<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KİTAPLAR &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/kitaplar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Mar 2016 21:59:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>Saadete Ermişlerin Bahçesi</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/saadete-ermislerin-bahcesi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/saadete-ermislerin-bahcesi/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 00:04:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kaykı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/hadikatus-suada/</guid>
				<description><![CDATA[&#160; HADİKATÜS SUADA &#8211; SAADETE ERMİŞLERİN BAHÇESİ Fuzulî, &#34;Hadikatüssuada&#34; (Saadete Ermişlerin Bahçesi) adlı eserinde Tüm Peygamber ve resûllerin Hakk ve hakikat uğruna çektikleri çileleri ve ödedikleri bedelleri anlatır ve Kerbelâ çölünde susuz ve mecalsiz bırakılıp hunharca şehit edilen Hz. Hüseyin&#8217;in çektiği çile ve Hakk yolunda ödediği bedel ile karşılaştırır. Hiçbir Peygamberin ve nebinin bu yolda ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div class="mtl fbDocument">
<p> &nbsp; </p>
<p> HADİKATÜS SUADA &#8211; SAADETE ERMİŞLERİN BAHÇESİ  </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Fuzulî, &quot;Hadikatüssuada&quot; (Saadete  Ermişlerin Bahçesi)         adlı eserinde Tüm Peygamber ve resûllerin  Hakk ve hakikat uğruna         çektikleri çileleri ve ödedikleri  bedelleri anlatır ve Kerbelâ         çölünde susuz ve mecalsiz bırakılıp hunharca şehit         edilen Hz. Hüseyin&#8217;in çektiği çile ve Hakk  yolunda ödediği         bedel ile karşılaştırır. Hiçbir Peygamberin ve   nebinin bu yolda katlandığı çile ve ödediği bedel,         Hz.  Hüseyin&#8217;in katlandığı çile ve ödediği bedel         ile  kıyaslanamayacağını hatırlatır&#8230; Çünkü         insan inancı uğrunda;  İbrahim gibi &quot;nar&quot;a atılmayı,         Zekeriya gibi hızar ile biçilmeyi, İsa gibi çarmıha         gerilmeyi Musa ve Muhammed Mustafa gibi ilden  il&#8217;e sürülmeyi göze         alabilir. Ama, 72 yakınını ve canı kadar  sevdiği         dostları zalimin zulmü altında ve kahr okunun açtığı     yaralardan akan kanlar içerisinde görmek ve böylesi bir vahşet      saçan zulüme tahammül edebilmek, ancak Hz. Hüseyin&#8217;e mahsus bir      meziyet olduğunu kendisine has bir dille anlatır.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Kitabın Tamamını Okumak İçin</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2011/11/www.huham.com_erenler_bahcesi.pdf" target="_blank">http://www.huham.com/erenler_bahcesi.pdf</a></span> </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
</p></div>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/saadete-ermislerin-bahcesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Aşk&#8217;ın ozanı sevda&#8217;nın küllerinden doğarmış*</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/askin-ozani-sevdanin-kullerinden-dogarmis/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/askin-ozani-sevdanin-kullerinden-dogarmis/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 03 Oct 2010 18:56:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kaygusuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/athkyn-ozany-sevdanyn-kullerinden-dodarmyth/</guid>
				<description><![CDATA[İsmail Kaygusuz Ali Kaykı canın birinci kitabına yazdığımız önsözde ona &#34;Sınır Tanımayan Sevdanın Ozanı&#34; demiştik. Hatta adında &#8216;Sevda&#34; sözcüğü geçen dört-beş şiirini irdelediğimiz bölüme koyduğumuz arabaşlık &#34;Tüm Sevdalar Onun&#34;du. Tutulmadan, tutuşup yanmadan sevda olmaz ve sevda olmayınca aşk olmaz. Artık o tutuştuğu sevdayı aşmış, sevdanın küllerinden doğarak aşka düşüp, &#34;Aşkın Ozanı&#34; olmuş Budak Ali. &#34;Tutuştuk ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İsmail Kaygusuz</strong> </p>
<p> <img class=" alignleft size-full wp-image-1210" style="margin: 5px; float: left" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2010/10/02-alikayki.jpg" alt="02-alikayki.jpg" title="02-alikayki.jpg" width="254" height="348" />Ali Kaykı canın birinci kitabına yazdığımız önsözde ona &quot;Sınır  Tanımayan Sevdanın Ozanı&quot; demiştik.  Hatta adında &#8216;Sevda&quot; sözcüğü geçen  dört-beş şiirini irdelediğimiz bölüme koyduğumuz arabaşlık &quot;Tüm Sevdalar Onun&quot;du.  Tutulmadan,  tutuşup yanmadan sevda olmaz ve sevda olmayınca  aşk olmaz.  Artık o tutuştuğu sevdayı aşmış, sevdanın küllerinden  doğarak aşka düşüp, &quot;Aşkın Ozanı&quot; olmuş Budak Ali. &quot;Tutuştuk Sevdanda&quot;  şiirine, </p>
<p> &quot;Tutuştuk sevdanda Aşkınla yanıyoruz<br /> Dönerek ateşine dalanın bizleriz<br /> Küntü kenz esrarında her dem doğuyoruz<br /> Gönüller uyandıran alazın bizleriz &#8222; </p>
<p> diye başlıyor. Binlerce renge boyanıyor; yokluğun içinde varlığını  gösterip, Üçler&#8217;in Beşler&#8217;in ve Kırk&#8217;ların katarına katılarak evrensel  dengeleri sağlayan terazinin parçalarından biri oluyor. Gül bahçesine  uğrayıp, bülbülün figanına katılıyor. Bununla da kalmıyor; sararmış  goncayı kanla sulayarak al gülü kızıla çeviriyorlar hep birlikte.  Çokluğu birliğe (kesreti vahdet&#8217;e) ulaştırmışlar binbir adla halden hale geçerek. Harfleri oluşturan noktalar da onlardır ki, Vuslat&#8217;a  erenlerden biridir Budak artık: </p>
<p> &quot;Hal içinde halde binbir adla bilindik<br /> Budak, Ali, Veli, Deli dedin seslendik<br /> Elif ile lâm, mim hemi yâ sîn okunduk<br /> Harflerin olduran her noktasın bizleriz&quot; </p>
<p> Budak Ali içinde bulunduğu sırlarını paylaştığı, paylaşmakla kalmayıp onları bize ulaştırdığı &quot;Bizler&#8217;in kimler olduğunu &quot;Hakikat Ehliyiz  Biz&quot; nefesinde açıklıyor: </p>
<p> Verin gönlünüzü gelin bizlere<br /> Hakikat sırrına erenleriz biz<br /> Düşün peşimize erin bizlere<br /> Canların canıyız cananıyız biz </p>
<p> Aşığın goncası ve de gülüyüz<br /> Muhabbet ehlinin hem bülbülüyüz<br /> Gâhi akıllıyız gâhi deliyiz<br /> Hakikat sırrına erenleriz biz </p>
<p> Çürük yoktur hiç sağlamdır özümüz<br /> Kapalı olsa da görür gözümüz<br /> Hakk&#8217;tan gelmişiz Hakk&#8217;a gideriz<br /> Herşeyin özünde olanıyız biz </p>
<p> Budak Ali&#8217;im der arıda balız<br /> Hem zahirdeyiz hem de bâtındayız<br /> Geldik Kızıldeli&#8217;ye mihmanıyız<br /> Hakikat yolunun erleriyiz biz </p>
<p> Hakikat ehli aşk ehlidir; aşk makamında oturan &quot;Canlar canı ve  cananı&quot; Yaratanın kendisidir. Yüzyıllar önce Yunus Emre(ö.1320) de bunu  söylüyordu:<br /> &quot;Canlar canını buldum bu canım yağma olsun<br /> Dost vaslına eriştim gümanım yağma olsun&quot; </p>
<p> AŞK MAKAMI TANRI MAKAMIDIR </p>
<p> Aşkın ozanı Budak, yaşadığı büyük aşkı ve ve aşk makamının  betimlemesini çok önce bana ulaştırdığı bir yazısında şöyle yapıyordu. </p>
<p> &quot;Aşk, Alevi/Bektaşi inanç ve öğretisinin derinliğinin temel niteliği, varılmak istenilen en son durak olan fenafillah, yani varlıkta yok  olma, yani kesretten vahdete ulaşma ki, bu vuslata erme makamıdır. Aşk,  sonsuz-sınırsız gönlün göz kamaştıran ışığıdır. Gönüldeki hazine ancak  bu ışık ile meydana çıkar, görülür. O&#8217;na ayna olur. O, aynada kendini  seyreder mest olur. Evrende bir zerre iken Küntü Kenz (Gizli hazine)  esrarının sırrını çözerek zaman içindeki evren olur. Coşar zamandan  taşar, evren O&#8217;nda yok olur. Var olan her şey üçünde olur. Üçü bir olur, O olur. O an zaten her an var olduğunu bilir ve En&#8217;el Hakk der.&quot; </p>
<p> &quot; İlmin kitabı Aşk&#8217;tır. Aşk, natık olandır. Dile gelince ilmi  anlatır. Gönül coşunca ilim dillenip taşar. Güneşin sıcağında buharlaşıp bulut olan okyanusun, fırtınalar yaratarak okyanusu coşturup sağanak  halde yağması gibidir. Gönül Muhammed, ilim Hakk, Aşk İmam Ali&#8217;dir. Aşk  olmazsa gönül coşmaz, gönül coşmazsa ilim kendinden habersiz kalır.  Bilinmek isteyen ilmin, sırrının açığa çıkması için üçünün bir olması  gerekir. Bundan dolayıdır ki, Aşk makamına ermeyince Hakk&#8217;ın sırrına  erilmez. İlim şehrinin kapısı bulunmaz bilinmez ise şehre girilmez. İlim şehrine giremeyen ilimden, ilim de kendinden habersiz kalır.&quot;<br /> Bizim bir yorum getirmemize de gerek yoktur. Şiirlerinin derinliğine inildikçe bu tanımlamalar daha iyi anlaşılacaktır. </p>
<p> Birinci kitabın önsözünün başında şiirlerini nasıl yazdığını anlatırken biraz şaşkınlık geçirmiştik: </p>
<p> &quot; Ali Kaykı 1986 yılından beri, yaşadığı bölgedeki Volkswagen  fabrikasında ve uzun zamandır aynı fabrikanın motor bölümünde büyük  sanayi makinaları denetçisi olarak çalışmaktadır.  Demir ve çelikten dev makina ve motorlar ortamında bir denge oluşup, katı mekanik gürültü  yumuşayarak Kaykı&#8217;nın kafasında, genelde şiire özelde ise deyişe-nefese  nasıl dönüştüğünü anlamak kolay değil. O şiirlerinin büyük çoğunluğunu,  bu demir ve çelik ortamındaki &#8211;özellikle geceleri- yalnızlığında  yazıyordu.&quot; </p>
<p> AŞKTA YANIP NAZ MAKAMINA ERMEYEN OZAN &quot;DEVRİYE&quot; YAZAMAZ </p>
<p> Oysa yalnız değildi, şaşırmaya da gerek yokmuş;  zahiren mekanik  gürültünün ortasında bedensel organları çalışırken, bâtınında ruhu ma&#8217;na âleminde seyrana çıkmış hakikat erenlerinin gül bahçesinde vahdet  gülüne figan etmektedir. Tüm varlığından sıyrılıp &quot;O&quot; olmuştur,   &quot;devirden devire&quot; sıçrayarak evrendeki farklı nesnelerde dönüşümlerini  geçirmektedir tıpkı Yunus Emre gibi. </p>
<p> Bağlarda bahçevan dağda dervişem<br /> Dosdoğru bir yoldan gelip gitmişem<br /> Rengarenk açmışam elvan kokmuşam<br /> Nergiz ve gül benem kardelen benem </p>
<p> Gönülden gönüle akmışam yare<br /> Kimine doluyam kimine bade<br /> Kiminde coşmuşam kiminde sade<br /> Sevdiren benem hem akl-ı kül benem </p>
<p> Yaşamı olmuşam var olan canda<br /> Kimisi refahta kimi de darda<br /> Dünyanın her yeri hatta uzayda<br /> Canveren benem toprak ve yel benem </p>
<p> Bülbülüm güle hayran gökte turna<br /> Benem Kafdağı&#8217;nda dolaşan Anka<br /> Sultan Süleyman&#8217;a gelen karınca<br /> Seyreden benem bin donda hal benem </p>
<p> Sevdada yanarım ateşi benem<br /> Ferhat&#8217;ın Mecnun&#8217;un bir eşi benem<br /> Şirin de Leyla da her dişi benem<br /> Nakşeden benem güzelde al benem </p>
<p> Arifler meclisi şevkle kurulur<br /> Budak&#8217;ın dalında goncalar durur<br /> Aşk şerbetidir meydana sunulur<br /> Meşk eden benem arıda bal benem </p>
<p> Bu şiir Alevi-Bektaşi edebiyatında iyi bilinen bir  Devriye  nefesidir. Yunus Emre, Seyyit Nesimi, Şah Hatayi ,Pir Sultan Abdal,  Bektaş Çelebi (Şiri), Harabi gibi ermiş kabul ettiğimiz ozanlarımızın  sıkça kullandığı, Vahdet-i Vücut (İnsan -Tanrı birliği) ve Vahdet-i  Mevcut (Doğa &#8211;Tanrı birliği) kavramlarının ve aynı zamanda   varlığın-maddenin dönüşümünü açıklayan tasavvuftaki &quot;Devriye kuramı&quot;nın  şiirsel anlatımıdır. </p>
<p> Abdülbaki Gölpınarlı 1963 yılında yayınladığı &quot;Alevi Bektaşi  Nefesleri&quot; adlı yapıtında (s.70&#8211;72) bu konuda kendisinden beklenmedik  biçimde şu yorumu yapmaktadır: </p>
<p> &quot;Varlık birliğini materyalist görüşle kabul eden sufilere göre  varlıklar, adeta dalgalara, katrelere, köpüklere benzer, mutlak varlık  ise denizdir. Dalgalar, katreler ve köpükler denizden ayrı değildir,  onların çokluğu denize zarar vermez. Dalgaların zuhuru denizi  fazlalandırmaz, batışı onu eksiltmez; çünkü denizden ayrı bir varlığı  yoktur, her şey odur.&quot; </p>
<p> İşte bu dönüşümleri, deviri anlatan şiirlere &quot;Devriye&quot; adı verilir.  Ozan Devriye&#8217;yi işlerken merkez kendisi, yani İnsan&#8217;dır. Değişim ve  dönüşümleri Ben veya Biz kullanarak kendisi üzerinden götürür. &quot;Enelhak&quot; diyememiş, &quot;Makam-ı Naz&quot;da küfür ile imanı eşitleyememiş ozan Devriye  yazamaz. Çünkü ermiş ozan tanrıyla bir olmuş evreni yaratmakla işe  başlar. Bektaş Çelebi&#8217;nin (Ö. 1761) Şiri mahlası ile yazdığı Devriye&#8217;nin girişinde bunu hemen görelim: </p>
<p> Cihan varolmadan ketm-i Adem&#8217;de<br /> Hak ile birlikte yekdaş idim ben<br /> Yarattık bu mülkü çünkü o demde<br /> Yaptım tasvirini nakkaş idim ben </p>
<p> Çoğunlukla evren-Tanrı bütünlüğü içerisinde sultandır. Zeval bulmaz,  her şeyin öncesi ve sonrası olan Tanrı, ozanın kendisidir. Yeryüzünü  gökyüzünü, dağları denizleri yaratıp biçim veren ve yedi iklime hükmeden odur.<br /> Şimdi ozan Budak Ali&#8217;nin &quot;İstesem de&quot; şiirinde &quot;Yunus ile  yanyana giderim/Aşk dolusun kana kana içerim&quot; diyerek bâtın aleminde  birlikte dolu içtiği,Yunus Emre&#8217;nin  Devriye&#8217;lerinden ikisinin bazı  beyitlerini izleyelim: </p>
<p> &quot;Evvel benim ahir benim canlara can olan benim<br /> Azıp yolda kalmışlara Hızır meded eren benim </p>
<p> Çün deminden katre uran bir nazarda dünya duran<br /> Kudretinden han döşeyip aşk nöbeti uran benim </p>
<p> Düz döşedim bu yerleri çöksü urdum bu dağları<br /> Sayvan eyledim gökleri geri tutup duran benim&quot;<br /> (&#8230;)<br /> &quot;Ol kaadir-i Kün-feyekün lütfedici Rahman benim<br /> Kesmeden rızkını veren cümlelere sultan benim </p>
<p> Nufteden adem yaratan yumurtadan kuş üreten<br /> Kudret dilini söyleyen zikreyleyen Sübhan benim </p>
<p> Bu yeri göğü yaratan bu arşı kürsü durduran<br /> Binbir adı vardır Yunus ol sahib-i Kur&#8217;an benim&quot; </p>
<p> &quot;SİDRETÜ&#8217;L MÜNTEHÂ YERİN DEDİLER&quot; </p>
<p> &quot;Görmediğim Tanrıya Tapmam&quot; kitabımızdan aldığımız bu kısa  açıklamanın ışığında diyebiliriz ki, ozanımız &#8216;Budak Ali küfrü iman  etmiş&#8217; erenler katarına dahil olmuştur. Erenlerle ma&#8217;na alemindeki  ruhsal seyranından (vecd halinde göğe yükseliş gezileri) aldığı esinler  ve esrime duygusallığından dökülmüştür nefeslerini çoğu. &quot;Tutuştuk  Sevdanda&quot;, &quot;Medet Mürüvvet  Şahım&quot;, &quot;Geldim&quot;, &quot;Güneşe Sor&quot;,  &quot; Adım  Sanım Yeldir Benim&quot; devriye&#8217;lerinden sadece birkaçıdır. &quot;Erenler&quot;  başlıklı şiirinde Seyranında birlikte olduğu erenlerin sırlarını ve  zahiren olmazlarını anlatırken birden aklı başına gelir; </p>
<p> &quot;Budak Ali&#8217;m sen de gizini sunma<br /> Böylesi acayip sorular sorma<br /> Nadanlar anlamaz ehli var amma<br /> Deliyi Veli&#8217;ye katan erenler&quot; </p>
<p> diyerek susar. Sustuğu anda &quot;Hakikat babından içeri girerek&quot; kendini  yine erenler meclisinde buluruz &quot;Erenler 2&quot; nefesinde. Önce &quot;Sırrın  sırrı&quot;  olur. Sunulan doludan üç yudum alınca  da &quot;Can&#8217;ın canı&quot; olur.  Arkasından, açık güzellik meydanına (Küşad-ı Meydan) çağırılır ve &quot;senin yerin Sidretü&#8217;l Müntehâ&quot; derler erenler: </p>
<p> &quot;Sıdretü&#8217;l müntehâ yerin dediler<br /> Küşad-ı Meydana gelin dediler<br /> Tutulduk sevdaya alın dediler<br /> Aşkın narı oldum bilin erenler&quot; </p>
<p> Ermiş ozanımızın &quot;Gel Kardeşim&quot; nefesinde anlattığı, bir Sıdretü&#8217;l  Müntehâ (Son Sınır Ağacı) yolculuğu var ki, ulu sufi Bestami (ö. 874)  bile imrenir. Çünkü birlikte çok sevdiği bir dostunu da götürüyor. Ne  diyordu Bayezid Bestami?  &quot;Çölleri geçtikten, bozkırlara ulaştıktan ve  Görünmez&#8217;in krallığını aştıktan sonra çadırımı Taht&#8217;ın yanına kurdum.&quot;  Orası Arş-ı alâ, yani Tanrı&#8217;nın makamı ve sonsuzluktaki son sınır  ağacının (Sidretü&#8217;l müntehâ) bulunduğu yerdi. Muhammed Peygamber de  miracında orada Tanrıyı görmüştü. Bestami bu kendi miracını anlatırken  sorarlar : &quot;PekiTanrıyı  gördün mü? O şimdi nerede?&quot;  Büyük Sufi  hırkasının yenini kaldırarak sakince, &quot;O şimdi burada, hırkamın altında &quot; yanıtını verir. Ve bu yanıt yüzünden onu doğduğu kentten sürgün  ederler.<br /> Ozanımız  dostunun elinden tutup, gece çıktığı seyirde  (göksel gezide) Pirini görüyor ve yine erenler meclisine katılıyor.  Gerisini miracı anlattığı nefesinden izleyelim ve nasıl sidretü&#8217;l  müntehâ&#8217;da  Yâr&#8217;a kavuştuklarını öğrenelim. </p>
<p> &quot;Dün gece seyrimde Pir&#8217;imi gördüm<br /> Erenler toplanmış orada nazır<br /> Huzura varanda bir niyaz aldım<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır </p>
<p> Dizildi erenler meydan kuruldu<br /> Ağaçtan bir tasta dolu sunuldu<br /> Üç yudum hakkındır al iç denildi<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır </p>
<p> Kapağı üstünde sapı yok durur<br /> Bu halde bu dolu nasıl alınır<br /> Belliki erenler sınav verdirir<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır </p>
<p> Uzattım ellerim dolu tasına<br /> Serimi sunmuşum Hakk&#8217;ın yoluna<br /> Seslendim Ya Rabbi sığındım sana<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır </p>
<p> Önce kapağı açıldı yavaşça<br /> Dolu tasına elim varınca<br /> Sonra kendisi geldi avucuma<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır </p>
<p> İçince üç yudum kendimden geçtim<br /> Bir anda cennetin içine düştüm<br /> Şükürler olsun murada erişdim<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır </p>
<p> Dediler üç yudum hakkındır senin<br /> Üçü de kardeşin Dertli Baba&#8217;nın<br /> Haz doldu gönlüme aradım canım<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır </p>
<p> O demde yetiştin geldin yanıma<br /> Ayağa kalkarak sarıldım sana<br /> Diz çöktük ikimiz durduk divâna<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır </p>
<p> Bu denli mutlu hiç görmedim seni<br /> Ellerimle sundum sana badeni<br /> Kana kana içtin üç yudum demi<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır </p>
<p> Budak Ali Can&#8217;ım kardeşim sana<br /> Sıdretü&#8217;l Müntah&#8217;da kavuştuk Yâr&#8217;a<br /> Böyle haller nasip olmaz her kula<br /> Gel kardeşim canım dolumuz hazır&quot; </p>
<p> HER CAN CANLAR CANININ CANIDIR, CANANIDIR </p>
<p> Budak Ali Can, &quot;Can, Canım, Canlar, Cananın Canı!&quot;diye tutuşmuş  yanıyor. Yedi-sekiz şiirinin adı adı &quot;Can&quot; ve içeriği &quot;Can&#8217;ın  betimlemeleriyle dolu. Can &quot;dosttur, yârdır, insandır&quot;, ama asıl  Sidretü&#8217;l Müntehâ&#8217;da vuslata erdiği ve &quot;narında yandığı biricik sevdası&quot; Cananın Canı ya da Canlar Canı Tanrıdır. Özü O&#8217;nda parlamaktadır ve  yaşam boyu &quot;can cana yaşamaktadır&quot;, tıpkı Yunus&#8217;un  &quot;Bir can vardır  bende candan içeri&quot; dediği gibi. </p>
<p> &quot;Yanarız narında birdir sevdamız<br /> Ankanın yanında açar gülümüz<br /> Yürürüz yolunda yektir Tanrımız<br /> Yolunun Aşkında tozar gönlümüz </p>
<p> Dervişlik hırkası verirler sana<br /> Öylesin bir giysi olduğun sanma<br /> Makamdan makamı sorarlar cana<br /> Cananın canında parlar özümüz&quot;<br /> (&#8230;)<br /> Can cana var olduk yaşam içinde<br /> Güzelliğimiz sevgimiz can cana<br /> Can cana acıda mutlu günlerde<br /> Sofralarımız dolumuz can cana </p>
<p> Can cana dolduk sarmalandık O&#8217;na<br /> Türkülerimiz sözümüz can cana<br /> Can cana kaldık doyamadık cana<br /> Yüreklerimiz özümüz can cana </p>
<p> Budak Ali&#8217;yim canana can oldum<br /> Can olan cana canda sultan oldum<br /> Canda varı bilmeze bühtân oldum<br /> Gizlerimiz ol aşkımız can cana </p>
<p> &quot;Can ve Canan &#8222; şiirlerinin tümünü candan okuyup, ozanımızın neler  anlattığını düşünmelerini okuyucuya bırakarak, 13.yüzyılın büyük bâtıni  mutasavvıf ozanı Yunus Emre&#8217;nin şu birkaç beyitini anmaktan geçmek  istemiyorum. Bu karşılaştırma &quot;Can&quot; nefesleri anlamalarına yardımcı  olacaktır. </p>
<p> &quot;Eşkere (aşikâr) kıldım bu gün pinhanımı (gizimi)<br /> Can veriben buldum ol cananımı </p>
<p> Can gönül hayran kalıpdur ma&#8217;şuka (sevgiliye)<br /> Ma&#8217;şuk ile sürerim devranımı </p>
<p> Onu buldum u (ve) niderem ayrığı (başkasını)<br /> Yağmaya verdim bu gün dükkânımı </p>
<p> Yer benimdir gök benimdir arş benim<br /> Gör nicesi (nasıl) sermişim sayvanımı (örtümü, gölgeliğimi) </p>
<p> Budak Ali&#8217;nin Can&#8217;ları ve Cananın Canı bildiği aynı zamanda  Muhammed-Ali, Hünkar Hacı Bektaş  Veli ve soy atası Kızıl Deli  Sultandır. Hakk&#8217;ın birer mazharı olan bu ulu erenlerle seyrinde buluşup  söyleştiğini, huzurlarında dâra durduğunu ve onların yüceliklerini  herbiri için yazdığı çok sayıda nefeslerinden okuyup öğreniyoruz.  Kuşkusuz Rumeli Melikesi sıfatıyla andığı Sultan Anası&#8217;nı da unutmamış.  Budak&#8217;ın anaların anası Fatima Ana&#8217;ya, yakında yitirdiği kendi anası ve  hiç tanımadığı yakın dostlarının analarına sunduğu bu ikinci kitabından, sadece bâtıni inanç bağlamında bazı nefeslerini irdeledim. (Sanırım  Dost bana gönül koyacaktır &quot;sırrını faşettim&quot; diye. Oysa o kendi  kendisini zaten faşetmiş; o büyük esrarın içine dalmayan bu nefesleri  asla yazamaz.)  Bunları da tek tek ele alıp yorumlama ve değerlendirmeye kalkarak,  sınırı daha fazla aşmak istemiyorum. Kuşkusuz daha birçok  temaları işlemiş şiirlerinde ozanımız, onları da okuyucular olarak  sizler değerlendirirsiniz artık. </p>
<p> Ali Kaykı dostumu, ozan adıyla Budak Ali canı bu yeni kitabı için  candan kutluyor ve onu aşk ve inanç ehli canlara aşkı niyazlarımla  öneriyorum. </p>
<p> Londra, 26 Ağustos 2010<br /> *Ali Kaykı&#8217;nın yeni çıkan, Tutuştuk Sevdanda (Alev Yayınları, İstanbul-2010) şiir kitabı için &quot;Önsöz&quot; </p>
<p> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/askin-ozani-sevdanin-kullerinden-dogarmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Sâdık Abdâl Divanı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/sadik-abdal-divani/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/sadik-abdal-divani/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 00:54:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dursun Gümüşoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/sadyk-abdal-divany/</guid>
				<description><![CDATA[<p align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>Dursun Gümüşoğlu </strong></span></span><img class=" alignleft size-full wp-image-1186" style="margin: 5px; float: left" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2009/11/KitaplarDergiler_Kitap_sadik_abdal_divani.jpg" alt="sadik_abdal_divani.jpg" title="sadik_abdal_divani.jpg" width="320" height="388" /> </p> <div align="left"> </div> <p align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Yayınevi          :    Horasan Yayınları</span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Kitap Adı         :    Sadık Abdal Divanı<br /> Hazırlayan       :    Dursun Gümüşoğlu<br /> Türü              :    İnceleme - Araştırma<br /> Sayfa Sayısı    :    317<br /> Çıkış Tarihi      :    Kasım 2009<br /> ISBN              :    978-605-4091-06-5<br /> Barkod           :    9786054091065<br /> Fiyat             :    20 TL<br /> En/Boy           :    15x23.5<br /> Kapak Cinsi     :    Karton Kapak<br /> Genel Dağıtım  :    Horasan Yayınları </span></span> </p> <div align="left"> </div> <p align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Sâdık Abdâl, 15. yüzyılda Kızıl Deli Sultan Dergâhı&#8217;nda yetişmiş Bektaşî şairlerindendir. Seyyid Ali Sultan Dergâhı, Bektaşîliğin o dönemde çok önemli bir merkezi olduğu için buradan tanınmış Bektaşi babaları ve şairleri yetişmiştir. <br /> </span></span> </p> <p align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Sâdık Abdâl Dîvânı, Bektaşîlik tarihi yönünden karanlıkta kalmış dönemlere ışık tutması bakımından son derece önem teşkil etmektedir. Elinizdeki eser,15. yüzyılda Bektaşîliğin durumu, inançlara bakış açısı, velâyetnâmelerde geçen yer, şahıs isimleri ve olaylar hakkında önemli bilgiler vermekte, şüpheyle yaklaşılan tespitlere yeni bakış açıları getirmektedir. Eser, içerik, dil ve şairin yaşadığı yüzyıl açısından dikkat çekicidir. Sâdık Abdal&#8217;ın kullandığı dil ve üslup ile şiirlerindeki tasavvufî incelik ve derinlik, Seyyid Ali Sultan Dergâhı&#8217;nın Balkanlar&#8217;da çok önemli bir tekke ve zamanının ilim merkezi olduğuna işaret  etmektedir. </span></span> </p> <div align="left"> </div> <div align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Eser genellikle nasihat içeriklidir. Şiirlerinde Sâdık Abdâl bazen kendisine, bazen de karşısındakine nasihat etmektedir. Velîlerin kimden irşad olduğunu, dolayısıyla kimin sırrı olduğunu şiirlerinde anlatmıştır. Hz.Ali&#8217;nin yüceltilmesi bugünkü Bektaşîliğin anladığı şekli ile Şâh-ı Merdân olduğu ve ondan sonra gelenlerin Hz.Ali&#8217;nin sırlarını taşıdığını, Kızıl Deli&#8217;nin ise bu manevi zincirin bir halkası olduğunu bildirmektedir. Bektaşîliğin Balım Sultan&#8217;dan itibaren tarikatlaştığı söylenirse de, Sâdık</span><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Abdâl şiirlerinin büyük kısmında Bektaşîliği tarikat olarak ifâde etmektedir. Dergâhtaki dervişlerin nefis mertebelerini geçtiğinden, yüceldiğinden sıklıkla bahseder. Dünya nimetlerinin kölesi olunmaması</span><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> gerektiği her fırsatta ifade edilerek bir sûfî bektaşîlik anlayışı ve yaşam tarzı anlatılmaktadır.</span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Dîvân-ı Sâdık&#8217;ta Seyyid Ali Sultan ve Hacı Bektaş Velâyetnamesinde geçen bütün hikâyelerin, Makâlât&#8217;ta bulunan tüm düşüncelerin şiirsel anlatımları görülmektedir. Tarikate girmenin, Seyyid Ali Sultan Dergâhı&#8217;na dahil olmanın önemi anlatılmaktadır. Eserde halk tipi İslâm anlayışının ilerisinde sûfî</span><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Bektaşîlik yaşam tarzı ve inancı vurgulanmakta, Bektaşiliğin 15. yüzyılda da tasavvufî bir inanç yapısı olduğu, ârif insanların bu şekilde algılayıp yaşamlarına uyguladıkları gözlemlenmektedir. Eserde, Balım Sultan&#8217;dan önce &#8220;Bektaşî Tarikati&#8221; sözü yoktu iddialarının yanlış düşünceler olduğu belirtilmektedir. Hacı Bektaş Veli&#8217;nin, Abdâl Musa&#8217;nın, Kaygusuz Abdal&#8217;ın eserlerinin ve yaşamının dergâhlarda okunmakta olduğunu, &#8220;Makâlât&#8221; adlı eserin Bektaşîler için yol içi eğitimi olduğunu, içinde geçen kavramların 15.yüzyılda da aynı bugünkü şekli ile algılanmakta olduğu vurgulanmaktadır.</span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Sâdık Abdâl Dîvânı, Alevilik-Bektaşilik alanında karanlıkta kalmış pek</span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> çok konuya ışık tutması bakımından  büyük önem arzetmektedir.</span><br /> </span> </div> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p> ]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>Dursun Gümüşoğlu </strong></span></span><img class=" alignleft size-full wp-image-1186" style="margin: 5px; float: left" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2009/11/KitaplarDergiler_Kitap_sadik_abdal_divani.jpg" alt="sadik_abdal_divani.jpg" title="sadik_abdal_divani.jpg" width="320" height="388" /> </p>
<div align="left"> </div>
<p align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Yayınevi          :    Horasan Yayınları</span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Kitap Adı         :    Sadık Abdal Divanı<br /> Hazırlayan       :    Dursun Gümüşoğlu<br /> Türü              :    İnceleme &#8211; Araştırma<br /> Sayfa Sayısı    :    317<br /> Çıkış Tarihi      :    Kasım 2009<br /> ISBN              :    978-605-4091-06-5<br /> Barkod           :    9786054091065<br /> Fiyat             :    20 TL<br /> En/Boy           :    15&#215;23.5<br /> Kapak Cinsi     :    Karton Kapak<br /> Genel Dağıtım  :    Horasan Yayınları </span></span> </p>
<div align="left"> </div>
<p align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Sâdık Abdâl, 15. yüzyılda Kızıl Deli Sultan Dergâhı&#8217;nda yetişmiş Bektaşî şairlerindendir. Seyyid Ali Sultan Dergâhı, Bektaşîliğin o dönemde çok önemli bir merkezi olduğu için buradan tanınmış Bektaşi babaları ve şairleri yetişmiştir. <br /> </span></span> </p>
<p align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Sâdık Abdâl Dîvânı, Bektaşîlik tarihi yönünden karanlıkta kalmış dönemlere ışık tutması bakımından son derece önem teşkil etmektedir. Elinizdeki eser,15. yüzyılda Bektaşîliğin durumu, inançlara bakış açısı, velâyetnâmelerde geçen yer, şahıs isimleri ve olaylar hakkında önemli bilgiler vermekte, şüpheyle yaklaşılan tespitlere yeni bakış açıları getirmektedir. Eser, içerik, dil ve şairin yaşadığı yüzyıl açısından dikkat çekicidir. Sâdık Abdal&#8217;ın kullandığı dil ve üslup ile şiirlerindeki tasavvufî incelik ve derinlik, Seyyid Ali Sultan Dergâhı&#8217;nın Balkanlar&#8217;da çok önemli bir tekke ve zamanının ilim merkezi olduğuna işaret  etmektedir. </span></span> </p>
<div align="left"> </div>
<div align="left"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Eser genellikle nasihat içeriklidir. Şiirlerinde Sâdık Abdâl bazen kendisine, bazen de karşısındakine nasihat etmektedir. Velîlerin kimden irşad olduğunu, dolayısıyla kimin sırrı olduğunu şiirlerinde anlatmıştır. Hz.Ali&#8217;nin yüceltilmesi bugünkü Bektaşîliğin anladığı şekli ile Şâh-ı Merdân olduğu ve ondan sonra gelenlerin Hz.Ali&#8217;nin sırlarını taşıdığını, Kızıl Deli&#8217;nin ise bu manevi zincirin bir halkası olduğunu bildirmektedir. Bektaşîliğin Balım Sultan&#8217;dan itibaren tarikatlaştığı söylenirse de, Sâdık</span><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Abdâl şiirlerinin büyük kısmında Bektaşîliği tarikat olarak ifâde etmektedir. Dergâhtaki dervişlerin nefis mertebelerini geçtiğinden, yüceldiğinden sıklıkla bahseder. Dünya nimetlerinin kölesi olunmaması</span><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> gerektiği her fırsatta ifade edilerek bir sûfî bektaşîlik anlayışı ve yaşam tarzı anlatılmaktadır.</span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Dîvân-ı Sâdık&#8217;ta Seyyid Ali Sultan ve Hacı Bektaş Velâyetnamesinde geçen bütün hikâyelerin, Makâlât&#8217;ta bulunan tüm düşüncelerin şiirsel anlatımları görülmektedir. Tarikate girmenin, Seyyid Ali Sultan Dergâhı&#8217;na dahil olmanın önemi anlatılmaktadır. Eserde halk tipi İslâm anlayışının ilerisinde sûfî</span><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Bektaşîlik yaşam tarzı ve inancı vurgulanmakta, Bektaşiliğin 15. yüzyılda da tasavvufî bir inanç yapısı olduğu, ârif insanların bu şekilde algılayıp yaşamlarına uyguladıkları gözlemlenmektedir. Eserde, Balım Sultan&#8217;dan önce &#8220;Bektaşî Tarikati&#8221; sözü yoktu iddialarının yanlış düşünceler olduğu belirtilmektedir. Hacı Bektaş Veli&#8217;nin, Abdâl Musa&#8217;nın, Kaygusuz Abdal&#8217;ın eserlerinin ve yaşamının dergâhlarda okunmakta olduğunu, &#8220;Makâlât&#8221; adlı eserin Bektaşîler için yol içi eğitimi olduğunu, içinde geçen kavramların 15.yüzyılda da aynı bugünkü şekli ile algılanmakta olduğu vurgulanmaktadır.</span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Sâdık Abdâl Dîvânı, Alevilik-Bektaşilik alanında karanlıkta kalmış pek</span><br /> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> çok konuya ışık tutması bakımından  büyük önem arzetmektedir.</span><br /> </span> </div>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/sadik-abdal-divani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Ummu&#8217;l Kitab</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/ummul-kitab/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/ummul-kitab/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 00:20:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. İsmail Kaygusuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/ummul-kitab/</guid>
				<description><![CDATA[<span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> İsmail Kaygusuz&#8217;un uzun süredir beklenen çalışması DEMOS YAYINLARI (Divanyolu Caddesi Çevik İş Hanı No: 54/211 Cağaloğlu-İstanbul, Tel: </span>0212 526 60 28<span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">) &#8217;dan  çıktı. </span> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><img class=" alignleft size-full wp-image-1185" style="margin: 5px; float: left" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2009/11/KitaplarDergiler_Kitap_umml-kitab_.jpg" alt="umml-kitab_.jpg" title="umml-kitab_.jpg" width="316" height="337" /><br /> </span>  </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Avrupa'da </span></span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">ALEVİ AKADEMİSİ</span></span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Breitenweg 41</span></span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">28195 Bremen</span></span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">ALMANYA</span></span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Tel.: +49 421 165 30 60 </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Fax: +49 421 165 32 33 </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>İçindekiler<br /> <br /> Önsöz</strong> <br /> <br /> Ummü&#8217;l-Kitâb Metninin Bulunuşu, Yayınlar ve Bilinen Nüshaları<br /> <br /> Ummü&#8217;l-Kitâb İlk Kez Türkçede;</span></span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p> <p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Kitâbın Düzeni ve İçeriğine İlişkin Kısa Bilgiler<br /> <br /> Kitâbın Yazılışı, Adlandırılması ve Tarihlenmesi <br /> <br /> Ummü&#8217;l-Kitâb Üzerinde Görüş ve Düşünceler<br /> a. Wlademir İvanow&#8217;un Ummü&#8217;l-Kitâb Değerlendirmesi<br /> b. Henry Corbin&#8217;e Göre Ummü&#8217;l-Kitâb<br /> <br /> Wlademir Ivanow&#8217;un Fransızca Yayınladığı Ummü&#8217;l-Kitâb Özetinin Çevirisi <br /> <br /> İmâm Muhammed Bâkır&#8217;ın Kısa Yaşamı Ve Zamanın Bilgini Olarak Bazı Zahiri Dinsel Görüş Ve Düşünceleri<br /> a.İmam Bakır&#8217;a Göre İmân ve İslâm<br /> b-İmam Bakır&#8217;dan Kur&#8217;ân&#8217;a İlişkin Bilgiler ve Bâtıni  Tanımlamaları<br /> c-İmam Bakır&#8217;a Göre Muhammed&#8217;in Mi&#8217;râcı ve Ali&#8217;nin Zülfikâr&#8217;ının Bâtıni Anlamları<br /> d-İmam Bakır&#8217;a Göre Tanrı&#8217;nın Mekânı, İlk Kendini Gösterişi, Organları, Nitelikleri Ve Sıfatları<br /> e-İmam Bakır Namazı ve İslam&#8217;ın Diğer Zahiri Tapınmalarını Nasıl Değerlendiriyor<br /> <br /> Ebu&#8217;l Hattab ve Hattabiler<br /> a.Şehristani&#8217;de Hattabiler <br /> b.Hattabilik Üzerinde Henry Corbin&#8217;in Görüş ve Yorumları<br /> <br /> Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;ın Türkçe Çevirisi, Açıklama ve Yorumlar<br /> Bölüm I: Giriş, Tanıtım Ve Özet <br /> Bölüm II: İmam Muhammed Bakır&#8217;a Sorulan Sorular ve Yanıtları<br /> <br /> Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;da Geçen Kur&#8217;an Ayetleri Fıhristi<br /> Kaynakça<br /> Farsça Metin<br /> <br /> ÖNSÖZ      <br /> <br /> Aleviliğin ilk yazılı kaynak kitaplarından olan Ummü&#8217;l-Kitâb, beşinci imâm Muhammed Bâkır&#8217;ın (676&#8211;733/4), öğrenci ve müritleriyle soru-yanıt yöntemiyle yaptığı konuşmaları, bâtıni bağlamda dinsel-inançsal görüşlerini içermektedir. İmâm Bâkır&#8217;ın okul öğretmeni Abdullah İbn Saba dâhil olmak üzere İmâmın döneminde yaşamış Muhammed-Ali&#8217;nin birkaç sahabesiyle birlikte yaklaşık on tarihsel kişiliğin adı geçmektedir. Soru ve yanıtlardan birkaç örnek vermek yerinde olacaktır: <br /> <br /> &#8220;Kur&#8217;an nedir? (Soru 12 [251])&#8221;, &#8220;Kur&#8217;an ayetleri hangi şehirlerde inmiştir? Konuyla ilgili bâtıni yorum nedir?&#8221; (Soru 28 [355]):<br /> <br /> İmam Bâkır&#8217;ın Kur&#8217;an&#8217;a ilişkin verdiği bilgiler ve tanımlamalar Ortodoks İslam&#8217;ın inanç anlayışına ve bu kanaldan öğrendiğimiz Kur&#8217;an hakkındaki tüm bilgilere tamamıyla aykırıdır. Bu durum, bize doğru olarak geldiği iddia edilen İslam&#8217;ın kutsal Kitâbına ilişkin tarihsel bilgilerin sorgulanması gerektiğini açıkça göstermektedir. İşte Kur&#8217;an surelerinin nerelerde indiğine dair verilen bilgi: <br /> <br /> &#8220;...İlim sahibi Bakır -Onun selâmı üzerimize olsun- şöyle dedi: &#8216;Birincisi el-Hamd (suresi) Mekke&#8217;de indi. El-Bakara suresi de Mekke&#8217;de indi. Al-i İmran Medine&#8217;de indi. En-Nisa suresi Basra&#8217;da indi. El-Maide suresi Şam&#8217;da, el-En&#8217;am suresi Beytü&#8217;l-Mukaddes&#8217;te, el-A&#8217;raf suresi Yemen ve Yesrib&#8217;de, el-Enfal suresi de Kufe&#8217;de indi. [356] Yüz beş sure de dünyanın her tarafında indi...&#8221;<br /> <br /> Yine yanıtlarda açıkça görüldüğü gibi Kur&#8217;an ruhsal bir kişilik olarak anılıyor ve bu kişiliği hayat veren de Selmân&#8217;dır, o Kur&#8217;an&#8217;ı temsil etmektedir. Kısacası Kur&#8217;an Selman-ı Farisî, Selman da Kur&#8217;an&#8217;dır. Bundan nesnel bağlamda; &#8216;Kur&#8217;an&#8217;ı Muhammed&#8217;e öğreten-açıklayan ve hatta indiren Selman&#8217;ın kendisidir&#8217; anlamı çıkarılması olası görülse de, kitaba göre Selman Cebrail&#8217;in görünüm alanına çıkmış (forme épiphanique) yeryüzü insanı biçimidir. Yine Selman öyle sunuluyor ki, Tanrı&#8217;nın görünüm alanında bir parçası, yani sesi ve dolayısıyla Kur&#8217;an olarak nesnelleştiriliyor. <br /> <br /> &#8220;Yaratıcı Tanrı yerde midir yoksa gökte midir? Erdemleri ve nitelikleri nelerdir? Nereden zuhur etti ve ortaya çıktı? Neyi yarattı?&#8221; (Soru 3 [77])<br /> <br /> &#8220;Sonra Bâkıru&#8217;l-ilm -O&#8217;nun selâmı üzerimize olsun-, bir levhaya yazdı ve onu Câbir&#8217;e verdi. Önce şöyle yazdı:  [81]  &#8216;Tanrımız ve yaratıcımız hem göktedir, hem de yerde. Yani hem yukarıdaki divânlarda, göksel saraylarda ve hem de zamanın imamları ile inananların örtüsü (hicâb) olan küçük âlemdedir (alem-i sagir, microcosmos: insan). Yer, gök ve hiçbir yaratığın henüz olmadığı ilk başta, gökkuşağı misali beş renkli beş kadim nur vardı. Bunların ışınlarından güneşe benzeyen bir hava meydana geldi. Şimdi gök ve yer olan şey, o hoş havaydı. Bu beş nur, o havanın üzerinde durdular [82]  ve onların arasından nurânî bir şahıs olarak yüce sonların sonu (gâyetu&#8217;l-gâyât) nuru ortaya çıkınca, bu beş renk onun işitme, görme, koku alma, tat alma ve konuşma organları (cevârih) oldular. Beşeriyette, yani insanlık âleminde Muhammed, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin adıyla anılan kişiler bu beş nurdur... Bunlar hiçbir şeyden meydana gelmedi, yaratılmadılar. [83]  Bu beş nur, bu tanrısal taht üzerinde, inananların başında dönüp dolaşmaktadır. Ortada oturan bilinçli/konuşan ruh (rûh-ı nâtıka) da, gerçek Tanrı&#8217;nın ta kendisi olup yaratılışı o yapmış ve yücelerin en yücesinden alçakların en alçağına kadar her isim ve cisimle ortaya çıkmıştır (zuhur etmiştir). Ey Câbir, yüce Tanrı, bu konuşan tanrısal ruhtur. Nurâniyette güneştir; ruhâniyette ise onun adı nâtıka, yani konuşandır; bilinçtir, akıldır.&#8221; <br /> <br /> &#8220;Tanrı&#8217;nın ne nitelikleri ne de sıfatları olduğunu ileri sürerek sapmış olan değişik insanların açıklamaları ne anlama geliyor?&#8221; (Soru 4 [92]) <br /> <br /> &#8220;...Bütün inananlar ile Müslümanlardan uzak olsun. Ey Câbir! inanmayanlar için Tanrı uzak ve güçtür. İnananlar için ise yakın ve kolaydır. Çünkü inananlar varlığa, kâfirler/inançsızlar ise yokluğa tanıklık ediyorlar. Yokluğa hangi yönden taparsan kabul edilmez ve yoklukta hiçbir ibadet kabul görmez. Yüce Tanrı&#8217;nın buyurduğu gibi, &#8216;Kâfirlerin tövbeleri kabul  [95]  edilmez&#8217;. Ey Câbir, bizim yoklukta yerimiz yoktur ve açıklamasını yaptığımız Tanrı&#8217;dan başkasını görmüyoruz. Çünkü yüce Tanrı, ulûhiyette bu ruhtur, nurâniyette ise güneştir. Çünkü o, Tanrı&#8217;dandır. İnananların beyni olan bu tanrısal tahta kadar divândan divâna ve nurdan nura bir ip ve bir yol gibi bağlanmıştır...&#8221;<br /> <br /> Burada &#8220;yokluğa tanıklık eden inançsızlar&#8221;, Müslüman olup da inanmayan, inancı olmayan anlamındadır. Birçok yerde geçtiği gibi Bâkır&#8217;ın inanan (mümin) ile Müslüman&#8217;ı ve inanç (imân) ile İslam&#8217;ı (dini) kesinlikle birbirinden ayırdığını görüyoruz. Kitapta Bâkır&#8217;ın belirttiği ve Aleviliğin tüm kollarında bir ilke olarak, velayet (velilik), inanç koşullarının hepsinin önünde gelir. Böylece, gerçek İmân, doğrudan Ali soylu İmâm&#8217;ların velayeti ile ilgilidir; yani İmâm&#8217;a olan inançtan doğar. Açıkçası Bâkır&#8217;a göre İmân, İslâm&#8217;dan bir farklılık olarak, zamanın İmâm&#8217;ına tam itaat ve ona inançla bağlanmaktır. Ayrıca burada görülüyor ki, İmam Bâkır Tanrı&#8217;nın görünmezliğini kabul etmiyor, görünmezlikle &#8220;yokluğu&#8221; eşit görüyor. Bu, &#8216;Tanrı&#8217;nın insanda; insanı-ı kâmilde, zamanın İmam&#8217;ında/Veli&#8217;sinde görünüm alanına çıktığı (zuhuru, manifestation)&#8217; inancının ifadesidir. Görüldüğü üzere Muhammed Peygamber&#8217;in dördüncü kuşak torunu İmam Bâkır, sadece birkaç kısa paragrafını verdiğimiz yanıtlarında Bâtıni İslâm&#8217;ın (Aleviliğin) Tanrı inanç ve anlayışını sergilemektedir.<br /> Soruların yanıtları verilirken sıkça konu tekrarlarıyla birlikte, o günün bilimsel bilgilerinin niteliği ve düzeyi de görülmekte ve bazen çok basit, bazen de anlaşılması güç karmaşıklık gösteren verilerle karşılaşılmaktadır. <br /> Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;ın daha baştaki tanıtım ve giriş kısımlarından itibaren görüyoruz ki, kitap genelde Cabir bin Abdullah el Ensari&#8217;nin anlatılarına dayanmaktadır. İmâm Bâkır&#8217;ın yanıtladığı soruların yarısından fazlasını soran da Cabir b. Abdullah&#8217;tır. Muhammed Peygamber&#8217;in en uzun yaşayan sahabelerinden biri olarak tanınan ve çok sayıda hadis nakleden Cabir b. Abdullah 698 yılında doksan yaşın üzerinde ölmüştür; o zaman Muhammed Bâkır da yirmi yaşını aşmış bir gençti. İçindeki bilgiler ve olayların neredeyse tamamı Cabir b. Abdullah&#8217;ın göz tanıklığı ve anlattıklarına dayansa da bunların derlenip kitap haline getirilmesi onun ölümünden sonra, yani Muhammed Bâkır&#8217;ın İmâmlığı döneminde (714-733/4) ve onun meclislerinde bulunup İmâm&#8217;ı dinlemiş ve sorular sormuş olan kişiler ya da içlerinden biri tarafından gerçekleştirilmiş olması gerektir. <br /> Çok daha sonraki yıllarda İmâm Cafer (ö. 765) tarafından, Kitâbı İmâm Bâkır&#8217;ın kitaplığından alıp Küfe&#8217;ye götürmesi için görevlendirilen Cabir el Cufi&#8217;nin, Bâkır&#8217;ın denetimi ve diğer sorgucu-katılımcıların gözetiminde kendisinin bizzat yazmış olması da çok mümkündür. Kitâbın başlarında şöyle denilmektedir:<br /> &#8220;Bütün kitapların kaynağı olduğu için bu kitâba Ummü&#8217;l-Kitâb derler. Dünyada bulunan bütün ilimler, bu kitaptan alınmıştır. [5]  Bu Kitâbı okuyan kişinin, hiçbir ilme muhtaç olmayacak bir duruma gelmesi nedeniyle ona Ummü&#8217;l-Kitâb derler&#8221; <br /> İçerdiği konular, düşünce ve açıklamalar temel alınarak kitâba, İmâm Bâkır&#8217;ın Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;a ek olarak 11 ad daha vermiş olduğu görülür; demek ki, Kitâb&#8217;ın 12 adı bulunmaktadır. Olasıdır ki, onun iyi korunması ve elinde bulunanların takip edilmesinin zorlaşması için de kitap bu kadar farklı ve bu denli fazla isimle anılmakta. Çünkü kitaptaki inançsal bilgilerin neredeyse tamamı yönetimin dini olan Ortodoks İslâm&#8217;a (Sünniliğe) aykırıdır. Ayrıca kitap o dönemin Arap dünyasında ilim olarak bilinen ve nitelenen her türlü bilgiyi içine aldığı iddiasındadır. <br /> Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;da dört yazılı kaynağın adı geçmekte ve bu kaynaklardan alıntılar yapılmıştır. Ancak bunların hiçbiri günümüze gelmemiş bulunuyor: İmâm Bâkır&#8217;a ait olduğu söylenen Daka&#8217;ik sifati&#8217;n-nur wa&#8217;l-anfus (Nur Sıfatının ve Nefsin İncelikleri) [4], yazarı bilinmeyen Kitâb-i ma Ahl-i Bayt (Bizim Ehl-i Beyt Kitâbımız) [14], İmâm Ali&#8217;ye atfedilen Kitâbu&#8217;l-İkhbarat (Haberler/Hadisler Kitâbı) [324] ve yazarı belirsiz Kitâbhayi Nihani (Gizli Kitaplar) [412]. <br /> Yaklaşık beş yıldır üzerinde çalıştığımız ve hakkında birkaç makale yazarak tanıttığımız Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;ın ancak bu yılın başlarında Farsça&#8217;dan çevirisi tamamlandı. Kitâbı yayına hazırlarken başına çok geniş bir giriş ve tanıtım bölümü koymak gerekiyordu. Burada Ummü&#8217;l Kitâb elyazmalarının bulunuşu, kitap hakkında yazılan makaleler ve çeşitli yayınlardan sözedildi. Wlademir İvanow&#8217;un birkaç nüshayı inceleyerek tamamladığı elyazmasını temel aldık ve onun Fransızca özetini de Türkçe&#8217;ye çevirip, yaptığı açıklamaları metin içinde verdiğimiz dipnotlarda eleştirel gözle irdeledik. Girişte ayrıca Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;ın tarihlemesi konusunda çeşitli yazarların görüşleri, yanılgı ve tutarlılıkları, Kitâba ilişkin düşünceleri belirtildi. Kitâbın biçimsel düzeni ve içeriği hakkında geniş bilgilerle birlikte İmam Bakır&#8217;a kimlerin ve hangi soruları sordukları üzerinde duruldu. İmâm Bâkır&#8217;ın bilinen kısa yaşamı, İslâm ve İman (inanç), Tanrı anlayışı, Kur&#8217;an, Miraç, hakkındaki zahiri ve bâtıni görüşleri de kısa tanıtım yazıları kapsamında anlatıldı; zaten elyazması eserin tümü onun sözleri, onun düşünce ve bâtıni görüşlerinden oluşturulmuştur. <br /> Kitâbın çevirisi bölümüne geçildiğinde; Elyazması&#8217;nın 10. yüzyılda Arapça&#8217;dan Farsça&#8217;ya çevrilirken eserin tarihi ve tanıtımı, içeriğindeki batıni inanç öğretisi, çocuk imam Bâkır&#8217;ın mucizevi söylemleri çerçevesinde bir mizansenle karşılaşıyoruz. Ardından Kitâb&#8217;ın, beş tarihsel kişinin sorduğu sorular ve İmam Bâkır&#8217;ın vermiş olduğu yanıtların oluşturduğu en geniş bölümü gelmektedir. Girişteki açıklamalarımız dışında, bizim görüş, açıklama ve yorumlarımız çok sayıdaki dipnotlar içinde verilmiştir. <br /> Umuyoruz ki, Türkçe&#8217;de ilk kez yayınlanan &#8220;hepsi İmam Bakır&#8217;ın sözleri&#8221;nden oluşturulmuş Ummü&#8217;l Kitâb, tarihçi, araştırmacı ve Sünni İslâm bilginlerinin de dikkatini çeker ve İslâm&#8217;ın -Ortodoksizme aykırı- bâtıni yorumlarını içeren kitap hakkında bilimsel tartışmalar açılır.<br /> <br /> İsmail Kaygusuz                                                               Küçükçekmece, 2 Temmuz 2009</span></span> </p> ]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> İsmail Kaygusuz&#8217;un uzun süredir beklenen çalışması DEMOS YAYINLARI (Divanyolu Caddesi Çevik İş Hanı No: 54/211 Cağaloğlu-İstanbul, Tel: </span>0212 526 60 28<span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">) &#8217;dan  çıktı. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><img class=" alignleft size-full wp-image-1185" style="margin: 5px; float: left" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2009/11/KitaplarDergiler_Kitap_umml-kitab_.jpg" alt="umml-kitab_.jpg" title="umml-kitab_.jpg" width="316" height="337" /><br /> </span>  </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Avrupa&#8217;da </span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">ALEVİ AKADEMİSİ</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Breitenweg 41</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">28195 Bremen</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">ALMANYA</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Tel.: +49 421 165 30 60 </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Fax: +49 421 165 32 33 </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>İçindekiler</p>
<p> Önsöz</strong> </p>
<p> Ummü&#8217;l-Kitâb Metninin Bulunuşu, Yayınlar ve Bilinen Nüshaları</p>
<p> Ummü&#8217;l-Kitâb İlk Kez Türkçede;</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Kitâbın Düzeni ve İçeriğine İlişkin Kısa Bilgiler</p>
<p> Kitâbın Yazılışı, Adlandırılması ve Tarihlenmesi </p>
<p> Ummü&#8217;l-Kitâb Üzerinde Görüş ve Düşünceler<br /> a. Wlademir İvanow&#8217;un Ummü&#8217;l-Kitâb Değerlendirmesi<br /> b. Henry Corbin&#8217;e Göre Ummü&#8217;l-Kitâb</p>
<p> Wlademir Ivanow&#8217;un Fransızca Yayınladığı Ummü&#8217;l-Kitâb Özetinin Çevirisi </p>
<p> İmâm Muhammed Bâkır&#8217;ın Kısa Yaşamı Ve Zamanın Bilgini Olarak Bazı Zahiri Dinsel Görüş Ve Düşünceleri<br /> a.İmam Bakır&#8217;a Göre İmân ve İslâm<br /> b-İmam Bakır&#8217;dan Kur&#8217;ân&#8217;a İlişkin Bilgiler ve Bâtıni  Tanımlamaları<br /> c-İmam Bakır&#8217;a Göre Muhammed&#8217;in Mi&#8217;râcı ve Ali&#8217;nin Zülfikâr&#8217;ının Bâtıni Anlamları<br /> d-İmam Bakır&#8217;a Göre Tanrı&#8217;nın Mekânı, İlk Kendini Gösterişi, Organları, Nitelikleri Ve Sıfatları<br /> e-İmam Bakır Namazı ve İslam&#8217;ın Diğer Zahiri Tapınmalarını Nasıl Değerlendiriyor</p>
<p> Ebu&#8217;l Hattab ve Hattabiler<br /> a.Şehristani&#8217;de Hattabiler <br /> b.Hattabilik Üzerinde Henry Corbin&#8217;in Görüş ve Yorumları</p>
<p> Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;ın Türkçe Çevirisi, Açıklama ve Yorumlar<br /> Bölüm I: Giriş, Tanıtım Ve Özet <br /> Bölüm II: İmam Muhammed Bakır&#8217;a Sorulan Sorular ve Yanıtları</p>
<p> Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;da Geçen Kur&#8217;an Ayetleri Fıhristi<br /> Kaynakça<br /> Farsça Metin</p>
<p> ÖNSÖZ      </p>
<p> Aleviliğin ilk yazılı kaynak kitaplarından olan Ummü&#8217;l-Kitâb, beşinci imâm Muhammed Bâkır&#8217;ın (676&#8211;733/4), öğrenci ve müritleriyle soru-yanıt yöntemiyle yaptığı konuşmaları, bâtıni bağlamda dinsel-inançsal görüşlerini içermektedir. İmâm Bâkır&#8217;ın okul öğretmeni Abdullah İbn Saba dâhil olmak üzere İmâmın döneminde yaşamış Muhammed-Ali&#8217;nin birkaç sahabesiyle birlikte yaklaşık on tarihsel kişiliğin adı geçmektedir. Soru ve yanıtlardan birkaç örnek vermek yerinde olacaktır: </p>
<p> &#8220;Kur&#8217;an nedir? (Soru 12 [251])&#8221;, &#8220;Kur&#8217;an ayetleri hangi şehirlerde inmiştir? Konuyla ilgili bâtıni yorum nedir?&#8221; (Soru 28 [355]):</p>
<p> İmam Bâkır&#8217;ın Kur&#8217;an&#8217;a ilişkin verdiği bilgiler ve tanımlamalar Ortodoks İslam&#8217;ın inanç anlayışına ve bu kanaldan öğrendiğimiz Kur&#8217;an hakkındaki tüm bilgilere tamamıyla aykırıdır. Bu durum, bize doğru olarak geldiği iddia edilen İslam&#8217;ın kutsal Kitâbına ilişkin tarihsel bilgilerin sorgulanması gerektiğini açıkça göstermektedir. İşte Kur&#8217;an surelerinin nerelerde indiğine dair verilen bilgi: </p>
<p> &#8220;&#8230;İlim sahibi Bakır -Onun selâmı üzerimize olsun- şöyle dedi: &#8216;Birincisi el-Hamd (suresi) Mekke&#8217;de indi. El-Bakara suresi de Mekke&#8217;de indi. Al-i İmran Medine&#8217;de indi. En-Nisa suresi Basra&#8217;da indi. El-Maide suresi Şam&#8217;da, el-En&#8217;am suresi Beytü&#8217;l-Mukaddes&#8217;te, el-A&#8217;raf suresi Yemen ve Yesrib&#8217;de, el-Enfal suresi de Kufe&#8217;de indi. [356] Yüz beş sure de dünyanın her tarafında indi&#8230;&#8221;</p>
<p> Yine yanıtlarda açıkça görüldüğü gibi Kur&#8217;an ruhsal bir kişilik olarak anılıyor ve bu kişiliği hayat veren de Selmân&#8217;dır, o Kur&#8217;an&#8217;ı temsil etmektedir. Kısacası Kur&#8217;an Selman-ı Farisî, Selman da Kur&#8217;an&#8217;dır. Bundan nesnel bağlamda; &#8216;Kur&#8217;an&#8217;ı Muhammed&#8217;e öğreten-açıklayan ve hatta indiren Selman&#8217;ın kendisidir&#8217; anlamı çıkarılması olası görülse de, kitaba göre Selman Cebrail&#8217;in görünüm alanına çıkmış (forme épiphanique) yeryüzü insanı biçimidir. Yine Selman öyle sunuluyor ki, Tanrı&#8217;nın görünüm alanında bir parçası, yani sesi ve dolayısıyla Kur&#8217;an olarak nesnelleştiriliyor. </p>
<p> &#8220;Yaratıcı Tanrı yerde midir yoksa gökte midir? Erdemleri ve nitelikleri nelerdir? Nereden zuhur etti ve ortaya çıktı? Neyi yarattı?&#8221; (Soru 3 [77])</p>
<p> &#8220;Sonra Bâkıru&#8217;l-ilm -O&#8217;nun selâmı üzerimize olsun-, bir levhaya yazdı ve onu Câbir&#8217;e verdi. Önce şöyle yazdı:  [81]  &#8216;Tanrımız ve yaratıcımız hem göktedir, hem de yerde. Yani hem yukarıdaki divânlarda, göksel saraylarda ve hem de zamanın imamları ile inananların örtüsü (hicâb) olan küçük âlemdedir (alem-i sagir, microcosmos: insan). Yer, gök ve hiçbir yaratığın henüz olmadığı ilk başta, gökkuşağı misali beş renkli beş kadim nur vardı. Bunların ışınlarından güneşe benzeyen bir hava meydana geldi. Şimdi gök ve yer olan şey, o hoş havaydı. Bu beş nur, o havanın üzerinde durdular [82]  ve onların arasından nurânî bir şahıs olarak yüce sonların sonu (gâyetu&#8217;l-gâyât) nuru ortaya çıkınca, bu beş renk onun işitme, görme, koku alma, tat alma ve konuşma organları (cevârih) oldular. Beşeriyette, yani insanlık âleminde Muhammed, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin adıyla anılan kişiler bu beş nurdur&#8230; Bunlar hiçbir şeyden meydana gelmedi, yaratılmadılar. [83]  Bu beş nur, bu tanrısal taht üzerinde, inananların başında dönüp dolaşmaktadır. Ortada oturan bilinçli/konuşan ruh (rûh-ı nâtıka) da, gerçek Tanrı&#8217;nın ta kendisi olup yaratılışı o yapmış ve yücelerin en yücesinden alçakların en alçağına kadar her isim ve cisimle ortaya çıkmıştır (zuhur etmiştir). Ey Câbir, yüce Tanrı, bu konuşan tanrısal ruhtur. Nurâniyette güneştir; ruhâniyette ise onun adı nâtıka, yani konuşandır; bilinçtir, akıldır.&#8221; </p>
<p> &#8220;Tanrı&#8217;nın ne nitelikleri ne de sıfatları olduğunu ileri sürerek sapmış olan değişik insanların açıklamaları ne anlama geliyor?&#8221; (Soru 4 [92]) </p>
<p> &#8220;&#8230;Bütün inananlar ile Müslümanlardan uzak olsun. Ey Câbir! inanmayanlar için Tanrı uzak ve güçtür. İnananlar için ise yakın ve kolaydır. Çünkü inananlar varlığa, kâfirler/inançsızlar ise yokluğa tanıklık ediyorlar. Yokluğa hangi yönden taparsan kabul edilmez ve yoklukta hiçbir ibadet kabul görmez. Yüce Tanrı&#8217;nın buyurduğu gibi, &#8216;Kâfirlerin tövbeleri kabul  [95]  edilmez&#8217;. Ey Câbir, bizim yoklukta yerimiz yoktur ve açıklamasını yaptığımız Tanrı&#8217;dan başkasını görmüyoruz. Çünkü yüce Tanrı, ulûhiyette bu ruhtur, nurâniyette ise güneştir. Çünkü o, Tanrı&#8217;dandır. İnananların beyni olan bu tanrısal tahta kadar divândan divâna ve nurdan nura bir ip ve bir yol gibi bağlanmıştır&#8230;&#8221;</p>
<p> Burada &#8220;yokluğa tanıklık eden inançsızlar&#8221;, Müslüman olup da inanmayan, inancı olmayan anlamındadır. Birçok yerde geçtiği gibi Bâkır&#8217;ın inanan (mümin) ile Müslüman&#8217;ı ve inanç (imân) ile İslam&#8217;ı (dini) kesinlikle birbirinden ayırdığını görüyoruz. Kitapta Bâkır&#8217;ın belirttiği ve Aleviliğin tüm kollarında bir ilke olarak, velayet (velilik), inanç koşullarının hepsinin önünde gelir. Böylece, gerçek İmân, doğrudan Ali soylu İmâm&#8217;ların velayeti ile ilgilidir; yani İmâm&#8217;a olan inançtan doğar. Açıkçası Bâkır&#8217;a göre İmân, İslâm&#8217;dan bir farklılık olarak, zamanın İmâm&#8217;ına tam itaat ve ona inançla bağlanmaktır. Ayrıca burada görülüyor ki, İmam Bâkır Tanrı&#8217;nın görünmezliğini kabul etmiyor, görünmezlikle &#8220;yokluğu&#8221; eşit görüyor. Bu, &#8216;Tanrı&#8217;nın insanda; insanı-ı kâmilde, zamanın İmam&#8217;ında/Veli&#8217;sinde görünüm alanına çıktığı (zuhuru, manifestation)&#8217; inancının ifadesidir. Görüldüğü üzere Muhammed Peygamber&#8217;in dördüncü kuşak torunu İmam Bâkır, sadece birkaç kısa paragrafını verdiğimiz yanıtlarında Bâtıni İslâm&#8217;ın (Aleviliğin) Tanrı inanç ve anlayışını sergilemektedir.<br /> Soruların yanıtları verilirken sıkça konu tekrarlarıyla birlikte, o günün bilimsel bilgilerinin niteliği ve düzeyi de görülmekte ve bazen çok basit, bazen de anlaşılması güç karmaşıklık gösteren verilerle karşılaşılmaktadır. <br /> Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;ın daha baştaki tanıtım ve giriş kısımlarından itibaren görüyoruz ki, kitap genelde Cabir bin Abdullah el Ensari&#8217;nin anlatılarına dayanmaktadır. İmâm Bâkır&#8217;ın yanıtladığı soruların yarısından fazlasını soran da Cabir b. Abdullah&#8217;tır. Muhammed Peygamber&#8217;in en uzun yaşayan sahabelerinden biri olarak tanınan ve çok sayıda hadis nakleden Cabir b. Abdullah 698 yılında doksan yaşın üzerinde ölmüştür; o zaman Muhammed Bâkır da yirmi yaşını aşmış bir gençti. İçindeki bilgiler ve olayların neredeyse tamamı Cabir b. Abdullah&#8217;ın göz tanıklığı ve anlattıklarına dayansa da bunların derlenip kitap haline getirilmesi onun ölümünden sonra, yani Muhammed Bâkır&#8217;ın İmâmlığı döneminde (714-733/4) ve onun meclislerinde bulunup İmâm&#8217;ı dinlemiş ve sorular sormuş olan kişiler ya da içlerinden biri tarafından gerçekleştirilmiş olması gerektir. <br /> Çok daha sonraki yıllarda İmâm Cafer (ö. 765) tarafından, Kitâbı İmâm Bâkır&#8217;ın kitaplığından alıp Küfe&#8217;ye götürmesi için görevlendirilen Cabir el Cufi&#8217;nin, Bâkır&#8217;ın denetimi ve diğer sorgucu-katılımcıların gözetiminde kendisinin bizzat yazmış olması da çok mümkündür. Kitâbın başlarında şöyle denilmektedir:<br /> &#8220;Bütün kitapların kaynağı olduğu için bu kitâba Ummü&#8217;l-Kitâb derler. Dünyada bulunan bütün ilimler, bu kitaptan alınmıştır. [5]  Bu Kitâbı okuyan kişinin, hiçbir ilme muhtaç olmayacak bir duruma gelmesi nedeniyle ona Ummü&#8217;l-Kitâb derler&#8221; <br /> İçerdiği konular, düşünce ve açıklamalar temel alınarak kitâba, İmâm Bâkır&#8217;ın Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;a ek olarak 11 ad daha vermiş olduğu görülür; demek ki, Kitâb&#8217;ın 12 adı bulunmaktadır. Olasıdır ki, onun iyi korunması ve elinde bulunanların takip edilmesinin zorlaşması için de kitap bu kadar farklı ve bu denli fazla isimle anılmakta. Çünkü kitaptaki inançsal bilgilerin neredeyse tamamı yönetimin dini olan Ortodoks İslâm&#8217;a (Sünniliğe) aykırıdır. Ayrıca kitap o dönemin Arap dünyasında ilim olarak bilinen ve nitelenen her türlü bilgiyi içine aldığı iddiasındadır. <br /> Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;da dört yazılı kaynağın adı geçmekte ve bu kaynaklardan alıntılar yapılmıştır. Ancak bunların hiçbiri günümüze gelmemiş bulunuyor: İmâm Bâkır&#8217;a ait olduğu söylenen Daka&#8217;ik sifati&#8217;n-nur wa&#8217;l-anfus (Nur Sıfatının ve Nefsin İncelikleri) [4], yazarı bilinmeyen Kitâb-i ma Ahl-i Bayt (Bizim Ehl-i Beyt Kitâbımız) [14], İmâm Ali&#8217;ye atfedilen Kitâbu&#8217;l-İkhbarat (Haberler/Hadisler Kitâbı) [324] ve yazarı belirsiz Kitâbhayi Nihani (Gizli Kitaplar) [412]. <br /> Yaklaşık beş yıldır üzerinde çalıştığımız ve hakkında birkaç makale yazarak tanıttığımız Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;ın ancak bu yılın başlarında Farsça&#8217;dan çevirisi tamamlandı. Kitâbı yayına hazırlarken başına çok geniş bir giriş ve tanıtım bölümü koymak gerekiyordu. Burada Ummü&#8217;l Kitâb elyazmalarının bulunuşu, kitap hakkında yazılan makaleler ve çeşitli yayınlardan sözedildi. Wlademir İvanow&#8217;un birkaç nüshayı inceleyerek tamamladığı elyazmasını temel aldık ve onun Fransızca özetini de Türkçe&#8217;ye çevirip, yaptığı açıklamaları metin içinde verdiğimiz dipnotlarda eleştirel gözle irdeledik. Girişte ayrıca Ummü&#8217;l-Kitâb&#8217;ın tarihlemesi konusunda çeşitli yazarların görüşleri, yanılgı ve tutarlılıkları, Kitâba ilişkin düşünceleri belirtildi. Kitâbın biçimsel düzeni ve içeriği hakkında geniş bilgilerle birlikte İmam Bakır&#8217;a kimlerin ve hangi soruları sordukları üzerinde duruldu. İmâm Bâkır&#8217;ın bilinen kısa yaşamı, İslâm ve İman (inanç), Tanrı anlayışı, Kur&#8217;an, Miraç, hakkındaki zahiri ve bâtıni görüşleri de kısa tanıtım yazıları kapsamında anlatıldı; zaten elyazması eserin tümü onun sözleri, onun düşünce ve bâtıni görüşlerinden oluşturulmuştur. <br /> Kitâbın çevirisi bölümüne geçildiğinde; Elyazması&#8217;nın 10. yüzyılda Arapça&#8217;dan Farsça&#8217;ya çevrilirken eserin tarihi ve tanıtımı, içeriğindeki batıni inanç öğretisi, çocuk imam Bâkır&#8217;ın mucizevi söylemleri çerçevesinde bir mizansenle karşılaşıyoruz. Ardından Kitâb&#8217;ın, beş tarihsel kişinin sorduğu sorular ve İmam Bâkır&#8217;ın vermiş olduğu yanıtların oluşturduğu en geniş bölümü gelmektedir. Girişteki açıklamalarımız dışında, bizim görüş, açıklama ve yorumlarımız çok sayıdaki dipnotlar içinde verilmiştir. <br /> Umuyoruz ki, Türkçe&#8217;de ilk kez yayınlanan &#8220;hepsi İmam Bakır&#8217;ın sözleri&#8221;nden oluşturulmuş Ummü&#8217;l Kitâb, tarihçi, araştırmacı ve Sünni İslâm bilginlerinin de dikkatini çeker ve İslâm&#8217;ın -Ortodoksizme aykırı- bâtıni yorumlarını içeren kitap hakkında bilimsel tartışmalar açılır.</p>
<p> İsmail Kaygusuz                                                               Küçükçekmece, 2 Temmuz 2009</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"></p>
<p> </span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/ummul-kitab/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>MAKALÂT-I ŞEYH SÂFİ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/makalat-i-seyh-safi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/makalat-i-seyh-safi/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 10:09:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alevi Akademisi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/makalat-i-theyh-safy/</guid>
				<description><![CDATA[İbn Bezzaz Vehhab Rahman MAKALÂT-I ŞEYH SÂFİ (Safvatu&#8217;s -Safâ 4. Bab) Hazırlayan ve Sadeleştiren: Dr. İSMAİL KAYGUSUZ &#8220;Kendini gördüğün yer, Tanrı&#8217;yı göreceğin yerdir&#8221; ALEVİ AKADEMİSİ YAYINLARI/6 Kitabın Yazarı: İbn Bezzaz Vehhab Rahman Kapak Tasarım: Okan Akyürek Basımevi: Özdoğan Matbaa Yayın Ltd. Şti. Matbaacılar Sitesi 558. Sok. No: 29 İvedik OSB- Ankara Tel: 0.312 395 85 ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><img style="margin: 5px; float: left" src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/KITAPLAR/malakat_sehsafi0002.jpg" alt=" " width="410" height="499" /><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">İbn Bezzaz Vehhab Rahman</p>
<p> MAKALÂT-I ŞEYH SÂFİ</p>
<p> (Safvatu&#8217;s -Safâ 4. Bab)</span></span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Hazırlayan ve Sadeleştiren:<br /> Dr. İSMAİL KAYGUSUZ</p>
<p> &#8220;Kendini gördüğün yer, Tanrı&#8217;yı göreceğin yerdir&#8221;</span></span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><br /> ALEVİ AKADEMİSİ YAYINLARI/6</p>
<p> Kitabın Yazarı: İbn Bezzaz Vehhab Rahman</p>
<p> Kapak Tasarım: Okan Akyürek<br /> </span></span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Basımevi: Özdoğan Matbaa Yayın Ltd. Şti.<br /> Matbaacılar Sitesi 558. Sok. No: 29 İvedik OSB- Ankara<br /> Tel: 0.312 395 85 00- 01- 02</p>
<p> www.ozdoganmatbaa.com<br /> ozdoganmatbaa@hotmail.com<br /> ozdoganmatbaa@mynet.com</span></span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Baskı yeri ve yılı: Ankara, Nisan 2009<br /> </span></span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Bütün Yayın Hakları, Alevi Akademisi&#8217;ne aittir.</p>
<p> Sayfa Sayısı: 466<br /> Ücret: 15 &#8364;</p>
<p> Almanya&#8217;dan tüm Avrupa ülkelerine kitap gönderilmektedir. Avrupa ülkeleri için; kitap, kargo ücreti dahil 25 &#8364;&#8217;dur.<br /> Almanya için kargo ücreti dahil 20 &#8364;&#8217;dur.</p>
<p> Türkiye&#8217;deki irtibat telefonu: 0 537 307 00 52</p>
<p> Posta yoluyla kitap satın alacakların aşağıdaki Alevi Akademisi Banka hesabına kitap bedelini havale ederek, fatura bilgilerini e-mail adresimize göndermeleri gerekmektedir.</span></span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Alevi Akademisi Hesap Numarası<br /> Sparkasse Bremen &#8211; Almanya Şubesi</p>
<p> Konto-Nr.:       11863495<br /> Bankleitzahl:    29050101<br /> IBAN: DE 61 2905 0101 0011 8634 95<br /> BIC: SBREDE22</p>
<p> Adı Soyadı:<br /> Fatura Adı:<br /> Fatura Adresi:<br /> Telefon:</span></span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><br /> info@aleviakademisi.orgBu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır</p>
<p> İlişki Adresi:</p>
<p> Alevi Akademisi</p>
<p> Breitenweg 41</p>
<p> 28195 Bremen/ Deutschland</span></span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> <br /> BİRKAÇ SÖZ</p>
<p> Aleviliğin yazılı kaynaklardan yoksun olup, sadece sözel kaynaklardan beslendiği savı oldukça yaygın. Sözelliğin de yaşatıcı ve besleyici bir etken olarak hesaba katılması gerektiği bilinmiyor değil. Ne ki Alevilik gibi bin dört yüz yılı aşkın uzunca bir zaman dilimini kucaklayan, her bakımdan dopdolu ve oldukça hareketli bir tarihin de mirasçısı olan bir inanç sistemini yazılı kaynaklardan yoksun görmek ve göstermek ne denli inandırıcı olabilir? Evreni, yaşamı, bilimi, her oluş ve gelişimi yoğun bir ilgi ve merak içinde ölçüp biçen; Hz. Hüseyin, Hallac-ı Mansur, Seyyid İmadeddin Nesimi, Pir Sultan Abdal ve daha nice düşün ve inanç önderlerinin başını çeke geldiği bu son derece acılı ve meşakkatli çığırın, salt dilden dile aktarılan sözel iletişimle varlığını sürdürmesi, mümkün müdür?</p>
<p> Aleviliğin, &#8220;Ulus-dini&#8221; arayışlarına konu olması, açık bir biçimde ilkin İttihat ve Terakki zamanında ön plana çıkmıştır. Oluşturulmak istenen Türk Ulusu&#8217;na, yurt-vatan-dil öğelerine ek olarak bir de din öğesinin katılması gereği duyulmuştur. Bu amaçla Aleviler konusunda bir araştırma ve incelemenin yapılması karara bağlanmış ve bu iş için Baha Sait Bey görev-lendirilmiştir.  Türkiye ve İran&#8217;da gezip araştırmalar yapan Baha Sait Bey, çalışmalarının sonunda, &#8220;Türklük dini olmaya en müsaidinin&#8221; Alevi-Bektaşi inancı olduğu kanısına varır. &#8220;Ancak Arap ve İran ayaklarının kırılması&#8221; gerektiği koşuluyla.</p>
<p> Arap ayağı&#8217;ndan kasıt; Hz. Muhammed- Hz. Ali-Oniki İmam ve &#8220;el ele-el Hakk&#8217;a&#8221; ilkesine dayalı ve her biri Oniki İmam&#8217;dan birine uzanan Ehl-i Beyt Ocakları&#8217;nın, rehber-pir-mürşit hiyerarşisini oluşturan dinsel yapının, ortadan kaldırılması gerekmektedir. İran ayağı&#8217;ndan kastedilense İran-Horasan üzerinden Anadolu&#8217;ya (Diyar-ı Rum&#8217;a) akıp gelen Horasan Eren-leri tarafından getirilen Aleviliğin terk edilmesidir.</p>
<p> Aleviliğin, Muhammed-Ali&#8217;den veya İslam&#8217;dan kaynaklanmadığını, hatta Hz. Ali ile hiç bir ilişkisinin bulunmadığı, Anadolu&#8217;da başka, Arap yarım adasında başka Ali&#8217;lerin, hatta Muhammet&#8217;lerin bulunduğu gibi bilim ve akıl dışı savların yanı sıra; bazılarınca Şamanizm, bazılarınca da Zerdüştlük Aleviliğin kaynağı olarak gösterilmeye çalışılır. Bu ve benzeri nafile görüş ve propagandalarla, hala söz konusu &#8220;İran ve Arap ayaklarının kırılması&#8221;na çalışılmaktadır. Aleviliğin, inançsal, kültürel ve coğrafi olarak &#8220;Anadolu&#8221;ya sıkıştırılmaya çalışılması,  Alevilik tarihinin 1400 yıllık boyutunu yok saya-rak, Türkler&#8217;in Anadolu&#8217;ya geliş tarihleri olan 1000 yıllarının Aleviliğin ortaya çıkışının başlangıç tarihi yapılmak istenmesi ve benzeri daha pek çok boşuna gayretin sürüp gittiğini anımsatmakta yarar olduğu kanısındayız.</p>
<p> Aleviliğin yazılı kaynaklarının büyük bölümünün yok edildiği, saklandıkları toprak altında, duvar içlerinde çürüyüp yok oldukları, devletin el koyma ve imha etme politikalarıyla çok azının günümüze ulaştığı, doğrudur. Günümü-ze kadar gelebilenlerse, çürüme ve sayfa kaybına uğramış, neredeyse yararlanılır olmaktan çıkmış bir durumdadır. Ne yazık ki çoğu henüz gün yüzüne çıkarılmış da değil. Ayrıca büyük bölümü halkın anlayabileceği dillere çevrilmiş de değil. Diyanet İşleri Başkanlığı, kimi kişi ve çevreler tarafından çevrilenlerse, ne yazık ki politik amaçlarla, tahrif edilerek, saptırılarak aktarıldığı için neredeyse faydadan âridir.</p>
<p> Söz konusu çarpıtma ve saptırmaların tarihi çok eskilere dayanır. Günümüz-de yapılanların yeni ve geçmişten kopuk uygulamalar olmadığını anımsa-talım. Doğrusu, hali hazırdaki bu olumsuzluklar, geçmişte yapılanların bir devamı, hatta bir benzeri, neredeyse aynısıdır. Durum yakından incelendi-ğinde, yüz yıllardan beri yapıla gelenlerin aynı anlayışa dayandığı, belirlenmiş bir politikanın ürünü olduğu açıkça görülür.</p>
<p> Sözgelimi, Alevi Cemevi kurmak isteyen Aleviler, bulundukları yerlerin ita amirliklerine başvurup resmi kaydın yapılmasını talep ettiklerinde, &#8220;filan kanuna göre bu yasaktır, bunun yerine &#8216;Cem Kültürevi&#8217; yazın, onaylayalım&#8221; deyip yönlendirdikleri biliniyor. Aleviler, ibadet yeri olarak Cemevleri&#8217;nin açılması talebinde bulununca da, Diyanet İşleri Başkanı ve kimi hükümet yetkililerinin, &#8220;Alevi vatandaşlarımız, Cemevleri kurmuyor, Cem Kültür Evleri kuruyorlar. Onlar İslam&#8217;da ibadet yerinin Cami olduğunu biliyorlar!&#8221; biçiminde açıklamalar yapmaktadırlar. Görüldüğü gibi, bizzat kendileri vatandaşı &#8220;Kültür&#8221; sözünü oraya eklemeye yöneltiyor ve arkasından da bu &#8220;kültür&#8221; kavramını Cami&#8217;nin lehine ve Cemevi&#8217;nin aleyhine kanıt olarak öne sürüp, hem de &#8220;Alevi yurttaşın istemi&#8221; gibi gösterip, kullanma pişkinliğini gösteriyorlar.</p>
<p> Sünni iktidarların baskı ve korkusu altında ister Alevi ister Sünni kökenli olsun, düşünce ve inançlarını yazan kimseler, şablon haline getirilmiş olan bir takım kurallara uymak zorunda kalmışlardır. Örneğin Hz. Ali&#8217;nin vasiliğini, Ehl-i Beyt&#8217;in velâyet&#8217;ten kaynaklanan imamlık hakkını kabullenip ifade etmek başlı başına bir suç sayılmıştır. Bunu Aleviler&#8217;in yanı sıra, Sünni mezhep ve tarikatlara mensup kimi düşünürler de benimsemiş, kabul edip yazmışlardır. Devlet,  -Sünni kökenli de olsa- kitap yazarlarının bu tutumunu hoş görmemiş, &#8220;Rafizilerin mezhebini teyid eden&#8221; bir tutum olarak algılamış, yani ağır suç saymış ve onları da ağır cezalara, hatta ölüm cezasına çarptırmaktan geri kalmamıştır. Buna, Şeyh Muhammed bin Yusuf el-Kenci el-Şafi&#8217;i&#8217;yi örnek gösterebiliriz. 665 hicri yılında vefat eden Ebi el-Şâme el-Makdisi, El-Zeyl &#8216;ala el-Ravda adlı eserinde (sayfa 207&#8217;de) konu ile ilgili olarak şöyle yazmış:</p>
<p> &#8220;Ramazan ayının 29. gününde, Fahr camiinde (Şam&#8217;da) el-Fahr Muham-med bin Yusuf bin Muhammed el-Kenci öldürüldü. Kendisi ilim ehlinden olup, fıkıh ve hadiste âlimdi. Lakin kendisinde rafizilik mezhebi hakkında meyil ve çok kelam bulunuyordu. Rafızilerin mezhebini teyid eden kitaplar yazmış ve bunları iki İslam devletinin sultanlarına ve Tatar devlet reisine sunmuştu&#8230; Halk sabah namazından sonra onun üzerine yürüdü ve karnı yarılana kadar onu dövdüler&#8230; Onun gibi (Rafızilik mezhebine meyil gösterenlerin) yaşamları da bu şekilde son bulmuştu.&#8221;</p>
<p> Aynı kişinin kişiliği ve ölümü ile ilgili olarak, onun &#8220;Halkın arasında Şafii mezhebine göre amel eden bir âlim&#8221; olarak bilindiği, &#8220;sırf Ehl-i Beyt velâyetini izhar ettiği için camide öldürülmüş&#8221; olduğu, kitabının adının da &#8220;Kifâyet el-Tâlib fi Menâkib Ali bin Ebi Tâlib&#8221; olduğu,  Ali bin İsa&#8217;nın Keşf&#8217;ul-Ğumme adlı kitabında ayrıca anlatılmıştır. (Enis Emir, Alevi Akademisi Bilim Kurulu Sempozyumu&#8217;nda sunduğu bildirgeden).</p>
<p> Bu tür uygulamaların sayısı bir hayli fazladır. Ola ki bunun da etkisiyle, giderek işlerine yarar bir yol ve yöntem bulunmuş, bir teamül oluşmuştur. Hazret-i Ali&#8217;nin vasiliğini ve Ehl-i Beyt İmamlarının velâyetini, kendi eserlerinde belirten din ve düşünce adamlarına karşı tepkilerin ağır baskı ve ölümlerle sonlanması karşısında, yazarlar, çeşitli tavizler vermeye zorlana-rak,  bir hile-i şeriye düzeneği ile cezaların hafifletilmesi, işin Sünni ikti-darın lehine halledilmesi yoluna gidildiği anlaşılıyor. Eldeki yazılı kaynak-lardan anlaşıldığına göre, bu ödünler, ağırlıkla Ehl-i Beyt&#8217;in velâyetten ve imametten doğan hak ve yetkilerini belirtme keyfiyetine karşılık, özellikle Ebu Bekir-Ömer-Osman üçlüsünün, Sünni ulemaca &#8220;sahabe&#8221; diye adlandı-rılan kimselerin, saygıyla anılmalarını ifade etmeleri, dayatılmıştır. Buna birkaç örnek vermek gerekirse, şu kişileri zikredebiliriz:</p>
<p> Şeyh Kemâleddin Muhammed bin Talha el-Şafi&#8217;i(H 582-652), kitabı &#8220;El-Dur el-Muntazam fi el-Sirr el-&#8216;Azam&#8221;(s.36-45)&#8217;de yaptığı gibi, Hazret-i Ali&#8217;yi &#8220;kâmil aklın tümü ve bu dünya alemi içinde en yüce ilmin sureti olduğunu&#8221; beyan ettikten sonra, buna &#8220;Ebu Bekir, Ömer, Osman, Talha, Zübeyir Sa&#8217;d, Sait ve Ebu Ubeyde&#8217;nin Arş&#8217;ın sureti olduklarını&#8221; ekleme zorunluluğunu duymuştur. İktidarın öfkesini üstüne çekmemek için, işi tam güvenli kılmak amacıyla &#8220;Ebu Bekir&#8217;in Hazret-i. Muhammed&#8217;in halifesi, Ömer&#8217;in Hakk&#8217;ın halifesi, Osman&#8217;ın da Kuran&#8217;ın halifesi olduğunu&#8221; da katmadan edememiştir.</p>
<p> &#8211; Şeyh Suleymân bin İbrâhim el-Kanduzi el-Hanefi (Hicri, 1220-1294), &#8220;Yenabi&#8217;ul-Meveddeti li Zevil-Kurba&#8221;adlı eserinde;</p>
<p> &#8211;  Ebu&#8217;l-Mueyyed Muvaffak bin Ahmed el-Mekki el-Huvarezmi el-Hanefi (Hicri, 484-568), &#8220;Menâkıb Emirelmüminin Ali bin Ebi Tâlib&#8221; adlı eserinde;</p>
<p> &#8211; Şeyh Nureddin Ebu Hasen Ali bin Abdullah bin Ahmedel-Huseyni el-Semhudi el-Şafi&#8217;i (Hicri, 844-911), &#8220;Cevâhir el-&#8216;İkdeyn&#8221; adlı kita-bında;</p>
<p> &#8211; Ebu Hasan Ali bin Muhammed İbin Mağâzeli el-Şafi&#8217;i(ölümü, 483 Hicri), &#8220;El-Menâkib&#8221;da;</p>
<p> &#8211;  Ali bin Muhammed bin Ahmed Nureddin bin Sabbâğ el-Maliki (Hicri, 784-855), &#8220;Fusul el-Muhimme li-Ma&#8217;rifet el-Eimme&#8221;de;</p>
<p> &#8211; Şeyh Muhibuddin Ebu&#8217;l-&#8216;Abbas Ahmed bin Abdullah el-Tabari (Hicri, 615-694), &#8220;Zahair el-&#8216;Ukba fi Menâkib Zevil-Kurba&#8221;da;</p>
<p> &#8211; Şeyh el-İslam Sadruddin Ebi İshâk İbrahim bin Muhammed el-Hamaveyni (Hicri, 648 &#8211;723), &#8220;Ferâid el-Simtayn&#8221;da;</p>
<p> &#8211; Şemsuddin Yusuf bin Kuz&#8217;ali bin Abdullah el-Bağdâdi el-Hanefi, Sıbt İbn el-Cuzi (Hicri, 581-654), &#8220;Tezkiretu havvâs el-Eimme&#8221;de;</p>
<p> &#8211; Şemsuddin Muhammed bin &#8216;İzzuddin Ebi Muzaffar el-Hanefi el-Zerândi, (Hicri, 693-750), &#8220;Durer el-Simtayn&#8221;da aynı yöntemi kullanarak iktidarların hışmından kurtulmaya çalışmışlardır. (Enis Emir, Alevi Akademisi Bilim Kurulu Sempozyumu&#8217;nda sunduğu bildirgeden derlendi.)</p>
<p> Adı geçen bu kişiler ve daha birçokları bu tür kirli yöntemlerle canlarını kurtarmayı başarmışlar; ancak yazılı kaynakların tahrif edilmesi sonucu, Aleviliğin asimilasyonunun kolaylaştırılmasına, sorunun daha da karmaşık bir hal almasına, Sünni iktidarların Aleviliği Sünnileştirme çabalarına da katkıda bulunmuşlar. Bu riyakârlığın, korkaklığın, ikiyüzlülüğün tarih önün-de kazandığı sınavın kapkara sayfasından başka bir şey değildir.</p>
<p> Böylece Hulâfa-i Râşidin&#8217;in, İcma&#8217;nın önceliği gibi konulardaki Ehl-i Sünnet istekleri peşinen kabul edilmiş, sıra Ali&#8217;nin vasiliği ve Ehl-i Beyt&#8217;in velâyeti konularında nelerin yazılacağına gelmiştir. Elinizdeki bu kitapta, yani Safvatu&#8217;s-Sâfa / Menâkıb-ı Şeyh Sâfi&#8217;de de görüldüğü gibi, kitabı çeviren İbadullah Sunullah Efendi&#8217;nin, &#8220;Hûlafa-i Râşidin&#8221;meselesini kitaba katması, İmam Ali ve oğulları Hasan ile Hüseyin&#8217;e asla dostluk göstermemiş olan Ayşe&#8217;yi, Fatima ile bir arada göstermesi, söz konusu hile-i şer&#8217;iyenin bir devamı, bir benzeri değil midir?  Daha sonraları istinsah edilmiş olan Safvatu&#8217;s Safa nüshasında, incelenmiş olan Türkçe metinde, böyle bir tahrifata rastlanmıyor olması da dikkate değer bir durumdur.</p>
<p> Gerçek böyle olduğu halde, yazılı ve temel kaynaklardan elbette vazgeçe-meyiz; söz konusu hile ve çarpıtmalara parmak basmalı, gerekli açıklama ve uyarıları yapmalı ve yazılı kaynaklarımızı anlaşılır bir dile çevirmeli, toplumumuzun bilgisine sunmaya devam etmeliyiz.</p>
<p> Elinizdeki Safvatu&#8217;s-Sâfa da hiç kuşkusuz söz konusu bu temel eserlerin başlıcalarından biridir. Ayrıca bilim ve düşün dünyamızda saygın bir yere sahip olan Dr. İsmail Kaygusuz&#8217;un büyük bir titizlikle hazırladığı, oldukça kapsamlı bir ön-inceleme ile birlikte eser, daha da güçlendirilmiş, ayrıca rahatlıkla anlaşılabilir bir hale getirilmiş bulunmaktadır.</p>
<p> Alevi Akademisi Bilim Kurulu, &#8220;Aleviliğin Sözel ve Yazılı Kaynakları&#8220; konusunda yaptığı sempozyumda, -ister sözel ister yazılı olsun- her iki alanda da gerekli bilimsel çalışmaların yapılmasını, doğrudan ya da dolaylı olarak Aleviliği ilgilendiren temel kaynakların Türkçe&#8217;ye çevrilmesini karara bağlamıştır.  Aradan geçen bu iki yılda söz konusu yazılı kaynakların küçümsenmeyecek bir bölümü elde edildi ve Türkçe&#8217;ye çevrilmeleri için gerekli hazırlıklar yapılmaya başlandı. Söz konusu çalışmaların bir sonucu olarak, Safvatu&#8217;s-Sâfa&#8217;nın yanı sıra Hutbetu&#8217;l-Beyân da baskıya verildi. Son derece önemli bir üçüncüsünün de 2009 yılı içinde basımının gerçekleş-tirilmesi planlanlanmıştır.</p>
<p> Temel eserlerin, özellikle Aleviliğin tarihsel seyrini ve Bâtini yaklaşımını -ki hali hazırda bu alanda ciddi bir boşluk ve bilgisizlikle karşı karşıyayız- ortaya koymak, tasavvufi ve felsefi boyutlarını bilince çıkarmak ve her yönüyle tam bir aydınlanmayı gerçekleştirebilmek bakımından önemi son derece büyüktür. Besbelli ki bu gerekli bilgilenme ve bilinçlendirmeyi hızlandıracak, içi boş propaganda ve tartışmaların azalmasını, yerini seviyeli ve bilimsel değerlendirmelere bırakmasını sağlayacak başlıca adımlardan biri, belki de başlıcası olacaktır.</p>
<p> Safvatu&#8217;s-Sâfa, Alevi Akademisi Bilim Kurulu üyesi Dr. İsmail Kaygusuz&#8217; un çabaları sonucu yayına hazırlandı. Kendisine yürekten teşekkür ediyor, yaşamında başarı ve mutluluklar diliyoruz. Safvatu&#8217;s-Sâfa&#8217;nın Türkçe&#8217;ye transcripsiyonunu yapan Vural Genç dostumuza, basımevi çalışanlarına, emeği geçen tüm her kese, işin maddi külfetini, sponsorluğunu üstlenerek bu eserin yayınlanmasını gerçekleştiren Celal Keser, Devrim Tumer, Böblingen Alevi-Bektaşi Kültür Merkezi ve üyeleri İmam Gürbüz, Mehmet Şahin, Reyhan Şahin, İnsaf Kaymanlı, Ali E. Kaymanlı, İbrahim Özdoğan, Güler Akpınar, Engin Eser, İlhami Satılmış, Mustafa Doğan ve Basel ve Çevresi Alevi-Bektaşi Kültür Birliği&#8217;ne, candan teşekkür ediyoruz.</p>
<p> Mustafa Düzgün<br /> Alevi Akademisi Başkan</span></span></span> </p>
<p align="justify"> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/makalat-i-seyh-safi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Görmediğim Tanrı&#8217;ya Tapmam</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/gormedigim-tanriya-tapmam/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/gormedigim-tanriya-tapmam/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 18:52:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Su Yayınları]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/gormedidim-tanryya-tapmam/</guid>
				<description><![CDATA[İsmail Kaygusuz&#8217;un uzun zamandır beklenilen kitabının genişletilmiş yeni baskısı çıktı !                              Görmediğim Tanrı&#8217;ya Tapmam Alevilik ve Materyalizm İsmail Kaygusuz Su Yayınları / Araştırma Dizisi, 344 sayfa İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ II. BASKI İÇİN ÖNSÖZ I. ALEVİLİK SİYASETİNİN FELSEFESİ MATERYALİZMDİR 1. Materyalist Felsefe ve İdealizmle Çelişkileri Üzerine Bazı Anımsatmalar 2. Thomas Münzer Neler Yapmayı Düşünmüştür? 3. Şeyh Bedreddin ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> İsmail Kaygusuz&#8217;un uzun zamandır beklenilen kitabının genişletilmiş yeni baskısı çıktı !                              </p>
<p> Görmediğim Tanrı&#8217;ya Tapmam<br /> Alevilik ve Materyalizm<br /> İsmail Kaygusuz<br /> <img class=" alignleft size-full wp-image-1176" style="margin: 5px; float: left; width: 200px; height: 313px" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2009/04/KitaplarDergiler_Kitap_grmedigim_tanriya_tapmam.jpg" alt="grmedigim_tanriya_tapmam.jpg" title="grmedigim_tanriya_tapmam.jpg" width="200" height="313" srcset="https://www.kizildelisultan.com/wp-content/uploads/2009/04/KitaplarDergiler_Kitap_grmedigim_tanriya_tapmam.jpg 200w, https://www.kizildelisultan.com/wp-content/uploads/2009/04/KitaplarDergiler_Kitap_grmedigim_tanriya_tapmam-192x300.jpg 192w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /><br /> Su Yayınları / Araştırma Dizisi, 344 sayfa </p>
<p> İÇİNDEKİLER</p>
<p> ÖNSÖZ<br /> II. BASKI İÇİN ÖNSÖZ</p>
<p> I. ALEVİLİK SİYASETİNİN FELSEFESİ MATERYALİZMDİR</p>
<p> 1. Materyalist Felsefe ve İdealizmle Çelişkileri Üzerine Bazı Anımsatmalar<br /> 2. Thomas Münzer Neler Yapmayı Düşünmüştür?<br /> 3. Şeyh Bedreddin Thomas Münzer&#8217;denDaha İleride Bulunmuyor mu?<br /> 4. Şeyh Bedreddin Baba İlyas-Baba İshak ve Hacı Bektaş Veli Çizgisi Üzerindedir<br /> 5. Hünkâr Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Siyaseti Felsefi Materyalizmin Dışında Düşünülebilir mi?</p>
<p> II ALEVİ-BEKTAŞİ EDEBİYATINDA FELSEFİ<br /> MATERYALİZM</p>
<p> 1. Yunus Emre&#8217;nin şiir denizinde Materyalizm İki Kulaçta Yakalanır<br /> 2. Seyyid İmadeddin Nesimi Ulaştığı &#8220;Tanrı Benim&#8221; İnancıyla Ölüme Gidiyor <br /> 3. Şah İsmail Hatayi&#8217;nin şiirlerindeki Felsefi Öz Materyalizmdir<br /> 4. Şah Hatayi şiirlerindeki Bu Materyalist Öz İle Dünyayı Değiştirmeye Koyuldu</p>
<p> III. ENELHAK, THEOSİS,<br /> MADDE-TANRI BİRLİĞİ ÜZERİNE</p>
<p> 1. Antik Din ve İnançlarda Theosis (Tanrılaşma) kavramı<br /> 2. Hıristiyanlıkta Teosis ve İnsan-Tanrı Birliği<br /> 3. Musevi Mistik Akımlarında Tanrı&#8217;yla Birleşme<br /> 4. Kabbal Üzerinde Birkaç Söz<br /> 5. İslam Tasavvufunun Başlangıcında Kuran&#8217;ın Kaynaklığı<br /> 6. Muhammed Peygamberin Miracı ve İnsan Görünümlü Tanrı&#8217;yla Yüzyüze Sohbet<br /> 7. Alevi İnanç Geleneğinde Muhammed&#8217;in Miracı</p>
<p> IV. İSLAMIN BATINİ ANLAMDA MATERYALİZME<br /> DÖNÜK YÜZÜ ALEVİLİK İNANÇ VE DÜŞÜNCESİNDE<br /> TANRI&#8217;NIN İNSANDA NESNELLEŞMESİ</p>
<p> 1. İslamda Soyut Tanrı İnancına İlk Tepki Ali&#8217;den Geldi<br /> 2. Hallac-ı Mansur ve Bayezid Bistami&#8217;nin Tanrı İle Birleşme Yöntemleri ve Alevilik İnancında Yansımaları<br /> 3. Tanrı Halktır Halk da Tanrı&#8217;dır<br /> 4. Alevi-Bektaşiliğin Tanrı İnancı ve Ali Tanrısallığı<br /> 4a. Alevi-Bektaşiliğin Tanrı İnancına Dair Yazılı Örneklemeler<br /> 5. Aleviliğin İslam Öncesi ve İslam Dışı Kaynakları Üzerinde Değinmeler<br /> 5a. Alevilik İslam&#8217;dan ya da Ali&#8217;den Önce Var mıydı?<br /> 5b. Alevilik ve Mazdekizm<br /> 5c. Alevilik ve Hristiyanlık Heterodoksizmi (Paulikienizm-Bogomilizm-Katharizm)</p>
<p> V. ALEVİ-BEKTAŞİ EDEBİYATINDA DEVRİYE&#8217;LER VE MADDENİN DÖNÜŞÜMÜ</p>
<p> 1. Abdülbaki Gölpınarlı&#8217;dan Beklenilmeyen Materyalist Yorum<br /> 2. Şiri Baba Toprak, Su, Ateş ve Havadan Libasa Bürünüp Dönüşümlerini Sürdürüyor<br /> 3. Şah İsmail Hatayi La-Mekan İlinden Yola Çıkmış<br /> 4. Tanrı&#8217;ya &#8220;Şekil Verip Tıpkı İnsan Eyleyen&#8221; Edip Harabi Maddeciliği<br /> 5. Edip Harabi&#8217;nin &#8220;Vahdetname&#8221;si</p>
<p> VI. MAKAM-I NAZ&#8217;DA TANRI&#8217;YLA HESAPLAŞMA<br /> SORGULAMA, YERGİ VE YOKSAMA</p>
<p> 1.Bayezit Bistami Tanrıya meydan okuyor.<br /> 2.Yunus Emre Kimi Sorguluyor Dersiniz?<br /> 3. Kaygusuz Abdal Tanrı&#8217;nın Anasını Babasını Soruyor<br /> 4. Azmi&#8217;nin Tanrı&#8217;ya Yönelttiği Kuşkular ve Sorular Materyalist Felsefenin Kapsamındadır<br /> 5. Fıkralarda Tanrı&#8217;ya Başkaldırı ve Materyalizmin Yaşamla Bütünleşmesi<br /> 5a. Fıkra: &#8220;Balçıktan İnsan Yaratıyorum&#8221;<br /> 5b. Fıkra: &#8220;Utan Ey Tanrı!&#8221;<br /> 5c. Fıkra: &#8220;Göklerin Rabbi Benim&#8221;<br /> 5d. Tanrı Maddenin Bir Varoluş Biçimi midir?</p>
<p> VII. İMAM ALİ&#8217;NİN BİLİMSEL VE TOPLUMCU KİŞİLİĞİ</p>
<p> 1. İmam Ali&#8217;nin Bilimsel Kişiliği ve Kuramcılığına Kısa Bakış<br /> 1a. Ali Hakkında Batılı Bazı Bilim Adamı ve Araştırmacıların Düşünceleri<br /> 2. İmam Ali&#8217;nin Akıl ve Gönül Penceresinden Derviş Baba&#8217;nın Gördükleri<br /> 2a. Ali&#8217;nin Siyaset Felsefesi: &#8220;Utançtır Yoksulu Ezmek, Ona Zulmetmek&#8221;<br /> 2b. Ali&#8217;nin Yaşam Felsefesi: &#8220;Kişi Toplumda Aklıyla Yaşar&#8221;<br /> 2c. Ali&#8217;nin Ahlak ve Davranış Felsefesi: &#8220;Yerinde Susmak Yalandan Yeğdir&#8221;</p>
<p> VIII. İMAM CAFER SADIK VE BİLİM</p>
<p> 1. Bilgin ve Kuramcı Cafer Sadık<br /> 2. Cafer Sadık ve Bilime Deneysel Yöntemi Sokan &#8220;Kimya&#8217;nın Babası&#8221; Cabir İbn Hayyan</p>
<p> VIII. I. İMAM CAFER SADIK, TAKİYE VE BATINİLİK</p>
<p> I. 1. Cafer Sadık&#8217;a İlişkin Genel Bilgiler<br /> I. 2. İmam Cafer Sadık ve Batıni Şilik ya da Proto-Alevilik<br /> I. 3.Usu&#8217;lu Kâfi&#8217;den Cafer Sadık&#8217;ın Tanrı Anlayışına İlişkin Örneklemeler<br /> I. 3a. İmam Cafer Sadık&#8217;a Göre Tanrı Görülebilir<br /> I. 3b. Cafer&#8217;in Yeryüzündeki Herşeyden ve Gelecekten Nasıl Haberi Var<br /> I. 4. İmam Cafer Sadık ve Takiye Öğretisi<br /> I .4a. İmam Cafer Sadık&#8217;tan İlginç bir Genel Takiye Örneği<br /> I. 4b. İmam Cafer Sadık ve Abul Khattab Takiyesi<br /> I. 4c. Şehristani&#8217;de Hattabiler (Khattabiyya)</p>
<p> IX. ALEVİLİĞİN DİNSEL İNANÇ KÜLTÜRÜNDE YAZILI TEMEL KAYNAKLAR VE İKİ ÖRNEK</p>
<p> 1. Alevi İnançlı Halkların Tüm Siyasetleri Ali ve Ehlibeyt Adına ve Onlardan  Gelen Bilgiler İnanç İlkeleridir<br /> 2. Yazılı Kaynakların Gizli Kalmasının Nedenleri Vardır<br /> 3. Proto Aleviliğin ve Şii İmamiyenin Önemli Temel Yazılı Kaynaklarından Örneklemeler<br /> 4. Proto Aleviliğin/Batıniliğin İlk Yazılı Kaynaklarından Ummu&#8217;l Kitab<br /> 5. Basra&#8217;da Kurulmuş Toplumsal ve İnançsal Örgüt İHVANUS SAFA (Saf, Temiz Kardeşler) ve RİSALELERİ<br /> 5a. İhvan Us Safa Risaleleri&#8217;nin Tarihi ve Yazarlarına Gelince<br /> 5b. Müzik Üzerine Yazılmış Risale&#8217;den Kısa Bir Örnek</p>
<p> X. HACI BEKTAŞ VELİ&#8217;NİN MAKALAT&#8217;I SAİD EMRE VE MATERYALİZM</p>
<p> 1. Makalat&#8217;ta Neler Anlatılmaktadır?<br /> 2. Vilayetname&#8217;de Molla Sadeddin<br /> 3. Sevgi Kazanından Doğan Said Emre&#8217;den Şiir Örnekleri ve Maddeciliği</p>
<p> XI. HACI BEKTAŞ VELİ VE BABAİLER AYAKLANMASINA İLİŞKİN TARİHSEL GERÇEK:<br /> HACI BEKTAŞ AYAKLANMANIN SONLARINA DOĞRU BİLİNÇLİ OLARAK SAVAŞIN DIŞINA ÇIKARILDI</p>
<p> 1. Geçmişteki Olaylara Çarpık Bakış Tarihi Yalan Konuşturur<br /> 2. Babai Ayaklanması ve Hacı Bektaş Veli<br /> 3. Hacı Bektaş Veli Bir Kararla Bilinçli Olarak Savaşın Dışına Çıkarıldığını Elvan Çelebi&#8217;nin Dizeleri Açıkça Göstermektedir</p>
<p> XII. KIZILBAŞLIĞINI İNKAR ETMEYEN HİÇBİR ALEVİ &#8220;BEN KOMÜNİSTİM&#8221; DEMEKTEN  DE ÇEKİNMEZ</p>
<p> 1. Kızılbaşlık Anadolu Aleviliğinin Siyasi Adıdır<br /> 2. Alevi Siyasetleri Felsefi Materyalizm Temeli Üzerine Kurulmuştur<br /> 3. Osmanlı Yönetimi Nizamü&#8217;ı Mülk Patentli Yalanlar Kızılbaşlar İçin daha da Artırarak Kullanıldı<br /> 4. Kemalistler de Komünistler İçin Nizamü&#8217;l Mülk&#8217;e Sarılıyorlar<br /> 5. Devletin Amacı Alevi Toplumunu Sindirip, Devrimci Komünistlerin Özkaynağını Kökünden kurutmaktır</p>
<p> XIII. ALEVİLİĞİN KOMÜNİST ÜTOPİA&#8217;SI: RIZA KENTİN&#8217;DE CANI CANA MALI MALA KATMAK</p>
<p> 1. Rıza Kenti&#8217;nde Kimsenin Malı-Mülkü Yoktur ve Kimse Kimseyi Sömürmüyor<br /> 2. Rıza Kenti&#8217;ne Bir Dünyalının Yolu Düşer ve Şaşırır Kalır<br /> 3. Rıza Kenti&#8217;ni Ozanlar da Değişik Biçimlerde İşlemişlerdir<br /> 4. Aleviliğin Rıza Kenti, Karmatilerin Başkenti<br /> Al-Ahsa/Lahsa&#8217;dır, Onun Özlemidir<br /> 4a. Nasır Husrev Anlatıyor: Karmati Başkenti Lahsa Zamanın Dünyasının Hiçbir Kentine Benzemiyordu<br /> 4b. Bu Kentte Kimsenin Özel Mülkü Yoktur Alışveriş de Parayla yapılmaz<br /> 4c. Lahsa Kentinde Herşey Ortak Olduğu gibi, İnsanların İnanç ve Davranışlarında Tam Bir Özgürlik Vardı</p>
<p> XIV. &#8220;ALEVİ-BEKTAŞİ KİMLİĞİ&#8221; KİTABININ ELEŞTİRİSİ</p>
<p> 1. Alevilik Türk-İslam Sentezinde<br /> Düşmanca Yokedilmek İsteniyor<br /> 2. Örnek gösterilen Yazarlar, Yöntemleri ve Yazarın Asıl Amacı<br /> 3. Varsayımın Yanlışlığı, Yöntem ve Deneklerin Seçimindeki Subjektiflik<br /> 4. Çelişkili söylemler ve Tarihsel Bilgi Yanlışları Peşpeşe Sıralanmış<br /> 5. Kur&#8217;an-ın Açmazları Vardır Değişikliklere Uğratılmıştır, Örneklemeler<br /> 6. Bu Kitapta Yansıyan Bilim Değil Önyargı, Objektiflik Değil Subjektiflik, Dostluk İse Hiç Değil</p>
<p> XV. İMAM CAFER BAYRUĞU&#8217;NUN HAZIRLANIŞI VE KIZILBAŞLIK </p>
<p> 1. Anadolu Aleviliğinin Kızılbaşlık Siyasetine Genel Bakış<br /> 2. &#8220;Buyruk&#8221; Kızılbaş Siyasetinin Ürünüdür ve Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Yapıtlarındaki İlkeler Kaynaklık Etmektedir<br /> 3. İsmaili-Kızılbaş İlişkileri ve Buyruk&#8217;un Batıni Kaynakları<br /> 4. Buyruk&#8217;a Kaynaklık Etmiş Çok Önemli Bir Yapıt da Nasîruddin Tusi&#8217;ye Ait Rawdat al-Taslim&#8217;dir (Teslimiyet Bahçesi)</p>
<p> XVI. PİR BALIM SULTAN VE KIZILBAŞLIK SİYASETİ</p>
<p> 1. Balım Sultan&#8217;ın Ortaya Çıkışı<br /> II. Beyezid Siyasetinin Ürünü müdür?<br /> 2. Şah İsmail İle Balım Sultan&#8217;ın Kızılbaşlık Siyasetinin Yönleri Farklıydı<br /> 3. Şah İsmail&#8217;in Gizli Amacı Hacı Bektaş Dergâhını Ziyaret Etmekti<br /> 4. Sultan II. Beyezid Bir Taşla İki Kuş Vuracağını Hesaplıyordu<br /> 5. Balım Sultan Tebriz&#8217;den Yönetilen Kızılbaş Devletinin Oluşumuna Karşıydı</p>
<p> XVII. ANADOLU ALEVİLİĞİNİN KIZILBAŞ SİYASETİN&#8217;DEN KESİTLER I</p>
<p> 1. Kızılbaşlık Siyasetinin Başlangıç Yılları ve Önkoşulları<br /> 2. Anadolu Alevileri Benimsedikleri Kızılbaşlık Bilincini Siyasallaştırmaya Yöneldiler<br /> 3. Kızılbaş Türkmenler Kendilerine Bir Alisoylu Önder Yetiştiriyorlar<br /> 4. Kızılbaşlık Şah İsmail İle Aleviliğin Devlet Siyasetine Dönüşmüştü<br /> 5. Kızılbaş-Safevi Devlet Yönetimi Zeydi Devleti Gelenekleri Üzerinde Temellendirildi<br /> 6. Kızılbaş Önderler &#8220;Ehl-i İhtisas&#8221; Adıyla Bir Çeşit İhtilal Konseyi Oluşturmuş Siyaset Yapıyor ve Devlet Yönetiyorlardı<br /> 7. Küçük Asya (Anadolu) ve Kızılbaş-Safevi İlişkisi</p>
<p> XVIII. ANADOLU ALEVİLİĞİNİN KIZILBAŞ SİYASETİN&#8217;DEN KESİTLER II</p>
<p> 1. Kızılbaşlar Önderlerin Anadolu&#8217;da Etkin İnançsal Propagandaları<br /> 3. Şah İsmail&#8217;in Anadolu Kızılbaşlık Siyasetine İhaneti; İran Aristokrasisinin Devreye Girmesiyle Amacı Değişiyor</p>
<p> XIX. &#8220;SUFİ KIRAN&#8221; ÇALDIRAN SAVAŞI  VE ÇALDIRAN SONRASI KIZILBAŞ YÖNETİMLERİN ÇÖKÜŞ EVRESİ</p>
<p> 1. Şah İsmail Hatayi&#8217;nin bir Şiirinde Çaldıran Savaşı<br /> 1a. Şiirin Açıklaması ve Verdiği Farklı Bilgiler<br /> 2. Savaş Öncesi Yavuz Selim ile Şah İsmail&#8217;in Siyasetleri<br /> 3. Yavuz Selim Ordusuyla İstanbul&#8217;dan Çaldıran&#8217;a Beş Ayda Ulaştı<br /> 4. Çaldıran, Kızılbaşların Birliği İçin Çok Önemli Bir Dönüm Noktasıydı<br /> 5. Çaldıran Bir Kırım Savaşıdır: Savaşın Sonunu Ateşli Silâhlar Baştan Belirlemişti<br /> 6. Çaldıran Sonrası ve Şah Tahmasb&#8217;ın İlk Döneminde Kızılbaş Yönetimi<br /> 7. Sonuç: İrandaki Kızılbaş Yönetim Güçlü Görünümü Altında Zayıflığı Yaşıyordu</p>
<p> XX. TARİH BOYU KARŞIT DÜŞÜNCE VE İNANÇ TOPLULUKLARINA KARŞI KULLANILAN<br /> BASKI YÖNTEM LERI</p>
<p> 1. 17.ve 19.Yüzyıllardan Farklı İki Örnekleme Daha<br /> 1a. 150 bin Kızılbaş Celali&#8217;nin Kırımı ve Sultan Ahmed Camisi<br /> 1b. Kuyucu Murat Murat Paşa&#8217;ya Dair Yazılanlar<br /> 1c. Ve Mavi Caminin Yapılışı<br /> 2. 30 bin Komüncünün.Kırımı ve Sacré Coeur Kilisesi<br /> 2a. Ve Sacré-Coeur Kilisesi Yapılıyor</p>
<p> XXI. GÜNCEL DURUMA DEĞINMELER VE SÜNNİLERE SORULAR!</p>
<p> 1. Bazı Diyalektik Saptamalar ve Günceldeki Alevilik Sünnilere Sorular Nedir Sünnilik?</p>
<p> XXII. SONSÖZ YERİNE BİR DEVRİMCİ YİĞİDİ ANALIM: KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN&#8217;IN TAHTINI SARSAN GENÇ, OĞLAN ŞEYH İSMAİL MAŞUKİ (1508-1528)</p>
<p> 1. İsmail Maşuki Kimdir ve Ne Yapmıştır?<br /> 2. Şeyhülislam Ebu Suud Efendi ve İsmail Maşuki<br /> 3. Şeyh İsmail Maşuki&#8217;nin Hallacı Mansur&#8217;dan Şeyh Bedreddin&#8217;e Ulaşan Batıni Düşünceleri<br /> 4. İsmail Maşuki&#8217;nin Sözde Tanıkların İfadeleriyle Divan-ı Hümayun&#8217;da Başı Kesilerek İnfazına Hüküm Veriliyor</p>
<p> Alevilik ya da Heterodoks İslam, Sünnilik ya da Ortodoks İslam gibi dinsel inanç boyutu ağır basan tamamıyla değişmez-dogmatik kuralların uygulanması olan bir sistem değildir. Toplumsal ve siyasal yanı daha güçlü; sürekli gelişim ve dönüşümlere açıktır. Alevi toplumlar, inançlarının doğası gereği hep devrimci muhalefet olmuş; çeşitli coğrafyalarda yüzlerce kere egemenlere başkaldırarak, uğradığı büyük kırımlara rağmen varlığını sürdürmüştür. Böyle bir inancın felsefesi ve siyasetini idealist bakış açısından incelemeye kalkarsanız doğru sonuçlara asla varamazsınız. Ancak tarihsel materyalizmin yöntem ve ilkelerini Alevi inançlı toplumların güncel ve tarihsel yaşamı ve geçirmiş olduğu tarihsel süreçlerine uygulamakla bilimsel gerçekliğe ulaşabilirsiniz. Zira gerçek bilimsel dünya anlayışını bu yöntem sağlar. Diyalektik materyalizm bilimlerden ayrılamaz. Bilimlere dayanarak ilerleyen, onlardan sentez yapan ve ayrıca bilimlere de geniş ölçüde yardım eden tarihsel materyalizm, diyalektik materyalizmin ilkelerini topluma uygular. Elinizdeki kitap bu amaca yönelik uygulamalar denemesidir.</p>
<p> Geoges Politzer&#8217;in dediği gibi; &quot;Dünyaya doğrudan bakmak materyalizm, gerçek gelişmesi içinde bakmak ise diyalektik materyalizmdir. Diyalektik toplumun gelişmesini açıklayan yasaları inceler. Diyalektik, materyalist bir dünya anlayışına tamı tamına uygun gelen tek yöntemdir.&quot; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/gormedigim-tanriya-tapmam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Seyyid Battal-Şücaeddin Veli-Üryan Baba</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/seyyid-battal-sucaeddin-veli-uryan-baba/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/seyyid-battal-sucaeddin-veli-uryan-baba/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Apr 2009 16:45:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alevi Akademisi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/seyyid-battal-thucaeddin-veli-uryan-baba/</guid>
				<description><![CDATA[AKADEMİ YENİ BİR KİTAP YAYINLADI Değerli bilim adamı Doç. Dr. Yağmur Say&#8217;ın, Seyyid Battal-Şücaeddin Veli-Üryan Baba konulu araştırması, Alevi Akademisi Yayınları arasında çıktı. Akademi Başkanı Mustafa Düzgün&#8217;ün bu kitaba yazdığı Önsöz&#8217;ü aynen yayınlıyoruz. İnsanlarımızın Seyyid Battal-Şücaeddin Veli-Üryan Baba adlarına yabancı olmadıkları, bir hayli tanışık oldukları biliniyor. Bunlar inanç ve kültür dünyamızın unutulmaz uluları. Hele Seyyid ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> AKADEMİ YENİ BİR KİTAP YAYINLADI</p>
<p> Değerli bilim adamı Doç. Dr. Yağmur Say&#8217;ın, Seyyid Battal-Şücaeddin Veli-Üryan Baba konulu araştırması, Alevi Akademisi Yayınları arasında çıktı. Akademi Başkanı Mustafa Düzgün&#8217;ün bu kitaba yazdığı Önsöz&#8217;ü aynen yayınlıyoruz.</p>
<p> İnsanlarımızın Seyyid Battal-Şücaeddin Veli-Üryan Baba adlarına yabancı olmadıkları, bir hayli tanışık oldukları biliniyor. Bunlar inanç ve kültür dünyamızın unutulmaz uluları. Hele Seyyid Battal Gazi&#8217;nin oldukça abartılı yaşam öyküsünü, insanoğlunun gücünü ve kavga serüvenlerini işleyen çeşitli anlatımlar yüzyıllardır zevkle okuna geliyor. Bu yüce kişilerin şahsında işlene gelen kahramanlıklar, aktarılan keramet ve hikmetlerle, insanlarımızın duygu ve duyuşları, dilek ve tutkuları da ustaca yansıtılmış, efsanevi olduğu kadar örnek kişilikler yaratılmıştır. </p>
<p> <img style="margin: 5px; float: left" src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/seyyid_battal_gazi.jpg" alt=" " /> Değerli bilimadamı Doç. Dr. Yağmur Say&#8217;ın, Seyyid Battal-Şücaeddin Veli-Üryan Baba/Kült Alanları ve İnanç Temelleri konulu bu çalışmasının; söz konusu diğerlerinden farklı bir kapsama, ayrı bir niteliğe sahip olduğunu, okuyucu eline alır almaz hemen farkedecektir. Konu tarihsel, toplumsal, kültürel ve inançsal boyutlarıyla ele alınmış; bilimsel yöntem ve ölçütlere gerekli dikkat ve özen gösterilerek irdelenmiş. Bu araştırma sayesinde, Seyyid Battal-Şücaeddin Veli-Üryan Baba gibi uluların tarihimizdeki yer ve konumları, rol ve etkileri daha bir belirginlik kazanmış bulunuyor. Bu üç sırataşının inanç ve kültür tarihimizde oluşturdukları özgün halkalar, büyük bir duyarlık ve özenle ortaya konulmuş, konunun aydınlatılması yönünde üstün ve verimli bir çaba sergilenmiştir.</p>
<p> İnanç ve kültür tarihimize ilişkin olarak, özellikle son yıllarda hızla boyveren  araştırma-inceleme ürünü eserlerin peş peşe yayınlanmaya başlaması, sadece ülkemiz ve insanlarımız bakımından değil, kültürel kaynaşma ve etkileşimin bu denli hız ve önem taşıdığı bir dönemde, insanlık kültünün gelişip güçlenmesine de önemli katkılarda bulunduğu gözardı edilmemeli. Yaşanmakta olan bu yeni sürecin getirdiği sancı ve sıkıntılar ne olursa olsun; ırk, din, dil, etnik köken ayırımı gözetmemekle birlikte aynı zamanda bu tür farklılıkları da saygı ve toleransla karşılayan; sevgi, dostluk, eşitlik, kardeşlik ve barış penceresinden dünyaya bakan, insana ve insanlığa seslenen evrensel değer ve yaklaşımları öne çıkarmak, hiç kuşkusuz Türkiye&#8217;nin gelecekteki yeri ve vizyonu açısından da yaşamsal bir önem taşımaktadır. Denebilir ki ülkemiz, bu alanda dünyanın en önde gelen zengin ülkelerinden biri, hatta en zengin olanıdır. Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Seyyid Nesimi, Pir Sultan Abdal gibi daha yüzlerce inanç, düşün ve yaşam bilgesinin yetiştiği bir ülke kültür yoksulu olabilir mi? Ancak sorun tüm bu değerlere sahip çıkmakta; yaşanılan yeni sürecin gerek ve zorunluluklarını da dikkate alarak sorumlu bir kültür politikası izlemekte; dar, katı, çarpık ve yoz yaklaşımları terketmekte, özgünlüğünü zedelemeden evrensel ve çağdaş bir yaklaşımı orataya koymakta yatmaktadır. Tam da bu noktada öncelikle bilimadamlarına, aydın ve araştırmacılara büyük görev ve sorumluluk düştüğü ortadadır.</p>
<p> Alevi Akademisi olarak bilimadamı, aydın ve araştırmacılarımızın ürünlerine büyük değer vermekte, araştırma ve yayın çabalarına, olanaklarımız oranında katkı sağlamayı başlıca görev saymaktayız. Yeter ki Sayın Yağmur Say&#8217;ın bu araştırmasında görüleceği gibi, söz konusu eser, nefes borularımızı açıcı, geçmişimizi ve geleceğimizi aydınlatıcı olsun.</p>
<p> Daha nice güzel çaba ve ürünlerin muştusunu yaşayacağımıza olan inancımla, başta yazarımız olmak üzere, emeği geçen tüm herkesi yürekten kutluyorum.</p>
<p> YAĞMUR SAY</p>
<p> SEYYÎD BATTAL GAZİ<br /> SÜCÂEDDÎN VELÎ<br /> ÜRYAN BABA</p>
<p> Alevi Akademisi</p>
<p> Baiertaler Str. 96<br /> 69168 Wiesloch / Deutschland<br /> Telefon: 0049 (06222) 30 56 96<br /> Fax: 0049 (06222) 30 56 97<br /> http://www.aleviakademisi.de</p>
<p> İRTİBAT BÜROSU / TÜRKİYE<br /> Gençlik Parkı İçi Eski Göl Gazinosu<br /> Sanat Kurumu Ulus / ANKARA / TURKEY<br /> Tel.: 0.312 309 48 59<br /> Fax: 0.312 309 48 59<br /> ALEVİ AKADEMİSİ YAYINLARI </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/seyyid-battal-sucaeddin-veli-uryan-baba/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Kuşatılmış Bir İnancın Tarihi / Alevilik</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kusatilmis-bir-inancin-tarihi-alevilik/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kusatilmis-bir-inancin-tarihi-alevilik/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 09:58:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Murtaza Demir]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kuthatylmyth-bir-ynancyn-tarihi-alevilik/</guid>
				<description><![CDATA[Kuşatılmış Bir İnancın Tarihi / Alevilik Dinsel özgürlüklerin ve inanç çatışmaların gündemi sıkça işgal ettiği bir süreçte, PSAKD kurucusu ve eski genel başkanı Murtaza Demir oldukça değerli bir çalışmasını okurlarla buluşturuyor. Bu eserle, Aleviliğin, Osmanlı Devleti&#8217;nin kuruluşunda oynadığı rol; zaman içerisinde Bizans etkisine ve Sünnileşmeye maruz kalan Türkmen devletinin evrimi; devleti var eden ve bu ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Kuşatılmış Bir İnancın Tarihi / Alevilik Dinsel özgürlüklerin ve inanç çatışmaların gündemi sıkça işgal ettiği bir süreçte, PSAKD kurucusu ve eski genel başkanı Murtaza Demir oldukça değerli bir çalışmasını okurlarla buluşturuyor. </p>
<p> <img class=" alignleft size-full wp-image-1175" style="margin: 5px; float: left; width: 350px; height: 467px" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2009/02/KitaplarDergiler_Kitap_kusatilmis-alevilik.jpg" alt="kusatilmis-alevilik.jpg" title="kusatilmis-alevilik.jpg" width="350" height="467" srcset="https://www.kizildelisultan.com/wp-content/uploads/2009/02/KitaplarDergiler_Kitap_kusatilmis-alevilik.jpg 350w, https://www.kizildelisultan.com/wp-content/uploads/2009/02/KitaplarDergiler_Kitap_kusatilmis-alevilik-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" />Bu eserle, Aleviliğin, Osmanlı Devleti&#8217;nin kuruluşunda oynadığı rol; zaman içerisinde Bizans etkisine ve Sünnileşmeye maruz kalan Türkmen devletinin evrimi; devleti var eden ve bu uğurda onlarca savaşa giren Türk halkının uğradığı ihanet ve ardından gelen baskı, katliam ve savaşları okurken, ister istemez günümüzde sürmekte olan bu kuşatmanın tarihsel kökenlerine ineceksiniz.</p>
<p> Elinizdeki eser, Alevilik konusunda tanınmış bir düşünce ve eylem adamı olan Murtaza Demir&#8217;in 7 yıllık araştırma ve saha çalışmaları sonunda ortaya çıkarılmış, oldukça kıymetli bilgi ve tanıklıklar içeren bir eserdir. Demir&#8217;in çalışması, geçmişten beri yaşanan ve günümüzde hâlâ çözülemeyen sorunlar ve tartışmalar konusunda oldukça kıymetli fikirler içermekte, okuyucuya detayları fazla bilinmeyen ya da çarpıtılan bir tarih hakkında farklı bilgiler sunmaktadır.</p>
<p> *  Binbir Bacalı Banaz&#8217;ı Kim, Neden Yerle bir Etmiştir?<br /> *  Kırk bin Kızılbaşın Katledilişi Hangi Dönem Meydana Gelmiştir?<br /> *  Ede Balı İsmi Neden Edebali Yapıldı?<br /> *  Osmanlı bir Devşirme İmparatorluğu mudur?<br /> *  Otman Baba&#8217;dan Fatih Dönemine Neler Değişmiştir?<br /> *  Türkmen, İslam Dinini Bilerek ve İsteyerek mi Seçmiştir?<br /> *  Aleviliğe Karşı Dün ve Bugün Alınan &quot;Tedbirler&quot; Nelerdir?<br /> *  Safevi Kızılbaş Devletinin Amaçları Nelerdi?<br /> *  İhanete Uğrayan Alevilerin Ayaklanmaları Nasıl Bastırıldı?<br /> *  Aleviliğin Güncel Sorunları ve Çözüm Yolları Nelerdir?</p>
<p> Bu ve buna benzer birçok soru ve yanıtlarını bu değerli eserde bulacak, Aleviliğin resmi olmayan tarihini okudukça, günümüzde hâlâ bir kuşatmanın içinde yaşamakta olan Aleviliğin düşünsel ve toplumsal dinamikleri hakkında önemli bilgiler edineceksiniz </p>
<p> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kusatilmis-bir-inancin-tarihi-alevilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>ÇERAĞLAR UYANIRKEN</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/ceraglar-uyanirken/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/ceraglar-uyanirken/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 20:28:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[A. Yılmaz  Soyyer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/ceradlar-uyanirken/</guid>
				<description><![CDATA[Bektaşilik ve özellikle de 19. yüzyıldaki Bektaşilik üzerine araştırmalarıyla tanınan A. Yılmaz Soyyer&#8217;in &#34;Çerağlar Uyanırken&#34; adlı romanı Doğan Kitap&#8217;tan çıktı. &#34;Çerağlar Uyanırken&#34;, ismini Bektaşi ayin-i cemlerinde çerağların uyandırılışından yani mumların ya da kandillerin yakılışından almakta. Bektaşi kültüründe yakmak yerine uyandırmak tabiri kullanıldığından yazar romana isim olarak bu önemli kavramı seçmiş bulunuyor. Roman, 1826&#8217;da Bektaşi tekkelerinin ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Bektaşilik ve özellikle de 19. yüzyıldaki Bektaşilik üzerine araştırmalarıyla tanınan A. Yılmaz Soyyer&#8217;in &quot;Çerağlar Uyanırken&quot; adlı romanı Doğan Kitap&#8217;tan çıktı.</p>
<p> &quot;Çerağlar Uyanırken&quot;, ismini Bektaşi ayin-i cemlerinde çerağların uyandırılışından yani mumların ya da kandillerin yakılışından almakta. Bektaşi kültüründe yakmak yerine uyandırmak tabiri kullanıldığından yazar romana isim olarak bu önemli kavramı seçmiş bulunuyor.<br /> <img class=" alignleft size-full wp-image-1170" style="margin: 5px; float: left" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2008/12/ceraglar_uyanirken.jpg" alt="ceraglar_uyanirken.jpg" title="ceraglar_uyanirken.jpg" width="416" height="539" /> <br /> Roman, 1826&#8217;da Bektaşi tekkelerinin kapatılması döneminde idam edilen Üsküdar Bektaşi Dergahı babalarından Kıncı Baba&#8217;nın oğlunun üzerine kurgulanmış bulunmakta. Olay 1848 yılında başlar. Kıncı Baba&#8217;nın oğlu Hasan, annesi Hatice Anabacı tarafından medreseye verilmiştir. Hatice anabacı devletin baskısına dayamayarak oğluna Bektaşilikle ilgili hiçbir şey öğretmemiş, kocasından kalan bütün kitapları da evin bodrumuna gizlemiştir. Hasan her ne kadar bir medrese mollası olarak yetişse de medresenin genel kanaatinin haricinde bir mezhebi kendisine yol olarak seçmiştir. Yüzlerce yıl önce tarihe gömülmüş bulunan İslam rasyonalistlerinin (akliyecilerinin) yolu Mutelizeyi benimsemiştir. Belki de kendi kendine &quot;siz babamın inancını yasakladınız ben de sizin yok ettiğiniz başka bir inancı benimsedim&quot; demektedir. Hasan medresede yalnız değildir. Babasının arkadaşlarından Mevlevi Nurullah molla onu her zaman korumuş kollamış ve Farsça öğretmiştir. İşte tam bu sırada evlerine babasının arkadaşlarından Edhem Baba&#8217;nın eşi ve kızları misafirliğe gelir. Hasan&#8217;a Edhem Baba&#8217;nın kızı Gülendamla evlilik yolu gözükür. Bu evlilik sürecinde hem Bektaşilik hem de Hasan yeniden yapılanır.</p>
<p> Yazar romanda 19. yüzyıl İstanbul&#8217;unun bütün özelliklerini titizlikle vermeye çalışmaktadır. Özellikle tekke medrese çekişmesi ve Bektaşiliğin prensipleri detaylarıyla anlatılmaktadır. 1848 sonrası Bektaşiliğin yeniden faaliyete başlama yıllarıdır ve artık II.Mahmud ölmüş, dördüncü eşi Pertevniyal Valde Sultan oğlunun saltanatı sürecinde Bektaşi tekkelerini tamire başlatmıştır. </p>
<p> Çerağlar Uyanırken bu uyanış döneminin acılarını, sevinçlerini, aşklarını ve muazzam İstanbul kültürünün çeşitli yansımalarını anlatan bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu romanla insan kendini Şahkulusultan tekkesinin esrarengiz atmosferinde bir Bektaşi ceminde bulmakta. Bu romanda okuyucu, geleneksel tasavvuf kültürünün içinde yetişen Gülendamla, medreseli Hasan&#8217;ın evliliklerini, Süleymaniye semtinin tarihi dokusu içerisinde okuyacaktır. Dönemin en önemli modası olan Batılılaşma (balolar ve dans) karşısında bu yeni evli çiftin tutum ve davranışları da yine okuyucuya sunulan önemli bir unsur olarak görünmektedir. </p>
<p> Romandaki her hayali olay aslında bir gerçekliğe dayanmaktadır ve &quot;tarihi roman&quot; ya da &quot;belge roman&quot; nitelenmesini sonuna kadar hak etmektedir. Bu yanıyla eser adeta sayfalarda kurgulanmış bir film tadındadır.</p>
<p> İsteme Adresi:<br /> A. Yılmaz  Soyyer, Çerağlar Uyanırken, Doğan Kitap Yayınları, İstanbul, 2008. <br /> 19 Mayıs Cad. Golden Plaza, No:1, 10. Kat, 34360 Şişli/İstanbul<br /> Telefon : (0212) 246 52 07<br /> Faks : (0212) 246 66 66<br /> Satış Mail: satis@dogankitap.com.tr   </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/ceraglar-uyanirken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Alevi Akademisi Yayınları Hutbetü&#8217;l- Beyân</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/alevi-akademisi-yayinlari-hutbetul-beyan/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/alevi-akademisi-yayinlari-hutbetul-beyan/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 09:09:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alevi Akademisi]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/alevi-akademisi-yayynlary-hutbetul-beyan/</guid>
				<description><![CDATA[BİRKAÇ SÖZ Aleviliğin yazılı kaynaklardan yoksun olup, sadece sözel kaynaklardan beslendiği savı oldukça yaygın. Sözelliğin de yaşatıcı ve besleyici bir etken olarak hesaba katılması gerektiğini bilinmiyor değil. Ne ki Alevilik gibi bin dört yüz yılı aşkın uzunca bir zaman dilimini kucaklayan, her bakımdan dopdolu ve oldukça hareketli bir tarihin de mirasçısı olan bir inanç sistemini ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> BİRKAÇ SÖZ</p>
<p> Aleviliğin yazılı kaynaklardan yoksun olup, sadece sözel kaynaklardan beslendiği savı oldukça yaygın. Sözelliğin de yaşatıcı ve besleyici bir etken olarak hesaba katılması gerektiğini bilinmiyor değil. Ne ki Alevilik gibi bin dört yüz yılı aşkın uzunca bir zaman dilimini kucaklayan, her bakımdan dopdolu ve oldukça hareketli bir tarihin de mirasçısı olan bir inanç sistemini yazılı kaynaklardan yoksun görmek ve göstermek ne denli inandırıcı olabilir? Evreni, yaşamı, bilimi, her oluş ve gelişimi yoğun bir ilgi ve merak içinde ölçüp biçen; Hz. Hüseyin, Hallac-ı Mansur, Seyyid İmadeddin Nesimi, Pir Sultan Abdal ve daha nice düşün ve inanç önderlerinin başını çeke geldiği bu son derece acılı ve meşakkatli çığırın, salt dilden dile aktarılan sözel iletişimle varlığını sürdürmesi, mümkün müdür?<img style="margin: 5px; float: left" src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/KITAPLAR/hutbetul_beyan0001.jpg" alt=" " width="289" height="385" /></p>
<p> Aleviliğin, &#8220;Ulus-dini&#8221; arayışlarına konu olması, açık bir biçimde ilkin İttihat ve Terakki zamanında ön plana çıkmıştır. Oluşturulmak istenen Türk Ulusu&#8217;na, yurt-vatan-dil öğelerine ek olarak bir de din öğesinin katılması gereği duyulmuştur. Bu amaçla Aleviler konusunda bir araştırma ve incelemenin yapılması karara bağlanmış ve bu iş için Baha Sait Bey görev-lendirilmiştir.  Türkiye ve İran&#8217;da gezip araştırmalar yapan Baha Sait Bey, çalışmalarının sonunda, &#8220;Türklük dini olmaya en müsaidinin&#8221; Alevi-Bektaşi inancı olduğu kanısına varır. &#8220;Ancak Arap ve İran ayaklarının kırılması&#8221; gerektiği koşuluyla.</p>
<p> Arap ayağı&#8217;ndan kasıt; Hz. Muhammed- Hz. Ali-Oniki İmam ve &#8220;el ele-el Hakk&#8217;a&#8221; ilkesine dayalı ve her biri Oniki İmam&#8217;dan birine uzanan Ehl-i Beyt Ocakları&#8217;nın, rehber-pir-mürşit hiyerarşisini oluşturan dinsel yapının, ortadan kaldırılması gerekmektedir. İran ayağı&#8217;ndan kastedilense İran-Horasan üzerinden Anadolu&#8217;ya (Diyar-ı Rum&#8217;a) akıp gelen Horasan Eren-leri tarafından getirilen Aleviliğin terk edilmesidir.</p>
<p> Aleviliğin, Muhammed-Ali&#8217;den veya İslam&#8217;dan kaynaklanmadığını, hatta Hz. Ali ile hiç bir ilişkisinin bulunmadığı, Anadolu&#8217;da başka, Arap yarım adasında başka Ali&#8217;lerin, hatta Muhammet&#8217;lerin bulunduğu gibi bilim ve akıl dışı savların yanı sıra; bazılarınca Şamanizm, bazılarınca da Zerdüştlük Aleviliğin kaynağı olarak gösterilmeye çalışılır. Bu ve benzeri nafile görüş ve propagandalarla, hala söz konusu &#8220;İran ve Arap ayaklarının kırılması&#8221;na çalışılmaktadır. Aleviliğin, inançsal, kültürel ve coğrafi olarak &#8220;Anadolu&#8221;ya sıkıştırılmaya çalışılması,  Alevilik tarihinin 1400 yıllık boyutunu yok saya-rak, Türkler&#8217;in Anadolu&#8217;ya geliş tarihleri olan 1000 yıllarının Aleviliğin ortaya çıkışının başlangıç tarihi yapılmak istenmesi ve benzeri daha pek çok boşuna gayretin sürüp gittiğini anımsatmakta yarar olduğu kanısındayız.</p>
<p> Aleviliğin yazılı kaynaklarının büyük bölümünün yok edildiği, saklandıkları toprak altında, duvar içlerinde çürüyüp yok oldukları, devletin el koyma ve imha etme politikalarıyla çok azının günümüze ulaştığı, doğrudur. Günümü-ze kadar gelebilenlerse, çürüme ve sayfa kaybına uğramış, neredeyse yararlanılır olmaktan çıkmış bir durumdadır. Ne yazık ki çoğu henüz gün yüzüne çıkarılmış da değil. Ayrıca büyük bölümü halkın anlayabileceği dillere çevrilmiş de değil. Diyanet İşleri Başkanlığı, kimi kişi ve çevreler tarafından çevrilenlerse, ne yazık ki politik amaçlarla, tahrif edilerek, saptırılarak aktarıldığı için neredeyse faydadan âridir.</p>
<p> Söz konusu çarpıtma ve saptırmaların tarihi çok eskilere dayanır. Günümüz-de yapılanların yeni ve geçmişten kopuk uygulamalar olmadığını anımsa-talım. Doğrusu, hali hazırdaki bu olumsuzluklar, geçmişte yapılanların bir devamı, hatta bir benzeri, neredeyse aynısıdır. Durum yakından incelendi-ğinde, yüz yıllardan beri yapıla gelenlerin aynı anlayışa dayandığı, belirlenmiş bir politikanın ürünü olduğu açıkça görülür.</p>
<p> Sözgelimi, Alevi Cemevi kurmak isteyen Aleviler, bulundukları yerlerin ita amirliklerine başvurup resmi kaydın yapılmasını talep ettiklerinde, &#8220;filan kanuna göre bu yasaktır, bunun yerine &#8216;Cem Kültürevi&#8217; yazın, onaylayalım&#8221; deyip yönlendirdikleri biliniyor. Aleviler, ibadet yeri olarak Cemevleri&#8217;nin açılması talebinde bulununca da, Diyanet İşleri Başkanı ve kimi hükümet yetkililerinin, &#8220;Alevi vatandaşlarımız, Cemevleri kurmuyor, Cem Kültür Evleri kuruyorlar. Onlar İslam&#8217;da ibadet yerinin Cami olduğunu biliyorlar!&#8221; biçiminde açıklamalar yapmaktadırlar. Görüldüğü gibi, bizzat kendileri vatandaşı &#8220;Kültür&#8221; sözünü oraya ekemeye yöneltiyor ve arkasından da bu &#8220;kültür&#8221; kavramını Cami&#8217;nin lehine ve Cemevi&#8217;nin aleyhine kanıt olarak öne sürüp, hem de &#8220;Alevi yurttaşın istemi&#8221; gibi gösterip, kullanma pişkinliğini gösteriyorlar.</p>
<p> Sünni iktidarların baskı ve korkusu altında ister Alevi ister Sünni kökenli olsun, düşünce ve inançlarını yazan kimseler, şablon haline getirilmiş olan bir takım kurallara uymak zorunda kalmışlardır. Örneğin Hz. Ali&#8217;nin vasiliğini, Ehl-i Beyt&#8217;in velâyet&#8217;ten kaynaklanan imamlık hakkını kabullenip ifade etmek başlı başına bir suç sayılmıştır. Bunu Aleviler&#8217;in yanı sıra, Sünni mezhep ve tarikatlara mensup kimi düşünürler de benimsemiş, kabul edip yazmışlardır. Devlet,  -Sünni kökenli de olsa- kitap yazarlarının bu tutumunu hoş görmemiş, &#8220;Rafizilerin mezhebini teyid eden&#8221; bir tutum olarak algılamış, yani ağır suç saymış ve onları da ağır cezalara, hatta ölüm cezasına çarptırmaktan geri kalmamıştır. Buna, Şeyh Muhammed bin Yusuf el-Kenci el-Şafi&#8217;i&#8217;yi örnek gösterebiliriz. 665 hicri yılında vefat eden Ebi el-Şâme el-Makdisi, El-Zeyl &#8216;ala el-Ravda adlı eserinde (sayfa 207&#8217;de) konu ile ilgili olarak şöyle yazmış:</p>
<p> &#8220;Ramazan ayının 29. gününde, Fahr camiinde (Şam&#8217;da) el-Fahr Muham-med bin Yusuf bin Muhammed el-Kenci öldürüldü. Kendisi ilim ehlinden olup, fıkıh ve hadiste âlimdi. Lakin kendisinde rafizilik mezhebi hakkında meyil ve çok kelam bulunuyordu. Rafızilerin mezhebini teyid eden kitaplar yazmış ve bunları iki İslam devletinin sultanlarına ve Tatar devlet reisine sunmuştu&#8230; Halk sabah namazından sonra onun üzerine yürüdü ve karnı yarılana kadar onu dövdüler&#8230; Onun gibi (Rafızilik mezhebine meyil gösterenlerin) yaşamları da bu şekilde son bulmuştu.&#8221;</p>
<p> Aynı kişinin kişiliği ve ölümü ile ilgili olarak, onun &#8220;Halkın arasında Şafii mezhebine göre amel eden bir âlim&#8221; olarak bilindiği,&#8220;sırf Ehl-i Beyt velâyetini izhar ettiği için camide öldürülmüş&#8221; olduğu, kitabının adının da &#8220;Kifâyet el-Tâlib fi Menâkib Ali bin Ebi Tâlib&#8221; olduğu, Ali bin İsa&#8217;nın Keşf&#8217;ul-Ğumme adlı kitabında ayrıca anlatılmıştır.</p>
<p> (Enis Emir, Alevi Akademisi Bilim Kurulu Sempozyumu&#8217;nda sunduğu bildirgeden).</p>
<p> Bu tür uygulamaların sayısı bir hayli fazladır. Ola ki bunun da etkisiyle, giderek işlerine yarar bir yol ve yöntem bulunmuş, bir teamül oluşmuştur. Hazret-i Ali&#8217;nin vasiliğini ve Ehl-i Beyt İmamları-nın velâyetini, kendi eserlerinde belirten din ve düşünce adamlarına karşı tepkilerin ağır baskı ve ölümlerle sonlanması karşısında, yazar-lar, çeşitli tavizler vermeye zorlana-rak,  bir hile-i şeriye düzeneği ile cezaların hafifletilmesi, işin Sünni ikti-darın lehine halledilmesi  yoluna gidildiği anlaşılıyor. Eldeki yazılı kaynak-lardan anlaşıldığına göre, bu ödünler, ağırlıkla Ehl-i Beyt&#8217;in velâyetten ve imametten doğan hak ve yetkilerini belirtme keyfiyetine karşılık, özellikle Ebu Bekir-Ömer-Osman üçlüsünün, Sünni ulemaca &#8220;sahabe&#8221; diye adlan-dırılan kimselerin, saygıyla anılmalarını ifade etmeleri, dayatılmıştır. Buna birkaç örnek vermek gerekirse, şu kişileri zikredebiliriz:</p>
<p> Şeyh Kemâleddin Muhammed bin Talha el-Şafi&#8217;i(H 582-652), kitabı &#8220;El-Dur el-Muntazam fi el-Sirr el-&#8216;Azam&#8221;(s.36-45)&#8217;de yaptığı gibi, Hazret-i Ali&#8217;yi &#8220;kâmil aklın tümü ve bu dünya alemi içinde en yüce ilmin sureti olduğunu&#8221; beyan ettikten sonra, buna &#8220;Ebu Bekir, Ömer, Osman, Talha, Zübeyir Sa&#8217;d, Sait ve Ebu Ubeyde&#8217;nin Arş&#8217;ın sureti olduklarını&#8221; ekleme zorunluluğunu duymuştur. İktidarın öfkesini üstüne çekmemek için, işi tam güvenli kılmak amacıyla &#8220;Ebu Bekir&#8217;in Hazret-i. Muhammed&#8217;in halifesi, Ömer&#8217;in Hakk&#8217;ın halifesi, Osman&#8217;ın da Kuran&#8217;ın halifesi olduğunu&#8221; da katmadan edememiştir.</p>
<p> &#8211; Şeyh Suleymân bin İbrâhim el-Kanduzi el-Hanefi (Hicri, 1220-1294), &#8220;Yenabi&#8217;ul-Meveddeti li Zevil-Kurba&#8221;adlı eserinde;</p>
<p> &#8211;  Ebu&#8217;l-Mueyyed Muvaffak bin Ahmed el-Mekki el-Huvarezmi el-Hanefi (Hicri, 484-568), &#8220;Menâkıb Emirelmüminin Ali bin Ebi Tâlib&#8221; adlı eserinde;</p>
<p> &#8211; Şeyh Nureddin Ebu Hasen Ali bin Abdullah bin Ahmedel-Huseyni el-Semhudi el-Şafi&#8217;i (Hicri, 844-911), &#8220;Cevâhir el-&#8216;İkdeyn&#8221; adlı kita-bında;</p>
<p> &#8211; Ebu Hasan Ali bin Muhammed İbin Mağâzeli el-Şafi&#8217;i(ölümü, 483 Hicri), &#8220;El-Menâkib&#8221;da;</p>
<p> &#8211;  Ali bin Muhammed bin Ahmed Nureddin bin Sabbâğ el-Maliki (Hicri, 784-855), &#8220;Fusul el-Muhimme li-Ma&#8217;rifet el-Eimme&#8221;de;</p>
<p> &#8211; Şeyh Muhibuddin Ebu&#8217;l-&#8216;Abbas Ahmed bin Abdullah el-Tabari (Hicri, 615-694), &#8220;Zahair el-&#8216;Ukba fi Menâkib Zevil-Kurba&#8221;da;</p>
<p> &#8211; Şeyh el-İslam Sadruddin Ebi İshâk İbrahim bin Muhammed el-Hamaveyni (Hicri, 648 &#8211;723), &#8220;Ferâid el-Simtayn&#8221;da;</p>
<p> &#8211; Şemsuddin Yusuf bin Kuz&#8217;ali bin Abdullah el-Bağdâdi el-Hanefi, Sıbt İbn el-Cuzi (Hicri, 581-654), &#8220;Tezkiretu havvâs el-Eimme&#8221;de;</p>
<p> &#8211; Şemsuddin Muhammed bin &#8216;İzzuddin Ebi Muzaffar el-Hanefi el-Zerândi, (Hicri, 693-750), &#8220;Durer el-Simtayn&#8221;da aynı yöntemi kullanarak iktidarların hışmından kurtulmaya çalışmışlardır.</p>
<p> (Enis Emir, Alevi Akademisi Bilim Kurulu Sempozyumu&#8217;nda sunduğu bildirgeden derlendi.)</p>
<p> Adı geçen bu kişiler ve daha birçokları bu tür kirli yöntemlerle canlarını kurtarmayı başarmışlar; ancak yazılı kaynakların tahrif edilmesi sonucu, Aleviliğin asimilasyonunun kolaylaştırılmasına, sorunun daha da karmaşık bir hal almasına, Sünni iktidarların Aleviliği Sünnileştirme çabalarına da katkıda bulunmuşlar.</p>
<p> Elinizdeki Hutbetu&#8217;l-Beyân yazmasının yazarı olan Seyyid Hüseyin İbn Seyyid Gaybi de, söz konusu aynı yol ve yöntemi kullanarak şeriat şimşeklerini üstüne çekmemeye özen göstermiş, bir miktar taviz ve ikiyüzlülük karşılığında kitabını yazabilmiş, düşüncelerini yayınlama ve de canını tende tutma fırsatını bulmuştur.</p>
<p> Gaybi&#8217;nin söz konusu yaranmalarını ifade eden örneklerden birinde şunlar ifade edilmiştir:</p>
<p> &#8220;Nitekim resûl-u hazret-i Ali Mürtezâ bu mânada buyurmuştur ki, benim gökyüzünde dört vezîrim var ve yeryüzünde dört vezîrim var. (Ve bunlar) birbirine nâzırdır. Gökteki Cebrâ&#8217;il ve Mikâ&#8217;il ve İsrâfil ve Azrâil &#8216;aleyhüm Ebû Bekir Cebrâ&#8217;il&#8217;e nâzırdır, Ömer Mikâ&#8217;il&#8217;e nâzırdır, Osman İsrâfil&#8217;e nâzırdır, Ali Azrâ&#8217;il&#8217;e nâzırdır (ve) cümlesinden güçlüdür. Enbiyânın dahi dördüne benim dört vezîrim nâzırdır, didi. Ebû Bekir, İbrahim Peygamber&#8217;e nâzırdır; Ömer, Musa Peygamber&#8217;e nâzırdır: Osman, Hârun Peygamber&#8217;e nâzırdır; Ali benim nâzırımdır, didi. Muhammed resûlullâh ki cem&#8217;i enbiyâdan efdâldir sallallâhu &#8216;aleyhi ve&#8217;s-sellem ve bu dört vezîrlerin benden gayrı değildir: Ebû Bekir gönlüm sıdkını gösterdi; Ömer dilimdir, Hakk&#8217;dan bâtılı fark itdi; Osman iki gözümdür.&#8221;</p>
<p> Böylece Hulâfa-i Râşidin&#8217;in, İcma&#8217;nın önceliği gibi konulardaki Ehl-i Sünnet istekleri peşinen kabul edilmiş, sıra Ali&#8217;nin vasiliği ve Ehl-i Beyt&#8217;in velâyeti konularında nelerin yazılacağına gelmiştir. Elinizdeki bu kitapta, yani Hutbetu&#8217;l-Beyân&#8217;da da görüldüğü gibi, kitabı yazan Seyyid Hüseyin İbn Seyyid Gaybi&#8217;nin, &#8220;Hûlafa-i Râşidin&#8221;meselesini kitaba katması, İmam Ali ve oğulları Hasan ile Hüseyin&#8217;e asla dostluk göstermemiş olan Ayşe&#8217;yi, Fatima ile bir arada göstermesi, söz konusu hile-i şer&#8217;iyenin bir devamı, bir benzeri değil midir? Daha sonraları istinsah edilmiş olan Safvatu&#8217;s Safa nüshasında, incelenmiş olan Türkçe metinde, böyle bir tahrifata rastlanmıyor olması da dikkate değer bir durumdur.</p>
<p> Gerçek böyle olduğu halde, yazılı ve temel kaynaklardan elbette vazgeçemeyiz; söz konusu hile ve çarpıtmalara parmak basmalı, gerekli açıklama ve uyarıları yapmalı ve yazılı kaynaklarımızı anlaşılır bir dile çevirmeli, toplumumuzun bilgisine sunmaya devam etmeliyiz.</p>
<p> Elinizdeki Hutbetu&#8217;l-Beyân da hiç kuşkusuz söz konusu bu temel eserlerin başlıcalarından biridir. Ayrıca bilim ve düşün dünyamızda saygın bir yere sahip olan Dr. Yağmur Say&#8217;ın büyük bir titizlikle hazırladığı, oldukça kapsamlı bir ön-inceleme ile birlikte eser, daha da güçlendirilmiş, amaca uygun hale getirilmiştir.</p>
<p> Alevi Akademisi Bilim Kurulu, &#8220;Aleviliğin Sözel ve Yazılı Kaynakları&#8220; konusunda yaptığı sempozyumda, -ister sözel ister yazılı olsun- her iki alanda da gerekli bilimsel çalışmaların yapılmasını, doğrudan ya da dolaylı olarak Aleviliği ilgilendiren temel kaynakların Türkçe&#8217;ye çevrilmesini karara bağlamıştır.  Aradan geçen bu iki yılda söz konusu yazılı kaynakların küçümsenmeyecek bir bölümü elde edildi ve Türkçe&#8217;ye çevrilmeleri için gerekli hazırlıklar yapılmaya başlandı. Söz konusu çalışmaların bir sonucu olarak, Hutbetu&#8217;l-Beyân&#8217;nın yanı sıra Safvatu&#8217;s-Sâfa da baskıya verildi. Son derece önemli bir üçün-cüsünün de 2008 yılı içinde basımının gerçekleştirilmesi planlan-lanmıştır.</p>
<p> Temel eserlerin, özellikle Aleviliğin tarihsel seyrini ve Bâtini yaklaşımını -ki hali hazırda bu alanda ciddi bir boşluk ve bilgisizlikle karşı karşıyayız- ortaya koymak, tasavvufi ve felsefi boyutlarını bilince çıkarmak ve her yönüyle tam bir aydınlanmayı gerçekleşti-rebilmek bakımından önemi son derece büyüktür. Besbelli ki bu gerekli bilgilenme ve bilinçlendirmeyi hızlandıracak, içi boş propa-ganda ve tartışmaların azalmasını, yerini seviyeli ve bilimsel değerlen-dirmelere bırakmasını sağlayacak başlıca adımlardan biri, belki de başlıcası olacaktır.</p>
<p> Hutbetu&#8217;l-Beyân, Alevi Akademisi Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Yağmur Say&#8217;ın başkanlığında, geniş bir ekibin katkılarıyla yayına hazırlandı. İstinsahın Osmanlıca yazımında karşılaşılan hatalar ve eksikler saptanarak düzeltildi. Arapça ifade ve metinler ise Bilim Kurulu Üyemiz Enis Emir&#8217;in katkılarıyla düzeltilerek metin daha bir eksiksiz hale getirilmeye çalışıldı. Ayrıca kitap olması gereken bir titizlikle gözden geçirilmiş, olabildiğince eksik ve hataları asgariye indirgenerek baskıya verilmiştir.</p>
<p> Hutbetu&#8217;l-Beyân elyazmasını sağlayan Hasan Çağlar Dede&#8217;ye, işin maddi külfetini üstlenerek bu eserin yayınlanmasını sağlayan Metin Aktan, Zübeyir Şahin dostlara ve Özdoğan Basımevi sahibi Ali Özdoğan&#8217;a ve Basımevi çalışanlarına ne kadar teşekkür etsek azdır.</p>
<p> Mustafa Düzgün<br /> Alevi Akademisi Başkanı  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> KİTAP HAKKINDA AYRINTILI BİLGİ</p>
<p> Yayınevi: Alevi Akademisi Yayınları/5<br /> Eserin özgün adı: Hâzâ Kitâb Hutbetü&#8217;l- Beyân<br /> Yazarı: Seyyid Hüseyin İbn Seyyid Gaybi<br /> Çeviren ve Hazırlayan: Yağmur Say<br /> Kapak resmi. Halil Say<br /> Kapak tasarımı: Okan Akyürek<br /> Baskı-Cilt: Özdoğan Matbaa Yayın Ltd. Şti. www.ozdoganmatbaa.com<br /> Basım tarihi ve yeri: Ankara, Kasım 2008<br /> Isbn: 978-605-89679-0-8<br /> Sayfa Sayısı: 554<br /> Ücret: 20 &#8364;</p>
<p> Almanya&#8217;dan tüm Avrupa ülkelerine kitap gönderilmektedir.<br /> Avrupa ülkeleri için; kitap, kargo ücreti dahil 30 &#8364;&#8217;dur.<br /> Almanya için kargo ücreti dahil 25 &#8364;&#8217;dur.</p>
<p> Posta yoluyla kitap satın alacakların aşağıdaki Alevi Akademisi Banka hesabına kitap bedelini havale ederek, fatura bilgilerini e-mail adresimize göndermeleri gerekmektedir.</p>
<p> Alevi Akademisi Hesap Numarası<br /> Sparkasse Bremen &#8211; Almanya Şubesi</p>
<p> Konto-Nr.:       11863495<br /> Bankleitzahl:   29050101<br /> IBAN: DE 2905 0101 0011 8634 95<br /> BIC: SBREDE22</p>
<p> Adı Soyadı<br /> Fatura Adı<br /> Fatura Adresi<br /> Telefon</p>
<p> info@aleviakademisi.org </p>
<p> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/alevi-akademisi-yayinlari-hutbetul-beyan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
