedil;in bile kadınlara izin verilmesini s&ouml;yler&rdquo;&nbsp; <br /> &ldquo;Daha da ilgin&ccedil; olanı Hz. Peygamber d&ouml;neminde Mescid-i Nebevi&rsquo;nin kapısında kadınlarla erkeklerin beraberce abdest aldıkları rivayet edilir. Bu durum Hz. &Ouml;mer d&ouml;nemine kadar s&uuml;rm&uuml;ş olup, hatta bu d&ouml;nemdeki rivayetlere g&ouml;re kadınlarla erkekler aynı kabın i&ccedil;ine ellerini sokup abdest almaktadırlar. <br /> &ldquo;Her d&uuml;ş&uuml;ncenin tarihsel gelişiminde olduğu gibi İsl&acirc;miyet i&ccedil;inde de başlangı&ccedil;ta kabul edilen, ya da var olan uygulamaların daha sonra değiştiği, git gide bu a&ccedil;ılan yolun daha sonra ana merkez d&uuml;ş&uuml;nceden uzaklaştığı, tarihsel ger&ccedil;ektir. Bu genel kural kadın hakları konusunda da, benzer bir g&ouml;r&uuml;n&uuml;m sağlamıştır. Kadının İsl&acirc;miyet i&ccedil;indeki konumu tarihsel s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde olumsuz bir seyir izlemiştir. <br /> Peygamber d&ouml;neminde kadınlara y&ouml;nelik bazı uygulamalar Hz. &Ouml;mer d&ouml;nemine kadar devam etmiştir. Kadınlara y&ouml;nelik ilk keskin yasak&ccedil;ı uygulamaların Hz. &Ouml;mer tarafından konduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. İsl&acirc;miyet&rsquo;in kadınlara y&ouml;nelik olumsuz tavrı konusunda Hz. &Ouml;mer d&ouml;nemini bir kırılma d&ouml;nemi olarak tanımlamak daha uygundur. Hz. &Ouml;mer bu konuda o kadar ileri gitmiştir ki; Hz. Peygamber&rsquo;in m&uuml;saade ettiği kimi uygulamaları ve serbestiyi bile kadınların elinde almıştır.&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br /> İlk kısıtlamalar ib&acirc;dethanelerden kadınları uzaklaştırmakla başlamıştır. İsl&acirc;m toplumlarında kadın ve erkeğin bir araya geldiği yerler ib&acirc;dethanelerdi.&nbsp; Daha sonra kadınlar bazı sınırlamalarla karşılaşmışlardır. Hz. &Ouml;mer&rsquo;in bu konudaki bir başka uygulaması ise, kadınlara mescitlerde ayrı bir kapı tahsis etmesidir. Hz. &Ouml;mer bu kapıdan erkeklerin girmesi yasaklar. Hz. Peygamber d&ouml;neminde erkeklerin arka saflarında ib&acirc;det eden kadınlara daha sonraki d&ouml;nemlerde hareketlerine dikkat etmedikleri gerek&ccedil;esi ile bazı sınırlamalar gelir. Daha &ouml;nce mescitlerde kadın ve erkeğin namazdan &ouml;nce ve sonra birbirleri ile konuştukları bilinmektedir. Hz. &Ouml;mer, bir defasında bu sohbetler uzayınca kadınları mescitten kovar. &rdquo; <br /> &ldquo;Hz. &Ouml;mer&rsquo;in kadınlara y&ouml;nelik yasak&ccedil;ı uygulamaları peygamber d&ouml;nemi ile olduk&ccedil;a &ccedil;elişen bir g&ouml;r&uuml;n&uuml;m arz etmektedir. Hz. &Ouml;mer&rsquo;in bu uygulamaları daha sonraki S&uuml;nni İsl&acirc;m geleneği i&ccedil;in referans kabul edilip, kadınlara y&ouml;nelik daha k&ouml;t&uuml; ve fıkıh yorumları yapılmıştır. Bu durum s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde o denli abartılmıştır ki, peygamberin &ouml;l&uuml;m&uuml;nden &uuml;&ccedil; y&uuml;z yıl sonra peygamberin fikirlerinin tersine kimi uygulamalar dinin bir par&ccedil;ası haline getirilmiştir. &rdquo;&nbsp; <br /> &ldquo;Kimi &acirc;limler, Allah&rsquo;ın yalnızca erkekleri peygamber olarak g&ouml;nderdiğini savunurken, bazıları da Meryem&rsquo;in peygamber olarak nitelendirilebileceğini s&ouml;ylerler. Kurtubi bu konuda daha kesin konuşup Meryem&rsquo;in peygamber olduğunu s&ouml;yler. İbn-i Hacer el-Es&rsquo;&acirc;riye İsnadan kadınlar arasında bazı peygamberlerin bulunduğunu ileri s&uuml;rmektedir.&nbsp; &ldquo;<br /> &nbsp;&ldquo;Hil&acirc;fet ve imamet s&ouml;z konusu olunca, Eş&rsquo;&acirc;ri &acirc;limleri kadının da, peygamber olacağına ilişkin fikir belirtmişlerdir. Hz. Musa&rsquo;nın annesi ve Hz. Meryem&rsquo;in Tanrı ile konuştuğundan dolayı peygamber olacağını s&ouml;ylerken; Maturudi &acirc;limleri ise, peygamber olmak i&ccedil;in, erkek olmayı şart koşmuş, kadından peygamber olamayacağını s&ouml;ylemiştir. &rdquo;<br /> &ldquo;Buna karşın tasavvuf kadına &ouml;b&uuml;r İsl&acirc;mi ilimlere ve akımlara mensup ulemadan daha olumlu bakmış. İlk Sufilerin kadından veliye, ya da m&uuml;rşide olmaz dedikleri g&ouml;r&uuml;lmediği gibi, tam tersine tasavvufa y&ouml;nelmiş VII.-IX. Y&uuml;zyıllar arasında bir&ccedil;ok kadın ermişe rastlanır. Hatta Z&uuml;nnun, Beyazıd Bistami, Şibli gibi mutasavvıflar kadınlardan feyiz almış olup, Beyazıd Bestami, benim pirim bir kadındır diyecek kadar onları y&uuml;celtmiştir. <br /> &ldquo;İlk d&ouml;nem hareketlerinde sadece kadın erkek karışık sohbeti değil, kimi ib&acirc;detleri de, birlikte yapmasına engel yoktu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tevhit halinde ve makamında olan Sufi ikilikten ve &ccedil;okluktan kurtulur, vahdet denilen birliğin sırrına erer, bu durumda her şeyi bir g&ouml;ren Sufi erkek-dişi ayrımı yapamaz. B&ouml;yle bir ayrım yaptığında tevhit halinde olamaz. &lsquo;Tevhit halinde sen ben bile yok iken, kadın erkek ayrımı nasıl s&ouml;z konusu olabilir?&rsquo; d&uuml;ş&uuml;ncesi kadınlarla ib&acirc;dette birlikte olunmasında en b&uuml;y&uuml;k gerek&ccedil;e olmuştur &rdquo;<br /> &ldquo;Kadından veli olup olamayacağı konusunda mutasavvıflar olumlu cevap vermişlerdir. Burada &ouml;rnek g&ouml;sterilen isim Hz. Muhammed&rsquo;in kızı Fatma olmuştur. Mutasavvıflarca Hz. Fatma nazarında kadınlar birer ermiş veliye oldukları kabul edilmiştir. İbn-i R&uuml;şd, Ebu Sevr ve Teberi gibi m&uuml;ctehidlerin kadının imam olmasını mutlak surette caiz g&ouml;rd&uuml;kleri kaydedilir. &rdquo;<br /> &ldquo;Emevi halifesi Abd&uuml;lmelik b. Mervan zamanında yaşayan Şebib b. Yezid b. Ebi Nuaym&rsquo;ın kadının halife olabileceğini s&ouml;ylediği rivayet edilir. İmam Malik, et-Tabari, İmam Azam ve diğer mezheb imamlarının kadının, valilik, komutanlık ve kadılık yapabileceğine cevaz verdikleri kaydedilmektedir.&nbsp; &ldquo;<br /> &nbsp;&nbsp; Celal Nuri &rdquo; Eski Avrupa&rsquo;da kadın hayvan gibi, eşya gibi, bir mal sayılmıştır&rdquo;.&nbsp;&nbsp; Proudhan &ldquo;Kadın, insan ile hayvan arasındaki birleştirici noktadır&rdquo; derken Filozof Schpenhauer de &ldquo;Kadın dayak yemek, g&uuml;zel beslenmek ve hapsedilmek i&ccedil;in yaratılmış bir hayvandan başka bir şey midir? Kadının sa&ccedil;ı uzun, aklı kısadır, demektedir.<br /> &nbsp;&ldquo;Kur&rsquo;&acirc;n-ı Kerim&rsquo;de, Nis&acirc; &ldquo;Kadınlar&rdquo; Suresi ile bu problemlere el konmuş ve kadınların toplum i&ccedil;inde yeri y&uuml;kseltilmişti. Kadına o derece haklar tanınmıştı ki, yirminci y&uuml;zyılın başlarında bazı uygar Avrupa memleketlerinde bile kadına b&ouml;ylesine bir hak tanınmamış idi&ldquo;&nbsp;&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hıristiyanlık, evlenmeyi &ldquo;zorunluluk ile yapılan bir fenalık&rdquo; olarak yorumlar.&nbsp; Yani insanlar &ccedil;oğalmak i&ccedil;in mecburi yaptıkları iğren&ccedil; ve aşağılık olarak kabul edilen bir birleşme olarak g&ouml;r&uuml;l&uuml;r.&nbsp; Eski Roma&rsquo;da aşırıya giden cinselliklere tepki olarak keşişlik -ruhbaniyet getirilmiş, fakat bunda da, &ccedil;ok aşırıya gidilmiştir. Hıristiyanlık kadını &ldquo;fena&rdquo; g&ouml;rm&uuml;ş, insanın fel&acirc;ketine sebep bilmiştir. Hıristiyanlık her bakımdan kadını murdar kabul etmiştir. Hazreti Havva &ouml;yk&uuml;s&uuml;ne bağlayarak daima &ldquo;aldatıcı&rdquo;&nbsp; ve erkek i&ccedil;in k&ouml;t&uuml;l&uuml;k kaynağı saymıştır. Kadın pek &ccedil;ok toplumda hep erkeği baştan &ccedil;ıkaran, tahrik unsuru olan, varlık olarak g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.&nbsp;&nbsp; Papa 7. Greguvar da rahiplerin evlenmemesi kaidesini koymakla Hıristiyanları kadından nefret ettirmiş ve soğutmuştur.&nbsp;  </p>
<p> &nbsp;BEKT&Acirc;Ş&Icirc;LİK&rsquo;TE KADIN ANLAYIŞI: <br /> Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;in Bakara suresinin 187. ayetinde &ldquo;Onlar sizin i&ccedil;in eştir, siz de onlar i&ccedil;in eşsiniz&rdquo; denilmektedir.&nbsp; Kadın Alevi-Bekt&acirc;ş&icirc; inancında asla bir eğlence aracı değil, aksine saygı duyulacak mukaddes bir varlıktır. Feylesof Rıza Tevfik bakın ne s&ouml;ylemiş.  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;Gel derviş, beri gel yabana gitme<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp;Her ne arar isen inan sendedir<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp;Nefsine b&icirc;h&ucirc;de eziyyet etme<br /> K&acirc;be&rsquo;yse maksudun, Rahman sendedir.  </p>
<p> Gir g&ouml;n&uuml;l şehrine dolaş bir kere,<br /> Kıyas et ne imiş g&uuml;neşle zerre.<br /> Yalnız sen kadirsin hayır ile şerre<br /> Şerre m&acirc;il isen şeytan sendedir.  </p>
<p> Gayriden arayıp derdine &ccedil;&acirc;re <br /> Ne varlık verirsin m&ucirc;r ile m&acirc;re?<br /> Cennetten &ccedil;ıktınsa, be hey &acirc;v&acirc;re<br /> Havva&rsquo;yı aldatan yılan sendedir.  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Diyerek şeytani d&uuml;ş&uuml;nceleri de, insani d&uuml;ş&uuml;nceleri de, insanın kendisinin oluşturduğunu anlatmaya &ccedil;alışır. Kadını istediğiniz kadar &ouml;rt&uuml;n, eğer erkeğin tahrik olma fikri bilin&ccedil;altında varsa tahrik olur. Fakat bir kadınında kendi teşhir edecek boyutta a&ccedil;ık giyinmemesi gerekir. Burada su&ccedil; kadının varlığında değildir. Dolayısı ile kadın şeytan değildir, aksine mukaddes bir varlıktır. Onu kutsallıktan alıkoyan şey, bizim şeytanca olan d&uuml;ş&uuml;ncelerimizdir.&nbsp; Ne Arap toplumundaki gibi &ldquo;tal&acirc;k-ı sel&acirc;se&rdquo;&nbsp; (erkeğin &uuml;&ccedil; sefer &ldquo;boş ol&rdquo; demesi) s&ouml;z konusudur, ne de İranlı&rsquo;ların yaptığı gibi Mut&rsquo;a nik&acirc;hı vardır.<br /> &nbsp;&nbsp;Hi&ccedil;bir inancı toplumun gelenek, yaşayış tarzlarından ayrı d&uuml;ş&uuml;nmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Bu nedenle İsl&acirc;m&rsquo;ın yorumlanışı ve g&uuml;nl&uuml;k hayatta uygulanışı her topluma g&ouml;re farklılıklar arz eder. Do&ccedil;. Dr. Bedri Noyan Dedebaba bu konu ile ilgili şunları s&ouml;ylemektedir: <br /> &ldquo;Bekt&acirc;ş&icirc;lik&rsquo;te de en &ouml;nemli karakter temiz huy ve konukseverliktir. Evine gelen konuğu Hz. Al&icirc;&rsquo;nin kendisi imiş gibi sayan, &ldquo;Mihman Al&icirc;&rsquo;dir&rdquo; ve &ldquo;Sofra Al&icirc;&rsquo;nin&rdquo; diyen Bekt&acirc;ş&icirc; kadınında bu nitelikler, bir gelenek olarak, mevcuttur ve kadın erkekle eşit haklara m&acirc;liktir.&rdquo; <br /> &nbsp;&ldquo;C&acirc;hiliyet devri Arapları kız &ccedil;ocuklarına hi&ccedil; değer vermez, doğar doğmaz diri diri kuma g&ouml;merek &ouml;ld&uuml;r&uuml;rlerdi. Arap&rsquo;ta, Acem&rsquo;de, Yunan&rsquo;da kadın mal gibi alınıp satılırdı. Kur&rsquo;an-ı Ker&icirc;m 4. Nisa &ldquo;Kadınlar&rdquo; Suresi &acirc;yet: 33, 34 de iyi kadının itaatli olması serkeşlik ederse &ouml;ğ&uuml;t edilmesi, s&ouml;z dinlemezse yanına gidilmemesi, s&ouml;z dinleyen kadına zul&uuml;m edilmemesi, kaydedilmektedir. Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ın erkekleri kadından &uuml;st&uuml;n sayan bu &acirc;yetinde ge&ccedil;en &ldquo;Ric&acirc;l:Erkekler&rdquo; Bekt&acirc;ş&icirc;likte &ldquo;Erler erlik mertebesine ulaşmış olanlar&rdquo; anlamına alınmış olup, kadınlardan da, bu mertebeye varanlar erkeklerle bir g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. B&ouml;ylece ric&acirc;l mertebesinde, erler katında sayılan kadınlar da vardır. &Acirc;yetteki &ldquo;Kadınlar&rdquo; s&ouml;z&uuml; de &ldquo;erlik makamına erememiş olanlar&rdquo; diye kabul edilir&rdquo; <br /> &nbsp; &ldquo;Tarih Konuşuyor&rdquo; adlı derginin Haziran 1964&rsquo;te &ccedil;ıkan cilt 1 sayı 5 sayfa 389&rsquo;da şu s&ouml;zler ilgin&ccedil;tir. &ldquo;Ben Ebulgazi Bahadır Han, bu g&uuml;n&uuml;n T&uuml;rk kuşağına derim ki: T&uuml;rk&rsquo;te kadın erkekten değerlidir, otağın asıl sahibi KADIN&rsquo;dır. Analarımız, kızlarımız, karılarımız, Tanrı&rsquo;nın erkeklere erlik (olgunluk) yolundaki armağanı olan kadınlarıdır.&nbsp; Babam Yadig&acirc;r Han anlatırdı ki, onun &ccedil;ocukluğunda kadın &ouml;nden gider aş&rsquo;a (yemeğe) &ouml;nce o el atar, miras kız &ccedil;ocuğa kalırmış. Daha sonra k&ouml;r olası Rus ve Arap d&uuml;ş&uuml;nceleri iki yanlı gelmişler, bize olmayan nice nice duygular getirip i&ccedil;imize salmışlar&rdquo;&nbsp; denilmektedir. Aşağıdaki d&ouml;rtl&uuml;k Hacı Bekt&acirc;ş Veli&rsquo;nin ve Bekt&acirc;ş&icirc;liğin kadına bakış a&ccedil;ısını &ccedil;ok g&uuml;zel izah ettiği kanaatindeyim.  </p>
<p> Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde<br /> Hakk&rsquo;ın yarattığı her şey yerli yerinde<br /> Bizim nazarımızda erkek kadın farkı yok<br /> Eksiklik noksanlık senin g&ouml;r&uuml;şlerinde  </p>
<p> Hacı Bekt&acirc;ş Vel&icirc;&rsquo;nin fikirlerini onun yaşamından, eserlerindeki menkıbe ve s&ouml;zlerinden anlamaktayız. Bunlara Vel&acirc;yet-N&acirc;me&rsquo;den birka&ccedil; &ouml;rnek vermek gerekirse:<br /> &ldquo;H&uuml;nk&acirc;r Hacı Bekt&acirc;ş Vel&icirc;, Rum &uuml;lkesine yaklaşınca m&acirc;na &acirc;leminden Rum erenlerine,<br /> -&ldquo;Essel&acirc;m&uuml; aleyk&uuml;m Rum&rsquo;daki erenler ve kardeşler&ldquo; diye sel&acirc;m verdi. Bu sırada Rum &uuml;lkesinde, elli yedi bin Rum ereni sohbette meclisteydi. Rum g&ouml;zc&uuml;s&uuml; de, Karaca Ahmed&rsquo;di. H&uuml;nk&acirc;r&rsquo;ın sel&acirc;m verdiği, Fatıma Bacı&rsquo;ya mal&ucirc;m oldu. Bu kadın Sivrihisar&rsquo;da Seyyid Nureddin&rsquo;in kızıydı, hen&uuml;z evlenmemişti, meclisteki erenlere yemek pişirmedeydi. Karaca Ahmed de, Seyyid Nureddin&rsquo;in m&uuml;ridiydi. Fatıma Bacı ayağa kalkıp H&uuml;nk&acirc;r&rsquo;ın bulunduğu tarafa d&ouml;nd&uuml;, elini g&ouml;ğs&uuml;ne koydu, &uuml;&ccedil; kere<br /> &ldquo;Aleyk&uuml;msel&acirc;m&rdquo; dedi, yerine oturdu&ldquo; <br /> Bu menkıbeden ş&ouml;yle bir ders &ccedil;ıkartılması gerekir: Olgunluk, eski dildeki anlamı ile erlik, erkeklik veya dişilikte değil, kişiliktedir. Arap toplumların Cahiliyye D&ouml;neminden kalma alışkanlıkları gereği, kadın n&acirc;kıs, eksik yaratılışlı, tahrik unsuru değil, aksine erkeğin tamamlayıcısı, b&uuml;t&uuml;n insanlar gibi m&uuml;kemmel olma &ouml;zelliğini potansiyel olarak kendinde bulunduran varlıktır. Kadın erkeğin namusu, yani il&acirc;hi l&uuml;tfudur.<br /> Aynı inan&ccedil; sisteminin devamından olan 20. Y&uuml;zyıl Bekt&acirc;ş&icirc;lerinden K&uuml;nci&rsquo;nin aşağıdaki nutku g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de, ge&ccedil;erliliğini korumaktadır.<br /> Bekt&acirc;ş&icirc; kimsenin malını &ccedil;alamaz<br /> İbadet etmek&ccedil;&uuml;n tenbel kalamaz<br /> Bir kadın &uuml;st&uuml;ne bir daha alamaz<br /> Boşamaz olduk&ccedil;a zevcesi sağ  </p>
<p> &Acirc;rifler n&acirc;m&ucirc;s u ırzın veremez<br /> Tesett&uuml;r ne demek aklı eremez<br /> İnsan du&acirc; ile rızkın yeremez<br /> Edeb i&ccedil;inde var her şeye mesağ <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;  </p>
<p> Sonu&ccedil;: <br /> &nbsp;Bekt&acirc;ş&icirc;lik a&ccedil;ısından kadın Allah&rsquo;ın kişiye lutfu,&nbsp; İrade-i İl&acirc;hiye&rsquo;nin tecellisidir. O&rsquo;na ihanet Allah&rsquo;a ihanettir. Ahde vefasızlığın ne kadar k&ouml;t&uuml; olduğunu Kur&rsquo;&acirc;n-ı Kerim pek &ccedil;ok &acirc;yetinde bildirmiştir.&nbsp; Evin direğidir, erkeğin karısı değil, eşidir. Erkeğin tamamlayıcısı, yani olgunlaşmasına vesile olandır.&nbsp; Bekt&acirc;ş&icirc;lik, T&uuml;rk tarikati olduğu i&ccedil;in İsl&acirc;m&rsquo;ın y&uuml;ce değerleri ile T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml;n saygıdeğer geleneklerinin bir sentezidir. T&uuml;rkler İsl&acirc;m &ouml;ncesinde de, zaten kadına bakış a&ccedil;ısından Bekt&acirc;ş&icirc; gibi yaşıyorlardı. Bekt&acirc;ş&icirc;liğin kabul&uuml; kadını toplum i&ccedil;indeki yerinden aşağı indirmediği gibi, &uuml;ste &ccedil;ıkartmıştır. Bir Bekt&acirc;ş&icirc; eri, yatmadan &ouml;nce eşinin eline niy&acirc;z eder, eşi de erinin eline niy&acirc;z eder. Bu eşine olan saygının &ccedil;ok ufak bir &ouml;rneğidir.  </p>
<p> İstanbul, Kadık&ouml;y <br /> 24 Temmuz 2007  </p>
<p> KAYNAKLAR:  </p>
<p> 1-&nbsp;Arsel,&nbsp; İlhan, (1989), Şeriat ve Kadın,&nbsp; 3. baskı, İstanbul <br /> 2-&nbsp;Noyan, Bedri (1987), Bekt&acirc;ş&icirc;lik Alevilik Nedir?,&nbsp; Ankara 2. baskı<br /> 3-&nbsp;&Ouml;zt&uuml;rk, Yaşar Nuri, (2000), İsl&acirc;m Nasıl Yozlaştırıldı, Yeni Boyut Yayınları İstanbul 3. baskı<br /> 4-&nbsp;Hızarcı, Suat (1953), Dede Korkut Kitabı- Kit&acirc;b-ı Dede Korkut Al&acirc; Lis&acirc;n-ı T&acirc;ife-i Oğuz&acirc;n, Varlık Yayınevi <br /> 5-&nbsp;Karadut, Ahmet (1991), Hz. Muhammed Ni&ccedil;in &Ccedil;ok Evlendi, Diyanet İşleri Başkanlığı Ankara <br /> 6-&nbsp;Ahmed, L&uuml;tfullah (1989), Hazret-i Muhammed&rsquo;in Hayatı ve Kurduğu Dinin Esasları, İstanbul Maarif Kitaphanesi <br /> 7-&nbsp;G&ouml;lpınarlı, Abd&uuml;lb&acirc;ki, (1990), Vil&acirc;yetn&acirc;me Men&acirc;kıb-ı H&uuml;nk&acirc;r Hacı Bekt&acirc;ş Vel&icirc;,&nbsp; İnkıl&acirc;p Kitabevi&nbsp; <br /> 8-&nbsp; Koca, Turgut, (1990), Bekt&acirc;ş&icirc;, Alev&icirc; Şairleri Ve Nefesleri, İstanbul Maarif Kitaphanesi Ve Matbaası<br /> 9-&nbsp;B&ouml;l&uuml;kbaşı, Rıza Tevfik, (1949), Serab-ı &Ouml;mr&uuml;m, Kenan Matbaası, İstanbul<br /> 10-&nbsp;Bahadır, İbrahim (2005), Kadın Dervişler, Su Yayınları İstanbul 1. baskı<br /> 11-&nbsp;&Ouml;zt&uuml;rk, Yaşar Nuri (1990), Asrı Saadetin B&uuml;y&uuml;k Kadınları, Yeni Boyut Yayınları&nbsp; İstanbul 3. baskı<br /> &nbsp;  </p>
<p> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/bektasilikte-tarihsel-seyir-icinde-kadina-bakisin-dayanaklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>BİR KİMLİK OLARAK BALKAN BEKTAŞİLİĞİNİN AYRIŞIM SÜRECİ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/bir-kimlik-olarak-balkan-bektasiliginin-ayrisim-sureci/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/bir-kimlik-olarak-balkan-bektasiliginin-ayrisim-sureci/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 04 Jan 2008 12:59:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[TRAKYA VE BALKANLARDA BEKTAŞİLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/byr-kymlyk-olarak-balkan-bektathylydynyn-ayrithim-surecy/</guid>
				<description><![CDATA[BİR KİMLİK OLARAK BALKAN BEKTAŞİLİĞİNİN AYRIŞIM S&#220;RECİ A.Yılmaz Soyyer &#214;ZET &#160;&#160;&#160; Bektaşilik, Sel&#231;uklu ve Osmanlı Devletleri s&#252;recinde oluşmuş bir alt kimlik olarak karşımıza &#231;ıkmaktadır. 1826 yılında Bektaşi tekkeleri II.Mahmud tarafından kapatılınca, Bektaşilik i&#231;erisinde başlangıcı bilinmeyen d&#246;nemlere dayanan bir b&#246;l&#252;nme meydana gelmiştir. Bu s&#252;re&#231;te &#8220;&#199;elebiler&#8221; ve &#8220;Babagan&#8221; şeklinde iki kola ayrılan Bektaşilik, gizli de olsa varlığını ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> BİR KİMLİK OLARAK BALKAN BEKTAŞİLİĞİNİN AYRIŞIM S&Uuml;RECİ</p>
<p> A.Yılmaz Soyyer </p>
<p> &Ouml;ZET<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bektaşilik, Sel&ccedil;uklu ve Osmanlı Devletleri s&uuml;recinde oluşmuş bir alt kimlik olarak karşımıza &ccedil;ıkmaktadır. 1826 yılında Bektaşi tekkeleri II.Mahmud tarafından kapatılınca, Bektaşilik i&ccedil;erisinde başlangıcı bilinmeyen d&ouml;nemlere dayanan bir b&ouml;l&uuml;nme meydana gelmiştir. Bu s&uuml;re&ccedil;te &ldquo;&Ccedil;elebiler&rdquo; ve &ldquo;Babagan&rdquo; şeklinde iki kola ayrılan Bektaşilik, gizli de olsa varlığını s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Bağlılarının &ouml;nemli bir kısmı Arnavut Bektaşilerden oluşan Babagan kolu İstanbul, Trakya ve Balkanlarda yaygın halde bulunmaktadır. 1925 yılında T&uuml;rkiye&rsquo;de b&uuml;t&uuml;n tekkelerin kapatılmasıyla birlikte, Balkanlarda yaşayan Bektaşiler bir kimlik ayrışımına gitmişlerdir. T&uuml;rkiye, dolayısıyla Hacı Bektaş Veli ile tarihsel bağlarını reddetmemekle birlikte, kendi i&ccedil;erisinde yapılanmış ve kurumsallaşmış bir &ldquo;Balkan Bektaşiliği&rdquo; oluşmuştur. Balkan Bektaşiliği, Arnavut Bektaşiliği adlandırmasıyla da karşımıza &ccedil;ıkmaktadır. Bu kimliğin yerleşmesinde, Bektaşi liderliği olarak bilinen &ldquo;dedebabalık&rdquo; makamının temsilcisi Salih Niyazi Dedebaba&rsquo;nın tekkelerin kapatılmasıyla Arnavutluğa g&ouml;&ccedil;mesi &ouml;nemli rol oynamıştır. Bug&uuml;n T&uuml;rkiye&rsquo;deki Babagan Bektaşiler i&ccedil;in &ldquo;T&uuml;rk Bektaşiler&rdquo;, Arnavutluk ve Makedonya&rsquo;daki Bektaşiler i&ccedil;in &ldquo;Balkan Bektaşileri&rdquo; ya da &ldquo;Arnavut Bektaşiler&rdquo; tanımlaması kullanılmaktadır. Doğal olarak T&uuml;rk milliyet&ccedil;iliği ve Arnavut milliyet&ccedil;iliği, Bektaşiliğin Babagan kolunun bu iki dalında kuvvetle kendini g&ouml;stermektedir. T&uuml;rk milliyet&ccedil;iliği, T&uuml;rkiye&rsquo;deki Babagan Bektaşilerde, Arnavut milliyet&ccedil;iliği Balkanlardaki Babagan Bektaşilerde kimliklerinin en temel unsurlarından biri haline gelmiştir. </p>
<p> BİR KİMLİK OLARAK BALKAN BEKTAŞİLİĞİNİN AYRIŞIM S&Uuml;RECİ</p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 1-AYRIŞIM S&Uuml;RECİNİN İLK D&Ouml;NEMİ (1826-1925)<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bektaşilik, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin etrafında toplanan k&uuml;tlelerin zamanla kurumlaşması sonucunda oluşmuş bir inan&ccedil; kaynaklı sosyal kurumdur. Oluşmaya başladığı 13 y&uuml;zyıldan kapatıldığı 19. y&uuml;zyıla kadar bu grup, &ldquo;Bektaşilik&rdquo; olarak var olmuş, yaşamış ve gelişmiştir. 1826 yılına kadar bir kimlik olarak tek bir Bektaşilikten s&ouml;z edilebilir. O da bir inan&ccedil; temelli sosyal grup olan Bektaşiliktir. Her ne kadar otorite paylaşımı bağlamında &ldquo;&Ccedil;elebiler&rdquo; ve &ldquo;M&uuml;cerred babalar&rdquo;ın yani evlenmeme yemini etmiş dervişlerin iktidar m&uuml;cadelesi yer yer Osmanlı arşiv belgelerine ve taliplere verilen &ldquo;icazetnamelere&rdquo; yansısa da bu durum, bir m&uuml;stakil &ldquo;kimlik&rdquo; ya da &ldquo;alt kimlik&rdquo; olarak değerlendirilemez. Belki Bektaşiliği İslamın bir &ldquo;alt kimliği&rdquo; olarak değerlendirmek m&uuml;mk&uuml;n olabilir. Yani Osmanlı Coğrafyasında hakim ideoloji ve inan&ccedil; sistemi olan İslamın &ldquo;medrese&rdquo; ve &ldquo;tekke&rdquo; şeklinde iki alt kimlik&ccedil;e temsil edildiği varsayıldığında, Bektaşilik bir tekke yapılanması olarak karşımıza &ccedil;ıkmaktadır.&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bektaşilik &ldquo;&Ccedil;elebiler&rdquo; yani Hacı Bektaş Veli soyundan geldiği varsayılan bir s&uuml;lale ve &ldquo;m&uuml;cerred dervişler&rdquo; yani Bektaşiliğe sonradan bir giriş t&ouml;reniyle dahil olmuş dervişlerden ibaret değildir. Bunların dışında &ldquo;m&uuml;teehhil dervişler&rdquo; denilen evli dervişler de vardır. Ama bu &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; t&uuml;r hem &ldquo;&Ccedil;elebiler&rdquo;in etrafında hem de &ldquo;m&uuml;cerred babalar&rdquo;ın etrafında k&uuml;melenmiş ve bir kimlik oluşturma bakımından herhangi bir etki sağlamamışlardır.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bektaşiliğin &ldquo;&Ccedil;elebiler&rdquo; ve &ldquo;Babagan&rdquo; yani &ldquo;m&uuml;cerred dervişler&rdquo; şeklinde iki kola ayrışması 1826 yılında kapatılmalarıyla girdikleri s&uuml;re&ccedil;te ortaya &ccedil;ıkmıştır. &Ouml;zellikle II. Mahmud&#8217;un &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra, Kadınefendilerden Pertevniyal Sultan&#8217;ın &ldquo;Babagan&rdquo; Bektaşilerden Emin Baba&#8217;nın m&uuml;ridi oluşunun yanısıra, pek &ccedil;ok sivil ve asker b&uuml;rokratın &ldquo;Babagan&rdquo; koluna bağlı oluşları hem Bektaşiliğin hem de Bektaşilik i&ccedil;erisinde Babagan kolunun meşrulaşmasına zemin hazırlamıştır.</p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 19 Eyl&uuml;l 1326/ 2 Ekim 1910 Hacıbektaş Veli Hankahı t&uuml;rbedarı Feyzullah Baba ve taraftarları olduğu anlaşılan Han bağı babası İsmail Baba, Balım evi babası Esseyid Ali Baba, mihmandar Ahmed Baba, Mehmed Baba, Hacı Salih Baba gibi dervişlerin m&uuml;şterek olarak B&acirc;b-ı Meşihat&#8217;a g&ouml;nderdikleri arzuhalde Hacı Bektaş Vel&icirc; Hankahı&#8217;ndaki &ccedil;ekişmeler ortaya konulmaktadır. Dilek&ccedil;eden anlaşıldığına g&ouml;re Bektaş&icirc; dervişleri iki gruba ayrılmış bulunmaktadırlar. M&uuml;h&uuml;rlerden anlaşıldığı &uuml;zere t&uuml;rbedar unvanına sahip bulunan Feyzullah Baba ise bu gruplardan birinin temsilcisi durumundadır.&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Hacı Bektaş Vel&icirc; Derg&acirc;hı t&uuml;rbedarı unvanını kullanmakta olan Hacı Feyzullah Baba, 22 Ağustos 1327 / 4 Eyl&uuml;l 1911 tarihinde bizzat g&ouml;nderdiği bir arzuhalde Hacı Bektaş Vel&icirc; derg&acirc;hındaki Babag&acirc;n ve dervişanın tamamının padişaha duacı olduklarını belirtmektedir. O da Cemaleddin Efendi&#8217;nin servetine g&uuml;venerek, işlerine karıştığını beyan etmektedir. Onun iki bu&ccedil;uk senedir kendileri hakkında bir &ccedil;ok isnatlarda bulunduğunu, İstanbul&rsquo;a kadar gelerek, yedi sekiz ay kendileri aleyhinde şikayetlerde bulunduğunu ifade etmektedir. Feyzullah Baba altı yedi aydır yiyecek yardımı (taamiye) alamadıklarını belirtmekte ve devletten yardım istemektedir.<br /> Feyzullah Baba, tekkenin durumunu Rumeli&#8217;nin muhtelif yerlerindeki Bektaş&icirc; tekkelerine de bildirerek yardım istemiştir. Devlet ise Hacı Bektaş Tekkesi&#8217;nden Arnavut n&uuml;fusun yoğun olarak bulunduğu Bektaş&icirc; tekkelerine &ccedil;ekilen telgraflardan ve g&ouml;nderilen mektupların mahiyetini &ouml;ğrenmek istemektedir. Manastır valisi 18 Eyl&uuml;l 1327 / 1 Ekim 1911&#8242; de Dahiliye Nezareti&#8217;ne g&ouml;nderdiği şifre telgrafla durumu a&ccedil;ığa kavuşturmuş ve Hacı Bektaş tekkesinden g&ouml;nderilen telgraf ve mektuplarda yalnızca yardım istendiğini belirtmiştir.&#8221;&nbsp; </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Feyzullah Baba&#8217;nın Rumeli&#8217;deki hemşehrilerinden yardım isteyişi bir Rumeli-Anadolu hatta bir T&uuml;rk-Arnavut ayrışmasının başlama s&uuml;reci olarak değerlendirilmemelidir. Burada yapılan bir hemşehri dayanışmasından ibarettir.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Nakşi bendi Şeyhi Hamza Efendi ise Feyzi Baba&#8217;nın asla resmi bir sıfata sahip değilken daha &ouml;nce derg&acirc;hı ele ge&ccedil;irmiş, burada bulunanları derg&acirc;htan kovmuş, ve kendisini de vazifesini yapmaktan men etmiş olduğundan s&ouml;z etmektedir. Şeyhe g&ouml;re Feyzullah Baba derg&acirc;hın mutfak masrafına (taamiyesine) el koymuş bulunmaktadır ve etrafına bir &ccedil;ok Arnavut doldurmuştur. Kendi fikirlerine katılmayan T&uuml;rk dervişleri derg&acirc;htan &ccedil;ıkarmıştır ve derg&acirc;hı ziyarete gelen misafirleri de i&ccedil;eriye almamaktadırlar.&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bab-ı Meşihatın Hacı Bektaş Hankahına atadığı resmi şeyh Hamza Efendi rakiplerini bertaraf etmek i&ccedil;in T&uuml;rk-Arnavut ayrışmasını kullanmaktadır. Ama konuyu ciddiye alanlar da bulunmaktadır.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 14 Şubat 1327 / 27 Şubat 1911 tarihinde Ankara Valisi&#8217;nin Dahiliye Nezaretine yazmış bulunduğu bir yazıda Hacı Bektaş Vel&icirc; derg&acirc;hında Celebi Efendi ile bazı derg&acirc;ha mensup şahıslar arasında g&ouml;r&uuml;şme sağlanmışsa da uzlaşma olmadığı ve bunların arasındaki l&uuml;zumsuz m&uuml;nakaşaların s&uuml;regeldiği belirtilmektedir. Vali, Feyzi Baba&#8217;nın derg&acirc;htan uzaklaştırılmasının Rumeli&#8217;de b&uuml;y&uuml;k problemler doğuracağını belirtmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Feyzi Baba Arnavut Bektaş&icirc;lerdendir. Bu arada derg&acirc;hın &Ccedil;elebilere de bırakılmasının uygun olmayacağını yazan Ankara Valisi, meşihat meselesinin B&acirc;b-ı Meşihatı ilgilendirdiğini belirttikten sonra, bu makama vekaleten tarafsız birinin t&acirc;yinini istemektedir. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 1328/1912 Martına gelindiği zaman Hacı Bektaş Nahiyesinde, Hacı Bektaş Vel&icirc; Derg&acirc;hı&rsquo;ndaki iktidar m&uuml;cadelesiyle ilgili olaylar gittik&ccedil;e artan bir şiddetle su y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkmış bulunmaktadır. &Ccedil;elebi Cemaleddin Efendi taraftarları, Feyzullah Baba&#8217;nın Arnavut&ccedil;uluk (bu ifadenin milliyet&ccedil;ilik anlamında olduğuna dair elimizde delil bulunmamaktadır; bu kelime, daha ziyade hemşehricilik anlamındadır.[Y.S]) yaptığını merkeze bildirmektedirler. 21 mart 1328/ 3 nisan 1912 tarihinde Dahiliye Nezareti&#8217;ne g&ouml;nderdikleri İstanbul, Dersim, Sivas, Amasya ve Arabgir&#8217;de yasayan Bektaş&icirc; dervişlerinin 92&#8217;sinin m&uuml;hr&uuml;yle -ki bunlardan bir kısmı aşiretlerini temsilen imzalamışlardır- arzuhalle Feyzullah Baba&#8217;nın Bektaş&icirc; tarikatını &quot;m&uuml;cerred ve Arnavut unsuruna m&uuml;nhasır&quot; olarak g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, bu duruma ise milyonlarca T&uuml;rk, K&uuml;rt ve diğer unsurlardan olan ehl-i tarikin g&uuml;cendiği belirtilmektedir.8 Cemaleddin &Ccedil;elebi ise bir yıl sonra a&ccedil;ık&ccedil;a Feyzullah Baba ve adamlarının &quot;Arnavut İstiklal Komitesi&quot; sergerdelerinden olduğunu iddia edecektir. Ona g&ouml;re Feyzullah Efendi Arnavutluktan peyderpey gelmekte olan ve derg&acirc;hta bulunan adamlarını artık Anadolu&#8217;nun her tarafına g&ouml;nderip Arnavut devleti kurmak gayesi g&uuml;denlere yardım toplamaktadır. Bu ihtilalciler nakit paraya muhta&ccedil; oldukları i&ccedil;in onlara para yardımı etmekte, bunu da g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte derg&acirc;h namına yardım topluyormuş gibi yapmaktadır.(7 Mayıs 1329/1913) <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Devlet, bu konuyu yakından takip etmektedir. Şeyh adaylarından birinin Arnavut olması, Arnavutlukta &ccedil;ıkması muhtemel karışıklıkların sebebi olabileceğinden, bu hususta devleti daha dikkatli olmaya sevk etmektedir. 15 Mayıs 1328/ 28 Mayıs 1912 tarihinde Yanya Valisi Mehmed Ali Bey Dahiliye nezaretine g&ouml;nderdiği şifre telgrafta, Arnavutluktaki Bektaş&icirc; babalarının Halvet&icirc; şeyhi (doğrusu Nakşi şeyhi olmalıdır, vali tarikat ismini yanlış bilmektedir. [Y.S]) Hamza Efendi&#8217;nin vefatı &uuml;zerine P&icirc;revi&#8217;ne kendilerinden birini şeyh olarak t&acirc;yin ettirmek arzusunda olduklarını yazmaktadır. Vali Ergiri Mutasarrıfının kendisine yazdığı bir telgraftan da s&ouml;z etmektedir. Ergiri Mutasarrıfı &uuml;&ccedil; ay boyunca sorumlu olduğu b&ouml;lgeyi dolaştığını, Bektaş&icirc; Babalarıyla g&ouml;r&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, onların Osmanlılığa ve mevcut h&uuml;kumete bağlı olduklarını beyan ettiklerini bildirmektedir.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Rumeli&rsquo;deki Bektaş&icirc; Babaları Feyzi Baba&#8217;ya olan desteklerini devletin muhtelif m&uuml;esseselerine &ccedil;ektikleri telgraflarla da g&ouml;stermektedirler. Tepedelen Kazasında Toyran derg&acirc;hı postnişini Ahmed Baba, Kostan Derg&acirc;hı postnişini Ahmed Baba, Priştine Derg&acirc;hi postnişini Şaban Baba, Matuhes Karyeli Salih Baba, Ergiri Derg&acirc;hı postnişini S&uuml;leyman Baba, 16 Haziran 1328&#8217;de Iskrapar&#8217;dan Evkaf Nezareti&#8217;ne, Dahiliye Nezareti&#8217;ne ve B&acirc;b-ı Meşihat&#8217;e muhtevaları aynı olan birer telgraf &ccedil;ekmişlerdir.&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Yukarıdaki arzuhaller, derg&acirc;hta m&uuml;cadele etmekte olan gruplardan Nakş&icirc; şeyhi Hamza Efendi&#8217;nin m&uuml;cadeleden fiilen &ccedil;ekilmiş olduğunu ortaya koymaktadır. M&uuml;cadeleyi s&uuml;rd&uuml;rmekte olan gruplardan biri sık sık II. Meşrutiyet&rsquo;le başlamış bulunan h&uuml;rriyet ortamından s&ouml;z etmekte ve rakiplerin istibdad d&ouml;neminin adamı olmakla su&ccedil;larken diğeri ise rakiplerini Arnavut&ccedil;uluk yapmakla su&ccedil;lamaktadır. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Hacı Bektaş Veli Dergahında bulunan Babagan Bektaşilerinin &ldquo;dedebaba&rdquo;sı Feyzullah Baba&#8217;nın o sıralarda başlamış, hatta gelişmekte olan Arnavut milliyet&ccedil;iliği hareketiyle ilişkili g&ouml;stermek eldeki belgelere dayanarak m&uuml;mk&uuml;n g&ouml;r&uuml;nmemektedir. Hatta bu belgele dayanarak Feyzullah Baba&#8217;nın bir Arnavut milliyet&ccedil;iliği hareketinin tamamen dışında olduğu da pekala s&ouml;ylenilebilir. Onun m&uuml;cadelesi hemşehrisi Arnavutlara dayanarak, Bektaşi &Ccedil;elebilerine karşı bir iktidar m&uuml;cadelesi vermekten ibarettir. Daha sonra Babagan kolu dedebabası olarak onun yerine ge&ccedil;ecek olan Salih Niyazi Dedebaba da Arnavut k&ouml;kenli olduğu halde T&uuml;rk bağımsızlık m&uuml;cadelesinde &ouml;nemli g&ouml;revler &uuml;stlenecektir.</p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 1.1-BEKTAŞİLİK VE ARNAVUT MİLLİYET&Ccedil;İLİĞİ<br /> Osmanlı İmparatorluğunda kendisini en son hissettiren Arnavut milliyet&ccedil;iliği idi. 1877-1878 Osmanlı Rus harbinde T&uuml;rklerin yenilmesi &uuml;zerine a&ccedil;ığa &ccedil;ıktı. Berlin kongresi 1878 temmuzunda &ldquo;tarafsız&rdquo; olarak g&ouml;r&uuml;len başkan Bismarck&#8217;ın y&ouml;netiminde toplandı. Sırplar, Karadağlılar, Romanyalılar ve Bulgarlar bu paylaşımda aslan payını alırlarken, Arnavutlar &ldquo;Arnavut diye bir millet yoktur&rdquo; denilerek Bismarck tarafından kovuldular. Sırplar ve Karadağlılar Arnavutların yaşadıkları toprakları işgal ederek genişlediler. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 temmuz 1878&#8217;de Arnavutların haklarını savunmak amacıyla Arnavut milliyet&ccedil;ilerinden oluşan Prizrin ittifakı toplandı. Burada &ldquo;besa&rdquo; yani kutsal yemin edildi. İttifak şu kararları aldı:<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 1-Sultanın egemenliği devam edecektir ve Arnavut toprakları herhangi bir işgale karşı &ouml;l&uuml;m&uuml;ne savunulacaktır.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 2-Arnavutlarca meskun b&ouml;lgelerin bir b&uuml;t&uuml;n olarak Osmanlı Devleti&#8217;nin tayin edeceği bir vali tarafından ve Manastır&#8217;dan y&ouml;netilmesine karar verilmiştir. Bu vali se&ccedil;imle gelecek olan Arnavut temsilcilere danışarak b&ouml;lgeyi y&ouml;netecektir.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 3-Arnavut&ccedil;a resmi dil olarak kullanılabilecektir.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 4-Osmanlı ordusunun y&ouml;netiminde bir Arnavut g&uuml;c&uuml; kurulacaktır.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Prizrin İttifakı&#8217;nın mimarları Abdul Fraşeri, Frenk Bib Doda, Elias Paşa Dibradır. İttifak&nbsp; Sultan II. Abd&uuml;lhamid&#8217;in hayırdualarıyla toplanmıştı. Ama kongre kararları fiiliyata ge&ccedil;medi ve kongre bir daha toplanamadı. İttifak kararları başarıyla uygulanamadı, Sırplar ve Karadağlılar, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;&ccedil;lerin askeri yardımları ile bazı Arnavutlarla meskun k&ouml;y ve kasabaları işgal ettiler. İtiifak taraftarları karargahlarını bazı şehir ve kasabalara yaymayı başardılar.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Sultan II. Abd&uuml;lhamid Arnavut ahalinin meskun bulunduğu b&ouml;lgelerdeki bazı okullarda Arnavut&ccedil;a eğitim yapılmasına izin verdi. 1884&#8217;te Kro&ccedil;a&#8217;da ilk Arnavut&ccedil;a eğitim yapan okul yalnızca erkek &ouml;ğrenciler i&ccedil;in a&ccedil;ıldı. 1891&#8217;de ise Kızlar i&ccedil;in Arnavut&ccedil;a eğitim veren okul aynı şehirde eğitime başladı. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bektaşi tabanlı Arnavut milliyet&ccedil;iliği, Arnavut&ccedil;anın geliştirilmesi merkezli olarak oluşmaktadır. Salih Baba isimli bir Bektaşi yazmış olduğu şiirde ş&ouml;yle demektedir:<br /> Yalnız değilim,<br /> Allahım sana yalvarıp yakarıyorum,<br /> Dilim seni zikrediyor Ali!<br /> Ali&#8217;yi Ahmed-i Muhtarı,<br /> Hacı Bektaş H&uuml;nkarı.<br /> Bu şiiri derdime terc&uuml;man kılıyorum<br /> K&ouml;t&uuml;lerin beni hapsettiklerinden beri.<br /> Zira dilimi &ouml;ğreniyorum ben,<br /> Uyandırmak i&ccedil;in Arnavutları.<br /> Yurdumda, Vlora, Kudhesi&#8217;de<br /> Tam &uuml;&ccedil; y&uuml;z on sekiz yıldır T&uuml;rk&ccedil;e hakim,<br /> Zuhur etti Muaviye.<br /> M&uuml;nafıklar el birliği ettiler,<br /> Beni engellemek i&ccedil;in.<br /> &Ouml;ğrendi Arnavut&ccedil;ayı yaydığımı T&uuml;rkiye,<br /> Gelen bir &ccedil;ift atlıyla,<br /> hapishaneye yollandım.<br /> Ey Salih durma boş boş,<br /> Terc&uuml;me et Fuzuli&#8217;yi&#8230;<br /> Arap&ccedil;a&#8217;dan Fars&ccedil;adan&#8230;<br /> &Ccedil;ok insan var Arnavut&ccedil;a okuyan. <br /> Bu şiir Arnavut&ccedil;uluk ve Bektaşiliğin birlikte ifadesinin &ouml;nemli &ouml;rneklerinden biridir.</p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Arnavut milliyet&ccedil;iliği bazen m&uuml;nferit girişimler, bazen kitlesel hareketlerle gelişmektedir. &Ccedil;oğu bireysel bir tavır alışla -hi&ccedil; değilse Arnavutluk bağımsız bir devlet olana kadar b&ouml;yledir- bu hareketin i&ccedil;inde yer alan Bektaş&icirc; Babaları Arnavut dilinin &ouml;ğretilmesi, Arnavut&ccedil;a kitapların yayılması ve Arnavut okullarının a&ccedil;ılması i&ccedil;in &ccedil;alışmışlardır. Daha sonra II. Abd&uuml;lhamid b&uuml;t&uuml;n okulları kapatarak Arnavut&ccedil;a kitap okunmasını yasaklayacaktır. Bu defa bazı Bektaş&icirc; tekkeleri bir dizi gizli okullar ağı oluşturmuşlardır. Bu Bektaş&icirc; &#8211; Arnavut ağının Arnavutluk denilen toprakların dışında da destek merkezleri bulunmaktadır. J&ouml;n T&uuml;rkler d&ouml;neminde ise Arnavutlar Latin harfleri ve Arap harflerini kullanma kararı konusunda bir dizi tartışma yapmışlardır. J&ouml;n T&uuml;rkler Glirokaster&#8217;deki tekkelerden birine kendi yandaşlarından birini g&ouml;ndererek hem Arap harflerinin devamı, hem de Arnavutların imparatorluk sınırı i&ccedil;inde kalmalarını temine &ccedil;alışmışlardır. Ancak bu gayret başarısızlıkla sonu&ccedil;lanmıştır. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Clayer, daha sonraları Arnavutlar silahlı isyana kalkınca Bektaş&icirc; Babalarının bu hareketi de desteklediğini yazmaktadır. Mesela Melsan Tekkesi şeyhi Baba H&uuml;seyin ilk milli &ccedil;eteyi 1906&#8217;da kendi tekkesinde kurmuştur. B&uuml;t&uuml;n Arnavut Bektaş&icirc;lerini bu hareketin i&ccedil;inde g&ouml;stermek m&uuml;mk&uuml;n değilse de, pek &ccedil;ok Bektaş&icirc; tekkesi harekette yer almıştır. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Arnavut isyanı konusunda arşiv bilgileri de bir hayli bilgiler vermektedir. 1329 rumi, 1911 miladi tarihli belgeye g&ouml;re Osmanlı Devleti Arnavutların silahlı isyana hazırlandıklarını haber almakta ve bu hazırlıkları takip etmektedir. Ergiri mutasarrıfı bu konuda Halvet&icirc; ve Bektaş&icirc; babalarından haber aldığını, ortamın sakin olduğunun anlaşıldığını Tepedelen kaymakamına bildirmektedir. Belge, Halvet&icirc;lerle birlikte Bektaş&icirc; tekkelerinin bazılarının devlete istihbarat sağladığını ortaya koymaktadır. 16 Merkeze gelen istihbarat bilgileri bazı Bektaş&icirc; şeyhlerinin &ndash;&ouml;rnek olarak Kil&uuml;sireli Ahmed Baba ve arkadaşlarının- bu isyan hareketiyle ilgili olduklarını, bazılarının da &ndash;Tepedelen Bektaş&icirc; Şeyhi Ahmed Baba- bu işe karışmadıklarını bildirmektedir. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Arnavut Bektaşiliğinin, ya da Bektaşi Arnavutların Arnavut milliyet&ccedil;iliği d&uuml;ş&uuml;ncesine katılmalarının &ouml;nc&uuml;lerinden biri de Fraşeri Kardeşlerden Naim Fraşeri dir. Naim Fraşeri, Arnavut dilinde yazmış bulunduğu &ldquo;Kerbela Mersiyesi&rdquo; ile bu konunun &ouml;nc&uuml;lerinden olmuştur. Naim Fraşeri k&ouml;kten Bektaşiliğe dayanan Arnavut ailelerden birine mensuptur. &Uuml;nl&uuml; Kamus-ı T&uuml;rki yazarı Şemseddin Sami&#8217;nin de kardeşi olan Naim Bey, Kerbela Mersiyesi&#8217;yle iyiyle k&ouml;t&uuml;n&uuml;n mazlumla zalimin, Hz.H&uuml;seyinle Yezid&#8217;in macerası altında Arnavut halkıyla Osmanlı devletinin m&uuml;cadelesini anlatmak istemiştir. Bektaşi şairlerinden Melek Baba onu &quot;Zemra e Shqip&euml;ris&euml;, gurra e urt&euml;sis&euml;, pishtar i vegj&euml;lis&euml;, shejtor i njer&euml;zis&euml;&quot;Arnavutluğun kalbi, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k meşalesinin taşıyıcısı insanlığın efendisi olarak değerlendirmektedir.&nbsp; Naim Fraşeri&#8217;nin Kerbela isimli 24 b&ouml;l&uuml;ml&uuml;k mersiyesi ilk kez 1898 yılında yayınlanmıştır. Dini gibi g&ouml;r&uuml;nmekle birlikte siyasi bir karşı koyuş olan bu eserinde Naim Fraşeri, doğunun geleneksel temalarından yararlanarak aydınlanmacı, h&uuml;manist, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k&ccedil;&uuml; d&uuml;ş&uuml;nceler ortaya koymuştur. O, Bu şiiriyle İmamın yani Hz. H&uuml;seyin&#8217;in adaletini y&uuml;celtmiş, zalimin, yani Yezid ve takip&ccedil;ilerinin adaletsizliğine karşı &ccedil;ıkmıştır. Bu mersiye aslında Arnavutlarla Osmanlıların savaşına g&ouml;ndermelerde bulunmaktadır. O&#8217;na g&ouml;re bu savaşı adaletin yanında yer alan Arnavutlar kazanacaktır. Mersiyenin devamında Frasheri birdenbire Kerbela&#8217;yı unutur ve milli konularda konuşmaya başlar. Arnavut&ccedil;anın gelişmesi, &ouml;ğretim ve eğitim, Arnavutların birliği ve aralarında nezaketin, kardeşliğin geliştirilmesi konularına ge&ccedil;er. Fraşeriye g&ouml;re savaş dini kurtuluş anlamına geldiği kadar milli bağımsızlık anlamına da gelmektadir. Frasheri bu destansı mersiyesiyle şiirsel &ouml;zlemleri &uuml;zerinde h&uuml;k&uuml;mler vermektedir. O, aynı yıl yayınlanan başka bir eserinde ise Arnavutların Osmanlılara karşı m&uuml;cadeleler veren milli kahramanı İskender Bey&#8217;i anlatmaktadır.&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Naim Bey eserlerinde yalnız olağan&uuml;st&uuml; kahramanları anlatmamaktadır. Arşi Pipa&#8217;ya g&ouml;re o, sıradan &ccedil;obanları ve k&ouml;yl&uuml;leri edebiyat sahnesine sokan adamdır.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Naim Bey milliyet&ccedil;iliği gibi Bektaşiliğinde de samimidir, Bektaşiliğin bir g&uuml;n b&uuml;t&uuml;n Arnavutluğun inancı olarak, İslamla Hristiyanlık arasındaki ayrılıkları gidereceğine inanmaktadır. Naim Bey&#8217;e g&ouml;re, Arnavut&ccedil;uluk hareketi Osmanlı egemenliğini temsil eden S&uuml;nni İslamın değil, Arnavut halkını temsil eden Bektaşiliğin yanında yer almalıdır. Frasheri Arnavutluğa &ouml;zg&uuml; bağımsız bir Bektaşi tarikati kurmayı arzulamaktadır. Bu bağlamda Bektaşi babalarını Anadoludaki merkez tekkeyle irtibatı kesme konusunda iknaya &ccedil;alışmaktadır. Naim Bey Bektaşi terminolojisini yabancı dillerin, &ouml;zellikle de T&uuml;rk&ccedil;e&#8217;nin hakimiyetinden kurtarmak istemektedir.&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 1.2-BEKTAŞİLİK VE T&Uuml;RK MİLLİYET&Ccedil;İLİĞİ<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Genel olarak Bektaşi tarikatinde, &ouml;zel olarak da Babagan kolunda T&uuml;rk ve Arnavut dervişlerin Arnavut&ccedil;uluk ve T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k i&ccedil;erisinde yer almaları farklı dinamiklerle ilişkilidir. Yukarıda g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere Arnavut milliyet&ccedil;iliği, Genel Bektaşilikten ayrılarak bir Arnavut Bektaşiliği kurmak &uuml;zerinde yoğunlaşırken T&uuml;rk milliyet&ccedil;iliği, Bektaşiliğin b&uuml;t&uuml;n dinamiklerini T&uuml;rkl&uuml;kle &ouml;zdeşleştirme &uuml;zerinde gelişmektedir. T&uuml;rk Bektaşiliğinin T&uuml;rk&ccedil;&uuml;l&uuml;k hareketi, Arnavut Bektaşilere karşı bir &ldquo;aks&uuml;lamel&rdquo; olarak doğmuş ve gelişmiş değildir. Cumhuriyetin ilk yıllarında kaleme alınan ve yazarının isminin kayıtlı olmadığı bir el yazması bize bu konuda teferruatlı bilgiler vermektedir.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bektaşi dervişi olduğunu belirten me&ccedil;hul yazar Bektaşiliğin doğuş ve gelişme sebeplerini T&uuml;rk milletinin genel &ouml;zelliklerine bağlamaktadır:<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Bektaş&icirc;lere g&ouml;re başta İmam-ı Azam olduğu halde diğer mezhep sahiplerinin pek dar bir &ccedil;evre i&ccedil;ine aldıkları &ldquo;şeriat&rdquo; insanı her haktan mahrum ediyordu. Bu hakların&nbsp; en başında cemiyet ve aile hayatı bulunuyordu. Bektaş&icirc; liderleri bu ilhamı da &ccedil;evreden alıyordu. T&uuml;rkistan&rsquo;da ve eski aşiret hayatlarında kadınıyla kızıyla ve ahenkdar sazıyla tam bir sosyete hayatı yaşamaya alışan T&uuml;rkler, camilerde vaaz eden ulemanın b&uuml;t&uuml;n bunlara karşı haramdır diye k&ouml;p&uuml;re k&ouml;p&uuml;re bağırmasından ve &ouml;nlerindeki sedefli rahleyi yumruklamasından bir şey anlamıyorlardı. Aynı zamanda yeni İslam olan Hıristiyanlar da aynı h&acirc;let-i ruhiye i&ccedil;erisinde idiler. Bu hal İslamlığa karşı ş&uuml;pheli ve m&uuml;tereddit bir &icirc;man yaşatıyor, ş&uuml;pheli &icirc;man ise hakiki m&uuml;minlerin adetini azaltıyordu. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Binaen aleyh esasen birbirlerinin noksanını ikmal eden dinlerde ihtiyaca muvafık/uygun par&ccedil;alar alınarak bunları bir noktada birleştirmek, şeriatın dar &ccedil;er&ccedil;evesini biraz genişletmek olacaktı, nitekim b&ouml;yle de oldu. T&uuml;rkler milli hayatlarının en cazip &acirc;detlerini Bektaş&icirc; &acirc;yinlerinde bularak bu yeni rehbere nasıl d&ouml;rt elle sarılıyorsa hen&uuml;z İslam olan Hıristiyanlar da eski dinlerinin itikatlarına m&uuml;şabih/benzer telakki ve kaideleri Bektaş&icirc;likte g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e ona can atıyor ve İslamlığa daha kuvvetli bağlarla bağlanıyordu.&rdquo; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; T&uuml;rk Bektaşilerin milliyet&ccedil;ilik yaklaşımlarında Arnavut Bektaşilerinkinden esaslı farklılıklar bulunmaktadır. Arnavut milliyet&ccedil;isi Bektaşiler, Arnavut Bektaşiliğinin, Arnavut milletine has bir yapı i&ccedil;erisinde yeniden teşekk&uuml;l&uuml; i&ccedil;in m&uuml;cadele ederlerken, T&uuml;rk milliyet&ccedil;isi Bektaşiler, Bektaşilikle Arnavutluğu &ouml;zdeşleştirme gayretleri i&ccedil;erisindedirler.&nbsp; Arnavutlukla Bektaşiliğin &ouml;zdeşleştirme girişimi bug&uuml;n bile Arnavut Bektaşiler arasında g&ouml;r&uuml;lmemektedir. Bunda elbette Hacı Bektaş Veli&#8217;nin T&uuml;rk oluşunun ve Bektaşiliğin doğup yayıldığı coğrafyanın T&uuml;rklerle meskun alan oluşunun &ouml;nemli rol&uuml; vardır.&nbsp; Ş&ouml;yle bir yorumda bulunmak sanırım aşırı olmayacaktır: Burada vurgulanması gereken temel nokta Arnavut milliyet&ccedil;isi Bektaşilerin &ldquo;Biz Arnavut Bektaşiler olarak T&uuml;rk Bektaşilerden farklıyız&rdquo; d&uuml;sturuyla hareket ederlerken, T&uuml;rk milliyet&ccedil;isi Bektaşilerin &ldquo;Biz Bektaşiler T&uuml;rk&uuml;z, her Bektaşi doğal olarak T&uuml;rkt&uuml;r, ya da intisapla birlikte T&uuml;rkl&uuml;ğe de girmeli T&uuml;rk olmalıdır&rdquo; d&uuml;sturunun savunucusu olduklarıdır.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu bağlamda, fikirlerini ortaya koyan Me&ccedil;hul Bektaşi ilk olarak, Hacı Bektaş Velinin Bektaşiliği T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml; Arap etkisinden kurtarmak i&ccedil;in oluşturduğu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ndedir. Ona g&ouml;re Hacı Bektaş Veli, &ouml;z T&uuml;rk ve T&uuml;rkmen kanlarını kardeş elleriyle heder ettirmekten korumuştur. Tıpkı piri ve m&uuml;rşidi Ahmed Yesev&icirc; gibi T&uuml;rk&rsquo;&uuml;n mill&icirc; hayatını artırmak ve yabancı tesirlerden korumak suretiyle işe başlamış, Baba İshak&rsquo;ın silah kuvvetiyle yapamadığını fikir kuvvetiyle yapmıştır.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Me&ccedil;hul Bektaşi d&uuml;ş&uuml;ncelerini d&ouml;nemin hakim ideolojisi olan cumhuriyet&ccedil;ilik ve Bektaşilik ilişkis &uuml;zerine y&ouml;neltir. Ona g&ouml;re T&uuml;rkl&uuml;kle Bektaşilik kadar, cumhuriyet&ccedil;ilikle Bektaşilik de &ouml;zdeştir:<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Cumhuriyetin &icirc;l&acirc;nıyla tariklerin ilgasına/ kapatılmasına kadar b&ouml;ylece devam etti. Osmanlı İmparatorluğunu tarihin s&icirc;nesine g&ouml;men T&uuml;rkiye Cumhuriyeti diğer tarikler gibi Bektaş&icirc;liği de resmen ilga etmişti. Fakat Bektaş&icirc;ler bundan m&uuml;teessir olmak ş&ouml;yle dursun bilakis/ tam aksine gayet memnundu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; cumhuriyetin bu g&uuml;nk&uuml; gaye ve umdesi Bektaş&icirc;liğin asl&icirc; fikir ve emellerinin tahkiki/ger&ccedil;ekleşmesi demekti. Bektaş&icirc;ler ne istiyordu? <br /> 1-T&uuml;rkleri Arap ve İran harsına/k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nde erime tehlikesinden korumak. Artık bu tehlike tamamen z&acirc;il olmuştu. <br /> 2-Milli h&uuml;k&uuml;meti her şeyden &uuml;st&uuml;n tutmak. Bu da husul bulan bir keyfiyetti. <br /> 3-Ulema tesirini kırarak herkesin vicdan ve fikirleri i&ccedil;inde yaşaması. İşte Bektaş&icirc;ler i&ccedil;in en m&uuml;him nokta bu idi. Ellerinde şeriat namını verdikleri taassup ve cehalet silahı olduğu halde avam/ sıradan insanlar ve c&uuml;helayı/cahilleri m&acirc;nev&icirc; tehditlerle elde eden asırlardan beri T&uuml;rk milletinin terakk&icirc;/ilerleme ve inkişaf/gelişme kapılarını seddeden/&ouml;rten ulema denilen cahil ve hırslı z&uuml;mrenin ortadan kalkması Bektaş&icirc;lerin en esaslı g&acirc;yesini tatmin etmişti.&rdquo; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Me&ccedil;hul Bektaşinin, Bektaşiliğinden kuşku duyulması i&ccedil;in hi&ccedil;bir sebep g&ouml;r&uuml;nmemektedir. Ama onun cumhuriyet d&uuml;ş&uuml;ncesine de bağlılığındaki samimiyetten kuşkulanmak yersizdir. Me&ccedil;hul bektaşi, yetişmiş olduğu tekke muhitini, aynı anda veya sonradan tanıştığı cumhuriyet d&uuml;ş&uuml;ncesiyle kendi i&ccedil;erisinde telif etmiş ve uyumlu hale getirmiş bulunmaktadır. Bu iki farklı d&uuml;ş&uuml;ncenin aynı insanda b&uuml;t&uuml;nleşmesi o raddeye varmaktadır ki, me&ccedil;hul Bektaşi kendi dergahlarının cumhuriyet uğruna kapatılmasına bile rıza g&ouml;stermekte hatta bu durumu şiddetle desteklemektedir:&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Yukarıda saydığımız sebeplere binaen artık b&uuml;t&uuml;n siyasi emel ve g&acirc;yelerinin tatmin edilmiş olduğunu g&ouml;ren Bektaş&icirc;lik, tarikatların ilgası &uuml;zerine altı asırlık hayatını tarihin ve muh&icirc;blerinin sinesine g&ouml;merken tamamen memnundu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ldquo;T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; hissedenlere b&uuml;t&uuml;n m&acirc;n&acirc;sıyla benlik ve serbestlik temin eden cumhuriyet en meden&icirc; inkılap d&uuml;sturlarıyla i&ccedil;tim&acirc;&icirc; hayata da vasi/geniş bir h&uuml;rriyet temin etmişti. İ&ccedil;tima&icirc; nizamı ihlal etmemek şartıyla cumhuriyetin her ferde siyyanen/ eşit olarak temin ettiği b&uuml;y&uuml;k h&uuml;rriyet karşısında gizli temennilere heybet ve haşyet veren resimlerle/t&ouml;renlerle s&acirc;likler/m&uuml;r&icirc;dler teminine artık hi&ccedil; l&uuml;zum kalmamıştı. &ldquo;<br /> -&ldquo; D&uuml;nk&uuml; buhur kokulu meydan bug&uuml;n &ldquo;salon&rdquo; lara inkılap etmiş, d&uuml;nk&uuml; &ccedil;elik telli sazlar bu g&uuml;n yerini bandolara terk etmiştir. &Acirc;lem yine o &acirc;lem, devran yine o devran. Aradaki fark yalnız bir tecedd&uuml;tt&uuml;r/ yeniliktir. Bu tekkenin sırrına v&acirc;kıf olanlar hi&ccedil; aldanmayacaklardır. D&uuml;n loş, kuytu meydanlarda demlerine niyaz edenler, gaib erlere g&uuml;lbenk &ccedil;ekiyorlardı. Bug&uuml;n de o m&uuml;nevver/ışıklı ve muattar/kokulu salonlarda cazların vecd ve neşe sa&ccedil;an &acirc;hengi arasında şampanya kadehlerini ellerine alanlar d&uuml;nk&uuml; kasvetli ve endişeli yaşayışla bu g&uuml;nk&uuml; nurlu hayat arasında mukayese yaparak ve başlarını kalplerinin &uuml;zerine eğerek şu g&uuml;lbengi &ccedil;ekeceklerdir:<br /> -&lsquo;&Uuml;zerimizde h&acirc;zır ve n&acirc;zır olan ger&ccedil;ek erenlerin demine devranına h&uuml; diyelim h&uuml;.&rsquo;&rdquo;&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Yukarıda sunulan &ouml;rnek, kenarda k&ouml;şede kalmış ve yapayalnız bir Bektaşi dervişinin ideolojik saplantılarla, Bektaşilikten vazge&ccedil;erek kaleme aldığı yazılar değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; cumhuriyet, laiklik ve Kemalizmin Bektaşilikle telif edilmesi &ouml;rnekleri pek &ccedil;ok Bektaşide g&ouml;r&uuml;len bir tavır alıştır. &Ouml;rneğin kendisi aslen Arnavut k&ouml;kenli bir Bektaşi babası olan Kazım Baba bir nefesinde şunları s&ouml;ylemektedir:<br /> Uluslar birleştiler<br /> &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hepsi eştiler<br /> T&Uuml;RK namını aldılar<br /> Her yere yerleştiler</p>
<p> Ş&uuml;k&uuml;r olsun Tanrıya<br /> T&uuml;rk yaratmış bizleri<br /> ne mutlu T&uuml;rk olana<br /> kabarsın g&ouml;ğ&uuml;sleri</p>
<p> Sulhu sevenlerdeniz<br /> Cumhuriyetperveriz<br /> Laikus prensipli<br /> Biz Kemalistlerdeniz</p>
<p> Atat&uuml;rkt&uuml;r başımız<br /> Demokrasi işimiz<br /> &Uuml;n saldık her tarafa<br /> Bezl ederek canımız </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 2-KURTULUŞ SAVAŞI VE BEKTAŞİLER<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Babagan Bektaşileri, tıpkı &Ccedil;elebiler kolu gibi T&uuml;rk kurtuluş savaşında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yanında yer almışlardır. Milli m&uuml;cadelenin yer altı teşkilatında espiyonaj faaliyetleri y&uuml;r&uuml;tmekten, silah nakliyatına ve bizzat cephede savaşmaya kadar pek &ccedil;ok faaliyette bulunmuşlardır.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Babagan Bektaşilerinin dedebabası, Hacı Bektaş Dergahı t&uuml;rbedarı unvanıyla Salih Niyazi Dedebaba, Mustafa Kemal Paşa ile bizzat g&ouml;r&uuml;şm&uuml;ş ve istiklal m&uuml;cadelesine destek vermiştir. Yukarıdaki b&ouml;l&uuml;mde bir şiirinden s&ouml;z ettiğimiz H&uuml;seyin Kazım Baba da M&uuml;dafaa-i Milliye grubunda yer almıştır. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Her ne kadar bazı Babagan Bektaşiler milli m&uuml;cadeleye muhalefet i&ccedil;erisinde bulunmuşlarsa da bunlar m&uuml;nferit olaylar olarak kalmış, genel bir tutumu yansıtmamıştır. Bu muhalif tutumların pek &ccedil;oğu şahsi kinler ve kızgınlıklar sonucudur. </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 3-AYRIŞIM S&Uuml;RECİNİN İKİNCİ D&Ouml;NEMİ (1925 sonrası)<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 30 Kasım 1925 yılında T&uuml;rkiye&#8217;de b&uuml;t&uuml;n dergahlarla birlikte Bektaşi dergahları da tekrar kapatılmıştır.&nbsp; Salih Niyazi Baba kapatılma haberini duyduğu zaman &ldquo;Bu demektir ki biz bu g&ouml;reve layık değiliz&rdquo; diyerek derhal merkez asitaneyi terk etmiştir. O tasavvufun asıl kalplerde yaşadığını oranın ise asla kapatılamayacağı g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ndedir. Bir s&uuml;re Ankara Ulus&#8217;ta bir otel işletir. Bu oteli gizli bir dergah olarak kullanmak isterse de başaramaz. Gizli olarak Bektaşilik faaliyetlerine 1927 yılına kadar devam eder. 17 Ocak 1930&#8217;da bazı m&uuml;cerred Bektaşi babalarıyla birlikte T&uuml;rkiye&#8217;yi terk ederek Arnavutluğa yerleşir. Aynı yıl Arnavutluktaki Bektaşi cemaatinin &ldquo;dedebaba&rdquo;sı se&ccedil;ilir. İtalyanlar tarafından &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; 1941 yılına kadar bu g&ouml;revini muhafaza eder. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Arnavut Bektaşiler 1925 yılında T&uuml;rkiye&#8217;de dergahların kapatılmasına rağmen 1930 yılına kadar bağlılıklarını s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şlerdir. Ger&ccedil;i 1921&#8217;de bir kongre toplayarak &ldquo;Arnavut Bektaşi Cemaati&rdquo;nin t&uuml;z&uuml;ğ&uuml;n&uuml; oluşturmuşlarsa da bu kongre &ccedil;ok etkili olmamıştır. Salih Niyazi Baba&#8217;ya bağlılık devam etmiştir. Ahmed Zog&#8217;un kral olmasıyla birlikte bu cemaat resmi bir tanınma hakkı kazanmıştır. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bektaşilikle ilgili kararlar, Bektaşi cemaatinin ilk &uuml;&ccedil; kongresiyle birlikte alınmıştır. 4-17 temmuz 1921&#8217;de Skapar&#8217;da yapılan ilk kongrede yukarıda da belirtildiği &uuml;zere kurallar belirlenmiştir. Arnavut h&uuml;k&uuml;meti bu kuralları 1923&#8217;te onaylamıştır. 8 temmuz 1924&#8217;te Hajiderie tekkesinde 2. kongre Ahmet Turan babanın başkanlığında toplanmıştır. Bektaşi cemaati kongreler d&ouml;neminde h&uuml;kumet tarafından &uuml;&ccedil; cemaate denk sayılmakla birlikte asıl 9 temmuz 1929 tarihinde kanunla resmen tanınmıştır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bektaş&icirc; cemaatinin kanunları Mart 1931&#8217;de &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; kongre tarafından onaylanmış ve Kral Zogo tarafından (Bektaş&icirc;ler&rsquo;in lideri ola n Salih Niyazi Dede ile birlikte) imzalanmıştır.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Bu kanun, Bektaş&icirc; merkezlerinin b&ouml;lgesel din&icirc; birimler olarak oluşturulmasını i&ccedil;ermektedir. B&ouml;ylece altı Bektaş&icirc; merkezi kurulmuştur. Kroye Bektaş&icirc; Merkezi&hellip; Elbasan Bektaş&icirc; Merkezi&hellip; Fra şeri Bektaş&icirc; Merkezi&hellip; Kor&ccedil;e Bektaş&icirc; Merkezi&hellip; Priştine Bektaş&icirc; Merkezi&hellip; Girokastra Bektaş&icirc; Merkezi..<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Din&icirc; gruplarla ilgili yeni kanunların oluşturulması bağlamında Bektaş&icirc;ler hakkındaki yeni kanunlar 15 Mayıs 1945&rsquo;te Tiran&rsquo;da toplanan d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; kongrede resmen onaylamışlardır.&nbsp;&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Salih Niyazi Dedebaba&#8217;nın &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesinden sonra Ali Rıza Baba, Arnavut Bektaşilerin dedebabası olarak se&ccedil;ilmiştir. Ama onun dedebabalığı son derece tartışmalı olmuştur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Ali Rıza Baba olduk&ccedil;a bilgisiz biridir. Kısa s&uuml;re sonra da zaten istifa eder ve yerine Kamber Ali Prişta atanır. II. D&uuml;nya savaşından sonra Kom&uuml;nist h&uuml;k&uuml;met tarafından hapse atılır ve Tiran&#8217;ı işgal eden Kom&uuml;nist militanlar tarafından &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;r. Yerine atanan Cafer Sadık Baba da birka&ccedil; ay i&ccedil;inde &ouml;l&uuml;r ve Abbas Hilmi Baba 1945&#8217;te Arnavut Bektaşilerin dedebabası se&ccedil;ilir.&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; İkinci D&uuml;nya Savaşı sonrasında Bektaş&icirc;lik kendini, g&uuml;&ccedil;l&uuml; ulusal d&uuml;ş&uuml;nceye sahip bir cemaat olarak ayırmıştır. Antifaşist direnişte b&uuml;y&uuml;k rakamlarla yer almıştır. &ldquo;İkinci D&uuml;nya Savaşı sırasında 6000 Bektaş&icirc;&rsquo;nin Nazi işgalcilerine karşı m&uuml;cadele sırasında &ouml;lmesi&rdquo; g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir yurtseverlik duygusunun olduğunu g&ouml;stermektedir. Bektaş&icirc;ler&rsquo;in bu katılımı savaştan sonra da takdir edilmiştir. 1958&rsquo;de Arnavutluk Kom&uuml;nist Partisi Merkez Komitesi&rsquo;ne g&ouml;nderilen bir raporda şunlar belirtilmiştir: &ldquo;Balli tarafına ge&ccedil;en azınlık dışında Bektaş&icirc; din adamları sınıfı, ulusal &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k savaşında antifaşist direnişe daha yakın olan bir sınıftır.&rdquo; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bektaş&icirc; cemaatinin karar alıcı en &uuml;st birimi kongre idi. 2 Mayıs 1945&rsquo;te, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; Bektaş&icirc; kongresi Tiran&rsquo;da toplandı. Bu kongre, cemaati tekrar &ouml;rg&uuml;tledi, y&ouml;netici birimi se&ccedil;ti, yeni kanunu onayladı, bir d&uuml;nya Bektaş&icirc; Kongresi organize edilmesi fikrini sundu, Bektaş&icirc;lerin savaşta aktif rol aldığını ve demokratik g&uuml;&ccedil; ile iyi ilişkiler i&ccedil;erisinde olduğunu doğruladı.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Antifaşist ulusal &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k savaşında yardımc ı olan Bektaş&icirc; cemaati &uuml;yeleri Faya Baba, Feyzo Baba, Kamil Baba gibi din adamlarıydı. Bektaş&icirc; din adamlarının Antifaşist Savaş ve Cephe ile olan bağlantısı &uuml;lkenin &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;nden sonra, bazı din adamlarının devlet y&ouml;netiminde vekiller, ulusal &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k konseyi &uuml;yeleri, Demokrat Cephe &uuml;yeleri gibi g&ouml;revler almalarıyla g&uuml;&ccedil;lenmiştir. O d&ouml;nemin belgelerinden anlaşıldığına g&ouml;re, Arnavutlukta bir reform &ccedil;ağı savaştan sonra, siyaset ve devlet yapılarına yakın olan bazı Bektaş&icirc; din adamlarını kademe kademe kabul ettirmiştir. Bu reformlara olan tutum, Bektaş&icirc; cemaatinin merkezinde iki akım oluşturmuştur:<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; a) İlk akım Bektaş&icirc;lik&rsquo;i Demokrat Cephe ile bağlantılı olan bir cemaat olarak kabul etmiştir. Bu akım, vekiller Faya Baba ve Feyzo Baba tarafından y&ouml;netilmiş ve bir &ccedil;ok din adamı, baba ve derviş tarafından izlenmiştir. Amacı, Bektaş&icirc; cemaatinde din&icirc; reformlar geliştirmekti. 14 Mart 1947&rsquo;de, bu yenilik&ccedil;i akım Tiran&rsquo;da cemaat i&ccedil;inde İlerici Bektaş&icirc;ler adlı bir gurup kurmuştur.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; b) İkinci akım, siyas&icirc;, sosyal, ekonomik hayata ilişkin reformlara hi&ccedil; tepki g&ouml;stermeyen, ancak Bektaş&icirc; cemaatinin merkezindeki reformlara hemen tepki g&ouml;steren akımdır. Bu akım, aynı zamanda Bektaşilerin Arnavutluk dedebası olan Abbas Baba tarafından y&ouml;netilmiştir. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Abbas Hilmi Baba, kom&uuml;nist rejimin, iki yenilik teklifini, yani M&uuml;cerred dervişliğin kaldırılması ve dini kıyafetlerin &ccedil;ıkarılması &ouml;nerilerini hi&ccedil;bir zaman kabul etmemiştir. Hatta kendisine bu konudaki h&uuml;kumet teklifini kabul ettirmeye gelen iki kom&uuml;nist babayı &ouml;ld&uuml;rd&uuml;kten sonra intihar etmiştir. Daha sonra iki Kom&uuml;nist dedebaba Ahmet Myftar ve Fehmi Baba dedebaba olmuştur. Hehmi Dedebaba Stalin&#8217;in dev bir portresini Bektaşi tekkesine asmıştır.&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Arnavutlukta b&uuml;t&uuml;n bu olaylar olduktan sonra Arnavut k&ouml;kenli dervişlerin ağırlıklı olarak bulunduğu Mısır, Abdullah el-Mağaravi tekkesinde 30 Ocak 1949&#8217;da bir toplantı yapılmıştır. Burada Arnavut Bektaşiliğinin Kom&uuml;nist rejim altındaki durumu m&uuml;zakere edilmiştir. Toplananlar, Kom&uuml;nist rejimin kuklası olan bir dedebabanın Bektaşilik mesajını yayamıyacağına karar vermişlerdir. Tarikatin yararına olacak bir se&ccedil;imin yapılmasına karar verilmiş ve bu e&ccedil;imin sonucunda da Ahmet Sırrı Baba dedebabalığa y&uuml;kseltilmiştir. Bu durum yalnızca Kom&uuml;nist d&uuml;nyanın dışında Yunanistan sınırlarındaki Rini ve Katerini&#8217;de tekkeleri bulunan Said Seyfi Baba ve Veli Baba tarafından kabul edilmiştir. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Babagan Bektaşiliğinin serencamının bir de T&uuml;rkiye ayağı bulunmaktadır. Salih Niyazi Baba T&uuml;rkiye&#8217;den ayrılırken&nbsp; &ldquo;vekalet emanetini&rdquo; &ldquo;sertarik&rdquo; olarak Ali Naci Baykal&#8217;a bırakmıştır. Babagan Bektaşilik kurallarına g&ouml;re dedebabanın mutlaka m&uuml;cerred olması gerekmektedir. Fakat dergahlar kapatılıp, b&uuml;t&uuml;n m&uuml;cerred Bektaşi dervişleri T&uuml;rkiye dışına &ccedil;ıktıklarından, bir zaruret olarak bu uygulamada bulunulmuştur. Fakat Balım Sultan Erkannamesine aykırı bir tutum olduğu gerek&ccedil;esiylr Ali Naci Baykal Dedebaba&#8217;yı T&uuml;rkiye dışındaki dergahlar tanımamışlardır. <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 1950 yılına gelindiğinde Mısır&#8217;da &ldquo;dedebaba&rdquo; ilan edilen Ahmed Sırrı Baba T&uuml;rkiye&#8217;ye gelerek devrin iktidarı Demokrat Parti ile dergahların a&ccedil;ılması konusunu g&ouml;r&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r. Bu durum T&uuml;rkiye&#8217;de Bektaşiler arasında da b&uuml;y&uuml;k kabul g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r. Ancak se&ccedil;imlerden sonra Demokrat Parti verdiği s&ouml;zde durmamış, Ahmed Sırrı Baba&#8217;nın Şahkulu Sultan tekkesinde icra ettiği bir ayin-i cem polis tarafından basılmış, baba ve pek &ccedil;ok derviş tutuklanmıştır. Ahmed Sırrı Baba mahkeme boyunca her t&uuml;rl&uuml; baskılara rağmen &uuml;zerindeki babalık giysisini &ccedil;ıkarmamıştır. Bir m&uuml;ddet sonra serbest kalan Ahmed Sırrı Baba, T&uuml;rkiye&#8217;deki Bektaşilere, eğer T&uuml;rkiye&#8217;de serbest&ccedil;e m&uuml;cerredlik erkanı yapılamadığı s&uuml;rece &ldquo;dedebabalık&rdquo; makamının dışarıda kalacağını belirtmiştir.&nbsp; <br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp; 1967 yılında Bektaşi Cemaati dağıtılmış ve Bektaşilik diğer inan&ccedil; sistemleri gibi Kom&uuml;nist h&uuml;k&uuml;met tarafından yasaklanmıştır. Bu Kom&uuml;nist d&ouml;nemde yalnızca iki Arnavut Bektaşi tekkesi faaaldir: biri Kosova, Gjokova&#8217;daki Baba Kazım tekkesi, diğeri A.B.D, Mishigan&#8217;daki Recep Baba tekkesi. </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/bir-kimlik-olarak-balkan-bektasiliginin-ayrisim-sureci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Trakya ve Balkanlarda Bektaşileri</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/trakya-ve-balkanlarda-bektathileri/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/trakya-ve-balkanlarda-bektathileri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 11 Aug 2007 15:36:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[TRAKYA VE BALKANLARDA BEKTAŞİLİK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/trakya-ve-balkanlarda-bektathileri/</guid>
				<description><![CDATA[Refik Engin (Tekirdağ Kılavuzlu Köyü) Günümüzde Trakya&#39;da ehl-i beyte bağlı tarikatları ikiye ayırabiliriz : Bunlardan biri Balım Sultan evveli Bektaşi erkânına bağlı olan ocaklar ile Balım Sultan erkanına bağlı olanlardır. Balım Sultan evveli Bektaşi erkanı uygulayan , Trakya&#39;daki Ehli Beyt tarikatları şunlardır: Seyyid Ali Sultan erkanı uygulayan Kızıl Deli Bektaşileri ve aynı tarikatın evladiye kolu ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Refik Engin (Tekirdağ Kılavuzlu Köyü)</p>
<p> Günümüzde Trakya&#39;da ehl-i beyte bağlı tarikatları ikiye ayırabiliriz :<br /> Bunlardan biri Balım Sultan evveli Bektaşi erkânına bağlı olan ocaklar ile Balım Sultan erkanına bağlı olanlardır.<br /> Balım Sultan evveli Bektaşi erkanı uygulayan , Trakya&#39;daki Ehli Beyt tarikatları şunlardır:<br /> Seyyid Ali Sultan erkanı uygulayan Kızıl Deli Bektaşileri ve aynı tarikatın evladiye kolu olan , Ali Koç Baba Bektaşileridir.<br /> Otman Baba ve Akyazılı Sultan Bektaşileri Trakya&#39;da Babailer olarak bilinmektedirler.<br /> Trakya ve Balkanlarda Hacı Bektaşi Veli sonrası Bektaşiler:<br /> Seyyid Ali Kızıldeli Sultan yolu erkanına bağlı olan Er oğulları.<br /> Bu topluma verilen bu ad&#39;a sadece Mehmet Eröz&#39;ün Alevilik ve Bektaşilik adlı eserinde rastladık. Halk ise kendilerine DAĞLI dendiğini söylüyorlar.<br /> Seyyid Ali Sultan döneminde belli bir zaman kabilenin tümüne Kızıldeli denmiştir. Yörede bulunan Kızıldeli ırmağı hem kabileye hem de Seyyid Ali Sultan&#39;a lakap olarak verilmiştir. <br /> Bu kabilenin bir kısmı ise Bulgaristan&#39;daki Alvanar,Veletler ve Küçükler köylerine yerleştirilmişlerdir. Bu yerleşimin Niğbolu kalesi fethinden sonra olması ihtimali yüksektir.<br /> Kızıldeli Vakfı 1402 yılından başlayarak çeşitli zamanlarda bazı padişahlar tarafından varlığı kabullenilmiş ve gerekli yardımlar yapılmıştır. 1927 yılında Seyyid Ali Sultan KIZILDELİ VAKFINA bağlı yirmi dört köyün varlığı bilinmektedir. Bu köylerin isimleri şunlardır:<br /> Kanberler ,Ahlatçıköy ,Yılanlı, Karaören , Kütükli , Mesimler ,.Encekköy ,Kirezli ,Dervent ,Armutlu, Aşağı Tekke , Ömerler , Pir Pınarları ,Hacı Bağı1, Sarp Dere, Maskarlar, İmanlar,.Elebiler, Sucahla,.Büyük Dervent,Seçek sırtı, Horasan Karısı, Ballıkaya, Cuva koru, .Aşağı Mahalle,.Kuş Pınarı ve Yazılı Taş&#39;tır.(1)<br /> Bu listeye ilave olarak Kuşanlar ve Çilingirler köyleri de vardır. Bulgaristan&#39;ın Kırcaali sanacağına bağlı Ortaköy ,Yukarı ve Aşağı Yörükler köy sakinleri bu topluma aittir. <br /> Kızıldeli ocağında halen AREN olarak adlandırılan bir topluluk da vardır. Bu toplumun aslında Pomak Türklerinden bir gurup olduğu söylenmektedir.<br /> Bugün Marmara Bölgesinde tespit ettiğimiz Kızıldeli koluna bağlı merkezler şunlardır: <br /> Tekirdağ,merkeze bağlı Işıklar köyü, Malkara&#39;ya bağlı olan köyler, Yeni Dibek, Sarı Polat,Yaylagöne, Edirne Uzunköprü&#39;ye bağlı Kavak mahallesi,Meriç ilçesi ve Umurca, Nasuhbey, Feruzköy, Çöp köy,Akıncılar, Harmanlı,Çavuşlu, Maksutlu, Alibeyköy, Büyük ve Küçük Altıağaç, Eskiköy Yakupbey, Çoban Pınarı, Türkobası ,Tevfikiye, Balaban, , İbriktepe, Yeniköy, Hıdırağa,Köşan Çiftliği,Musulca ve İskender köyleri Lüleburgaz&#39;ın Evrensekiz, Kırklareli&#39;de İslambey, Kumrular ve İnece köyü de bu kabile köylerindendir. <br /> Bursa ilinde Ortaköy,Atıcılar ,İsmetiye ,Gül Bahçe, Eminbey Çiftliği ,ilin Orhangazi&#39;ye bağlı Orta köy, Bursa&#39;ya bağlı Kazıklı köyü,Yalova&#39;ya bağlı Aşağı ve Yukarı Kocadere,Gökçedere köyleri, İnegöl&#39;e bağlı Kurşunlu, Kemalpaşa&#39;ya bağlı Kumkadı,Bursa&#39;nın Kestel ilçesi, İznik&#39;e bağlı Kurşunlu da Kızıldeli yoluna bağlıdırlar.<br /> ALİ KOÇLULAR.<br /> Bu kabilenin Rumeli&#39;ye Seyyid Ali Sultan ile birlikte yerleştiği sanılmaktadır. <br /> Yunanistan&#39;daki Kızıldeli toplumunun bir parçasıdır.<br /> Bulgaristan&#39;da İsliven sancağına bağlı Veletler,Küçükler ve Alvanar köylerinde toplu olarak bulunuyorlar. Bu kabileden olanların bulundukları yerler; Tekirdağ&#39;ın Muratlı İlçesi,buraya bağlı Aydın Köy, Kırklareli&#39;de, Devletliağaç, Umurça, Terzidere, Demirköy,Hamza Bey, Küçük Karıştıran, Evrensekiz, Sivriler. Çorlu da Paşaalan, Çorlu ve Sağlık mahallesinde toplu halde bulunmaktadırlar. Aynı toplumun Eskişehir&#39;de Seyit Gazi&#39;ye bağlı Büyük Yayla ,Bozhöyük köyleri vardır.<br /> .BABAİLER .Aslında Otman Baba ya bağlı olanlara verilen addır .Babailiğin Balkanlarda 16. yüzyıldan itibaren yayılmaya başladığı sanılmaktadır. (2)<br /> Çorlu&#39;da bulunan Babailer ise aslında Balım Sultan evveli Bektaşiliği uygulayan Otman Babanın uyardığı Bektaşilerdir. Trakya da Babailerin çoğunluğu Çorlu ilçesindedir. Edirne de Köşan Çiftliği ile Lüleburgaz da Turgutbey , Pancarköy , Pınar başı, İğneler, Ahmet bey,Çorlu&#39;da, Beyaz köy,Türkmenli, Türkgücü, Yenice ,Çanta, Çorlu da Kovacık Mahallesi. Tekirdağ merkezine bağlı Hüsunlu, Gündüzlü ve Köse İlyas köyleri ile İstanbul Çatalca&#39;ya bağlı Çanakça köylerine yerleşmişlerdir <br /> Babailerin geliş yeri Bulgaristan&#39;dır. Alanmahalle, Pındıcak, Koşukavak, Koca kışla ,Güveçler, Koçaşlı, Beyköy, Hasköy, Karamanlar, Karamalar, Kararlar, Balolar,Sürmenler, Elmalı köylerine ilave olarak Kırcaali yöresinde<br /> Babalar köyünün Dede mahallesi ,Karalar Kayaaltı .Mandacılar köyleridir.<br /> AKYAZILI SULTAN&#39;a bağlı olanlar.<br /> Akyazılı Sultan :Bektaşiler arasında yaygın bir söylentiye göre, Hacı Bektaş Veli ardalarındandır. 16.cı yüzyılda yaşamıştır. Asıl adı İbrahim&#39;dir. Otman Baba&#39;nın yol evladıdır. (3)<br /> Bulgaristan&#39;ın Varna vilayetine bağlı Şumnu ilçesinin Aşağı Kumluca köyü Akyazılı erkanına bağlıdır. Akyazılıların bir kısmı hala İstanbul&#39;da Zeytinburnu ve Bahçelievler&#39;de oturmaktadırlar. 1927 yılında Çeşmeli ve Sel Veli çiftlikleri satın alarak ÇEŞMELİ köyünü kurmuşlar.<br /> AMUCA KABİLESİ VE BABAGAN KOLUNA BAĞLI BEKTAŞİLER.<br /> Trakya da Balım Sultan Erkanı uygulayan en büyük gurup AMUCA topluluğudur. Trakya&#39;daki Balım Sultan Erkanı&#39;nı uygulayan Babagan kolu Bektaşilerin merkezi Tekirdağ&#39;ın Kılavuzlu köyüdür. Amucaların ve Trakya Babagan kolu Bektaşilerini temsilen Kılavuzlu köyünde ikamet eden Halife Halil Tiryaki Baba&#39;dır. Balım Sultan Erkanı&#39;na göre Babagan kolu Bektaşileri şuan İzmir&#39;de ikamet eden Dedebaba Ali Hayder Ercan &#39;a bağlıdırlar.<br /> Amuca Kabilesi köken olarak ERTUĞRUL Gazi soyundan gelmektedir.İki köyünün adı Ertuğrul&#39;dur. Tarih kayıtlarında Amuga,Amuca, ve Amucalı adları ile yer almaktadırlar.<br /> Haleb Rakka ve daha sonraları Kayseri&#39;de görülmüşler. Kayseri&#39;de kabile Şeyh Bedreddini tarikatına bağlı iken Kırklareli&#39;nin o zamanki adı ile KEŞİRLİK bugünkü adı ile Kofçaz ilçesinin Ahmetler köyüne yerleşiyorlar. Burada kısa zamanda içinde on köy kuruyorlar. En eski kayıt 1491 yılında Malkoçlar köyü adına bulunmuştur. <br /> Bu kabile çift tarikatlıdır.1868 yılında büyük bir kısmı Bektaşiliğe geçmesine rağmen hala küçümsenmeyecek bir kısmı kabilenin Şeyh Bedreddini tarikatına devam etmektedirler.. Eskişehir de Akça kaya , ve eski adı Belören yeni adı Şükranlı köyü ,Balıkesir ilinde , Ertuğrul ve Köseler köyleri vardır.<br /> Amuca Kabilesinin Trakya&#39;daki köyleri :<br /> Tekirdağ&#39;da Kılavuzlu ve Arzulu, Kırklareli&#39;de, Topçular, Malkoçlar, Beyci ,Aşağı ve Yukarı Kanaralar, Ahlatlı, Karaabalar, Ahmetler, Devletliağaç, Kapaklı, Tatlıpınar, Kocatarla,Koruköy ,Düzorman, Yörüklerbayırı, Kızılcıkdere, Deveçatağı, Karıncak, Çeşmekolu, Yenitaşlı, Yenibedir, Turgutbey,Umurca, ve Osmaniye, İstanbul&#39;da Beşyüzevler, Taşlıtarla, İkitelli Parseller, Çorlu ilçesinin Reşadiye mahallesinde ikamet ederler. <br /> Bu gün Bulgaristandaki köylerimizin kesin sayıları bilinmemektedir.26 adet köyden tespit ettiklerimiz ,Alagönen, Belören, Bokluca, Çağlar, Çataltepe,Dikence, Eskikonak Aşıklı Gaibler. Göktepe Gündüzler, Harmanlı,Köseler, Karaören, Şekerpınarı Tekkeköy, Yenişarköy, ve Yumruk kaya, dır.<br /> SARIGÖLLÜLER-<br /> Sarıgöl kazası Yunanistan&#39;ın Kayalar sancağına bağlı merkezlerdendir.<br /> SARIGÖL &#39;de ilçe halkı Anadolu&#39;dan gelerek buraya yerleşmiş. Bunlara KONYARİ denilirmiş. Bektaşi olduklarından Karaman ve Konya dan buralara gönderilmiş bu yöre halkı dil , gelenek ve göreneklerini olduğu gibi korumuşlardır. Çoğunlukla Bektaşidirler. (4)<br /> SARIGÖL &#39;e bağlı köyler:<br /> Erdoğmuş ,Karaağaç, Karacalar Durutlar, Topçular, İnobası,Bayraklı, Cuma, Haydarlı, Cerelli,Okçular köyleri gölün etrafını çevirmiştir. (5)<br /> Bu bölge MUSTFA KEMÂL ATATÜRK&#39;ün annesinin soyunun olduğu bölgedir. <br /> SARI KEÇELİ TÜRKMENLERİ-<br /> Yunanistan&#39;ın Selanik iline bağlı Vardar nehri yakınında bulunan Gevgeli ilçesi, Nutya, Kara Sinanlı,Alçaklar,Vodina, Kılkış , Mayadağ,Poroy köylerinden mübadele ile göç ettirilmiştir. Bu toplum Tekirdağ iline bağlı Şarköy ilçesinin ,Uçmak dere,Gazi köy, Hoşköy, Kirazlı,Çınarlı ,Yukarı ve Aşağı Kalamış, Mürefte, İğdeli bağlar köylerine yerleşmişler. Bir kısmı ise İstanbul, Bursa,İzmir,Balıkesir,Çanakkale,Edirne ve Kırklareli&#39;ne yerleşmişlerdir. <br /> Bu topluma SARI KEÇELİ lakabı giysilerindeki sarı renklerden dolayı verilmiş. <br /> KAYALAR BEKTAŞİLERİ-<br /> Babagân koluna bağlı olan guruplar içinde yer alan bu toplum, günümüzde; Kırklareli,Keşan,Tekirdağ,Manisa ,İstanbul Sefaköy&#39;de toplu halde mahalleler kurmuşlardır. Bu toplum mensuplarının tümü Bektaşi kökenli Yunanistan&#39;ın Kayalar kasabası ve çevre köylerdendir.<br /> KAYALAR kökenli bu toplumun 1400 yılı sonrası Konya&#39;nın YAZILAR köyünden Yunanistan&#39;a göç ettiklerini söylenmektedir.<br /> LANGAZA BEKTAŞİLERİ.<br /> Babagan kolu Bektaşilerinin bir kolu da Yunanistan&#39;ın Langaza ilçesinden gelenlerdir. Bozlu,Kılgıç,Kırepe köyleri bu toplumun tespit edilen köylerindendir. <br /> MAKEDONYA BEKTAŞİLERİ.<br /> MAKEDONYAnın KÖPRÜLÜ kasabasından gelen Bektaşiler,erkan olarak Babagan kolu Bektaşiliğine bağlıdırlar. Muratlı ilçesinde Makedonya&#39;nın Köprülü kasabasından gelenler, Çeltikçi ,Cumal&#39;dan gelenlerin bir kısmı da hala Tekirdağ&#39;ın Kılavuzlu Köyüne bağlı olarak törelerini devam ettirmeye çalışmaktadırlar Makedonya&#39;nın Üsküp sancağına bağlı İştip kasabasının, Kiliseli , Diğinler ve Hamzabeyli&#39; Tatarlı,Hacı Bekli, Karaotmanlı, Koçular, köyleri de aynı kökenlidirler.<br /> Köprülü ve çevresinden gelipde bu gün İstanbul&#39;un Sefaköy&#39;ü kuranlar yine aynı halkın mensuplarıdır. Ancak bu halkın çoğunluğu Manisa civarlarına dağılmışlardır. <br /> Halen Bulgaristan&#39;da ,Trakya ve Anadolu&#39;da çeşitli bölgelere göç etmiş olan TORLAKLAR ve SARI SALTUK müritlerinin hangi yerlerde ikamet ettikleri ise bilinmemektedir. Torlakların bir kısmı Kırklareli merkezinde ikamet etmektedirler. <br /> Osmanlı arşiv kayıtlarında Bedreddini muhibleri olarak yer alan Doca yöresinin Piri köy,Totrakan, Kilikadı ,Çiğrekçi, köylerinden ve civarlarından olanların Trakya da 1934 1938 yılları arasında Tekirdağ merkezi Osmanlı köyü Banarlı Kara bezirgan Ortaca, Karaca Murat , Fahrioğlu ve Saray ,Çorlu ,Kırklareli, Lüleburgaz ilçesi ve köylerine dağılmışlardır. Bu köylerin isimleri tespit edilememiştir. Bu toplumların Silistire kalesinin alınmasından sonra buralara Karaman civarından geldikleri söylenmektedir.<br /> Bölümün notları.<br /> 1. Ramazan Balkan .Bilinmeyen gerçekler erkanmame ve gönül yolu.Syf..272.<br /> 2. Hakkı Saygı. Safi Buyruğu ve Rumeli Babagan Bektaşi erkanları.Syf.94,95.<br /> 3. Bedri Noyan.Bektaşilik Alevilik nedir.Syf.60<br /> 4. Von Hasluck. Çeviri.Turgut Koca/A.Nezihi Girginsoy..Bektaşiliğin corafi dağılımı.Syf.26.<br /> 5. Osman Saygı Bölükbaşı.Türk Yurdu.Fatih dervişleri. Syf.216,217.<br /> Kaynak kişiler <br /> 1. Ahmet Çilingir.1933 ilkokul .Yeniköy Edirne.<br /> 2. Ali Akgül..Küçükler/Kotil.Bulgaristan.1920-1995. İlkokul.<br /> 3. Ali Günay.1955.Bursa..Lise.<br /> 4. Emin Gümüştaş.Yunanistan/Gümülcine.1941. İlkokul.<br /> 5. Fazlı Ertekin.1946 .Ordu/Mesudiye.Üç yol. Üniversite.<br /> 6. Hamdi Coşan.1945.Osmanlı /Tekirdağ. Öğretmen<br /> 7. Hamza Koçerdin .Alvanar Bulgaristan/Türkiye. 1915-1997 ilkokul<br /> 8. Kemal Özcan.1930 .Yunanistan Babalar köyü. İlkokul.<br /> 9. Mehmet Şilli . Sarıpolat(Teslim)Malkara Tdağ.1951.Tıp Fak.<br /> 10. Naci Yardımcı. İlkokul.Mutlu Köy.Bababeski Kırklareli. 1952.<br /> 11. Nazmi Güneş .1948.Tekirdağ.Grafik sanatçısı.<br /> 12. TuranYılmaz.1944.Çorlu /Tekirdağ..İlkokul.<br /> 13. Veli Ertunç.1957.Bulgaristan/Babalar Köyü.Lise.<br /> BU YAZI ALMANYADAKİ ALEVİLER KİTABINDA YAYIMLANAN ŞEKLİ İLEDİR.<br /> YAYIMLANMASINDA SAKINCA OLMAZSA YAYIMLAYIN.<br /> AMUCALAR: Kimlik ve köken.<br /> Amuca veya Amca : Kelime anlamı Baba kardaşıdır.<br /> Amuca Kabilesi hakkında yazılı kayıtlarda fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Osmanlı arşivlerinin tam olarak okunmasından sonra ,bazı ip uçlarının bulunacağına inanıyoruz.Bu makalede , elimizde bulunan bilgilerin ışığında ,Amuca kabilesinin tarihçesini inceleceğiz. <br /> Tarih kayıtlarında kabilenin adı AMMİLER, EMMİLER, AMUGA, AMUCA ve AMUCA OĞULLARI olarak yer almaktadır.Kabilenin ad öyküsü iki şekilde anlatılmaktadır.<br /> &quot;Zaman ile konar göçerliği bırakan Türkmenler, baskınlara uğramıya başlamışlar. Bunu nasıl önliyeceklerini bilememektedirler.Zaten merkezden uzak yerlerde bulunmaktadırlar.Şikayet etseler , devletin gözünde hasiyetleri yok.Bunun için kabilenin ileri gelenlerini ,aklı çalışanları bir araya toplayıp çare aramışlar.<br /> En sonunda&quot; eşkiyanın başı kim ise biz onu bulalım ;ona baskın payından fazlasını verecek olalım ; oda bize baskın zamanını bildirsin .Ona göre tedbirler alalım &#39; denilmiş. Kaybedecekleri fazla bir şeyleri olmadığından;&#39; denize düşen yılana sarılır &#39; misali, plânlarını uygu lamanın yollarını aramıya başlıyorlar. Eşkiya başını bulup tekliflerini yapmışlar. Konuşulduğu gibi , bize yardım edilirse , kendisinin payı , fazlası verilecek ; aksi halde her iki taraftan büyük kayıblar olacak &#39; denilmiş.Eşkiya başı, bu oyunu kabul edip uygulamaya başlamış.Yapılan baskınlar , evvelden kabileye bildirildiğinden , köylerde istediğini uygulayamıyan eşkiya çeteleri ,&#39; bunlar ile biz baş edemiyeceğiz .Bunların AMUCASI var . Onlara yar dım ediyor demiye başlamışlar.O günden sonra kabile adı AMUCA kalmış.<br /> Kaynak kişi.Ali Yıdız. Ahmetler .Kırklareli.İlkokul.1923.<br /> Yukarıda anlatılan olayın olup olmadığıveya doğruluğu bilinmemektedir. Kabilede kime sorulursa sorulsun &quot; siz kimin soyun dansınız denildiğinde &quot;Biz AMUCA KABİLESİNDEN ERTUĞRUL GAZİ SOYUNDANIZ &quot;denir.Bazen bunusınamak için Osman Gazi Babası soyundan mı diye sorduğumuz da da evet denilmektedir; amma, Osman Gazi bir türlü kabul edilmemektedir. Bunun adı dolayısıyla mı olduğu araştırdığında &quot; onu adından dolayı , değil töreyi bozduğundan dolayı kabul etmiyoruz ; Türkmen töresinde ikinci bir eş almak , hele yabancı ile evlenmek ; bir Rum kızınla evlenmek törelere aykırı&quot;denilmektedir.<br /> Kabilenin bilinen tarihten beri&quot; tarikatla &quot; beraraber yaşadığı sanılamaktadır. Tarikat liderlerinin lakabına bakılırsa , Amucaların Balım Sultan evveli Bektaşi kollarının birine devam ettiği sanılmaktadır.Bilinen eski tarikat liderinin lakabı &quot;ABDAL&quot; olması,şu hususa dikate almamıza yol açıyor.<br /> &quot;Rum Abdallarına ait hemen bütün zaviye ve tekkelerin Bektaşilik içine alınması işi çoktan tamamlanmış bulunuyordu. 19 . Yüz yıl tarihçilerinden Esat efendiye göre Bektaşiler bütün &lt;&lt;Abdal &gt;&gt; ve &lt;&lt; Baba&gt;&gt; lakbalı Şeyhler tarafından kurulan tekkelere el koymuşlardı. Vilayetnamede Hacı Bektaş&#39;ın müritlerini belirtmek için ABDAL tabiri kullanılırdı.(1).<br /> En yakın akla gelenide tarih kayıtlarında AMUCA&#39;ların bulunduğu yere yakın olan ABDAL MUSA koluna bağlılığı olabilir.Çünkü kabilenin hala her iki tarikatında da ABDAL MUSA kurbanı bulunmaktadır.Ayrıca Tekirdağ&#39;ın Kılavuzlu köyünde bulunan &quot;ABDAL MUSA&quot; çırağı bu iddamızı doğrular niteliktedir.Eskiden bu çırak Abdal Ahmet Baba&#39;nın Şeyh Bedreddini yolu erkanını yürütürken Babalık elameti , yani Baba olduğunun kanıtıymış.Hala Şeyh Bedreddinilerde bulunan çırakların , Horasan&#39; dan gelen çıraklar olduğu söylenmektedir. Hata ilk kurulan Balkanlara gelindiğinde köylerimizden biri nin adı GÜNDÜZLER imiş.Ertuğrul Gazi&#39;nin GÜNDÜZ ALP ile birinci dereceden akraba olması bize bazı ip uçları vermektedir.<br /> Bunula birlikte Bedreddin isyanıyla ilgili şu haberler konumuz açısından önemlidir.<br /> Bedreddin&#39;e bağlı ılımlı kanada pek dokunulmadı.Ama Börklüce çizgisinde kabul edilen &quot;aşırı&quot; kanat sürekli ezildi, kıyıldı.II. Mehmed&#39;in Anadolu&#39;da baskı altında tuttuğu Alevi ögeler Börklüce izdaşı Ömer Dede&#39;nin çevresinde toplanmışlar dı.Padişah zorunlu sürgünü uyguladı.Saruhanlılar ve Deli ormanlılar&#39;ı Arnavutluk&#39;a göçürdü.Ayaklanma bölgesinde kalanlarsa Sünni ve ortodoks Hrıstiyanlıktan farklı dinsel özelliklerini 19. yüzyıla dek koru yabildiler.Bunlara &quot; Amuga &quot; denili yordu. Karadeniz dolaylarında ve Burgaz&#39;ın güneyinde yaşıyorlardı.Bedreddin kanadında olanların asıl yerleşim bölgeleri Trakya&#39;ydı.Örf ve gelenkelerinin çoğu Bektaşilerin kine benziyordu .(2) <br /> Amuca Kabilesi TÜRKMEN dir.Yakın zamana kadar sadece Şeyh Bedred din&#39;i yolu erkanına bağlı olan bu kabilenin yaşlılarımızın söylediklerine göre 1868 yılında bir kısmı Bektaşiliğe geçmiş, bir kısmıda her iki tarikatın dışında kalarak sünnileşmişlerdir. Osmanlı devleti kurulurken , Türkmenlere büyük önem verilmiş ; önemli mevki yerlere onları atamışlar. Zamanla bu uygulama kalkınca , Türkmen&#39;e saygı yerine ölüm fetvaları çıkmış. O zamanlar Amuca Kabilesi mensuplarına, diğer kişilerce bir konuşma veya sataşma sırasında &quot;onlara dokunmayın onlar Ertuğrul gazi soyundan Osman bey&#39;in amucası sayılır &quot; deniliyormuş.Amuca adı aynı zamanda güvenilir kişiler anlamındada kullanılır olmuş.<br /> Amucalar Kayı boyunun içinde ufak bir kabiledir.Zaman içinde büyüdükleri için Kayseri kayıtlarında yer almışlardır.Sonra Balkanlara sürüldüklerikabilenin bir kısmının da önce Sivasa daha sonra Kars dolayına yerleştiği sanılıyor.</p>
<p> Anadolu Alevileri içerisinde yayılmaları ve bunların tutumlarının padişahça gözetlenmek istendiğine ilişkin kadılara gönderilen aşağıda ferman buna örnek olabilir: <br /> Sivas sancağındaki kadılara buyruğumdur.<br /> Yönetiminiz altındaki yerlerdesimavnalı topluluğundan bazı kimselerin Tanrı yolundan saptıkları ,şeriat dışı bir çok kötü işleri işledikleri,kızılbaş başlığı giyip Şah bağlılarıyız dedikleri ve toplantılarda BÖRK GİYİP NİCE Müslümanların baştan çıkmasına neden oldukları bildirildiğinden ,yasa yoluyla yargıların yapılıp gerçeğin ortaya çıkması fermanım olmuştur.Buyruğum size geldiğinde ,yukarda söylenenleri yapan lar meşhur ve tanınmışları kimseler ise yasa gereğince mahkemeye getirilip ,doğruluğunu soruşturasın.Gerçekten ehl-i sünnet ve cemaatten olmayıp ,yoldan sapmış olduğu için Şah tacı (Başlık) giyip şeriat yolundan uzaklaşarak ,müslümanları yoldan sapıtarak zararlı iş yaptıkları ise ad ve sanları yazıp bildiresin.Ama bu bahane ile kendi halinde olanı yasaya aykırı olarak incinmekter sakınasın. (H.1022-1613)Başbakanlık arşivi Mühimme Defteri No.80.Sayfa .19 Hüküm.49. (3).<br /> Kars&#39;ta bulunanlar , bugün &#39;Amuca Oğulları &#39; diye anılmaktadır.Bunların eski tarikatlarını bırakarak Şiileştiklerini Birdoğan söylemişti:<br /> &quot;Kars&#39;ın tüm Alevi bölgelerinde Türkmenler,Trakyanın bir kesiminde Amıca oğulları(Bu Amıcaların daha önce leri Bulgaristan ve Türkiye sınırlarında köyler kurup yaşamaları var.) Daha önce sayıları artınca Bulgaris tan&#39;da kalamayıp Türkiye köydaşlarının yanına gelip yerleşmişler.Gölpınarlının verdiği bilgilere göre Simav na Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin müritleri imiş.<br /> (Birdoğan 1990 :216)<br /> Osmanlı Devleti zamanında bir kabilenin kayıtlara geçmesi için aşağıda açıklanan olaylara karışması gerekmektedir.<br /> Anadolu&#39;da yaşıyan Türk aşiretleri hakkında tertib edilen olunan bu kitab ,Divanı hümayun mühimme defterinde mukayyet gayrı matbuu hükümleri havidir.Bu hüküm lerde bütün aşiret hakkında malumat yoktur; çünki her hüküm ,ancak bu aşiretler herhangi bir vazifeye me&#39;mur oldukları veya aşiret arasında ve kışlak yüzün den bir münezea vukua geldiği ve herhangi bir aşiretin diğerinin tecavüzüne ma&#39;ruz kaldığı ve yahut isan olunan aşiretler iskan mahallerinden kaçıp Anadolu&#39;nun öte sinde berisinde şekavetle meşkul oldukları zaman bu hallerin önünü almak için yazılmıştır.<br /> (Öz 1995 :235)<br /> Şu ana kadar bulduğumuz ve yazacağımız kayıtlarda ne yazık ki tam olarak Kabileyi tanıdıkları anlatıklarını söylememiz mümkün değildir..Tarih kayıtları içinde Kayı boyu ve Türkmenlerle ilgili bazı kayıtları aktararak konumuza açıklık getirmiye çalışacağız.Kabilede merhum Hüseyin Pamuk&#39;a bu konuda sordu ğumuzda bize &quot; Halep Türkmeni derler&quot; demişti.Bu sözlü tarih sonradan Bedri Noyan DEDEBABA mızın gönderdiği ve E Çakar&#39;ın 125 numaralı içmal defterini içeren ve Türk Dünyası araştırmaları dergisinde yayınlanan çalışmasından bir kayıt ile doğrulanmıştır.<br /> HALEP ve çevresi aynı zamanda bir Türkmen yurdu özelliğinide taşımaktadır. 1063 yı lından itibaren Suriye ye girerek kendi hayat şartlarına uyabilecek yerlere yerleşen Türkmen ler bu bölgeyi kendilerine yurt tutmuşlardır.Bunlar Türkmen ilinin tarihi yapısına uy gun olarak BOZOK ve ÜÇOK teşkilatınıda muhafaza etmişlerdir.<br /> Bilindiği gibi 11.yüzyıldan itibaren dalga dalga Ana dolu&#39; ya gelen Türklerden çoğu boy ve aşiretler bir yere bağlanıp kalmamışlar,çeşitli bölgelerde kışlayıp çeşitli bölgeler de yaylalara çıkmışlardır.Onların bu konar-göçerliklikler, 19.Yüz yılın sonuna kadar sürmüştür. Osmanlı İmparatorluğunun çeşitli defalar toprak ve iskan politikası ile göçerleri yerleşik hayata dönderme çabaları ,kesin bir sonuç verememiş ,çoğu kez devletle aşiretler arasında savaşlara , kanlı tehditlere yol açmış,iskan almak istemiyen aşiretler sık ,sık Suriye ;Irak,İran Horasan ve Halep&#39;e kaçmışlar ancak devletin üzer lerindeki takibi azaldıkça tekrar Anadoluya dönmüş lerdir. Ancak devlet hiç bir zaman iskan siyasetinden vazgeçmemiştir.284 Aşiret -Oymak ve cemaatan kendi isteği ile yerleşenlerin dışında çoğu bu iskan uygulaması neticesinde KAYSERİYE ye (Kayseryye sancağına) yerleştirilmişlerdir. Bu yerleşik hayata geçme işleminde adı geçen aşiret mensuplarının hepsi aynı bölgeye değil yine siyaset gereği Anadolunun çeşitli bölgelerine dağıtılmışlardır <br /> Kabilenin Trakya ya geliş tarihi ,kesin olarak bulunamamıştır.1500 yılından önce olduğu ,halk tarafından söylenmektedir.&quot;Malkoçlar&quot; köyünün 1491 yılı kaydı olamsı , bu konuda dikkat çekmektedir.<br /> Bu araştırmada , ayrıca merkeze bağlı köylerin içinde aşiret ismi almış merkez köyler arasında emmiler köyü bulunmaktadır.Alfabetik sıraya göre 284 aşiret, oymak ve cemaatlar adları yazılırken Emmiler (Ammiler) olarak belirtilmiştir.&quot;Meskun yerler kılavuzu&quot; nda Türkiye de iki, yerde Emmiler adına yerleşim yeri görüyoruz.Biri yukarda belirtilen Kayseri&#39;nin erkilet ilçesine bağlı Emmiler kasabası ile diğeri Niğde&#39;nin Arapsun ilçesine bağlı Emmiler köyüdür.ayrıca trabzon&#39;un Sürmene ilçesine bağlı Kilimbaşı kasabasında bir mahallenin adı Amıcalı&#39;dır.Trabzon&#39;daki mahallenin çeşitli nedenlerle bu adı aldığı düşünebili; ama kayıtlardaki yerlere yakın olması nedeni ile büyük bir ihtimalle iki Emmiler köyü , Amucaların Kayseri ve Niğde de adlarını verdikleri ilk yerleşim yerlerindendir.Kayseride ki köyde halen Uzunoğulları kabilesi kalmaktadır.Ayrıca Cevdet Türkay&#39;ın eserinde Ammiler (Emmiler)Kayseriyye sancağı ve Amıcalı (Amucalu) kaydı vardır(4)<br /> Öte yandan ,Şeyh Bedreddini yolu ve erkânındaki &quot;nasib alma&quot; merasimi ile Abdal Musa yolu erkânı na bağlı olanların &quot;nasib erkanı&quot; benzerlik göstermektedir. <br /> Her iki erkânda da nasib almak için evli olmak gerekmektedir.eşi ile birlikte nasib görmeleri ,Amucaların Bedreddini evveli Abdal Musa Bektaşisi olduğu ihtimalini arttırmaktadır.Kesin kayıtlar ,ancak Osmanlı arşivlerinin tamamı okunup açıklandı ğında ortaya çıkacaktır. Tabii bu konu ile ilgili belge ,kayıtlara geçmiş ise.Ayrıca Amucaların bir kısmı hâlâBektaşi olmakla beraber inanış töre ve adetleri aynıdır.<br /> Konunun başında , Amucaları Ertuğrul Gazi soyu ile irtibatlandırmıştık.<br /> Amucaların oturduğu iki köyün adı ,&quot;Ertuğrul &quot; idi.Balıkesir ve Kırklareli&#39;nin Kızılcıkdere köyünün ilk adı Ertuğrul&#39;dur.Bulgaristan&#39;da kalan ve ilk 10 köy arasında kurulan Gündüzler köyü&#39;nüde belirtmemiz gerekir.<br /> 93 Harbi&#39;ne kadar (22.6.1877-31.1.1978) 33 köy ve bunlara yakın şehirlere yerleşen Amucalar ,bu günkü Bulgaristan&#39;ın Türkiye sınırının her iki tarafında yerleşik olarak yaşamakta imişler.Osmanlı-Rus savaşı sonrasında ,sınırlar belli olmaya başladığında ,Abdal Amet Baba ve diğer ileri gelenler sınırın iyice denetimine kadar ,iki sınır arasında gelip gitmişler.Amucaların bir kısmı Bulgaristan&#39;da kalmış.Sınır aynı zamanda Bulgaristan ile Osmanlı devletini değil ,Amucaları da ayıran sınır olmuş; Bulgaristan&#39;da kalanlar ile Türkiyedekiler arasına girmiş.Böylece ,akrabalıklar kaybolmuş ,aileler parçalanmış.Ekonomik sıkıntılar baş göstremiş ;bir çok taşınır taşınmaz mal para ve can bu savaş ile yok olmuş.93 Harbi&#39;nden 1923 yılına kadar 46 yıl sürecek yeni bir sefelat yılları başlamış.Pek çok değerler kaybolmuş.Ara ara yapılan göçmen gelişlerinde pek az kişi Türkye&#39;ye gelmiş. <br /> Gelenlerin kabile ile irtibatkuramadıklarından büyük şehirlere göç ettiği sanılıyor. Son olarak gelenler de bu uygulama görülmüştür.Bulgaristandaki uygulanan rejim kabile de pek çok şeyi yok etmiştir.Kalanların oralarda azınlıkta kalmaları dolayısıyla dini inançlarda karmaşa yaşanmıştır. Halen kesin bir bilgi alınamamaktadır.Yaşları 70 i bulanlarda tarikattan nasipli olanı gördük. Kırklareli&#39;nin Lüleburgaz İlçesine bağlı Turgut bey köyünde bu kişilerle bir Bedreddini muhabbetinde tanıştık.<br /> Bugün Bulgaristandaki Amuca köylerinin kesin sayıları bilinmemektedir. Tespit ettiğimiz , Bulgaristan&#39;a giden ve kabileden kişilerinde kabul ettiği köylerimiz şunlardır.Alagönen,(Pıstrava),Belören,Bokluca,(Radoynova)Çağlar,Çataltepe,(Elhova)Dikence,(Graniçar) Eski konak (Konak)(Byalavoda)-Eşekli(Eşeksinikli/ Nikolaeva &gt; )Gaibler.(Kaybılar/Kaybilere,Starnca)Göktepe(Zvezdets),Gündüzler, (Cernovoda ) Harmanlı(Harmanlı) ,Köseler,(Bruevtsi)Karaören, (Sırnevets) Şekerpınar (Tatlıpınar) (Sladık-klade nets) Tekkeköy,(Malevo) Yenişarköy,(Gorno novoselo)Yumrukkaya, (siniokamene)<br /> Köyler haricinde büyük yerleşim yerlerinde de AMUCALARIN bulunduğu bilinmektedir.Kaybılar köyüne ait 2 adet tapu göç zamanında getirilmiş ; Giritli Hasan Ağanın evrakları içinde bu lunmuştur.Her iki tapuda H.1284 M..1866 yılına aittir.Tapunun aynen Türkçesidir.<br /> Erz(arz)miri Tapu senedi i.<br /> Sebebi takrir terfi&#39;ı hümayun oldurki,<br /> Defter-i hane-i hakaniye vürüd iden zirde numrular muahrrer ilmü-haber cedvelinden müsteban aldığı vecihle Edirne Sancağında COKE kazasında KAYBOLAR kariyesinde Hüveyk başında ,taraflar Ahmet ve Ali tarlalar ile mahdüd tahminen 3 kilo embanında arttırsa eden tarlayı Terzi Ali bin Mehmet 10 seneden beru yedinde senedi olmayarak bila niza&#39;zabt ve tasaruf etmiş olmadığı tebeyyün iderek ,hakk-kararı sabit olmakla beher sene a&#39;şarı ser&#39;ınin me&#39;muruna eda etmek üzere kemakân tasarrufuna izin verildiğini mü&#39;şir müceddinden iş bu sened i&#39;ta kılındı.<br /> 5.Şevval 1284(1866)<br /> defter numrusu veraka numrusu 55<br /> 66 <br /> Mühürdeki tarih 1277(1866)<br /> Türkiye sınırları içinde kalan ilk 6 köy şunlardır.Ahmetler,Karaabalar(Karaballar)Malkoçlar ,Kocatarla,Ahlatlı ve Topçular.Günümüzde en kalabalık oldukları yerlerden biri İstanbul Taşlıtarla,Beykoz,Beşyüz evler civarlarıdır.Ayrıca Kırklareli merkez ve merkeze bağlı Deveçatağı köyü,Kofcağız ilçesine bağlı Ahmetler Aşağı ve Yukarı Kanaralar,devletli ağaç,Tatlıpınar,Topçular,Koca,Tarla,dereköy ilçesine bağlı Koru köy,ve Kapaklı, Lüleburgaz ilçesine bağlı Turgut bey ve Yeni Bedir köylerinde Şeyh Bedreddiniliğe devam edenler vardır.Bu köyler haricinde bazı köyler de azda olsa bu yola girmiştir.<br /> Amuca Kabilesi üzerine geniş kapsamlı bir araştırma yapılmadığı gibi, hâlâ Balkanlarda ve Trakya da Ehl-i Beyt yoluna bağlı tarikatlar bilinmemektedir.Bulgaristan,Yunanistan,Makedonya ve Arnavutuk&#39;ta Ehl-i Beyt e bağlı olan ve olmayan tarikatlar,yeterincearaştırmadığı gibi ,zaman zaman bunlar üzerine yazılan yazılar da gerçeklerden çok uzak olmaktadır.Amuca kabilesi ile yazılan şu not en açık delilidir.<br /> &quot;Aleviler ile sünniler arasında bilinen kutuplaşma, Bulgaristanda vardır.Örneğin Deliorman halkı kendisini Türk olarak gösterirken içlerindeki Aleviler ,sünniler tarafından &quot;Kızılbaş&quot; diye adlandırılıyordı .Bölgeye dağılmış olan bazı Kızılbaş köyleri vardı ama,genel olarak Alevi ve sünni guruplar köylerde karışık olarak yaşıyorlardı.Alevilikle ilişkili olan Bektaşilerin konumu açık değil.Alevi ve Bektaşi göçmenlere AMUCA adı veriliyor.Amucalar Balkan savaşı ertesinde Türkiye Bulgar sınırının oluşmasıyla yerlerini terk etmeye zorlanan Türkçe konuşan bir gurup. Çoğunluğu Kırklareli köylerinde Yerleşen Amucalar Hayrabolu ve Tekirdağ yörelerine doğru yayıldılar.Amucaların Şeyh Bedreddini in izleyicileri olarak özgün kökenden geldikleri varsayılıyor. Amucalar belirli dini pratiklerde 1893 te birleştikleri bir leştikleri Bektaşileri andırıyor.Gurup içi evlilikleri hala etkisini koruyor.Bulgaristan göçmenlerinde dini ayrımlar her zaman katı bir şekildesürüyor.Ertuğrul köyüne yerleşen 93 muhaciri Amucalar hep birlikte sünni olmıya karar vermişler. (Soysü 1992 .146)<br /> Oysa, Bulgaristanın Deliorman bölgesinde ve civarında Amucalar haricinde Bektaşi, Babai, Akyazılılar ve Ali Koç Babalılar vardır. Bulgaristanda Alevi değil Bektaşi sürekleri vardır.Soy güden iki tarikat olan Bedreddiniler ve Ali koç Babalılar haricin deki tarikat liderleri halkın oyu ile belirlenmektedir.<br /> Yukarıda değinildiği gibi Amucaları 1878 yılından itibaren sınır ayırmış; o günden sonra Amucalar iki devlet sınırında yer almışlardır. 1878 yılında Bulgarisytan&#39;da kalan Amuca Kabilesi mensuplarının , yakın zaman kadar Şeyh Bedreddiniliği devamettirdikleri söylenmektedir. <br /> Bununla birlikte ,kabileyi Balkanlara getirenin de KARA OĞLU ABDAL AHMET BABA -ki o iki tanedir- olduğunu söylenmektedir.<br /> Onunla ilgili Şeyh Bedreddini erkanında ABDALLAR DUA sında ABDAL AHMET BABA DÖŞEDİ BU POSTU DİYE bir bölüm vardır. (5)<br /> Bu duada anlatılmak istenilen kişinin ilk Şeyh Bedrediniliğe geçiren kişi mi yoksa Balkanlara getiren kişimi olduğu belirlenememiştir.</p>
<p> Bir Abdal Ahmet Baba&#39;nın Bulgaristan&#39;ın Eski Zağra(Straa Zağara) vilayetine bağlı Yeni Şar köyünde (Gorno novoselo) ksin olarak bilinmemekle beraber ,18228 ile 1827 tarihleri arasında doğduğu sanılmaktadır.Babası yine Şeyh Bedreddini tarikatının babalarından Abdal Seyit Emir Ali&#39;dir.Yine Abdal Ahmet Baba,Amuca kabilesini Şeyh Bedreddini tarikatından Bektaşiliğe geçiren kişi olarak tanınmaktadır.<br /> Kırklareli&#39;nin Kofcağız ilçesine bağlı Ahmetler köyün deBektaşi dervişi Ali Yıldız&#39;a göre ABDAL BABA ,KARA BABA diye anılan bir kişinin nazarlaması olması ve ayrıca bu köye Ahmet in köyü anlamına gelen AHMETLER adı verilmesi bize dikatte değer olmakla birlikte kesin olarak net bir cevap vermemektedir. (6)<br /> Yalnız bu kişini iki oğlundan gelen soyların hala tarikatta liderlik yaptıklarını biliyoruz. Karaoğlu Abdal Ahmet Babanın ardından kabilede Şeyh Bedreddini erkanını yürüten 4 adet baba olmuştur. Abdal Ahmet ve Hacı Tahir soyundan gelenler ikişer Baba seçmişlerdir. Bu iki soy erkanlarına göre şu şekilde baba olarak seçilmişlerdir. Abdal Ahmet soyundan seçilen iki baba Hacı Tahir tarafının iki babası ile çaprazlama olarak birbirlerini posta oturtturmaktadır.<br /> Yani Abdal kolunun birinci babası Hacı Tahirlilerden bir baba ile 7 yılda bir hizmet tazeleme ve dardan indirme yapmaktadır. Diğer babalarda aynı uygulamayı yapmaktadır. Vefat edenin yerine sağ olan baba yeni Baba yı posta oturtturuyor. Babalar hatta Dedeler bile yakın zamana kadar belli soylardan seçilmekteymiş. Günümüzde de Babalar Abdallardan ve Hacı Tahirlilerden seçilmektedir.<br /> Babalıklar babadan oğul a geçtiği gibi soyundan birine de verilebilmektedir.<br /> Töreye göre sadece kabileden 7 nesil sayılarak evlenilmektedir.Akraba evliliği yoktur.Hatta babalar nasip verdiği canlarının kızlarını oğullarına alamamaktadırlar.Babaların evlatları, diğer tarikatlardan evlidirler.(7)<br /> Notlar.<br /> 1.Ocak 1980.176<br /> 2.werner .1986.25<br /> 3.sümer.1991<br /> 4.C.Türkay.1979<br /> 5.R.Engin 1995.23.<br /> 6.Ahmetler köyünden Ali Yıldız kesin olarak Abdal Ahmet Baba ya iat bir kabir bulunmamakla beraber Kara Bab Abdal baba diye bilinen bu gün Ali Uçar&#39;ın arsası dibinde ,büyük bir meşe ağacı altında bir nazarlamasının var olduğunu ,rüyada vir kaç kişiye gözüktüğünü söyledi.Nazarlamanın doğusunda seyrek ağaçlı koruya da Abdal Korusu deniliyoemuş.<br /> 7.R.Engin 1998.52,53.<br /> 1.Abdal ahmet baba dergahı.1995nefes.sayı24<br /> 2.Şeyh bedreddin&#39;e anıt mezar yapılmasını istiyoruz.1996 nefes 35<br /> 3.Trakya da tarikatların zayıflamasına ve törelerin Zayıflamasına yol açan nedenler ve sebepleri. Nefes 1996 sayı 29<br /> 4.Topçu baba ve geleneksel kurbanı. Nefes 1996 sayı 30<br /> 5.Gül baba ve geleneksel kurbanı. Nefes 1996 sayı 31<br /> 6Ali baba geleneksel kurbanı. Nefes 1996 sayı 32<br /> 7Kurban geleneklerimiz. Nefes 1996 sayı 33<br /> 8Trakya (balkanlar) kültürü ile anadolu kültürü özellikleri Nefes 1996 sayı 34<br /> 9Şeyh bedreddin ve yaşıyan tarikatı. Nefes 1996 sayı 3<br /> 10Ali kemteri baba Nefes 1996 sayı 36<br /> 11İki bektaşi babası Ali kemteri ve Şaban Sırrı Baba Yol dergisi 2000 sayı 4<br /> 12Tevfik Bey baba ve Hasan cemali Baba Yol dergisi 2000 sayı 5<br /> 13Ahmet Hayrani ve Halife Cafer Baba Yol dergisi 2000 sayı 6<br /> 14.Uluslar arası Anandolu inançları kongresinde (23-28 ekim 2000 ) sunulan bildiri<br /> 15.Amucalar.Almanyada yayımlanan.</p>
<p> www.Alevibektaşi.org </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/trakya-ve-balkanlarda-bektathileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
