<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KERBELA OLAYI VE MUHARREM MATEMİ &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/kerbela-olayi-ve-muharrem-matemi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Mar 2016 21:58:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>Alevi-Bektaşiler Ehl-i Beyt Ve Şehitleri İçin Yas Tutuyor</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/alevi-bektasiler-ehl-i-beyt-ve-sehitleri-icin-yas-tutuyor/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/alevi-bektasiler-ehl-i-beyt-ve-sehitleri-icin-yas-tutuyor/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 12 Dec 2010 00:28:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Murtaza Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KERBELA OLAYI VE MUHARREM MATEMİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kerbela/</guid>
				<description><![CDATA[Mutaza Demir KERBELA Alevi-Bektaşiler Ehl-i Beyt Ve Şehitleri İçin Yas Tutuyor&#8230; Ramazan geldiğinde, dini kullanmak için amansız bir yarışa giren ve hiçbir riyakarlıktan geri durmayan medyamız görmese de, TRT&#8217;miz AKP-RT haline geldiği için yasımızı umursamasa da, içinde bulunduğumuz 7-18 Aralık günlerini kapsayan on iki gün, Alevi-Bektaşiler için büyük bir üzüntüyle anımsanan Kerbela Katliamının 1330. Yıldönümüdür. ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Mutaza Demir  </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">KERBELA<br /> Alevi-Bektaşiler Ehl-i Beyt Ve Şehitleri İçin Yas Tutuyor&#8230; </p>
<p> Ramazan geldiğinde, dini kullanmak için amansız bir yarışa giren ve hiçbir riyakarlıktan geri durmayan medyamız görmese de, TRT&#8217;miz AKP-RT haline geldiği için yasımızı umursamasa da, içinde bulunduğumuz 7-18 Aralık günlerini kapsayan on iki gün, Alevi-Bektaşiler için büyük bir üzüntüyle anımsanan Kerbela Katliamının 1330. Yıldönümüdür. Bu elim olayda İslam Peygamberi Hz. Muhammed&#8217;in sevgili torunları İmam Hüseyin, sevgili evlatları ve O&#8217;nun haklılığına inandıkları için yanında bulunan insanlar, Emevi Halifesi Yezit&#8217;in kastı sonucunda öldürüldüler. </p>
<p> Düştü Hüseyn atından Sahra-yı Kerbela&#8217;ya, <br /> Cebrail git haber ver Sultan-ı Enbiyaya.</p>
<p> Kerbela olayı tarihsel ve toplumsal anlamda, toplu kıyımların en zalim ve acımasız olanlarından biridir. Bir kıyım olarak Kerbela&#8217;yı anmamak ve ona yanmamak elde değildir. Bu kapsamda Kerbela Katliamının boyutlarını algılayabilen herkes, Kerbela için yanar, tutuşur: O&#8217;nun anısını yaşatmak için bir şey yapmak, orada katledilenleri anmak, üzülenlerle aynı yerde saf olmak ister. </p>
<p> Bu olayda İslam Halifesi Muaviye oğlu Yezid, İslam Peygamberinin: &#8220;Hüseyn bendendir, ben Hüseyn&#8217;denim; Allah Hüseyn&#8217;i seveni sevsin, sevmeyeni helak etsin&#8221; dediği işte bu mazlumları acımasızca katletti. Katliam bununla da sınırlı kalmadı; suç, suçluya değil suçsuza yüklendi: Acı, acıyı verenden değil, acıyı çekenden, baskı, baskıyı yapandan değil, baskıya uğrayandan soruldu. Binlerce yıl, bu acının dinmesine yetmedi: Tazelendi, büyüdü, çoğaldı ve giderek insanlığın unutulmaz acılarından biri oldu. Alevi-Bektaşiler acılarını dile getirmek için ağıt türünün en anlamlı örneklerini Kerbela olayına hasrettiler. Bunlardan biri de yedi büyük Türkmen ozanından biri olan Pir Sultan Abdal&#8217;dır.</p>
<p> Damarlar yarıldı kanlar çağladı<br /> Gökte melek yerde insan ağladı<br /> Ay gün kara giydi kara bağladı<br /> İmam Hüseynimin kanı nicoldu?</p>
<p> Dedesi Muhammet yanına geldi<br /> Torununun elin, eline aldı<br /> Arş&#8217;ta Fatma ana saçını yoldu<br /> İmam Hüseynimin kanı nicoldu?</p>
<p> Katliamın muhatabı, İslam Peygamberinin soyudur: Katliamı düzenleyen ve bu amaçla Kerbela üzerine asker gönderen Muaviye oğlu Yezittir! İşte bu nedenledir ki, Alevi-Bektaşiler binlerce yıldır Muaviye, Yezit ve Mervan&#8217;lara ve bunların soyuna lanet ederler&#8230; </p>
<p> Hicretin 61. yılında (miladi 680) Muharrem ayının 7. Günü öğleye doğru, Yezit&#8217;in adamlarına karşı Kerbela&#8217;da direnen Hz. Hüseyin yandaşlarının suları çoktan bitmişti. Yaz sıcağı kavuruyor, çocuklar &#8216;su&#8217; diyerek ağlaşıyorlardı! Su almak için Fırat&#8217;a gidenler, Yezit&#8217;in komutanı Ömer&#8217;in askerleri tarafından oklarla vuruluyor; su ve erzak teminine imkân verilmiyordu. Hz. Hüseynin tek umudu, Komutan Ömer&#8217;in insafa gelip su vermesiydi. Ömer&#8217;le konuştu fakat ikna edemedi. Ömer kuşatmayı daraltıyor; Hz. Hüseyin&#8217;in, çocuklarının ve arkadaşlarının susuzluktan ölmelerini bekliyordu. </p>
<p> Sonunda Ehlibeyt ve 72 yandaşı için sonucu belli olan savaş başladı. Küçük çocuklar, bebeler ve yaşlılar, uzaktan atılan oklarla öldürüldü. Hz. Hüseynin kardeşlerinin ve yeğenlerinin genç bedenleri teker teker toprağa düştü. 72 savaşçı, dağ gibi Yezit askerine karşı durdu ama kaderi değiştirmenin olanağı yoktu. Muharremin 10. Günü, önce 18 yaşındaki oğlu Ali Ekber, ardından meme çocuğu Ali Asgar babasının kucağında oklanarak vuruldu. Hz. Hüseyin&#8217;in vücudunda yet¬mişüç darbe izi bulunmuştu&#8230; Hüseyin&#8217;i vurmaya gelenler &#8220;Müs¬lüman&#8217;ız&#8221; iddiasıyla yaşıyor, namaz da kılıyorlardı. Hadise esnasında birbirlerine: &#8220;Acele edin, öğle namazı kazaya kalacak&#8221; diyorlardı.</p>
<p> Olanları gören Hz. Hüseyin, dedesi Hz. Muhammet&#8217;ten kalan kutsal emanetleri oğlu Zeynel Abidin&#8217;e teslim etti: Ölmeye hazırlandı. Temiz elbise giydi, başındaki peygamber sarığını yeniden bağladı; babasının kılıcı Zülfükar&#8217;ı boynuna astı, Hz. Hamza&#8217;nın kalkanını omzuna alarak hazırlığını tamamladı. Yaren ve yoldaşlarıyla vedalaştı; onlara Şam yönüne gitmelerini öğütleyerek Kerbela meydanına çıktı. Düşmana karşı tek başına vuruşurken, 10. Muharrem günü şehit oldu. Gövdesi Kerbela&#8217;da kaldı; kesik başı Küfe&#8217;ye, oradan da Şam&#8217;a götürüldü. Yezit bir değnek ile Hz. Hüseyin&#8217;in kesik başını ve ağzının içini karıştırırken, en büyük siyasal rakibinin soyunu kurutmanın huzuru içindeydi. </p>
<p> Alevi-Bektaşiler 7 Aralık&#8217;tan başlayarak 12 imam ve Ehlibeytin anısına 12 gün oruç ve yas tutuyor, ibadet ediyor, inançlarının gereğini yerine getiriyorlar. Binlerce yıl olduğu gibi olayları anımsayacak, üzülecek, Kerbela anısına yine susuz kalacak ve Ehl-i Beyt soyuna kastedenlere lanet yağdıracaklar! Kerbela Olayı, Alevi-Bektaşiler bakımından, hangi inançtan olursa olsun, hangi ulustan gelirse gelsin, zulme uğramış insanların acısını, insanlığın ortak acısı durumuna getirmenin yürek dağlayan bir anısıdır. Bu yüzden zalimliğin, sınır tanımaz acımasızlığın ve dinin siyaseten kullanılmasının en tipik örneğini teşkil etmesi bakımından bu olaya tekrar tekrar dikkat çekiliyor. </p>
<p> Devleti yönetenler, geleneksel inkârcılığını sürdürseler de, Aleviler, demokratik devlet hedeflerine bağlı kalmaya; kendilerini yok sayan bu devlete &#8220;devletim&#8221; demeye devam edecekler. Bu anlamda Yas-ı Muharrem Orucunun başladığını ve &#8220;ne olup, olmadığına&#8221; ilişkin bir açıklama/duyuruyu TRT&#8217;den bu yıl da beklediler! <br /> Beklediler ama ne bir ses, ne de bir nefes duya bildiler!<br /> Ve yüzyıllardır olduğu gibi yine yanıldılar&#8230; </p>
<p> Alevi &#8211;Bektaşilerin nefret ve laneti Muaviye, Yezit, Emevi ve Küfe&#8217;li anlayışınadır!<br /> Emevi iktidar anlayışının, günümüz iktidar anlayışıyla ya da Sivas, Çorum, Maraş, Gazi katliamlarını gerçekleştiren ve arkasında duranlarla bir zihniyet ilintisi olabilir mi? Bizim esirgememize karşın, kendilerini o anlayışla ilişkilendirerek, Alevi istemlerine bu nedenle yasak koymuş olabilirler mi? </p>
<p> Değilse, bin yıldan bu yana süren ve günümüzde de devam eden bu yasak ve sansür niye?</p>
<p> Ehlibeyt yası tutan insanlığın acısını paylaşıyor, aşk-ı niyaz ediyorum. 11.12.2010                </p>
<p> Murtaza DEMİR</p>
<p> </span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/alevi-bektasiler-ehl-i-beyt-ve-sehitleri-icin-yas-tutuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Aşure Çorbası Duaları</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/asure-corbasi-dualari/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/asure-corbasi-dualari/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Dec 2010 00:01:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kaykı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KERBELA OLAYI VE MUHARREM MATEMİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/athure-corbasy-dualary/</guid>
				<description><![CDATA[Yasın bitiminde, Aşure kazanının başında okunacak dua şöyledir: &#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah! Bârekallah, şehidler Şâhı İmam Hüseyin Efendimiz&#8217;in ve Kerbelâ şehidlerinin yüce ruhlarının şâd olması için bârekallah! Cümle erenlerin ruhları için bârekallah! Kurbanlarımızın kabülü için bârekallah! Âhirete göçenlerimiz ve yaşamakta olanlarımız için bârekallah! Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket vermesi için bârekallah! Muhammed Mustafa, Ali ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Yasın bitiminde, Aşure kazanının başında okunacak dua şöyledir:</p>
<p> &#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> Bârekallah, şehidler Şâhı İmam Hüseyin Efendimiz&#8217;in ve Kerbelâ şehidlerinin yüce ruhlarının şâd olması için bârekallah!<br /> Cümle erenlerin ruhları için bârekallah!<br /> Kurbanlarımızın kabülü için bârekallah!<br /> Âhirete göçenlerimiz ve yaşamakta olanlarımız için bârekallah!<br /> Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket vermesi için bârekallah!<br /> Muhammed Mustafa, Ali el-Murtaza, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli hakkı için barekallah!<br /> Gerçeğe Hü!&#8221;</p>
<p> Aşure yendikten sonra da şu dua okunur:</p>
<p> &#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> Allah-Muhammed ya Ali!<br /> Oniki İmam Efendilerimiz&#8217;in ruh-u revanları şad-ü handan ola!<br /> Münkir-münafıklar mat ola!<br /> Müminler şad ola!<br /> Cümlemize Hak&#8217;dan hayırlı kısmetlerin verilmesi için Nur-u Nebi, kerem-i Ali, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli demine Hü!  <br /> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Aşure Çorbası Kaynatıldıktan Sonra Okunabilecek Dua</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Bismişah Allah Allah<br /> Yol uludur<br /> Ya Allah ya Muhammed ya Ali<br /> Deşt-i Kerbela ya Hasan ya Hüseyin<br /> Kerbela&#8217;da şehit düşenler aşkına<br /> Üçler beşler oniki İmamlar aşkına<br /> Yediler kırklar gayb erenleri aşkına<br /> Pirler sultanlar abdallar, cümle erenler aşkına<br /> Tezgahımız Fatımatüz Zehra, Hatice-i Kübra Analarımızın tezgahı ola.<br /> Cümlesi kabul eyleye.<br /> Dil bizden, nefes pirimizden, himmet erenlerimden ola.<br /> Allah eyvallah Hü&#8230;</span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/asure-corbasi-dualari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Dua</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/dua/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/dua/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 09 Dec 2010 22:54:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İyidoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KERBELA OLAYI VE MUHARREM MATEMİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/dua/</guid>
				<description><![CDATA[Mustafa İyidoğan Merhaba Canlar Kerbela&#8216;da son günde İmam Hüseyin&#8216;in kızı Sekine babasına; &#8222;baba bir dua ette Allah beni senden ayırmasın&#8220; deyince, İmam Hüseyin son olarak aşağıdaki duayı okuyor. Bu dua her derde devadır. İlahi kergi belanın hürmetine Peygamber evladı ahı vahı hürmetine Esir Zeynep&#8216;imin yası matemi Sekine&#8216;nin başına örtüğü karası hürmetine Kolu kesilen Abbas&#8216;ın düşe ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Mustafa İyidoğan<br /> Merhaba Canlar<br /> Kerbela&#8216;da son günde İmam Hüseyin&#8216;in kızı Sekine babasına; &#8222;baba bir dua<br /> ette Allah beni senden ayırmasın&#8220; deyince, İmam Hüseyin son olarak aşağıdaki duayı<br /> okuyor. Bu dua her derde devadır.</p>
<p> İlahi kergi belanın hürmetine<br /> Peygamber evladı ahı vahı hürmetine</p>
<p> Esir Zeynep&#8216;imin yası matemi<br /> Sekine&#8216;nin başına örtüğü karası hürmetine</p>
<p> Kolu kesilen Abbas&#8216;ın düşe alemi<br /> Yetim Kasım&#8216;ın toy kınası hörmetine</p>
<p> Ali Ekber&#8216;imin pare pare gül bedeni<br /> Ali Askar&#8216;ımın ok yaresi hürmetine</p>
<p> Bana bağışla yarab ümmeti günahkarı<br /> Tuttuğu Muharrem ayında yas-ı matemi hörmetine</p>
<p> Ben şehit olmazsam bana kim ağlar<br /> Beni sevmeyenler cehennemde yanar<br /> Hz.  Hüseyin</p>
<p> Mustafa İyidoğan dede </p>
<p> </span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/dua/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>ADALET UĞRUNDA BİR ULU ŞEHİT</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/adalet-ugrunda-bir-ulu-sehit/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/adalet-ugrunda-bir-ulu-sehit/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 22:13:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ismail Kaygusuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KERBELA OLAYI VE MUHARREM MATEMİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/adalet-udrunda-byr-ulu-thehyt-2/</guid>
				<description><![CDATA[ADALET UĞRUNDA BİR ULU ŞEHİT Dr. Asghar Ali Engineer * Muharrem&#8217;in onuncu günü, bütün müslümanlar, ama özellikle Şii (ve Alevi-Bektaşi, İ.K.) müslümanlar için matem günüdür. Bu gün, Peygamber&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göçüşünün(Hicret&#8217;in) 61. yılında (M.680) torunu İmam Hüseyin&#8217;in şehit oluşunu bize anımsatır. İnsanların konuya ilişkin olarak sorduğu temel soru şu: Niçin İmam Hüseyin şehit olmayı seçmek ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>ADALET UĞRUNDA BİR ULU ŞEHİT <br /> Dr. Asghar Ali Engineer *</p>
<p> Muharrem&#8217;in onuncu günü, bütün müslümanlar, ama özellikle Şii (ve  Alevi-Bektaşi, İ.K.) müslümanlar için matem günüdür. Bu gün,  Peygamber&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göçüşünün(Hicret&#8217;in) 61. yılında  (M.680) torunu İmam Hüseyin&#8217;in şehit oluşunu bize anımsatır. <br /> İnsanların konuya  ilişkin olarak sorduğu temel soru şu: Niçin İmam  Hüseyin şehit olmayı seçmek zorundaydı? Bu bağlamda, İslam&#8217;ın, herşeyin  ötesinde, toplumda temel değişiklikler yapmaya hedeflennmiş bir tasarım  olduğunu göstermek ve buna dikkat etmek gereklidir. Kuran, adaletin  önemini ısrarla vurgulamakta; sömürü ve baskıdan kurtulmuş bir toplum,  çogunlugun arzu ve istekleri pahasına, azınlığın zenginliği elinde  tutma-istifleme hırsından uzak bir toplum idealine öncelik vermektedir.  <br /> Peygamber kendi kişisel örneklemesiyle süreci harekete geçirmiş;  tam  anlamıyla  adil bir biçimde,  mustad&#8217;ifin&#8217;i, yani toplumun alt  kesimlerini-yoksulları, mustakbirin&#8217;e üst tabakalara karşı  güçlendirmiştir. Bununla birlikte, ideallerin en yumuşağıyla bile  çesitli çikar çevrelerini yok etmek kolay değildir. </p>
<p> İslamın toplumsal tasarımı, Peygamber&#8217;in ölümünü izleyen birkaç yıl  içerisinde sıkıntıya girdi. Halifeliğin ilk yıllarında İslamın yayılma  sınırlarının hızlı bir biçimde genişlemesiyle, çesitli güçlerde çikar  çevreleri artmaya başladı. Karşilıklı danışma tartışma üzerindeki  vurgusuyla,  İslam toplumunun demokratik ruhu zayıflatılmaya başladı;  yolsuzluk ve zorbalık (baskıcı yönetim) alabildiğine arttı kaldırdı.   <br /> Kutsal Peygamber&#8217;in, Abuzer Gaffar gibi sahabileri bu duruma karşı  çikti; servet biriktiren ve yönetim erkini kendi ellerinde toplamaya  çalisanlari uyardı.  Fakat Gaffari uyarılarında başarısız oldu ve  kendisi Rabza çölünde, terkedilmiş olarak öldü. İslam&#8217;da hanedan  yönetimine yer yoktu, ancak Peygamber&#8217;in ölümünün henüz otuz yılı  içindeyken bir hanedan (Emevi sülalesi İ.K.) yönetimi biçimi doğmuştur.<br /> İslam tarihinde ilk monarch (Monarkhos/&#61517;&#61551;&#61550;&#61537;&#61554;&#61539;&#61551;s: Yönetim erkini tek elde toplayan, kral, hükümdar, padişah vb. İ.K.) Muaviye&#8217;in oğlu Yezid oldu. İslami değerlere derinden bağlanmış olan Müslümanlar bu gelişmeden  incindiler. Fakat bütün diğer hükümdarlar gibi, Yezid karşi çikislara  karşi acımasız baskılara başvurdu. </p>
<p> Küfe kenti, Yezid&#8217;e karşı direnişin ana merkeziydi. Bu kentte,  fethedilen ülkelerden gelmiş Arap olmayan büyük bir nüfus vardı. Her ne  kadar İslam, insanlar arasından her türlü ayırımcılığı kaldırmışsa da,  Arapların çogu kendi ayrıcalıklarından vazgeçmeğe hazır değillerdi.  Kendileri ile İslamı kabul etmiş Arap olmayanlar arasında, onlara  Arapların köleleri (mevali) gibi bakarak ayırım gözetmeğe başladılar.  İslam dinini kabul etmiş, adalet beklemekte olan bu insanların kendileri de karşi ayrımcılığı hissettiler ve çok geçmeden aralarında derin bir  huzursuzluk, kargaşa yayıldı.</p>
<p> Küfe aynı zamanda, Peygamber&#8217;in damadı Hz. Ali&#8217;nin yandaşları   Aleviler&#8217;in (Alids)  merkeziydi.  Hz. Ali, halife olduğu zaman  Küfe&#8217;yi  başkent yapmış ve burada, tıpkı Peygamber gibi, tam anlamıyla adaleti  uygulamış olduğundan dolayı,  destek için onu  ve ailesini arayan Arap  olmayan halka merkez görünümü kazanmıştı. <br /> Kuran&#8217;a ilişkin öğretilerin hoşgörü gösterdiği-temsil ettiği herşeyi  ortadan kaldırmakla meşgul olan ahlaksız ve zorba Yezid&#8217;e karşi  ikendilerine önderlik yapması için, Ali&#8217;nin yaşayan oğlu ve ardılı İmam  Hüseyin&#8217;i çagiran Küfe halk oldu.<br /> Yezid bütün Müslümanların görebildiği gibi, İslam devrimini ve onun  adaletli bir toplum öngörüsünü baltalayarak,  geriye çeviren bir  karşi-devrimciydi.<br /> İmam Huseyin, doğallıkla Yezid&#8217;i, İslam dünyasını yönetecek bir halife  olarak kabul etmeyi reddetti. O, İslam dünyasının ruhuna karşi harekete  geçen, kardeşi İmam Hasan ile Muaviye arasında yapılan andlaşmaya, yani  Muaviye&#8217;nın ölümünden sonra Halifeliğin halka (halkın arzusuna)  bırakılacağı maddesine aykırı hareket eden bir  gasıpçı, bir zorba  olarak gördü Yezid&#8217;i. İşte bunun için İmam Hüseyin, Yezid&#8217;e karşi  mücadelelerinde Küfe halkına önderlik etmeye razı oldu<br /> Olayların bu biçime dönüşüne öfkelenen Yezid, Küfe&#8217;nin sevilen valisini  alarak, yerine İbn-i Ziyad adında zalim birini atadı.  İmam Hüseyin&#8217;i  Küfe yolundayken  kuşatıp, ya onu zorla teslim alması ya da öldürmesi  için askeri birlikler gönderdi. İmam ve yanındakiler Kerbala&#8217;da  kuşatıldı ve üç gün(?) boyunca sudan ve yiyecekten yoksun bırakıldılar.  Hicretin 61.yılında Muharrem&#8217;in onuncu günü  İmam ve 72 yandaşi Yezid&#8217;in kuvvetleri tarafından katledilmişlerdi. <br /> Hüseyin, İslam devriminin ana ilkeleri olan  adalet ve eşitliği  savunurken yaşamını verdi. O, İslamın ilk ve en büyük şehididir, Şehid-i Azam&#8217;dır Hüseyin.  Müslümanlar  1400 yıldır, her  Muharrem ayında, onun yiğitlik ve dürüstlüğünü-adalet düşüncesini anarak, takdir ve  övgülerini sunmaktadırlar.   <br /> (İngilizceden çeviren: İsmail Kaygusuz)</p>
<p> HALİFE ALİ (ö. 661) SONRASI  SİYASİ OLAYLAR, BÜYÜK DİRENİŞ SİMGESİ KERBELA VE KERBELA&#8217;NIN ÖCÜ </p>
<p> Ismail Kaygusuz</p>
<p> Sabailik inanç ve öğretisine felsefi açınımlar getiren, genişletip  geliştiren ve çogu kurucularının adlarıyla anılan alevi hareketleri  Şehristani&#8217;nin verdiği bilgileri temel alarak sırasıyla incelemeyi  sürdüreceğiz. Bunlardan bazıları toplumsal ve siyasi hareketler  biçiminde örgütlenmis ve kitleleri peşine takarak egemenlere karşi  ayaklanmış. Zalimlere başkaldırmış, direnmiş, çokça kırılmışlar; yeniden toparlanmışlar. Bazıları  ise marjinal gruplar olarak toplumu ve  yönetimleri sarsmış, inançları uğruna canlarını seve seve vermekten  çekinmemislerdir. Ancak bunları tek tek incelemeye geçmeden önce,  elbette ki Ali sonrası tarihsel olayları, gelişmeleri  ve özellikle  Kerbela olayını gözden geçirmekte yarar var.</p>
<p> Önce  J. Wellhausen&#8217;in Ali sonrası siyasi analizine kısaca göz attıktan sonra dönem hakkında görüş ve yorumlarımızı sürdürelim. </p>
<p> &#8220;Ali, Osman&#8217;a karşı  yapılan ihtilal hareketindeki grup başkanlarının  önemli dayanağını oluşturan Iraklıları yanında tutmayı başarmış. Yönetim merkezini Küfe&#8217;ye taşiyarak, dönek rakipleriyle kanlı bir çekismeden  (Talha, Zübeyr, Ayşe ve Camel savaşı kastediliyor. İ.K.) sonra da olsa  Basrayı kendi tarafına kazanmıştı. Muaviye&#8217;nin arkasında,  uzun zamandan beri  yönetmekte bulunduğu Suriye duruyordu. Onunla Ali arasındaki   mücadele bir Suriye-Irak savaşina dönüştü. Bu mücadele Ali&#8217;nin  öldürülmesiyle  Iraklıların aleyhine sonuçlandı. Ancak bunlar  Muaviye&#8217;nin kurduğu devlet içindeki birliğe zorla ve görünüşte  katıldılar. Ali, ölümünden sonra  Suriye boyunduruğuna karşi  muhaliflerinin bayrağı oldu. Iraklılar, Küfe&#8217;nin İslamın merkezi olduğu  ve devletin merkez hazinesinin sahip bulunduğu kısa devreyi, idealleri  olarak anılarında korudular. Böylece Irak&#8217;a yerleşen Şia önceleri parti  değil, bütün eyaletin siyasi düşüncesinin ifadesiydi. Hemen  hemen bütün Iraklılar ve özellikle Küfeliler, tek tek değil bağlı bulundukları  kabile başkanlarıyla birlikte  Şii&#8217;ydiler. Aralarında derece farkı  olmakla birlikte Ali bunlar için, yurtlarının kaybedilmiş ihtişamı,  yitirilmiş büyüklüğü anlamına geliyordu. Yaşadığı  yıllarda sahip  olmadığı, şahsına ve ailesine karşi büyük hürmet ve itibar, işte bu  düşünceden doğmuştur. Ancak, Ali&#8217;nin adına bağlı gerçek kült, karanlık  bir tarikatın kucağında çok daha önceden faaliyet göstermekteydi.  Muaviye, Irak&#8217;ı itaatı altına alır almaz, Mugira b. Şube&#8217;yi Küfe&#8217;ye vali olarak atadı. Ondan her Cuma namazında mimberden Ali&#8217;ye  lanet  okumasını, küfretmesini istedi&#8230;&#8221;   (J. Wellhausen, agy s.90vd.) </p>
<p> J. Wellhausen, bu siyaset analizinde kuvvetle altını çizmemis olsa da,  aslında çok önemli olan Ali&#8217;nin adına bağlı ikili muhalefet gerçeğini   ortaya koyuyor. Birincisi, başta Küfeliler olmak üzere Irak eyaleti  kentlerinde yaşayan büyük toprak sahipleri, kabile başkanları ve beş  yıllık hilafet döneminde Ali&#8217;nin yönetim çevresini oluşturan askeri  aristokrasisi gibi sınıfların Şii muhallefetiydi. Bu ayrıcalıklı yüksek  sınıflar &#8220;kaybetmiş oldukları ihtişamlarına&#8221; kavuşmak, &#8220;merkezi devlet  hazinesini&#8221;  ellerine geçirmek  için Ali&#8217;yi bayrak yaparak partileşmiş  Şia idi. </p>
<p> Bunlar çıkarlarının doğrultusunda Ali yandaşi, yani Şia olmuşlardı.  Yaşadığı muhalefet yıllarında ona itibar etmeyen bu kesimlerin amacı,  şimdi Ali&#8217;nin anısını ve evlatlarını  kendilerine bayrak yapıp kitleleri peşlerinden sürükleyerek &#8211; sadece Şam&#8217;ın boyunduruğuna  muhalefet etmek için değil- iktidarı onların adına elde etmek ve kendileri kullanmaktı. İktidarı hem zor kullanarak hem de siyasi hilelerle ele geçirmiş Şam  yönetimini oluşturan sınıflardan farkı yoktu. Ancak  Şamdakiler daha  güçlü, baskın  ve zorbaydılar. Küfe&#8217;deki bu yüksek muhalif sınıfların   dini de -adının Şii olması hiç farketmiyor- ortodoks İslamdı. Birisi,  yani Emeviler  Ali&#8217;den nefret ederek, onu lanetleyerek İslam  İmparatorluğunun başinda oturmakta. Diğeri ise, yani Iraklı Şiiler Ali  sevgisi gösterisi içinde onun adından ve aile bireylerinden yararlanarak iktidarı yakalamak umuduyla muhalefet oldular. Ama savaşım  gerektiğinde, göğüs göğüse vuruşmak gerektiğinde saf  değiştirmekte  tereddüt etmediler. Örnegin Küfeli Şiiler çok sever göründükleri Ali&#8217;ye  de yaptılar; oğulları Hasan&#8217;a ve Hüseyin&#8217;e de, Hüseyin&#8217;in torunu Zeyd&#8217;e  de&#8230; Üçünü de kandırıp katledilmelerine neden oldular.  Çünkü üst  sınıflar olarak kesimsel çeliskileri sadece toprak, ganimet ve köle  paylaşimından az veya çok  kazançlı çikmakti. Çeliskileri, yaşamda kalıp kalmama, can pahası mücadele değildi. Bu sınıfların iktidar ve  muhalefetler olarak yaşaması, avam (çogl.amme) diyerek aşağıladıkları  halkın; yani yoksul çogunlugun ve emekçi kölelerin sömürülmesine,  onların tam bir baskı altında  tutulmasına bağlıydı. </p>
<p> O dönemde muhalif halk çoğunluğu da, Ali&#8217;ye ve onun soyundan gelenlere,  yani Ehlibeyt soylulara karşi nefret  ve sevgi temelinde bölünmüşlüğü  yaşiyordu. Sınıfsal çikarlari çelistigi için Şam iktidarı, ne Ali  hilafeti  yönetim çevresi tarafından Nehrivan&#8217;da kırılan Haricilere  yardımcı olmuş, ne de onu katlettikten sonra, bu büyük nefretlerinden  dolayı onlara sahip çikmistir. Tam tersine 657&#8217;den 749&#8217;lara, yani Emevi  hanedanlığı yokoluncaya dek Harici hareketlerini heryerde ezmiştir. Uzun dönemli bir halk hareketi olan Haricilik, dönemin nesnel koşullarında  yanlış yönlendirilmiş, yaratılmış kabul ettikleri Kur&#8217;an&#8217;a daha fazla   bağlı ve daha iyi müslüman olduğunu iddia eden ortodoks karakterli  başkaldırılar olarak  sürdü. Gelecekte Abbasiler zamanınında   alevi  halk hareketleriyle bütünleşip kaybolacaktır&#8230;</p>
<p> Wellhausen&#8217;in Ali sonrası siyasi analizinde belirttiği ve &#8220;Ali&#8217;nin adına bağlı gerçek kült, karanlık bir tarikatın kucağında çok daha önceden  faaliyet göstermekteydi&#8221;cümlesiyle  geçiştirdiği ikinci muhalefeti  kuşkusuz Sabailer oluşturuyordu. Yukarıda açıkladığımız gibi, Ali&#8217;nin  661&#8217;de katledilmesinden sonra Abdullah İbn Saba&#8217;nın  onun ölmedigini,  gökyüzünde bulutlara büründüğünü ve başka bir donda soyundan gelenlerle  dünyaya inip kendilerini kurtaracağını  yayıyordu. Halife olmasında çok  önemli rol oynamış Sabailer&#8217;in, Küfe merkez yapıldıktan sonra  Ali&#8217;nin  Küfeli Şii hilafet çevresi tarafından geri plana itilmiş olduğu  kesindir. </p>
<p> Ölümünden sonra da  Iraklı Şii muhalefet, Ali&#8217;yi tanrılaştıran bu  muhalefet grubu yanına almamış, tam tersine  gulat (aşirı, taşkın) sayıp dışlamış ve haklarında aynı şeyi düşünen düşmanları Emeviler karşisında yalnız bırakmaktan çekinmemislerdir.  Ali&#8217;ye isnat edilen &#8216;Abdullah İbn Saba ve yandaşlarını ateşe atan&#8217; bizzat Emevi yönetimiydi. Ama, sadece  ortodoks İslam adına, Ali&#8217;nin tanrılığına inandıkları için değil, daha  çok onları Osman&#8217;ın katilleri olarak ateşle cezalandırılmış olmalılar.  Demek ki, yeni başkaldırı hareketlerine gözdağı vermiş oluyorlardı.</p>
<p> Böylece önderleri öldürülen Sabailer yeraltına itilmişler, Julius  Wellhausen&#8217;in dediği gibi  &#8220;Ali&#8217;ye bağlı gerçek kült (inanç) karanlık  tarikatın kucağında&#8221; yoksul halkın, kölelerin-azatlıların  kinleri  gelişip büyüyordu.  Muaviye ile uzlaşmak zorunda kalmış İmam Hasan&#8217;a ne  de Kerbala öncesi Hüseyin&#8217;e yaklaşamadıkları anlaşilıyor. Ama, Ali&#8217;nin  ölümünden 20 yıl sonra Kerbala&#8217;nın öcünü almak için Kaysaniler  (Hanafiyya-Muhtariyya) olarak ortaya çikmalari, onların Muhammed İbn  al-Hanefi (Hasan&#8217;la Hüseyin&#8217;in üvey kardeşi) çevresinde güçlendiklerini  gösteriyor. Bu yıllar içinde Hasan ve Hüseyin&#8217;in Emevi yönetimiyle  mücadeleleri ve Iraklı Şiiler&#8217;in tutum ve davranışlarına bir göz atıp,  Kerbela olayına girelim.. </p>
<p> 1 Ali Gibi Barışcıl Siyaset İzleyen Hasan ve Muaviye Anlaşması Üzerine</p>
<p> Sünni İslam dışında ve kendilerini Caferi diye adlandıran Şiiler ile  Alevi-Bektaşiler İmam Hüseyin ve Kerbela şehitleri için yas ayı kabul  ettikleri Muharrem ayında oniki gün oruç tutarlar. Her yıl Kurban  bayramının ilk gününden itibarın, üçüncü haftanın son günü başlatılan  İslamın bu kesimleri için Muharrem orucu, aynı zamanda Tanrıya ibadet  olarak algılanmaktadır. İmam Hüseyin&#8217;in şehit edildiği gün olan orucun  sonunda Şiiler, zincirlerle döverek, kesici aletlerle yaralayarak  kendikendilerine işkence ederler. Bu şekilde ıztırap çekerek, İmam  Hüseyin&#8217;in o korkunç ve dayanılmaz acılarına ortak olduklarına  inanırlar. Alevilerde ise hiç su içmedikleri Muharrem orucu, onikinci  gün aşure çorbasinin pişirilip dağıtılmasıyla son bulur. O gece Cem  yapılır ve Kerbela olayını anlatan, saz eşliğinde özel makamla okunan  Mersiyeler (ağıtlar) söylenir; şehitler için ağlar, gözyaşi dökerler ve  Yezid&#8217;e lanet okurlar Cem&#8217;e katılmış olan canlar. Yine  Alevi-Bektaşilerin Muharrem dışında da Görgü Cemleri, &#8216;Cem Birleme&#8217;  adını verdikleri törende, su ya da şerbet dağıtılırken, İmam Hüseyin ve  Kerbela şehitlerini anan övgü ve sevgi nefesleri söylenerek (tevella),  Yezit ve Muaviye&#8217;ye lanetler okunarak (teberra) sona erdirilir.</p>
<p> İslam tarihinde korkunç ve dengesiz bir siyasal olay olan Kerbela kırımı ve İmam Hasan ile Hüseyin üzerinde, nesnel bakış açısından yaklaşimla  yorumlamayı deneyeceğiz.   </p>
<p> Ali, harici İbni Mülcem tarafından şehit edildiğinde (661) ikinci imam  Hasan otuz yedi yaşinda bulunuyordu. Al Müctaba (seçkin, seçilmiş)  sıfatını taşiyan Hasan&#8217;ın Muaviye&#8217;ye boyun eğmesi ve onu İslam halifesi  olarak kabullenmesi iki türlü değerlendirilmektedir: Birinci  değerlendirmede Hasan acımasızca eleştirilerek halifeliği savaşsız  Muaviye&#8217;ye teslim ettiği için onunla alay edilmiş. Batılı ve tarafsız  (!) görünen  bazı tarihçiler tarafından, kadınlara aşirı düşkün,  öngörüsüz, iktidarsız, lüks ve rahat yaşam isteyen biri olarak  betimlenmiştir. Hatta J. Wellhausen, &#8220;Hasan, hak ve hukukunu şerefsizce  satmıştır&#8221;diyerek hakarete kadar vardırmıştır. ( Julius Wellhausen, Çev. Fikret Işiltan, agy., Ankara-1989, s. 157) Avrupa merkezci  idealist  tarihçiler, İmam Hasan&#8217;ı alçaklık ve korkaklıkla suçlamış; Emevi ve  Harici yandaşi, daha sonraları Abbasi dönemi Sünni tarihçi yazar ve  şairlerin anlattıklarını temel almışlardır. <br /> Şii tarihçi ve yazarlar ise bu değerlendirmeyi asla kabul etmezler.  Onlar, Küfeli Şiiler ve orada bulunan ordunun başindaki Ali&#8217;nin Medineli ve Mekkeli dostları tarafından seçilen Hasan&#8217;ın halifelikten  çekilmesini, alçakça bir zayıflık ve korkaklık değil, tersine gerçekçi  ve şefkat-merhamet dolu bir olay olarak gösteriyorlar.</p>
<p> Yaklaşık  40 bin kişilik ordunun başinda, babasının öcünü almak için  Haricileri takibeden Hasan, Muaviye&#8217;nin başinda bulunduğu Suriye  ordusuyla  karşilaştı. Kendisine haber gönderip müzakere isteyen  Muaviye, öbür yandan  Küfeliler arasına soktuğu gizli adamlarıyla  yaydığı yalan haberler ve dağıttığı rüşvet Hasan&#8217;ın ordusunu parçaladı.  Çesitli kabilelerden oluşan birlikler uyuşmazlığa düştü ve Hasan&#8217;ı  yüzüstü bıraktılar. Bir kısmı  ona başkaldırdı, bir kısmı Muaviye  ordusuna katıldı.Hatta Hasan&#8217;nın çadirini yağmalamaya giriştiler.  Dolayısıyla Hasan yanında kalan bir avuç yandaşi ve yakınlarının kanı  dökülmesin diye halifelikten vazgeçip Medine&#8217;ye çekildi. (Moojan Momen,  An Introduction to Shi&#8217;i Islam, Yale University Press-1985, s.26-27)</p>
<p> Elbette ki Hasan, ne bir korkak ve alçak, ne de onursuzca hukukunu  satmıştır. Ancak İmam Hasan; çok kurnaz bir politikacı olduğu kadar, hem silah hem de ekonomik zenginliği elinde bulunduran egemen sınıfların  temsilcisi Muaviye tarafından rahatlıkla tuzağa düşürülecek kadar zayıf  ve deneyimsizdi. Hasan&#8217;ın hasmı öylesine kurnaz ve hilekar politikacıydı ki, Sıffin savaşinda kaybetmek üzere olduğu anda bile durumu lehine  çevirebilmisti. Oysa Ali, Muaviye ve Amr ibn ül As&#8217;ın  hileleriyle,  yendiği halde yenilmiş sayıldığı sözü edilen savaşin hemen arkasından,  toparlanamadan Muaviye&#8217;nin üzerine gitmesi gerekirken, arkadan  vurmamaları için kendisini terkeden Hariciler&#8217;e yüklenmiş ve bir süre  sonra onların büyük bir kısmını Nehrivan&#8217;da kılıçtan geçirmişti.   Küfe&#8217;yi Halifelik merkezi olarak hazırladıktan sonra bunu yapması  Muaviye&#8217;yi daha da güçlendirmiş, hatta bu arada aynı hilekar siyasetiyle Mısır eyaletini de ele geçirmişti. </p>
<p> Hasan&#8217;ın durum değerlendirmesi yapmadan, gücünü ve ordusunun sadakatini  tam anlamadan, asıl düşmanını gözden kaçırarak, salt babasının öcünü  almak için Haricilerin üzerine gitmesi doğru değildi. Çevresinin  etkisiyle Hasan&#8217;ın bu aceleciliği, Muaviye&#8217;nin çok işine yaradı.  Muaviye, Küfe&#8217;deki Halifelik yönetim çevresindeki sınıfların  tereddütlerini ve  Hasan&#8217;ın asıl, bir toplumsal ihtilalle babasını  halife yapmış olan aşağı sınıflardan halklarla, yani Sabailerle  ilişkilerinin kopukluğunu gördü. Çikar gruplarını rahatlıkla satın aldı. Müzakereler sırasında Hasan&#8217;a, kendi durumlarının tıpkı Ebubekir ile  Ali arasındaki halifelik anlaşmazlığına benzediği haberini göndermişti.  Ebubekir&#8217;i tutan kabile şeflerinin çoklugu yanında, yönetime daha layık  olsa bile Ali&#8217;nin zayıf oluşu, onu evine kapanmaya zorunlu kılmıştı.  Hasan&#8217;ın böyle yapmak zorunda olduğunu açık açık söylüyordu. İşte Hasan, Muaviye&#8217;nin bu değerlendirmesinin doğruluğunu görerek, babası gibi  evine ve inancına sığınmak zorunda kalmıştır. 17.yüzyılda yaşamış, 4.  İmam Zeynelabidin&#8217;in oğlu Zeyd soyundan gelen Senirkentli Veli Baba,  Menakıbname&#8217;sinde anlaşmayı dönemin türkçesiyle şöyle  anlatmaktadır:</p>
<p> &#8220;Hz. Murtaza&#8217;nın şehadetinden sonra bivefa Küfi&#8217;lerin (vefasız  Küfelilerin) teşvikiyle Şam üzerine ordu çekmis ise de, Anbar  nahiyesinde Şam askeri karşıladığından ve zati alisi bu yolda sefk-i dem (kan dökmek) istemediğinden Muaviye ile beş şart üzerine, Muaviye&#8217;nin  teklifi vecihle hicretin kırkbirinci senesinde (M.661) hakk-ı hilafetini ana terketmiş. Ve ol şartlardan evvelkisi şart: Hz. Ali K.V.ye la&#8217;n ve  şetim (lanet ve küfür) olunmaya. İkincisi: İmam Hüseyn Muaviye&#8217;ye  tebaiyyet itmeye  ve biat teklifinden muaf tutula. Üçüncüsü: Şam valisi  Muaviye yerine kimseyi kaimmekam kılmayub (yerine kimseyi tayin  etmeyip), andan sonra İmam Hasan Halife-i Resulullah ola. Hz. Ali  taraflısı olan bazı rical (ileri gelenler) incitilmeye ve hapishanede  ise koyverile. Beşincisi: Her sene İmam Hasan Basra&#8217;dan ikiyüz bin guruş ala ( Kuruş, gümüş dirhem karşılığı olabilir! İ.K.) Zira Şah-ı vilayet  (Hz.Ali) şehid oldu. Yirmi iki evlad ve dört nisa&#8217;ye (kadına) sekizyüz  guruşluk malı kaldı. Bu sebebten Evlad-ı Ali cümlesi fakıyr idiler.  Lakin Muaviye beş şartın dördünü kabul ittim. Beşincisi La&#8217;nı Ali ve  sebbi Ali (Ali&#8217;ye lanet ve küfür) olmamak kabil değildir. Meğer ki İmam  Hasan kanğı camide bulunur ise, o camide sebb ve la&#8217;nı Ali olunmasın,  başka olmak mümkün değildir, didi.  Hah-ı nahah (ister istemez)  tarafeynden kabul ittiler. Badehu (bunun üzerine) dairesi halkıyla  (Hasan) Medine-i Münevvera&#8217;ye giderek kuşe-i inzivaya çekilmis idi.&#8221;   (Veli Baba Menakıbname&#8217;si, Haz. Doç.Dr. Bedri Noyan, İstanbul-1993,  s.82)    </p>
<p> Hasan&#8217;ın ne denli yalnız kalmış olduğu, bu koşulların ileri sürülmesi ve kabul edilmesinden anlaşilmaktadır. Sorumluluğunu yüklendiği ailesini  açlığa tutsak kılmamak için, babasına cami mimberlerinden   küfredilmesini bile sineye çekmistir Hasan. Kuşkusuz sadece Hasan  tarafından değil, ailecek kabul edilmiştir bu onur kırıcı koşullar.  Çünkü,  Ali ailesinin başka kurtuluş yolu yoktu. Ancak Hasan aile içinde seçilmiş ikinci İmam olarak  barışçıl (pasifist) siyasetini ölümüne  kadar sürdürmek zorunda değildi. Eğer Hasan Muaviye ile savaşa girseydi, Kerbala olayıyla Hüseyin&#8217;in taşidığı büyük tarihsel onur onun olurdu.  Ama Ali soyu, ehlibeyt soyu tümüyle yokolurdu. Çok hırslı ve kindar bir  düşman olan Sufyan oğlu Muaviye, Hasan ve yanındakileri öldürmekle  kalmaz, Medine&#8217;ye ve Mekke de saldırır tüm Haşimi sülalesinin sonunu  getirirdi. Ali Muaviye için, &#8220;sen ve baban istemiyerek ikiyüzlülükle  İslam&#8217;a katıldınız. Peygamberin vefatıyla da eskiye döndünüz cehaletiniz bitimsiz&#8221;, dememiş miydi? Cehalet devrinin büyük kin ve düşmanlığı  bitimsiz sürüp gidecekti. </p>
<p> Muaviye&#8217;nin,  yapılan anlaşmada Hasan&#8217;a, halifelikten vazgeçmesi   koşuluyla çok cömert davrandığı  görülüyor. Hasan ve yandaşlarına genel  af dahil, ailesinin Medine&#8217;de rahatça yaşaması için yüklü bir mali  kaynak sağlamıştı. Bazı kayıtlara göre ise,   daha ileride Muaviye&#8217;nin  ölümü üzerine halifeliğin Hasan&#8217;a devredileceği koşulu bile vardı.  Yapılacak olan bir savaşin kendisine daha pahalıya malolacağını bilen  Muaviye bunlara seve seve razı görünecekti. Halifeliğe ilişkin madde  anlaşmada gerçekten varolmalıydı ki, Hasan buna inanmış ve sekiz yıl  boyunca  Medine&#8217;de, kendisine gelip Muaviye&#8217;ye başkaldırdığı takdirde,  destekleyeceklerini söyleyen heyetlerin önerilerini reddetmiştir. Hiç  kuşkusuz Hasan&#8217;ı ve kardeşi Hüseyin&#8217;i  ayaklanmaya zorlayan, Ali&#8217;nin  ölmedigini ve onun tanrısal özünün şimdi kendilerinde tecelli ettiğini   inandıkları için bölük bölük onlara koşan Sabailerdi. Ayrıca Şii  oldukları için Muaviye&#8217;nin valileri aracılığıyla Ali&#8217;ye küfrettirerek  ağır baskı altında tuttuğu Küfe kaynıyordu.    </p>
<p> M. Momen, &#8220;Muaviye İmparatorluk üzerinde  öyle bir kuvvetli pençe  geçirmişti ki, herhangibir başkaldırı başarısızlığa uğrardı. Üstelik  Hasan söz vermiş ve bir anlaşma imzalamıştı.&#8221;diyerek, Hasan&#8217;ın  ayaklanmamasına gerekçeler sıralıyor.(Agy, s.28) Bizce Hasan  bir isyanı yönetmeye kendini yetkin göremediği için barışçıl siyaset izlemek  zorunluğu hissetmişti. Zaten yapamazdı. Medine&#8217;de, anlaşma uyarınca  Basra&#8217;dan gelen ekonomik yardımı kabul ettiği için bir çesit gözaltı  yaşiyordu.  661 ile 680 tarihleri arasındaki bu dönem, politikaya  karışmamak koşuluyla verilen bu yardım, onlar için   doğrusu bir zül  idi. 19 yıl Ali ailesi bir ekonomik gözaltı olan bu ayıbı yaşadı. Hasan  hep Muaviyen&#8217;nin de anlaşmaya uyacağına inanmak istiyordu. Elbette ki  uymadı ve 669 yılında, henüz kırkaltı yaşinda bulunan Hasan&#8217;ı öldürttü.  Büyük olasılıkla Muaviye,  Hasan&#8217;ın artık isyancılardan etkilenmeye  başladığı ve harekete geçeceğinden kuşkulandığı için onu zehirleterek  ortadan kaldırmıştı. </p>
<p> Hasan&#8217;dan sonra imam olarak Ali ailesinin başına getirilen Hüseyin&#8217;in on yıllık Medine yaşamı da farklı geçmedi. Hasan&#8217;ın öldürülmesi Ali  ailesini iyice sindirmişti. Muaviye yaşadığı sürece onları bu anlaşmaya  uymaya zorladı ve gözaltı sürdü. Oysa Küfe&#8217;de Hasan&#8217;nın ölümünden iki  yıl sonra (671) Hucr İbn Adi al-Kindi isyanı patlak vermişti. </p>
<p> Muaviye, camilerde minberden Ali&#8217;yi lanetlemeyi bir siyaset kurumu  haline getirmişti1. Bu siyasete bilinen ilk tepki Hucr İbn Adi  başkanlığında bir avuç Küfeli Şii&#8217;den geldi. Al Kindi kabilesine mensup  Hucr İbn Adi, Sıffin savaşi dahil diğer birçok siyasi olaylarda Ali&#8217;nin  yanında bulunmuş ve onun tarafından yetiştirilmişti. 671&#8217;de Muaviye  yönetimine karşi başkaldırdı. J. Wellhausen, Ebu Mihnef ve Taberi&#8217;den  kaynaklanarak olayı çok geniş biçimde ayrıntılamaktadır. (Agy, s.91-98)  İsyan kolayca bastırıldı ve Hucr, altı arkadaşiyla birlikte Şam&#8217;a  götürülerek Muaviye tarafından idam edildi. Bu yediler, Şiiler  tarafından ilk şehitler olarak kutsanır ve saygı görürler. (M.Momen,  agy.s.28)</p>
<p> 2  Hüseyin ve Kerbela Olayı: Şiilik Ortodoks İslam Olarak Tarihte Yerini Alıyor  </p>
<p> Bize göre bu Hucr ve arkadaşları yediler, ortodoks Şii değil, Sabai  idiler. Çünkü canlarını uğrunda  hiç çekinmeden verecek kadar Ali&#8217;yi  taparcasına seviyor ve ona bağlıydılar. Kutsadıkları varlığın  lanetlenmesine dayanamamış isyan etmişlerdi. Muaviye onlara, Ali&#8217;yi  inkar ettikleri takdirde canlarının bağışlanacağını söylediği halde,  sevgi ve bağlılıklarından asla ödün vermediler. Muaviye&#8217;nin yandaşi olan Ayşe&#8217;nin  bile ona kızıp karşi tavır aldığı bu olaya,  Hüseyin ve Ali  ailesinin davranışı, yahut haberli olup olmadıkları hakkında bir bilgi  yoktur. 70-80 yıl sonra, Hucr&#8217;ün mensup olduğu Al Kinda kabilesinden   Banu Kinda&#8217;nın güçlü partisi, Sabailiğin devamı ve daha gelişmiş kolu  olan Mansurilerle birlikte halife Abdülmelik&#8217;e başkaldırmıştır. </p>
<p> Baştan Hucr&#8217;ün arkasından gitmekten çekinen kabile üyeleri, Sükun&#8217;lu  Malik b. Hübeyre&#8217;nin hapse atılmış diğer bazı isyancıları parayla da  olsa kurtarmasından sonra birlikte harekete katıldılar. Ziyad tarafından Şam&#8217;a götürülmüş olan Hucr ve arkadaşlarını kurtarmak için silaha  sarılarak yürüyüşe geçtiler. Malik&#8217;in başinda bulunduğu kuvvet Şam&#8217;a  yaklaştığında, Hucr ve arkadaşlarının idam edildikleri haberi gelmişti.  Onları serbest bırakması için Muaviye&#8217;ye ricacı göndermiş olan  Malik b. Hübeyre çok öfkelenmis saldırıya  hazırlanıyordu. Siyaset kurnazı  Muaviye onları silahla karşilayarak, isyanın büyüyüp genişlemesine  meydan vermedi. Onları parayla karşiladı. Muaviye&#8217;nin 100 bin dirhem  (gümüş) göndererek  Malik&#8217;in öfkesini yatıştırdığı ve kendisinin  haklılığına onu  inandırdığını ögreniyoruz. Açıkça görüldüğü gibi,   Muaviye Sükun kabilesi başkanı Malik b. Hubeyre&#8217;yi 100 bin dirheme satın almış ve isyanı bastırmıştı. Bu olay, kabile aristokrasisinin inanç  değil  çikarlar doğrultusunda hareket ettiklerinin en belirgin  örnegidir. İşte Hüseyin&#8217;i Küfe&#8217;ye çagirip, halife olarak başlarına  geçirmek isteyenler de toplumun bu kesimiydi.</p>
<p> Muaviye 680 yılında öldü. Şii yazarlara göre, sözde ölüm döşeğinde acı  bir vicdan azabıyla kıvranıp durmuş. Yaptıklarından dolayı ufak bir  vicdan azabı duyan adam, ölmeden önce  oğlu Yezid&#8217;i halef olarak  atayıp zorba bir hanedan yaratmazdı. Medine valisi Velid b. Akab, İmam  Hüseyin&#8217;i Yezid&#8217;e biat etmeğe zorlayınca Mekke&#8217;ye göçetmişti. M. Momen:  &#8220;İslam dininin kurallarıyla alay eden bir sarhoş olan Yezid&#8217;in halifelik makamına oturması namussuzca bir tecavüz, bir gasıptı. Küfe&#8217;de halk bir kere daha kaynaşmaya başladı. Artık Medine&#8217;ye Hüseyin&#8217;i Küfe&#8217;ye gelmeye ve kendilerine liderlik yapmaya zorlayan mektuplar ve haberler  geliyordu&#8221;diye yazıyor.(Agy, s.28) </p>
<p> Hüseyin&#8217;i çağıran, Küfe&#8217;nin nüfus çogunlugunu oluşturan kozmopolit halkı mıydı?  Hiç de öyle görünmüyor. J. Wellhausen&#8217;in açıkladığı gibi,  Küfeliler ondan yanlarına gelmesini ve başlarına geçerek Emevi  egemenliğine  karşi ayaklanmasını istediler. Ancak, Hüseyin&#8217;e mektup  yazanlar her kabileden nüfuz ve itibar sahibi kimselerdi. Ayrıca sayıca  ve nüfuzca önde gelen Yemenliler de bulunmaktaydı. Kısacası kentin yerli zenginleriyle, Küfe&#8217;ye yerleşip varlık  sahibi olmuş yabancı  kabilelerin başlarıydı. </p>
<p> 2. a  Hüseyin Müslim Akil&#8217;i Küfe&#8217;ye Gönderiyor </p>
<p> Hüseyin Küfe&#8217;den gelen çağrıları değerlendirmek istedi. Yezid&#8217;in  valileri, hangi şehirde oturursa otursun onu boyun eğmeğe  zorlayacaklardı. Bu nedenle Küfe&#8217;ye gitmeye ve orada şansını denemeye  karar verdi. Başka çikar yolu da yoktu.  Ondokuz yıldan beri Medine&#8217;de  yaşadığı ekonomik gözaltı Ali ailesini giderek yozlaşmaya itmişti. Zaten Medine  zevk,  eğlence ve mizah merkezi halini  almış; buradaki  Haşimiler siyasetten ve savaşlardan uzak, Peygamberin kabilesinden olma  ayrıcalığının zevkini çikariyorlardi. Tanınmış doğubilimcilerden Franz  Rozenthal&#8217;ın dönemin Arap yazarlarından derlediği, mizah-gülmece  yaratıcısı Eş&#8217;eb ve torunu Şuayb&#8217;ın öykülerinde İmam Hasan ve  oğullarının; Hüseyin&#8217;in kızları, Halife Osman&#8217;ın iki torunuyla evlenmiş  Fatima ve Sukeyne&#8217;nin (Sakine) adları sıkça geçmektedir. Özellikle  Sukeyne&#8217;nin eğlenceye düşkün ve birkaç kaç kez evlenmiş kadın olduğu  belirtilmektedir. (Franz Rozenthal, Türkçesi: Prof. Dr. Ahmet Arslan,  Erken İslam&#8217;da Mizah, İstanbul-1997, s.35,162-164; 48,92,107,204;  113-118, 132, 152, 172vd.182) İmam Hüseyin bu yozlaşmayı ve kendi  ailesinin prestijinin azaldığını görüyor üzülüyordu. Küfe&#8217;de   istediklerini bulamazsa, büyük olasılıkla son İran şahı Yezdigerd&#8217;in   kızı olan karısı Şehriban&#8217;ın ülkesi İran&#8217;a geçip, oraya yerleşmeyi  düşünüyordu. </p>
<p> Hüseyin, Mekke&#8217;den hareket etmeden önce amcasının oğlu Müslim Akil&#8217;i  gizlice Küfe&#8217;ye gönderdi ve ondan haber beklemeye başladı. Anlaştıkları  üzere Müslim önce Sakif kabilesinden, beş yıl sonra Hüseyin ve Ali  ailesinin öcünü almak için Kaysaniya adıyla büyük Sabai-Alevi hareketini başlatacak olan Muhtar b. Ubeyd&#8217;in evine indi. Bu gösteriyor ki,  Hüseyin Küfeli ortodoks Şiilerden çok Ehlibeyti kutsallaştıran Sabai  akımı yandaşlarına güveniyordu. Ancak Küfeli soylular Müslim Akil&#8217;i  oradan alıp, Murad kabilesinin önde gelen zenginlerinden  Hani bin  Urve&#8217;nin evine yerleştirdiler. Çok dikkatli ve gizli propaganda  toplantılarıyla, bir ay içinde yirmi bine yakın Küfeli Şii Hüseyin&#8217;e  biad yeminiyle ihtilal ordusuna kayıt yaptırdı. Elbetteki bunları  Şam&#8217;daki halife Yezid&#8217;in kulağına ulaştırmışlardı casusları. Yezid&#8217;in  ilk işi, ılımlı ve harekete gözyuman Küfe valisi Numan b. Beşir&#8217;i  görevden alıp, Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad&#8217;i onun yerine geçirmek  oldu. </p>
<p> Ubeydullah daha Basra&#8217;dayken Hüseyin&#8217;in hedefi hakkında geniş bilgi  edinerek gelmişti Küfe&#8217;ye. Buna karşilık, &#8220;evinde yabancı saklayan ya da yabancı görüp de haber vermeyen çarmiha gerilecektir&#8221; tehdidi işe  yaramamış,  Müslim Akil&#8217;in saklandığı ev ihbar edilmemişti. Sonunda  Makil adında bir azatlıyla 3000 dirhem vererek, onu  Partiye bağışlamak  kandırmacasıyla tanınmış bir Şiinin evine sokmayı başardı. Müslim&#8217;e  ulaşan Makil, Hüseyin&#8217;e biad ederek onun güvenini kazanıp aralarına  girdi. Böylece Hani bin Urve&#8217;nin evinde olup biten herşeyi günü gününe  vali Ubeydullah bin Ziyad&#8217;a bildirdi. </p>
<p> Herşeyi öğrenen vali, Hani bin Urve&#8217;yi  konağına çagirip , Şii eşrafın  önünde dövdü hakaret etti. Sonra idam edip Kasaplar Pazarında astırdı.  Ne kendi kabilesi ve ne de diğer Şiiler onu kurtarma girişiminde  bulunmadı. Ayrıca gelişigüzel birkaç kişi daha yakalanıp kendi  kabilelerinin oturduğu mahallelerde astırıldı. Ertesi gün  Müslim Akil  yanında bulabildiği taraftarlarıyla pazar yerinde toplandı, sözde valiye başkaldıracak, vuruşacaklardı. Bunu duyan Ubeydullah yanlarına geldi.  Kendisiyle birlikte sadece otuz silahlı muhafız vardı. Ayrıca parayla  satın aldığı en itibarlı Küfe Şiileri eşrafından yirmi  kişi de yanında  bulunuyordu. Ubeydullah&#8217;ın yerine, bizzat bunlar isyancıları dağılmaları için uyardılar. Müslim Akil&#8217;i tek başina bırakıp dağıldılar. Sokaklarda sığınacak ev arayan Müslim&#8217;i, al Kinde kabilesinden dul bir  yaşlı  kadın  içeri aldı. Ama kadının oğlu korkusundan kabile başkanına, o da  valiye bildirince Müslim Akil yakalandı ve  vali Ubeydullah tarafından  idam edildi. Böylelikle Küfeli ortodoks Şiiler bir kere daha Ali  ailesine ihanet ettiler. Bu kez, biraz Ubeydullah&#8217;ın kılıcının  korkusundan, ama daha çok parasına tamah ederek ihaneti  gerçekleştirdiler. </p>
<p> 2. b  Hüseyin Bir Daha  Dönmemek Üzere Mekke&#8217;yi Terkediyor</p>
<p> Kayıtlara göre  İmam Hüseyin Küfe&#8217;ye gelmek üzere Mekke&#8217;den ayrıldığı  gün (10  Eylül 680), Müslim Akil öldürülmüstü. Hüseyin&#8217;in Mekke&#8217;den  ayrılmasına, başindan gittiği ve dolayısıyla sorumluluktan kurtulduğu  için, en çok sevinen vali İbn Zübeyr oldu. En yakın akrabalarından  Abdullah b. Cafer&#8217;in  oğulları kadınları ve çoçuklariyla birlikte, 54  yaşinda bulunan Hüseyin&#8217;le yola çiktilar. Abbasoğullarından kimse  katılmadı.  Sadece elli silahlı vardı yanında. Gerisi kadın ve  çocuklardan oluşuyordu. Hüseyin Tanim&#8217;de, Şam&#8217;a  giden bir kervanı ele  geçirdi. Çünkü develere ihtiyacı vardı. Bundan sonra Küfe yolunu tutarak Zat, Irk, Vadi Zürrumme&#8217;den geçerek  Hacir, Zerud ve Salebiye üzerinden Zübale&#8217;ye ulaştı. Burada Hac ziyaretinden dönen birkaç Küfeli de ona  katıldı. Hüseyin çagri mektupları ve imzalı biat  yeminleri yanında  bulunduğu için, düşlerinde Küfe&#8217;de sadık Şiilerle (!) yükselteceği büyük isyan  hareketini yaşiyordu. </p>
<p> Hüseyin Salebiye&#8217;de Müslim&#8217;in acıklı öyküsünü ögrendi. Küfeli Ebu  Mihnef&#8217;ten  kaynaklanan  J. Welhausen &#8220;bu haber üzerine, eğer öldürülen  Müslim&#8217;in, kendilerine intikam hakkı ve görevi düşen erkek kardeşleri  razı olsalardı, Hüseyin seve seve geri dönecekti&#8221; diyor. (Agy, s.104)  Bizce Hüseyin, yukarıdaki açıkladığımız nedenlerden ötürü Medine&#8217;den de, Mekke&#8217;den de bir daha geri dönmemek üzere ayrılmıştı. </p>
<p> Küfe valisi Hüseyin&#8217;in yola çıktığını çoktan ögrenmis ve onu Küfe&#8217;ye  sokmadan ortadan kaldırmak yollarını arıyordu. Çünkü Şam&#8217;daki halife  Yezid&#8217;in kesin emriydi bu. Veli Baba Menakıbnamesi&#8217; nde &#8220;Muaviye ölürken oğlu Yezid&#8217;e vasiyet idip, &#8216;ben Ali ile Hasan&#8217;ın işini bitürdüm, cümle memaliki sana biat ittirdüm. İmam Hüseyin&#8217;in işini de sen bitür&#8217; diye  vasiyyet eyledi&#8221;demektedir. (Veli Baba, agy, s.81) Yezid de halifeliğini elinden kaçırmamak için, acımasızca bu vasiyeti yerine getirecektir.</p>
<p> Ubeydulah b. Ziyad, önce Kadisiye&#8217;den Tamimli  Hür  b. Yezid&#8217;in  kumandasında bin kişilik öncü birlik gönderdi. Ama asıl, başinda  Muhammed&#8217;in sahabelerinden Sad b. Ebu Vakkas&#8217;ın oğlu Ömer&#8217;in bulunduğu   4000 kişilik kuvvet, Kerbala yakınlarında bekliyordu. Bu kumandana  Yezid, Rey valiliği sözü vermişti. Hüseyin&#8217;e boyun eğdirdiği  takdirde  hemen gönderecekti. Hür b. Yezid, Küfe valisi Ubeydullah&#8217;tan, Hüseyin&#8217;e  dinlenme olanağı kullanması ve onun bir kalede veya su kenarında  konaklamasına izin vermemesi buyruğunu almıştı. Kendisini hemen  arkasından izleyen bu öncü birlik yüzünden ne Ninive ne de Gadıriye ve  Şefiye&#8217;de konaklayabildi. Hüseyin&#8217;i bir dost görünüşü altında   herhangibir saldırıda  bulunmadan öylesine yakından izliyorlardı ki,  arkasında namaza duruyor. Hatta Hüseyin&#8217;in susayan askerlere kendi  sularından verdiği bile  anlatılmaktadır. <br /> Her fırsatta Ali ailesini ve yandaşlarını eleştiren, sıkça kusur bulan,  onlara karşi düşmanca tavır koyan  Julius Wellhausen, dönemin siyasi  olaylarına her nedense Emevi hayranlığı içinde bakmaktadır. Burada da  &#8220;Hüseyin, Hür&#8217;ün emrindeki birkaç atlıya saldırması için yapılan teklife uymadı; savaşi başlatan kişi olmak istemiyordu&#8221; (Agy, s.106) diyor.  Koca bir birlik, bir silahlı müfrezeydi bu, birkaç atlı değildi ki!   Hüseyin&#8217;in, Küfe&#8217;ye yaklaşmasını önlemek için bin kişilik bir askeri  müfrezenin genç kumandanı Tamimli Hür&#8217;e ( to al-Hurr at-Tamimi, the  young  commander of a military detachment numbering one thousand, to  intercept  Husayn&#8217;s party as it approached Kufa: M. Momen, agy.s.29),  elli kişilik silahlı  adamıyla saldırması  bir kurtuluş mu olacaktı?  Tersine kurduğu dostluk ve gösterdiği sevgi, Hür b. Yezid&#8217;in  tek başina da olsa, daha sonra Hüseyin&#8217;in yanına geçmesini sağlamıştır. Onun  uğruna şehit olmuştur.</p>
<p> 2. c  İmam Hüseyin Kerbela Çölünde Ölümüne Direniyor</p>
<p> Hüseyin sonunda Fırat&#8217;a uzak olmayan susuz bir alanda, &#8216;kısır, çorak&#8217;  anlamına gelen Akr köyüne yakın bir yerde, Kerbela&#8217;da konaklamaya  zorlandı. Ömer b. Sad, Hazar Denizi kıyılarında ayaklanmış Daylemlileri  bastırmak için Küfelilerden oluşturduğu 4 bin kişilik ordusuyla, aldığı  emir üzerine Hüseyin ve adamlarını kuşattı. Görüldüğü gibi, Hüseyin&#8217;i  çagirip başlarına geçmesini isteyen, biat yemini imzalayan Küfe&#8217;nin  saygın kişileri, şimdi Ömer b. Sad&#8217;ın kumandasında düşman olarak  karşisında bulunuyorlardı. Ali ailesini sevdiklerini ve onların Şiası  (yandaşi) olduklarını ileri sürenler,  inançları uğrunda şavaşa  girmemişler. Ama, Ömer b. Sad&#8217;la  Cihad&#8217;a, yani fetih savaşlarına  katılmaktan çekinmemislerdi. Çünkü, bu savaşların ardında ganimet vardı, mal, para, toprak kazançları vardı. Öyle korkuyla ya da zorlanarak  filan katılmış değillerdi bu orduya&#8230;        </p>
<p> Ömer b. Sad, Hüseyin&#8217;e buraya niçin geldiğini sordurduğu zaman, o da  kendisinin yanında bulunan Küfelilerin davet mektuplarını çikarip  göstermişti.  Ama, şimdi artık burada kalmasına bir gerekçe  bulunmadığını, çekilip gitmesi için izin verilmesini istedi. Taberi&#8217;nin  Duhni&#8217;den rivayetine göre Hüseyin, Medine&#8217;ye geri dönmek ya da sınır  boylarında kafirlere karşi savaşmak, hatta Şam&#8217;a Yezid&#8217;in yanına  gönderilmek istiyordu. Ama, yine Taberi Tarihi&#8217;nde, Abu Mihnef&#8217;in  &#8220;Hüseyin bunlardan hiçbirini istemediği, yerinden ayrılmak niyetinde  olmadığı&#8221; görüşüne de yer verilir. (J.Welhausen, agy. s.107) </p>
<p> Bizce Ömer b. Sad ile istişareleri sırasında, Hüseyin gerçekten sınır  boylarına gitmek isteği göstermiş olmalıdır. Çünkü buradan onun, İran&#8217;a  geçmek  ve oralarda güçlenerek ve herşeyi talan edilmiş, toprakları  ellerinden alınarak kendi topraklarında köleleştirilmiş Arap olmayan  halkların başinda bir ihtilal yapma niyeti sezilebilir. O topraklara  gitmek için de Ömer b. Sad&#8217;ın ordusuna katılarak olmasa bile, koruması  altında Irak&#8217;tan çikmasi gerekiyordu.  Ömer için böyle bir durumda,  Küfelelileri bu kez gerçekten Hüseyin&#8217;e kaptırılacağı korkusu sarmış  olmalıdır. Hemen arkasından Ömer b. Sad, Ubeydullah&#8217;la görüşmüş. Ondan  Hüseyin&#8217;in, Yezid&#8217;in halifeliğini kabul edip, ona biat etmediği  takdirde, bir yere bırakılmaması ve zor kullanması buyruğunu almıştı.  Ayrıca, eğer bunu yapamayacaksa, ordunun kumandasını derhal, buyruğu  getiren Kays kabilesinden Şimr  b. Zi Cevşen&#8217;e devretmesini istiyordu  Küfe valisi Ubeydullah. Belliki, babası Sad b. Vakkas İslam  Peygamberinin sahabilerinden ve Ali&#8217;nin yakın dostlarından olması  dolayısıyla Ömer&#8217;e fazla güvenmiyordu.  Ömer b.Sad, başindaki orduyu  yönlendirip Hüseyin&#8217;in tarafına geçseydi, tarihin seyri değişebilirdi.  Hemen Küfeyi alıp, Hüseyin adına yükselteceği büyük bir Şii isyanıyla  iktidara yürüyebilirdi.  </p>
<p> Ömer b. Sad, Rey valiliğinin elinden gideceği telaşi içerisinde, aynı  günün gecesi boyunca saldırı hazırlıkları yaptı. Fırat tarafından  sararak, suyun önünü kestiler. Hüseyin Yezid&#8217;e biat etmeyeceğini kesin  bir dille söylemişti. Daha sonra kampında bulunan  yakınlarına, Yezid&#8217;in istediğinin kendisi olduğunu, isteyen herkesin gidebileceğini  içtenlikle açıklamasına rağmen, kimse onu terketmedi. Tek başına da  kalsa şehit oluncaya kadar savaşacaktı. Düşmanlar çadirlarinin  önündeydi, karşilıklı konuşmalar yapılıyordu. Hüseyin&#8217;le birlikte  ailesinden 18 ve yandaşlarından 54 kişi olmak üzere savaşabilecek 72  kişi vardı. Gerisi kadınlar ve çocuklardan oluşuyordu. Kampın suyu ve  yiyeceği tükenmişti. </p>
<p> 10 Muharrem Çarsamba günü (10 Ekim 680) şafakla birlikte saldırı  başladı. Bu karşilıklı iki gücün vuruşması değil, bir imha savaşiydı,  bir soyun kırımıydı. Bir yanda 5 bine yakın Şam halifesi Yezid&#8217;in  ordusu, öbür yanda 72 savaşçi. Tarihin o ana  kadar eşi görülmemiş  dengesizlikte ve kural tanımayan bir çarpismasiydi. Ortaçağ savaşlarında mertlik ve yiğitlik başkuraldı. Ama Kerbela&#8217;da tam anlamıyla kahpelik,  döneklik, satılmışlık ve acımasızlık yaşanmış. Din, ahlak ve insanlık  kurallarını tamamıyla dışına çikilmis. Kişisel hırslar, bencillik ve  çikarlar önde tutulmuştur. Hüseyin&#8217;in akrabaları ve sadık adamlarının  hepsi de yiğitçe dövüşerek düştüler. Bazıları omuzlarına kırbaları,  tulumları takıp Fırat&#8217;tan su almak için Ömer b.Sad&#8217;ın saflarını yararak, bazıları tek başina 15-20 kişiyle birden çarpisarak şehit oldular. Bu  çogu Küfeli Şii askerleri öylesine mal ganimet ve para hırsıyla  donatmışlardı ki, bir an önce  bu bir avuç Kerbela mazlumunu ezip,  Desteba&#8217;da Daylemliler üzerine  cihad için yola çikma acelesi  içinndeydiler. İslam dinini yayma adına kutsal cihadı düşünenler, İslam  Peygamberinin torununu katletmenin inanç ve ahlaki sorumluluğunu  akıllarından bile geçirmediler. Askerlerden kumandanlara ve valisine  kadar hepsinin vicdanları körelmiş, insanlıklarını unutmuş, çikar ve  makamların tutsağı olmuşlardı. İçlerinde insanlığını anımsayan tek  kişi Tamim kabilesinden Hür b. Yezid oldu. Yezid ordusunun öncü müfrezesi   genç kumandanı Hür tek başina Hüseyin&#8217;in tarafına geçti ve yiğitçe  vuruşarak şehit oldu.2 <br /> Hüseyin&#8217;in üvey kardeşlerinden  Abbas su kırbası omuzunda, yalın kılıç  safları yararak ırmağa ulaşan tek savaşçi olmuştu. Çadirdaki kadın ve  çocuklarin &#8220;suuu, su!&#8221;diye inlemeleri, son kalan savaşçi erkek olarak  onu öylesini etkileyip güçlendirmişti ki, yardığı saflardaki yüzlerce  kişi engel olamamış suya ulaşmıştı. Kırbayı doldurup attı omuzuna ve  yine daldı safların arasına. Vuruşmaktan gücü kesilmek üzereydi.  Korkularından yanına yaklaşamayan Yezid askerlerinden birkaçı gücünün  kesildiğinin farkına vararak, arkadan önden saldırıp, iki kolunu birden  omuzlarından budadılar. Kırbayı dişleriyle tutarak çadira yetiştirmeye  çabaliyordu. Üzerine oklar yağmaya başladı. Kırbayı delip suyu toprağa  akıttılar ve Abbas&#8217;ın vücudunu delik deşik ettiler. </p>
<p> Buna rağmen sağ kalan tek yetişkin erkek olan Hüseyin, çadirda inleyen  birbuçuk yaşindaki oğlunu alıp kollarıyla havaya kaldırarak  ona olsun  acımalarını, bir damla su vermelerini istedi. Bazı kayıtlara göre,  Hüseyin çocugunu havaya kaldırırken, Sad İbn Vakkas&#8217;ın oğlu Ömer onu  gördü. Yanında duran keskin nişancılarından Harmele&#8217;ye &#8220;Harmele,  Hüseyin&#8217;e bir cevap ver!&#8221; demesiyle, zalim okçu Hüseyin&#8217;in herkesin  görmesi için elinde yükselttiği masumun boğazına nişan alıp bir ok  gönderdi. Çocugunu, babasının elinde şehit etti. (M. Tevfik  Oytan,  Bektaşiliğin İçyüzü   Cilt 1, İstanbul-1960, s.246) Askerler giderek  çemberi daraltmaya ve kadınların ve çocuklarin bulunduğu çadira doğru  yaklaşmaya başlamışlardı. Hüseyin kılıç ve kalkanının alıp son gücüyle  saldırdı. Birçoğunu tepeledikten sonra aldığı 33 kılıç yarası ve 34  darbeyle onu yere yıktılar. Kimsenin kafasını kesmeğe cesaret  edemediğini gören Şimr, hemen kılıcını çekip Hüseyinin kafasını  gövdesinden ayırdı. Askerler gerek Hüseyin&#8217;in başsız bedenini ve gerekse çadirdaki karısı, kızı, oğlu ve yakınlarının karısı çocuklarini soyup   yağmaladılar, çirilçiplak bıraktılar. Hüseyin&#8217;in kesik başinı alan Şimr, hasta olduğundan savaşa katılamıyan  oğlu Ali (Zeynelabidin) ve  kadınlarla çocuklari çiplak develere bindirip kafile halinde Şam&#8217;da  haber bekleyen Yezid&#8217;e götürdü. Aynı Şimr&#8217;in 656&#8217;daki Sıffin savaşinda   Ali&#8217;nin şiası (yandaşi) olarak Muaviye&#8217;ye karşi çarpistigi  bilinmektedir. (J.Welhausen, agy, s.114, dipnt.40)</p>
<p> 2. d Kerbala Olayı Üzerine Şii Görüşünün Eleştirisi</p>
<p> Hüseyin, Irak&#8217;a yaklaşırken Küfe&#8217;de isyanın çökertildigi, Müslim Akil&#8217;in öldürüldügü üzerine bir dolu uyarı almıştı. Doğrusu Şii tarihçileri,  yolculuk sırasında konaklama yerlerinden birinde  ( Salebiye&#8217;de)  Küfe&#8217;den korkunç haberi aldıktan sonra Hüseyin&#8217;in yanındaki yoldaşlarını toplayıp, kendilerini ölüm ve felaketin beklediğini, onlara anlatmış  olduğunu kaydetmektedir.  Hüseyin, bu noktada Medine&#8217;ye geri döner ya da kendisine yapılmış olan Tayy kabilesinin dağlık bölgedeki kalelerine  sığınması önerisini kabul edebilirdi. Bu hareket yollarını  reddettiği  gibi, Küfe&#8217;ye ve bir felakete doğru gitmekte ısrarlı olduğu için  kendisini hemen terketmelerini bildirmişti. <br /> M. Momen, bu konularda  düşüncelerini belirttikten sonra, aynı  sayfalarda Kerbela olayı ve Hüseyin&#8217;in  büyük direnci, kendini kurban  edişi üzerinde çagdas Şii tarihçilerinden S.H. M. Jafri&#8217;nin yorumundan,  bazı ayrıntılar geçmektedir. Jafri özetle şunları söylüyor :</p>
<p> &#8220;Açıktır ki Hüseyin, karşilaşacağı tehlikelerin tamamıyla farkındaydı.  Kafasında İslam toplumunun bilincinde bir devrime neden olmayı planlamış ve bir stratejiye sahip bulunuyordu. Ayrıca açık olan bir şey daha  vardı; Hüseyin Hicaz&#8217;da kolay yapabileceği bir askeri desteği örgütleme  ve  harekete geçirmeye çalismadi ve ne de mevcut herhangibir fiziksel  gücü kendi çikari için kullanmayı denedi&#8230;Öyleyse Hüseyin&#8217;in kafasında ne vardı? Neden hala Küfe yönünde gidiyordu? Batılı İslam tarihçiliği,  bütün dikkati Kerbela olayının hemen göze çarpan dışsal görünüşü  üzerinde toplamış ve Hüseyin&#8217;in kafasındaki çatismayi (ihtilafı)  tartışarak içsel tarihi çözümlemeye asla uğraşmadığını göstermek doğrusu cansıkıcıdır&#8230;. Oysa bir bütün olarak   Kerbala olaylarını dikkatli  bir araştırma ve analiz, Hüseyin&#8217;in başlangıçtan beri, Müslümanların  dinsel bilinç ve anlayışlarında  tam bir devrim, bir ihtilal yaratmayı  planladığı gerçeğini  açığa çikarir. Hüseyin&#8217;in davranış ve eylemlerinin hepsi gösteriyor ki  o,  askeri güç ve kudret aracılığıyla kazanılan  bir zaferin daima geçici olduğu gerçeğinin farkındaydı. Çünkü daha güçlü bir iktidar zaman içinde onu çökertebilir. Fakat acı çekme ve kurban  vermeyle kazanılmış yengi ebedidir ve insan bilinci üzerinde silinmez  izler bırakır&#8230;&#8221;</p>
<p> Gerçekte Jafri&#8217;nin düşündüğü gibi,  Hüseyin&#8217;in Mekke ve Medine halkından askeri bir örgütlemesini sağlayacak somut koşullar yoktu. Yezid&#8217;in  valilerinin ağır baskıları ve  mensup olduğu Haşimi kabilesinin de  siyasetten uzak durmaları için verilen paralarla ekonomik rahatlığa  kavuşmuş olmaları bu duruma engeldi. Ayrıca Hüseyin&#8217;in  aristokrat tavrı da, bu kentlerdeki köleler ve yabancı (mevali) azatlılarla, yani  emeğiyle geçinen aşağı sınıflarla ilişki kurmasına engel oluyordu. Ya da yönetimin baskısından kuramamıştı. Oysa Ali&#8217;nin, Ehlibeytin gerçek  destekleyicileri ve kendi ailesini kutsallaştıran, bu uğurda canlarını  vermekten çekinmeyecek olan toplumun bu kesimleriydi. Hepsi de amansız  koğuşturmalar yüzünden yeraltına inmiş Sabai örgütlenmelerine  bağlıydılar. Daha sonraki yıllar üvey kardeşi Muhammed Hanefi bunu  başaracaktı. Hüseyin ise siyasetini, Hicaz dışındaki kabile başkanlarını kutsal aile ayrıcalığıyla kendisine çekmeye bağlamıştı. Bir de, daha  önce sözünü ettiğimiz İran ve İslam İmparatorluğunun sınır boylarına  ulaşmak olabilirdi&#8230;             </p>
<p> Jafri yorumunu tam bir idealist diyalektik içinde sürdürmektedir:</p>
<p> &#8220;Eylem ve karşı eylem (action and reaction) arasındaki mücadele ve  çatismanin doğal gelişimi şimdi gündemdeydi. Yani, Muhammed&#8217;in ilerici  İslamcı eylemi (progressive İslamic action), İslamöncesi putperstlik  pratiğinin düşünme yöntemleri içerisinde Arap tutuculuğunu bastırdı.  Fakat otuz yıldan daha az bir zaman içinde  bu Arap tutuculuğu,  Muhammed&#8217;in aksiyonunu bir kere daha değiştirmek ve bozmak için, güçlü  bir reaksiyon (karşi eylem) başlamıştı. Yezid&#8217;in karakterinde tam  iktidar oldu. İslam şimdi, Hüseyin&#8217;in düşüncesinde, eski Arap  reaksiyonuna karşi Muhammed&#8217;in aksiyonunu (eylemini) yeniden etkin  kılmanın korkunç gereksinimi içindeydi ve bunun için tam anlamıyla bir  sarsıntıya muhtaçtı&#8230;Hüseyin&#8217;in,  İslama ilişkin ilkelere karşi açıkça  reaksiyon gösteren Yezid&#8217;i kabul etmesi, Muaviye ile Hasan&#8217;ın durumunda  olduğu gibi sadece politik bir düzenleme anlamına gelmeyecekti, aynı  zamanda Yezid&#8217;in karakteri ve yaşam yolunu onaylamak olacaktı&#8230;Hüseyin,  sadece silahlı gücün İslam eylemi ve bilincini kurtaramıyacağını anladı. Ona göre büyük bir sarsıntıya, kalbleri ve duyguları sarsmaya  gereksinim vardı. Bunun, sadece acıçekme ve kendini kurban verme  sayesinde başarılacağına karar verdi. Bunu anlamak, özellikle Sokrates  ve Joan of Arc (Jean d&#8217;Arc) gibi  idealleri için ölümü kucaklayanların  kahramanca eylemleri ve fedakarlıklarını  iyi değerlendirenler için  anlamak zor olmayacaktır. Bunların hepsinin üstünde, insanlığın  kurtuluşu için İsa&#8217;nın kendini feda etmesi örnegi vardır&#8230;&#8221; (M.Momen,  agy.s. 31-32)</p>
<p> Elbetteki onuru, düşünce ve inançları ve büyük idealler için canını  vermiş kişilerden insanlık çok şey ögrenmis. Onlar çaglar boyu  kendilerinden sonra gelenler için, erdem, yiğitlik, korkusuzluk ve  haksızlığa direnme örnekleri oluşturmuşlardır. Hüseyin de bu örneklerden biridir. Hüseyin&#8217;in büyüklüğü, Yezid&#8217;in haksızlığı ve zalimliğine boyun eğmemek için,  bir avuç yandaşiyla 4-5 bin kişilik silahlı çikarci güce Kerbela çölünde ölümüne direnmesiydi. Jafri&#8217;nin yazdığı gibi, Hüseyin  ailesini yanına almış, çesitli uyarılara rağmen &#8220;kalplerde ve duygularda büyük sarsıntı yaratmak ve İslam İmparatorluğunu sarsmak için&#8221;  Mekke&#8217;den kefene dolanıp çikmamisti. Ölüme değil, kurtuluşa ve  &#8211;doğrudur- &#8220;Muhammed&#8217;in aksiyonunu&#8221; yeniden yükseltmek için, onun gibi  mücadele vermeye gidiyordu. </p>
<p> Üstelik Jafri&#8217;de inanç duyguları iyiden ağır basmış olmalı ki, sonraki  satırlarda Hüseyin&#8217;in, babasının kuzenlerinden İbn Abbas&#8217;ın,  ailesi ve  çocuklarini götürmemesi uyarılarını tutmayışını şöyle açıklıyor : &#8220;Karşi güçlerin vahşi doğasının  genişlemekte olduğunun farkına varan Hüseyin, kendisini öldürdükten sonra Umeydoğulları&#8217;nın (Emevi yönetiminin)  kadınları ve çocuklarini esir alıp, Kufe&#8217;den (Neredeyse Akr köyüne yakın Kerbela&#8217;dan, demesi kalmış. İ.K) Damascus&#8217;a (Şam&#8217;a) götüreceğini  biliyordu. Esir edilmiş  Muhammed&#8217;in ailesini götürecek bu kervan  Hüseyin&#8217;in mesajını halka iletecek, reklamını yapacak ve Müslümanların  kalblerini bu trajedi üzerinde düşündürmeye zorlayacaktı (&#8230;would  publicise Husayn&#8217;s message and would force the Muslims&#8217; hearts to ponder on the tragedy. Agy, s.32)&#8221; </p>
<p> Tarihsel sonuçları bilen çagdas Şii yazar, Hüseyin&#8217;in de kendi başina  gelecekleri aynısıyla bilerek Mekke&#8217;den ayrıldığını gerçekmiş gibi  anlatması onu yüceltmiyor. Tersine küçük düşürüyor. Başlarda anlattığı  bazı nedenlere dayandırıp bir sonuca vardıran diyalektiği de ortadan  kaldırıyor. Hüseyin&#8217;in kendi alınyazısını bildiği ve buna engel  olunanacak her türlü yardım ve kurtuluş önerilerini reddettiğine inanan  Şiiler (ve gelenekçi Alevilerin)  anlayışıdır bu.  Onlara göre, Muhammed torunu Hasan&#8217;ın ağzından, Hüseyin&#8217;in ise boynundan öper ve ağlarmış.  Sorulduğunda İslam Peygamberi, Hasan&#8217;ı ağzından zehir içirerek, Hüseyn&#8217;i boynunu keserek şehit edeceklerini söylermiş. Dahası Kerbela&#8217;da   melekler ve cinler ordularını çekip, Hüseyin&#8217;e yardıma gelmişler, ama o  kabul etmemiş. Örnegin yukarıda dipnotta bazı kıtalarını verdiğimiz   Hatayi&#8217;nin Kerbela şiirinde şu dizeleri görebiliyoruz:</p>
<p> İmdadına geldi cafr-i cinni<br /> Başında var idi yüzbin ecinni<br /> Emreyle Hüseyin koymayak cannı<br /> Ne yaman kastetti kafir murani          <br /> &#8230;<br /> Emredin adem donuna girelim<br /> Görünerek karşısına duralım<br /> Anlar bize biz  anlara vuralım<br /> Yolunda dökelim bir damla kanı</p>
<p> Hüseyin&#8217;in İsa&#8217;ya benzetilerek, dünya insanlığının kurtuluşu için  kendisini ve ailesini kurban etti yargısı da fazlaca idealist  yaklaşimdır. Elbetteki,  İsa Peygamber de insanlığı kurtarmak amacıyla  isteyerek çarmihta ölüme gitmemiştir. Ancak her ikisi de hak bildiği,  doğruluğuna inandığı yaşam biçimini oluşturan inancını  sürüdürememektense, ölmeyi yeğledikleri gerçektir. İsa&#8217;nın direnci,  çarmihtaki dayanılmaz büyük ızdırabıdır. Hüseyin ise en yakınlarının,  gözleri önünde tek tek  hunharca şehit edilmelerinin verdiği büyük  manevi acıyla birlikte, son nefesine kadar vuruşarak da direnmiş  olmasıdır. </p>
<p> 2. e İmam Hüseyin Zalimlerin Zulmüne Karşi Ölümüne Direnmenin Simgesidir, Ağlama ve Dövünme Duvarı Değildir  </p>
<p> Hüseyin&#8217;in Kerbela&#8217;ya kadar yolcuğunu uzatması, ailesini ve kendisini  ölüme değil, tersine kurtuluş umudunu yakalaması içindi. Bu umut Hicaz  ve Irak topraklarından uzaklaşmaya bağlıydı. Hüseyin&#8217;in bu yolla  kurtuluşu, Emevi yönetimi altında ezilen, her türlü maddi ve manevi  baskıyla sömürülen halkların da zamana yayılı (belirli bir zaman içinde) kurtuluşu olabilirdi. Yoksa  Hüseyin, Tamimli Hür b. Yezid&#8217;in başinda  bulunduğu öncü kuvvetlere saldırsaydı yine aynı felaket yaşanacaktı.  Küfeli askeri birliğin başindaki Ömer b.Sad&#8217;la, dolayısıyla Küfe valisi  Ubeydullah ve Emevi Halifesi Yezid b. Muaviye ile görüşmelerin tam sekiz gün sürmesi, kurtuluş  için Hüseyin&#8217;in bir çesit gönüllü sürgünde  ısrarından olmalıdır. Ancak yönetim onun gizli niyetlerinden  kuşkulandığı için Kerbela&#8217;dan uzaklaşmasına izin vermemiş ve &#8216;Yezid&#8217;e  biatı&#8217; dayatmıştır. Oysa Hüseyin, hangi görünümde gerekçeler  gösterilirse gösterilsin, bunun nasıl bir gurursuz ve aşağılanmış bir  tutsak yaşam olduğunu biliyordu. Kardeşi Hasan&#8217;nın, halifeliğini kabul  ederek Muaviye ile yaptığı anlaşmayla yaşadığı 19 yıllık Medine  esaretine, kesinlikle bir daha  geri dönemezdi. Manevi ölümü değil,  direnerek ölümü, nesnel yokoluşu tercih etti. İnsanın,  toplum yararına  yarattığı düşünce, inanç  ve haklı dava uğruna ölümü, onun manevi olarak sonsuza kadar yaşamasını getirmiştir. Hüseyin de, zalimlerin zulmüne ve haksızlığa karşi ölümüne direncin simgesi olarak hep yaşamış,  bayraklaşmıştır. Onun yaşaması, Kerbela kırımıyla birlikte  ortodoks  İslam olarak tarihte yerini almış bulunan Şiiliğin, her Muharrem ayında  &#8216;Kerbala Tragediası&#8217; gibi sunuşu ve Şiilerin karalara bürünüp, zincirler ve kesici aletlerle vücutlarına acı verme törenleriyle olmamıştır; o  ağlama-sızlama ve dövünmeyle simgelenen cansız duvar değildir. O,  mücadelede, sabır ve direnişte hep yeniden can bulmuştur.  Hüseyin&#8217;in   14 yüzyıldır yaşaması; öcünü almak adına ilk isyan ateşini yakarak, onun direnişi ve haksızlığa başkaldırısını kendilerine bayrak yapan,  684&#8217;lerde Sabai-Kaysani&#8217;lerle başlayıp, 15 ve 16. yüzyıllardaki Kızılbaş direnişlerine kadar süren yüzden fazla ihtilalci Alevi siyasetleriyle  gerçekleşmiştir. </p>
<p> Emevi yönetimleriyle işbirliği yaptıkları kadar, Abbasi yönetimine büyük vezirler ve valiler vermiş Ortodoks Şiiliğin ve Şiilerin Ali evladına,  Ehlibeyte sevgisi ve bağlılığı hiçbir zaman Alevilerinki kadar  olmamıştır. Çaglar boyu sürdürdükleri, Muharrem ayında Kerbela  Şehitlerine ağlama, yas tutma ve dövünmeler, (Küfeli) Şiilerin Hüseyin&#8217;e ihanetleri ve Yezid ordusuna katılıp onlara  silah çekme günahlarını  bağışlatmak içindir. Deyim yerindeyse, tövbe etme ve Hüseyin&#8217;den af  dileme törenleridir. Bu törenler, Küfeli ihanetçi Şiilerin Hüseyin&#8217;i  şehit etmelerinden sonra kurdukları Tavvabin (Tövbeciler, tövbe edenler) geleneğinin sürdürülmesidir. Aşağıda anlatacağımız gibi, bu kişileri  harekete geçirmiş olan sadece suçluluk duygusuydu. Emevi yönetimine baş  kaldırarak sürdürdükleri mücadeleyi, Kerbela&#8217;da Hüseyin&#8217;in tarafına  geçerek sürdürselerdi, tarihin seyri değişebilirdi. </p>
<p> 3 Küfede Tavvabin (Tövbe edenler) Örgütlenmesi ve Suçluluğun Bedelini Ödeme Çabalari</p>
<p> Hüseyin&#8217;in ölümünden kısa bir süre sonra, ihanetlerinin korkunç  sonuçları karşisında Küfelilerin vicdanları rahatsız oldu. Tanrının  yaptıkları bu ihaneti  bağışlaması için, &#8220;Tövbe Edenler&#8221; örgütünü  kurarak, Hüseyin&#8217;in öcünü almaya ve kendilerini bu uğurda feda etmeye  andiçtiler. Yaşları altmışın altında olmayan kişilerden oluşan bu örgüt  100 kişiyle kurulmuştu. Başlarında Huzaa kabilesine mensup, Peygamberin  eski sahabilerinden Süleyman b. Surad bulunuyordu. Bu kişi daha önce de  Hüseyin&#8217;i Küfe&#8217;ye çagiran Şiilerin başindaydı. Bunun yanısıra Tavvabun  veya Tavvabin (Tövbe edenler) adı verilen bu Şii örgütünün oluşturduğu  birliğin başinda Fezare, Ezd, Bekr ve Becile kabilelerinden dört başkan  daha vardı. Yezid&#8217;in ölümüne kadar gizli kalan örgüt, Süleyman&#8217;ın  toplantılarda sık sık yaptığı aşağıdaki konuşmayla, giderek  genişliyordu:<br /> &#8220;Altından buzağı yapıp ona taptıktan sonra eski İsraillilerin yaptığı  şeyi siz de yapın! Musa onlara &#8216;büyük günaha girdiniz, şimdi bu günahı  ölümle silin&#8217; dediğinde onlar, ancak bu suretle suçlarından  kurtulacaklarını anladıkları için, boyunlarını bıçağa uzatmışlardı. Şu  halde siz de öyle yapın. Kendinizi ölüme adayın, kılıçlarınızı ve  mızraklarınızı bileyin; kendinize savaş araçları ve at hazırlayın!  Allahın yanında af aramanın yegane çaresi, sonunda mahvolsak bile  kendimizi mücadeleye atmaktır. Ölülerin durumu, işlediğimiz suç yüzünden işkence gören biz yaşayanlardan daha iyidir. &#8221;</p>
<p> Hepsi tam anlamıyla örgütün üyesi olmamakla birlikte, söylentiye göre 16 000 kişi savaşmak üzere yola çikma sözü vermişlerdi. Ayrıca Medain ve  Basra kentleriyle de ilişki kurulmuş bulunuyordu. (J.Wellhausen,  agy.s.116-118)</p>
<p> Amaç Hüseyin&#8217;in öcünü almaktı. Gerek İslam İmparatorluğunda ve gerekse  Küfe&#8217;deki siyasi değişiklikler dolayısıyla harekete geçme zamanı  gelmişti. İlk hedefin, önce Küfe&#8217;yi ele geçirmek ve Ubeydullah&#8217;a boyun  eğip, Ömer b. Sad&#8217;ın ordusuna katkıda <br /> bulunarak, Hüseyin&#8217;in  katli suçuna ortak olan eşrafın kovulması  isteniyordu. Süleyman ise buna karşi çikmis ve asıl hedefe, yani Emevi  yönetimine ve şimdi yeni Halife Mervan adına Elcezire bölgesinde savaş  durumunda bulunan Ubeydullah b. Ziyad&#8217;a kaşi onları yönlendirmişti.  Böylelikle diğer kentlerdeki Şiilerle birlikte Küfe eşrafının da  desteğini alacaklarını umuyordu. 15 Kasım 684&#8217;de,  İbn Ziyad&#8217;a karşi  savaşmak üzere Küfe yakınlarında Nuhayle&#8217;de toplanma kararı alındı.</p>
<p> Toplanma gününde  16 bine karşı,ancak 4000 kişi biraraya geldi. Birkaç  gün sonra, her kabileden Araplar ve bazı Kurra (Kuran okuyanlar)  ehlinden oluşan atlı ve iyi donatılmış bu birlik Kerbela&#8217;ya vardı.  Tavvabin birliğinde yabancı köleler ve azatlılar, yani mevali  yoktu. Bu isyancı silahlı birlik tamamıyla Ortodoks Şiilerden oluşturulmuştu.  Kerbela&#8217;da Hüseyin&#8217;in mezarının çevresinde bir gün boyunca geceli  gündüzlü ağlayıp sızlayarak, hem kendisine karşi suçlu olduklarını  itiraf ettiler hem de öç almaya and içtiler. 19-20 Kasım 684, ilk  Kerbala şehitlerini anma ve ilk matem törenlerinin yapıldığı tarih  olmalıdır. Buradaki kalabalığın, aynı dönemdeki  Hacı olmak için Kabe&#8217;yi tavaf edenlerden çok daha fazla olduğu bildirilmektedir. Buna  dayanarak,  J.Wellhausen&#8217;in İranlıların değil,  Küfeli Tövbecilerin  (Tavvabin) Kerbela Şehitleri kültünü yarattıklarını söylemesi bizce de  doğrudur. (Agy, s.119) Ancak İranlı Şiiler, bu matem geleneğini trajik  bir biçimde yüzyıllardır sürdürürken, Küfelilerin ihanet suçluluğuna da  ortak olduklarını hiç düşünmediler mi acaba?</p>
<p> Süleyman&#8217;ın başinda bulunduğu Tavvabin Şii ordusu, Fırat kıyısı boyunca  hareket ederek Karkısiye&#8217;ye, oradan da Habur ırmağı üzerinden  Resulayn&#8217;de karargah kurdu. Burada  dinlenme halindeyken, Ubeydullah&#8217;ın  30 bin kişilik beş Suriye birliğinden ikisi tarafından 4 Ocak 685&#8217;te  ansızın bir saldırıyla kuşatılıp darmadağın edildi. Yiğitçe çarpisan   Tövbecilerin çok büyük bir kısmı öldürüldü. Sağ kalanlar geri  çekilirken, zamanında kendilerine katılamıyan Medain ve Basralı Şiilerle karşilaştılar. Ama artık iş işten geçmişti. Toparlanıp savaşi  sürdüremediler.</p>
<p> Bu kişileri harekete geçirmiş olan sadece suçluluk duygusuydu. Bu çabayı Kerbala&#8217;da Hüseyin&#8217;in tarafına geçerek sürdürselerdi, kuşkusuz tarihin  seyri değişecekti. Artık yapıp yapacakları tek şey gözyaşi dökmekti.  Böylece, büyük yas içinde karşilıklı ağlaşip dağıldılar. Bu uğurda  ölenler ise ihanet suçluluğunun bedelini ödemis oldu.   </p>
<p> 4  Kaysaniler (Sabai-Kaysaniyya-Muhtariyya) Hüseyin&#8217;in Öcünü Alıyor </p>
<p> Yezid&#8217;in ölümünden sonra, Küfe&#8217;de farklı kabile partilerinin başkanları, yani yüksek Küfe eşrafı (kabileler aristokrasisi) 683 yılında  toplanarak, Hicaz&#8217;da halifeliğini ilan etmiş olan  Abdullah İbn  Zubeyr&#8217;in yönetimini tanımaya karar vermiş. Ondan kendi şehirlerini  yönetecek bir temsilcisini göndermesini rica etmişlerdi. Böylece Irak  İbn Zubeyr&#8217;in  yönetimi altına girmişti. Ancak temsilcilerle birlikte  oraya, Ali&#8217;nin Hanife kabilesine mensup Havle adındaki kadından olan  üçüncü oğlu Muhammed İbn al-Hanafiya adına Şiiler arasında propagandayı  ilerletmiş olan Mukhtar as-Saqaft (Sakafi) da gelmiş bulunuyordu. 684&#8217;de bir Cuma günü Küfe sokaklarında &#8220;Size zafer ve kurtuluş müjdeliyorum.  Bu iş Süleyman&#8217;ın başaracağı bir iş değildir!&#8221;diye bağırmaya başladı.  Ancak Kerbela Şehitleri uğruna harekete geçmiş olan Tövbeciler örgütü,  Mukhtar&#8217;la birleşmeyi reddetmişlerdi.  <br /> (M.Momen, agy, s.35; J.Wellhausen, agy, s.123)</p>
<p> Buna rağmen, farklı bir sosyal nitelikte bulunan Şii Tavvabin   hareketinin de öcünü almak Mukhtar&#8217;a düştü. Sakif kabilesinden olduğu  için Muhtar as-Sakafi adıyla anılan bu kişi yüksek bir aileye mensuptu.  Babası, Büveyh Nuhayle&#8217;nin yanında İranlılara karşi İslam ordusuna  kumanda etmiş ve bu savaşta ölmüstü. Halife Ömer&#8217;in oğlu Abdullah  eniştesi oluyordu. Kendisi ise büyük nüfuz sahibi ve önemli bir kişi  olan Ensar&#8217;dan Numan b.Beşir&#8217;in kızıyla  evliydi. Küfe&#8217;de bir evi ve  yakınında, içinde 100  yabancı kölenin (İranlı) kişinin çalistigi  Hutarniye çiftligi vardı. Muaviye&#8217;nin ölümünden sonra, bu mevlaları  (köleleri) ile Küfe&#8217;ye gelip Müslim Akil&#8217;i evinde konuk etmiş ve  ayaklanmaya katılmış ve Ubeydullah&#8217;tan çok kötü bir dayak yemiş olduğu  söylenir. Bu yüzden, onu erinde gecinde parça parça ederek, Hüseyin&#8217;in  öcünü alacağı üzerine yemin etmiş.</p>
<p> J.Wellhausen, Muhtar&#8217;ın geçmişinin karanlık içinde olduğunu söylerken,  olasıdır ki Şehristani&#8217;nin Muhtar için söylediği, &#8220;Şii ve Kaysani olmak  için Al Zubeyr&#8217;in partisine girmeden önce Harici olarak siyasete  başladı&#8221; sözleri kastediyor olmalı. Ama kendisi kullanmadığına göre, bu  birbiriyle çelisen nitelemelerin, belki onu kötülemek için söylendiğini  düşünüyordu. (J.Welhausen, agy.s.121-122; Shahristani, Al Milal, (Fr.)  s.262)</p>
<p> 4. a  Muhtar as-Sakafi Muhammed al-Hanefi Adına Sabaileri Eşitlik Düşüncesinde Birleştiriyor</p>
<p> Kuşkusuz bunların hareketi yükseltmede çok büyük önemi vardı. Muhamme  al-Hanefi ile görüşüp ondan, &#8220;Tanrı, Ali oğullarını kim düşmanlarından  kurtarırsa ondan razı olacağı&#8221; icazetini almış ve hatta İbrahim b.  Al-Eşter gibi Şii eşraftan bazılarına, kendisine itaat etmesi için  mektup bile yazdırmıştı. </p>
<p> Al-Hanefi, babası ve ailesini tanrısallaştıran ve Ali&#8217;nin kendisinde  zuhur ettiğine, kurtarıcı (Mehdi) olduğuna inanan Sabaileri kendine  destek yaptı. Mekke ve Medine&#8217;de yaşadıkları yıllarda Hasan ve  Hüseyin&#8217;in yapmadığını yapmış, Heterodoks İslam inancına sarılmış aşağı  tabakadan emeği ile geçinen halkı ardına almıştı. Şehristani gibi  Sünni-Şafii İslam  heresiografları, Muhtar&#8217;ın Muhammed al-Hanefi&#8217;yi  isyan için kandırdığı ve baştan çikardigini söylüyorlarsa da, bu doğru  olamaz. Sakafi kabilesinden olan Muhtar&#8217;ın  toprak sahibi olduğu ve  çiftliginde köleleştirilmiş savaş tutsaklarını çalistirdigini  söylemiştik. Altmış yaşin üstünde ve birçok savaşlara katılmış, önderlik girişimlerinde bulunmuş. Başarılı olamamıştı. Ama, Muhammed  al-Hanefi&#8217;yle görüştükten sonra çok farklı bir stratejiyle harekete  geçiyor. Muhammed al-Hanefi, Abdullah İbn Saba&#8217;nın gizli Ali kültünü  daha geliştirdiği anlaşilıyor. Ayrıca Ali&#8217;nin azatlısı, kendisinin de  ögrencisi olduğu söylenen Kaysan&#8217;a atfen onlara &#8216;Kaysaniyye&#8217; adının  verilmesi de, al-Hanefi&#8217;nin Muhtar&#8217;a kimlerle hareketi götürebileceğini  önerdiginin göstergesidir.</p>
<p> Muhtar as-Sakafi, Ali&#8217;nin çok yakın arkadaşi (Alevi inancındaki   kırklardan biri sayılan) Malik al-Eşter&#8217;in oğlu İbrahim&#8217;i de yanına  alınca 685&#8217;in 18 Ekim&#8217;inde Küfe&#8217;de Hüseyin&#8217;in öcünü alma parolasıyla  başkaldırdı. Üç gün içinde Küfe eşrafı teslim oldu ve Muhtar&#8217;ın   egemenliğini kabul ettiler. Vali İbn Muti kaçıp saklandı. Muhtar vali  konağına yerleşerek eşraftan, Muhammed al-Hanife adına &#8220;Tanrının kelamı, peygamberin sünneti ve Kutsal Ailenin öcünü alma, kafirlerle savaş,  zayıfları koruma&#8221; üzerine  biat aldı. Hazineden aldığı 9 milyon dirhemle savaşçilarını ödüllendirdi. Yaklaşik 9000 savaşçiya 200 ila 500 dirhem  dağıttı. Öç için başkaldırmış olan Muhtar, hemen hemen kansız ele  geçirdiği Küfe&#8217;de heyecanı yatıştırarak, düşman partiler barıştırma  çabasina girdi. Adaleti sağladı. Aynı yıl içinde İbn Zübeyr, Muhammed  al-Hanife&#8217;yi Kabe&#8217;de kuşatarak, kendisine biat etmediği taktirde  öldürmekle tehdit etmişti. Yardım istemesi üzerine Muhtar, 4000 kişilik  lobutlu birliklerle gelerek onu kurtardı ve böylelikle Mekke&#8217;yi de  elegeçirmiş oldu. Bu arada Küfe&#8217;den Muhammed al-Hanefi&#8217;ye getirdiği  parayı askerler arasında paylaştırdı.</p>
<p> Muhtar&#8217;ın az önce kısaca değinildiği gibi, başina geçtiği, isyana  götürdüğü apayrı bir toplumsal kesimdi. Büyük çoğunluğu Arap olmayan,   Mevali dedikleri yabancılardı. Bunlar Küfe halkının yarısından fazlasını oluşturuyor, zenaat ve ticaretle uğraşiyorlardı. Hatta Arap savaşçiları (askeri aristokrasi) halkın yiyecek işini bunlara bırakmıştı. Bunların  çogu köken ve dil bakımından  İranlıydı. Savaş tutsağı olarak Küfe&#8217;ye  getirilmiş, burada İslamı kabul ettikten sonra azat edilmişler ve mevla  adıyla Arap kabileleri arasına kabul edilmiş. Görünüşte köle  değillerdi, ama efendilerine sıkı sıkıya bağlı, onların himayesine  muhtaç ve kendilerine hizmet etmekle yükümlüydüler. Muhtar Mevali&#8217;nin  yüreğindeki azatlı kölelilikten kurtulup, Arapların sahip oldukları  haklara sahip olmak, onlarla eşit olmak duyguları körüklemiş. Kendi eski dinlerinden ödünç alınmış inanç ögeleriyle beslenmiş Kaysanilik bayrağı altında, Hüseyin&#8217;in öcünü alırken, asıl kendilerini ülkelerinden etmiş, topraklarından koparıp köleleştirmiş Arap efendilerinden büyük  hınçlarını çikaracaklardi. Muhtar&#8217;ı iktidara götürürken kendilerinin de  Araplara eşit ve özgür bir yaşama kavuşabilme umut ve sevinci  yaşiyorlardı. Silah olarak sadece topuz (lobut) kullanan Muhtar&#8217;ın  azatlı köle  askerleri, kendileriyle yanyana değil karşi karşiya bile  savaş yapmayı hor gören Arapları, kendileriyle  eşit saymasından ötürü  ona çok sıkı bağlanmışlardı. Üstelik Muhtar&#8217;ın &#8220;zayıfları koruma  siyaseti&#8221; bu azatlı köleleri ilgilendiriyordu. Böylece Muhtar aristokrat bir Arap olduğu halde, ezilen horlanan sınıflara önderlik yapan ,  Abdullah İbn Saba&#8217;dan sonra ikinci kişi olma onuru taşir. Hem de bu  sınıfların hak ve özgürlüklerini kazanması ve korunması üzerine siyaset  yaparak. Muhtar&#8217;ın bencillik ve yükselme tutkularına, Şii kitleleri ve  yabancı azatlı köleleri  alet ettiği ve Hüseyin&#8217;in öcünü almayı bahane  ederek onları kullandığı savları doğru olamaz. Dozy, A. Müller ve J.  Wellhausen gibi Avrupalı İslam tarihçilerinin temelde birleştikleri bu  sav, isyancı halk önderlerini sevmedikleri ve dinsel heterodoksizme  karşi olduklarındandır. Ayrıca tarihsel olaylara din ve idealizm  açısından bakmış olmaları onları bu türden yargılara götürüyor. </p>
<p> Bu tarihçiler, Muhtar&#8217;ın başkaldırdığı Küfe&#8217;de, savaşlar yaptığı  Hicaz&#8217;da Suriye&#8217;de, kısacası İslam İmparatorluğunun heryerinde  kendilerini efendi sayan Arapların nüfusu kadar, Pers, Kürt, Türk,  Nubialı-Afrikalı yabancı kölelerin nasıl insanlık dışı koşullarda  yaşadıklarını sanki bilmiyorlardı! Ortodoks İslam yönetiminin ezdiği,  hor gördüğü ve Arap kent eşrafı ya da büyük toprak sahiplerine uşaklık  ettirdiği bu ezilen kitlelerin insanca yaşamalarını sağlayacak sınıfsal  çikarlarini kendi çikarlarinda birleştiren önderlere, geçmişi ne olursa  olsun sadece saygı duyulur. Bu çikar birleşimi egoizmle tanımlanamaz.  Bizzat J.Wellhausen&#8217;in kendisinin &#8220;Taberi tarihinde Ebu Mihnef&#8217;in Muhtar hareketi hakkındaki rivayetlerinin hepsi de, önce Muhtarın tarafında  olmuş sonra da ondan ayrılmış olanlardan alınmıştır&#8221;diyerek itiraf  ettiği halde, bu önemli toplumsal mücadeleye ilişkin bilgileri,  Taberi&#8217;den farklı değerlendirmemektedirler.</p>
<p> Muhtar, iki yıl boyunca Hicaz&#8217;da, Suriye&#8217;de, Irak&#8217;ta İbrahim Eşter&#8217;le  birlikte yaptığı savaşlarda, karşisına çikan orduları yenerek bölgeye  tamamıyla hakim olmuştu. Kaysani hareketi batılı ve Sünni tarihçilerin  yazdığı gibi bir Şii hareketi değil, temelde yabancı kölelerin,  azatlıların, yani ezilen halkların, efendilere-sahiplerine karşi  yaptıkları sınıf savaşimıydı. Ali inancı örtüsüne  bürünmüş oğlu  Muhammed al-Hanefi&#8217;de somutlaştırılan bir Alevi (Heterodoks İslam) halk  hareketidir. Mücedelenin güdüsü, Hüseyin&#8217;in öcünü almaktı. J.Wellhausen  genişçe  fakat çok karışık bir biçimde ele aldığı (agy, s.116-150)  hareketi anlatırken bir yerde sanki bir Emevi tarihçisiymişçesine  şöyle yazıyor: &#8220;Esir düşen Hüseyin&#8217;in katillerinin idamıyla başlayan hareket, kaçanların izlenmesiyle de sürüp gitti. Kerbela&#8217;nın baş suçluları, güya Medine&#8217;deki korkuluk İbnül Hanefiye&#8217;nin emriyle, birer birer  saklandıkları yerden çikarildilar. Uşaklar ve azatlılar iz süren  köpekler gibi eski efendilerini arayıp buluyorler, kadınlar kocalarını  eleveriyorlardı. Sadece Şemir b. Zi Cevşen değil, Ömer bin Sad  ve diğer bir çok Kureyşli canlarından oluyordu. Eşraftan kaçabilenlerin çogu  Basra&#8217;ya, Mus&#8217;ab&#8217;ın yanına gittiler.&#8221; (agy, s.136-137) </p>
<p> Bu büyük toplumsal başkaldırı hareketi, Mekke&#8217;deki Şii halifeye bağlı  Sünni ve Şii eşrafın, büyük toprak sahipleri ve Arap kabile  başkanlarının desteklediği Basra valisi Mus&#8217;ab tarafından, 687&#8217;de yine  Küfe&#8217;de boğuldu. İbrahim b.Eşter&#8217;in  ordusuyla Suriye&#8217;de bulunduğu bir  dönemde, Mus&#8217;ab ordusuyla Küfe&#8217;yi kuşattı. İbrahim&#8217;le haberleşmesine de  engel olarak Muhtar&#8217;ı içkaleye sıkıştırdı. Muhtar 4 ay direndi. Açlık ve susuzluk başgösterince bir yarma hareketi yapmak istediyse de  başaranadı.  Son çare olarak, 19 adamıyla yaptığı çikis hareketinde  67  yaşindayken öldürüldü. 6-8 bin arasında  azatlı köle öldürüldü. Karısı  da idam edildi. Mus&#8217;ab, Mevali&#8217;den öç almak isteyen Küfe asillerine izin verdi. Bu yüzden oluk gibi yabancı azatlı köle kanı akıtıldı. Oysa  Muhtar, Küfe&#8217;yi ele geçirdiğinde kölelerin Küfeli efendilerine karşi  giriştikleri böyle bir katliamı önlemisti. (J.Wellhausen, agy,  s.131,142)   </p>
<p> &#8220;Baskı altındaki halk tabakalarıyla bağlantı kurunca, diyor J.Wellhausen (agy, s.147), Şia milli Arap zeminini terketti. Bağlantının harcı  islamdı. Ama, bu eski islam değil, yepyeni başka bir dindi. (Taberi 2,  s.647,6. 651,2) Bu Muhtar&#8217;ın da içinde bulunduğu karanlık ve sapık  inanç, maruf (tanınan) adıyla Sabaiyye&#8217;den neşet etmekteydi  (doğmaktaydı). Bunlar şimdi, Şia&#8217;nın Sünniliğe karşi daha reddedici bir  tavır takınmaya ve Sünnilik ile farklarını kesin olarak belirtmeye  zorlanması nedeniyle, geniş çevrelerde üstünlük kazanan bir yön  tutturdular. Sabaiyye&#8217;e Kaysaniyye de denir. Kaysan mevali&#8217;nin başıydı.  Eğer aynı zamanda  o Sabailerin de başi idiyse, bundan Sabailerin de  Mevali olduğu anlamı çikar. (Taberi, 2,s.623, 14. 651, 12.)&#8221;  </p>
<p> Sabaileri incelerken üzerinde genişçe durduğumuz gibi, ilk kez Abdullah  İbn Saba Ali yandaşlığını, Ali inancı-tanrısallığı olarak ezilen  yabancı, köleleştirilmiş halklara mevaliye ve yoksul Araplar arasına  taşimıştır.  Çok büyük olasılıkla Kaysan da, Ali&#8217;nin mevlası (kölesi)  olması dolayısıyla  Abdullah ibn Saba&#8217;nın arkadaşi ve Sabai  önderlerindendi. Abdullah İbn Saba ve arkadaşları öldürülmeleri  sırasında Kaysan Muhammed al-Hanefi&#8217;nin  mevlası (azadlı kölesi) olarak  onun aralarında yaşadığı Hanifa kabilesinde saklanmış olabilir. </p>
<p> Burada  Sayyid al-Himyari ve Kusayrinin anlattıklarından hareket ederek  bir gerçeği daha ortaya çikarmak olası görünüyor: Muhammed al-Hanefi  dördüncü İmam olarak, Hüseyin&#8217;in ölümünden sonra, &#8220;hak ve adaleti   zafere ulaştırmak için&#8221; ortaya çikisi ( ya da Muhtar tarafından ortaya  çikarilisi), bir diriliş, yani ölümden hayata dönüş gibi  değerlendirilmekteydi.<br /> İbn al-Hanefi, bu ölü yıllarını(!) da Ridwa dağında yeşillikler  içerisinde, bir arslanla panterin eşliğinde, bal ve su akan iki  kaynaktan beslenerek geçirmişti.(Shahristani, Al Milal.s.264-265;  J.Welhausen, agy.s.152-153) Kuran&#8217;da (LV, 50, 66) cenneti ve İncil&#8217;de  (II,7) İsa&#8217;yı anlatan ayetler anımsatan bu inançsal betimlemeler, İbn  al-Hanefi&#8217;nin olasılıkla Ali&#8217;nin ölümünden sonra, 25 yıl boyunca ölmüs  olduğunu etrafa yayan kabilesi tarafından Medine yakınındaki Ridwa  dağında saklandığını göstermektedir. Wellhausen&#8217;in Taberi&#8217;ye dayanarak  söylediği gibi &#8216;ayrı din&#8217; değildi. Heteredoks İslam, yani proto  Alevilikti. Mevalinin eski dinlerinden alınan inanç ögeleriyle &#8216;İslam  harcı&#8217; yoğurulup sunulmuştu. </p>
<p> 4.  b Muhtar as-Sakafi, Sabailiğe-Kaysaniliğe Eski İnançlardan Ögeler sokarak  Felsefi derinlik kazandırıyor </p>
<p> Şehristan&#8217;daki bilgiler Muhtar as-Sakafi&#8217;nin Sabailiğe-Kaysaniliğe  felsefi derinlik kazandırdığı ve &#8216;kutsal koltuk&#8217; gibi putperest ögeler  de kattığını gösteriyor. İki yıl boyunca Muhtar&#8217;ın katıldığı savaşlarda  askerin önü sıra götürülen, Ali&#8217;nin kutsal emaneti olarak kendilerine  zafer kazandırdığına inanılıyordu. Bir konsol gibi tahtadan ve daima  üstü örtülü durur ve törenlerde açılırdı. Hacerülesved gibi  putperestlikten bir parçaydı. Kökeni Yemen&#8217;de ve Musevi inancında  aranabilir. Önce Tanrının, daha sonra da tanrısallaştırıldığı için artık Ali&#8217;nin koltuğuydu; onları zafere ulaştıracaktı. Ayrıca partizanlarına  Muhtar, çarpismalar sırasında havada ansızın gözüken beyaz güvercinlerin kendilerini korumak için gökten inen ve güvercin donuna girmiş melekler olduğuna inandırmış. Sahte mucize gibi anlatılan bu olay, Dozy ve  J.Welhausen&#8217;in kabul ettiği gibi, bunların Muhtar&#8217;a gönderilen (ya da  kendisinin gönderdiği) posta güvercinleridir.   </p>
<p> Ama asıl Muhtar&#8217;ın Kaysaniliğe getirdiği ve Şehristani&#8217;nin  &#8220;asla kabul  edilemez&#8221; dediği; iradei cüziyye, yani özgür insan iradesinin, iradei  külliye, yani herşeyi tanrı istemine bağlıyan tanrısal iradeyi  değiştireceği, onun yerine geçeceği (akılcı) inanç ve düşüncesidir. Ona  göre, özgür insan iradesi kendisi hakkında kararları vermeğe hakkı  vardır: Tanrının baştan yapılmasını arzu ettiği ya da buyurmuş olduğu  şeylerin ansızın tersini yapılmasını istemesi, yani istediği zaman  istediği şeyi yapması sayılan iradeyi küllüye kabul edilemez. O zaman  Tanrı, farklı koşullarda verdiği buyrukların hepsini, karşilıklı olarak  kaldırmış demektir. İnsanlar bu yükümlülükleri yapmayabilir. Kendi  iradesine göre yargıya varmalıdır. İnsan iradesi herşeyin üstündedir&#8230;  </p>
<p> İsmail Kaygusuz, İslam İmparatorlukları Tarihinde İktidar Mücadelelri ve ALEVİLİĞİN DOĞUŞU, Su Yayınları, İstanbul-2005, s.34-62</p>
<p> <strong>İsmail Kaygusuz</strong> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/adalet-ugrunda-bir-ulu-sehit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>ALEVİLİKTE  MUHARREM  YASI</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/alevilikte-muharrem-yasi-2/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/alevilikte-muharrem-yasi-2/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 12:03:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kazım Balaban]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KERBELA OLAYI VE MUHARREM MATEMİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/alevylykte-muharrem-yasi/</guid>
				<description><![CDATA[Düştü Hüseyin atından Sahra-i Kerbela´ya, Cibril koş haber ver Sultan-ı Enbiyaya&#8230; (Türkçesi)     Hüseyin atından Kerbela  sahrasına düştü Cebrail koş haber ver kainatın sultanına. (Burada kainatın sultanı olarak kast edilen Hz. Muhammed&#8217;dir) (16 YY. Yaşamış  Fuzuli&#8217;nin Divan edebiyatından) Hz. Muhammed´in VEDA HUTBESİ´nde (23 Şubat 632)  Müslümanlara emanet ettiği EHL-İ BEYT ( Hz Muhammed  ve Ailesi)  mensubu ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Düştü Hüseyin atından Sahra-i Kerbela´ya,<br /> Cibril koş haber ver Sultan-ı Enbiyaya&#8230;</p>
<p> (Türkçesi)     Hüseyin atından Kerbela  sahrasına düştü<br /> Cebrail koş haber ver kainatın sultanına.</p>
<p> (Burada kainatın sultanı olarak kast edilen Hz. Muhammed&#8217;dir)<br /> (16 YY. Yaşamış  Fuzuli&#8217;nin Divan edebiyatından)</p>
<p> Hz. Muhammed´in VEDA HUTBESİ´nde (23 Şubat 632)  Müslümanlara emanet ettiği EHL-İ BEYT ( Hz Muhammed  ve Ailesi)  mensubu Hz. Hüseyin´in Hicri takvimine göre Muharrem ayının 10. gününde Kerbela´da katledilmesinin yıldönümlerinde Anadolu Alevi inancına mensup insanlar Aşure çorbası pişirir ve bunu Kapı /Komşuya dağıtırlar.  </p>
<p> Hicri takvimi Hz. Muhammed´in 622 yılında Mekke´den Medine´ye göç (Hicret) etmesi olarak kabul edildiğinden bir Arap- İslam takvimidir. Arap takviminde yıl 12 ay olup 355 gün olarak kabul edilir. Dolayısı ile Muharrem ayı da tıpkı Ramazan ayı, Kurban Bayramı&#8230;. gibi her sene 10 gün erken karşılanır. İçinde bulunduğumuz 2008 /2009 yılında Muharrem ayının başlangıcı 29 Aralık olarak kabul edilmektedir. 10 Muharrem, gelecek yılın Ocak ayının 7. gününe denk geldiğinden bu günde Aleviler Aşure pişirirler. (bu tarih yörelere göre küçük nüans farkı gösterir- bazı bölgeler 2 veya 3 gün geç pişirirler)</p>
<p> Aleviler Muharremde sadece Aşure yapmayıp ayrıca MATEM  denilen YAS orucu tutarlar. Hz. Muhammed´in kızı Hz. Fatma´nın oğlu Hz. Hüseyin Miladi 680 , Hicri 61 yılının Muharrem ayının 10.da zorba Emevi hükümdarı zalim Yezid´in askerleri tarafından Kerbelâ´da ( Irak) şehit edilmiştir. Kutsal Ehl-i Beyt&#8217;e (Peygamber ailesi) mensup Hz. Hüseyin´in Kerbela´da susuz katledilmesi 1400 yıldır Hz. Ali´yi sevenler tarafından şiddetle lanetlenmektedir. </p>
<p> MATEM ORUCU zalime karşı mazlumun, haksıza karşı haklının, güçlüye karşı güçsüzün, kötüye karşı iyinin yanında yer almanın sembolü olarak günümüze kadar süregelmiştir.</p>
<p> Zalim Yezid yönetimi altında inim inim inleyen Küfe halkı rivayetlere göre Hz. Hüseyin´e isyan etmeleri ve başlarına geçmesi için binlerce mektup yazarak çağrıda bulunurlar. Bu çağrıları ciddiye alan Hz. Hüseyin yakınları ile yola çıkar ve 10. günde Kerbela´da susuz bir çölde, içinde 6 aylık bebeklerinde bulunduğu aile efradi ile birlikte toplam 72 kişi şehit edilirler. Bu olayda sadece aileden Alevilerce kutsal görülen 12 İmamlardan biri sayılan 4. İmam Zeynel Abidin kurtulmuş olur. </p>
<p> Muharrem Yas&#8217;ı sonrası Aleviler Zeynel Abidin´in bu katliamdan kurtuluşu sebebi ile Tanrıya şükran borcu olarak kurban keserler ve Aşure dağıtırlar. Hz. Hüseyin´in zulme karşı başkaldırışında kendilerini onun yanlarında hissederler ve  sembolik olarak Kerbela sürecini yaşıyorlarmış gibi susuz oruç tutar ve Yas çekerler.</p>
<p> Bazı bölgelerde ise bu YAS 12 İmamların sayısı kadar yani 12 gün sürer. Zira son İmam Mehdi hariç diğer İmamların tamamına yakını ya kılıc ile, yada zehirlenerek şehit edilmişlerdir. Tarihe baktığımızda Hz. Ali taraftarı ŞIA katliamı sadece Emevi devleti sürecinde değil, Abbasiler devrinde de aralıksız devam etmiştir. </p>
<p> Bu arada Anadolu Alevileri yasanan bir takim tarihsel sürecler icerisinde özellikle Hacı Bektaş Veli´nin felsefesi ile köklü değişimler yaşayarak kendine özgü bir inanç gurubu oluşturmuşlardır. Bu inanç Arap bedevi kültürü olan şeriatçı bakış açısını şiddetle red eder ve İslamın hoş görü, hümanist ve sosyal yanlarını benimser olmuştur. </p>
<p> Biz de bu inancın en hassas ve önemli dönemlerinden olan 12 günlük Muharrem Yas&#8217;ı döneminde Alevilerin 12 İmamlarını kısaca anlatmaya çalışacağız.</p>
<p> Muhabbetlerimle </p>
<p> Kazım Balaban / 29 Aralık 2008 / Viyana </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/alevilikte-muharrem-yasi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/hz-huseyyn-ve-kerbela-olayi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/hz-huseyyn-ve-kerbela-olayi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 16 Dec 2007 10:28:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KERBELA OLAYI VE MUHARREM MATEMİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/hz-huseyyn-ve-kerbela-olayi/</guid>
				<description><![CDATA[HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN[1] İÇİNDEKİLER Giriş                                                              2 Muaviye Kimdir?                                              2 Yezid Kimdir?                                                  4 Hz. Hüseyin&#8217;in Katili Yezid                                 5 Hz. Hüseyin ve Kerbela Olayı                             5 Kutsal Şehirleri Yıkan Yezid                               9 Sonuç                                                             9 Kerbela                                                         10 Kerbela&#8217;da Hz. Hüseyin&#8217;in Makamı                    10 Kerbela ve Sonrası                                          11 Bazı Kaynaklar Diyor ki                                    12 Matem ve Muharrem ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI  </p>
<p> Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN[1]  </p>
<p> İÇİNDEKİLER  </p>
<p> Giriş                                                              2  </p>
<p> Muaviye Kimdir?                                              2  </p>
<p> Yezid Kimdir?                                                  4  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in Katili Yezid                                 5  </p>
<p> Hz. Hüseyin ve Kerbela Olayı                             5  </p>
<p> Kutsal Şehirleri Yıkan Yezid                               9  </p>
<p> Sonuç                                                             9  </p>
<p> Kerbela                                                         10  </p>
<p> Kerbela&#8217;da Hz. Hüseyin&#8217;in Makamı                    10  </p>
<p> Kerbela ve Sonrası                                          11  </p>
<p> Bazı Kaynaklar Diyor ki                                    12  </p>
<p> Matem ve Muharrem Orucu                               13  </p>
<p> Oruca Niyet Etmek                                           13  </p>
<p> Aşure Lokması İçin Dua                                    13  </p>
<p> Aşure Yendikten Sonra Okunacak Dua                13  </p>
<p> Edebiyatımızda Kerbela  ve Hz. Hüseyin              14  </p>
<p> Kaynaklar                                                        18  </p>
<p> *********************************  </p>
<p> Gündüz hayalimde gece düşümde  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> Yılın oniki ay sabah seherinde  </p>
<p> Her dertlere derman İmam Hüseyin  </p>
<p> Dividim var kalem tutmam elimde  </p>
<p> Hakkın kelamın okurum dilimde  </p>
<p> Muhammedin sancağının dibinde  </p>
<p> Salınır da mazlum İmam Hüseyin  </p>
<p> Pir Sultan ne güzel bulmuş yerini  </p>
<p> Ben pirime kurban verdim serimi  </p>
<p> Muaviye oğlu Mülcem soyunu  </p>
<p> Sürülsün dergahtan der İmam Hüseyin  </p>
<p> *********************************  </p>
<p> 1 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> GİRİŞ  </p>
<p> Konunun zaman, mekan ve kısa dönemli etkileri gözönüne alındığında Araplar&#8217;a özgü bir sorun olarak görünmekle birlikte, Şii-Sünni ayrılığı ve bunun uzun dönemli etkileri nedeniyle İslamı benimsemiş bütün toplulukları ilgilendiren bir sorun olduğu söylenebilir. İslam tarihinin en ilginç bu  dönemi şüphesiz, Dört Halife sonrasında Emevilerin iktidarı elde ediş ara dönemidir. Bu ara dönemin genelde yüzeysel olarak bilindiği ve değerlendirildiği kanısındayız. Bu çalışmada öncelikle bu dönemin baş aktörlerinden Muaviye ve oğlu Yezid dönemleri ele alınmak suretiyle, hafızalarda kötü iz bırakmış bu iki simanın icraatleri de sergilenecektir. Bu çalışma kaynakçada belirttiğimiz çalışmalardan yapılmış alıntılara dayanmaktadır. Verilen bilgiler halkın anlayacağı dilde verilmeye özen gösterilmiştir.  </p>
<p> Zihnimi kurcalayan şu sorulardır ki bu konuları ele alma isteğimin kökenini oluştururlar: Muaviye ve oğlu Yezid neler yapmışlardır da böyle kötü ün salmışlar  ve hatta lanetle anılır olmuşlardır? Niçin , İslamı benimsemiş diğer toplumlarda birçok kullanılan Arap kökenli ad varken Muaviye ve Yezid adları kullanılmamaktadır, hatta bu şahısları övenler ve yakınlarında dahi Muaviye ve Yezid adları yoktur? Umarız kendi zihnimizdeki sorulara yanıt ararken, okuyucuya da yararlı bilgiler sunarız. Verdiğimiz bilgileri daha çok  uzmanlarından alıntı yaparak gerçekleştireceğiz.  </p>
<p> MUAVİYE KİMDİR?  </p>
<p> Tam adı Muaviye bin Ebi Süfyan&#8217;dır. 602 yılında Mekke&#8217;de doğan Muaviye önceleri Hz. Muhammed&#8217;in karşısında yer alan Abdü&#8217;ş-Şems kabilesindendi. Hz. Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;yi ele geçirmesinden sonra müslüman oldu.  </p>
<p> İkinci Halife Ömer döneminde kardeşi Yezid bin Ebu Süfyan&#8217;ın ölmesi sonrası Şam Valisi olarak sadece Şam ordugah ve vilayetini idareyle memur edilen Muaviye&#8217;nin gücü, Ömer&#8217;in ölümü sonrasında iyice arttı. Çünkü Muaviye&#8217;nin akrabası olan Osman Üçüncü halife olmuştu. Osman&#8217;ın halifeliğiyle Muaviye Şam&#8217;ın yanısıra Suriye&#8217;nin diğer vilayetlerini  de idaresi altına aldı. Böylece Muaviye, bütün Suriye ve çevresinin valisi  olup, servet ve iktidarını günden güne arttırmaktaydı. Muaviye, Üçüncü halife Osman öldürüldüğünde hem siyasi, hem de ekonomik açıdan oldukça güçlü bir konuma gelmiş bulunuyordu. Bu gücü nedeni iledir ki, müslümanların ittifak ile halifeliğe getirdiği Hz. Ali&#8217;nin meşru halifeliğini tanımamış, Osman&#8217;ın kanını talep iddiasını öne sürerek  Hz. Ali ile savaşa girmiştir. Yine Muaviye, Osman&#8217;ın intikamcısı rolüne sarılmakla kalmıyor; halife Osman&#8217;ın katillerini teslime rıza gösterdiği taktirde Hz. Ali&#8217;ye biat etmeğe razı olduğunu ilan ediyordu ki, bu apaçık siyasi bir manevraydı. Muaviye bu manevradan Sıffin Savaşı öncesindeki müzakerelerde oldukça yararlanmıştı. Şöyleki Osman&#8217;ın katledilmesiyle Hz. Ali&#8217;nin herhangi bir ilgisi yoktu ve Osman&#8217;ın katillerinin bulunamayacağı ortadaydı. Çünkü Osman&#8217;ın bulunduğu yeri sararak onu katleden kitle yüzlerle ifade ediliyordu Esasen Osman&#8217;ın katledilmesinde bilinen birçok neden rol oynamıştır.  Öyleki, Hz. Peygamberin eşlerinden Ayşe bile Halife Osman&#8217;ın aleyhinde bulunmaktaydı. Osman&#8217;ın akrabalarına olan Emevi Ailesi mensuplarına sağladığı mevkiler ve parasal ayrıcalıklar da yoğun tepkilere yol açmıştı. Bu şekilde halife  Osman muhtelif çevrelerde muhalifler yaratmış idi.  </p>
<p> Emevi sülalesi İslam&#8217;ın doğuşu ile kaybettikleri nüfuz ve iktidarı yeniden ele geçirebilmek için akıl almaz yollara başvurmuşlardır. Özellikle Muaviye&#8217;nin ve Yezid&#8217;in davranışlarını, bazı Sünni yazarların ileri sürdükleri gibi, &quot;içtihad&quot; farkıyla açıklamaya kesinlikle imkan yoktur. Muaviye &quot;kısas&quot; adıyla din kisvesine büründürdüğü siyasi ihtirasını ne pahasına olursa olsun tatmin için uğraşmış, bu amaçla başvurulmadık yol bırakılmamıştır. Şüphesiz Muaviye&#8217;nin bu cüretkâr hareketlerde bulunurken en büyük dayanağı 20 yıllık Suriye Valiliği sırasında sağladığı kazanımlardı. Muaviye&#8217;nin başlıca eseri, siyasetine körü körüne itaat eden birliklerden oluşan Suriye Ordusu oldu. Muaviye, ordunun rahatına ve donanımına çok dikkat  ediyor, ücretlerini fazlasıyla ve o zamana kadar alışılmamış bir düzen ile ödemeye çalışıyordu.  Muaviye kendi amaçlarının önünde engel olarak gördüğü, her kim olursa olsun, ortadan kaldırmakta tereddüt etmemekteydi. Muaviye&#8217;nin bu siyaseti icraatlerinde açıkça görülmektedir.  </p>
<p> Muaviye, tüm bu sözü edilen önlemler dışında servetini de siyasal başarısı için seferber etmiş durumdaydı. Karşıtlarından kiminin öldürülmesi yolu benimsenirken, kiminin de para ile satın alınması yoluna gidilebiliyordu. Tahsis ettiği maaşların ve cömertce ihsanların altın zinciri ile  en inatçı aleyhtarlarının dizginlerini elinde tutmayı başarmış idi. Emevi halifeleri, Muaviye de dahil, kendi siyasetlerine düşman olanların aynı zamanda islama da karşı olduklarına kanaat getirmişlerdi.  </p>
<p> 2 </p>
<p> Çeşitli İslam Tarihi uzmanlarınca dile getirilen ve Muaviye&#8217;nin suçlanmasına yol açan davranışlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:  </p>
<p> 1. Muaviye, Şam dışındaki bütün İslam eyaletlerinin meşru halifesi olan Hz. Ali&#8217;ye savaş açmış ve esasta iktidarı elde etme amacını Osman&#8217;ın kanını talep iddiasıyla hasıraltı etmeyi amaçlamış, dolayısıyla o zamana kadarki İslami teamüllere karşı çıkarak hilafeti gaspetmiştir.  </p>
<p> 2. Muaviye, siyasi amaçları uğruna, vali ve hakimlere ferman göndermek suretiyle Hz. Ali&#8217;ye, Ebu Turap lakabıyla birlikte küfür ettirir, lanet okutturur, sövdürürdü. Ebu Turap, toprağın babası anlamında olup, Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali&#8217;ye verilmiş bir ad idi ve Hz. Ali de bu lakabı çok severdi. Muaviye ile başlayan bu adet diğer Emevi hükümdarları zamanında da sürdü. Mescidi Nebevi&#8217;de, Peygamberin manevi huzurunda, onun minberinde en çok sevdiği zata karşı yakışık almayan küfürleri savurmak adet bile oldu. Hatta Muaviye, Medine&#8217;de Hz. Peygamber&#8217;in mescidinde de ashabın itirazlarına, Hz. Peygamber&#8217;in eşlerinden Ümmü Seleme&#8217;nin bizzat mescide gelip Resulullah&#8217;ın &quot;Ali&#8217;ye söven bana, bana söven Allah&#8217;a sövmüş olur.&quot; hadisiyle kendisine ihtarda bulunmasına rağmen bundan vazgeçmemişti.  </p>
<p> 3.  Muaviye, diyet uygulamasında sünnete aykırı davrandığı gibi, ganimet mallarının dağıtılmasında da Allah&#8217;ın Kitabı ve Resulü&#8217;nün sünnetinin açık hükümlerine aykırı davranmıştır. Emevi soyunun idarecileri, Ömer b. Abdülaziz istisna edilecek olursa, Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;i dünyevi hırs ve menfaatler uğruna feda edebilmiş ve tarihte &quot;İslam&quot; değil &quot;Arap&quot; devleti adıyla şöhret kazanmışlardır.  </p>
<p> 4.  Muaviye, valilerini o zamanki yasalardan üstün sayıyordu. Valilerinden Ziyad b. Ebih ve Büsr İbni Ertat&#8217;ın yaptıkları katliamlar ve zulümler tarihçilerce oldukça yer verilen konulardandır. Muaviye ise bu zulümlere sessiz kalıyordu. Muaviye&#8217;nin Basra valiliğine getirdiği Ziyad b. Ebih, Irak&#8217;ta haksız yere binlerce insanı öldürttü. Muaviye&#8217;nin komutanlarından Büsr İbni Ertat, Mekke, Medine ve Yemen&#8217;de zalimce icraatleriyle ortalığa dehşet saçtı.  </p>
<p> 5. Muaviye, amaçlarına engel olarak gördüğü kişilerden kurtulmak için hiçbir hareketten çekinmezdi ve kanlı emelleri uğruna pek çok değerli şahsın ölmesi onun idaresi dönemine rastlar. Mesela Ammar b. Yasir, Eşter b. Malik, Muhammed İbn-i Ebu Bekir ve Hucr b. Adî bunlardandır. Bu şahıslarının tümünün de ortak yanı, Hz. Ali&#8217;nin tarafında yer almış oluşlarıydı.  </p>
<p> 6.  Muaviye, Hz. Hasan&#8217;la yaptığı anlaşmayı hiçe sayarak, ölmeden önce oğlu Yezid&#8217;e biat edilmesini istedi. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve Müslümanların anlayışına uymadığı gibi, Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kimsenin halifeliğe adaylığını kabul etmek mümkün değildi. Böylece, Muaviye, Yezid El-Humur diye adlandırılmış, kaynaklarda içki içen ilk halife olarak geçen oğlu Yezid&#8217;i, kendisine halef tayin etmiş oluyorduki bu durum hilafetin saltanata dönüştüğünün açık bir göstergesiydi.  </p>
<p> Sonuç olarak Muaviye o zamana kadar ki İslami teamüllere aykırı birçok kötü hareketi meşrulaştırmış, kendinden sonrakilere kötü örnek olmuştur. G. Levi Della Vida&#8217;nın da dile getirdiği gibi, Muaviye&#8217;nin halifeliği, İslam&#8217;ın devlet teşkilatı tarihinde yepyeni bir dönem açıyordu. Artık halife, sünnetin vücut bulunduğu anlarda buna bizzat şahit olup da sünneti uygulayan veya devam ettiren kimse olmaktan çıkıyor, Arap aleminin belli başlı siması, askeri kuvveti, aile ilişki ve etkileri, kendi şahsi itibarı sayesinde, kabile reisleri arasında en başta geleni oluyordu. Artık halife, resmi ünvanı bakımından olmasa bile, fiilen bir &quot;melik&quot;, daha doğrusu Yunanlıların &quot;tiran&quot; dediği türden bir hükümdardı.  </p>
<p> Aslında Muaviye, iktidarı elde edebilmek için her yola başvurabileceğini  açıkça ifade ediyordu. Şeyh Ekber Muaviye&#8217;nin bu durumunu yansıtan şu sözlerine yer veriyor: &quot;Yükselmek ve büyük mevkilere erişmek için gayret ve çabanızı arttırınız ki muradınıza vasıl olasınız. Nitekim ben ehil olmadığım halde, himmet ve gayret göstererek muradıma vasıl oldum ve istediğimi elde ettim.&quot; Muaviye bu sözleriyle kendisinden önceki dört halifeden oldukça farklı bir anlayışa sahip olduğunu sergilemekteydi. İktidarının meşruluğunu zorla  ve savaşla elde eden Muaviye daha önce de dile getirdiğimiz gibi, fiilen bir melik, daha doğrusu Yunanlıların &quot;tiran&quot; dediği türden bir hükümdardı. İktidarı elde ediş ve iktidarda kalış sürecinde meydana gelen olaylar, Muaviye&#8217;nin ve sonraki Emevi hükümdarlarının islam halifeliğinin gerektirdiği niteliklere sahip olmadıklarını ortaya koymaktadır. Kısmen Halife Osman döneminde başlayan Emevi valilerin debdebeli yaşam biçimleri, Muaviye&#8217;nin iktidarı eldesiyle iyice belirginleşmişti. Saray adabı ve merasimlere aşırı derecede önem verilmeye başlandı. Muaviye, İslam öncesi dönemdeki Arapların teklifsiz ve serbest hal ve tavırlarını, hemen tamamıyla muhafaza etmişti. Yine T. W. Arnold&#8217;un dile getirdiği gibi, Emeviler devrinde, hükümdarların çoğu imamlık görevine devam etmekle birlikte, hilafet görevlerinin dinsel yönlerine de fazla ilgi gösterilmemişt; Zira Ömer b. Abdülaziz müstesna olmak üzere, bu hükümdarlar dinsel düşünce ve sorunlara pek önem vermemiş görünmektedir. İşte sözü edilen tüm bu nedenlerden dolayı, Süheyli&#8217;nin de ifade ettiği gibi Muaviye halife değil emirdir.  </p>
<p> 3 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Muaviye&#8217;nin kötülüklerini daha önce belirtmiş idik. Yezid&#8217;e geçmeden evvel ünlü Oryantalist  H. Lammens&#8217;in kaleminden bunların bazılarını yineliyoruz: &quot;Muaviye&#8217;nin  dört suçu vardır ki, bunlardan birisi bile onu lekelemeye yeterdi: Milleti kıymetsiz insanların elinde bırakmış idi (Yezid&#8217;e biat ettirmek suretiyle); Kendisine sormadan, milletin mukadderatını, idare hakkını, hem de birçok peygamber sahabesinin ve faziletli insanların yaşadığı dönemde ve bunların zararına olarak gaspetmiş idi; İpeklilere bürünmüş ve çalgı çalmaktan hoşlanan islah kabul etmez bir sarhoşu kendisine halef tayin etmiş, Ziyad&#8217;ı kardeş edinmiş ve nihayet Hucr b. Adî&#8217;yi ölüme mahkum etmiş idi.&quot;  Lammens, tarafsız bir tarihçinin Muaviye&#8217;yi bu ithamlar karşısında temize çıkarmasının oldukça zor olduğunu da ekliyor. Ayrıca Emevi İdaresinin, Hz. Ali&#8217;den rivayet edilen pek çok şeyin gizli kalmasında büyük etkisi olduğu da muhtemeldir. Çünkü cami minberlerinden Hz. Ali&#8217;ye lanet ettirenlerin, Hz. Ali&#8217;nin ilminden bahsedip onun fetva ve sözlerini ve bilhassa hükümet teşkilatıyla ilgili görüşlerini nakletmek hususunda ilim adamlarına serbesti tanımaları da makul değildir.  </p>
<p> Muaviye&#8217;nin iktidara geliş ve iktidarda kalış biçimine ilişkin icraatlerine değindikten sonra Yezid konusuna geçebiliriz. Yezid hilafetin haksız varisi, Hz. Hüseyin&#8217;in öldürülmesinin ve mukaddes şehirlere saldırılmasının suçlusu olarak müslümanların hafızasında çok kötü bir isim bırakmıştır. N. Kemal&#8217;in Büyük İslam Tarihi adlı eserinde verdiği bilgilere göre: &quot;Muaviye her yönden dört halife devrinin sadelik, dürüstlük, eşitlik, adalet, kanaat kapılarını kapamış, Suriye&#8217;ye sinen Bizans ve İran saray politikası ile ihtişamının esiri olmuştu.  </p>
<p> YEZİD KİMDİR?  </p>
<p> Esasında Halife eşitler arasında birinci olmak ve ileri gelen kişilerden oluşan şuranın öğütlerine göre hareket  etmek üzere kendisine eşit düzeydeki kişilerce seçiliyordu. Ne varki, Muaviye henüz sağken, çevresindekilere kendisinden sonra oğlu Yezid&#8217;e biat etmelerini sağladı. Böylece seçim(biat) geleneğini br yana itti ve o zamana değin Araplara yabancı bir kavram olan babadan oğula geçen bir saltanat uygulamasını başlattı. Bu şekilde, Halife&#8217;nin seçimi ve liyakati gibi unsurlar geri plana itilmiş oluyor ve bu müessese bir tür saltanat kurumu haline dönüştürülüyordu ki, bu durumun sakıncaları Emevi soyu idarecileri ele alındığında açıkça görülmektedir.  </p>
<p> Bilindiği üzere Hz. Ali 24 Ocak 661&#8217;de öldü ve daha önce Hz. Ali&#8217;nin halifeliğini tanımış -Şam ve Mısır dışında- bütün eyaletler Hz. Hasan&#8217;a biat ettiler. Muaviye bunu haber alınca 60 bin kişilik bir ordu ile Irak&#8217;a yürüdü. Hz. Hasan da 40 bin kişilik bir ordu ile yola çıktı. Ancak Hz. Hasan karşı tarafın askeri gücünden ve yandaşları arasındaki ayrılıklardan çekinerek, savaşı göze alamadı ve yapılan bir anlaşma sonucunda halifelikten çekildi. Anlaşmaya göre,  </p>
<p> ·          Hz. Ali yandaşlarına eziyet edilmemesi,  </p>
<p> ·          Camilerde Hz. Ali&#8217;nin kötülenmemesi,  </p>
<p> ·          Halifeliğin Muaviye&#8217;den sonra Hz. Hasan&#8217;a devri,  </p>
<p> ·          Hz. Ali soyundan gelenlere maddi katkıda bulunulması,  </p>
<p> gibi konular hükme bağlanıyordu. Ancak sonraları askeri ve siyasi gücünü iyice sağlamlaştıran Muaviye &quot;Hasan&#8217;la olan ahdim ayağımın altındadır.&quot; demek suretiyle, anlaşma hükümlerini bir bir çiğnemiştir. Muaviye&#8217;nin Yezid&#8217;i yerine getirmesi, bazı sözde tarih erbabını gerçekten zor durumda bırakmış, bu durumu açıklarken çok dolambaçlı yollar benimsemeye itmiştir. Hiç şüpheniz olmasın bu yalancılar, eğer Muaviye Yezid&#8217;i atamamış olsaydı şöyle diyeceklerdi: &quot;Eğer Muaviye yaşasaydı, Yezid&#8217;i halef tayin etmezdi. Yezid o ölünce zorla iktidara geldi.  </p>
<p> Sünni tarihçilerden es-Suyutî&#8217;nin(Öl. 1505) de belirttiği gibi &quot;Hilafetin, Muaviye&#8217;nin ölümü halinde, Hasan&#8217;a iade edilmesi&quot; maddesi, el-İmame ve&#8217;s Siyase&#8217;de de bulunmaktadır. Ayrıca İbni Haceri&#8217;l-Heytemi, bu maddeyi &quot;Muaviye kendisinden sonra kimseyi yerine tayin etmeyecek; aksine bu iş (hilafet), ondan sonra müslümanların şurası ile tespit olunacaktır.&quot; şeklinde nakleder. Ancak sonuçta Muaviye daha sağlığında oğlu Yezid&#8217;i yerine geçirmiş ve Hz. Hasan&#8217;la yaptığı anlaşmanın bir kandırmacadan ibaret olduğu apaçık ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine doğaldır ki,önce Hz. Hasan&#8217;ın ortadan kaldırılması gerekiyordu ve Muaviye&#8217;de öyle yaptı.  </p>
<p> 4 </p>
<p> Muaviye, Mervan b. Hakem&#8217;i Medine&#8217;ye bu iş için yolladı. Mervan çeşitli hilelerle Hz. Hasan&#8217;ın eşi Ca&#8217;de binti Eş&#8217;as&#8217;ın, Hz. Hasan&#8217;ı zehirlemesini sağladı ve böylece Muaviye oldukça rahatladı.  </p>
<p> Böylece Muaviye, oğlu Yezid&#8217;i kendinden sonra Emevi hükümdarı yapma şeklindeki düşüncesini yürürlüğe koydu. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve müslümanların anlayışlarına uygun olmadığı gibi, Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kimsenin halifeliğe adaylığını kabul etmek mümkün değildi. Yezid&#8217;in veliahtlığı bir hayli tepki görmesine karşın, Muaviye çeşitli girişimlerle Yezid&#8217;e biat sağlıyordu. Hatta Muaviye&#8217;nin kendisi bu amaçla kalkıp Mekka&#8217;ye ve Medine&#8217;ye geldi ve buraların halklarına, Yezid&#8217;in veliahtlığını öteki bütün eyalet ve şehirler de kabul etmiş gibi göstererek ve tehdit ederek onların da biatını sağladı. Sadece Hz. Hüseyin, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer biat etmediler.   </p>
<p> Muaviye 18 Nisan 680&#8217;de Şam&#8217;da ölünce Yezid daha önce kendisine veliaht olarak biat edildiğinden babasının yerine saltanat tahtına geçti. Onun için önemli bir sorun olarak Hz. Hüseyin, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer&#8217;in biatleri meselesi vardı.Yezid, Medine Valisi olan amcası oğlu Velid&#8217;e bu  üç kişinin biatlerinin bir an önce sağlanmasını isteyen bir mektup  yazdı. Mektubunda özellikle Hz. Hüseyin&#8217;in biatının sağlanmasını istiyor, &quot;biate yanaşmazsa başını kestir bana gönder&quot; diyordu.  </p>
<p> Bütün Hicaz, zor karşısında sinmişti ama bu makamın (halifeliğin) ilim, ahlak ve fazilet bakımından gerçek sahibinin Hz. Hüseyin olduğunu çok iyi biliyordu. Birçokları da Hz. Hüseyin&#8217;i, müslümanları bu makamın layıkı olmayan bu adamdan kendilerini kurtarmaya çağırıyordu. Hz. Hüseyin de İslam aleminin yaşadığı bu ızdıraplı dönemi yakından izlemekteydi. Çünkü kendinde, babası Hz. Ali, dedesi Hz. Muhammed&#8217;in bütün vasıflarını toplamış gibiydi. Fakat karşısında para, servet, şöhret ve hileye dayanmış Emeviler gibi bir düşman vardı.  </p>
<p> HZ. HÜSEYİN&#8217;İN KATİLİ YEZİD  </p>
<p> Kendisine saltanatı devreden babası Muaviye ölürken bile başucunda bulunma gereği duymayan, avlanmakla gönül eğleyen Yezid, gününü gecesini çalgı dinlemekle, köçek çengi oynatmakla, içip kendinden geçmekle sürdürmeyi adet etmiş bir kişiydi. Özellikle maymunlara ve köpeklere çok düşkündü. Ebu Kubays adını verdiği bir maymunu vardı ki, ona alaca bulaca renkli ipek elbise giydirir, başına ipekten örülmüş bir külah koyar, dişi bir  merkebe bindirir ve atlarla yarışa sokardı. Kendisiyle şarap içenlere, &quot;Kalkın ey topluluk, dinleyin şarkı söyleyenlerin seslerini; anlamlarla uğraşmayı, bilgilerle oyalanmayı bir yana atın da boyuna şarap içmeye bakın. Çalgı sesi, Ezan sesinden alıkoymada beni; küplerin içindeki yıllanmış şarabı hurilerle değiştim ben.&quot;  </p>
<p> Sıbt İbn&#8217;il-Cevzi&#8217;ye göre Yezid üç şeyi çok severdi: Kadın, şiir ve müzik. N. Kemal de şu olayı nakleder: &quot;Kadınlara karşı son derece düşkündü. Güzel bir kadın olduğunu duyduğu Irak&#8217;ın ileri gelenlerinden birinin karısı ile evlenebilmek için Muaviye&#8217;yi bir hayli sıkıştırmış, çeşitli hile ve düzenbazlıklara itmişti.&quot;  </p>
<p> İşte böyle bir kişi, müslümanların başına geçmiş, İslam&#8217;ın temsilcisi sözde halifesi olmuş ve Müminlerin Emiri diye anılmaya başlanmıştı. Bu duruma oldukça üzülen Hz. Hüseyin, Medine&#8217;de kendisine Yezid&#8217;e biat etmesini öğütleyen Mervan&#8217;a şu yanıtı veriyordu: &quot;Başımız sağolsun; çünkü ümmet, Yezid gibi birinin hükmü altına girmekle büyük bir belaya uğradı.&quot;  </p>
<p> HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI  </p>
<p> Hz. Hüseyin Peygamberin torunu ve Hz. Ali ile Hz. Fatıma&#8217;nın ikinci çocuğu idi. O zamana kadar Araplar arasında pek rastlanmayan bu adı ona Hz. Muhammed vermiş idi. Bazı kaynaklarda Hüseyin doğduğu zaman Hz. Muhammed&#8217;in kulağına &quot; O cennet çocuklarının efendisi (Seyyid)dir.&quot; diye seslendiği yazılıdır.  Peygamber Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin&#8217;i çok severdi. &quot;Bunlar benim oğullarımdır, kızımın oğullarıdır; Allahım ben onları seviyorum, sen de onları sevenleri sev.&quot; dediği birçok kaynakta yazılıdır.  </p>
<p> 5 </p>
<p> İmam Hüseyin&#8217;in çocukluğu Peygamberin derin sevgi ve şefkati içinde geçti. Ancak bu durum kısa sürdü. Daha 5 yaşındayken dedesini yani Hz. Muhammed&#8217;i; ve kısa bir süre sonra da annesi Hz. Fatıma&#8217;yı kaybetti. Bu durumun onu oldukça etkilediği muhakkaktır. Daha çocukken birgün İkinci halife Ömer minberde hutbe okurken Hz. Hüseyin&#8217;in Ömer&#8217;in yanına giderek &quot;Babamın minberinden in ve babanın minberine git.&quot; diye çıkıştığı da kaynaklarda yazılıdır.  </p>
<p> Üçüncü halife Osman&#8217;a karşı gerçekleşen isyanda Hz. Ali onu ve abisi Hz. Hasan&#8217;ı halifenin evine göndererek eve kimseyi sokmamalarını emretti (656). İsyancılar buradan içeri giremediler, ancak başka bir evden geçerek Osman&#8217;ı öldürmeyi başardılar. Bunun üzerine Hz. Ali oğullarını sert bir şekilde azarladı. Hz. Hüseyin babasının halife olmasıyla birlikte Kûfe&#8217;ye gitti ve onunla bütün seferlere katıldı. Hz. Ali&#8217;nin şehadeti sonrasında abisi Hz. Hasan&#8217;a itaat etmeyi yeğledi. Çünkü babası ölürken ona abisine uymasını vasiyet etmişti.  Ancak abisinin Muaviye&#8217;nin hileleriyle zehirletilerek şehid edilmesinden sonra yaşanan gelişmeler onun o zaman kadarki durumunu değiştirdi. Yezid&#8217;e biat etmemekteki kararlılığı onun bu yolda sonuna kadar gideceğini gösteriyordu.  </p>
<p> Daha önce de söz ettiğimiz gibi, Muaviye ölmeden önce çeşitli hile ve tehditlerle halkı oğlu Yezid&#8217;e biat ettirmiş; Hz. Hüseyin ve bazı ileri gelenler biat etmemişlerdi. Yezid ilk iş olarak babasının yarım bıraktığı bu işi tamamlamak üzere, Velid&#8217;e yolladığı mektupta &quot;her ne suretle olursa olsun Hz. Hüseyin, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer&#8217;in biatlerinin sağlanmasını, eğer bu mümkün olmazsa, boyunlarının vurulup, başlarının kendisine gönderilmesini&quot; istiyordu. İktidar hırsının iştahlarını kabarttığı Emeviler&#8217;in yapamayacakları iş yoktu. Babası Muaviye&#8217;nin izinden giden Yezid, gerekirse Peygamberin sevgili torununun dahi başını kesmeye, Ehli Beyt&#8217;e zulüm etmeye kararlıydı.  </p>
<p> Doğal olarak Hz. Hüseyin, Yezid&#8217;e biat etmedi ve Velid&#8217;in çabaları sonuç vermedi. 4 Mayıs 680 gecesi kardeşi Muhammed Hanefi&#8217;nin de tavsiyesiyle bütün aile fertleriyle birlikte Mekke&#8217;ye gitti. Ayrıca bu sırada Hz. Hüseyin&#8217;in Mekke&#8217;ye gittiğini öğrenen Kûfeliler de Hz. Hüseyin&#8217;e elçiler göndererek Kûfe&#8217;ye davet ederek kendisini halife olarak tanımaya hazır olduklarını bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin de amca oğlu Müslim b. Akıyl&#8217;i oradaki durumu yerinde görmek ve uygun bir zemin sağlamak üzere Kûfe&#8217;ye gönderdi. Önceleri Müslim Kûfe&#8217;deki çalışmalarında başarılı oldu ve Hz. Hüseyin de bunun üzerine Mekke&#8217;den Kûfe&#8217;ye doğru yola çıktı.. Hz. Hüseyin kendisini Kûfe&#8217;ye gitmekten alıkoymaya yönelik girişimlere &quot;Rüyasında dedesi Hz. Muhammed&#8217;i gördüğünü ve başladığı iş ister lehine ister aleyhine olsun, dönmeyeceğini&quot; söylüyordu.  </p>
<p> Bu arada Müslim&#8217;in faaliyetleri Yezid tarafından haber alınınca, Kûfe Valiliğine zalim Ubeydullah getirildi ve Müslim yakalanarak idam edildi. Ubeydullah&#8217;ın Kûfe valiliğine atanması şüphesiz anlamlıydı. Çünkü o Muaviye&#8217;nin Irak Valisi Ziyad b. Ebih&#8217;in oğluydu. Zalimlikte babasından aşağı değildi. Ubeydullah&#8217;ın Kûfe Valiliğine atanmasıyla Hz. Hüseyin&#8217;i davet eden onbinler korku ve tehditle sindirildi.  </p>
<p> Hz. Hüseyin, Mekke&#8217;den Kûfe&#8217;ye doğru yola çıktığında amca oğlu Müslim Yezid&#8217;in adamlarınca öldürülmüştü. Hz. Hüseyin kafilesiyle ilerlerken yolda, ünlü Arap Şair Ferezdak ile karşılaşıldı. Hz. Hüseyin ondan Kûfe&#8217;deki durumu sorunca, Ferezdak, &quot;Halkın kalbi seninle, kılıçları ise Beni Ümeyye(Emeviler) iledir; kaza ise gökten iner ve Allah dilediğini işler.&quot; dedi. Hz. Hüseyin de &quot;Doğru söyledin , Allahın dediği olur.&quot; dedi ve yola devam edildi. Hz. Hüseyin Müslim&#8217;in Yezid&#8217;in adamlarınca acımasızca öldürüldüğünü yolda öğrendiğinde oldukça üzüldü. Kûfelilerin kalleşliği ve dönekliği ortada olduğu, Müslim&#8217;e oynanan oyun herşeyi gösterdiği halde, hatta kendisi için başkoyduklarını söyleyenler dağılıp kaçtığı halde o, Mekke&#8217;den yola çıkan ailesi ve fedakar dostlarıyla , yola devam etmekten çekinmedi. Hatta ordunun geldiğini haber alınca yanındakilere zaman varken kendisinden gece  ayrılabileceklerini ifade ettiyse de, yanında bulunanlar &quot;hayatlarını kurtarmak için onu terketmek alçaklığını yapmayacaklarını ifade ettiler. Hz. Hüseyin ya başarıya ulaşacak, müslümanları eşitlik, kardeşlik ve adalet ülküleri içinde yaşatacak, Yezid&#8217;in saltanatına son verecek yada bu yolda boyun eğmeden şehid olacaktı. İşte Hz. Hüseyin, bu asil duyguların esiri olarak adım adım Kerbela&#8217;ya, her neye malolursa olsun gidecekti.  </p>
<p> Burada anhatlarıyla ele alacağımız bu olay, sadece islam tarihinin değil insanlık tarihinin de en kara ve acıklı sayfalarını oluşturur. Peygamberin cennetin efendileri olduklarını söylediği iki sevgili torunundan Hz. Hüseyin&#8217;in acımasızca şehid edildiği bu olayı Emevi yandaşı zavallıların açıklarken nasıl kılıktan kılığa büründüklerini ibret ve hayretle görüyoruz.  </p>
<p> 6 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbela&#8217;ya geldiklerinde hem susuz bırakılmış, hem de binlerce kişilik ordu tarafından sarılmış durumdaydılar. İnsanlık değerlerinden yoksun Kûfe Valisi zalim Ubeydullah, Hz. Hüseyin&#8217;in geri dönmek, Yezid&#8217;le görüşmek veya İslam sınırlarından herhangi birine gitmek isteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Esasen onun görevi Yezid&#8217;in emrini yerine getirmek yani Hz. Hüseyin&#8217;i şehid etmekti. Çünkü biliyordu ki, Hz. Hüseyin yaşadığı sürece efendisi Yezid&#8217;e rahat yoktu.  </p>
<p> Şimdi sözde müslümanlardan oluşan koskoca bir ordu, kendi dinini kuran Hz. Muhammed&#8217;in her yönden üstün yaratılış ve niteliğine sahip torununa ve ve onun ailesine saldırıyor, öldürmeye çabalıyordu. Karşılarındaki bir avuç insan ise günlerdir susuzdu,.hararetten insanların dudakları çatlamış, dilleri kurumuş, bağırları yanmıştı. Fakat karşılarındaki paralı askerlerde insaf yoktu, acıma bilmiyorlardı, kana susamışlardı, şan ve şöhretin esiriydiler. Meğer insanoğlu, servet, şöhret ve makam için sırasında ne kadar küçülüp, alçalabiliyordu.  </p>
<p> Nihayet 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezid&#8217;in ordusuna yaklaşarak onlara hitab etmek istedi. Ancak bu çok veciz konuşma gözleri dönmüş azgınlardan oluşan bu orduyu pek etkilemedi. Hz. Hüseyin&#8217;in bu sözlerinin edebi bakımdan da ayrı bir değeri vardır. Allah&#8217;a hamd ve sena, Hz. Muhammed&#8217;e, meleklere ve nebilere salattan sonra şöyle diyordu:      </p>
<p> &quot;Peygamberimizin kızının oğlu, vasisinin oğlu, amcasının oğlu ben değil miyim? Şehidlerin efendisi Hamza babamın amcası değil midir; şehit Cafer Tayyar amcam değil midir? Tanrı elçisinin benim için ve kardeşim için, cennet halkı çocuklarının seyyidleridir ve sünnet ehlinin gözbebekleridir, sürurlarıdır, dediğini duymadınız mı?&quot;  </p>
<p> &quot;İmdi benim soyumu araştırınız ve benim kim olduğumu görünüz. Sonra kendi vicdanlarınıza eğiliniz, onları ayıplayınız ve beni öldürmenin haram ve yasaklanmış olan kanımı dökmenin sizin için helal olup olmadığını düşününüz.!&#8230;&quot; Bu konuşma bir başka kaynakta ise şöyle nakledilir: &quot; Hz. Hüseyin atını sürerek iki ordu arasında bir yerde durdu ve Yezid&#8217;in ordusuna hitaben: &quot;Ey Kûfe halkı benim kim olduğumu ve sonra da vicdanınızın sesini dinleyiniz. Ben Peygamberin torunu değil miyim? Benim katlim size helal olur mu? Peygamberin hadisini ne çabuk unuttunuz. O, bizler için -Siz ehlibeytin seyyitlerisiniz- diye buyurmuştu. Bunu bilmiyor musunuz? Ben o büyük Peygamberin kızının oğlu, vasisi ve amcazadesi olan zatın oğlu değil miyim? Şayet bu hadisi unuttu iseniz, içinizde bunu size hatırlatacak kimseler vardır. Benden ne istiyorsunuz? Medine&#8217;de Resulullahın ravzai mübarekesinin yanında kendi halimde yaşarken beni orada bırakmadınız. Mekke&#8217;de itikafa çekilmeme müsade etmediniz. Davetnameler göndererek, ricalar ederek, yalvararak beni buraya kadar çağırdınız. Ben sizin bu davetiniz üzerine buralara kadar geldim. Şimdi beni öldürmek istiyorsunuz. Bu akıbete müstehak olabilmek için ben sizlere ne yaptım? İçinizden birisini mi öldürdüm? Yoksa birinizin malını mı gasbettim? Eğer beni istemiyorsanız bırakınız gideyim. Bu ne gaddarlık ve bu ne hilekarlıktır&#8230;.&quot;  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in bu hitabı sonrasındaki gelişmeleri Fuzuli şöyle nakleder: &quot;Cemaat bir ağızdan yaptıklarını inkara kalkıştılar. Hazreti İmam, mektupları onların önüne koyup böylece inkara mecal bırakmadıktan sonra mektupları ateşte yaktırdı. O zaman Ömer b. Sa&#8217;d gelip:  </p>
<p> &#8211; Ey Hüseyin! Dedi, bu hikayelerden bir sonuç çıkmaz. Ya Yezid&#8217;e biat edersin yahut da ölümü göze alırsın.!&#8230;  </p>
<p> Bu sözleri söyledikten sonra eline bir ok alıp:  </p>
<p> &#8211; Ey Kûfe halkı, şahit olun ve Ubeydullah b. Ziyad huzurunda da şahitlik edin ki, Hz. Hüseyin&#8217;le savaşa tutuşan ilk defa ben oldum.  </p>
<p> Bunları söyleyerek o oku Hz. Hüseyin&#8217;e doğru fırlattı. Hz. Hüseyin sakalını eline alarak:  </p>
<p> &#8211; Ey kavim Allahın gazabı yahudilere &quot;Aziz Allahın oğludur!&quot; dedikleri zaman son şiddetini bulmuştu. Ve yine Tanrı&#8217;nın kahrı, Hıristiyan kavmine &quot;Mesih, Allahın oğludur&quot; dedikleri zaman, indi. Allahın gazabı bugün de size Al-i Resule (Ehli Beyt&#8217;e) kasdettiğiniz için erişmektedir. Bedeninizdeki her kıl, demirine su verilmiş bir hançer olsa &quot;Allah sabırlıları sever&#8230;&quot; emrinden dışarı çıkmam. Ve her biriniz ayrı ayrı bana kasdetmek için kin tutan askerlerden olsanız, &quot;Allah sabırlıları sever!&quot; buyruğunu bırakmam. Rivayet ederler ki, Yezid&#8217;in askerleri İbni Sa&#8217;d&#8217;ın gayretini gördüğünde  ona uyup Hz. Hüseyin&#8217;i öyle bir ok yağmuruna tuttular ki atılan oklardan güneş görünmez oldu. Hz. Hüseyin bu hücum karşısında süvarilerine dönüp yanındakilere şunları söyledi:  </p>
<p> 7 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &#8211; Ey vefakâr arkadaşlar ve benim için canlarını ortaya koyan insanlar! Kavgaya kendinizi hazırlayın ki, kanların döküleceği zamandır. &quot;  </p>
<p> Çok dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin&#8217;in 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan askerleri öğle üzeri olduğunda iyice azalmış durumdaydı. Hz. Hüseyin de bu az sayıda susuz  ve bitkin insanla yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimr&#8217;in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehid edildi. Peygamberin torunu Hz. Hüseyin&#8217;in vücudunda otuzüç ok, otuz dört kılıç ve kargı yarası vardı (10 Muharrem 61-10 Ekim 680). Hz. Hüseyin&#8217;in şehadetini Kastamonulu Şazi eserinde şöyle dile getiriyor:  </p>
<p> Yüzü üstüne bıraktı Seyidi  </p>
<p> Kesti başını hemandem o lain  </p>
<p> Kanı yere çün döküldü ol zaman  </p>
<p> Zelzele düştü yere-ü darügir  </p>
<p> Gulgula kıldı melayik ağladı  </p>
<p> Yer gök oldu karagû ol zaman  </p>
<p> Çaldı pıçağı işit kim neyledi  </p>
<p> Hem şehit oldu Hüseyn-ü  pâk din  </p>
<p> Düştü kavga aleme oldu figan  </p>
<p> Göğe değin çıktı feryad-ü nefir  </p>
<p> Ay güneş nurunu ol dem bağladı  </p>
<p> Yaradılmış cümlesi kıldı figan  </p>
<p> Bir başka Maktel yazarı Kâzım Paşa&#8217;nın ise ünlü beyiti şöyledir:  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Düştü Hüseyn atından Sahrayı Kerbelâ&#8217;ya  </p>
<p> Cibril var  haber  ver Sultanı Enbiyaya </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in şehadeti ardından kadınlar feryada başladılar. Aczî&#8217;nin ifadesiyle:  </p>
<p> Bir taraftan ahü feryadü figan-ı Ehli Beyt  </p>
<p> Bir taraftan nara vü cuş ü huruş-ı eşkiya </p>
<p> Sonra çadırlar ve kadınlar yağma edildi, hasta ve yatakta olan İmam Zeynel Abidin Ali de öldürülmek istendi. Bu kanlı savaşın bitiminde İmam Zeynel Abidin yatak ve yorganlara sarılarak saklanmıştı. Hz. Hüseyin&#8217;in şehid edilmesi sonrasında çadıra koşan Şimr &quot;Hüseyin&#8217;in bir oğlu daha olacak o nerede?&quot; diye aramaya başladı. Çadırın her tarafını arayıp çocuğu buldu. Fakat bu esnada çadırda bulunan kadınlar Şimr&#8217;e hücum ederek Zeynel Abidin&#8217;i bu caninin elinden kurtardılar. Bu çirkin şavaşın  en küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin&#8217;in oğlu Ali Asgar&#8217;dı. Hz. Hüseyin&#8217;in yanındakilerden şehid olanlar yetmiş iki kişi idi. Yezid ordusunun komutanı, bu şehitlerin başlarını Vali Ubeydullah&#8217;a gönderdi. Hz. Hüseyin&#8217;in kızları, kızkardeşleri ve çocuklar da Kûfe&#8217;ye Ubeydullah&#8217;ın huzuruna getirildiler. Ubeydullah&#8217;ın Peygamberin soyuna karşı davranışı çok çirkin ve kaba idi; kendilerine hakaretler ve tehditler savurdu, hatta İmam Zeynel Abidin&#8217;i öldürmek dahi istedi. Ubeydullah bundan sonra İmam Zeynel Abidin&#8217;in ellerini bağlatıp, Kerbela&#8217;da öldürülenlerin kesilmiş başlarını, çoluk çocuğu Şam&#8217;a Halife Yezid&#8217;in yanına yolladı. Şam&#8217;a vardıklarında onları götüren Züheyr, Halife Yezid&#8217;in yanına girip başarıyı(!) müjdelemiş ve Kerbela savaşının ayrıntılarını anlatmıştı.  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in ailesini getiren kafile Yezid&#8217;in sarayına getirilmişti. Kısa süre sonra ehlibeyt kadınlarını Yezid&#8217;in huzuruna çıkardılar. Kadınlar İmam Hüseyin&#8217;in kesik başını Yezid&#8217;in önünde görünce feryad ve figan etmeye başladılar. Kadınlarla birlikte zincirli bir şekilde İmam Zeynel Abidin de Yezid&#8217;in huzuruna getirilmişti. Manzaranın dehşetinden Yezid&#8217;in yanında bulunanlar bile dehşete kapılmışlar ve bunu açıkça belirtmişlerdi. Yezid Hz. Hüseyin&#8217;i ortadan kaldırdıktan sonra artık rahatlamış sayılırdı. Şimdi Ehli beyte yalandan da olsa saygılı davranabilirdi. Derhal Zeynel Abidin&#8217;in zincirlerini çözdürdü. Yezid&#8217;in kadınları da Ehli beyt kadınlarını teselli etmeye çalışıyorlardı. Artık Yezid yaptığı kötülükleri ve cinayetleri unutturabilmek için Ehli Beyt&#8217;e iyi davranıyor, sarayda onlarla konuşuyor, her isteklerinin yerine getirileceğini belirtiyordu. Daha sonra Numan bin Beşir komutasındaki bir muhafız kıtası eşliğinde onları Medine&#8217;ye kadar götürdü. Yezid, Zeynel Abidin&#8217;i uğurlarken şu yalanı bile uydurabiliyordu: &quot;Allah, İbni Mercame&#8217;ye lanet eylesin. Vallahi ben olsaydım babanın her isteğini yerine getirirdim. Lakin kaderi İlahi böyleymiş ne yapalım!&#8230;&quot;    </p>
<p> 8 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Ne Allah&#8217;tan korkuları vardı, ne de Peygamberden çekinmeleri vardı, ne de utanma biliyorlardı. Şu da muhakkak ki, yeryüzünde Yezid gibi ahlak yönünden düşük insana az rastlanabilir. Onun bu işleri yapan eli Ubeydullah ise kötülük ve ahlaksızlıkta, zalimlikte efendisi ile yarış halindeydi. Şunu da bilmek lazımdır ki, Kerbela&#8217;da hak yolunda kendisinin yüz katı bir orduya karşı duran Hz. Hüseyin&#8217;in bu kahramanlığına da rastlamak imkânsızdır. Sonuç olarak Kerbela Olayı yüzyıllara damgasını vurmuş hüzünlü bir destandır. Öyle ki yabancı araştırmacı Gibbon &quot;Yıllar sonra bile insanlar nerede olurlarsa olsunlar Hüseyin&#8217;in bu trajik ölümü en soğukkanlı okuyucuyu bile üzecektir&#8230;&quot; demektedir.  </p>
<p> İmam Hüseyin&#8217;in ve yanındakilerin Kerbela&#8217;da böyle feci şekilde katledilmeleri ve Peygamber sülalesinin akla gelmedik şekilde ihanete cüretleri halkı o kadar etkiledi ki, adeta Emevi saltanatı kökünden sarsıldı. Olay İran ve Hicaz&#8221;a duyulunca halkta Emevilere karşı büyük bir kin ve ayaklanma istekleri başladı. Bu durum karşısında da Yezid&#8217;in paralı kulları büsbütün kudurdu. Zulüm yolunda hiç çekinmez oldular.   </p>
<p> KUTSAL ŞEHİRLERİ YIKAN YEZİD  </p>
<p> Medine halkı fasık ve günahkar olarak gördüğü Yezid ve iktidarına karşı ayaklanarak, valiyi şehir dışına atmış yerine Abdullah&#8217;ı valiliğe getirmişlerdi. Yezid bu durumu haber alınca Akabe oğlu Müslim adlı zalimi onikibin askerle hemen Medine&#8217;ye gönderdi ve şu talimatı verdi: &quot;Şehir halkına üç gün süre ver. İsyandan vazgeçmezlerse, onlarla savaş. Zafer kazanıldıktan sonra da bütün şehri  yağma et.&quot; İslam&#8217;ın bu kutsal şehrinde sözde halife  Yezid&#8217;in arzuları doğrultusunda İmam Zuhri&#8217;nin bildirdiğine göre on binden fazla insan öldürüldü. Evlere saldıran askerler, ellerine geçirdikleri malları almakla yetinmediler, masum bini aşkın kadına da tecavüz etmekten de kaçınmadılar. Tarihçi H. M. Balyuzi bunu şu şekilde anlatıyor: &quot;&#8230;Medine düştüğü zaman Hz. Muhammed&#8217;in geride kalan dostlarından seksen kişi ve yediyüz hafız öldü. Peygamberin şehri yağmacılara teslim edildi; yapılan barbarlık ve tecavüz inanılır gibi değildi. Peygamberin mescidi dahi kurtarılamadı. Etrafı ahır alanı oldu. Medine sınırları içinde daha pek çok insan kılıçtan geçirildi, kalanı da şehri  terketti. Ölümden yakasını kurtaranlar Yezide yalnız halife olduğu için değil aynı zamanda onların efendisi ve amiri olarak itaat etmek zorunda bırakıldılar. Karşı çıkanlar ise kızgın demirle dağlanırlardı&#8230;.&quot;  Oysa ki Hz. Muhammed, &quot;Medine halkını, zulmetmek suretiyle korkutanlar, Allah&#8217;ı korkutmuş gibidir. Allah&#8217;ın, meleklerin ve bütün halkın laneti onların üzerinedir.&quot; demişti. İbn-i Kesir&#8217;in yazdığına göre, alimlerin büyük bölümü bu hadise istinaden &quot;Yezid&#8217;e lanet etmeyi&quot; uygun görmüşlerdir. 26 Ağustos 683&#8217;te gerçekleşen bu  Medine&#8217;ye  Yezid&#8217;in saldırması olayı, Hurre Savaşı olarak bilinir.  </p>
<p> Medine&#8217;yi kanlı bir şekilde susturan Yezid Ordusu daha sonra Mekke&#8217;ye yöneldi. Tepeler  üzerine yerleştirilen mancınıklarla şehir taş yağmuruna tutuldu. Kuşatma iki ay kadar sürdü ve Kâbe&#8217;ye de mancınıkla taş atıldığı gibi, şehirde yer yer yangınlar çıktı. Bu kuşatma Yezid&#8221;n öldüğü haberinin Mekke&#8217;ye ulaşmasına kadar sürdü. Böylece Yezid, Kâbe&#8217;ye saldırma şerefini (!) de elde etmiş oldu. Yezid 11 Kasım 683&#8217;te kötü bir nam bırakarak öldü. Kendisi hükümdarlığını , devlet işleri ve adaletli bir idareden çok, şaraba, müziğe, eğlenceye ve  kendisine rakip olarak gördüğü insanları, Peygamberin ailesi de olsa, katletmeye hasretmişti.   </p>
<p> SONUÇ  </p>
<p> Yezid&#8217;in, Hz. Hüseyin&#8217;e,  Hz. Ali soyuna ve yandaşlarına yaptıkları, Mekke ve Medine&#8217;ye saldırması İslam tarihinin en kara sayfalarını oluşturur. Yezid, hilafetin haksız varisi, Hz. Hüseyin&#8217;in katledilmesinin ve mukaddes şehirlerin kirletilmesinin baş sorumlusu olarak müslümanların hafızasında kötü bir isim bırakmıştır. Emevi zalimleri Hakkı tanımamışlar, azgınlaşmışlar ve Peygamber&#8217;in Ehli Beytine olmadık şeyler yapmışlardır. Bütün bunlar sonrasında Emevi saltanatı kökünden sarsıldı ve yıkıldı. İslam alemi yüzyıllardır Peygamber torunlarına yapılan bu zulmü unutmadı. Nihayet bir gün Muhtar isimli bir kahraman arkadaşları ile birlikte ayaklandı. Kûfe şehrindeki Ömer bin Sa&#8217;d ile Kerbela Olayı&#8217;na katılanlardan 210 kişi kılıçtan geçirildi. Bu karışıklıklar sırasında kaçmaya çalışan Hz. Hüseyin&#8217;in katili Şimr de yakalandı ve katledildi. 750 yılında Emevi Hanedanı&#8217;nı deviren Abbasiler, onlardan öyle bir öc aldılar ki, ölülerinin kemiklerini bile mezarlarından çıkarıp yaktılar.  </p>
<p> 9 </p>
<p> İslam tarihinde Muharrem ayı içerisinde gerçekleşen bu facia her yıl canlandırılır. Ehli Beyt için ağıtlar, mersiyeler söylenir, matem tutulur. Kerbela&#8217;da Hz. Hüseyin ve Abbas adına birer cami yapılmıştır. Hz. Ali&#8217;nin türbesi ise Necef&#8217;tedir. İmam Hüseyin Camisinde, Ali Ekber, Ali Asgar ile birlikte Kerbela&#8217;da şehid düşen 72 kişinin mezarı vardır.Hz. Ali&#8217;nin türbesinin bulunduğu yere Meşhed-i Ali denir. Meşhed bir şehidin şehid olduğu yer demektir. Minareleri ve kubbe şeklindeki tavanları altın yaldızlı bakırla kaplıdır. Meşhed-i Ali&#8217;nin çok görkemli ve göz kamaştırıcı bir görünümü vardır. Meşhed-i Hüseyin ise ormanlarla çevrilmiş, minareler ve kubbe altın yaldızlı bakırla kaplı büyük ve güzel bir abidedir.   </p>
<p> KERBELA  </p>
<p> Kerbela İmam Hüseyin&#8217;in şehadetinden bu yana İslam Dünyasında özellikle Anadolu Alevileri için büyük bir kudsiyete sahip olmuştur. İran ve Türk Edebiyatlarında Maktel-i Hüseyin adı altında bir edebi türe de yol açan bu facia yüzyıllardır hafızalardan silinmemiştir.  </p>
<p> Kerbela Şehri, Bağdat&#8217;tan 80 km. Ve Fırat&#8217;ın 25 km. Batısında bulunmaktadır. Hem Şah İsmail hem Kanuni, Necef&#8217;le birlikte Kerbela&#8217;yı ziyaret etmişler ve İmam Hüseyin&#8217;in türbesine karşı çok saygı ve bağlılık göstermişlerdi.   </p>
<p> KERBELA&#8217;DA HZ. HÜSEYİN&#8217;İN MAKAMI  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in Kerbela&#8217;daki makamı 108&#215;82,5 m büyüklüğünde bir avlu içinde bulunur. Bu avlunun çevresini livanlar ve hücreler kuşatır. Duvarları boydan boya Kur&#8217;an sureleri, mavi zemin üzerine beyaz yazı ile yazılmış olan bir pervaz süsler. Yaldızlı dehlizden geçilerek varılan üçgen şekilli orta kısım, üzeri kemerler ile örtülü bir koridor (bugün cami) ile kuşatılmıştır ki, ziyaretçiler burada makamı tavaf ederler. En ortada yaklaşık 2m yüksekliğinde, 4m genişliğinde ve çevresi gümüş maşrabi eserler ile çevrili İmam Hüseyin&#8217;in sandukası, bunun ayak ucunda beraber bulunan oğlu muharebe arkadaşı Ali Ekber&#8217;e ait daha küçük bir sanduka vardır.  </p>
<p> Türbenin kıble tarafındaki yüzünde gayet zengin işlemeli süslemeler vardır. Giriş kapısının iki tarafında iki minare bulunur. Üçüncü bir minare de  doğu kenarındaki binalar önünde yükselir. Güneyde takriben 16m geride, avluyu kuşatan binaların cephesine rastlanır. Bu tarafta avluya bitişik, oldukça büyük bir medrese bulunur. Bunun yaklaşık 26 metrekare şekilli bir avlusu olduğu gibi hususi bir camisi de vardır. Bu türbenin yaklaşık 600m kuzeydoğusunda Hz. Hüseyin&#8217;in üvey kardeşi Abbas&#8217;ın türbesi vardır. Şehirden batıya doğru giden yol üzerinde Hz. Hüseyin&#8217;in çadırlı karargahı bulunur. Burada yapılmış olan bina çadır şeklini andırdığı gibi, kapısının iki tarafında deve semerlerine benzetilerek yapılmış olan taşlar vardır.  </p>
<p> Bir başka kaynakta ise İmam Hüseyin&#8217;in Türbesi şöyle anlatılıyor. Altın kaplı muhteşem kubbesi, adeta yine altın kaplı güzel minarelerini kaplayan İmam Ali&#8217;nin makamını andırır. Minareler altın kaplı tuğlalarla ve diğer kısımlar kâşi taşlarla süslenmiştir. Bu  türbede -Bağdat&#8217;taki Musa Kazım Türbesi&#8217;nde olduğu gibi ve ondan fazla- altınlar, gümüşler, aynalar, türlü işlemeler, süsler çok bol ve cömertce harcanmıştır. Okul, medrese, mescid, sebil, dergah gibi birbirine bitişik dört köşeli geniş bir alan üzerinde yükselen türbe gerçekten göz kamaştırıcıdır. Hele duvarları, köşeleri kaplayan aynalar, gümüşten veya renkli billurdan dökülmüş yazılar, kabartma altın yaldızlı pek ince dallar, budaklar, çeşit çeşit güller ve hep göze, gönüle dokunan HÜSEYN-İ ŞEHİD VE HÜSEYN-İ MAZLUM yazıları, yakıcı mersiyeler ve sonra billur avizeler, şamdanlar, geceleri bunlardan dökülen altın ışıkların akisler yapan görünümü görülmeye değerdir. Gerçekten de Hz. Hüseyin&#8217;in makamı Hz. Hüseyin&#8217;in şanına layıktır.  </p>
<p> Halk arasında Hz. Hüseyin&#8217;in türbesi çevresinde gömülenlerin cennete gidecekleri inancı yaygındır. Bu nedenle birçok yaşlı ve sakat ziyaretçi, hayatlarının son günlerini  yaşamak üzere bu türbe civarına gelirler veya ölüler buraya nakledilerek, türbe civarına defnedilirler.  </p>
<p> 10 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Her yıl Muharrem ayında Kerbela ziyaretçi akınına uğrar. Feryatlar, ahlar, dualar yalnız türbenin kubbesini değil, gök kubbeyi de çınlatır. Kerbela faciasının yıldönümleri burada yaşamı tümüyle etkileyen en önemli olaydır.    </p>
<p> KERBELA VE SONRASI  </p>
<p> Kerbela&#8217;yla ilgili, Mehmet YAMAN  şu değerlendirmeyi yapıyor: &quot;İslam Dini ve İslam devletleri tarihinin en zalim ve hilekar hükümdarları Muaviye ile oğlu Yezid&#8217;dir. Çağdaş devletlerin en zalim krallarına, Avrupa tarihinin bütün kan dökücü ve haşin imparatorlarına taş çıkartacak kadar ihtiraslı ve fenalığa düşkün bir baba oğul idiler.  </p>
<p> Elele vermiş ve tam bir bütünleşme içinde milyonlarca insanın aralarına bölücülük ve düşmanlık sokmak suretiyle yalnız kendi kişisel çıkarlarını elde etmeye çalışan ve bu uğurda yüzbinlerce masum insanın kanını döken bu müstebit ve zalim hükümdarlar, İslam tarihlerinin daima lanetle anacakları ve şimdiye kadar anıp geldiği birer şahsiyettir. Bu Emevi soyunun Ehli Beyt evladına yaptıkları büyük fenalık, dünya durdukça hiç unutulmayacak kadar müthiş bir facia ile başlamış ve yine korkunç ve kanlı facialarla sürmüştür.  </p>
<p> Yalnız İslam tarihinin değil, genel tarihlerin, bütün dünya tarihinin bile en vahşi ve en kanlı bir tasvir ve tanımlamayla kaydettikleri &quot;Kerbela Olayı&quot; ile İslam alemine soktuğu ikilik ve bundan doğan mezhep çatışmaları, yine bu insanlık düşmanı Emevi krallarının sahneye koyduğu en kanlı ve aşağılık oyunun kötü örnekleridir. İşte bunun içindir ki, bunlardan başta Yezid&#8217;in adı bütün dillerde fenalıkların bir sembolü olarak kalmıştır.  </p>
<p> Hainliği, vahşiliği, fenalığı ile dikkati çeken bozguncu ve ahlaksız kimselere bugün bile &quot;Yezit&quot; diye hitap edilmekte , bu tür insanların aşağılıklarını belirtmek üzere bu isim kullanılmaktadır. Evet, özellikle islamlar arasında bu lanetli isim, dünya durdukça duracak, fakat bir hayır ile değil; her an ve her zaman fenalığın alçaklığın, iki yüzlülüğün, hilenin ve zulmün sembolü ; bütün çirkin ve aşağılık inançların timsali olacaktır.  </p>
<p> Tarihlere yalnız fenalıkları, yalnız kötülükleri ile mal olan Yezid, bu kanlı zalim; bütün dudaklarda nefretle anılırken; her fenaya, her alçağa ve her fesat ruhlu insana da daima nefretle haykıracaktır insanlık;  </p>
<p> Yezit!&#8230;  </p>
<p> Yezit!&#8230;  </p>
<p> Hz. Hüseyin Yezid ordusunun karşısına vardığında atını durdurup, onlara şöyle seslenmişti: &quot;Ey Şamlılar! Sizinle savaşa ilk başlayan ben değilim. Fesadı siz çıkardınız. Yakınlarımı ve çocuklarımı öldürdünüz. Şimdi de askerlerinizin çokluğuna güvenerek, Yezid&#8217;e biat etmemi istersiniz. Benim için zilletle yaşamaktansa, izzetle ölmek yeğdir. Amacınıza eremeyeceksiniz. Hz. Resul&#8217;e zerrece saygınız varsa, bu işlerin sonunun nereye varacağını düşünün. Yağtığınız zulümlerden tövbe ve istiğfar edin. Bana fırsat verin ki Ehli Beyt kadınlarını ve çocuklarını gurbet ellerde ayaklar altında bırakmayayım.&quot;  </p>
<p> Bu sözler üzerine ordunun dağılacağını düşünen Yezid&#8217;in komutanları toplu hücum emrini verdiler. Fakat yine de Hz. Hüseyin&#8217;in karşısına tek olarak kimse çıkmak istemiyordu. Onu hep birlikte ok yağmuruna tuttular. İmam Hüseyin attan aşağı düşmüştü. Mecalsizdi, bir çok yara almıştı. Kan kaybından ve susuzluktan bitkindi. Sinan b. Enes ve Şimr adlarında iki bedbaht kumlar üzerinde yatmakta olan Hüseyin&#8217;in üzerine atıldılar. Sonsuza dek insanlığın bağrında kanayacak olan yarayı açtılar.  </p>
<p> Kerbela Olayı öyle bir faciadır ki, Hz. Muhammed&#8217;in öpüp kokladığı bir başın acımasızca kesilip şehir şehir dolaştırılmasını, susuzluktan bunalmış meme emmekte olan bir masumun oklanıp şehid edilmesini, Hz. Muhammed&#8217;in torunlarından oluşan kadınların ve şehid cesetlerinin üzerine vahşetle saldırılıp çiğnenmesini, talan ve yağma edilmesini anlatmaktan insanlık adına utanç duyuyoruz.  </p>
<p> Hz. Hüseyin, vicdansız ve insanlıktan uzak Yezid&#8217;in bu zulmü yapacağını bile bile Kerbela&#8217;ya gitmişti. Böylesine bir facianın ortasında Hz. Hüseyin, inancının kutsallığını, gücünü, Hakkın ve insanlığın zulme, batıla, ahlaksızlığa karşı olan zaferini cihana eşsiz biçimde göstermiştir. Dedesinin ve babasının yoluna sahip çıkmıştır. Hz. Hüseyin, yanındakilerle birlikte insanoğluna, yücelme yolunda, insanlık ve Allah yolunda gerektiği zaman neler yapılabileceğini kimseye nasip olmayacak bir düzeyde öğretmiştir.  </p>
<p> 11 </p>
<p> Öte yandan insanların, çıkar uğruna nerelere kadar düşebileceklerini, ne ölçüde insafsız ve vicdansız olabileceklerini de Yezid ve yandaşları Kerbela&#8217;da göstermişlerdir. Biri insanları yüceltiyor alabildiğine&#8230; Uyarıcı, yol gösterici, sözüne sadık, dürüst ve cesur. Öteki, aşağılık, hilekâr, yalancı, bencil ve tiksindirici&#8230;Kerbela meydanı o gün, insanların yüzyıllardan beri okuduğu ve sonsuza kadar da okumaya devam edeceği Tanrısal bir destana tanık oluyor&#8230;  </p>
<p> İmam Hüseyin, iki şeyden birini yapabilirdi. Zilletle yaşamak, izzetle ölmek&#8230; O ikincisini üstün buldu. Savaşa girişti. Dostları birer birer, gözü önünde öldüler. Kardeşinin kolları kesildi. Fırat kıyısına düştü, on dokuz yaşındaki oğlu paramparça edildi, kardeşinin on bir yaşındaki oğlu göz göre göre öldürüldü, altı aylık yavrusu kucağında oklandı. Kardeşinin küçücük çocuğu yanında can verdi. Kendisi de açtı ve susuzdu. Fakat arslanlar gibi döğüştü ve inancına can verdi, başı kesildi, mızrağa dikildi, vücudu atların nallarıyla ezildi, çiğnendi.  </p>
<p> Bu bir beylik davası değildi, bu bir aldanış değildi, bu bir körükörüne tehlikeye atılış değildi. Bu bir inanç davasıydı; bu bir anlayış örneği; bu bir şeref savaşıydı.  </p>
<p> Hz. Hüseyin, inandık diyen Yezitlerin inanmadıklarını, uyduk diyenlerin münafık olduklarını, insanız diyenlerin insanlıktan çok uzak bulunduklarını kanıtladı&#8230;O biliyordu ki otuz iki bin kişilik bir orduya yüz kişiyle karşı durulmaz. O biliyordu ki, kuvvete kuvvetle karşı konulur, biliyordu ki yaşamak ölümden daha tatlıdır. Fakat gene biliyordu ki azlık, bir an içindir ve mağluplar vardır ki zaman geçtikçe gelenleri alt ederler. Kuvvet, kuvveti yense bile gerçeği yenemez, ölüm acıdır ama, şerefsiz yaşamak, ölümden beterdir. Zulüme karşı durmazsa biliyordu ki, gerçek bildiği Dedesinin yolu yok olacak, kutlu saydığından eser kalmayacak, yüceltmek istediği alçalıp ezilecek, adı bile anılmayacak.  </p>
<p> Böylece Hz. Hüseyin, yalnız inanç sahibi olmadı, şeref, izzeti nefs ve insanlık şehidi de oldu. Zilletle yaşamayı kabul edenler onun hareketini manasız bulur, onu gafil sanır, mazurdur bunlar. Fakat izzetli ölmeyi bilenler onun şehadetini kutlar, onu en uyanık bir er, bir fedakarlık bayrağı sayar.  </p>
<p> İmam Hüseyin bize mazlumluğuyla zulme karşı durmayı, izzeti nefsimizi korumayı, şerefli ölümüyle şerefle yaşamanın bir hak ve bir vazife olduğunu gösteriyor, bildiriyor. Yalnız bu anmalarda uydurma olmasın, yalan olmasın, yalan olmasın:  </p>
<p> Hüseyni meşreb ol, isterse dünya Kerbela olsun  </p>
<p> Yeter alemde namın Bende-i Al-i Aba olsun  </p>
<p> Ünlü Alman şairi Goethe, Nerther adlı eserinde diyor ki: &quot;Mesela insanlar kıra gezmeğe giderler ve dönüşte eğlendiklerine sevinirler. Halbuki onlar gezinti sırasında ayaklarının altında sayısız karınca öldürmüşlerdir. Bunu hiç fark etmez ve düşünmezler.  </p>
<p> Aşure günü Kerbela&#8217;da bu cinayetleri işleyenler bunun farkında değillerdi. İnsan havsalasının alamayacağı, kavrayamayacağı, mantıkın kabul edemeyeceği akılları durduran bu cinayetleri onlar nasıl işlediler? İşlerler, çünkü Ümeyye oğulları ve müşrik çocukları bu işleri görürler.  </p>
<p> Fırat&#8217;ın yolunu kes. Peygamber soyunu susuz bırak, erkeklerini şehit et. Kundaktaki Ali Asgar&#8217;ı boğazına nişan alarak öldür. Çadırları yak. Hüseyin&#8217;in göğsüne basarak başını kesip mızrağa tak. Dudaklarına sopa ile vur. Şehitlerle aileleri efradının eşyalarını yağmala. Ehli Beytin kadınlarını çıplak develere bindirip Şam&#8217;a  sarayına getirt. Ehli Beyt&#8217;in kanları üzerine tahtta otur. Sonra da kendini halife tanıt, ben peygamber vekiliyim, halifeyim de.   </p>
<p> Bu mudur müslümanlık? Bu mudur islamiyet ve insaniyet? Allahın emirlerine itaat ve Peygamberin yoluna uymak bu mudur?  </p>
<p> O gün güneş battığı zaman gök de kızıldı, yer de. Gökte güneş kızıllığı, yerde Hak yolunda katledilen kefensiz, çöl ortasında bırakılan ve atların ayakları altında çiğnetilen yüze yakın şehidin haksız yere dökülen kanları, yanmış çadırların kokusu.   </p>
<p> BAZI KAYNAKLAR DİYOR Kİ  </p>
<p> Oryantalist Browne diyor ki: Kerbela gününün olayı Ali ile oğullarını sevenlerin yüreklerinde daha parlak ve sıcak, daha kuvvetli bir ateş yarattı. En vahşiyane bir tarzda; işkence, azap ve susuzluktan sonra şehid edilen Peygamber torununun kanının dökülmesi onların müthş nefretlerine yol açtı.  </p>
<p> 12 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Kuatremere adlı bir başka oryantalist ise şöyle diyor: Bu facia İslam alemi için yeni ve büyük bir matem oldu. Yezid&#8217;in askerleri o gün öyle bir vahşilik gösterdiler ki o güne kadar kimse böyle bir şeyi hatırlamıyor. Böyle bir facianın eşi ne işitilmiş, ne okunmuş ve ne de görülmüştür.  </p>
<p> Yine Osmanlı döneminde basılmış olan Mir&#8217;at-ı Kâinat adlı tarih kitabında da şu bilgiler yer alıyor:  </p>
<p> &quot;Muaviye&#8217;nin lanetli oğlu Yezit hakkındadır; işi gücü zina ve kötülük olan ahlaksızın biriydi. Peygamberin Ehli Beyti&#8217;ne, Mekke ve Medine halkına  reva gördüğü çeşitli zulümler, kıyamete kadar lanetle anılmasına yol sebep olmuştur. Ulu Tanrı&#8217;dan umulur ki ; aşağılıkların en aşağısında kafirler ve şeytanlarla birlikte olsun. Hz. Peygamber buyurduki: &quot;Yolumu bozan Ümeyyeoğullarından Yezid adlı birisi olacaktır.&quot; Rivayet edilir ki Ömer b. Abdülaziz&#8217;in yanında birisi Yezid&#8217;i -müminlerin önderi Yezid- diye anınca, onu kınadı ve cezalandırdı ve böyle bozguncu, lanetli, zalim ve dinsiz herife, müminlerin önderi demek dinimizde caiz değildir dedi.&quot;   </p>
<p> MATEM VE MUHARREM ORUCU  </p>
<p> Aleviler yüzyıllardır, Hz. İmam Hüseyin&#8217;in Kerbela&#8217;da şehid edilmesinin anısına, Muharrem ayının 1-12 günleri arasında matem orucu tutarlar. Bu oruç, Kur&#8217;an&#8217;da ve Peygamberimizin hadislerinde de yer almaktadır. Matem (yas) orucuna Kurban Bayramı&#8217;ndan 20 gün sonra niyet edilir.  </p>
<p> Bu ayda düğün, eğlence yapılmaz, hayvan kesilmez, su içilmez, gönül kırılmaz. Halk cemevinde toplanarak Kerbela Olayını anlatan Saadete Ermişlerin Bahçesi, Gülzarı Haseneyn ve Kumru gibi kitapları okurlar.   </p>
<p> ORUCA NİYET ETMEK  </p>
<p> Bism-i Şah&#8230;Allah Allah&#8230; Er Hak-Muhammed-Ali aşkına, İmam Hüseyin Efendimizin susuzluk orucu niyetine Kerbela&#8217;da şehid olanların temiz ruhlarına, Fatıma Anamızın şefaatına, Oniki İmamlar aşkına oruç tutmaya niyet eyledim. Ulu Dergah kabul eylesin&#8230;   </p>
<p> AŞURE LOKMASI İÇİN DUA  </p>
<p> Bism-i Şah&#8230;Allah Allah&#8230;  </p>
<p> Barekallah. Şehidler Şahı İmam Hüseyin Efendimizin ve Kerbela şehidlerinin yüce ruhlarının şad olması için barekallah. Cümle erenlerin ruhu için barekallah. Yurdumuzun, Ulusumuzun, Cumhuriyetimizin esenlikte olması için barekallah. Ordularımızın güçlü olması için barekallah. Ahirete göçenlerimiz ve bugün yaşayanlarımız için barekallah. Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket vermesi için barekallah. Muhammed Mustafa, Aliyyel Mürteza, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Kerbela Şehidleri ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli hakkı için el-Fatiha ve salevat. Gerçeğe hü&#8230;  </p>
<p> AŞURE YENDİKTEN SONRA  </p>
<p> OKUNACAK DUA  </p>
<p> Bism-i Şah &#8230;Allah Allah&#8230;  </p>
<p> Allah, Muhammed, Ali, Oniki İmam Efendilerimizin ruhu revanları, şâd ve handan ola. Münkir ve münafıklar mat ola, müminler şâd ola. Lokmalarımız dertlere deva ola.  </p>
<p> Matem-i Hasan ve Hüseyin ola. Cümlemize haklı hayırlı kısmetler verilmesi için &#8230;  </p>
<p> Nur-u Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli demine hü.   </p>
<p> YETİŞ YA İMAM HÜSEYİN  </p>
<p> 1 </p>
<p> EDEBİYATIMIZDA KERBELA OLAYI  </p>
<p> VE HZ. HÜSEYİN  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in ve ailesinin Kerbela&#8217;da uğradığı faciayı edebi alanda en acıklı tasvir eden Alevilerin Yedi Ulu Ozanı&#8217;ndan biri olan FUZULİ olmuştur.  Onun bu şiirlerinden bazıları şöyledir:  </p>
<p> Kerbela teşnelerin yad kılub eşk döken  </p>
<p> Ateş-i  ruz-ı cezadan elem-ü gam çekmez  </p>
<p> Şüheda halin anub derd ile yanub yakılan  </p>
<p> Elem-i şu&#8217;le-i niran-ı cehennem çekmez  </p>
<p> &#8230;.  </p>
<p> Ehl-i Beytin sena-vü-mersiyesi  </p>
<p> Ahsen-ü-afdal-i fezayildür  </p>
<p> Kim ki bir beyt ol hususda diyer  </p>
<p> Ol dahi Ehl-i Beyt-e dahildür  </p>
<p> &#8230;.  </p>
<p> Bir başka şairin beyti de şöyle:  </p>
<p> Cihanın sahibinden bir içim su kıskanılmış aah!..  </p>
<p> Fırat ağlar, Murat ağlar, zemin-ü asuman ağlar  </p>
<p> Ayak bastı ol melun kalbi gahı sırrı Kur&#8217;an&#8217;a  </p>
<p> Aliyyü Fatıma, Peygamber-i ahir zaman ağlar  </p>
<p> Can Hatayi&#8217;nin Cemlerde de sık sık söylenen Hz. Hüseyin ve Kerbela&#8217;ya ilişkin bir mersiyesi :  </p>
<p> Bugün matem günü geldi  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> Senin derdin bağrım deldi  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Kerbela&#8217;nın önü yazı  </p>
<p> Yüreğimden çıkmaz sızı  </p>
<p> Yezitler mi kırdı sizi  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Bizimle gelenler gelsin  </p>
<p> Serini meydana koysun  </p>
<p> Hüseyin&#8217;le şehid olsun  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Kerbela&#8217;nın yazıları  </p>
<p> Şehid düştü gazileri  </p>
<p> Fatmana&#8217;nın kuzuları  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> 14 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Kerbela&#8217;nın önü düzdür  </p>
<p> Geceler bana gündüzdür  </p>
<p> Şah Kerbela&#8217;da yalnızdır  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Hür şehit atından düştü  </p>
<p> Kafirler başına üştü  </p>
<p> Müminlere matem düştü  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> İşte geldi bahar yazlar  </p>
<p> Yazı yazlar, güzü güzler  </p>
<p> Fatmana yolların gözler  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Kerbela&#8217;nın önü çağlı  </p>
<p> Benim ciğerciğim dağlı  </p>
<p> Hazret-i Ali&#8217;nin oğlu  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Atan Ali, anan Fatma  </p>
<p> Dert üstüne dertler katma  </p>
<p> Didarından mahrum etme  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Fatmana zülfünü çözer  </p>
<p> Ağlayı ağlayı gezer  </p>
<p> Müminlerin bağrın ezer  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Gazel oldu bahçe bağlar  </p>
<p> Dumanlıdır yüce dağlar  </p>
<p> CAN HATAYİ yanar ağlar  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> 15 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Esirî de Kerbela Olayını şöyle tasvir ediyor:  </p>
<p> Deli gönül çok açılıp şad olma  </p>
<p> Kerbela&#8217;da Şah Hüseyn&#8217;e baksana  </p>
<p> Nefsine uyup da kahkaha gülme  </p>
<p> Ehl-i Beyt yastadır gama baksana  </p>
<p> Yezit kasteyledi vermedi suyu  </p>
<p> Orada tutuldu Kasım&#8217;ın toyu  </p>
<p> Sâkine ağlıyor nemurat deyü  </p>
<p> Fâtıma&#8217;nın kınasına baksana  </p>
<p> Ümmügülsüm, Zeynep hep yasta âlem  </p>
<p> Alemdar Abbas&#8217;ın kolları kalem  </p>
<p> Takdir-i ezelde böyleydi ilam  </p>
<p> Fırat suyu kan ağlıyor baksana  </p>
<p> Ümmügülsüm, Zeynep çekerler te&#8217;sif  </p>
<p> Kerbela çölleri İmam&#8217;a nasib  </p>
<p> Siması peygamber, cemali Yusuf  </p>
<p> Al&#8217;Ekber&#8217;in Leylasına baksana  </p>
<p> Çok cefaya mâlik Zeyneb-i Sâni  </p>
<p> Müseyb Gazi ala onlardan hayfı  </p>
<p> Hür Şehid de Kerbela&#8217;nın kurbanı  </p>
<p> Haymegâh&#8217;ın ateşine baksana  </p>
<p> ESİRİ gûş eyle bu dünya cefa  </p>
<p> Bunca kahramanlar sürmedi sefa  </p>
<p> Ağalar ağası ey Necef Şaha  </p>
<p> Harabada Sâkine&#8217;ye baksana  </p>
<p> Büyük Ozan Pir Sultan Abdal&#8217;a ait mersiyeler de şöyle:  </p>
<p> Türbesin üstünü nakış eylediler  </p>
<p> Aşık olan canı şaz eylediler  </p>
<p> Seni dört köşeye baş eylediler  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> Akan sular gibi akasım gelmez  </p>
<p> Şehrine girersem çıkasım gelmez  </p>
<p> Yezid&#8217;in yüzüne bakasım gelmez  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyi  </p>
<p> 16 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Senin abdalların yanar yakılır  </p>
<p> Katarımız Oniki İmama katılır  </p>
<p> Bunda Yezitlere lanet okunur  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> İmam Hüseyin&#8217;in yolları bağlı  </p>
<p> Aşık olanların ciğeri dağlı  </p>
<p> Hazreti Ali&#8217;nin sevgili oğlu  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> Senin aşıkların semaın tutar  </p>
<p> Kadir gecelerişem&#8217;alar yanar  </p>
<p> Mezhebim İmam Cafer&#8217;e uyar  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> * * * * *  </p>
<p> Dedesi Hüseyin&#8217;i verdi hocaya  </p>
<p> Elif be demeden çıktı heceye  </p>
<p> Günde bir kafir kırardı geceye  </p>
<p> Su içmeyip şehid olan Hüseyin  </p>
<p> Hüseyin&#8217;in de yapılıdır odası  </p>
<p> Daim Haktan gelir onun gıdası  </p>
<p> Dal boyunca nazar kılmış dedesi  </p>
<p> Su içmeyip şehid olan Hüseyin  </p>
<p> Hüseyin&#8217;i de götürdüler asmaya  </p>
<p> Yezidler ulaştı başın kesmeye  </p>
<p> Ali oğlu değil ki mürvet basmaya  </p>
<p> Su içmeyip şehid olan Hüseyin  </p>
<p> Pir Sultan Abdalım ellerim bağlı  </p>
<p> Yezidin elinden ciğerim dağlı  </p>
<p> Muhammed torunu Ali&#8217;nin oğlu  </p>
<p> Su içmeyip şehid olan Hüseyin  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Şah Hatayi ise Hz. Hüseyin&#8217;e şöyle sesleniyor:  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Evvel baştan Muhammede salevat  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> Ecel gelmiş pervaneler dönmeye  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> 17 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Hasan&#8217;la Hüseyin, Ali&#8217;nin oğlu  </p>
<p> Şehidler yoluna giderler doğru  </p>
<p> İmam Zeynel, İmam Hüseyin oğlu  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Muhammed Bakır&#8217;ın aldık keremin  </p>
<p> Caferi Sadık&#8217;ın sürelim demin  </p>
<p> Musa Kâzım alsın gönlümüz gamın  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> İmam Rıza&#8217;dan ola inayet  </p>
<p> Taki&#8217;den, Naki&#8217;den ere hidayet  </p>
<p> Hasan-ül Askeri Şah-ı Velayet  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> ŞAH HATAYİ&#8217;m der beri gel aman  </p>
<p> Müminin kalbinden çıkmasın iman  </p>
<p> Ahiri zamanda Mehdi-i Zaman  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> KAYNAKLAR  </p>
<p> ·          Aczi, Remzi : Yeni Gülzar-ı Haseneyn Vaka-i Kerbela, İstanbul, 1955.  </p>
<p> ·          Ahmet Cevdet Paşa : Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hülefa, c. 1.  </p>
<p> ·          Arnold, T. W. : &quot;Halife&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. V/I, s.150.  </p>
<p> ·          Ateş, Ahmed : &quot;Hüseyin&quot; md., İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. V/I, s. 636.  </p>
<p> ·          Balyuzi, H. M. : Hz. Muhammed ve İslam Devri, İstanbul, 1996.  </p>
<p> ·          Brockelmann, Carl : İslam Ulusları ve Devletleri Tarihi, Ankara, 1992.  </p>
<p> ·          Buhl, Fr. : &quot;Sıffin&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. X, s. 553.  </p>
<p> ·          Çağatay, Neşet : &quot;Ziyad b. Ebih&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. XIII, s. 617.  </p>
<p> ·          Fığlalı, Ethem Ruhi : Türkiyede Alevilik Bektaşilik, İstanbul, 1990.  </p>
<p> ·          Fuzuli : Saadete Ermişlerin Bahçesi, İstanbul Maarif Kitaphanesi.  </p>
<p> ·          Gölpınarlı, Abdülbaki : İslam Tarihi, İstanbul, 1975.  </p>
<p> ·          Gölpınarlı, Abdülbaki: Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik, İstanbul, 1979.  </p>
<p> ·          Gölpınarlı, Abdülbaki: Oniki İmam, İstanbul, 1979.  </p>
<p> ·          Huart, Cl. : &quot;Ali&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. I, s. 307.  </p>
<p> ·          Huart, Cl.      : &quot;Eşter&quot; md., İSLAM ANSİKLOPEDİSİ  </p>
<p> ·          Karahan, Abdülkadir : Fuzuli (Muhiti, Hayatı ve Şahsiyeti), İstanbul, 1996.  </p>
<p> ·          Karahan, Abdülkadir : Anadolu Türk Edebiyatında Maktel-i  Hüseyinler, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi mezuniyet Travayı, 1939.  </p>
<p> ·          Katip Çelebi : Mizanü&#8217;l-Hak Fi İhtiyari&#8217;l-Ahak, Ankara, MEB Yayınları,  </p>
<p> ·          Kennedy, H. : The Prophet and the Age of Caliphates, London, 1986.  </p>
<p> ·          Lammens, H. : &quot;Muaviye&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. VIII, s. 438.  </p>
<p> ·          Lammens, H. : &quot;Büsr&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. II, s. 841.  </p>
<p> 18 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> ·          Mevdudi : Hilafet ve Saltanat, İstanbul, 1972.  </p>
<p> ·          Noyan, Bedri : Bektaşilik-Alevilik Nedir?, Ankara, 1985.  </p>
<p> ·          Özgürel, Nihad : İslamın Belası Yezid, İzmir, Moripek matbaası, 1958.  </p>
<p> ·          Reckendorf, H. : &quot;Ammar&quot; md., İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. I.  </p>
<p> ·          Sertoğlu, Murat : Kerbela, İstanbul, İtimat Kitabevi, 1983.  </p>
<p> ·          Üner, Ragıp : &quot;Kerbelâ Vak&#8217;asına Dair&quot;, HAYAT TARİH MECMUASI, sayı: 9, Eylül 1974, ss. 74-78.  </p>
<p> ·          Vida, G. Levi Della : &quot;Osman&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. IX, s. 427-431.  </p>
<p> ·          Vida, G. Levi Della : &quot;Emeviler&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. IV, s. 242.  </p>
<p> ·          Wellhausen, J. : İslamiyetin İlk Devrinde Dini-Siyasi Muhalefet Partileri, Ankara, 1989.  </p>
<p> ·          Weir, T.H. : &quot;Diyet&quot;, md.,  İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. III, s. 626.  </p>
<p> ·          YAMAN, Ali : &quot;Muaviye Oğlu Yezid&#8217;e Dair I&quot;, CEM, sayı: 40, Eylül 1994, ss. 42-44. (Bu makalenin devamı için bk. CEM, sayı: 41, ss. 42-44; CEM, sayı: 42, ss. 46-48.)  </p>
<p> ·          Yaman, Mehmet: &quot;Kerbela ve Sonrası&quot;, CEM, sayı: 50, Temmuz 1995, ss. 20-22.  </p>
<p> ·          Yaman, Mehmet : Alevilik,İnanç-Edeb-Erkân, İstanbul, 1993.  </p>
<p> ·          Yıldız, Hakkı Dursun : &quot;Yezid b. Muaviye&quot; md., İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. XIII, s. 413.  </p>
<p> &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..  </p>
<p> ONİKİ İMAMLAR  </p>
<p> CÜMLEMİZİ  </p>
<p> KATARINDAN  </p>
<p> DİDARINDAN  </p>
<p> AYIRMASIN.  </p>
<p> GERÇEĞE HÜ.  </p>
<p> &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..  </p>
<p> 19 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;  </p>
<p> [1] Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Misafir Öğretim Üyesi  </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/hz-huseyyn-ve-kerbela-olayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>MUHARREM MATEMİ VE MATEM ORUCU</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/muharrem-matemy-ve-matem-orucu/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/muharrem-matemy-ve-matem-orucu/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 09 Dec 2007 13:49:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KERBELA OLAYI VE MUHARREM MATEMİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/muharrem-matemy-ve-matem-orucu/</guid>
				<description><![CDATA[Hazırlayan: Mustafa Düzgün Kerbela olayı (680) meydana geleli beri, 1327 yıldır tüm Şia-i Ali kolları, özellikle Aleviler, bitmek nedir bilmeyen, acısı dinmeyen bir yası sürdürmektedirler. Bu aynı zamanda inanç ve ibadetin de belirleyici bir öğesi ve ilkesi haline gelmiş. Her yılın Muharrem ayında 12 günden az olmamak üzere, yer yer 15 güne varan bir süre, ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Hazırlayan: </strong></span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Mustafa Düzgün</strong><br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><img src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/kerbeladeveci_tanik_olduklarini_anlatiyormakteli_ali_resul_tiem.jpg" border="0" alt="kerbeladeveci_tanik_olduklarini_anlatiyormakteli_ali_resul_tiem.jpg" title="kerbeladeveci_tanik_olduklarini_anlatiyormakteli_ali_resul_tiem.jpg" hspace="5" vspace="5" width="194" height="264" align="left" />Kerbela olayı (680) meydana geleli beri, 1327 yıldır tüm Şia-i Ali kolları, özellikle Aleviler, bitmek nedir bilmeyen, acısı dinmeyen bir yası sürdürmektedirler. Bu aynı zamanda inanç ve ibadetin de belirleyici bir öğesi ve ilkesi haline gelmiş. Her yılın Muharrem ayında 12 günden az olmamak üzere, yer yer 15 güne varan bir süre, yas tutulur. Hazret-i Hüseyin başta olmak üzere, Kerbelâ şehitlerine, Oniki İmamlar&#8217;a olan bağlılık duyguları daha da canlanır, belirtilen sürenin her anı şehitleri anmakla, onlarla ilgili bilgileri yinelemekle, kitap ve mersiyeler okumakla geçer. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Hazret-i Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Oniki İmamlar&#8217;ı anmayan Alevi ve Şii şair ve düşünür yok gibidir. Doğrudan Kerbela faciasını konu alan mersiyelerin kimileri Muharremiye diye de adlandırılır. Dünyada, hakkında çeşitli dillerde en çok mersiye (ağıt) yazılan kişi, hiç kuşkusuz ki Hz. Hüseyin&#8217;dir. Şiir ve deyiş edebiyatımızın köşe taşlarından birini oluşturan &#8220;Düvazde İmam&#8221;larda O ve bütün İmamlar veciz bir şekilde anıla gelmiş ve Cem Ayını&#8217;nın vazgeçilmez kesitlerinden biri durumuna gelmiştir. Cem, Kerbela&#8217;da Ehl-i Beyt mazlumlarına yaşatılan susuzluğu, açlık ve eziyetleri, inanç ve doğruluk konusunda gösterilen kararlılığı ifade eden çeşitli motiflerle donatılmış, bu nedenle akıtılacak olan gözyaşları işlenecek sevabın kaynağı olarak kabul edilmiştir.<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Hz. Hüseyin, askeri anlamda, Kerbela&#8217;da yenilmiş; ancak sergilediği tutum ve kararlılık, Emevi baskı ve hileleri sonucu sönmeye yüz tutan Hak-Muhammed-Ali yolunun şahlanışı bakımından da tarihte eşine az rastlanan bir büyük zaferin öncüsü, önderi ve kahramanı olmuştur. Bu sadece Aleviler için değil, başka mazlumlar için de ciddi bir örnek oluşturmuş, ezilenlerin cesaret ve iman kaynağı olmuştur.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Hicri ve Miladi Takvim Sorunu:</strong> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Muharrem Mâtemi&#8217;nin, Hicri takvime göre hesaplanıp tutulması öteden beri tartışıla gelen konulardan biridir. Özellikle Miladi takvimin kullanıldığı ülkelerde yaşayan Aleviler, sabit bir tarihin ya da olayın geçtiği miladi tarihin, yani her yılın 10 Ekim gününün benimsenmesini arzu etmekte, Hicriye göre yılda onbir gün önce gelen dönerli tarihlerden vazgeçilmesini istemektedirler. Halihazırdaki uygulamada sık sık karşılaşılan tarih belirleme zorluklarından böylece kurtulunacağı, durumun daha bir netlik ve kolaylık kazanacağı görüşü önesürülmekte. Gerçi söz konusu Miladi tarih konusunda başka öneriler de var, ancak bunlar doğru bir hesaplamanın değil, keyfi ve bilimsel esaslardan yoksun oldukları için üzerinde durmaya değmez. Biz burada 10 Ekim 680 tarihini temel almakta ve değerlendirmemizi buna göre yapmaktayız. Doğrusu, miladi takvimin getirdiği kolaylıkları yakından bilen ve yaşayan toplumlar bakımından bu yaklaşım ilk bakışta makul ve çekici bir görünüme de sahip. Ne var ki iş bu kadar basit ve rizikosuz değil. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kerbela olayı 10 Ekim 680 yılında meydana gelmiş. Söz konusu görüş yanlılarına göre, Muharrem Matemi&#8217;nin her yıl bu tarihte başlaması daha doğrudur. Hz. Ali&#8217;nin Doğum Günü ve Sultan Nevruz, Hızır Orucu gibi Aleviler&#8217;e de ait olan diğer günlerin, her  yıl aynı tarihlerde gündeme gelmesi ve bu yüzden herhangi bir güçlüğün yaşanmaması, insanları Muharrem Matemi&#8217;nin de böyle sabit bir tarihte başlatılması düşüncesine yöneltmekte. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Besbelli ki böyle düşünenler, muharrem Matemi&#8217;nin dayandığı nedenleri, uyulması gereken zorunlulukları dikkate almıyor, işin kolayına kaçıyorlar. Anımsanacağı gibi Muharrem baştan sona yas temeline oturtulmuş, çeşitli zevk ve eğlenceden uzak durmak esas alınmıştır. Matem günlerinde hiç bir nedenle kan dökülmemesine, karınca gibi can taşıyan en küçük hayvanın dahi çiğnenmemesi, taze yeşilliklere dahi basılmaması, gülme ve neşelenmeden uzak durulması, giyim-kuşam ve temizlik konularında keyif ve gösterişten feragat edilmesi ve benzeri bir çok dünya halinden el çekilmesi, uyulması gereken başlıca kurallardır. Oysa Muharrem&#8217;de oruç, &#8220;matem&#8221;den bağımsız olarak ne düşünülür ne de tutulur. Çünkü yalnız &#8220;oruç&#8221; değil, &#8220;Matem Orucu&#8221; olarak kabul edilmiştir. Meseleyi sadece oruca indirgemek, bilerek ya da bilmeyerek, işi çığırından çıkarma çabalarının hile-şeriyesi olarak karşımıza çıkar. Kimileri de Sünni yurttaşlarla adeta yarış içine girerek, &#8220;Bizim de orucumuz var&#8221; deyip kendilerini savunma duygusunu tatmin etme dürtüsüyle bu tür yollara düşerler.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">O halde öyle bir yöntem bulunmalı ki, hem Muharrem Matemi anlamından ve özünden bir şey kaybetmemeli, hem Kurban gibi bolca kanın akıtıldığı bir Bayram ile Muharrem Matemi&#8217;nin aynı günlere rastlamasını önlemeli. Ve de Oniki İmam Yası&#8217;nı tutan milyonlar hayvan kesme, can alma, kan akıtma gibi bir manzara ile yüzyüze gelmemeli. Kaldı ki Kurban Bayramı Alevi toplumu için de mukaddes bir gün sayılır ve her yıl düzenli olarak kutlanır. Bununla birlikte sadece Aleviler&#8217;in değil, diğer Müslümanlar&#8217;ın da Kurban Bayramı&#8217;nı kutladıklarını akıldan çıkarmamalı. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Hicri takvim dönerlidir ve her 36 yılda bir aynı tarihe gelip oturur. Peki gelip Muharrem Matemi ile çakışırsa ne olacak?  Alevi toplumu iki kutsal töreden birini seçmek, diğerinden vazgeçmek gibi bir çıkmazla karşı karşıya bırakmak akıl kãrı değildir. Esasen miladi takvim kullanacağız diye böylesine büyük bir rizikoyu göze almanın ciddiye alınır bir tarafı da yok. Tüm bu durumlar dikkate alınırsa, -ki alınmak zorunda- şimdiye kadar yapıla gelen uygulamanın doğru ve gerçekçi olduğu açıkça görülür. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bu durumda Muharrem Matemi; Kurban Bayramı&#8217;nın ilk gününden başlayarak &#8220;bir&#8221; deyip yirmi gün saydıktan sonra, yirminci günün gecesi niyetlenip yirmi birinci gün başlatılmalıdır. Matem, yerel bazı farklılıklar dikkate alınırsa, genel olarak12 ila 15 gün kadar bir süreyi kapsar.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bazı bölgelerde yas 12 gün sürer ve onikinci günün öğle vakti aşure ile bozulur. Bazıları da 13. güne sarkıtırlar. Bazıları da 15 gün tutarlar. Bir çok yerde kadınlar, Ana Fatma için bir gün önceden başlamak üzere bir günlük fazlasıyla tutarlar. Bunlar uygulamada görülen farklılıklar olup işin özünü değiştirmeyen özellikler olarak karşımıza çıkar.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>2. Kerbelâ&#8217;ya Yolaçan Gelişmeler:</strong></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kerbela olayı, İslam tarihinde ciddi bir dönüm noktasıdır ve bu faciaya yolaçan gelişmeleri sadece Hz. Ali ile Muaviye arasındaki gerginliğe dayamak yetmez. Onun İslam dininin ortaya çıktığı, Muaviye&#8217;nin babası Ebu Süfyan ile Peygamber arasında geçen savaşlara kadar geri götürülmesi gerekir. Her ne kadar bazı çevreler gerçeği örtmeye çalışıyorlarsa da, Ebu Süfyan ailesinin İslam&#8217;a karşı savaşan kuvvetlerin başında bulundukları, İslam&#8217;ın zafere ulaşmasıyla ekonomik ve siyasal egemenliklerini büyük oranda yitirdiklerini görmezlikten gelmemeli. Ebu Süfyan&#8217;ın bu savaşlarda, özellikle Bedir&#8217;de, yakınları ve en güçlü savaşçıları öldürülür. Bozguna uğratılırlar. Bu savaşın iki önemli kahramanı Hz. Hamza ve Hz. Ali&#8217;diler. Ebu Süfyan&#8217;ın karısı ve Muaviye&#8217;nin annesi olan Hind de babasını ve kardeşini kaybeder. Nitekim kiraladığı bir zencinin Hamza&#8217;yı arkadan vurarak öldürmesi sırasında Hind, büyük bir hırçınlıkla cesede saldırıp, tırnaklarıyla cesedin göğsüne dalarak söküp çıkardığı kalbini yemeye başlaması kin ve intikam duygularının boyutlarını göstermek bakımından önemlidir. Tarihlerin yazdığına göre, soyuna vasiyette bulunarak &#8220;Bedir&#8217;in intikamını mutlaka almalısınız&#8221; demiştir. Bundan uzun zaman sonra  meydana gelen Kerbela faciasında, Yazid&#8217;in, kesilip kendisine sunulan Hz. Hüseyin&#8217;in başına bakarak yaptığı konuşmadan da anlaşılıyor ki Ebu Süfyan ailesi hala Bedir&#8217;in intikamını alma, kandavası gütme peşindedir.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Peygamber&#8217;in bir çok kere açıkça belirttiği Hz. Ali&#8217;nin vasiliği kararına uyulmadan Ebu Bekir&#8217;in hilafeti ele geçirmesi, tarafların tutumunu sergileyen ilk ve dikkate değer bir gelişme olmuştur. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Ebu Bekir zamanında &#8221;Peygamber&#8217;in malı kamunun malıdır&#8221; gerekçesiyle  Hz. Fatma&#8217;dan alınan Fedek, halifenin bir yakınına mülk olarak bağışlanmıştır. Ömer ve Osman zamanında bu gibi meşru olmayan tasarruflar daha da artarak sürdü. Muhammed dininin esaslarına ters düşen çokça işler yapıldı, Kur&#8217;an&#8217;ın derlenip toparlanmasında uygunsuz yol ve yöntemler izlenerek, onun varlığına ve kutsallığına gölge düşürüldü. Osman; Beytülmal&#8217;ı, Muhammed&#8217;e düşmanlık yapanlara ve O&#8217;nun cezalandırdığı kimselere, kendi akraba ve yakınlarına sonuna kadar peşkeş çektirdi. Örneğin, kızının kocası Haris bin Hakem&#8217;e Fidek hurmalığını mülk olarak verdi ve büyük miktarda  para bağışında bulundu. Peygamber&#8217;e karşı savaşıp yenildikten sonra &#8220;mecburen&#8221; İslam&#8217;ı kabul eden Ebu Süfyan&#8217;a Beytülmal&#8217;dan 200 bin dirhem vermekte tereddüt etmedi. Yapılan hesaplara göre, Osman&#8217;ın akrabalarına Beytülmal&#8217;dan sağladığı çıkar, 126 milyon 770 bin dirheme ulaşmıştır.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Genel kanıya göre, Mekke aristokrasisinin önderi ve Umeyyeoğulları&#8217;nın başı Ebu Süfyan ailesi, başından beri İslam&#8217;a direnmiş, savaşı kaybettiğini anlayınca, taktik değiştirerek dini kabul eder görünmüş, bu kez kaleyi içinden fethetmeyi planlayıp durmuştur. Yani inanıp gönül bağlayarak değil, onu her vesile ile kendi yararına kullanma amaç ve hedefini seçmiştir. İslam&#8217;ın esaslarına bağlı kalmak yerine, onu, kurmayı düşlediği Roma İmparatorluğu gibi güçlü bir saltanatın ideolojisi haline getirmeyi planlamış ve bunda başarılı da olmuştur. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">İmam Ali; Peygamber&#8217;in vasisi olduğu halde, hakkının yendiği duygusuna kapılıp, işi iktidar kavgasına ve kanlı çatışmalara vardırmamış. Kardeş kanının dökülmesinden şiddetle kaçınmış ve &#8220;müminlerin emiri&#8221; ve İmam olarak kalmayı yeğlemiştir. Nitekim Osman&#8217;ın halk tarafından linç edilmesinden sonra, kendisine gelip Halife olmasını rica eden ileri gelenlere verdiği cevap da bu yargımızı doğrular niteliktedir:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;Bırakın beni, benden başka birini arayın, bulun! Çünkü görüyorum ben, bu işin sonunda çok işler var; çok renklere boyanacak bu iş. Öyle bir hâle gelecek ki yürekler dayanamayacak, akıllar almayacak. Çevre sislendi, delil inkâr edilir oldu. Davetinize uyarsam, biliyorum neye uğrayacağım. Beni bırakırsanız, ben de içinizden biri gibi olurum; kimi emir yaparsanız onu dinlerim, ona itâat ederim; benim size vezir olmam, emir olmamdan daha hayırlıdır sizin için.&#8221; </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Çünkü İmam Ali ve evlatları, yani Ehlibeyt, İslam&#8217;ın başından beri sahip olduğu inanç ve değerlerin korunması için ciddi ve acılı bir gayretin temsilcisi ve öncüsü oldular. Onlar için İslam&#8217;a uymak esastı. Yöneticilerin buna göre davranmaları, işi saptırmamaları başlıca ilke olmalıydı. Oysa daha önce keyfi bir dönem yaşanmış, en çok da Osman&#8217;ın yapıp ettikleri, bir çok şeyin bozulmasına yolaçmış, din bir başka mecraya sokulmaya çalışılmıştı. İmam Ali, tüm karşı çıkışlarına rağmen, halk tarafından halife yapılıp işbaşına geldiğinin hemen ikinci günü verdiği hutbede Osman&#8217;ın yaptıklarını ve kendisinin yapacağı düzeltmeleri şöyle dile getirir:</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">&#8221;Osman&#8217;ın şuna-buna verdiği arazinin, şuna-buna verdiği malların hepsi de Allah malıdır; âmmenin hakkıdır; hepsi bâtıldır ve hepsi Beytü-l Mal&#8217;e alınacaktır. Hatta evlendiği kadınlarla, parasiyle aldığı cariyeleri bile bulursam, onları bile ona ait saymam. Çünkü adâlette genişlik vardır; adâletle hükmetmekte âciz olan kişi, cebirle hükmederse, daha da âciz bir hâle düşer.&#8221;</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Çarçur edilmiş olan para ve malların büyük bir bölümünü Beytülmal&#8217;e alan İmam Ali, bu kurumda ciddi bir düzenleme yaparak, kendisi dahil herkese sadece üçer dinar verilmesini kararlaştırdı. Geçmişte büyük maaş ve ikramlarla ödüllendirilmiş bulunanlar bu durumdan büyük rahatsızlık duyarak İmam&#8217;ın karşısına geçtiler. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Peygamber&#8217;in Veda Haccı&#8217;ndan dönerken Gadiru Humm&#8217;da yaptığı konuşmaya, vasiyetnamesini yazdırmak istemesindeki duyarlığına bakılırsa, O&#8217;nun da kendisinden sonra olacaklar konusunda ciddi endişeler taşıdığı söylenebilir. Bu konuşmasında İmam Ali&#8217;yi yerine vasi tayin ettiğini bildirmesi, ümmetinden Kur&#8217;an&#8217;a ve Ehlibeyt&#8217;e saygılı davranmalarını istemesinin sadece bir rastlantı eseri olmadığı anlaşılıyor. Mâide Sûresi, 5. Âyeti&#8217;nin gereği, yani Allah´ın emri olarak sözkonusu hutbenin irad edilmiş olması bile, İmam Ali&#8217;nin halife olmasına, haksızlıklarla karşılaşmamasına yetmedi. Bir yolunu bulup Ebu Bekir&#8217;i, ardından da Ömer ve Osman&#8217;ın halife yapmaları, sıra Ali&#8217;ye geldiğinde ise Şam Valisi Muaviye&#8217;nin, Osman&#8217;ın ölümünü bahane ederek ayaklanması, boşuna değildi. Çünkü İmam Ali ve evlatlarının sahip oldukları İslam anlayışı ile Muaviye&#8217;ninki arasında büyük fark vardı. Ehlibeyt, koşullar ne olursa olsun inancı önde tutuyor, sadakatte kusur etmiyor, inancın saptırılması girişimlerine seyirci kalmak istemiyordu. &#8220;Boylarınıza dönünce emin olduğunuz, inandığınız kişilere sözlerimi duyurun, onları çağırın; çünkü ben bu gerçeğin sörnüp yıpranmasından, yitip gitmesinden korkuyorum; ama Allah, kâfirler hoşlanmasa da nurunu parlatır&#8221; talimatının verilmesi, durumun nasıl bir noktada bulunduğunu ortaya koyuyordu.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Osman zamanında temelleri atılan, Muavi&#8217;ye döneminde sistemli bir biçimde yürütülen, Ali&#8217;nin İslam anlayışı ile bağdaşmayan bir diğer politika da, Araplar&#8217;ın &#8220;asıl Müslüman&#8221;, Arap olmayan diğer halkların da &#8220;mevali (yani alınıp satılmayan köle)&#8221; olarak  sınıflandırılmasıydı. Bununla birlikte, İslam öncesi Arap gelenek ve göreneklerinin giderek İslam dininin yerine konulması, &#8220;Şeriat&#8221; etiketi altında ve daha çok da Arap milliyetçiliğini empoze eden yaklaşımın her geçen gün ağırlık kazanmaya başlaması da Ali ve evlatları tarafından kabul edilir şey değildi.<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Muaviye&#8217;ninse hesabı kendisine, Emevi saltanatının ihyasına dönüktü. İslam&#8217;ın esasları, kural ve normları, onun önüne koyduğu hedefe ulaşmasına yaradığı sürece değerli, değilse yerine başka şeyler koymakta sakınca yoktu. Emeviler, dünyanın dört bir tarafından Beytülmal&#8217;e akan büyük servete tek başına konmayı hedeflemiş, İslam&#8217;ın birçok ilkesini kendi çıkarları yönünde evriltmiş, buna karşı çıkan Ehlibeyt`i ise çıkarlarının önünde en büyük engel olarak görmüştür.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Muaviye, Hz. Ali&#8217;nin halife seçilmiş olmasını hazm edemedi, karşı çıkmak için Osman&#8217;ın öldürülmesini bahane edip Ali&#8217;yi bu olayın sorumlusu olarak gösterdi. Oysa Ali ve çocukları Osman&#8217;ı kurtarmak için çok çaba göstermişlerdi. Ali ile Muaviye arasında başgösteren Sıffın Savaşı&#8217;nda Muaviye kuvvetleri yenilmek üzereyken, ortaya atılan hileli bir öneri sonucu (Hakem olayı), zaman Muaviye yararına işlemeye başladı. Ali&#8217;nin bir rivayete göre Küfe&#8217;nin dar sokaklarından birinde kıstırılıp ağır yaralanması, bir diğer rivayete göre ise Küfe mescidinin önünde bir Harici tarafından 19 ramazan 661&#8217;de zehirli kılıç darbesiyle yaralanıp üç gün sonra şahadete ermesi, Muaviye&#8217;nin önünü açtı.<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kerbela Faciası:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><img style="width: 200px; height: 303px" src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/kerbelaimam_huseyinin_sehid_oldugu_son_savas_maktelali_resul_tiem.jpg" border="0" alt="kerbelaimam_huseyinin_sehid_oldugu_son_savas_maktelali_resul_tiem.jpg" title="kerbelaimam_huseyinin_sehid_oldugu_son_savas_maktelali_resul_tiem.jpg" hspace="5" vspace="5" width="200" height="303" align="left" />İmam Hasan&#8217;ın şehit edilmesinden sonra, Ümeyyeoğulları&#8217;nın çekindiği tek kişi İmam Hüseyin&#8217;di. Muaviye daha ölmeden önce, bunun önemini oğlu Yezit&#8217;e anlatmıştı. Hüseyin, Muaviye&#8217;ye ne biat etmiş ne de yüz vermişti. Muaviye, daha ölmeden, oğluna yeteri kadar destek bulabilmek amacıyla İmam Hüseyin&#8217;e bir mektup yazmış, fakat sert bir cevapla karşılaşmıştı. Hüseyin cevabi mektubunda şöyle diyordu:</span> </p>
<p align="justify"> <strong><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;Halka senin hükmetmenden daha büyük bir fitne bilmiyorum&#8221;.</span></strong> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bununla birlikte, Muaviye&#8217;nin yaptığı kötülükleri bir bir sayıp dökerek, Yezit gibi &#8220;ahlaksız bir adamı&#8221; halife diye dayatmasını kınıyordu. İmam Hüseyin bir inanç önderi olarak dünya malına, saltanata değil, sahip olduğu inanca ve onun pürüzsüz olarak varlığını korumasına önem veriyordu. <br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Muaviye, 680&#8217;de öldü ve Yezit halife oldu. Emevi saltanatının tam da bu esnada sahib olduğu debdebeyi, a. Gölpınarlı şu sözlerle ifade ediyor:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;&#8230; Müslümanlıkta saltanat sarayıyla-debdebesiyle, vezirleriyle-nedimeleriyle, ordusuyla-kumandanlarıyla, zındanlarıyla-celladıyla, ihsanıyla-inamıyla, zulmüyle-kahrıyla ve saltanat hanedanıyla-keyfi idaresiyle, hazinesiyle ve yoksul, sürünen halkıyla kurulmuştu. Kisralar, Arap Kisrası&#8217;nın makamını bir bir alacaklardı; Roma İmparatorluğu, ayrı bir dille, hükümlerine baş eğilmeyen bir dinle, fakat İslam kisvesine bürünerek tarih alanına çıkmıştı artık. Kendisine böyle bir saltanatı devreden babası ölürken bile başucunda bulunmak lüzumunu duymayan, avlanmakla gönül eğleyen Yezid, gününü-gecesini çalgı-çağanak dinlemekle, köçek-çengi oynatmakla, içip kendinden geçmekle sürdürmeyi adet edinmiş bir kişiydi&#8230;&#8221; Yezit ilk iş olarak Medine Valisi Velid&#8217;e bir mektup göndererek, derhal Hüseyin&#8217;i çağırıp Yezit&#8217;e biatını almasını, değilse kellesini emretti. Ancak Hüseyin buna boyun eğmedi ve kellesini almaya da cesaret edemediler. Mervan «Hüseyin&#8217;i bırakma, hapset; giderse bir daha ele geçmez; ya biat etsin, ya boynunu vurdur» sözleriyle Velid&#8217;e çıkışınca, Yezid ve yandaşlarının niyetleri iyice açığa çıkmış oldu. Hz. Hüseyin taraftarlarının kapının önünü tutmuş olmalarının anlaşılması sonucu kan dökülmesi önlenmiş oldu. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bu olaydan bir gün sonra, İmam Hüseyin büyüklerinin kabirlerini ziyaret ettikten, Haşimoğulları&#8217;na ve Basralılar&#8217;a birer mektup yazdıktan sonra Kûfe&#8217;ye gitmek üzere harekete geçti. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Haşimoğulları&#8217;na, yani akrabalarına yazdığı mektupda &#8220;Kendileriyle gelenlerin şehid olacaklarını, kendilerine uymayıp kalanların da bir fethe, bir huzura erişemeyeceklerini&#8221; bildirdi. Basralılar&#8217;a hitaben yazdığı mektubunda ise, karşı karşıya bulunulan durumu ve hareketinin gerekçelerini anlatıyordu. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Mekke&#8217;de kalması ve olmazsa Yemen&#8217;e gitmesi gibi önerilere iltifat etmeden, kendisine mektup yazıp dâvet eden Kûfeliler&#8217;e daha önce söz verdiğini, bu nedenle oraya gideceğini bildirdi. Bu yüzden gerekli hazırlıkların yapılması amacıyla Amcası Akil&#8217;in oğlu Müslüm&#8217;ü önden gönderdi. Yezid, bu sırada Kûfe&#8217;ye Ziyad&#8217;ın oğlu Abdullah´ı Vali tayin etmişti. Sonunda Müslüm&#8217;ün Kûfe&#8217;de olduğunu öğrenen Abdullah bin Ziyad, Kûfeliler&#8217;in ihanetinden de yararlanarak onu ve çocuklarını bazı yandaşlarıyla birlikte katletti. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Denilir ki İmam, bu acı haberi ve Küfeliler&#8217;in ihanetini Kerbela yolundayken öğrenir ve şöyle söyler:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Dünya güzel gelse de, iyi saysan onu sen,<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Allah&#8217;ın sevap yurdu daha güzel, bir bilsen,<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bırakılmak içindir toplanan bütün mallar;<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Öyleyse neden düşkün mallara insan, neden? <br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Değil mi ki bedenler ölüm için çatılmış<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Daha üstün elbette Allah yolunda ölmen, kılıçla öldürülmen<br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Allah esenlik versin ey Ahmed soyu size<br /> Görüyorum yakında ayrılacağım sizden.</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kerbelâ; Bağdat`ın 90 km kadar güneybatısına düşen, Fırat`ın sağ kıyısından 25 km uzaklıkta, Irak sınırları içinde, çöl sayılan bir yörenin adıdır. Aleviler buradan bahsederken &quot;Kerb-ü belâ&quot;, &quot;Gelbelâ&quot; gibi duydukları acıyı dile getiren deyimler de kullanırlar. Kerbelâ olayının meydana geldiği zaman bir çölden ibaret olan burası Osmanlılar zamanında bir şehir halini almıştır. Kerbelâ, İslam tarihinde Hz. Hüseyin, ailesi, akrabaları ve dostlarının, Muaviye oğlu Yezit tarafından burada ablukaya alınıp katledilmeleriyle bilinen bir yerdir.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Tarih, Hicret&#8217;in 61. yılı Muharrem ayının onuncu gecesini, yani 10 Ekim 680&#8217;i<img src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/kerbelaimam_huseyin_yezidin_ordusuna_sesleniyor_hadika_bl.jpg" border="0" alt="kerbelaimam_huseyin_yezidin_ordusuna_sesleniyor_hadika_bl.jpg" title="kerbelaimam_huseyin_yezidin_ordusuna_sesleniyor_hadika_bl.jpg" hspace="5" vspace="5" width="200" height="286" align="right" /> gösteriyordu. Kerbela denilen yere ulaşmışlardı. Karşılarında ilkin 20 bin, daha sonra sayısı 30 bine çıkarılan kocaman bir ordu vardı. İmam Hüseyin&#8217;in karargâhında korku ve hüzün havasından çok âdeta bir bayram havası vardı. Herkes son savaşını en kusursuz biçimde ve kahramanca başarmak için hazırlık yapmaktaydı. Savaş düzenine girmekten başka çare kalmamıştı. Hüseyin sağ koluna Kayn oğlu Züheyr&#8217;i, sol tarafına da Habib&#8217;i memur etmişti. Sancaksa Eb&#8217;ül Fazl Abbâs&#8217;ın elindeydi. İlkin İmam Hüseyin öne çıkıp kendisini tanıttı ve herhangi bir kusuru bulunmadığını yineledi. Düşmansa &#8221;Yezid&#8217;e biat etmedikçe, bu sözlerin yararı yok&#8221; dedi ve Sa&#8217;doğlu, yayını gerip ilk oku Hz. Hüseyin&#8217;e atarak, savaşı başlatmış oldu.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Evet, savaş başlamıştı. Hurri Riyahi, Yezid ordusunda yeraldığı için çoktan pişman olmuştu. Yanında oğlu, kardeşi ve kölesi olduğu halde, Yezid ordusundan ayrılarak, at sürüp İmam&#8217;ın huzuruna geldiler. &#8221;Mahçubum. İlk karşı duran bendim, izin verin ilk ölen de ben olayım!&#8221; dedi. Kahramanca dövüştükten sonra ilkin Hurr ve ardından da kardeşi, oğlu ve kölesi şehid oldular.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bunları Avsece oğlu Müslüm, Muzahir oğlu Habib, Ebû-Veheb Abdullah ve annesi, Ebu Sumame, Habib, İmam Hüseyin oğlu Ali Ekber, İmam Hasan oğlu Kasım ve bir kardeşi, Ebül Fazl Abbas, İmam Hüseyin oğlu henüz altı aylık olan Asgar gibi onlarcası peşpeşe sehid oldular&#8230;<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Zeynel Abidin 24 yaşlarında ve hastaydı. Meydana girip savaşmak istedi, ama İmam Hüseyin izin vermedi. Soyunun, Ehl-i Beyt soyunun yürümesi için onun yaşamasının gerekli olduğunu bildirdi.<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><img src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/kerbelahurrun_sehid_olmasi_hadika_bl.jpg" border="0" alt="kerbelahurrun_sehid_olmasi_hadika_bl.jpg" title="kerbelahurrun_sehid_olmasi_hadika_bl.jpg" hspace="5" vspace="5" width="200" height="327" align="left" />Sıra İmam Hüseyin&#8217;e geldiğinde, artık geride erkek kalmamıştı. Kahramanca dövüştü ve sonunda ordunun dört koldan saldırması sonucu şehid oldu. Kimse başını kesmeye cesaret edemedi. Ancak Şimr koşup, oniki kılıç darbesiyle başını kesti.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Toplam 72 kişi şehit olmuştu.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Hz. Hüseyin&#8217;in başı ve diğer başlar ile esirler ise Şam&#8217;a, Yezit&#8217;e gönderildi.<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Evet, Şah Hüseyn-i Kerbela&#8217;nın çok güzel belirttikleri gibi, &#8220;suret aleminde&#8221; yani görünürde 72 kişi, 30 bin kişilik bir zulüm ordusuyla kahramanca dövüşmüş ve fakat yine &#8220;bu alemde&#8221; yenilmişti. Ne var ki söz konusu Emevi ordusu ve önderi Yezit; insanlık vicdanında ve mana aleminde &#8220;lanet&#8221; damgasını yemiş, İmam Hüseyin ve yandaşları karşısında tarih boyunca yenilmişti. İnsanoğlunun nefretle yükselttiği &#8221;lanet Yezid&#8217;e!&#8221; sesleri arasında sayısız kereler kahrolmuştu. Dahası işlediği bu insanlık ayıbının utancıyla, belleklerden silinmeyen bir kötülüğün, insanlık tarihi boyunca işlenebilecek kötülüklerin sembolü olarak anılacak ve daha nice bin yıllar &#8221;lanet&#8221;e müstehak görülmeye devam edecektir.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Muharrem Mâtemi Erkânı:</strong></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Daha önce belirtildiği gibi, Kurban Bayramı&#8217;nın ilk gününden başlayarak 20 gün sayıldıktan sonra, yirminci günün akşamı, yer yer farklı olmakla birlikte şu &#8220;niyet tercümanı&#8221; okunarak niyet edilir:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Er Hak- Muhammed-Ali âşkına, İmâm Hüseyin Efendimiz&#8217;in susuzluk orucu niyetine, Kerbelâ&#8217;da şehid olanların tertemiz ruhlarına, Fâtıma-tüz Zehra&#8217;nın şefaatına, Oniki İmamlar, Ondört Masum-u Pakların şevkına!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Onyedi Kemerbestler&#8217;in hürmetine; hazır, gaip ve gerçek erenlerin himmetleri üzerimizde hazır ve nazır ola. Yuf münkire, lanet Yezid&#8217;e, rahmet mümine!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Gerçek erenler demine, dost erenler hü!<br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Sekkahüm ya Hüseyin!<br /> Allah eyvallah hü dost!&#8221;</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Alevi toplumunda, oniki gün süresince, Hz. Hüseyin&#8217;i ve Kerbelâ şehidlerini anma ve Yezid&#8217;e lânet okuma anlamında, hemen hemen her dakika değerlendirilebilir. Bu tümüyle kişinin kendisine ve ona uygun düşen koşullara bağlıdır. Bunu belirli sözlerle sınırlamanın olanağı yok.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">İftar zamanı saat ve dakika ile belirlenmiş değil, bu genellikle akşamın geç dakikalarına tekabül eder. Gecenin onikisinden önce ve aşırı derecede doymamak üzere, sadece bir kez yenir, tâ ertesi gün aynı zamana kadar<strong>.</strong> Buna <strong>&#8220;iftar&#8221; değil &#8220;ağız mühürü&#8221;</strong> olarak adlandırılır. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Ağız mühürünü bozmak ya da iftar için genellikle şu tercüman okunur:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">İmam Hüseyin&#8217;e, onun soyuna ve dostlarına selâm olsun! Yezide, soyuna ve yandaşlarına sed hezaran (yüz bin kere) lanet olsun! <br /> Hak matem oruçlarımızı kabul eylesin. Gerçeğe Hü!&#8221;</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Yasın bitiminde, Aşure kazanının başında okunacak dua şöyledir:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bârekallah, şehidler Şâhı İmam Hüseyin Efendimiz&#8217;in ve Kerbelâ şehidlerinin yüce ruhlarının şâd olması için bârekallah! <br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Cümle erenlerin ruhları için bârekallah! <br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kurbanlarımızın kabülü için bârekallah!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Âhirete göçenlerimiz ve yaşamakta olanlarımız için bârekallah! <br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket vermesi için bârekallah! <br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Muhammed Mustafa, Ali el-Murtaza, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli hakkı için barekallah!<br /> Gerçeğe Hü!&#8221;</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Aşure yendikten sonra da şu dua okunur:</strong></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Allah-Muhammed ya Ali!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Oniki İmam Efendilerimiz&#8217;in ruh-u revanları şad-ü handan ola!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Münkir-münafıklar mat ola!<br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Müminler şad ola!<br /> Cümlemize Hak&#8217;dan hayırlı kısmetlerin verilmesi için Nur-u Nebi, kerem-i Ali, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli demine Hü!</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Matem süresince, Matem&#8217;le ilgili bilgilendirme yapılır, kitaplar okunur ve dualar edilir.</span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/muharrem-matemy-ve-matem-orucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Kerbela Olayı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kerbela-olayy/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kerbela-olayy/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Aug 2007 19:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kaygusuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KERBELA OLAYI VE MUHARREM MATEMİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kerbela-olayy/</guid>
				<description><![CDATA[ADALET UĞRUNDA BİR ULU ŞEHİT Dr. Asghar Ali Engineer * Muharrem&#8217;in onuncu günü, bütün müslümanlar, ama özellikle Şii (ve Alevi-Bektaşi, İ.K.) müslümanlar için matem günüdür. Bu gün, Peygamber&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göçüşünün(Hicret&#8217;in) 61. yılında (M.680) torunu İmam Hüseyin&#8217;in şehit oluşunu bize anımsatır. İnsanların konuya ilişkin olarak sorduğu temel soru şu: Niçin İmam Hüseyin şehit olmayı seçmek ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>ADALET UĞRUNDA BİR ULU ŞEHİT <br /> Dr. Asghar Ali Engineer *</p>
<p> Muharrem&#8217;in onuncu günü, bütün müslümanlar, ama özellikle Şii (ve Alevi-Bektaşi, İ.K.) müslümanlar için matem günüdür. Bu gün, Peygamber&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göçüşünün(Hicret&#8217;in) 61. yılında (M.680) torunu İmam Hüseyin&#8217;in şehit oluşunu bize anımsatır. <br /> İnsanların konuya  ilişkin olarak sorduğu temel soru şu: Niçin İmam Hüseyin şehit olmayı seçmek zorundaydı? Bu bağlamda, İslam&#8217;ın, herşeyin ötesinde, toplumda temel değişiklikler yapmaya hedeflennmiş bir tasarım olduğunu göstermek ve buna dikkat etmek gereklidir. Kuran, adaletin önemini ısrarla vurgulamakta; sömürü ve baskıdan kurtulmuş bir toplum, çogunlugun arzu ve istekleri pahasına, azınlığın zenginliği elinde tutma-istifleme hırsından uzak bir toplum idealine öncelik vermektedir.     <br /> Peygamber kendi kişisel örneklemesiyle süreci harekete geçirmiş;  tam anlamıyla  adil bir biçimde,  mustad&#8217;ifin&#8217;i, yani toplumun alt kesimlerini-yoksulları, mustakbirin&#8217;e üst tabakalara karşı güçlendirmiştir. Bununla birlikte, ideallerin en yumuşağıyla bile çesitli çikar çevrelerini yok etmek kolay değildir. </p>
<p> İslamın toplumsal tasarımı, Peygamber&#8217;in ölümünü izleyen birkaç yıl içerisinde sıkıntıya girdi. Halifeliğin ilk yıllarında İslamın yayılma sınırlarının hızlı bir biçimde genişlemesiyle, çesitli güçlerde çikar çevreleri artmaya başladı. Karşilıklı danışma tartışma üzerindeki vurgusuyla,  İslam toplumunun demokratik ruhu zayıflatılmaya başladı; yolsuzluk ve zorbalık (baskıcı yönetim) alabildiğine arttı kaldırdı.   <br /> Kutsal Peygamber&#8217;in, Abuzer Gaffar gibi sahabileri bu duruma karşı çikti; servet biriktiren ve yönetim erkini kendi ellerinde toplamaya çalisanlari uyardı.  Fakat Gaffari uyarılarında başarısız oldu ve kendisi Rabza çölünde, terkedilmiş olarak öldü. İslam&#8217;da hanedan yönetimine yer yoktu, ancak Peygamber&#8217;in ölümünün henüz otuz yılı içindeyken bir hanedan (Emevi sülalesi İ.K.) yönetimi biçimi doğmuştur.<br /> İslam tarihinde ilk monarch (Monarkhos/&#61517;&#61551;&#61550;&#61537;&#61554;&#61539;&#61551;s: Yönetim erkini tek elde toplayan, kral, hükümdar, padişah vb. İ.K.) Muaviye&#8217;in oğlu Yezid oldu. İslami değerlere derinden bağlanmış olan Müslümanlar bu gelişmeden incindiler. Fakat bütün diğer hükümdarlar gibi, Yezid karşi çikislara karşi acımasız baskılara başvurdu. </p>
<p> Küfe kenti, Yezid&#8217;e karşı direnişin ana merkeziydi. Bu kentte, fethedilen ülkelerden gelmiş Arap olmayan büyük bir nüfus vardı. Her ne kadar İslam, insanlar arasından her türlü ayırımcılığı kaldırmışsa da, Arapların çogu kendi ayrıcalıklarından vazgeçmeğe hazır değillerdi. Kendileri ile İslamı kabul etmiş Arap olmayanlar arasında, onlara Arapların köleleri (mevali) gibi bakarak ayırım gözetmeğe başladılar. İslam dinini kabul etmiş, adalet beklemekte olan bu insanların kendileri de karşi ayrımcılığı hissettiler ve çok geçmeden aralarında derin bir huzursuzluk, kargaşa yayıldı.</p>
<p> Küfe aynı zamanda, Peygamber&#8217;in damadı Hz. Ali&#8217;nin yandaşları  Aleviler&#8217;in (Alids)  merkeziydi.  Hz. Ali, halife olduğu zaman  Küfe&#8217;yi başkent yapmış ve burada, tıpkı Peygamber gibi, tam anlamıyla adaleti uygulamış olduğundan dolayı,  destek için onu  ve ailesini arayan Arap olmayan halka merkez görünümü kazanmıştı. <br /> Kuran&#8217;a ilişkin öğretilerin hoşgörü gösterdiği-temsil ettiği herşeyi ortadan kaldırmakla meşgul olan ahlaksız ve zorba Yezid&#8217;e karşi ikendilerine önderlik yapması için, Ali&#8217;nin yaşayan oğlu ve ardılı İmam Hüseyin&#8217;i çagiran Küfe halk oldu.<br /> Yezid bütün Müslümanların görebildiği gibi, İslam devrimini ve onun adaletli bir toplum öngörüsünü baltalayarak,  geriye çeviren bir karşi-devrimciydi.<br /> İmam Huseyin, doğallıkla Yezid&#8217;i, İslam dünyasını yönetecek bir halife olarak kabul etmeyi reddetti. O, İslam dünyasının ruhuna karşi harekete geçen, kardeşi İmam Hasan ile Muaviye arasında yapılan andlaşmaya, yani  Muaviye&#8217;nın ölümünden sonra Halifeliğin halka (halkın arzusuna) bırakılacağı maddesine aykırı hareket eden bir  gasıpçı, bir zorba olarak gördü Yezid&#8217;i. İşte bunun için İmam Hüseyin, Yezid&#8217;e karşi mücadelelerinde Küfe halkına önderlik etmeye razı oldu<br /> Olayların bu biçime dönüşüne öfkelenen Yezid, Küfe&#8217;nin sevilen valisini alarak, yerine İbn-i Ziyad adında zalim birini atadı.  İmam Hüseyin&#8217;i Küfe yolundayken  kuşatıp, ya onu zorla teslim alması ya da öldürmesi için askeri birlikler gönderdi. İmam ve yanındakiler Kerbala&#8217;da kuşatıldı ve üç gün(?) boyunca sudan ve yiyecekten yoksun bırakıldılar. Hicretin 61.yılında Muharrem&#8217;in onuncu günü  İmam ve 72 yandaşi Yezid&#8217;in kuvvetleri tarafından katledilmişlerdi. <br /> Hüseyin, İslam devriminin ana ilkeleri olan  adalet ve eşitliği savunurken yaşamını verdi. O, İslamın ilk ve en büyük şehididir, Şehid-i Azam&#8217;dır Hüseyin.  Müslümanlar  1400 yıldır, her  Muharrem ayında, onun yiğitlik ve dürüstlüğünü-adalet düşüncesini anarak, takdir ve övgülerini sunmaktadırlar.   <br /> (İngilizceden çeviren: İsmail Kaygusuz)</p>
<p> HALİFE ALİ (ö. 661) SONRASI  SİYASİ OLAYLAR, BÜYÜK DİRENİŞ SİMGESİ KERBELA VE KERBELA&#8217;NIN ÖCÜ </p>
<p> Ismail Kaygusuz</p>
<p> Sabailik inanç ve öğretisine felsefi açınımlar getiren, genişletip geliştiren ve çogu kurucularının adlarıyla anılan alevi hareketleri Şehristani&#8217;nin verdiği bilgileri temel alarak sırasıyla incelemeyi sürdüreceğiz. Bunlardan bazıları toplumsal ve siyasi hareketler biçiminde örgütlenmis ve kitleleri peşine takarak egemenlere karşi ayaklanmış. Zalimlere başkaldırmış, direnmiş, çokça kırılmışlar; yeniden toparlanmışlar. Bazıları  ise marjinal gruplar olarak toplumu ve yönetimleri sarsmış, inançları uğruna canlarını seve seve vermekten çekinmemislerdir. Ancak bunları tek tek incelemeye geçmeden önce, elbette ki Ali sonrası tarihsel olayları, gelişmeleri  ve özellikle Kerbela olayını gözden geçirmekte yarar var.</p>
<p> Önce  J. Wellhausen&#8217;in Ali sonrası siyasi analizine kısaca göz attıktan sonra dönem hakkında görüş ve yorumlarımızı sürdürelim. </p>
<p> &#8220;Ali, Osman&#8217;a karşı  yapılan ihtilal hareketindeki grup başkanlarının önemli dayanağını oluşturan Iraklıları yanında tutmayı başarmış. Yönetim merkezini Küfe&#8217;ye taşiyarak, dönek rakipleriyle kanlı bir çekismeden (Talha, Zübeyr, Ayşe ve Camel savaşı kastediliyor. İ.K.) sonra da olsa Basrayı kendi tarafına kazanmıştı. Muaviye&#8217;nin arkasında,  uzun zamandan beri  yönetmekte bulunduğu Suriye duruyordu. Onunla Ali arasındaki  mücadele bir Suriye-Irak savaşina dönüştü. Bu mücadele Ali&#8217;nin öldürülmesiyle  Iraklıların aleyhine sonuçlandı. Ancak bunlar Muaviye&#8217;nin kurduğu devlet içindeki birliğe zorla ve görünüşte katıldılar. Ali, ölümünden sonra  Suriye boyunduruğuna karşi muhaliflerinin bayrağı oldu. Iraklılar, Küfe&#8217;nin İslamın merkezi olduğu ve devletin merkez hazinesinin sahip bulunduğu kısa devreyi, idealleri olarak anılarında korudular. Böylece Irak&#8217;a yerleşen Şia önceleri parti değil, bütün eyaletin siyasi düşüncesinin ifadesiydi. Hemen  hemen bütün Iraklılar ve özellikle Küfeliler, tek tek değil bağlı bulundukları kabile başkanlarıyla birlikte  Şii&#8217;ydiler. Aralarında derece farkı olmakla birlikte Ali bunlar için, yurtlarının kaybedilmiş ihtişamı, yitirilmiş büyüklüğü anlamına geliyordu. Yaşadığı  yıllarda sahip olmadığı, şahsına ve ailesine karşi büyük hürmet ve itibar, işte bu düşünceden doğmuştur. Ancak, Ali&#8217;nin adına bağlı gerçek kült, karanlık bir tarikatın kucağında çok daha önceden faaliyet göstermekteydi. Muaviye, Irak&#8217;ı itaatı altına alır almaz, Mugira b. Şube&#8217;yi Küfe&#8217;ye vali olarak atadı. Ondan her Cuma namazında mimberden Ali&#8217;ye  lanet okumasını, küfretmesini istedi&#8230;&#8221;   (J. Wellhausen, agy s.90vd.) </p>
<p> J. Wellhausen, bu siyaset analizinde kuvvetle altını çizmemis olsa da, aslında çok önemli olan Ali&#8217;nin adına bağlı ikili muhalefet gerçeğini  ortaya koyuyor. Birincisi, başta Küfeliler olmak üzere Irak eyaleti kentlerinde yaşayan büyük toprak sahipleri, kabile başkanları ve beş yıllık hilafet döneminde Ali&#8217;nin yönetim çevresini oluşturan askeri aristokrasisi gibi sınıfların Şii muhallefetiydi. Bu ayrıcalıklı yüksek sınıflar &#8220;kaybetmiş oldukları ihtişamlarına&#8221; kavuşmak, &#8220;merkezi devlet hazinesini&#8221;  ellerine geçirmek  için Ali&#8217;yi bayrak yaparak partileşmiş Şia idi. </p>
<p> Bunlar çıkarlarının doğrultusunda Ali yandaşi, yani Şia olmuşlardı. Yaşadığı muhalefet yıllarında ona itibar etmeyen bu kesimlerin amacı, şimdi Ali&#8217;nin anısını ve evlatlarını  kendilerine bayrak yapıp kitleleri peşlerinden sürükleyerek &#8211; sadece Şam&#8217;ın boyunduruğuna  muhalefet etmek için değil- iktidarı onların adına elde etmek ve kendileri kullanmaktı. İktidarı hem zor kullanarak hem de siyasi hilelerle ele geçirmiş Şam yönetimini oluşturan sınıflardan farkı yoktu. Ancak  Şamdakiler daha güçlü, baskın  ve zorbaydılar. Küfe&#8217;deki bu yüksek muhalif sınıfların  dini de -adının Şii olması hiç farketmiyor- ortodoks İslamdı. Birisi, yani Emeviler  Ali&#8217;den nefret ederek, onu lanetleyerek İslam İmparatorluğunun başinda oturmakta. Diğeri ise, yani Iraklı Şiiler Ali sevgisi gösterisi içinde onun adından ve aile bireylerinden yararlanarak  iktidarı yakalamak umuduyla muhalefet oldular. Ama savaşım gerektiğinde, göğüs göğüse vuruşmak gerektiğinde saf  değiştirmekte tereddüt etmediler. Örnegin Küfeli Şiiler çok sever göründükleri Ali&#8217;ye de yaptılar; oğulları Hasan&#8217;a ve Hüseyin&#8217;e de, Hüseyin&#8217;in torunu Zeyd&#8217;e de&#8230; Üçünü de kandırıp katledilmelerine neden oldular.  Çünkü üst sınıflar olarak kesimsel çeliskileri sadece toprak, ganimet ve köle paylaşimından az veya çok  kazançlı çikmakti. Çeliskileri, yaşamda kalıp kalmama, can pahası mücadele değildi. Bu sınıfların iktidar ve muhalefetler olarak yaşaması, avam (çogl.amme) diyerek aşağıladıkları halkın; yani yoksul çogunlugun ve emekçi kölelerin sömürülmesine, onların tam bir baskı altında  tutulmasına bağlıydı. </p>
<p> O dönemde muhalif halk çoğunluğu da, Ali&#8217;ye ve onun soyundan gelenlere, yani Ehlibeyt soylulara karşi nefret  ve sevgi temelinde bölünmüşlüğü yaşiyordu. Sınıfsal çikarlari çelistigi için Şam iktidarı, ne Ali hilafeti  yönetim çevresi tarafından Nehrivan&#8217;da kırılan Haricilere yardımcı olmuş, ne de onu katlettikten sonra, bu büyük nefretlerinden dolayı onlara sahip çikmistir. Tam tersine 657&#8217;den 749&#8217;lara, yani Emevi hanedanlığı yokoluncaya dek Harici hareketlerini heryerde ezmiştir. Uzun dönemli bir halk hareketi olan Haricilik, dönemin nesnel koşullarında yanlış yönlendirilmiş, yaratılmış kabul ettikleri Kur&#8217;an&#8217;a daha fazla  bağlı ve daha iyi müslüman olduğunu iddia eden ortodoks karakterli başkaldırılar olarak  sürdü. Gelecekte Abbasiler zamanınında   alevi halk hareketleriyle bütünleşip kaybolacaktır&#8230;</p>
<p> Wellhausen&#8217;in Ali sonrası siyasi analizinde belirttiği ve &#8220;Ali&#8217;nin adına bağlı gerçek kült, karanlık bir tarikatın kucağında çok daha önceden faaliyet göstermekteydi&#8221;cümlesiyle  geçiştirdiği ikinci muhalefeti kuşkusuz Sabailer oluşturuyordu. Yukarıda açıkladığımız gibi, Ali&#8217;nin 661&#8217;de katledilmesinden sonra Abdullah İbn Saba&#8217;nın  onun ölmedigini, gökyüzünde bulutlara büründüğünü ve başka bir donda soyundan gelenlerle dünyaya inip kendilerini kurtaracağını  yayıyordu. Halife olmasında çok önemli rol oynamış Sabailer&#8217;in, Küfe merkez yapıldıktan sonra  Ali&#8217;nin Küfeli Şii hilafet çevresi tarafından geri plana itilmiş olduğu kesindir. </p>
<p> Ölümünden sonra da  Iraklı Şii muhalefet, Ali&#8217;yi tanrılaştıran bu muhalefet grubu yanına almamış, tam tersine  gulat (aşirı, taşkın) sayıp dışlamış ve haklarında aynı şeyi düşünen düşmanları Emeviler karşisında yalnız bırakmaktan çekinmemislerdir.  Ali&#8217;ye isnat edilen &#8216;Abdullah İbn Saba ve yandaşlarını ateşe atan&#8217; bizzat Emevi yönetimiydi. Ama, sadece ortodoks İslam adına, Ali&#8217;nin tanrılığına inandıkları için değil, daha çok onları Osman&#8217;ın katilleri olarak ateşle cezalandırılmış olmalılar. Demek ki, yeni başkaldırı hareketlerine gözdağı vermiş oluyorlardı.</p>
<p> Böylece önderleri öldürülen Sabailer yeraltına itilmişler, Julius Wellhausen&#8217;in dediği gibi  &#8220;Ali&#8217;ye bağlı gerçek kült (inanç) karanlık tarikatın kucağında&#8221; yoksul halkın, kölelerin-azatlıların  kinleri gelişip büyüyordu.  Muaviye ile uzlaşmak zorunda kalmış İmam Hasan&#8217;a ne de Kerbala öncesi Hüseyin&#8217;e yaklaşamadıkları anlaşilıyor. Ama, Ali&#8217;nin ölümünden 20 yıl sonra Kerbala&#8217;nın öcünü almak için Kaysaniler (Hanafiyya-Muhtariyya) olarak ortaya çikmalari, onların Muhammed İbn al-Hanefi (Hasan&#8217;la Hüseyin&#8217;in üvey kardeşi) çevresinde güçlendiklerini gösteriyor. Bu yıllar içinde Hasan ve Hüseyin&#8217;in Emevi yönetimiyle mücadeleleri ve Iraklı Şiiler&#8217;in tutum ve davranışlarına bir göz atıp, Kerbela olayına girelim.. </p>
<p> 1 Ali Gibi Barışcıl Siyaset İzleyen Hasan ve Muaviye Anlaşması Üzerine</p>
<p> Sünni İslam dışında ve kendilerini Caferi diye adlandıran Şiiler ile Alevi-Bektaşiler İmam Hüseyin ve Kerbela şehitleri için yas ayı kabul ettikleri Muharrem ayında oniki gün oruç tutarlar. Her yıl Kurban bayramının ilk gününden itibarın, üçüncü haftanın son günü başlatılan İslamın bu kesimleri için Muharrem orucu, aynı zamanda Tanrıya ibadet olarak algılanmaktadır. İmam Hüseyin&#8217;in şehit edildiği gün olan orucun sonunda Şiiler, zincirlerle döverek, kesici aletlerle yaralayarak kendikendilerine işkence ederler. Bu şekilde ıztırap çekerek, İmam Hüseyin&#8217;in o korkunç ve dayanılmaz acılarına ortak olduklarına inanırlar. Alevilerde ise hiç su içmedikleri Muharrem orucu, onikinci gün aşure çorbasinin pişirilip dağıtılmasıyla son bulur. O gece Cem yapılır ve Kerbela olayını anlatan, saz eşliğinde özel makamla okunan Mersiyeler (ağıtlar) söylenir; şehitler için ağlar, gözyaşi dökerler ve Yezid&#8217;e lanet okurlar Cem&#8217;e katılmış olan canlar. Yine Alevi-Bektaşilerin Muharrem dışında da Görgü Cemleri, &#8216;Cem Birleme&#8217; adını verdikleri törende, su ya da şerbet dağıtılırken, İmam Hüseyin ve Kerbela şehitlerini anan övgü ve sevgi nefesleri söylenerek (tevella), Yezit ve Muaviye&#8217;ye lanetler okunarak (teberra) sona erdirilir.</p>
<p> İslam tarihinde korkunç ve dengesiz bir siyasal olay olan Kerbela kırımı ve İmam Hasan ile Hüseyin üzerinde, nesnel bakış açısından yaklaşimla yorumlamayı deneyeceğiz.   </p>
<p> Ali, harici İbni Mülcem tarafından şehit edildiğinde (661) ikinci imam Hasan otuz yedi yaşinda bulunuyordu. Al Müctaba (seçkin, seçilmiş) sıfatını taşiyan Hasan&#8217;ın Muaviye&#8217;ye boyun eğmesi ve onu İslam halifesi olarak kabullenmesi iki türlü değerlendirilmektedir: Birinci değerlendirmede Hasan acımasızca eleştirilerek halifeliği savaşsız Muaviye&#8217;ye teslim ettiği için onunla alay edilmiş. Batılı ve tarafsız (!) görünen  bazı tarihçiler tarafından, kadınlara aşirı düşkün, öngörüsüz, iktidarsız, lüks ve rahat yaşam isteyen biri olarak betimlenmiştir. Hatta J. Wellhausen, &#8220;Hasan, hak ve hukukunu şerefsizce satmıştır&#8221;diyerek hakarete kadar vardırmıştır. ( Julius Wellhausen, Çev. Fikret Işiltan, agy., Ankara-1989, s. 157) Avrupa merkezci  idealist tarihçiler, İmam Hasan&#8217;ı alçaklık ve korkaklıkla suçlamış; Emevi ve Harici yandaşi, daha sonraları Abbasi dönemi Sünni tarihçi yazar ve şairlerin anlattıklarını temel almışlardır. <br /> Şii tarihçi ve yazarlar ise bu değerlendirmeyi asla kabul etmezler. Onlar, Küfeli Şiiler ve orada bulunan ordunun başindaki Ali&#8217;nin Medineli  ve Mekkeli dostları tarafından seçilen Hasan&#8217;ın halifelikten çekilmesini, alçakça bir zayıflık ve korkaklık değil, tersine gerçekçi ve şefkat-merhamet dolu bir olay olarak gösteriyorlar.</p>
<p> Yaklaşık  40 bin kişilik ordunun başinda, babasının öcünü almak için Haricileri takibeden Hasan, Muaviye&#8217;nin başinda bulunduğu Suriye ordusuyla  karşilaştı. Kendisine haber gönderip müzakere isteyen Muaviye, öbür yandan  Küfeliler arasına soktuğu gizli adamlarıyla yaydığı yalan haberler ve dağıttığı rüşvet Hasan&#8217;ın ordusunu parçaladı. Çesitli kabilelerden oluşan birlikler uyuşmazlığa düştü ve Hasan&#8217;ı yüzüstü bıraktılar. Bir kısmı  ona başkaldırdı, bir kısmı Muaviye ordusuna katıldı.Hatta Hasan&#8217;nın çadirini yağmalamaya giriştiler. Dolayısıyla Hasan yanında kalan bir avuç yandaşi ve yakınlarının kanı dökülmesin diye halifelikten vazgeçip Medine&#8217;ye çekildi. (Moojan Momen, An Introduction to Shi&#8217;i Islam, Yale University Press-1985, s.26-27)</p>
<p> Elbette ki Hasan, ne bir korkak ve alçak, ne de onursuzca hukukunu satmıştır. Ancak İmam Hasan; çok kurnaz bir politikacı olduğu kadar, hem silah hem de ekonomik zenginliği elinde bulunduran egemen sınıfların temsilcisi Muaviye tarafından rahatlıkla tuzağa düşürülecek kadar zayıf ve deneyimsizdi. Hasan&#8217;ın hasmı öylesine kurnaz ve hilekar politikacıydı ki, Sıffin savaşinda kaybetmek üzere olduğu anda bile durumu lehine çevirebilmisti. Oysa Ali, Muaviye ve Amr ibn ül As&#8217;ın  hileleriyle, yendiği halde yenilmiş sayıldığı sözü edilen savaşin hemen arkasından, toparlanamadan Muaviye&#8217;nin üzerine gitmesi gerekirken, arkadan vurmamaları için kendisini terkeden Hariciler&#8217;e yüklenmiş ve bir süre sonra onların büyük bir kısmını Nehrivan&#8217;da kılıçtan geçirmişti.  Küfe&#8217;yi Halifelik merkezi olarak hazırladıktan sonra bunu yapması Muaviye&#8217;yi daha da güçlendirmiş, hatta bu arada aynı hilekar siyasetiyle Mısır eyaletini de ele geçirmişti. </p>
<p> Hasan&#8217;ın durum değerlendirmesi yapmadan, gücünü ve ordusunun sadakatini tam anlamadan, asıl düşmanını gözden kaçırarak, salt babasının öcünü almak için Haricilerin üzerine gitmesi doğru değildi. Çevresinin etkisiyle Hasan&#8217;ın bu aceleciliği, Muaviye&#8217;nin çok işine yaradı. Muaviye, Küfe&#8217;deki Halifelik yönetim çevresindeki sınıfların tereddütlerini ve  Hasan&#8217;ın asıl, bir toplumsal ihtilalle babasını halife yapmış olan aşağı sınıflardan halklarla, yani Sabailerle ilişkilerinin kopukluğunu gördü. Çikar gruplarını rahatlıkla satın aldı. Müzakereler sırasında Hasan&#8217;a, kendi durumlarının tıpkı Ebubekir ile Ali arasındaki halifelik anlaşmazlığına benzediği haberini göndermişti. Ebubekir&#8217;i tutan kabile şeflerinin çoklugu yanında, yönetime daha layık olsa bile Ali&#8217;nin zayıf oluşu, onu evine kapanmaya zorunlu kılmıştı. Hasan&#8217;ın böyle yapmak zorunda olduğunu açık açık söylüyordu. İşte Hasan, Muaviye&#8217;nin bu değerlendirmesinin doğruluğunu görerek, babası gibi evine ve inancına sığınmak zorunda kalmıştır. 17.yüzyılda yaşamış, 4. İmam Zeynelabidin&#8217;in oğlu Zeyd soyundan gelen Senirkentli Veli Baba, Menakıbname&#8217;sinde anlaşmayı dönemin türkçesiyle şöyle  anlatmaktadır:</p>
<p> &#8220;Hz. Murtaza&#8217;nın şehadetinden sonra bivefa Küfi&#8217;lerin (vefasız Küfelilerin) teşvikiyle Şam üzerine ordu çekmis ise de, Anbar nahiyesinde Şam askeri karşıladığından ve zati alisi bu yolda sefk-i dem (kan dökmek) istemediğinden Muaviye ile beş şart üzerine, Muaviye&#8217;nin teklifi vecihle hicretin kırkbirinci senesinde (M.661) hakk-ı hilafetini ana terketmiş. Ve ol şartlardan evvelkisi şart: Hz. Ali K.V.ye la&#8217;n ve şetim (lanet ve küfür) olunmaya. İkincisi: İmam Hüseyn Muaviye&#8217;ye tebaiyyet itmeye  ve biat teklifinden muaf tutula. Üçüncüsü: Şam valisi Muaviye yerine kimseyi kaimmekam kılmayub (yerine kimseyi tayin etmeyip), andan sonra İmam Hasan Halife-i Resulullah ola. Hz. Ali taraflısı olan bazı rical (ileri gelenler) incitilmeye ve hapishanede ise koyverile. Beşincisi: Her sene İmam Hasan Basra&#8217;dan ikiyüz bin guruş ala ( Kuruş, gümüş dirhem karşılığı olabilir! İ.K.) Zira Şah-ı vilayet (Hz.Ali) şehid oldu. Yirmi iki evlad ve dört nisa&#8217;ye (kadına) sekizyüz guruşluk malı kaldı. Bu sebebten Evlad-ı Ali cümlesi fakıyr idiler. Lakin Muaviye beş şartın dördünü kabul ittim. Beşincisi La&#8217;nı Ali ve sebbi Ali (Ali&#8217;ye lanet ve küfür) olmamak kabil değildir. Meğer ki İmam Hasan kanğı camide bulunur ise, o camide sebb ve la&#8217;nı Ali olunmasın, başka olmak mümkün değildir, didi.  Hah-ı nahah (ister istemez) tarafeynden kabul ittiler. Badehu (bunun üzerine) dairesi halkıyla (Hasan) Medine-i Münevvera&#8217;ye giderek kuşe-i inzivaya çekilmis idi.&#8221;  (Veli Baba Menakıbname&#8217;si, Haz. Doç.Dr. Bedri Noyan, İstanbul-1993, s.82)    </p>
<p> Hasan&#8217;ın ne denli yalnız kalmış olduğu, bu koşulların ileri sürülmesi ve kabul edilmesinden anlaşilmaktadır. Sorumluluğunu yüklendiği ailesini açlığa tutsak kılmamak için, babasına cami mimberlerinden  küfredilmesini bile sineye çekmistir Hasan. Kuşkusuz sadece Hasan tarafından değil, ailecek kabul edilmiştir bu onur kırıcı koşullar. Çünkü,  Ali ailesinin başka kurtuluş yolu yoktu. Ancak Hasan aile içinde seçilmiş ikinci İmam olarak  barışçıl (pasifist) siyasetini ölümüne kadar sürdürmek zorunda değildi. Eğer Hasan Muaviye ile savaşa girseydi, Kerbala olayıyla Hüseyin&#8217;in taşidığı büyük tarihsel onur onun olurdu. Ama Ali soyu, ehlibeyt soyu tümüyle yokolurdu. Çok hırslı ve kindar bir düşman olan Sufyan oğlu Muaviye, Hasan ve yanındakileri öldürmekle kalmaz, Medine&#8217;ye ve Mekke de saldırır tüm Haşimi sülalesinin sonunu getirirdi. Ali Muaviye için, &#8220;sen ve baban istemiyerek ikiyüzlülükle İslam&#8217;a katıldınız. Peygamberin vefatıyla da eskiye döndünüz cehaletiniz bitimsiz&#8221;, dememiş miydi? Cehalet devrinin büyük kin ve düşmanlığı bitimsiz sürüp gidecekti. </p>
<p> Muaviye&#8217;nin,  yapılan anlaşmada Hasan&#8217;a, halifelikten vazgeçmesi  koşuluyla çok cömert davrandığı  görülüyor. Hasan ve yandaşlarına genel af dahil, ailesinin Medine&#8217;de rahatça yaşaması için yüklü bir mali kaynak sağlamıştı. Bazı kayıtlara göre ise,   daha ileride Muaviye&#8217;nin ölümü üzerine halifeliğin Hasan&#8217;a devredileceği koşulu bile vardı. Yapılacak olan bir savaşin kendisine daha pahalıya malolacağını bilen Muaviye bunlara seve seve razı görünecekti. Halifeliğe ilişkin madde anlaşmada gerçekten varolmalıydı ki, Hasan buna inanmış ve sekiz yıl boyunca  Medine&#8217;de, kendisine gelip Muaviye&#8217;ye başkaldırdığı takdirde, destekleyeceklerini söyleyen heyetlerin önerilerini reddetmiştir. Hiç kuşkusuz Hasan&#8217;ı ve kardeşi Hüseyin&#8217;i  ayaklanmaya zorlayan, Ali&#8217;nin ölmedigini ve onun tanrısal özünün şimdi kendilerinde tecelli ettiğini  inandıkları için bölük bölük onlara koşan Sabailerdi. Ayrıca Şii oldukları için Muaviye&#8217;nin valileri aracılığıyla Ali&#8217;ye küfrettirerek ağır baskı altında tuttuğu Küfe kaynıyordu.    </p>
<p> M. Momen, &#8220;Muaviye İmparatorluk üzerinde  öyle bir kuvvetli pençe geçirmişti ki, herhangibir başkaldırı başarısızlığa uğrardı. Üstelik Hasan söz vermiş ve bir anlaşma imzalamıştı.&#8221;diyerek, Hasan&#8217;ın ayaklanmamasına gerekçeler sıralıyor.(Agy, s.28) Bizce Hasan  bir isyanı yönetmeye kendini yetkin göremediği için barışçıl siyaset izlemek zorunluğu hissetmişti. Zaten yapamazdı. Medine&#8217;de, anlaşma uyarınca Basra&#8217;dan gelen ekonomik yardımı kabul ettiği için bir çesit gözaltı yaşiyordu.  661 ile 680 tarihleri arasındaki bu dönem, politikaya karışmamak koşuluyla verilen bu yardım, onlar için   doğrusu bir zül idi. 19 yıl Ali ailesi bir ekonomik gözaltı olan bu ayıbı yaşadı. Hasan hep Muaviyen&#8217;nin de anlaşmaya uyacağına inanmak istiyordu. Elbette ki uymadı ve 669 yılında, henüz kırkaltı yaşinda bulunan Hasan&#8217;ı öldürttü. Büyük olasılıkla Muaviye,  Hasan&#8217;ın artık isyancılardan etkilenmeye başladığı ve harekete geçeceğinden kuşkulandığı için onu zehirleterek ortadan kaldırmıştı. </p>
<p> Hasan&#8217;dan sonra imam olarak Ali ailesinin başına getirilen Hüseyin&#8217;in on yıllık Medine yaşamı da farklı geçmedi. Hasan&#8217;ın öldürülmesi Ali ailesini iyice sindirmişti. Muaviye yaşadığı sürece onları bu anlaşmaya uymaya zorladı ve gözaltı sürdü. Oysa Küfe&#8217;de Hasan&#8217;nın ölümünden iki yıl sonra (671) Hucr İbn Adi al-Kindi isyanı patlak vermişti. </p>
<p> Muaviye, camilerde minberden Ali&#8217;yi lanetlemeyi bir siyaset kurumu haline getirmişti1. Bu siyasete bilinen ilk tepki Hucr İbn Adi başkanlığında bir avuç Küfeli Şii&#8217;den geldi. Al Kindi kabilesine mensup Hucr İbn Adi, Sıffin savaşi dahil diğer birçok siyasi olaylarda Ali&#8217;nin yanında bulunmuş ve onun tarafından yetiştirilmişti. 671&#8217;de Muaviye yönetimine karşi başkaldırdı. J. Wellhausen, Ebu Mihnef ve Taberi&#8217;den kaynaklanarak olayı çok geniş biçimde ayrıntılamaktadır. (Agy, s.91-98) İsyan kolayca bastırıldı ve Hucr, altı arkadaşiyla birlikte Şam&#8217;a götürülerek Muaviye tarafından idam edildi. Bu yediler, Şiiler tarafından ilk şehitler olarak kutsanır ve saygı görürler. (M.Momen, agy.s.28)</p>
<p> 2  Hüseyin ve Kerbela Olayı: Şiilik Ortodoks İslam Olarak Tarihte Yerini Alıyor  </p>
<p> Bize göre bu Hucr ve arkadaşları yediler, ortodoks Şii değil, Sabai idiler. Çünkü canlarını uğrunda  hiç çekinmeden verecek kadar Ali&#8217;yi taparcasına seviyor ve ona bağlıydılar. Kutsadıkları varlığın lanetlenmesine dayanamamış isyan etmişlerdi. Muaviye onlara, Ali&#8217;yi inkar ettikleri takdirde canlarının bağışlanacağını söylediği halde, sevgi ve bağlılıklarından asla ödün vermediler. Muaviye&#8217;nin yandaşi olan Ayşe&#8217;nin  bile ona kızıp karşi tavır aldığı bu olaya,  Hüseyin ve Ali ailesinin davranışı, yahut haberli olup olmadıkları hakkında bir bilgi yoktur. 70-80 yıl sonra, Hucr&#8217;ün mensup olduğu Al Kinda kabilesinden  Banu Kinda&#8217;nın güçlü partisi, Sabailiğin devamı ve daha gelişmiş kolu olan Mansurilerle birlikte halife Abdülmelik&#8217;e başkaldırmıştır. </p>
<p> Baştan Hucr&#8217;ün arkasından gitmekten çekinen kabile üyeleri, Sükun&#8217;lu Malik b. Hübeyre&#8217;nin hapse atılmış diğer bazı isyancıları parayla da olsa kurtarmasından sonra birlikte harekete katıldılar. Ziyad tarafından Şam&#8217;a götürülmüş olan Hucr ve arkadaşlarını kurtarmak için silaha sarılarak yürüyüşe geçtiler. Malik&#8217;in başinda bulunduğu kuvvet Şam&#8217;a yaklaştığında, Hucr ve arkadaşlarının idam edildikleri haberi gelmişti. Onları serbest bırakması için Muaviye&#8217;ye ricacı göndermiş olan  Malik b. Hübeyre çok öfkelenmis saldırıya  hazırlanıyordu. Siyaset kurnazı Muaviye onları silahla karşilayarak, isyanın büyüyüp genişlemesine meydan vermedi. Onları parayla karşiladı. Muaviye&#8217;nin 100 bin dirhem (gümüş) göndererek  Malik&#8217;in öfkesini yatıştırdığı ve kendisinin haklılığına onu  inandırdığını ögreniyoruz. Açıkça görüldüğü gibi,  Muaviye Sükun kabilesi başkanı Malik b. Hubeyre&#8217;yi 100 bin dirheme satın almış ve isyanı bastırmıştı. Bu olay, kabile aristokrasisinin inanç değil  çikarlar doğrultusunda hareket ettiklerinin en belirgin örnegidir. İşte Hüseyin&#8217;i Küfe&#8217;ye çagirip, halife olarak başlarına geçirmek isteyenler de toplumun bu kesimiydi.</p>
<p> Muaviye 680 yılında öldü. Şii yazarlara göre, sözde ölüm döşeğinde acı bir vicdan azabıyla kıvranıp durmuş. Yaptıklarından dolayı ufak bir vicdan azabı duyan adam, ölmeden önce  oğlu Yezid&#8217;i halef olarak  atayıp zorba bir hanedan yaratmazdı. Medine valisi Velid b. Akab, İmam Hüseyin&#8217;i Yezid&#8217;e biat etmeğe zorlayınca Mekke&#8217;ye göçetmişti. M. Momen: &#8220;İslam dininin kurallarıyla alay eden bir sarhoş olan Yezid&#8217;in halifelik makamına oturması namussuzca bir tecavüz, bir gasıptı. Küfe&#8217;de halk bir kere daha kaynaşmaya başladı. Artık Medine&#8217;ye Hüseyin&#8217;i Küfe&#8217;ye gelmeye ve kendilerine liderlik yapmaya zorlayan mektuplar ve haberler geliyordu&#8221;diye yazıyor.(Agy, s.28) </p>
<p> Hüseyin&#8217;i çağıran, Küfe&#8217;nin nüfus çogunlugunu oluşturan kozmopolit halkı mıydı?  Hiç de öyle görünmüyor. J. Wellhausen&#8217;in açıkladığı gibi, Küfeliler ondan yanlarına gelmesini ve başlarına geçerek Emevi egemenliğine  karşi ayaklanmasını istediler. Ancak, Hüseyin&#8217;e mektup yazanlar her kabileden nüfuz ve itibar sahibi kimselerdi. Ayrıca sayıca ve nüfuzca önde gelen Yemenliler de bulunmaktaydı. Kısacası kentin yerli zenginleriyle, Küfe&#8217;ye yerleşip varlık  sahibi olmuş yabancı kabilelerin başlarıydı. </p>
<p> 2. a  Hüseyin Müslim Akil&#8217;i Küfe&#8217;ye Gönderiyor </p>
<p> Hüseyin Küfe&#8217;den gelen çağrıları değerlendirmek istedi. Yezid&#8217;in valileri, hangi şehirde oturursa otursun onu boyun eğmeğe zorlayacaklardı. Bu nedenle Küfe&#8217;ye gitmeye ve orada şansını denemeye karar verdi. Başka çikar yolu da yoktu.  Ondokuz yıldan beri Medine&#8217;de yaşadığı ekonomik gözaltı Ali ailesini giderek yozlaşmaya itmişti. Zaten Medine  zevk,  eğlence ve mizah merkezi halini  almış; buradaki Haşimiler siyasetten ve savaşlardan uzak, Peygamberin kabilesinden olma ayrıcalığının zevkini çikariyorlardi. Tanınmış doğubilimcilerden Franz Rozenthal&#8217;ın dönemin Arap yazarlarından derlediği, mizah-gülmece yaratıcısı Eş&#8217;eb ve torunu Şuayb&#8217;ın öykülerinde İmam Hasan ve oğullarının; Hüseyin&#8217;in kızları, Halife Osman&#8217;ın iki torunuyla evlenmiş Fatima ve Sukeyne&#8217;nin (Sakine) adları sıkça geçmektedir. Özellikle Sukeyne&#8217;nin eğlenceye düşkün ve birkaç kaç kez evlenmiş kadın olduğu belirtilmektedir. (Franz Rozenthal, Türkçesi: Prof. Dr. Ahmet Arslan, Erken İslam&#8217;da Mizah, İstanbul-1997, s.35,162-164; 48,92,107,204; 113-118, 132, 152, 172vd.182) İmam Hüseyin bu yozlaşmayı ve kendi ailesinin prestijinin azaldığını görüyor üzülüyordu. Küfe&#8217;de  istediklerini bulamazsa, büyük olasılıkla son İran şahı Yezdigerd&#8217;in  kızı olan karısı Şehriban&#8217;ın ülkesi İran&#8217;a geçip, oraya yerleşmeyi düşünüyordu. </p>
<p> Hüseyin, Mekke&#8217;den hareket etmeden önce amcasının oğlu Müslim Akil&#8217;i gizlice Küfe&#8217;ye gönderdi ve ondan haber beklemeye başladı. Anlaştıkları üzere Müslim önce Sakif kabilesinden, beş yıl sonra Hüseyin ve Ali ailesinin öcünü almak için Kaysaniya adıyla büyük Sabai-Alevi hareketini başlatacak olan Muhtar b. Ubeyd&#8217;in evine indi. Bu gösteriyor ki, Hüseyin Küfeli ortodoks Şiilerden çok Ehlibeyti kutsallaştıran Sabai akımı yandaşlarına güveniyordu. Ancak Küfeli soylular Müslim Akil&#8217;i oradan alıp, Murad kabilesinin önde gelen zenginlerinden  Hani bin Urve&#8217;nin evine yerleştirdiler. Çok dikkatli ve gizli propaganda toplantılarıyla, bir ay içinde yirmi bine yakın Küfeli Şii Hüseyin&#8217;e biad yeminiyle ihtilal ordusuna kayıt yaptırdı. Elbetteki bunları Şam&#8217;daki halife Yezid&#8217;in kulağına ulaştırmışlardı casusları. Yezid&#8217;in ilk işi, ılımlı ve harekete gözyuman Küfe valisi Numan b. Beşir&#8217;i görevden alıp, Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad&#8217;i onun yerine geçirmek oldu. </p>
<p> Ubeydullah daha Basra&#8217;dayken Hüseyin&#8217;in hedefi hakkında geniş bilgi edinerek gelmişti Küfe&#8217;ye. Buna karşilık, &#8220;evinde yabancı saklayan ya da yabancı görüp de haber vermeyen çarmiha gerilecektir&#8221; tehdidi işe yaramamış,  Müslim Akil&#8217;in saklandığı ev ihbar edilmemişti. Sonunda Makil adında bir azatlıyla 3000 dirhem vererek, onu  Partiye bağışlamak kandırmacasıyla tanınmış bir Şiinin evine sokmayı başardı. Müslim&#8217;e ulaşan Makil, Hüseyin&#8217;e biad ederek onun güvenini kazanıp aralarına girdi. Böylece Hani bin Urve&#8217;nin evinde olup biten herşeyi günü gününe vali Ubeydullah bin Ziyad&#8217;a bildirdi. </p>
<p> Herşeyi öğrenen vali, Hani bin Urve&#8217;yi  konağına çagirip , Şii eşrafın önünde dövdü hakaret etti. Sonra idam edip Kasaplar Pazarında astırdı. Ne kendi kabilesi ve ne de diğer Şiiler onu kurtarma girişiminde bulunmadı. Ayrıca gelişigüzel birkaç kişi daha yakalanıp kendi kabilelerinin oturduğu mahallelerde astırıldı. Ertesi gün  Müslim Akil yanında bulabildiği taraftarlarıyla pazar yerinde toplandı, sözde valiye başkaldıracak, vuruşacaklardı. Bunu duyan Ubeydullah yanlarına geldi. Kendisiyle birlikte sadece otuz silahlı muhafız vardı. Ayrıca parayla satın aldığı en itibarlı Küfe Şiileri eşrafından yirmi  kişi de yanında bulunuyordu. Ubeydullah&#8217;ın yerine, bizzat bunlar isyancıları dağılmaları için uyardılar. Müslim Akil&#8217;i tek başina bırakıp dağıldılar. Sokaklarda sığınacak ev arayan Müslim&#8217;i, al Kinde kabilesinden dul bir  yaşlı kadın  içeri aldı. Ama kadının oğlu korkusundan kabile başkanına, o da valiye bildirince Müslim Akil yakalandı ve  vali Ubeydullah tarafından idam edildi. Böylelikle Küfeli ortodoks Şiiler bir kere daha Ali ailesine ihanet ettiler. Bu kez, biraz Ubeydullah&#8217;ın kılıcının korkusundan, ama daha çok parasına tamah ederek ihaneti gerçekleştirdiler. </p>
<p> 2. b  Hüseyin Bir Daha  Dönmemek Üzere Mekke&#8217;yi Terkediyor</p>
<p> Kayıtlara göre  İmam Hüseyin Küfe&#8217;ye gelmek üzere Mekke&#8217;den ayrıldığı gün (10  Eylül 680), Müslim Akil öldürülmüstü. Hüseyin&#8217;in Mekke&#8217;den ayrılmasına, başindan gittiği ve dolayısıyla sorumluluktan kurtulduğu için, en çok sevinen vali İbn Zübeyr oldu. En yakın akrabalarından Abdullah b. Cafer&#8217;in  oğulları kadınları ve çoçuklariyla birlikte, 54 yaşinda bulunan Hüseyin&#8217;le yola çiktilar. Abbasoğullarından kimse katılmadı.  Sadece elli silahlı vardı yanında. Gerisi kadın ve çocuklardan oluşuyordu. Hüseyin Tanim&#8217;de, Şam&#8217;a  giden bir kervanı ele geçirdi. Çünkü develere ihtiyacı vardı. Bundan sonra Küfe yolunu tutarak Zat, Irk, Vadi Zürrumme&#8217;den geçerek  Hacir, Zerud ve Salebiye üzerinden  Zübale&#8217;ye ulaştı. Burada Hac ziyaretinden dönen birkaç Küfeli de ona katıldı. Hüseyin çagri mektupları ve imzalı biat  yeminleri yanında bulunduğu için, düşlerinde Küfe&#8217;de sadık Şiilerle (!) yükselteceği büyük isyan  hareketini yaşiyordu. </p>
<p> Hüseyin Salebiye&#8217;de Müslim&#8217;in acıklı öyküsünü ögrendi. Küfeli Ebu Mihnef&#8217;ten  kaynaklanan  J. Welhausen &#8220;bu haber üzerine, eğer öldürülen Müslim&#8217;in, kendilerine intikam hakkı ve görevi düşen erkek kardeşleri razı olsalardı, Hüseyin seve seve geri dönecekti&#8221; diyor. (Agy, s.104) Bizce Hüseyin, yukarıdaki açıkladığımız nedenlerden ötürü Medine&#8217;den de, Mekke&#8217;den de bir daha geri dönmemek üzere ayrılmıştı. </p>
<p> Küfe valisi Hüseyin&#8217;in yola çıktığını çoktan ögrenmis ve onu Küfe&#8217;ye sokmadan ortadan kaldırmak yollarını arıyordu. Çünkü Şam&#8217;daki halife Yezid&#8217;in kesin emriydi bu. Veli Baba Menakıbnamesi&#8217; nde &#8220;Muaviye ölürken  oğlu Yezid&#8217;e vasiyet idip, &#8216;ben Ali ile Hasan&#8217;ın işini bitürdüm, cümle memaliki sana biat ittirdüm. İmam Hüseyin&#8217;in işini de sen bitür&#8217; diye vasiyyet eyledi&#8221;demektedir. (Veli Baba, agy, s.81) Yezid de halifeliğini elinden kaçırmamak için, acımasızca bu vasiyeti yerine getirecektir.</p>
<p> Ubeydulah b. Ziyad, önce Kadisiye&#8217;den Tamimli  Hür  b. Yezid&#8217;in kumandasında bin kişilik öncü birlik gönderdi. Ama asıl, başinda Muhammed&#8217;in sahabelerinden Sad b. Ebu Vakkas&#8217;ın oğlu Ömer&#8217;in bulunduğu  4000 kişilik kuvvet, Kerbala yakınlarında bekliyordu. Bu kumandana Yezid, Rey valiliği sözü vermişti. Hüseyin&#8217;e boyun eğdirdiği  takdirde hemen gönderecekti. Hür b. Yezid, Küfe valisi Ubeydullah&#8217;tan, Hüseyin&#8217;e dinlenme olanağı kullanması ve onun bir kalede veya su kenarında konaklamasına izin vermemesi buyruğunu almıştı. Kendisini hemen arkasından izleyen bu öncü birlik yüzünden ne Ninive ne de Gadıriye ve Şefiye&#8217;de konaklayabildi. Hüseyin&#8217;i bir dost görünüşü altında  herhangibir saldırıda  bulunmadan öylesine yakından izliyorlardı ki, arkasında namaza duruyor. Hatta Hüseyin&#8217;in susayan askerlere kendi sularından verdiği bile  anlatılmaktadır. <br /> Her fırsatta Ali ailesini ve yandaşlarını eleştiren, sıkça kusur bulan, onlara karşi düşmanca tavır koyan  Julius Wellhausen, dönemin siyasi olaylarına her nedense Emevi hayranlığı içinde bakmaktadır. Burada da &#8220;Hüseyin, Hür&#8217;ün emrindeki birkaç atlıya saldırması için yapılan teklife uymadı; savaşi başlatan kişi olmak istemiyordu&#8221; (Agy, s.106) diyor. Koca bir birlik, bir silahlı müfrezeydi bu, birkaç atlı değildi ki!  Hüseyin&#8217;in, Küfe&#8217;ye yaklaşmasını önlemek için bin kişilik bir askeri müfrezenin genç kumandanı Tamimli Hür&#8217;e ( to al-Hurr at-Tamimi, the young  commander of a military detachment numbering one thousand, to intercept  Husayn&#8217;s party as it approached Kufa: M. Momen, agy.s.29), elli kişilik silahlı  adamıyla saldırması  bir kurtuluş mu olacaktı? Tersine kurduğu dostluk ve gösterdiği sevgi, Hür b. Yezid&#8217;in  tek başina da olsa, daha sonra Hüseyin&#8217;in yanına geçmesini sağlamıştır. Onun uğruna şehit olmuştur.</p>
<p> 2. c  İmam Hüseyin Kerbela Çölünde Ölümüne Direniyor</p>
<p> Hüseyin sonunda Fırat&#8217;a uzak olmayan susuz bir alanda, &#8216;kısır, çorak&#8217; anlamına gelen Akr köyüne yakın bir yerde, Kerbela&#8217;da konaklamaya zorlandı. Ömer b. Sad, Hazar Denizi kıyılarında ayaklanmış Daylemlileri bastırmak için Küfelilerden oluşturduğu 4 bin kişilik ordusuyla, aldığı emir üzerine Hüseyin ve adamlarını kuşattı. Görüldüğü gibi, Hüseyin&#8217;i çagirip başlarına geçmesini isteyen, biat yemini imzalayan Küfe&#8217;nin saygın kişileri, şimdi Ömer b. Sad&#8217;ın kumandasında düşman olarak karşisında bulunuyorlardı. Ali ailesini sevdiklerini ve onların Şiası (yandaşi) olduklarını ileri sürenler,  inançları uğrunda şavaşa girmemişler. Ama, Ömer b. Sad&#8217;la  Cihad&#8217;a, yani fetih savaşlarına katılmaktan çekinmemislerdi. Çünkü, bu savaşların ardında ganimet vardı, mal, para, toprak kazançları vardı. Öyle korkuyla ya da zorlanarak filan katılmış değillerdi bu orduya&#8230;        </p>
<p> Ömer b. Sad, Hüseyin&#8217;e buraya niçin geldiğini sordurduğu zaman, o da kendisinin yanında bulunan Küfelilerin davet mektuplarını çikarip göstermişti.  Ama, şimdi artık burada kalmasına bir gerekçe bulunmadığını, çekilip gitmesi için izin verilmesini istedi. Taberi&#8217;nin Duhni&#8217;den rivayetine göre Hüseyin, Medine&#8217;ye geri dönmek ya da sınır boylarında kafirlere karşi savaşmak, hatta Şam&#8217;a Yezid&#8217;in yanına gönderilmek istiyordu. Ama, yine Taberi Tarihi&#8217;nde, Abu Mihnef&#8217;in &#8220;Hüseyin bunlardan hiçbirini istemediği, yerinden ayrılmak niyetinde olmadığı&#8221; görüşüne de yer verilir. (J.Welhausen, agy. s.107) </p>
<p> Bizce Ömer b. Sad ile istişareleri sırasında, Hüseyin gerçekten sınır boylarına gitmek isteği göstermiş olmalıdır. Çünkü buradan onun, İran&#8217;a geçmek  ve oralarda güçlenerek ve herşeyi talan edilmiş, toprakları ellerinden alınarak kendi topraklarında köleleştirilmiş Arap olmayan halkların başinda bir ihtilal yapma niyeti sezilebilir. O topraklara gitmek için de Ömer b. Sad&#8217;ın ordusuna katılarak olmasa bile, koruması altında Irak&#8217;tan çikmasi gerekiyordu.  Ömer için böyle bir durumda, Küfelelileri bu kez gerçekten Hüseyin&#8217;e kaptırılacağı korkusu sarmış olmalıdır. Hemen arkasından Ömer b. Sad, Ubeydullah&#8217;la görüşmüş. Ondan Hüseyin&#8217;in, Yezid&#8217;in halifeliğini kabul edip, ona biat etmediği takdirde, bir yere bırakılmaması ve zor kullanması buyruğunu almıştı. Ayrıca, eğer bunu yapamayacaksa, ordunun kumandasını derhal, buyruğu getiren Kays kabilesinden Şimr  b. Zi Cevşen&#8217;e devretmesini istiyordu Küfe valisi Ubeydullah. Belliki, babası Sad b. Vakkas İslam Peygamberinin sahabilerinden ve Ali&#8217;nin yakın dostlarından olması dolayısıyla Ömer&#8217;e fazla güvenmiyordu.  Ömer b.Sad, başindaki orduyu yönlendirip Hüseyin&#8217;in tarafına geçseydi, tarihin seyri değişebilirdi. Hemen Küfeyi alıp, Hüseyin adına yükselteceği büyük bir Şii isyanıyla iktidara yürüyebilirdi.  </p>
<p> Ömer b. Sad, Rey valiliğinin elinden gideceği telaşi içerisinde, aynı günün gecesi boyunca saldırı hazırlıkları yaptı. Fırat tarafından sararak, suyun önünü kestiler. Hüseyin Yezid&#8217;e biat etmeyeceğini kesin bir dille söylemişti. Daha sonra kampında bulunan  yakınlarına, Yezid&#8217;in istediğinin kendisi olduğunu, isteyen herkesin gidebileceğini içtenlikle açıklamasına rağmen, kimse onu terketmedi. Tek başına da kalsa şehit oluncaya kadar savaşacaktı. Düşmanlar çadirlarinin önündeydi, karşilıklı konuşmalar yapılıyordu. Hüseyin&#8217;le birlikte ailesinden 18 ve yandaşlarından 54 kişi olmak üzere savaşabilecek 72 kişi vardı. Gerisi kadınlar ve çocuklardan oluşuyordu. Kampın suyu ve yiyeceği tükenmişti. </p>
<p> 10 Muharrem Çarsamba günü (10 Ekim 680) şafakla birlikte saldırı başladı. Bu karşilıklı iki gücün vuruşması değil, bir imha savaşiydı, bir soyun kırımıydı. Bir yanda 5 bine yakın Şam halifesi Yezid&#8217;in ordusu, öbür yanda 72 savaşçi. Tarihin o ana  kadar eşi görülmemiş dengesizlikte ve kural tanımayan bir çarpismasiydi. Ortaçağ savaşlarında mertlik ve yiğitlik başkuraldı. Ama Kerbela&#8217;da tam anlamıyla kahpelik, döneklik, satılmışlık ve acımasızlık yaşanmış. Din, ahlak ve insanlık kurallarını tamamıyla dışına çikilmis. Kişisel hırslar, bencillik ve çikarlar önde tutulmuştur. Hüseyin&#8217;in akrabaları ve sadık adamlarının hepsi de yiğitçe dövüşerek düştüler. Bazıları omuzlarına kırbaları, tulumları takıp Fırat&#8217;tan su almak için Ömer b.Sad&#8217;ın saflarını yararak, bazıları tek başina 15-20 kişiyle birden çarpisarak şehit oldular. Bu çogu Küfeli Şii askerleri öylesine mal ganimet ve para hırsıyla donatmışlardı ki, bir an önce  bu bir avuç Kerbela mazlumunu ezip, Desteba&#8217;da Daylemliler üzerine  cihad için yola çikma acelesi içinndeydiler. İslam dinini yayma adına kutsal cihadı düşünenler, İslam Peygamberinin torununu katletmenin inanç ve ahlaki sorumluluğunu akıllarından bile geçirmediler. Askerlerden kumandanlara ve valisine kadar hepsinin vicdanları körelmiş, insanlıklarını unutmuş, çikar ve makamların tutsağı olmuşlardı. İçlerinde insanlığını anımsayan tek  kişi  Tamim kabilesinden Hür b. Yezid oldu. Yezid ordusunun öncü müfrezesi  genç kumandanı Hür tek başina Hüseyin&#8217;in tarafına geçti ve yiğitçe vuruşarak şehit oldu.2 <br /> Hüseyin&#8217;in üvey kardeşlerinden  Abbas su kırbası omuzunda, yalın kılıç safları yararak ırmağa ulaşan tek savaşçi olmuştu. Çadirdaki kadın ve çocuklarin &#8220;suuu, su!&#8221;diye inlemeleri, son kalan savaşçi erkek olarak onu öylesini etkileyip güçlendirmişti ki, yardığı saflardaki yüzlerce kişi engel olamamış suya ulaşmıştı. Kırbayı doldurup attı omuzuna ve yine daldı safların arasına. Vuruşmaktan gücü kesilmek üzereydi. Korkularından yanına yaklaşamayan Yezid askerlerinden birkaçı gücünün kesildiğinin farkına vararak, arkadan önden saldırıp, iki kolunu birden omuzlarından budadılar. Kırbayı dişleriyle tutarak çadira yetiştirmeye çabaliyordu. Üzerine oklar yağmaya başladı. Kırbayı delip suyu toprağa akıttılar ve Abbas&#8217;ın vücudunu delik deşik ettiler. </p>
<p> Buna rağmen sağ kalan tek yetişkin erkek olan Hüseyin, çadirda inleyen birbuçuk yaşindaki oğlunu alıp kollarıyla havaya kaldırarak  ona olsun acımalarını, bir damla su vermelerini istedi. Bazı kayıtlara göre, Hüseyin çocugunu havaya kaldırırken, Sad İbn Vakkas&#8217;ın oğlu Ömer onu gördü. Yanında duran keskin nişancılarından Harmele&#8217;ye &#8220;Harmele, Hüseyin&#8217;e bir cevap ver!&#8221; demesiyle, zalim okçu Hüseyin&#8217;in herkesin görmesi için elinde yükselttiği masumun boğazına nişan alıp bir ok gönderdi. Çocugunu, babasının elinde şehit etti. (M. Tevfik  Oytan, Bektaşiliğin İçyüzü   Cilt 1, İstanbul-1960, s.246) Askerler giderek çemberi daraltmaya ve kadınların ve çocuklarin bulunduğu çadira doğru yaklaşmaya başlamışlardı. Hüseyin kılıç ve kalkanının alıp son gücüyle saldırdı. Birçoğunu tepeledikten sonra aldığı 33 kılıç yarası ve 34 darbeyle onu yere yıktılar. Kimsenin kafasını kesmeğe cesaret edemediğini gören Şimr, hemen kılıcını çekip Hüseyinin kafasını gövdesinden ayırdı. Askerler gerek Hüseyin&#8217;in başsız bedenini ve gerekse çadirdaki karısı, kızı, oğlu ve yakınlarının karısı çocuklarini soyup  yağmaladılar, çirilçiplak bıraktılar. Hüseyin&#8217;in kesik başinı alan Şimr, hasta olduğundan savaşa katılamıyan  oğlu Ali (Zeynelabidin) ve kadınlarla çocuklari çiplak develere bindirip kafile halinde Şam&#8217;da haber bekleyen Yezid&#8217;e götürdü. Aynı Şimr&#8217;in 656&#8217;daki Sıffin savaşinda  Ali&#8217;nin şiası (yandaşi) olarak Muaviye&#8217;ye karşi çarpistigi bilinmektedir. (J.Welhausen, agy, s.114, dipnt.40)</p>
<p> 2. d Kerbala Olayı Üzerine Şii Görüşünün Eleştirisi</p>
<p> Hüseyin, Irak&#8217;a yaklaşırken Küfe&#8217;de isyanın çökertildigi, Müslim Akil&#8217;in öldürüldügü üzerine bir dolu uyarı almıştı. Doğrusu Şii tarihçileri, yolculuk sırasında konaklama yerlerinden birinde  ( Salebiye&#8217;de) Küfe&#8217;den korkunç haberi aldıktan sonra Hüseyin&#8217;in yanındaki yoldaşlarını toplayıp, kendilerini ölüm ve felaketin beklediğini, onlara anlatmış olduğunu kaydetmektedir.  Hüseyin, bu noktada Medine&#8217;ye geri döner ya da kendisine yapılmış olan Tayy kabilesinin dağlık bölgedeki kalelerine sığınması önerisini kabul edebilirdi. Bu hareket yollarını  reddettiği gibi, Küfe&#8217;ye ve bir felakete doğru gitmekte ısrarlı olduğu için kendisini hemen terketmelerini bildirmişti. <br /> M. Momen, bu konularda  düşüncelerini belirttikten sonra, aynı sayfalarda Kerbela olayı ve Hüseyin&#8217;in  büyük direnci, kendini kurban edişi üzerinde çagdas Şii tarihçilerinden S.H. M. Jafri&#8217;nin yorumundan, bazı ayrıntılar geçmektedir. Jafri özetle şunları söylüyor :</p>
<p> &#8220;Açıktır ki Hüseyin, karşilaşacağı tehlikelerin tamamıyla farkındaydı. Kafasında İslam toplumunun bilincinde bir devrime neden olmayı planlamış ve bir stratejiye sahip bulunuyordu. Ayrıca açık olan bir şey daha vardı; Hüseyin Hicaz&#8217;da kolay yapabileceği bir askeri desteği örgütleme ve  harekete geçirmeye çalismadi ve ne de mevcut herhangibir fiziksel gücü kendi çikari için kullanmayı denedi&#8230;Öyleyse Hüseyin&#8217;in kafasında ne vardı? Neden hala Küfe yönünde gidiyordu? Batılı İslam tarihçiliği, bütün dikkati Kerbela olayının hemen göze çarpan dışsal görünüşü üzerinde toplamış ve Hüseyin&#8217;in kafasındaki çatismayi (ihtilafı) tartışarak içsel tarihi çözümlemeye asla uğraşmadığını göstermek doğrusu cansıkıcıdır&#8230;. Oysa bir bütün olarak   Kerbala olaylarını dikkatli bir araştırma ve analiz, Hüseyin&#8217;in başlangıçtan beri, Müslümanların dinsel bilinç ve anlayışlarında  tam bir devrim, bir ihtilal yaratmayı planladığı gerçeğini  açığa çikarir. Hüseyin&#8217;in davranış ve eylemlerinin hepsi gösteriyor ki  o,  askeri güç ve kudret aracılığıyla kazanılan bir zaferin daima geçici olduğu gerçeğinin farkındaydı. Çünkü daha güçlü bir iktidar zaman içinde onu çökertebilir. Fakat acı çekme ve kurban vermeyle kazanılmış yengi ebedidir ve insan bilinci üzerinde silinmez izler bırakır&#8230;&#8221;</p>
<p> Gerçekte Jafri&#8217;nin düşündüğü gibi,  Hüseyin&#8217;in Mekke ve Medine halkından askeri bir örgütlemesini sağlayacak somut koşullar yoktu. Yezid&#8217;in valilerinin ağır baskıları ve  mensup olduğu Haşimi kabilesinin de siyasetten uzak durmaları için verilen paralarla ekonomik rahatlığa kavuşmuş olmaları bu duruma engeldi. Ayrıca Hüseyin&#8217;in  aristokrat tavrı da, bu kentlerdeki köleler ve yabancı (mevali) azatlılarla, yani emeğiyle geçinen aşağı sınıflarla ilişki kurmasına engel oluyordu. Ya da yönetimin baskısından kuramamıştı. Oysa Ali&#8217;nin, Ehlibeytin gerçek destekleyicileri ve kendi ailesini kutsallaştıran, bu uğurda canlarını vermekten çekinmeyecek olan toplumun bu kesimleriydi. Hepsi de amansız koğuşturmalar yüzünden yeraltına inmiş Sabai örgütlenmelerine bağlıydılar. Daha sonraki yıllar üvey kardeşi Muhammed Hanefi bunu başaracaktı. Hüseyin ise siyasetini, Hicaz dışındaki kabile başkanlarını kutsal aile ayrıcalığıyla kendisine çekmeye bağlamıştı. Bir de, daha önce sözünü ettiğimiz İran ve İslam İmparatorluğunun sınır boylarına ulaşmak olabilirdi&#8230;             </p>
<p> Jafri yorumunu tam bir idealist diyalektik içinde sürdürmektedir:</p>
<p> &#8220;Eylem ve karşı eylem (action and reaction) arasındaki mücadele ve çatismanin doğal gelişimi şimdi gündemdeydi. Yani, Muhammed&#8217;in ilerici İslamcı eylemi (progressive İslamic action), İslamöncesi putperstlik pratiğinin düşünme yöntemleri içerisinde Arap tutuculuğunu bastırdı. Fakat otuz yıldan daha az bir zaman içinde  bu Arap tutuculuğu, Muhammed&#8217;in aksiyonunu bir kere daha değiştirmek ve bozmak için, güçlü bir reaksiyon (karşi eylem) başlamıştı. Yezid&#8217;in karakterinde tam iktidar oldu. İslam şimdi, Hüseyin&#8217;in düşüncesinde, eski Arap reaksiyonuna karşi Muhammed&#8217;in aksiyonunu (eylemini) yeniden etkin kılmanın korkunç gereksinimi içindeydi ve bunun için tam anlamıyla bir sarsıntıya muhtaçtı&#8230;Hüseyin&#8217;in,  İslama ilişkin ilkelere karşi açıkça reaksiyon gösteren Yezid&#8217;i kabul etmesi, Muaviye ile Hasan&#8217;ın durumunda olduğu gibi sadece politik bir düzenleme anlamına gelmeyecekti, aynı zamanda Yezid&#8217;in karakteri ve yaşam yolunu onaylamak olacaktı&#8230;Hüseyin, sadece silahlı gücün İslam eylemi ve bilincini kurtaramıyacağını anladı. Ona göre büyük bir sarsıntıya, kalbleri ve duyguları sarsmaya gereksinim vardı. Bunun, sadece acıçekme ve kendini kurban verme sayesinde başarılacağına karar verdi. Bunu anlamak, özellikle Sokrates ve Joan of Arc (Jean d&#8217;Arc) gibi  idealleri için ölümü kucaklayanların kahramanca eylemleri ve fedakarlıklarını  iyi değerlendirenler için anlamak zor olmayacaktır. Bunların hepsinin üstünde, insanlığın kurtuluşu için İsa&#8217;nın kendini feda etmesi örnegi vardır&#8230;&#8221; (M.Momen, agy.s. 31-32)</p>
<p> Elbetteki onuru, düşünce ve inançları ve büyük idealler için canını vermiş kişilerden insanlık çok şey ögrenmis. Onlar çaglar boyu kendilerinden sonra gelenler için, erdem, yiğitlik, korkusuzluk ve haksızlığa direnme örnekleri oluşturmuşlardır. Hüseyin de bu örneklerden biridir. Hüseyin&#8217;in büyüklüğü, Yezid&#8217;in haksızlığı ve zalimliğine boyun eğmemek için,  bir avuç yandaşiyla 4-5 bin kişilik silahlı çikarci güce Kerbela çölünde ölümüne direnmesiydi. Jafri&#8217;nin yazdığı gibi, Hüseyin ailesini yanına almış, çesitli uyarılara rağmen &#8220;kalplerde ve duygularda büyük sarsıntı yaratmak ve İslam İmparatorluğunu sarsmak için&#8221; Mekke&#8217;den kefene dolanıp çikmamisti. Ölüme değil, kurtuluşa ve &#8211;doğrudur- &#8220;Muhammed&#8217;in aksiyonunu&#8221; yeniden yükseltmek için, onun gibi mücadele vermeye gidiyordu. </p>
<p> Üstelik Jafri&#8217;de inanç duyguları iyiden ağır basmış olmalı ki, sonraki satırlarda Hüseyin&#8217;in, babasının kuzenlerinden İbn Abbas&#8217;ın,  ailesi ve çocuklarini götürmemesi uyarılarını tutmayışını şöyle açıklıyor : &#8220;Karşi güçlerin vahşi doğasının  genişlemekte olduğunun farkına varan Hüseyin, kendisini öldürdükten sonra Umeydoğulları&#8217;nın (Emevi yönetiminin) kadınları ve çocuklarini esir alıp, Kufe&#8217;den (Neredeyse Akr köyüne yakın Kerbela&#8217;dan, demesi kalmış. İ.K) Damascus&#8217;a (Şam&#8217;a) götüreceğini biliyordu. Esir edilmiş  Muhammed&#8217;in ailesini götürecek bu kervan Hüseyin&#8217;in mesajını halka iletecek, reklamını yapacak ve Müslümanların kalblerini bu trajedi üzerinde düşündürmeye zorlayacaktı (&#8230;would publicise Husayn&#8217;s message and would force the Muslims&#8217; hearts to ponder on the tragedy. Agy, s.32)&#8221; </p>
<p> Tarihsel sonuçları bilen çagdas Şii yazar, Hüseyin&#8217;in de kendi başina gelecekleri aynısıyla bilerek Mekke&#8217;den ayrıldığını gerçekmiş gibi anlatması onu yüceltmiyor. Tersine küçük düşürüyor. Başlarda anlattığı bazı nedenlere dayandırıp bir sonuca vardıran diyalektiği de ortadan kaldırıyor. Hüseyin&#8217;in kendi alınyazısını bildiği ve buna engel olunanacak her türlü yardım ve kurtuluş önerilerini reddettiğine inanan Şiiler (ve gelenekçi Alevilerin)  anlayışıdır bu.  Onlara göre, Muhammed torunu Hasan&#8217;ın ağzından, Hüseyin&#8217;in ise boynundan öper ve ağlarmış. Sorulduğunda İslam Peygamberi, Hasan&#8217;ı ağzından zehir içirerek, Hüseyn&#8217;i boynunu keserek şehit edeceklerini söylermiş. Dahası Kerbela&#8217;da  melekler ve cinler ordularını çekip, Hüseyin&#8217;e yardıma gelmişler, ama o kabul etmemiş. Örnegin yukarıda dipnotta bazı kıtalarını verdiğimiz  Hatayi&#8217;nin Kerbela şiirinde şu dizeleri görebiliyoruz:</p>
<p> İmdadına geldi cafr-i cinni<br /> Başında var idi yüzbin ecinni<br /> Emreyle Hüseyin koymayak cannı<br /> Ne yaman kastetti kafir murani          <br /> &#8230;<br /> Emredin adem donuna girelim<br /> Görünerek karşısına duralım<br /> Anlar bize biz  anlara vuralım<br /> Yolunda dökelim bir damla kanı</p>
<p> Hüseyin&#8217;in İsa&#8217;ya benzetilerek, dünya insanlığının kurtuluşu için kendisini ve ailesini kurban etti yargısı da fazlaca idealist yaklaşimdır. Elbetteki,  İsa Peygamber de insanlığı kurtarmak amacıyla isteyerek çarmihta ölüme gitmemiştir. Ancak her ikisi de hak bildiği, doğruluğuna inandığı yaşam biçimini oluşturan inancını sürüdürememektense, ölmeyi yeğledikleri gerçektir. İsa&#8217;nın direnci, çarmihtaki dayanılmaz büyük ızdırabıdır. Hüseyin ise en yakınlarının, gözleri önünde tek tek  hunharca şehit edilmelerinin verdiği büyük manevi acıyla birlikte, son nefesine kadar vuruşarak da direnmiş olmasıdır. </p>
<p> 2. e İmam Hüseyin Zalimlerin Zulmüne Karşi Ölümüne Direnmenin Simgesidir, Ağlama ve Dövünme Duvarı Değildir  </p>
<p> Hüseyin&#8217;in Kerbela&#8217;ya kadar yolcuğunu uzatması, ailesini ve kendisini ölüme değil, tersine kurtuluş umudunu yakalaması içindi. Bu umut Hicaz ve Irak topraklarından uzaklaşmaya bağlıydı. Hüseyin&#8217;in bu yolla kurtuluşu, Emevi yönetimi altında ezilen, her türlü maddi ve manevi baskıyla sömürülen halkların da zamana yayılı (belirli bir zaman içinde) kurtuluşu olabilirdi. Yoksa  Hüseyin, Tamimli Hür b. Yezid&#8217;in başinda bulunduğu öncü kuvvetlere saldırsaydı yine aynı felaket yaşanacaktı. Küfeli askeri birliğin başindaki Ömer b.Sad&#8217;la, dolayısıyla Küfe valisi Ubeydullah ve Emevi Halifesi Yezid b. Muaviye ile görüşmelerin tam sekiz gün sürmesi, kurtuluş  için Hüseyin&#8217;in bir çesit gönüllü sürgünde ısrarından olmalıdır. Ancak yönetim onun gizli niyetlerinden kuşkulandığı için Kerbela&#8217;dan uzaklaşmasına izin vermemiş ve &#8216;Yezid&#8217;e biatı&#8217; dayatmıştır. Oysa Hüseyin, hangi görünümde gerekçeler gösterilirse gösterilsin, bunun nasıl bir gurursuz ve aşağılanmış bir tutsak yaşam olduğunu biliyordu. Kardeşi Hasan&#8217;nın, halifeliğini kabul ederek Muaviye ile yaptığı anlaşmayla yaşadığı 19 yıllık Medine esaretine, kesinlikle bir daha  geri dönemezdi. Manevi ölümü değil, direnerek ölümü, nesnel yokoluşu tercih etti. İnsanın,  toplum yararına yarattığı düşünce, inanç  ve haklı dava uğruna ölümü, onun manevi olarak sonsuza kadar yaşamasını getirmiştir. Hüseyin de, zalimlerin zulmüne ve haksızlığa karşi ölümüne direncin simgesi olarak hep yaşamış, bayraklaşmıştır. Onun yaşaması, Kerbela kırımıyla birlikte  ortodoks İslam olarak tarihte yerini almış bulunan Şiiliğin, her Muharrem ayında &#8216;Kerbala Tragediası&#8217; gibi sunuşu ve Şiilerin karalara bürünüp, zincirler ve kesici aletlerle vücutlarına acı verme törenleriyle olmamıştır; o ağlama-sızlama ve dövünmeyle simgelenen cansız duvar değildir. O, mücadelede, sabır ve direnişte hep yeniden can bulmuştur.  Hüseyin&#8217;in  14 yüzyıldır yaşaması; öcünü almak adına ilk isyan ateşini yakarak, onun direnişi ve haksızlığa başkaldırısını kendilerine bayrak yapan, 684&#8217;lerde Sabai-Kaysani&#8217;lerle başlayıp, 15 ve 16. yüzyıllardaki Kızılbaş direnişlerine kadar süren yüzden fazla ihtilalci Alevi siyasetleriyle gerçekleşmiştir. </p>
<p> Emevi yönetimleriyle işbirliği yaptıkları kadar, Abbasi yönetimine büyük vezirler ve valiler vermiş Ortodoks Şiiliğin ve Şiilerin Ali evladına, Ehlibeyte sevgisi ve bağlılığı hiçbir zaman Alevilerinki kadar olmamıştır. Çaglar boyu sürdürdükleri, Muharrem ayında Kerbela Şehitlerine ağlama, yas tutma ve dövünmeler, (Küfeli) Şiilerin Hüseyin&#8217;e ihanetleri ve Yezid ordusuna katılıp onlara  silah çekme günahlarını bağışlatmak içindir. Deyim yerindeyse, tövbe etme ve Hüseyin&#8217;den af dileme törenleridir. Bu törenler, Küfeli ihanetçi Şiilerin Hüseyin&#8217;i şehit etmelerinden sonra kurdukları Tavvabin (Tövbeciler, tövbe edenler) geleneğinin sürdürülmesidir. Aşağıda anlatacağımız gibi, bu kişileri harekete geçirmiş olan sadece suçluluk duygusuydu. Emevi yönetimine baş kaldırarak sürdürdükleri mücadeleyi, Kerbela&#8217;da Hüseyin&#8217;in tarafına geçerek sürdürselerdi, tarihin seyri değişebilirdi. </p>
<p> 3 Küfede Tavvabin (Tövbe edenler) Örgütlenmesi ve Suçluluğun Bedelini Ödeme Çabalari</p>
<p> Hüseyin&#8217;in ölümünden kısa bir süre sonra, ihanetlerinin korkunç sonuçları karşisında Küfelilerin vicdanları rahatsız oldu. Tanrının yaptıkları bu ihaneti  bağışlaması için, &#8220;Tövbe Edenler&#8221; örgütünü kurarak, Hüseyin&#8217;in öcünü almaya ve kendilerini bu uğurda feda etmeye andiçtiler. Yaşları altmışın altında olmayan kişilerden oluşan bu örgüt 100 kişiyle kurulmuştu. Başlarında Huzaa kabilesine mensup, Peygamberin eski sahabilerinden Süleyman b. Surad bulunuyordu. Bu kişi daha önce de Hüseyin&#8217;i Küfe&#8217;ye çagiran Şiilerin başindaydı. Bunun yanısıra Tavvabun veya Tavvabin (Tövbe edenler) adı verilen bu Şii örgütünün oluşturduğu birliğin başinda Fezare, Ezd, Bekr ve Becile kabilelerinden dört başkan daha vardı. Yezid&#8217;in ölümüne kadar gizli kalan örgüt, Süleyman&#8217;ın toplantılarda sık sık yaptığı aşağıdaki konuşmayla, giderek genişliyordu:<br /> &#8220;Altından buzağı yapıp ona taptıktan sonra eski İsraillilerin yaptığı şeyi siz de yapın! Musa onlara &#8216;büyük günaha girdiniz, şimdi bu günahı ölümle silin&#8217; dediğinde onlar, ancak bu suretle suçlarından kurtulacaklarını anladıkları için, boyunlarını bıçağa uzatmışlardı. Şu halde siz de öyle yapın. Kendinizi ölüme adayın, kılıçlarınızı ve mızraklarınızı bileyin; kendinize savaş araçları ve at hazırlayın! Allahın yanında af aramanın yegane çaresi, sonunda mahvolsak bile kendimizi mücadeleye atmaktır. Ölülerin durumu, işlediğimiz suç yüzünden işkence gören biz yaşayanlardan daha iyidir. &#8221;</p>
<p> Hepsi tam anlamıyla örgütün üyesi olmamakla birlikte, söylentiye göre 16 000 kişi savaşmak üzere yola çikma sözü vermişlerdi. Ayrıca Medain ve Basra kentleriyle de ilişki kurulmuş bulunuyordu. (J.Wellhausen, agy.s.116-118)</p>
<p> Amaç Hüseyin&#8217;in öcünü almaktı. Gerek İslam İmparatorluğunda ve gerekse Küfe&#8217;deki siyasi değişiklikler dolayısıyla harekete geçme zamanı gelmişti. İlk hedefin, önce Küfe&#8217;yi ele geçirmek ve Ubeydullah&#8217;a boyun eğip, Ömer b. Sad&#8217;ın ordusuna katkıda <br /> bulunarak, Hüseyin&#8217;in  katli suçuna ortak olan eşrafın kovulması isteniyordu. Süleyman ise buna karşi çikmis ve asıl hedefe, yani Emevi yönetimine ve şimdi yeni Halife Mervan adına Elcezire bölgesinde savaş durumunda bulunan Ubeydullah b. Ziyad&#8217;a kaşi onları yönlendirmişti. Böylelikle diğer kentlerdeki Şiilerle birlikte Küfe eşrafının da desteğini alacaklarını umuyordu. 15 Kasım 684&#8217;de,  İbn Ziyad&#8217;a karşi savaşmak üzere Küfe yakınlarında Nuhayle&#8217;de toplanma kararı alındı.</p>
<p> Toplanma gününde  16 bine karşı,ancak 4000 kişi biraraya geldi. Birkaç gün sonra, her kabileden Araplar ve bazı Kurra (Kuran okuyanlar) ehlinden oluşan atlı ve iyi donatılmış bu birlik Kerbela&#8217;ya vardı. Tavvabin birliğinde yabancı köleler ve azatlılar, yani mevali  yoktu. Bu isyancı silahlı birlik tamamıyla Ortodoks Şiilerden oluşturulmuştu. Kerbela&#8217;da Hüseyin&#8217;in mezarının çevresinde bir gün boyunca geceli gündüzlü ağlayıp sızlayarak, hem kendisine karşi suçlu olduklarını itiraf ettiler hem de öç almaya and içtiler. 19-20 Kasım 684, ilk Kerbala şehitlerini anma ve ilk matem törenlerinin yapıldığı tarih olmalıdır. Buradaki kalabalığın, aynı dönemdeki  Hacı olmak için Kabe&#8217;yi tavaf edenlerden çok daha fazla olduğu bildirilmektedir. Buna dayanarak,  J.Wellhausen&#8217;in İranlıların değil,  Küfeli Tövbecilerin (Tavvabin) Kerbela Şehitleri kültünü yarattıklarını söylemesi bizce de doğrudur. (Agy, s.119) Ancak İranlı Şiiler, bu matem geleneğini trajik bir biçimde yüzyıllardır sürdürürken, Küfelilerin ihanet suçluluğuna da ortak olduklarını hiç düşünmediler mi acaba?</p>
<p> Süleyman&#8217;ın başinda bulunduğu Tavvabin Şii ordusu, Fırat kıyısı boyunca hareket ederek Karkısiye&#8217;ye, oradan da Habur ırmağı üzerinden Resulayn&#8217;de karargah kurdu. Burada  dinlenme halindeyken, Ubeydullah&#8217;ın 30 bin kişilik beş Suriye birliğinden ikisi tarafından 4 Ocak 685&#8217;te ansızın bir saldırıyla kuşatılıp darmadağın edildi. Yiğitçe çarpisan  Tövbecilerin çok büyük bir kısmı öldürüldü. Sağ kalanlar geri çekilirken, zamanında kendilerine katılamıyan Medain ve Basralı Şiilerle karşilaştılar. Ama artık iş işten geçmişti. Toparlanıp savaşi sürdüremediler.</p>
<p> Bu kişileri harekete geçirmiş olan sadece suçluluk duygusuydu. Bu çabayı Kerbala&#8217;da Hüseyin&#8217;in tarafına geçerek sürdürselerdi, kuşkusuz tarihin seyri değişecekti. Artık yapıp yapacakları tek şey gözyaşi dökmekti. Böylece, büyük yas içinde karşilıklı ağlaşip dağıldılar. Bu uğurda ölenler ise ihanet suçluluğunun bedelini ödemis oldu.   </p>
<p> 4  Kaysaniler (Sabai-Kaysaniyya-Muhtariyya) Hüseyin&#8217;in Öcünü Alıyor </p>
<p> Yezid&#8217;in ölümünden sonra, Küfe&#8217;de farklı kabile partilerinin başkanları, yani yüksek Küfe eşrafı (kabileler aristokrasisi) 683 yılında toplanarak, Hicaz&#8217;da halifeliğini ilan etmiş olan  Abdullah İbn Zubeyr&#8217;in yönetimini tanımaya karar vermiş. Ondan kendi şehirlerini yönetecek bir temsilcisini göndermesini rica etmişlerdi. Böylece Irak İbn Zubeyr&#8217;in  yönetimi altına girmişti. Ancak temsilcilerle birlikte oraya, Ali&#8217;nin Hanife kabilesine mensup Havle adındaki kadından olan üçüncü oğlu Muhammed İbn al-Hanafiya adına Şiiler arasında propagandayı ilerletmiş olan Mukhtar as-Saqaft (Sakafi) da gelmiş bulunuyordu. 684&#8217;de bir Cuma günü Küfe sokaklarında &#8220;Size zafer ve kurtuluş müjdeliyorum. Bu iş Süleyman&#8217;ın başaracağı bir iş değildir!&#8221;diye bağırmaya başladı. Ancak Kerbela Şehitleri uğruna harekete geçmiş olan Tövbeciler örgütü, Mukhtar&#8217;la birleşmeyi reddetmişlerdi.  <br /> (M.Momen, agy, s.35; J.Wellhausen, agy, s.123)</p>
<p> Buna rağmen, farklı bir sosyal nitelikte bulunan Şii Tavvabin  hareketinin de öcünü almak Mukhtar&#8217;a düştü. Sakif kabilesinden olduğu için Muhtar as-Sakafi adıyla anılan bu kişi yüksek bir aileye mensuptu. Babası, Büveyh Nuhayle&#8217;nin yanında İranlılara karşi İslam ordusuna kumanda etmiş ve bu savaşta ölmüstü. Halife Ömer&#8217;in oğlu Abdullah eniştesi oluyordu. Kendisi ise büyük nüfuz sahibi ve önemli bir kişi olan Ensar&#8217;dan Numan b.Beşir&#8217;in kızıyla  evliydi. Küfe&#8217;de bir evi ve yakınında, içinde 100  yabancı kölenin (İranlı) kişinin çalistigi Hutarniye çiftligi vardı. Muaviye&#8217;nin ölümünden sonra, bu mevlaları (köleleri) ile Küfe&#8217;ye gelip Müslim Akil&#8217;i evinde konuk etmiş ve ayaklanmaya katılmış ve Ubeydullah&#8217;tan çok kötü bir dayak yemiş olduğu söylenir. Bu yüzden, onu erinde gecinde parça parça ederek, Hüseyin&#8217;in öcünü alacağı üzerine yemin etmiş.</p>
<p> J.Wellhausen, Muhtar&#8217;ın geçmişinin karanlık içinde olduğunu söylerken, olasıdır ki Şehristani&#8217;nin Muhtar için söylediği, &#8220;Şii ve Kaysani olmak için Al Zubeyr&#8217;in partisine girmeden önce Harici olarak siyasete başladı&#8221; sözleri kastediyor olmalı. Ama kendisi kullanmadığına göre, bu birbiriyle çelisen nitelemelerin, belki onu kötülemek için söylendiğini düşünüyordu. (J.Welhausen, agy.s.121-122; Shahristani, Al Milal, (Fr.) s.262)</p>
<p> 4. a  Muhtar as-Sakafi Muhammed al-Hanefi Adına Sabaileri Eşitlik Düşüncesinde Birleştiriyor</p>
<p> Kuşkusuz bunların hareketi yükseltmede çok büyük önemi vardı. Muhamme al-Hanefi ile görüşüp ondan, &#8220;Tanrı, Ali oğullarını kim düşmanlarından kurtarırsa ondan razı olacağı&#8221; icazetini almış ve hatta İbrahim b. Al-Eşter gibi Şii eşraftan bazılarına, kendisine itaat etmesi için mektup bile yazdırmıştı. </p>
<p> Al-Hanefi, babası ve ailesini tanrısallaştıran ve Ali&#8217;nin kendisinde zuhur ettiğine, kurtarıcı (Mehdi) olduğuna inanan Sabaileri kendine destek yaptı. Mekke ve Medine&#8217;de yaşadıkları yıllarda Hasan ve Hüseyin&#8217;in yapmadığını yapmış, Heterodoks İslam inancına sarılmış aşağı tabakadan emeği ile geçinen halkı ardına almıştı. Şehristani gibi Sünni-Şafii İslam  heresiografları, Muhtar&#8217;ın Muhammed al-Hanefi&#8217;yi isyan için kandırdığı ve baştan çikardigini söylüyorlarsa da, bu doğru olamaz. Sakafi kabilesinden olan Muhtar&#8217;ın  toprak sahibi olduğu ve çiftliginde köleleştirilmiş savaş tutsaklarını çalistirdigini söylemiştik. Altmış yaşin üstünde ve birçok savaşlara katılmış, önderlik girişimlerinde bulunmuş. Başarılı olamamıştı. Ama, Muhammed al-Hanefi&#8217;yle görüştükten sonra çok farklı bir stratejiyle harekete geçiyor. Muhammed al-Hanefi, Abdullah İbn Saba&#8217;nın gizli Ali kültünü daha geliştirdiği anlaşilıyor. Ayrıca Ali&#8217;nin azatlısı, kendisinin de ögrencisi olduğu söylenen Kaysan&#8217;a atfen onlara &#8216;Kaysaniyye&#8217; adının verilmesi de, al-Hanefi&#8217;nin Muhtar&#8217;a kimlerle hareketi götürebileceğini önerdiginin göstergesidir.</p>
<p> Muhtar as-Sakafi, Ali&#8217;nin çok yakın arkadaşi (Alevi inancındaki  kırklardan biri sayılan) Malik al-Eşter&#8217;in oğlu İbrahim&#8217;i de yanına alınca 685&#8217;in 18 Ekim&#8217;inde Küfe&#8217;de Hüseyin&#8217;in öcünü alma parolasıyla başkaldırdı. Üç gün içinde Küfe eşrafı teslim oldu ve Muhtar&#8217;ın  egemenliğini kabul ettiler. Vali İbn Muti kaçıp saklandı. Muhtar vali konağına yerleşerek eşraftan, Muhammed al-Hanife adına &#8220;Tanrının kelamı, peygamberin sünneti ve Kutsal Ailenin öcünü alma, kafirlerle savaş, zayıfları koruma&#8221; üzerine  biat aldı. Hazineden aldığı 9 milyon dirhemle savaşçilarını ödüllendirdi. Yaklaşik 9000 savaşçiya 200 ila 500 dirhem dağıttı. Öç için başkaldırmış olan Muhtar, hemen hemen kansız ele geçirdiği Küfe&#8217;de heyecanı yatıştırarak, düşman partiler barıştırma çabasina girdi. Adaleti sağladı. Aynı yıl içinde İbn Zübeyr, Muhammed al-Hanife&#8217;yi Kabe&#8217;de kuşatarak, kendisine biat etmediği taktirde öldürmekle tehdit etmişti. Yardım istemesi üzerine Muhtar, 4000 kişilik lobutlu birliklerle gelerek onu kurtardı ve böylelikle Mekke&#8217;yi de elegeçirmiş oldu. Bu arada Küfe&#8217;den Muhammed al-Hanefi&#8217;ye getirdiği parayı askerler arasında paylaştırdı.</p>
<p> Muhtar&#8217;ın az önce kısaca değinildiği gibi, başina geçtiği, isyana götürdüğü apayrı bir toplumsal kesimdi. Büyük çoğunluğu Arap olmayan,  Mevali dedikleri yabancılardı. Bunlar Küfe halkının yarısından fazlasını oluşturuyor, zenaat ve ticaretle uğraşiyorlardı. Hatta Arap savaşçiları (askeri aristokrasi) halkın yiyecek işini bunlara bırakmıştı. Bunların çogu köken ve dil bakımından  İranlıydı. Savaş tutsağı olarak Küfe&#8217;ye getirilmiş, burada İslamı kabul ettikten sonra azat edilmişler ve mevla  adıyla Arap kabileleri arasına kabul edilmiş. Görünüşte köle değillerdi, ama efendilerine sıkı sıkıya bağlı, onların himayesine muhtaç ve kendilerine hizmet etmekle yükümlüydüler. Muhtar Mevali&#8217;nin yüreğindeki azatlı kölelilikten kurtulup, Arapların sahip oldukları haklara sahip olmak, onlarla eşit olmak duyguları körüklemiş. Kendi eski dinlerinden ödünç alınmış inanç ögeleriyle beslenmiş Kaysanilik bayrağı altında, Hüseyin&#8217;in öcünü alırken, asıl kendilerini ülkelerinden etmiş, topraklarından koparıp köleleştirmiş Arap efendilerinden büyük hınçlarını çikaracaklardi. Muhtar&#8217;ı iktidara götürürken kendilerinin de Araplara eşit ve özgür bir yaşama kavuşabilme umut ve sevinci yaşiyorlardı. Silah olarak sadece topuz (lobut) kullanan Muhtar&#8217;ın azatlı köle  askerleri, kendileriyle yanyana değil karşi karşiya bile savaş yapmayı hor gören Arapları, kendileriyle  eşit saymasından ötürü ona çok sıkı bağlanmışlardı. Üstelik Muhtar&#8217;ın &#8220;zayıfları koruma siyaseti&#8221; bu azatlı köleleri ilgilendiriyordu. Böylece Muhtar aristokrat bir Arap olduğu halde, ezilen horlanan sınıflara önderlik yapan , Abdullah İbn Saba&#8217;dan sonra ikinci kişi olma onuru taşir. Hem de bu sınıfların hak ve özgürlüklerini kazanması ve korunması üzerine siyaset yaparak. Muhtar&#8217;ın bencillik ve yükselme tutkularına, Şii kitleleri ve yabancı azatlı köleleri  alet ettiği ve Hüseyin&#8217;in öcünü almayı bahane ederek onları kullandığı savları doğru olamaz. Dozy, A. Müller ve J. Wellhausen gibi Avrupalı İslam tarihçilerinin temelde birleştikleri bu sav, isyancı halk önderlerini sevmedikleri ve dinsel heterodoksizme karşi olduklarındandır. Ayrıca tarihsel olaylara din ve idealizm açısından bakmış olmaları onları bu türden yargılara götürüyor. </p>
<p> Bu tarihçiler, Muhtar&#8217;ın başkaldırdığı Küfe&#8217;de, savaşlar yaptığı Hicaz&#8217;da Suriye&#8217;de, kısacası İslam İmparatorluğunun heryerinde kendilerini efendi sayan Arapların nüfusu kadar, Pers, Kürt, Türk, Nubialı-Afrikalı yabancı kölelerin nasıl insanlık dışı koşullarda yaşadıklarını sanki bilmiyorlardı! Ortodoks İslam yönetiminin ezdiği, hor gördüğü ve Arap kent eşrafı ya da büyük toprak sahiplerine uşaklık ettirdiği bu ezilen kitlelerin insanca yaşamalarını sağlayacak sınıfsal çikarlarini kendi çikarlarinda birleştiren önderlere, geçmişi ne olursa olsun sadece saygı duyulur. Bu çikar birleşimi egoizmle tanımlanamaz. Bizzat J.Wellhausen&#8217;in kendisinin &#8220;Taberi tarihinde Ebu Mihnef&#8217;in Muhtar hareketi hakkındaki rivayetlerinin hepsi de, önce Muhtarın tarafında olmuş sonra da ondan ayrılmış olanlardan alınmıştır&#8221;diyerek itiraf ettiği halde, bu önemli toplumsal mücadeleye ilişkin bilgileri, Taberi&#8217;den farklı değerlendirmemektedirler.</p>
<p> Muhtar, iki yıl boyunca Hicaz&#8217;da, Suriye&#8217;de, Irak&#8217;ta İbrahim Eşter&#8217;le birlikte yaptığı savaşlarda, karşisına çikan orduları yenerek bölgeye tamamıyla hakim olmuştu. Kaysani hareketi batılı ve Sünni tarihçilerin yazdığı gibi bir Şii hareketi değil, temelde yabancı kölelerin, azatlıların, yani ezilen halkların, efendilere-sahiplerine karşi yaptıkları sınıf savaşimıydı. Ali inancı örtüsüne  bürünmüş oğlu Muhammed al-Hanefi&#8217;de somutlaştırılan bir Alevi (Heterodoks İslam) halk hareketidir. Mücedelenin güdüsü, Hüseyin&#8217;in öcünü almaktı. J.Wellhausen  genişçe  fakat çok karışık bir biçimde ele aldığı (agy, s.116-150) hareketi anlatırken bir yerde sanki bir Emevi tarihçisiymişçesine  şöyle yazıyor: &#8220;Esir düşen Hüseyin&#8217;in katillerinin idamıyla başlayan hareket, kaçanların izlenmesiyle de sürüp gitti. Kerbela&#8217;nın baş suçluları, güya Medine&#8217;deki korkuluk İbnül Hanefiye&#8217;nin emriyle, birer birer saklandıkları yerden çikarildilar. Uşaklar ve azatlılar iz süren köpekler gibi eski efendilerini arayıp buluyorler, kadınlar kocalarını eleveriyorlardı. Sadece Şemir b. Zi Cevşen değil, Ömer bin Sad  ve diğer bir çok Kureyşli canlarından oluyordu. Eşraftan kaçabilenlerin çogu Basra&#8217;ya, Mus&#8217;ab&#8217;ın yanına gittiler.&#8221; (agy, s.136-137) </p>
<p> Bu büyük toplumsal başkaldırı hareketi, Mekke&#8217;deki Şii halifeye bağlı Sünni ve Şii eşrafın, büyük toprak sahipleri ve Arap kabile başkanlarının desteklediği Basra valisi Mus&#8217;ab tarafından, 687&#8217;de yine Küfe&#8217;de boğuldu. İbrahim b.Eşter&#8217;in  ordusuyla Suriye&#8217;de bulunduğu bir dönemde, Mus&#8217;ab ordusuyla Küfe&#8217;yi kuşattı. İbrahim&#8217;le haberleşmesine de engel olarak Muhtar&#8217;ı içkaleye sıkıştırdı. Muhtar 4 ay direndi. Açlık ve susuzluk başgösterince bir yarma hareketi yapmak istediyse de başaranadı.  Son çare olarak, 19 adamıyla yaptığı çikis hareketinde  67 yaşindayken öldürüldü. 6-8 bin arasında  azatlı köle öldürüldü. Karısı da idam edildi. Mus&#8217;ab, Mevali&#8217;den öç almak isteyen Küfe asillerine izin verdi. Bu yüzden oluk gibi yabancı azatlı köle kanı akıtıldı. Oysa Muhtar, Küfe&#8217;yi ele geçirdiğinde kölelerin Küfeli efendilerine karşi giriştikleri böyle bir katliamı önlemisti. (J.Wellhausen, agy, s.131,142)   </p>
<p> &#8220;Baskı altındaki halk tabakalarıyla bağlantı kurunca, diyor J.Wellhausen (agy, s.147), Şia milli Arap zeminini terketti. Bağlantının harcı islamdı. Ama, bu eski islam değil, yepyeni başka bir dindi. (Taberi 2, s.647,6. 651,2) Bu Muhtar&#8217;ın da içinde bulunduğu karanlık ve sapık inanç, maruf (tanınan) adıyla Sabaiyye&#8217;den neşet etmekteydi (doğmaktaydı). Bunlar şimdi, Şia&#8217;nın Sünniliğe karşi daha reddedici bir tavır takınmaya ve Sünnilik ile farklarını kesin olarak belirtmeye zorlanması nedeniyle, geniş çevrelerde üstünlük kazanan bir yön tutturdular. Sabaiyye&#8217;e Kaysaniyye de denir. Kaysan mevali&#8217;nin başıydı. Eğer aynı zamanda  o Sabailerin de başi idiyse, bundan Sabailerin de Mevali olduğu anlamı çikar. (Taberi, 2,s.623, 14. 651, 12.)&#8221;  </p>
<p> Sabaileri incelerken üzerinde genişçe durduğumuz gibi, ilk kez Abdullah İbn Saba Ali yandaşlığını, Ali inancı-tanrısallığı olarak ezilen yabancı, köleleştirilmiş halklara mevaliye ve yoksul Araplar arasına taşimıştır.  Çok büyük olasılıkla Kaysan da, Ali&#8217;nin mevlası (kölesi) olması dolayısıyla  Abdullah ibn Saba&#8217;nın arkadaşi ve Sabai önderlerindendi. Abdullah İbn Saba ve arkadaşları öldürülmeleri sırasında Kaysan Muhammed al-Hanefi&#8217;nin  mevlası (azadlı kölesi) olarak onun aralarında yaşadığı Hanifa kabilesinde saklanmış olabilir. </p>
<p> Burada  Sayyid al-Himyari ve Kusayrinin anlattıklarından hareket ederek bir gerçeği daha ortaya çikarmak olası görünüyor: Muhammed al-Hanefi dördüncü İmam olarak, Hüseyin&#8217;in ölümünden sonra, &#8220;hak ve adaleti  zafere ulaştırmak için&#8221; ortaya çikisi ( ya da Muhtar tarafından ortaya çikarilisi), bir diriliş, yani ölümden hayata dönüş gibi değerlendirilmekteydi.<br /> İbn al-Hanefi, bu ölü yıllarını(!) da Ridwa dağında yeşillikler içerisinde, bir arslanla panterin eşliğinde, bal ve su akan iki kaynaktan beslenerek geçirmişti.(Shahristani, Al Milal.s.264-265; J.Welhausen, agy.s.152-153) Kuran&#8217;da (LV, 50, 66) cenneti ve İncil&#8217;de (II,7) İsa&#8217;yı anlatan ayetler anımsatan bu inançsal betimlemeler, İbn al-Hanefi&#8217;nin olasılıkla Ali&#8217;nin ölümünden sonra, 25 yıl boyunca ölmüs olduğunu etrafa yayan kabilesi tarafından Medine yakınındaki Ridwa dağında saklandığını göstermektedir. Wellhausen&#8217;in Taberi&#8217;ye dayanarak söylediği gibi &#8216;ayrı din&#8217; değildi. Heteredoks İslam, yani proto Alevilikti. Mevalinin eski dinlerinden alınan inanç ögeleriyle &#8216;İslam harcı&#8217; yoğurulup sunulmuştu. </p>
<p> 4.  b Muhtar as-Sakafi, Sabailiğe-Kaysaniliğe Eski İnançlardan Ögeler sokarak  Felsefi derinlik kazandırıyor </p>
<p> Şehristan&#8217;daki bilgiler Muhtar as-Sakafi&#8217;nin Sabailiğe-Kaysaniliğe felsefi derinlik kazandırdığı ve &#8216;kutsal koltuk&#8217; gibi putperest ögeler de kattığını gösteriyor. İki yıl boyunca Muhtar&#8217;ın katıldığı savaşlarda askerin önü sıra götürülen, Ali&#8217;nin kutsal emaneti olarak kendilerine zafer kazandırdığına inanılıyordu. Bir konsol gibi tahtadan ve daima üstü örtülü durur ve törenlerde açılırdı. Hacerülesved gibi putperestlikten bir parçaydı. Kökeni Yemen&#8217;de ve Musevi inancında aranabilir. Önce Tanrının, daha sonra da tanrısallaştırıldığı için artık Ali&#8217;nin koltuğuydu; onları zafere ulaştıracaktı. Ayrıca partizanlarına Muhtar, çarpismalar sırasında havada ansızın gözüken beyaz güvercinlerin kendilerini korumak için gökten inen ve güvercin donuna girmiş melekler olduğuna inandırmış. Sahte mucize gibi anlatılan bu olay, Dozy ve J.Welhausen&#8217;in kabul ettiği gibi, bunların Muhtar&#8217;a gönderilen (ya da kendisinin gönderdiği) posta güvercinleridir.   </p>
<p> Ama asıl Muhtar&#8217;ın Kaysaniliğe getirdiği ve Şehristani&#8217;nin  &#8220;asla kabul edilemez&#8221; dediği; iradei cüziyye, yani özgür insan iradesinin, iradei külliye, yani herşeyi tanrı istemine bağlıyan tanrısal iradeyi değiştireceği, onun yerine geçeceği (akılcı) inanç ve düşüncesidir. Ona göre, özgür insan iradesi kendisi hakkında kararları vermeğe hakkı vardır: Tanrının baştan yapılmasını arzu ettiği ya da buyurmuş olduğu şeylerin ansızın tersini yapılmasını istemesi, yani istediği zaman istediği şeyi yapması sayılan iradeyi küllüye kabul edilemez. O zaman Tanrı, farklı koşullarda verdiği buyrukların hepsini, karşilıklı olarak kaldırmış demektir. İnsanlar bu yükümlülükleri yapmayabilir. Kendi iradesine göre yargıya varmalıdır. İnsan iradesi herşeyin üstündedir&#8230;  </p>
<p> İsmail Kaygusuz, İslam İmparatorlukları Tarihinde İktidar Mücadelelri ve ALEVİLİĞİN DOĞUŞU, Su Yayınları, İstanbul-2005, s.34-62</p>
<p> <strong>İsmail Kaygusuz</strong> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kerbela-olayy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
