<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KIZILDELİ SULTAN &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/kizildeli-sultan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Mar 2016 22:20:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>Sivas Kaynaklı Cönklerde Kızıldeli</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/sivas-kaynakli-conklerde-kizildeli/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/sivas-kaynakli-conklerde-kizildeli/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 19:31:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/?p=170</guid>
				<description><![CDATA[ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ Doğan Kaya Anadolu’da ve Rumeli’de inanç önderleri söz konusu edildiğinde başta Hacı Bektaş Veli, Mevlânâ, Yunus Emre olmak üzere, Abdal Musa, Hacım Sultan, Said Emre, Balım Sultan, Eşrefoğlu Rumî, Kaygusuz Abdal, Muhyiddin Abdal gibi pek çok ulu zat hatırlanır ve bunların arasında Kızıldeli namıyla bilinen Seyit Ali Sultan’dan da mutlaka ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ<br />
Doğan Kaya</strong></p>
<p>Anadolu’da ve Rumeli’de inanç önderleri söz konusu edildiğinde başta Hacı Bektaş Veli, Mevlânâ, Yunus Emre olmak üzere, Abdal Musa, Hacım Sultan, Said Emre, Balım Sultan, Eşrefoğlu Rumî, Kaygusuz Abdal, Muhyiddin Abdal gibi pek çok ulu zat hatırlanır ve bunların arasında Kızıldeli namıyla bilinen Seyit Ali Sultan’dan da mutlaka söz edilir.<br />
Kızıldeli’nin hayatı hakkında birbiriyle uyuşmayan bilgiler vardır. Hayatına ait bilgileri; bazı yazılı kaynaklarda, Seyyit Ali Sultan Vilayet-nâmesi&#8217;nde ve çeşitli söylentilerde bulabilmekteyiz. Doğumu, hayatı ve özellikleriyle ilgili bilgilerde çelişkiler vardır. Ancak biz burada onun hakkında anlatılanları uzun uzadıya tekrar anlatacak değiliz. Bizim gayemiz; Kızıldeli’nin halk şairlerinin düşünce ve inanç dünyasıyla nasıl ele alındığını ortaya koymak, eldeki bilgilerden hareketle senteze varmaktır. Ancak asıl konuya geçmeden önce Kızıldeli’nin kim olduğu hakkında kısaca bilgi vermenin yerinde olacağı kanaatindeyiz.<br />
Asıl adı Seyyid Ali Sultan olup Horasan erlerinden Hüseyin Ata’nın oğludur.[2] Bir lakabı Hızır Lala olmakla beraber Kızıldeli[3] lakabıyla şöhret bulmuştur. Dimetoka’ya gidip Kızıldeli ırmağının kıyısında, Tanrı Dağı üzerinde dergâhını kurarak (1397) inancı ve düşüncesi doğrultusunda faaliyet göstermiştir.[4] Balım Sultan’ın babası Mürsel Baba’yı himaye etmiştir.[5] 1310-1402 yıllarında yaşadığı sanılmaktadır. Çünkü M. Tayyib Gökbilgin’in vesikalara dayanarak ortaya koyduğu bilgilere göre Yıldırım Bayezid’in himayesini görmüştür.[6] Üç köy kendisine mülk olarak verilmiş, buralar daha sonraları vakıf haline getirilmiştir. Seyyid Rüstem Gazi (Gazi Rüstem Baba Sultan)’nin yazdığı Vilayet-nâme&#8217;deki bilgilere göre de Kızıldeli, Yıldırım Han’ın ordusuna karışmış; İznik, Gemlik ve Bolayır’ın fethedilmesinde önemli rol oynamıştır. Dimitoka’da kurduğu dergâhta Hakk’a yürümüş, burada defnedilmiştir.[7] Vefat edince yerine Yağ Bali Baba geçmiş; onun vefatı üzerine de Balım Sultan postnişin olmuştur (H. 900/ M.1494). Sultan Mahmud zamanında ise (1826) arazi zapt olunmuştur.<br />
Alevi-Bektaşi inancında ünü oldukça yaygın olan Kızıl Deli Sultan, aynı paralelde bu inanca bağlı olarak gelişen edebiyatta kendisine yer bulabilmiş önemli simalardandır. Söz konusu simaların tespiti ve değerlendirilmesi şüphesiz bu edebiyata ve Alevi-Bektaşi kültürüne önemli katkılar sağlayacaktır. Bunun için de en başta âşık edebiyatının vazgeçilmez kaynaklarından olan cönklere başvurmamız gerekmektedir. Çünkü cönklerde gün yüzüne çıkmayı bekleyen pek çok şair ve nice şiirle, aydınlığa kavuşmayı bekleyen nice konu vardır. Biz de bu gerçekten hareket ederek, Kızıldeli konusunu irdelemeye çalışacağız. Böylelikle, halk şairlerinin konuya bakış tarzları, bilgi ve inançları çerçevesinde Kızıldeli ile ilgili olarak bilinenlerin dışında, başka hangi bilgi ve hükümlerin yer aldığı da bir vesile ile ortaya çıkacaktır.<br />
Kızıldeli’yi Alevi-Bektaşi kültüründe önemli kılan faktörler vardır. Buna sebep olarak kerametleri, Bektaşilik inancı doğrultusunda yaptığı büyük gayret ve hizmetler gösterilebilir. Kızıldeli, buna bağlı olarak ölümünden sonra Bektaşi edebiyatı içinde haklı olarak kendisine yer bulabilmiştir.<br />
Âşık şiirinde Kızıldeli konusunu ele alırken hareket noktamız Sivas yöresinde toplamış olduğumuz cönkler oldu ve çalışmamız arşivimizde bulunan 35 cöngün tek tek taranması suretiyle meydana geldi.<br />
Söz konusu cönklerin pek çoğu Alevi köylerinde yazılmıştır. Elbetteki muhtevasını, cöngü düzenleyen kişinin zevki ve inancı doğrultusundaki şiirler ve diğer özel bilgiler oluşturmuştur.<br />
Kızıldeli ile ilgili malzemeler, elimizdeki cönklerden 1, 2, 7, 9, 20, 23 ve 26 no’lu cönklerde yer almaktadır. Bunları iki grupta ele alabiliriz.<br />
A. Bizzat Kızıldeli’yi konu edinen şiirler: Bunlar; Baba İbrahim (1), Hacı Recep (1), Geda Musli (2), Veli Dede (1)’ye ait şiirlerdir. Bir şiirin de mahlası olmadığından sahibi belli değildir.<br />
B. Dörtlük bazında Kızıldeli’den bahseden şiirler: Bunlar da Budala İsmail, Gedaî, Hasretî, Hatayî, Haydarî, Herdemî, Hulusî, Kul Himmet, Noksanî, Seyyid Nesimî, Tahir ve Visalî’ye ait şiirlerdir.<br />
Bunların dışında Kızıldeli’ye yer veren ve elimizde içindeki sözlerden Kemter’e ait olduğunu tahmin ettiğimiz bir de gülbeng bulunmaktadır.<br />
Sözünü ettiğimiz metinlerde Kızıldeli şu şekilde ele alınmıştır.<br />
A. Bizzat Kızıldeli’yi Konu Edinen Şiirler<br />
Edebiyatımızda bizzat Kızıldeli’nin konu edildiği şiirler azdır. Bunlar içinde Viranî’nin, Kızıldeli’yi medhettiği altışar mısralı (4+2), yedi bentlik ve Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün kalıbıyla olan şiiri meşhurdur.[8]
Elimizdeki 6 şiirin tamamında da Kızıldeli’nin özellikleri ele alınmıştır. 11 heceli nefes olan bu şiirlerin ayakları teknik yönden zayıftır.<br />
1 no’lu şiir: Baba İbrahim’indir ve 5 dörtlüktür. Şiirin yer aldığı arşivimizdeki 3 numaralı cönk, 19&#215;26 boyutunda olup 29 yapraktır. İçinde 26 âşığın 64 şiiri bulunmaktadır. 20. yüzyılın başlarında Divriği’de tutulmuştur. Buna dayanarak Baba İbrahim’in en geç 19. yüzyılda muhtemelen Divriği civarında yaşadığını söyleyebiliriz.<br />
Şiirin muhtevası: Kızıldeli, İmam neslinden üç kardeşten biridir. Rumeli’nin fethinde büyük pay sahibidir. Diğer kardeşleri Elmalı ve Bursa’ya yerleşmiştir. Atı ile deryaya dalmış, Gazi Evranos Bey’le küffara aman vermemiştir. Yedi yere nam salmış, pınar inşa etmek, insanların karınlarını doyurmak gibi iyi amelleri vardır. Kuru çöpten (oktan) dut ağacı bitirmek, Otman Baba’yı bulutla bir yerden bir yere intikalini sağlamak gibi birtakım kerametler de göstermiştir.<br />
2 no’lu şiir: Hacı Recep adlı şairindir. 5 dörtlüktür. Şiir yukarıda hakkında özet bilgi verdiğimiz 3 numaralı cönktedir. Şairi hakkında kesin bilgiye sahip değiliz. Ancak onun Alevi dedesi olduğu ve muhtemelen 19. yüzyılda yöresinde yaşadığını tahmin edilebilir.<br />
Şiirin muhtevası: İlkyaz geldiğinde Kızıldeli’nin bülbülleri öter. Elleri göğüstedir ve dilleri şirindir. Derbent bekleyen gözcüleri; darından geçen, türbeye girdiğinde serini açan, aşk badesini içmiş, nefes veren ve sır saklayan dervişleri vardır. Paşalar ve beyler onu ziyarete gelirler.<br />
3 no’lu şiir: Geda Muslu’nun 8 dörtlüklü şiiridir. 16.-17. yüzyılda yaşamıştır. Bazı şiirlerinde Kul Musli mahlasını kullanmıştır. Garp Ocaklarına mensuptur. Aşağıda kaydettiğimiz 4. şiirde kullandığı mahlastan da anlaşılacağı gibi “dede” dir. Kızıldeli’yi kendisinin piri, mürşidi olarak nitelemektedir.<br />
Şiirin muhtevası: Kızıldeli’nin aslı Horasan ülkesinden Hoy beldesindendir. Şah İmam Hasan’ın neslindendir. Erenler serveridir. Belinde ağaçtan Zülfikar vardır. Abdal Musa ona himmet etmiş, Sarıkız’da kılıcıyla taşı ikiye bölmüştür. Fetih suresi dilinde Rumeli halkını Müslüman etmiştir. Boğazhisar’da denizi geçmiş, Bolayır’da küffarı kahretmiştir. Tanrı Dağı’na otağını kurmuş, Başta Gazi Evranos Bey olmak üzere gaziler, beyler hep yanında olmuştur. Himmet ile sancak götürüp, kalenin altını üstüne getirmiştir.<br />
4 no’lu şiir: 5 dörtlük olup Geda Musli’nindir.<br />
Şiirin muhtevası: Kızıldeli’nin kapısı açıktır, yanına gelenlere himmet ve ihsan eder. Onunla birlikte olan Abdallar samaha döner. Mekânı, muhabbetin bol olduğu yerdir. Burada gülbenkler çekilir, çerağlar yandırılır. Gerçek eren olan Kızıldeli’nin kulları çoktur.<br />
5 no’lu şiir: Şiirin sahibi Veli Dede’dir. Şiir 5 dörtlüktür. Meşhur İğdecikli Veli (19. yüzyıl)’nin hiçbir şiirinde “Veli Dede” mahlasını kullanmadığını göz önünde tutarsak, bunun başka bir şair olduğunu, muhtemelen Divriği Şer’iyye sicilinde “Divriğili Âşık Veli oğlu Mustafa 1170 (1757)’de Âsitane’de vefat etti. Annesinin adı Fatma’dır.”[9] kaydına göre bugüne kadar şiiri bulunamayan Âşık Veli olduğunu söyleyebiliriz. Cöngün Divriği’de tutulması da bu tahminimizi kuvvetlendirmektedir.<br />
Şiirin muhtevası: Rüyamda cemalini gördüğüm sahavet sahibi Seyyid Ali, bana sırları beyan etti. Dergâhı cennet misali, türbesi nurludur. Âşıklar ona sıdk ile hizmet ederler. Beyleri Horasan’dan gelmedir. Kuru şişten (ok) tan vücut bulan dutu dertlere dermandır. O dört köşenin gözcüsü, cennetin sakisidir.<br />
6 no’lu şiir: Kime ait olduğu belli olmayan bu nefes 4 dörtlüktür.<br />
Şiirin muhtevası: Kızıldeli’nin ilkbaharda gonca gülleri açılır. İlleri seyrangâh ve gönülleri ferahlatıcıdır. Âşık-ı sadıklar daima onu arzular. Şefaat mekânı ve murüvvet kânıdır. Onu bilenler Hakk’ı bilmiş olur.<br />
-1-<br />
Baba İbrahim<br />
Gene İmam nesli zuhura geldi<br />
Biri Elmalı’da Bursa’da kaldı<br />
En küçük kardaşı Rumeli’n aldı<br />
Dillerde söylenen Seyyid Ali’dir<br />
Bir atın kavm ile deryaya girdi<br />
Hiç aman vermedi küffarı kıldı<br />
Gâzi Evranoz Beğlerin Muhsin’e saldı<br />
Sana medh etdiğim Kızıldeli’dir<br />
Koru yaylasından meskenin gören<br />
Çadırın yerinde mutfağın kuran<br />
Yedi köşe yerde temel bırakan<br />
Sana medh etdiğim Kızıldeli’dir<br />
Meskenimdir deyip çöküp oturan<br />
Kuru şişle dut ağacın bitiren<br />
Otman Baba’yi bulut ile getiren<br />
Sana medh etdiğim Kızıldeli’dir<br />
Baba pınarını bina eyledi<br />
Gör şu Yezid’lere n’etdi neyledi<br />
Bab(a) İbrahim bunu böyle söyledi<br />
Sana medh etdiğim Kızıldeli’dir<br />
Dillerde söylenen Seyyid Ali’dir<br />
(23/50)<br />
-2-<br />
Hacı Recep<br />
Hacı Receb kerâmete erince<br />
Nice canlar hizmet etdi ölünce<br />
İlk yaz beher iyi vakit gelince<br />
Öter bülbülleri Kızıldeli’nin<br />
Dünya dergâhında bülbülün zârın<br />
Hüdâ yaratmıştır Muhammmed nûrun<br />
Elleri göğsünde dilleri şirin<br />
Öter bülbülleri Kızıldeli’nin.<br />
Dervişleri vardır nefes haklarlar<br />
Haklayıp da pîrin sırrın saklarlar<br />
Gözcüleri vardır derbend beklerler<br />
Derbenddir yolları Kızıldeli’nin<br />
Dervişleri vardır dârından geçer<br />
Türbeye girince serlerin açar<br />
Dolduruben aşkın bâdesin içer<br />
Muhibdir yerleri Kızıldeli’nin<br />
Hacı Receb Dedem durmayıp çağlar<br />
Ziyarete gelir paşalar beyler<br />
Dilimiz durursa kalbimiz söyler<br />
Herdem medhin edem Seyyid Ali’nin<br />
(23/51)<br />
-3-<br />
Geda Muslî<br />
Erenler serveri ol pîrim Ali<br />
Ser-çeşme olmuştur Urum iline<br />
Ağaçtan Zülfikar ol gerçek veli<br />
Ol dem tekbir oldu pîrin beline<br />
Abdal Musa Sultan Şah himmet kıldı<br />
Denedi kılıcı şah taşı böldü<br />
Bütün Urumeli İslam’a geldi<br />
Fetih Surelerin almış diline<br />
Kırklar azm eyledi Elmalı şehri<br />
Görün Boğazhisar’da ol böldü bahri<br />
Bolayır’da küffara eyledi kahrı<br />
Ol dem kılıç aldı şahım eline<br />
Bilin Tanrı Dağı şahın otağı<br />
Hışmından kan kuşandırırdı dağı<br />
Gelibol üstünde ol kuru dağı<br />
Ol dem âşık oldum şahın diline<br />
Şahımın refiki gaziler beğler<br />
Hışm eyler küffara ciğerin dağlar<br />
Gerçek âşıkların methini söyler<br />
Ol dem âşık oldum şahın yoluna<br />
Şahım himmet ile sancak götürür<br />
Kalenin temelin alt üst getirir<br />
Tanrı Dağ üstüne çökmüş oturur<br />
Meskenimdir deyü geldi diline<br />
Seyyid Ali Sultan kırkların başı<br />
Gazi Evranoz beğlerin yarı yoldaşı<br />
Görün Sarıkız’da ol çaldı taşı<br />
Ol dem kuvvet verildi şahın koluna<br />
Horasan mülkünden Hoy’dandır aslı<br />
Şah İmam Hasan’dır şahımın nesli<br />
Mürşidine bend ol ey Geda Muslî<br />
Kıyamette alsın elin eline<br />
(23/52-53)<br />
-4-<br />
Muslu Dede (Geda Muslî)<br />
Gelin.ey kardaşlar dilek edelim<br />
Kapısı açıktır Kızıldeli’nin<br />
Eksiğimiz bilip dâra gidelim<br />
Himmeti çok imiş Seyyid Ali’nin<br />
Ne güzel baharı yetişmiş şimdi<br />
Lâlesi sümbülü açılmış şimdi<br />
Abdallar hep sema dönerler şimdi<br />
İhsanı çok imiş Kızıldeli’nin<br />
Bab(a) İbrahim şehitlerin eridir<br />
Kırkların durağı anda yeridir<br />
Cansız divar yürüden Bektaş Veli’dir<br />
Himmeti çok imiş Kızıldeli’nin<br />
Sancağı çıkar dağları dolanır<br />
Muhib olan âşığa aşka boyanır<br />
Çekilir gülbengi çerağ uyanır<br />
Muhabbettir yerleri Seyyid Ali’nin<br />
Muslu Dede bunu böyle söyledi<br />
Gerçek erenlerin medhin eyledi<br />
İman mürvet deyip kerem diledi<br />
Kulları çok imiş Kızıldeli’nin<br />
(23/49)<br />
-5-<br />
Veli Dede<br />
Bir gece rüyada gördüm pîrimi<br />
Seyrettim cemalin Seyyit Ali’dir<br />
Beyan etti bana gizli sırrımı<br />
Sahavet sahibi Seyyit Ali’dir<br />
Uyandım gafletten pâk ettim özüm<br />
Şükür olsun gördü dizarı gözüm<br />
Eşiğine varıp sürdüm hem yüzüm<br />
Mürdeler hayatı Seyyit Ali’dir<br />
Dergâhı müferrih misali cennet<br />
Türbesi münevver kesiri himmet<br />
Âşıklar sıdk ile ederler hizmet<br />
Şefaat edici Kızıldeli’dir<br />
Kerameti zahir gün gibi ayan<br />
Horasan’dan gelme beyleri revan<br />
Kuru şişten dutu dertlere derman<br />
Çar köşe gözcüsü Kızıldeli’dir<br />
Veli Dede eydür kemter kuluyum<br />
Er belinden gelme anın nesliyi<br />
Cemaline karşı kolu bağlıyım<br />
Cennetin sakisi Seyyit Ali’dir<br />
(23/53-54)<br />
-6-<br />
Yayla dağlarının sehellerinde<br />
Şahım Kızıldeli sultan evleri<br />
Barıgâhlar kurmuş dağ ellerinde<br />
Şahım Seyyid Ali Sultan evleri<br />
Nevbahar vaktinde gonca gülleri<br />
Müferrih seyrangâh olur illeri<br />
Âşık-ı sâdıkların tatlı dilleri<br />
Şahım Kızıldeli Sultan evleri<br />
Âşık-ı sâdıklar arzular seni<br />
Gelür yüz sürmeğe Beytullah’ını<br />
Şefaat meskânı mürüvvet kânı<br />
Şahım Seyyid Ali Sultan evleri<br />
Gelip Beytullâh’a yüzler sürenler<br />
Hakk’ı bildi şahım seni bilenler<br />
Arz ederler yine sana gelirler<br />
Şahım Kızıldeli Sultan evleri<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
(23/49)<br />
B. Dörtlük Bazında Kızıldeli’den Bahseden Şiirler<br />
Bilhassa Alevi-Bektaşi inanca bağlı şairlerin söyledikleri ve edebiyatımızda farklı bir tür olarak nitelediğimiz mürüvvetnâme/istimdat şiirleri vardır. Bu şiirlerde maddi ve manevi yönden güç durumda kalan kişi başta Allah, Hz. Muhammet ve Hz. Ali olmak üzere, diğer peygamberlerden, Hz. Fatıma, Oniki İmam, Hacı Bektaş Veli, Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli), Balım Sultan, Abdal Musa’dan “medet mürüvvet” yahut “sen imdat eyle” diyerek yardım istenir. Zikredilen şahıslar Bektaşi inancının önde gelen simalarıdır. Çoğu zaman, onların salt isimlerine yer vermek yerine birtakım özellikleri de ön plana çıkarılır. Belirttiğimiz gibi bu simalardan birisi de Kızıldeli’dir. Budala İsmail, Gedaî, Hasretî, Hatayî, Haydarî, Herdemî, Hulusî, Kul Himmet, Noksanî, Seyyid Nesimî, Tahir ve Visalî’nin bu tarz şiirlerinde tespit ettiğimiz dörtlüklerde Kızıldeli şu özellikleriyle ele alınmıştır:<br />
Dörtlüklerin muhtevası: Yaralara imkân sağlar. Ona ikrar ve iman gerekir. Erenler serveridir. Elinde tahta kılıcıyla Rumeli’ni fethetmiştir. Dergâhta tam bir teslimiyetle ona hizmet edilir. Başların tacıdır. Darda kalanların imdadına yetişir. Onu ziyaret etmek gerekir.<br />
Budala İsmail (17. yüzyıl)<br />
Yine bir zulumat düştü serime<br />
Hünkâr Hacı Bektaş veli gel yetiş<br />
Elim yetmez maşukuma yarime<br />
Balım Sultan Kızıldeli gel yetiş<br />
(26/31-32)<br />
Gedaî (19. yüzyıl)<br />
Balım Sultan Kızıldeli Yâ Hünkâr<br />
Yine senden olsa yarama imkân<br />
Ademe farz oldu adab-ı erkân<br />
Dîdâra gel deli gönül dîdâra<br />
(7/96-97)<br />
Hasretî (19. yüzyıl)<br />
Ey Hasretî ikrar u iman uluya<br />
Sırr-ı Sultan Balım Kızıldeli’ye<br />
Ana şek getüren Mervan kuluya<br />
Ehl-i bi’atdan gayriye iman mı vardır<br />
(l/45-46, 2/33-34)<br />
Şah Hatâyî<br />
Rum ilin feth etti Öğürcük Veli<br />
Tahta kılıç tutar o bâtın eli<br />
Erenler serveri Şah Seyyid Ali<br />
Zâhirde bâtında sen imdad eyle<br />
(1/101-102-103-104)<br />
Haydarî (19. yüzyıl)<br />
Leyl ü nehar yalvarırım Ali’ye<br />
Al tacı başında bektaş Veli’ye<br />
Bir niyazım vardır Kızıldeli’ye<br />
Şah-ı Merdan Ali cemal gel yetiş<br />
(26/39)<br />
Herdemî (19. yüzyıl !)<br />
Herdemî ettiğin hep bu fikirdir<br />
Uzak değil yakınlardan yakındır<br />
Seyyid Ali dergâhında sâkindir<br />
Oda bir eksikli kul neye benzer<br />
(23/8-9)<br />
Hulusî (19. yüzyıl)<br />
Balım sultan Hacı Bektaş Veli’den<br />
On ik’İmamlardan Kızıldeli’den<br />
Şükrüm kesmem Şah-ı Merdan Ali’den<br />
Hünkâr Hacı Bektaş Veli aşkına<br />
(26/30)<br />
Kul Himmet (16. yüzyıl)<br />
Pîr dediler Ali’ye<br />
Hacı Bektaş Velî’ye<br />
Hacı Bektaş tacını<br />
Verdi Kızıldeli’ye<br />
Kızıldeli tâcımız<br />
Muhammed Mir’ac’ımız<br />
Gözcü Karaca Ahmet<br />
Yalancık duâcımız[10]
(9/102-105)<br />
Noksânî (19. yüzyıl)<br />
Noksânî&#8217;yim arzûm dîdâr-ı cennet<br />
Ma&#8217;sum-ı pâklardan erişe himmet<br />
Sana sığınmışım Mehdî Muhammed<br />
Sarı Saltık Kızıldeli gel yetiş<br />
(7/162-163)<br />
Seyyid Nesimî<br />
Yezidlerde buğz ittiler Ali’ye<br />
Hacı Bektaş Balım Sultan Velî’ye<br />
Yolumuz uğradı Kızıldeli’ye<br />
Ah senin dertlerin derman Hüseyin<br />
(9/157-158)<br />
Tahir (19. yüzyıl)<br />
Abdal Musa Sultan erenler gülü<br />
Balım Sultan ile oldunuz beli<br />
Âhi Şemseddin Hacı Bayram-ı Veli<br />
Seyyid Balım Kızıldeli&#8217;de geldi<br />
(20/241-242)<br />
Visalî (19. yüzyıl)<br />
Visalî&#8217;yim böyle buldum Ali&#8217;yi<br />
(Silik) Seyit Ali Kızıldeli&#8217;yi<br />
Balım Sultan Hacı Bektâş Velî&#8217;yi<br />
İsmin bürhân etti yaratan bana<br />
(7/4-5)<br />
C. Gülbeng<br />
Arşivimizde 20 numaralı cönkte tespit ettiğimiz bir cönkte içindeki ifadelerden Kemter’e ait olduğunu gördüğümüz bir gülbengte (duada) Kızıldeli’den özellikle söz edilmiştir.<br />
Gülbeng;<br />
“Hünkâr-ı Hacı Bektaş-i Veli ey şâh-ı mülk-i vilayet Hakk’ın kudretullahı asitanın gecesinde yüz sürüp dediler üçler beşler yediler kırklar, On iki İmam, On dört masum-ı pâk, pirimiz Hünkârımız Hacı Bektâş-ı Veli rehberimiz Kızıldeli&#8230;”<br />
şeklinde başlayıp<br />
“&#8230; cürm-i isyanıma kıl meded. Şefaat eyle Ya İmam pür-cemâl-i Muhammed. Kemâl-i Hasan Hüseyin Ali-yi bülendara salavat.”<br />
şeklinde sona ermektedir. (20/147)<br />
Sonuç<br />
Bu tarz biyografik araştırmalarda şüphesiz en önemli kaynak vilayet-nâme, temliknâme, şeriyye sicilleri ve salnâmeler gibi yazılı belgelerdir. Ancak sözlü ve diğer edebi örnekleri de önemsemek gerekir. Sözgelişi halkın düşünce, inanç ve duygularının en güzel ifadesini bulduğu halk şiiri de bunlardan birisidir. Bilhassa âşık şiirlerinde araştırmacılara yararlı olacak pek çok malzeme vardır. Nitekim yukarıda işaret etmeye çalıştığımız Kızıldeli ile ilgili tespitlerin pek çoğu -halk beyninde yaşayan bilgiler de bulunmakla beraber- özgün bilgilerdir. Bu bakımdan, halk şiirlerinden yararlanma usulünü, araştırmacıların göz ardı etmemesi gereken önemli bir husus olduğuna dikkati çekmek istiyoruz.</p>
<p>________________________________________<br />
* C.Ü.Fen-Ed. Fak. Türk Dili ve Ed. Böl. Öğretim Üyesi-Sivas<br />
[1] Uluslararasý Türk Dünyasý Ýnanç Önderleri Kongresi, 23-28.11.2001.<br />
[2] Çelebi Cemaleddin’e göre Kızıldeli’nin bir adı da Timurtaş olup Hacı Bektaş Veli’nin Kadıncık Ana’dan doğmuş bel evladıdır. Bu konuda, Çelebi Cemaleddin 1912 yılında yayımlanan Müdafaa adlı kitabında şu ifadelere yer verir:<br />
“Seyyid Ali Sultan Hacı Bektaş Veli hazretlerinin oğlu olup H. 710 (M.1310) yılında Hacı Bektaş Veli’nin nikâhlısı Fatma Nuriye Hatun’dan doğmuştur. Sonraları Şehzade Süleyman Paşa ile Rumeli’ye geçerek Dimetoka’da kendi adı ile anılan ergâhı kurmuştur. H. 805 (M. 1402)’de ölünce aynı dergâhta gömülmüşlerdir.” (Nejat Birdoğan: &#8220;Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli)&#8221; I. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Sempozyumu Bildirileri. Ankara 1999: 75.) Aynı bilgiler Enver Behnan Şapolyo’nun Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi (İstanbul 1964: 301) adlı eserinde de mevcuttur. Bedri Noyan’a göre bu bilgiler, hiçbir yerde rastlanılmayan, dayanaksız ve uydurma bir fikirdir. Çünkü Hacı Bektaş’ın evlenmediği hususunda araştırmacılar güçlü deliller sunmuşlardır. (Bedri Noyan: Bektaşilik Alevilik Nedir? Ankara 1985: 337.)<br />
[3] Kızıldeli lakabı üzerine de şu menkabe anlatılır:<br />
“Kızıldeli, yani Seyit Ali Sultan, Emir Sultan ve Abdal Musa beraberce Hacı Bektaş’a varırlar. Seyit Ali Sultan’ın görevi aşçılıkmış. Seyit Ali Sultan birgün Dergâhtakilerine aş pişirirken Kaygusuz’u oduna gönderir. ‘Git odun topla getir ki, aşı pişirelim.’ der. Kaygusuz başka işlere daldığından bunu unutur, odunu getirmekte gecikir. Kazanın altında ateş azalınca, Seyit Ali Sultan ‘Bismillahirrahmanırrahim’ deyip ayağını kazanın altına sokmuş, odun niyetine&#8230; kazan kaynamaya başlayınca varıp Hacı Bektaş Veli’ye ‘Seyit Ali Sultan kazanın altına ayağını soktu, kazanı kaynatıyor.’ demişler. O da gelip diyor ki; “Sen kıpkızıldeliymişsin, Kızıldeli.” (Hüseyin Şahin: &#8220;Bir Anadolu Ereni: Kızıldeli. Malatya’da Kızıldeli Adı Çevresinde Oluşan Kültürel Değerler&#8221; 1. Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi Bildirileri. Ankara 1998: 521.)<br />
Bir başka gerçek de Kızıldeli kelimesinin Seyyid Ali’nin dergâhını kurduğu Dimetoka’daki ırmağın adıdır ve bu kelimeme zamanla Seyyid Ali Sultan’a lakap olmuştur. Bize göre bu hüküm daha gerçekçidir.<br />
Hızır Lala lakabı hakkında da şu rivayet edilir:<br />
Hz. Pir, seyyid Ali’ye “Tanrı yardımcın, Hızır lalan olsun.” diye dua eder. Yol bağlıları onu bu adla yad ederler. Hilafetnâmelerde ve icazetnâmelerde Hızır Lala sözü “Hızır Lale” olarak yazılmıştır.<br />
[4] Seyyid Ali’nin Dimetoka’ya gitmesi hakkında iki değişik anlatım vardır. Hacı Bektaş Veli, Seyyid Ali’nin kazan altında ayağını odun niyetine yakması olağanüstülüğünü görünce “Sen git Rumeli’ne Dimetokaya yerleş.” der. O da oraya gitmeden önce Malatya tarafına gelip bir süre kalır. Diğer bir menkabeye göre de Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Seyyit Ali’ye “İki kuzu bir kazanda kaynamaz, sen git dergâhına bak&#8230;” diyerek onu Dimetoka’ya gönderir. (Şahin 1998: 521.)<br />
[5] Noyan 1985: 336.<br />
[6] “&#8230; diyar-ı Rumeli şeref-i İslâm ile müşerref oldukta bile gelen Kızıldelü, Sultan Dimetoka’da yerleşmiş ve Yıldırım Bayezıd tarafından kendisine Daru-Büki, Büyük Viran, Tırfıllu viranı adlı üç köy temlik edilerek 804 (M. 1401)’te mülknamesi verilmiş ve sonra burası evlatlık vakfı haline getirilmiştir.”<br />
(M. Tayyib Gökbilgin: XV-XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa ve Livası, Vakıflar-Mülkler-Mukataalar. İstanbul 1952: 183-187.<br />
Kızıldeli’nin tekkesi ile ilgili olarak geniş bilgi için bkz.: Suraiye Faruqhi, Acritultural Activities in a Bektashi center: the tekke of Kızıl Deli 1750-1830, Peasants Dervishes and Traders in the Ottoman Empire. London 1986: 68-96.<br />
[7] Malatya’nın Yazıhan ilçesinin Fethiye köyünün mezrası olan Tenci’de de Kızıldeli’nin bir türbesi vardır (Şahin 1998: 509.). Halkın bu yaklaşımını Yunus Emre’nin Anadolu’nun ondan fazla yerinde mezarının bulunduğu inancını hatırlatmaktadır. Bunun sebebi; yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, muhtemelen bir tarihte söz konusu edilen bölgeye gelmiş olan Kızıldeli’nin burada yaşayan halk tarafından sahiplenilmesi düşüncesine bağlanabilir.<br />
[8] Sadeddin Nüzhet Ergun: Bektaşi Şairleri ve Nefesleri. İstanbul 1955: 225-226; M.Halid Bayrı: Âşık Viranî Divanı. İstanbul 1959: 80-81.<br />
[9] İbrahim Aslanoğlu: Âşık Veli Hayatı-Kişiliği-Deyişleri. Ankara 1984: 11.<br />
[10] Şiir elimizdeki kaynakta Kul Himmet adınadır ve son dörtlük şöyledir:<br />
Kul Himmet’tir adımız<br />
Burda yoktur padımız<br />
Şâh-ı Merdan aşkına<br />
Hak versin muradımız.<br />
Aynı şiir, farklı kaynaklarda Kul Himmet Üstadım adına kaydedilmiştir.<br />
Kul Himmet Üstadım’ız<br />
Onda yoktur yadımız<br />
Şah-ı Merdan aşkına<br />
Hak vere muradımız<br />
(İbrahim Aslanoğlu: Kul Himmet Üstadım. İstanbul 1995: 126; Hasan Yalıncaklı: Kul Himmet Üstadım. Ankara 1995: 90.)</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/sivas-kaynakli-conklerde-kizildeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>TARİHİ BELGELER IŞIĞINDA KIZILDELİ SULTÂN (SEYİT ALİ SULTÂN) DERGÂHI</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/tarihi-belgeler-isiginda-kizildeli-sultan-seyit-ali-sultan-dergahi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/tarihi-belgeler-isiginda-kizildeli-sultan-seyit-ali-sultan-dergahi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 19:31:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/?p=171</guid>
				<description><![CDATA[YAZAR: AHMET HEZARFEN Büyük velilerden, erenlerden, alp-erenlerden birisi de hiç şüphesiz Balkanlar’ın İslamlaşmasında, Türkleşmesinde çok önemli görevler üstlenip, etkisi çok büyük olmuş Kızıldeli Sultan yani Seyyid Ali Sultan’dır. Osmanlı’nın ilk kuruluş döneminde yaşamış ve İslamiyet’in yüce değerlerinin Alevi İslam anlayışı ile Balkan topraklarına ulaşmasını sağlamış inanç önderlerinden birisi olan Kızıldeli Sultan yani Seyyid Ali Sultan’ın ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>YAZAR: AHMET HEZARFEN</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Büyük velilerden, erenlerden, alp-erenlerden birisi de hiç şüphesiz Balkanlar’ın İslamlaşmasında, Türkleşmesinde çok önemli görevler üstlenip, etkisi çok büyük olmuş Kızıldeli Sultan yani Seyyid Ali Sultan’dır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Osmanlı’nın ilk kuruluş döneminde yaşamış ve İslamiyet’in yüce değerlerinin Alevi İslam anlayışı ile Balkan topraklarına ulaşmasını sağlamış inanç önderlerinden birisi olan Kızıldeli Sultan yani Seyyid Ali Sultan’ın kurduğu dergah zamanında bölgenin en önemli inanç, kültür ve eğitim merkezlerinden birisi olmuştur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Aynı merkezin kuruluşundan altı yüz yıl sonra atlattığı her türlü badireye karşın ayakta kalması, onun yolundan giden on binlerce insanın hala o büyük ulunun yolunu sürüp, onun adına cemler yapmaları tarihe düşülecek çok önemli bir nottur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Ahmet Hezarfen on yıl boyunca Vakfımız bünyesinde çalışan emektar bir araştırmacı, yazardı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Kendisinin çalışmalarını yakından takip edip, sürekli onu bu çalışmalarında desteklemeye çalıştık. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Elimizden geldiğince imkanlar yaratarak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nden vakfımız ve dolayısıyla Alevi İslam İnancı ve insanlık için belgeler çevirmesi, çalışmalar yapması için gerekli imkanları vermeye çalıştık. Çünkü kendisi buna değer üretimlerde bulunuyordu. Onun kaybı, toplumumuzun kaybı olmuştur. Yüzlerce belgeyle Alevi İslam’la ilgili çok önemli tarihi bazı bilgileri gün yüzüne çıkardığını çok iyi biliyoruz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Yayınlanan eserleri kadar, yayınlanması gereken daha birçok kitap çalışması da bulunan Ahmet Hezafren’in elinizdeki çalışmasının önemli bir başlangıç olacağına inanıyoruz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Çünkü artık genel geçer açıklamaları yapan kitaplar yerine; bilinmeyeni, az bilineni ortaya koyup, gerçeklerin aydınlanmasına katkıda bulunacak araştırmaların, çalışmaların yapılması, kitapların yayınlanması gerekmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Elinizdeki kitapta toplanan belgeler orijinal belgeler olup, dünyada ilk kez bir araya getirilmiş ve yayınlanmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Bu belgelerde Kızıldeli Dergahı’nın kuruluşundan, cumhuriyet dönemine kadar olan seyri hakkındaki belgeleri ilk elden okuma şansına ulaşmış olacağız. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: black;">CEM VAKFI</span></strong></p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/tarihi-belgeler-isiginda-kizildeli-sultan-seyit-ali-sultan-dergahi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Tire&#8217;de Kızıl Deli Sultan Zaviyesi</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/tirede-kizil-deli-sultan-zaviyesi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/tirede-kizil-deli-sultan-zaviyesi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 24 Jan 2013 21:11:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kaykı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/tirede-kyzyl-deli-sultan-zaviyesi/</guid>
				<description><![CDATA[&#160; Batı Anadolu&#8217;nun ve Balkanların Türkleşmesinde ve yurt edinilmesinde etkin adlardan olan Kızıl Deli Sultan&#8217;ın asıl adı Ali&#8217;dir. &#8220;Seyyid Ali Sultan Velayetnamesi&#8221; adıyla adına efsaneler üretilen bu Türkmen kocası, Bektaşilerin gözde adlarından olup, aynı zamanda Hacı Bektaş Veli Dergahı postnişinlerindendir. Kızıl Deli Sultan&#8217;ın belgelerde kimi kez Kızıl Divane olarak işlendiği de görülmektedir. Tire&#8217;deki Kızıl Deli ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><!-- [if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:TrackMoves/> <w:TrackFormatting/> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning/> <w:ValidateAgainstSchemas/> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:DoNotPromoteQF/> <w:LidThemeOther>DE</w:LidThemeOther> <w:LidThemeAsian>X-NONE</w:LidThemeAsian> <w:LidThemeComplexScript>X-NONE</w:LidThemeComplexScript> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables/> <w:SnapToGridInCell/> <w:WrapTextWithPunct/> <w:UseAsianBreakRules/> <w:DontGrowAutofit/> <w:SplitPgBreakAndParaMark/> <w:DontVertAlignCellWithSp/> <w:DontBreakConstrainedForcedTables/> <w:DontVertAlignInTxbx/> <w:Word11KerningPairs/> <w:CachedColBalance/> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> <m:mathPr> <m:mathFont m:val="Cambria Math"/> <m:brkBin m:val="before"/> <m:brkBinSub m:val="&#45;-"/> <m:smallFrac m:val="off"/> <m:dispDef/> <m:lMargin m:val="0"/> <m:rMargin m:val="0"/> <m:defJc m:val="centerGroup"/> <m:wrapIndent m:val="1440"/> <m:intLim m:val="subSup"/> <m:naryLim m:val="undOvr"/> </m:mathPr></w:WordDocument> </xml><![endif]-->&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'Times New Roman','serif';"> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva;">Batı Anadolu&#8217;nun ve Balkanların Türkleşmesinde ve yurt edinilmesinde etkin adlardan olan Kızıl Deli Sultan&#8217;ın asıl adı Ali&#8217;dir. &#8220;Seyyid Ali Sultan Velayetnamesi&#8221; adıyla adına efsaneler üretilen bu Türkmen kocası, Bektaşilerin gözde adlarından olup, aynı zamanda Hacı Bektaş Veli Dergahı postnişinlerindendir. Kızıl Deli Sultan&#8217;ın belgelerde kimi kez Kızıl Divane olarak işlendiği de görülmektedir.<br />
Tire&#8217;deki Kızıl Deli Sultan Zaviyesi, kentin tarihi coğrafyasında Ali Baba, Hacıköy ve Boynuyoğun gibi önemli bir yerleşim üçgeninin doğu ayağında yer almaktadır. Beylik Devri&#8217;nin ünlü zaviyelerinden olan Kızıl Deli Sultan zaviyesi, köyün sırtında, bugün &#8220;Dede Evleri&#8221; denilen semtte bulunmaktaydı. Boynuyoğundaki zaviyeye beylik devri liderlerinden Aydmoğlu Cüneyt Beyin vakıfları vardır. Cüneyt Bey, köy sınırında İlyas oğlu Hacı Mehmet&#8217;ten 50 altın florine satın aldığı kestaneliği zaviyeye bağışlamış olup gelen gidene (Ayende ve revendeye) ve fukaraya sarf oluna diye, koşul getirmektedir. 1583 Tarihli bu belgede, zaviyede şeyh Mevlana Şeydi Alaeddin bulunmaktadır. Belgeden zaviyenin 5 hücreli olduğunu öğrenmekteyiz. Bu dönem belgeleri içinde yine 1531 yılı kaydında , &#8220;Vakfı zaviye-i Deli Baba der karye-i Boynuyoğun&#8221; ibaresinin yanısıra, köy civarından Abdi Bey&#8217;in zaviyeye kestanelik vakfı görünmektedir. Zaviye coğrafyasından günümüze sadece &#8220;Dede Evleri&#8221; adlı bir semt mirası ulaşabilmiştir. Yıldırım Bayezit&#8217;in Aydınoğulları Beyliğini Osmanlı topraklarına katması sırasında, Kızıl Deli Sultan&#8217;ı Balkanlara taşıması ve burada evlatlık mülkler olarak &#8220;Tırfıllı Viran, Büyük Viran, Darı Bükü) adlı üç köy bağışı dikkati çekmektedir. 1402 (H.804) tarihli mülknamede, Yıldırım Bayezit&#8217;in &#8220;Kızıl Deli&#8217;ye verdüm ki&#8221; hükmü daha sonra II.Bayezit tarafından da onaylanmıştır. Rumeli&#8217;ye ayak basışı, 1412 (H.815) Tarihli vakfiyesinde &#8220;Diyar-ı Rumeli İslam ile müşerref oldukta gelen&#8230;&#8221; ifadesiyle verilmektedir. Yıldırım Bayezit, Kızıl Deli&#8217;den boşalan Boynuyoğun Köyü&#8217;nü bu kez &#8220;Kıranoğulları&#8217;na&#8221; tımar olarak vermiştir. Kızıl Deli Sultan&#8217;ın Tire&#8217;nin Boynuyoğun, Birgi&#8217;nin Tekirli (Bekirli) Köyle¬rindeki zaviyeleri dışında Tire&#8217;nin batı kesimindeki su yollan ve çeşmeleri Sadrazam Lütfi Paşanın 1543 tarihli vakfiyesinde de yer almaktadır. Buradan, Kızıl Deli Sultan&#8217;ın Tire&#8217;nin batı kesimi su hizmetlerinde öncü adlardan olduğu anlaşılmaktadır. Yine, köyün kuzey eteğindeki ünlü Hacıköy Mezarlığı tarihi açıdan en kayda değer belgesel özellikli bir kabristan¬dır. Ayrıca, köyün üstündeki kestaneliklerin zaviyenin vakıfları olduğu, vakıf kayıtlarından anlaşılmaktadır.</p>
<p>Kaynak : Devlet Arşivlerinde Tire, A.Munis Armağan, 2003</span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva;">http://www.tiremportal.com/index.php/Tarihi-Mekanlar/Tire-Zaviye-ve-Tekkeleri/Kizil-Deli-Sultan-Zaviyesi.html</span></p>
<p><!-- [if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true" DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99" LatentStyleCount="267"> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false" UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--><!-- [if gte mso 10]> 

<style> /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normale Tabelle"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin;} </style>

 <![endif]-->&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/tirede-kizil-deli-sultan-zaviyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Seyyid Ali Sultan Kızıldeli Evlatları</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/seyyid-ali-sultan-kizildeli-evlatlari/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/seyyid-ali-sultan-kizildeli-evlatlari/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 21:55:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İyidoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/seyyid-ali-sultan-kyzyldeli-evlatlary/</guid>
				<description><![CDATA[MUSTAFA İYİDOĞAN ŞİMDİ YAZACAĞIM SECERE, VELİ (VELİYÜDDİN) ÇELEBİNİN SİLSİLESİNİ ANLATMAKTADIR. VELİ ÇELEBİNİN OĞLU, MUSTAFA ÇELEBİ, SİVAS- YILDIZELİ&#8217;NİN DOĞANLI KÖYÜNDE YATMAKTA, EVLATLARI OLARAK MEZARINI YAPTIRDIK. BU MUSTAFA ÇELEBİNİN İKİ OĞLU OLMUŞ; VELİ VE ALİ. ALİ DEDENİN İKİ OĞLU OLMUŞ; GAZİ VE MUSTAFA. MUSTAFA DEDENİN OĞLU, YUSUF DEDE (YANİ BABAM) SECERELER BABADAN OĞULA VERİLİR, BABA KİMİ İSTERSE ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">MUSTAFA İYİDOĞAN</p>
<p> ŞİMDİ YAZACAĞIM SECERE, VELİ (VELİYÜDDİN) ÇELEBİNİN SİLSİLESİNİ ANLATMAKTADIR. VELİ ÇELEBİNİN OĞLU, MUSTAFA ÇELEBİ, SİVAS- YILDIZELİ&#8217;NİN DOĞANLI KÖYÜNDE YATMAKTA, EVLATLARI OLARAK MEZARINI YAPTIRDIK. BU MUSTAFA ÇELEBİNİN İKİ OĞLU OLMUŞ; VELİ VE ALİ. ALİ DEDENİN İKİ OĞLU OLMUŞ; GAZİ VE MUSTAFA. MUSTAFA DEDENİN OĞLU, YUSUF DEDE (YANİ BABAM)</p>
<p> SECERELER BABADAN OĞULA VERİLİR, BABA KİMİ İSTERSE O EVLADINA VERİR VE BANA VERDİ. VELİ ÇELEBİNİN VE MUSTAFA ÇELEBİNİN SECERELERİNİN ASLI BENDE BULUNMAKTA. DEVRİŞ ALİ HALİFE&#8217;NİN VE DİĞER SECERELER İSE AMCA OĞULLARINDA. İSTEYENE GÖSTEREBİLİRİZ. TÜM SECERELERİN FOTOKOPİLERİ BENDE MEVCUT. </p>
<p> AŞAĞIDAKİ DÖRDÜNCÜ SECEREYİ, (MUSTAFA ÇELEBİ&#8217;NİN SECERESİ) TÜRKÇEYE ÇEVİREN DURSUN GÜMÜŞOĞLU HOCAM, HİÇBİR ÜCRET ALMADAN ÇEVİRİYİ YAPTI. KENDİSİNE ÇOK TEŞEKÜR EDİYOR, SAYGIYLA ANIYORUM. SECERE İKİ DİLLE YAZILI, DEVAMINDA GÜNÜMÜZÜN TÜRKÇESİNDE YAZILI.</p>
<p> GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİNE ÇEVİRİSİ:</p>
<p> Bu her şeyi bilen ve yüce olan Allahın takdiridir.</p>
<p> 1- Yardım Allahtandır ve fetih yakındır, inananlara müjdele.</p>
<p> 2- Ey Muhammed, Ey Ali, Ey insanların en hayırlısı.</p>
<p> 3- Allahım, selam ve dua Muhammed Mustafanın, Ali Murtazanın,</p>
<p> 4- Haticetül Kübranın, Fatıma Zehranın İmamı, </p>
<p> 5- Hasan Hulk-ı Rızanın Kerbela Şehidi İmam Hüseyinin, </p>
<p> 6- İmam Zeynel Abidinin, İmam Muhammed Bakırın, İmam Cafer Sadıkın,</p>
<p> 7- İmam Musa Kâzımın, Horasan Sultanı, Horasan toprağında şehit olan 8- 9-10-11- 12- Musa Rıza oğlu Aliye, İmam Muhammed Takiye, İmam Ali Nakîye, İmam Hasan Askeriye ve zamanın sahibi, tüm zamanların en yüce kişisi İmam Muhammed Mehdiye ve gelmiş geçmiş bütün iyi, temiz ve açık ve gizli olarak Allaha yakın insanların üzerine olsun.</p>
<p> 12- Aliden başka genç, Zülfikardan başka kılıç yok.</p>
<p> 13- Esirgeyen ve bağışlayan Allahın adıyla başlar ondan yardım dileriz. Âriflerin kalplerini birikmiş bilimlerle dolduran Allaha şükürler olsun. 0 Allah ki buna gücü yetendir.</p>
<p> 14- 15- O, bilgiyi insanların seviyelerine göre azar veya çok çok dağıtır. Ve o bilginlerin gözlerini kendilerine şefkat ve yardım olarak ileri görüşlülük boyasının olgunluğu ile sürmeler. Küçük büyük tüm özleyenlerin kulaklarını sevdiklerinin söz ve davranışlarını anlamaya açar. Şunu müjdeleyerek sizi daha önce hiç kimsenin yaratılmadığı bir şekilde yarattı: </p>
<p> 16- 17- 18- 19- 0 Allah ki ondan başka ilah yoktur ve görünen ve görünmeyen her şeyi bilen, esirgeyen ve bağışlayan odur.(3) Sırlarla donatılmış kalbi göğüslere koydu. Bir hendese ilmiyle geceleri yol gösterdi. Denizlere dalgalar verdi. Allahtan başka ilah olmadığına ve Muhammed Mustafanın onun peygamberi olduğuna şahadet ederim.</p>
<p> 20- 21- 22- 0 peygamber ki Allah onu peygamber olarak göndermiş, peygamber arasında da kudret ve sırlar hazinesi olarak donatmıştır. Selam ona ve onun evlatlarına, arkadaşlarına, hanımlarına olsun. Peygamber efendimiz buyurdu ki &quot;Benim ashabım yıldızlar gibidir hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.&quot; Allah Teala buyurdu ki &quot;Yardım Allahtandır ve fetih yakındır .&quot; Peygamber buyurdu ki &quot;Bir kul müslüman kardeşinin yardımına koştuğu sürece Allahta onun yardımına koşar.&quot;</p>
<p> 23 Ali b. Ebu Talib şöyle buyurdu: &quot;Büyüklük üç çeşittir; iktidar olunca tevazu göstermek, güç sahibi iken affetmek ve ( varlıklıyken) bağış sahibi olmak&quot; Allaha yakın olanların sultanı,</p>
<p> 24 -25-26-27-28- Kutbu&#8217;l -aktab Hacı Bektaş Velî Hazretleri buyurdu ki &quot;Az bilgi çok ibadetten daha hayırlıdır&quot;. Dünyanın büyüklüğü mal ile, seçkin kişilerin büyüklüğü ameller ile, seçkinlerin seçkini kişilerin büyüklüğü ise, halleri iledir. Sırlarıyla büyüklük sahibi olan özel insanlar öyle bir insandır ki, kendinden başkası için gayret eder, etrafını aydınlatır. Doğru yoldan çıkmaz. Bu yol, Allahın emrine boyun eğmek ve onun yasaklarından çekinmektir. Allah buyurdu ki, Peygamber size ne getirmiş ise onu alın, neyi yasak etmiş ise ondan kaçının ve ona itaat edin.</p>
<p> 29 30-31-32- (4) Allahın yüce kudreti ile kalemle yazılan ilk şey, Bismillahirrahmanirrahimdir. Kim başına gelen bir kaza veya belaya karşı sabır göstermezse, bu yeryüzünden çıksın ve kendine Allahtan başka bir ilah bulsun. Şayet kötülüğü ayıplayan nefsini kendini terbiye ederek öldürürse ve nefsi mutmainnesini çile ile diriltirse, yüce derecelere nail olur. Denildi ki, hakların korunması, ruhun gereği gibi çalışmasıyla, aza kanaat etmekle olur. 68</p>
<p> 34-35-36- Allah buyurdu ki: &quot;Kadın ve erkeklerden kim iyi işler işlerse o, inanmıştır&quot;. (5) Bir kişi iyi bir hayat yaşamak isterse, kanaatkar olsun, açlığa tahammül edip, çok yemeyi bıraksın, iyilik yapıp ibadete devam etsin. Böylece Allah katında kıymeti olanların safına katılmış olur. Fakirlerin hizmetçisi, evliyanın sultanı Hacı Bektaş Velînin yüce tarikatine</p>
<p> 37-38 &#8211; 39 bağlı Sivas-Yıldızeli-Doğanli Köyü&#8217;nde bulunan Seyyid Mustafa,</p>
<p> babası Seyyid Veli (Veliyüddin)</p>
<p> babası Seyyid Derviş Ali</p>
<p> Babası Seyyid Süleyman</p>
<p> Babası Seyyid Yalanuk</p>
<p> babası Seyyid Demir Baba (Romanya deliorman&#8217;da Dergahı olan)</p>
<p> babası Seyyid Budak</p>
<p> Babası Seyyid Kara Ali</p>
<p> babası Seyyid Şaban</p>
<p> babası Seyyid Çoban</p>
<p> babası Seyyid Kara Baba</p>
<p> babası Seyid Sersem Ali Baba (16sene Hacı Bektaş Dergahında postinişinlik yapmış, mezarı  Hacı Bektaş Dergahında Kırklar Meydanının girişinde)</p>
<p> babası SEYİT ALİ SULTAN KIZIL DELİ (Dergahı Yunanistan- Dimitoka&#8217;da)</p>
<p> 40-41-42-43-44-45- Evladlarından Seyyid Velîyeddin oğlu Mustafa Halife-Allah ömrünü uzun etsin ve sırlarını artırsın- icazet vererek, posta oturmasını, farz olan namazları kılıp, zekat verip, gücü yetenleri hacca göndermesini, muharem orucunu tutmasını ve talipleri bu konularda aydınlatmasını, tekkeye gelen ve giden evrak ve yazıların mühürlemesini, tevbe verenlerin tevbesini almasını, hırka giydirmesini ve çerağ yakmasını bu icazetimizle istedik.</p>
<p> 46-47-48-49-50-51- Ondan sonra temiz soy sahibi, iyilerin en iyisi, büyüklerin övünç duyduğu zamanının halifesi Hacı Bektaş Hazretlerinin postnişini ve Tekyenişini olan elhâc Turâbî Ali Baba halife -Allah ömrünü uzun etsin-, ondan sonra temiz soy sahibi, zamanının şeyhi, seccade sahibi, manevi ilim sahibi, miskinlerin ve fakirlerin hizmetçisi Babası</p>
<p> 52- Es-Seyyis eş-Şeyh Celaleddin-Allah ömrünü uzun etsin-, ondan sonra Babası</p>
<p> 53 Şeyh Velîyeddin Efendi-Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin-ondan sonra Babası</p>
<p> 54 es Seyyid Şeyh Hamdullah Efendi &#8211; Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin-, ondan sonra Babası</p>
<p> 55 Es-Seyyid Şeyh Hacı Feyzullah Efendi- Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin ve kabrini nurlandırsın-, ondan sonra Babası</p>
<p> 56 Şeyh Abdülâtif Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin ve kabrini nurlandırsın-,ondan sonra Babası</p>
<p> 57- Şeyh Bektaş Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin-,ondan sonra Babası</p>
<p> 58 -59- Şeyh elhâc Feyzullah Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin-, ondan sonra Babası</p>
<p> 60 Şeyh Ali Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin- ondan Sonra Babası</p>
<p> 61 Şeyh Elvan Efendi Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin- ondan sonra Babası</p>
<p> 62 Şeyh Abdülkadir Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin ve kabrinirn nurlandırsın-, ondan sonra Babası</p>
<p> 63 Şeyh Hüseyin Efendi- Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin-, ondan sonra Babası</p>
<p> 64-Şeyh Hacı Zülfikar Efendi-Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin Ondan sonra zehir içen</p>
<p> 65- Şeyh Yusuf Efendi-Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin ve kabrini nurlandırsın-, ondan sonra Babası</p>
<p> 66- Şeyh Kasım Efendi-Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin -, ondan sonra Babası</p>
<p> 67- Şeyh Hasan Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin -, ondan sonra Babası</p>
<p> 68 Şeyh Bektaş Efendi-Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin-, ondan sonra Babsı</p>
<p> 69-Şeyh Kalender Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin-,ondan sonra</p>
<p> 70 &#8211; Şeyh Mürsel Balî Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin &#8211; ,ondan sonra</p>
<p> 71 &#8211; Şeyh Resul Efendi-Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin -, ondan sonra</p>
<p> 72 &#8211; Şeyh Bektaş Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin -, ondan sonra</p>
<p> 73 &#8211; Şeyh Yusuf BaIî Efendi-Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin-, ondan sonra</p>
<p> 74 &#8211; Şeyh Mahmud Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin -, ondan sonra</p>
<p> 75 &#8211; Şeyh İskender Efendi -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin-, ondan sonra</p>
<p> 76 &#8211; Şeyh Genç Kalender Efendi-Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin -,ondan sonra Babası</p>
<p> 77 &#8211; Şeyh Resul Bâlî Sultan-Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin -,ondan sonra Babası</p>
<p> 78 &#8211; Zamanın sahibi, abdalların sultanı Allahın büyük sırrı Balım Sultan-Allah sırrını yüceltsin-, ondan sonra Babası</p>
<p> 79 &#8211; Şeyh Mürsel Baba Sultan -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin ve kabrini nurlandırsın-, ondan sonra Babası</p>
<p> 80 &#8211; Şeyh Hızır Lale Sultan -Allah ona geniş rahmetiyle rahmet eylesin,</p>
<p> 81 &#8211; onun ve ona mensup olanların kabirlerini nurlandırsın-.Babası</p>
<p> 82 &#8211; Hacı Bektaş Veli Kamillerin Sultanı, âriflerin kutbu, ilm-i ilahi sahibi Hacı Bektaş Velî onun babası</p>
<p> 83 &#8211; Sultan İbrahim Sani, onun babası</p>
<p> Sultan Musa Sani, onun babası</p>
<p> 84 &#8211; Sultan İbrahim el-Mükerremül Mucab, İmam Musa Kâzım onun babası</p>
<p> 85 &#8211; Cafer Sadık onun babası</p>
<p> Muhammed Bakır onun babası</p>
<p> Zeynel Abidin onun babası</p>
<p> 86 &#8211; İmam Hüseyin onun babası</p>
<p> İmam Ali-Allah onu şereflendirsin- ki</p>
<p> 87 &#8211; Hacı Bektaş Velî Hazretlerinin tarîkatına giren müritlerine güzel kapılar açmıştır. Bu alevi tarikat yolunu sürdürenler:</p>
<p> 88 &#8211; Muhammed Hanefi onun torunlarından</p>
<p> 89 &#8211; Hoca Ahmed Yesevî-Allah rahmet etsin-dir. Hoca Ahmed Yesevî&#8217;nin mürşidi İmam Ali oğlu</p>
<p> 90 &#8211; Musa Rıza, onun mürşidi İmam Musa Kâzım onun mürşidi İmam Cafer Sadık onun mürşidi İmanı Muhammed Bakır onun mürşidi</p>
<p> 91 &#8211; Zeynel Abidin onun mürşidi İmam Hüseyin onun mürşidi</p>
<p> 92 &#8211; İmanı Ali -Allah onu şereflendirsin- onun mürşidi kainatın övünç vesilesi ve başlarımızın tacı</p>
<p> 93 &#8211; Muhammed Mustafa -Selam ve Allahın bereketi hepsinin üzerine olsun- onun mürşidi Cebrail-i Emin ve onun mürşidi de bir ve tek olan âlemlerin rabbi Allah-şanı ve yüksekliği artsın ve onun bağışı herkesi kapsasın-dır.</p>
<p> 94 &#8211; Bu belge Allah&#8217;ın yardımıyla tamam oldu. Bu belgenin yazılış nedeni şudur ki;</p>
<p> 95 &#8211; Ariflerin, sultanı, ışıkların önderi Sultan Hacı Bektaş Velî-Allah onun gizli ve açık tüm sırlarını yüceltsin Hazretlerinin yüce tarîkatına bağlı</p>
<p> 96 &#8211; Sivas Yıldızeli Doğanlı köyünde bulunan Seyyid Ali Sultân evlâdlarından</p>
<p> 97 &#8211; Seyyid Velîyeddin oğlu Mustafa halife evliyanın yolunu kabul edip kendisine</p>
<p> 98 &#8211; sofra, çerağ, Kılıç taşı ve icazet verilerek halifeliğe layık görüldü.</p>
<p> 99 &#8211; Müridler kendisine itaat etsin ve ondan faydalansınlar.</p>
<p> 100 &#8211; Hiçbir tarîkat ereni bu görevinde kendisine engel olmayıp, bu</p>
<p> 101 &#8211; icazetnamemiz gereğince amel etsinler. Selam Allah&#8217;a tabi olanlara olsun.</p>
<p> 102 &#8211; Bu belge Alemlerin yaratıcısı Yüce Allah&#8217;¹n yardımıyla salı günü Rebiulahir ayının 20 sinde [1]271 senesinde tamamlanmıştır (10 Ocak 1855 tarihine denk gelmektedir).  (ORADA HAZIR BULUNANLAR) Hademü&#8217;l-fukara Halife Turâbî El-Hacc Ali dede baba post-nişin-i Hacı Bektaş Velî rnHademü&#8217;l-fukara Seyyid Türbedâr Mehmed Baba Hazret-i Pîr Hacı Bektaş Velî rnHademü&#8217;l-fukara Aşçı İbrâhim Baba Hazret-i Pîr Hacı Bektaş Velî Hadinıul Fukara halife Es-Seyyid İtmetçi Hüseyin Baba Hazret-i Pîr Hacı Bektaş Velî E&#8217;d-Dâi Halife Abdulazîz min evlâd-ı Hacı Bektaş Velî E&#8217;d-Dâi Es-Seyyid Feyzullah min evlâd-ı Pîr Hacı Bektaş Velî E&#8217;d-Dâi İsmâil Çelebi min evlâd-ı Pîr Hacı Bektaş Velî E&#8217;d-Dâi Halîl Çelebi min evlâd-ı Pîr Hacı Bektaş Velî E&#8217;d-Dâi Ali Çelebi min evlâd-ı Pîr Hacı Bektaş Velî HACI BEKTAŞI VELİNİN EVLADI YOK DİYENLERE CEVAP; DERGAHI&#8217;NI DEVRİŞLER ZAPT EDİNCE, &quot;HACI BEKTAŞ-I VELİNİN EVLADI YOK, TEKKEYİ BEKLEYEN ÇORBAYI İÇER, EVLADI BİZİZ&quot; DİYİNCE, HACI BEKTAŞ-I VELİ EVLATLARINDAN ÇELEBİ CEMALETTİN EFENDİ, DEDEM (BABAMIN BABASI;CENİKÖZLÜ MUSTAFA DEDE) DEN BU SECERELERİ ALMIŞ. İSTANBUL&#8217;DA ZAMANIN PADIŞAHINA GÖTÜRMÜŞ. HACI BEKTAŞ-I VELİNİN EVLADI OLDUĞUNU BU SECERE İLE İSPAT ETMİŞ. BU SECEREDE ZAMANIN PADIŞAHININ DA TUĞRASI VE İMZASI VAR. PADİŞAH KABUL ETMİŞ, DEVRİŞLERİ DERGAHDAN SÜRDÜRMÜŞ. ÇELEBİ CEMALETTİN EFENDİ POSTUNA OTURMUŞ. VE DEDEME &quot;MUSTAFA DEDE, SECERE ÇOK İŞİME YARADI&quot; DEMİŞ. (SECERELERİ GERİ VERMİŞ) VE İMAM-I ALİ&#8217;NİN BİR SÖZÜNÜ SÖYLEMİŞ; &quot;İMAM-I ALİ, BENİ SEVENE BEN YARDIM EDERİM, DEYİNCE, YA ALİ! SEN HANGİ BİRİNE YETİŞECEKSİN Kİ DEMİŞLER. BENİ SEVENLER BİRBİRİNE YARDIM EDERSE O BENİM YARDIMIM OLUR DEMİŞ&quot; VE CEMALETTİN EFENDİM DEDEME ANLATMIŞ; &quot;SARAYDA BİR KATİP BANA ÇOK YARDIMCI OLDU, BİZİM HAKKIMIZDA NE KADAR EVRAK VARSA GETİRDİ, &#8211;ÇOK ZAHMET ETTİN, SANA YARDIMDA BULUNAYIM DEDİM, &quot;EFENDİM BEN DE ALEVİYİM, BENİ DUANDAN UNUTMAYIN, BU HZ.ALİ&#8217;NİN YARDIMI&quot; DEMİŞ. DEDEM CEMALETTİN EFENDİME 45 SENE ANADOLUDA VEKİLLİK YAPMIŞ. CEMALETTİN EFENDİ CUMHURİYETİN İLK MECLİS BAŞKANIDIR. ESKİ MECLİSTE İSMİ YAZILI VE RESMİ VAR. DEDEM MUSTAFA DEDE, HACI BEKTAŞ&#8217;TA İKEN, ATATÜRK DERGAHA GELMİŞ VE CEMALETTİN ÇELEBİ İLE BAŞBAŞA SABAHA KADAR KONUŞMUŞLAR. ATATÜRK &quot;BANA NEKADAR YARDIM EDEBİLİRSİN, ANADOLUDA NÜFUSUN ÇOK&quot; DİYE SORMUŞ. ÇELEBİ DE &quot;TARİK-İ ERKANIYLE BANA BAĞLILAR, DEVLET-İ ERKANI İLE SANA BAĞLI, İSTERSEN FERD OLARAK BEN DE ASKERİM&quot; DİYE CEVAPLAMIŞ. ATATÜRK DE &quot;TEŞEKÜR EDERİM SEN HÜMMET ET&quot; DEMİŞ. BİR ARA DEDEM VE ORADA BULUNAN DİĞER KİŞİLER KENDİ ARALARINDA KONUŞURKEN, ATATÜRK&#8217;ÜN DİKATİNİ ÇEKMİŞ, &quot;EFENDİ BUNLAR NE KONUŞUYORLAR&quot; DİYE SORMUŞ? ÇELEBİ DE &quot;KENDİ ARALARINDA KONUŞUYORLAR&quot; DEYİNCE, ATATÜRK İSRAR ETMİŞ, ÇELEBİ DE &quot;PİRİMİZ HACI BEKTAŞ-I VELİ GİBİ KONUŞUYOR YOKSA PİRİMİZ DON&#8217;MU DEĞİŞTİRDİ&quot; DİYORLAR, DEYİNCE, ATATÜRK ÇOK MEMNUN OLMUŞ. ATATÜRK GİDERKEN ÇELEBİ&#8217;NİN ELİNİ TUTMUŞ, &quot;ECDADIN HACI BEKTAŞ-I VELİ, OSMANLILARA BİR HÜMMET ETTİ, OSMANLI DA 600 SENE YAŞADI, ŞİMDİ VATAN GİTTİ, SEN DE BANA HÜMMET ET&quot; DEMİŞ ÇELEBİ&#8217;DE &quot;YOKSULA SADAKA YAKIŞIR YİĞİDE ERZAK, DOĞRUNUN YARDIMCISI HAZRET-İ ALLAH, ALLAH&#8217;IN İZNİ İLE VATANI KURTARACAKSIN, CUMHURİYETİ KURACAĞINA SÖZ VERİYOR MUSUN?&quot; DİYE SORMUŞ. ATATÜRK ARAMIZDA KARAR VERİRİZ DEMİŞ VE AYRILMIŞ. BU OLAY DEDEMİN YANINDA OLMUŞ. DEDEM BABAMA ANLATMIŞ, BABAM DA BİZE ANLATTI. ATATÜRK, CEMALETTİN ÇELEBİ&#8217;NİN HACI BEKTAŞ-I VELİ&#8217;NİN EVLADI OLDUĞUNA İNANIYOR, AMA ALEVİLERİN İRAN ERDEBİL&#8217;E BAĞLI OLANLARI KABUL ETMİYOR!! YUKARDA İKİ SECEREDE AÇIKCA YAZMAKTADIR Kİ; BİZ SEYİD ALİ SULTAN KIZILDELİ EVLADI OLARAK, BİZİM PİRİMİZ HAZRET-İ HÜNKAR HACI BEKTAŞ-I VELİ, MÜRŞİDİMİZ ONUN EVLADI, DERGAHDAKİ POSTU-NİŞİ, BİZ DE TALİBİMİZİN RAHBERİ VE HALİFESİYİZ. AŞIK VELİ&#8217;YE DERGAHDA HAMDULLAH ÇELEBİ SORMUŞ &quot;PİRİN MÜRŞİDİN, RAHBERİN, HALİFEN KİM?&quot; AŞIK VELİ, KENDİNE GÖRE SAYMIŞ, HAMDULLAH ÇELEBİ, &quot;AŞIK VELİ DEĞİL EŞŞEK VELİ&#8217;YMİŞSİN&quot; DEMİŞ. &quot;PİR HAZİRET-İ HÜNKAR, SUSAM YAPRAĞINDA NAMAZ KILAN, MÜRŞİD, ONUN EVLADI OLAN RAHBER VE HALİFE-DEDELERDEN OLUR. DEDEN KİM?&quot; DİYE SORMUŞ, ODA &quot;KIZILDELİ EVLATLARI&quot; DEMİŞ. BUNUN ÜZERİNE HAMDULLAH ÇELEBİ, &quot;TAMAM ONLAR SENİN RAHBERİN VE HALİFEN&quot; DEMİŞ. AŞIK VELİ ONDAN SONRA BİZE ÇOK BAĞLANMIŞ VE ÖLÜRKEN &quot;BENİ DEDEMİN YANINA GÖMÜN&quot; DİYE VASİYET ETMİŞ. ÜÇÜNCÜ SECERENİN SAHİBİ VELİ HALİFE&#8217;NİN YANINDA, SİVAS- ŞARKIŞLA- İĞDECİK KÖYÜNDE YATMAKTADIR. ELİMİZDE 3 SECERE DAHA VAR &#8211; ASILLARI- MUSTAFA ÇELEBİNİN BABASI OLAN 1- VELİYETTÜN ÇELEBİ&#8217;NİN, 2. VE 3. SECERELER- ONUN BABASI OLAN DERVİŞ ALİ&#8217;NİN , BUNLAR KERBELA&#8217;DAKİ İMAM HÜSEYİN DERGAHINDAN VERİLEN HALİFELİK VB-BERAATI VE DİĞERİ DE DERVİŞ ALİ&#8217;NİN YİNE BU DERGAHTAN VERİLEN SOY KÜTÜĞÜ &#8211; BU SOY KÜTÜĞÜ AYNI ZAMANDA HACI BEKTAŞ DERGAHINDA DA TASTİKLENMİŞTİR. İSTERSENİZ BUNLARIN TÜRKÇELERİNİ DE SİTENİZE GÖNDEREBİLİRİM. TEŞEKKÜRLER İYİ ÇALIŞMALAR. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">MUSTAFA İYİDOĞAN. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Not: Sitemize değerli katkılarından dolayı Mustafa İyidoğan Dede&#8217;mize çok teşekkür eder, katkılarının devamını bekleriz. www.kizildelisultan.com</span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/seyyid-ali-sultan-kizildeli-evlatlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>BEKTAŞİ GELENEKLERİNDE AVRUPA&#8217;YA İKİNCİ GEÇİŞ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/bektasi-geleneklerinde-avrupaya-ikinci-gecis/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/bektasi-geleneklerinde-avrupaya-ikinci-gecis/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 20:20:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Belkıs Temren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/bektathy-geleneklerynde-avrupaya-ykyncy-gecyth/</guid>
				<description><![CDATA[SEYYİD Ali SULTAN (KIZILDELİ) S&#214;YLENCESİ Do&#231;. Dr. Belkıs Temren Dil v Tarih Coğrafya Fak&#252;ltesi &#214;ğretim &#220;yesi Hıristiyan Avrupalıların M&#252;sl&#252;man T&#252;rkleri bulundukları topraklarda kabul edebilmelerinde ve uzun s&#252;re bir arada barış i&#231;inde yaşayabilmelerinde, İslam dini ile tanışmalarının Batıni bir yol olan Bektaşilik aracılığıyla olmasının b&#252;y&#252;k payı vardır. Bektaşiliğin h&#252;manist d&#252;nya g&#246;r&#252;ş&#252;, insana verdiği değer ve semavi ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> SEYYİD Ali SULTAN (KIZILDELİ) S&Ouml;YLENCESİ  </p>
<p> Do&ccedil;. Dr. Belkıs Temren  </p>
<p> Dil v Tarih Coğrafya Fak&uuml;ltesi &Ouml;ğretim &Uuml;yesi<br /> Hıristiyan Avrupalıların M&uuml;sl&uuml;man T&uuml;rkleri bulundukları topraklarda kabul edebilmelerinde ve uzun s&uuml;re bir arada barış i&ccedil;inde yaşayabilmelerinde, İslam dini ile tanışmalarının Batıni bir yol olan Bektaşilik aracılığıyla olmasının b&uuml;y&uuml;k payı vardır. Bektaşiliğin h&uuml;manist d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml;, insana verdiği değer ve semavi dinlerin kutsal g&uuml;nlerinin hemen t&uuml;m&uuml;ne ilişkin sahip olduğu zengin rit&uuml;el onun evrensel boyutta kolayca kabul g&ouml;rmesini sağlamıştır. Ayrıca, iyi bir Bektaşi, M&uuml;sl&uuml;man olanla olmayan arasında fark g&ouml;zetmez. İnsana verdiği değer, hoşg&ouml;r&uuml;l&uuml; d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml; onu din ayırımı yaparak insanları birbirine d&uuml;şman g&ouml;rmekten alıkoyar. Diğer bir deyişle, Bektaşiliğe M&uuml;sl&uuml;man olmayan da alınabilir. Zaten, Avrupa&rsquo;daki Hıristiyan halkın M&uuml;sl&uuml;manlaşmasında oynadığı b&uuml;y&uuml;k rol, bu &ouml;zelliği nedeniyledir. Bektaşiliğe giren kişi, Bektaşi olduğu i&ccedil;in, Batıni İslam &ouml;ğretisiyle de tanışır ve bu nedenle, m&uuml;sl&uuml;mandır. Osmanlı ordusu Avrupa topraklarında fetih amacıyla ilerlerken pek &ccedil;ok yeri kısa s&uuml;re i&ccedil;inde alır.(1) Bu da, y&ouml;re halkından b&uuml;y&uuml;k bir direniş gelmediğinin g&ouml;stergesidir. Bektaşi babalarının, dervişlerinin, &ouml;nc&uuml; kuvvetlerinin manevi fetihlerinin zaferidir bu. Ortam, &ouml;nceden hazırlanmıştır. Ağır vergiler altında ezilen ve y&ouml;netimden memnun olmayan Hıristiyan halk Batıni &ouml;ğretisiyle, h&uuml;manist g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yle sempati duyduğu Bektaşi dostlarının ordusuna da b&uuml;y&uuml;k direnme g&ouml;stermemiştir.<br /> Bektaşilerin ilk Avrupa&rsquo;ya ge&ccedil;işleri Sarı Saltuk aracılığıyla olmuş ve bunu ikinci ge&ccedil;iş olarak Seyyid Ali Sultan &ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;ndeki Alp-Erenler gurubu takip etmiştir.<br /> Bektaşilerin Avrupa&rsquo;ya ge&ccedil;iş istekleri ve deneyimleri nefeslerinde de yer almıştır. Bektaşi sofralarında sık&ccedil;a anılan Mahremoğlu&rsquo;nun &ldquo;Ey Benim Sevdiğim&rdquo; olarak tanınan nefesi(2) buna g&uuml;zel bir &ouml;rnektir:<br /> Ey benim sevdiğim hem iki g&ouml;z&uuml;m<br /> Salın bizi erenlere gidelim. (H&uuml;)<br /> C&uuml;mlenizden budur naz &uuml; niyazım<br /> Salın bizi erenlere gidelim. (H&uuml;)<br /> Akdenizi seyredelim yalıdan<br /> Tanrıdağ kurb&uuml;nden, Gelibolu&rsquo;dan.<br /> Otman Baba &uuml;st&uuml; Kızıl Deli&rsquo;den<br /> Salın bizi erenlere gidelim.<br /> 6-106<br /> &nbsp;<br /> Kızıl Deli erenlerin yolu ya<br /> Oradan uğradık Gelibolu ya.<br /> Erenler serveri Bektaş Veliye<br /> Salın bizi erenlere gidelim.<br /> Destur aldım ben Mustafa Baba&rsquo;dan<br /> Emir geldi bana sırrı H&uuml;da&rsquo;dan.<br /> Aşk g&ouml;r&uuml;nd&uuml; &lsquo;Mahremoğlu &ldquo; geda &lsquo;dan<br /> Salın bizi erenlere gidelim.<br /> Seyyid Ali Sultan Bektaşi geleneğinde Kızıl Deli olarak tanınır ve T&uuml;rk geleneklerinde Pehlivanlığın Piri olarak yerini alır. Horasan erlerinden H&uuml;seyin Ataoğlu olduğu bilinir. Lakaplarından biri de &ldquo;Hızır Lala&rdquo; veya &ldquo;Hızır Lale&rdquo;dir. M. 1310- 1402 yılları arasında yaşamıştır. 1397&rsquo;de Bektaşilerin en &ouml;nemli dergahlarından biri olan Dimetoka dergahını yaptırmış burada eğitim d&uuml;zeni kurmuştur. Dergah 1826&rsquo;da yıkılmıştır. Dimetoka y&ouml;resinin Demirviran k&ouml;y&uuml;ndedir. Seyyid Ali Sul tan&rsquo;ın esas mezarı buradadır. M&uuml;cerret Hilafet Dergahı olarak uzun yıllar hizmet vermiştir.(3) Dergah Kızıl Deli diye tanınan ırmağın kenarın da olduğu i&ccedil;in y&ouml;re halkı dergahı betimlemek &uuml;zere bu ismi sık&ccedil;a kullanmış ve bu isim, Seyyid Ali Sultan&rsquo;ın lakabı olarak kullanılmıştır. Bektaşilerin ikinci Pir olarak tanıdığı Balım Sultan&rsquo;ın babası M&uuml;rsel Baba ile yakın dostluğu vardır. M&uuml;rsel Baba da Dimetoka&rsquo;da Seyyid Ali Sultan dergahına yakın bir yerde kendi dergahını a&ccedil;mıştır.<br /> Seyyid Ali Sultan, Bektaşi geleneğine g&ouml;re, d&uuml;ş&uuml;nde Hz. Muhammed&rsquo;den talimat alarak Hacı Bektaş Veli&rsquo;ye gelen 40 dervişten biridir. Hacı Bektaş Veli tarafından Orhan Han&rsquo;a Rumeli&rsquo;nin fethinde hizmet vermek &uuml;zere yollanırlar. Bektaşi terc&uuml;manlarında ve g&uuml;banklarında Rumeli&rsquo;nin g&ouml;zc&uuml;s&uuml; olarak yer alan Seyyid Ali Sultan&rsquo;ın adına Seyyid Gazi (Gazi R&uuml;stem Baba Sultan) tara fından yazılmış bir de velayetname bulunmakta dır. S&ouml;ylenceye g&ouml;re, aralarında Seyyid Ali Sul tan&rsquo;ın da bulunduğu ve kendi mekanlarında, Horasan&rsquo;da bulunan 40 Er d&uuml;şlerinde Hz. Mu hammed&rsquo;den aldıkları talimatla Rumelinin fethin de bulunmak &uuml;zere Hacı Bektaş&rsquo;a gelirler. Kırk, simgesel olarak Bektaşi literat&uuml;r&uuml;nde yerine g&ouml;re &ccedil;okluğu (kesret) yerine g&ouml;re de tevhidi simgeler. Hacı Bektaş onlara hizmet g&ouml;sterir &uuml;&ccedil; g&uuml;n i&ccedil;in de hizmet tamamlanır ve Seyyid Ali Sultan&rsquo;ı kırkların başına getirir. Emir Sultan&rsquo;ı sancaktar, Seyyit R&uuml;stem Gazi&rsquo;yi kadıasker, Abd&uuml;ssamed Fakı&rsquo;yı imam, Seyyid Zali&rsquo;yi saka, Seyyid Ahmedi&rsquo;yi kıla vuz tayin eder. Kırklar yola &ccedil;ıkarlar.<br /> &Ccedil;anakkale ilinde &Ccedil;ardak mevkine geldiklerinde sallarla karşıya ge&ccedil;mek isterler. Ancak denizin azgınlığını g&ouml;ren Rum salcılar ka&ccedil;ar. Bunun &uuml;zerine Seyyid Ali Sultan denize biraz kum sa&ccedil;ar. Denizin bir kısmı kumluk olur. Kırklardan biri (R&uuml;stem Gazi ) tepeciklerin &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;meye başlar. Bunu g&ouml;ren denizciler d&ouml;ner ve Kırklar&rsquo;ın sallarla karşıya ge&ccedil;melerine yardımcı olur. Y&ouml;renin adı daha sonraları Kumbaba olarak anılır (&Ccedil;ardak koyu). Burayı ziyaret edenler hala burada kumluğun bulunduğunu belirtirler.<br /> Kırklar Gelibolu&rsquo;ya ulaşır. Bu g&uuml;&ccedil;l&uuml; kuvvetli insanların gelişini g&ouml;renler &uuml;rker, &ccedil;oğu ka&ccedil;ışır, ki mi de m&uuml;cadele eder. Bu arada bazı kişiler tutsak alınır. Bu tutsaklardan bazılarını devşirme olarak yeni&ccedil;eri ocağına almak &uuml;zere se&ccedil;erler. Yerel halktan bir kadın ağlayarak gelir ve oğlunu tutsaklıktan az etmesini rica eder. Seyyid Ali Sultan &ldquo;Oğlun kimdir?&rdquo; diye sorar. Kadın &ldquo;Dimitri&rdquo; diye yanıt verir. Kendisine devşirmelerin artık isimlerinin değiştiğini bu şekilde bulamayacaklarını s&ouml;yler ve peki bunların i&ccedil;inde hangisi senin<br /> 6-107<br /> &nbsp;<br /> &nbsp;<br /> oğlunsa, &ldquo;bul, ayır&rdquo; der. Y&ouml;renin adı daha sonra BOLAYIR olarak anılır. Keşan civarına varırlar. Domuz deresi diye bilinen y&ouml;reden ge&ccedil;erler. Bu y&ouml;re hakkında bug&uuml;nlere gelebilen bilgiler arasında zamanında, y&ouml;rede bulunan bir tekkede bir baba ve d&ouml;rt dervişin hizmet etmekte olduğu bilgisi vardır(4) (Hasluck, 1991:20). Daha sonra, kuzeye doğru ilerlerler. Karşılarına bir nehir &ccedil;ıkar. Nehirde biribirlerine tutunabilmeleri ve kaybolmamaları i&ccedil;in karşı tarafa ip salarlar. İşte bu b&ouml;lgenin adı da İPSALA olur. Yorgun d&uuml;şen Kırk- lar dinlenmek &uuml;zere mola verirler. Ancak, acıkmışlardır da! Nereden erzak bulabileceklerini sorarlar ve kendilerine tarif edilen y&ouml;ne doğru ilerlerler. Onların yiyecek almaya geleceklerini &ouml;ğrenen halk, bu arada, etleri zehirler. Etlerin zehirlendiğinin farkına varan Kırklar, bunları almaktan yazge&ccedil;er. Dervişin biri, &ldquo;burada mal kara&rdquo; diyerek durumu gruba haber verir. Bunun &uuml;zerine y&ouml;renin adı MALKARA olarak kalır. Başka bir y&ouml;reden yiyeceklerini alıp yola devam ederler. Grup bu sefer susamıştır. Susuzluklarını gidermek i&ccedil;in Mehmet Gazi&rsquo;ye başvururlar. Mehmet Gazi hayırlı bir keramet g&ouml;sterir ve bastığı yerden su &ccedil;ıkarır. Su son derece boldur. Mehmet Gazi hayırı buldu diye y&ouml;reye HAYRABOLU adı verilir. Meri&ccedil; kıyısına gelirler. Burada g&uuml;neşin doğuşuna hayran katırlar. Y&ouml;renin adı G&Uuml;NDOĞAN olur (Şimdiki Meri&ccedil;). Yola devam ederken, Seyyid Ali Sultan&rsquo;ın boynundaki &ouml;rt&uuml; yere d&uuml;şer. Bunu &ccedil;ocuklar alır ve karşı tarafın saflarına g&ouml;t&uuml;r&uuml;rler. D&uuml;şman saflarından &ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml;n alınmasını isteyen Sultan at &uuml;st&uuml;nde ilerlemekte olan beraberindekilere &ldquo;in ve ez&rdquo; komutunu verir. Bunun &uuml;zerine attan inerler ve &ouml;rt&uuml;y&uuml; almak &uuml;zere karşı safın &uuml;st&uuml;ne giderler. Burası ENEZ olarak bilinir. Orada g&ouml;r&uuml;rler ki karşılarında d&uuml;şman değil &ouml;rt&uuml;lere b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş kadınlar durmaktadır. Bu ka dınlar feracelere b&uuml;r&uuml;nm&uuml;şt&uuml;r, Bu y&ouml;renin adı FERECIK olur. Bug&uuml;n bu y&ouml;re hala Bektaşi k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n derin izlerini taşımaktadır. Hasluck&rsquo;a g&ouml;re k&ouml;y&uuml;n yukarısındaki bir tepede tekke kalıntıları ve beş dervişin mezarları ve bir de t&uuml;rbe bulunmaktadır. Tekke&rsquo;nin başkanlığının Bektaşi tarikatından İbrahim Baba tarafindan yapıldığı, buranın hemen 5 mil ilerisinde Nefes Baba adlı bir Bektaşi azizinin t&uuml;rbesinin bulunduğu ve yine aynı y&ouml;rede birka&ccedil; mil i&ccedil;inde R&uuml;stem Baba&rsquo;nın tekyesinin bulunduğu saptanmıştır (Hasluck,1991:20), S&ouml;ylencemize geri d&ouml;nersek, Kırklar &ouml;rt&uuml;y&uuml; alıp yollarına devam ederler. Yolda serinledikleri bir yerde Sultan bir &ccedil;ınar ağacı diker. Sonraları bu ağa&ccedil;, ulu bir &ccedil;ınar olur. Y&ouml;re halkı da buraya DEDEAĞA&Ccedil; der, dedenin diktiği ağa&ccedil; anlamında. Burası şimdi Yunanistan topraklarındadır ve adı Alexandroupolis&rsquo;tir. Kırklar yollanına devam eder ve bir kaleye varırlar. Kaleyi fethedeceklerdir ancak, arazi yumuşaktır, ilerlemekte zorlanırlar. Seyyid Ali Sultan&rsquo;a sorarlar &ldquo;ne yapalım?&rdquo; diye. 0 da, &ldquo;g&ouml;m&uuml;l&uuml;n i&ccedil;ine toprağın&rdquo; der. Toprağın i&ccedil;ine g&ouml;m&uuml;lerek ilerlerler. Buranın adı G&Uuml;M&Uuml;LCİNE kalır. Kırklar, yaklaşık &uuml;&ccedil; yıl i&ccedil;inde geniş bir b&ouml;lgeyi ele ge&ccedil;irirler ve ge&ccedil;tikleri b&ouml;lgeler onlardan kalan anılarla isimlendirilir.(5) Sonu&ccedil;ta Edirne&rsquo;ye gelirler ve Edirne&rsquo;nin kırlarında rahatlayıp, biraz dinlenmek isterler. Bu ara da erler zindeliklerini de korumak i&ccedil;in g&uuml;reş tutmaya başlar. Ama&ccedil;ları, sabaha dek g&uuml;reş tutmaktır. Ancak tam bu niyetle g&uuml;reşe yeni başlamışken d&uuml;şman kuvvetlerinin &uuml;zerlerine gelmekte olduğunun haberini alırlar. Hemen toparlanma kararı &ccedil;ıkar, ne var ki, g&uuml;reş tutan erlere bir t&uuml;rl&uuml; g&uuml;reşi bıraktıramazlar. Bu arada, Seyyid Ali Sultan : &ldquo;ne zaman bırakırlar g&uuml;reşi diye d&uuml;ş&uuml;<br /> 6-108<br /> &nbsp;<br /> n&uuml;rken tamam der &ldquo;sabaha kadar dediğimize g&ouml;re horozlar &ouml;tene dek onlar g&uuml;reşi bırakmaz, &ouml;t&uuml;n ya m&uuml;barekler !&rdquo; diyerek talimat verir. Bunun &uuml;zerine &ccedil;evredeki horozlar hepbir ağızdan &ouml;ter. Kırkağa&ccedil; b&ouml;lgesinde g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de horozlar sabah hen&uuml;z olmadan, saat &uuml;&ccedil; gibi &ouml;ter diye inanılmaktadır. Kırklara d&ouml;nersek, horozların &ouml;tt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; duyunca, sabah oldu diye d&uuml;ş&uuml;nerek g&uuml;reşi bırakırlar, ama kimin galip kimin yenik olduğunu bilemezler. Hepsi g&uuml;reşe devam edebilecek durumdadır. Bu durumda, sorunu &ccedil;&ouml;zmesi i&ccedil;in Seyyid Ali Sultan&rsquo;a başvurulur. 0 da, &ldquo;sırtında kum taneleri olan mağlup demektir&rdquo; şeklinde g&ouml;r&uuml;ş bildirir. B&ouml;ylece g&uuml;reşen erlerin sırtlarını yoklarlar, kimin sırtında kum varsa, onun sırtı yere gelmiştir, o yeniktir diye d&uuml;ş&uuml;nerek galipleri ilan ederler. T&uuml;rk geleneklerinde pehlivanların sırtının yere gelerek yenik ilan edilmeleri geleneğinin başlangıcı da b&ouml;ylece Seyyid Ali Sultan s&ouml;ylencesine bağlanır. Bunu, 1825 &ouml;ncesi g&uuml;reşlerde &ldquo;pir&rdquo; olarak Seyyid Ali Sultan&rsquo;ın g&ouml;sterilmesi de doğrulamaktadır. S&ouml;ylencenin sonunda, uzun s&uuml;ren g&uuml;reş sonrasında erler yorulmuştur, D&uuml;şman &uuml;stlerine gelince yorgun yakalanan erler, bulundukları yerde şehit d&uuml;şerler. Kırk erin de şehit d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; yerden birer pınar fışkırır. B&ouml;ylece y&ouml;renin adı KIRKPINAR diye anılır. Bundan sonra yapılan g&uuml;reşler de bu s&ouml;ylence anısına KIRKPINAR G&Uuml;REŞLERI diye anılır.<br /> Seyyid Ali Sultan&rsquo;ın &ouml;nderliğinde ger&ccedil;ekleşen Kırklara ilişkin bu s&ouml;ylence, T&uuml;rklerin, Avru pa&rsquo;da fethettikleri y&ouml;releri T&uuml;rkleştirmelerinin hikayesini ele almaktadır. Kırklar olarak bilinen Alp-Erenler gurubunun başlarından ge&ccedil;enler ve onlara y&ouml;nelik hikayeler &ccedil;er&ccedil;evesinde isimlendirilen y&ouml;reler, tıpkı yeni&ccedil;eri ocağına alınan hıristiyan k&ouml;kenli delikanlılara verilen yeni adlarla ve benimsedikleri Bektaşi gelenekleriyle yeni bir hayata ve kimliğe kavuşturulmaları olgusu gibi yoğun bir k&uuml;lt&uuml;r değişmesi olgusunun mesajlarını taşımaktadır.<br /> Kaynaklar:<br /> Hasluck, Von. Bektaşiliğin Coğrafi Dağılımı. &Ccedil;eviri ve d&uuml;zenleme:Turgut Koca,<br /> A. Nezihi Erginsoy, 1991, İstanbul.<br /> Noyan, Bedri. Bektaşilik, Alevilik Nedir.1987, Ankara. Noyan, Bedri. Seyyid Ali Sultan Velayetnamesi. Ankara. Temren, Belkıs. Adni Baba ve Hayderi Sultan kayıtları (basılmamıştır).<br /> 1&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Ouml;rneğin, Şumnu&rsquo;yu 3 g&uuml;n i&ccedil;inde, 7 g&uuml;n i&ccedil;inde Rus&ccedil;ak&rsquo;u, 2<br /> g&uuml;n i&ccedil;inde Yerk&ouml;y&rsquo;&uuml;, 7 g&uuml;n i&ccedil;inde Silistre&rsquo;yi alırlar.<br /> 2&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bektaşilerde nefes kelimesi ayni zamanda &ldquo;hayat, canlılık, dirilik, ruh&rdquo; anlamlamını da i&ccedil;erir. Bestelenmiş nutuklara verilen genel isimdir. &ldquo;Nefes s&ouml;ylemek&rdquo; şeklinde kullanılır. Bektaşi sohbetlerinin s&uuml;rd&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &ldquo;sofra&rdquo;larda genellikle sofranın sonlarına doğru sohbet sonrasında s&ouml;ylenir. Her zaman insan sesi &ouml;n plandadır. &Ccedil;oğu zaman saz eşliğinde de s&ouml;ylenir. Kırsal kesimde genellikle geleneksel T&uuml;rk sazı ve bağlama kullanılır. Şehirlerde olanaklar daha fazla se&ccedil;enek sunduğu i&ccedil;in kullanılan enst&uuml;rmanlar daha fazladır. Bu durumda kullanılan sazlar şunlardan biri veya birka&ccedil;ı olur:<br /> Ney, bendir, tanbur, rebab, ud, kanun, kud&uuml;m, bendir veya mazdar. Bektaşi nefesleri &ccedil;oğunlukla d&uuml;yek, sofyan, devrihindi, cıjrcuna, aksak. ağır d&uuml;yek, raks, Bektaşi raksı, raksan, katıkofti, y&uuml;r&uuml;k semai usul&uuml;ndedir. Ağır ritimler kullanilmaz Topluluk &ccedil;oğunlukla hep beraber s&ouml;yler. Nutuk ise bu şiirsel anlatıların m&uuml;zik eşliği olmaksızın yazılı metin veya şiir şeklindeki haline denir. Konulan aşk, cemal, didar, saki bad azizlerin menkabeleri , yol kuralları, erkan ve s&ouml;ylencelerdir. Bir nutkun kime ait olduğu o nutkun şah beytindeki mahlastan kolaylıkla anlaşılır. (Temren,1998:220) <br /> 3&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ayrıca Kırcaalı yoresinde de Seyid Ali Sultan i&ccedil;in bir ziyaretgah vardır. Ancak ger&ccedil;ek mezarı burada değildir.Kırcaali sadece bir makamdır,&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br /> &nbsp;<br /> 4&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hasluck&rsquo;un verdiği bilgiye g&ouml;re, eskiden burada Aya Yorgi adında k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir Rum manastırı varmış. Salgın bir hastalık sonucunda, y&ouml;renin Hıristiyan halıkından kimsecikler kalmayınca Bektaşiler buraya yerleşmişler. Hasluck bu olayın 1836-1839 yılları civarında olduğunu belirtir. Y&ouml;re halkı bu salgının anılarını hala anımsamaktadır.&nbsp; G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de Aya<br /> 6-109<br /> &nbsp;<br /> Yorgi yortusunun (M&uuml;sl&uuml;man k&uuml;lt&uuml;rde Hıdırellez&rsquo;in) M&uuml;sl&uuml;manlar ve Hıristiyanlarca sosyal ama&ccedil;lı şenlikler ile Domuzdere&rsquo;de kullandığını bildirir. Aya Yorgi manastırında tahribat yapılmamış, b&uuml;t&uuml;n b&ouml;l&uuml;mler olduğu gibi korunmuştur. Derviş ve Şeyhin oturma odaları ve ibadet meydanı ile Hıristiyanlar i&ccedil;in de ibadet meydanlarına dokunulmamış, iki yanında kandil yanan Aya Yorginin tasviri ile korunmuştur. (Hasluck,1991:21)<br /> &nbsp;<br /> 5 S&ouml;ylencenin ger&ccedil;eğe uygunluğu tartışılabilir. Olaylar tamamen b&ouml;yle ger&ccedil;ekleşmemiş, bir kısmı yakıştırılmış olabilir. Ya da farklılaşan y&ouml;nleri olabilir. Ancak &ouml;nemli olan s&ouml;ylence haline getirilen bu fetih macerasının taşıdığı mesajlardır. Simgelerin altına gizlenen &ouml;ğretinin temel taşlarını y&uuml;zyıllardan bu yana taşıyıp gelmesidir. Bu y&uuml;zden s&ouml;ylencenin Bektaşi sofrasındaki ya da sohbetindeki şekli ve yeri ger&ccedil;eğe uygunluğundan &ccedil;ok daha &ouml;nemlidir.<br /> &nbsp;<br /> &nbsp;<br /> İnsana bin dost az, bir d&uuml;şman &ccedil;oktur. <br /> İlim ve tecr&uuml;benin asıl merkezi akıldır.&rdquo;<br /> Hz. Ali<br /> (Hz. Ali Divanı&rsquo;ndan)<br /> 6-110</p>
<p> Kaynak: www.zulcenah.net  </p>
<p> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/bektasi-geleneklerinde-avrupaya-ikinci-gecis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>KIZILDELİ OCAĞINDA MUSULCA SÜREĞİ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kizildeli-ocaginda-musulca-suregi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kizildeli-ocaginda-musulca-suregi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 May 2008 15:57:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa çetin dede]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kizildely-ocadinda-musulca-suredy/</guid>
				<description><![CDATA[&#160; HAZIRLAYAN Mustafa &#231;etin dede Mustafa &#199;etin dede 02,08,1949 yılında Edirne ilinin Havsa kazasındaki Musul&#231;a k&#246;y&#252;nde doğmuştur.İlkokulunu Musul&#231;a k&#246;y&#252;nde başarılı bir şekilde bitirmiştir.17 yaşında Fatma hanım ile evlenmiştir biri oğlan biri kız olmak &#252;zere 2 &#231;ocuğu vardır.1966 SEYDALİ SULTAN(kızıldeli) ocağında Cem katılıp ikrar almıştır ve aynı yıl m&#252;sayip olmuştur.1970 yılında ise zakirlik postuna oturmuştur 14 ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> &nbsp; </p>
<p> HAZIRLAYAN <br /> Mustafa &ccedil;etin dede </p>
<p> Mustafa &Ccedil;etin dede <br /> 02,08,1949 yılında Edirne ilinin Havsa kazasındaki Musul&ccedil;a k&ouml;y&uuml;nde doğmuştur.İlkokulunu Musul&ccedil;a k&ouml;y&uuml;nde başarılı bir şekilde bitirmiştir.17 yaşında Fatma hanım ile evlenmiştir biri oğlan biri kız olmak &uuml;zere 2 &ccedil;ocuğu vardır.1966 SEYDALİ SULTAN(kızıldeli) ocağında Cem katılıp ikrar almıştır ve aynı yıl m&uuml;sayip olmuştur.1970 yılında ise zakirlik postuna oturmuştur 14 yıl zakirlik postuna hizmette bulunduktan sonra 1984 yılında &ccedil;erağ&#8217;&ccedil;ı postuna ge&ccedil;miştir.1986 yılında rahmetli ALİ YUMAK VE HASAN R&Uuml;ZGAR dedelerin &ouml;nderliğinde canların niyazları ile dedelik postuna oturtulmuştur.1990 yılında Hacı Bektaşta MEHMET G&Uuml;VEN&Ccedil; dededen dedelik g&ouml;rg&uuml;leri g&ouml;r&uuml;l&uuml;p hicazanetme verilmesi uygun g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.Bu s&uuml;recin ardından halen devam etmekte olan Edirne ilinde Eskikadın k&ouml;y&uuml;,K&ouml;şan &ccedil;iftiliğin Bektaşi b&ouml;l&uuml;m&uuml;,Hıdırağa k&ouml;y&uuml;,Uzunk&ouml;pr&uuml; il&ccedil;esinin Yenik&ouml;y Belediyesi ve kendi k&ouml;y&uuml;mde dedelik g&ouml;revini s&uuml;rd&uuml;rmektedir. </p>
<p> 1-Birlik cemi ekim aylarında buğday toğum ekim işlemi başlamadan &ouml;nce saki baba &ccedil;ırak&ccedil;ı baba&rsquo;yı bulup birlik&nbsp;&nbsp;&nbsp; cemi i&ccedil;in ikisi anlaşıp &ccedil;erağ&ccedil;ı baba dedenin evine gidip hal hatırını sorar Pazartesi akşamı veya Cuma akşamı i&ccedil;in randevu alır şunu da s&ouml;ylemekte yarar far şimdi bu &ccedil;ağda&nbsp; gen&ccedil;lerin &ccedil;oğunluğu şehirlerde &ccedil;alıştıkları i&ccedil;in hafta sonu hafta sonu tatiline getirmeye &ccedil;alışılır daha &ouml;ncede cem belirtimiz şekilde toplanılır.Niyazlara varılıp kurbanlar kesilip ibadet&rsquo;e devam edilir. </p>
<p> 2-Muharrem cemi buna kesinlile musayibi olmayan can gelemez ;&ccedil;&uuml;nk&uuml; erkan cemine oturulur her canın m&uuml;sayibi,kardeşi yanında olması gerekir &ccedil;&uuml;nk&uuml; HZ. Ai,&nbsp;&nbsp; HZ Muhammet &lsquo;den m&uuml;sayiplik emanet kalmıştır bu emanete ihanet etmemek i&ccedil;in bizde m&uuml;sayiplerimizle cem geliriz cem de m&uuml;sayip nefesleri okunur,s&ouml;ylenir belirli zamanlarda s&ouml;ylenir ve nefeslerin kuralları uygulanır.Sarı &ccedil;orba pişirilir mersiye&nbsp; duaları yapılır,sorgu s&uuml;alden ge&ccedil;ilip hizmetleri g&ouml;r&uuml;l&uuml;r b&ouml;ylece devam eder.(imam H&uuml;seyin kerbela&rsquo; &ccedil;&ouml;l&uuml;nde şehit ediliği g&uuml;n i&ccedil;in muharrem orucu 12 g&uuml;n tutulur eski takvime g&ouml;re muharrem 12sinden sonra ayın sona kadar cem&rsquo;e oturulur ) </p>
<p> 3-nevruz cemi aynı zamanda sultan nevruz da ge&ccedil;er kasımın 117sinde&nbsp; nevruz yazı girer bunun orucu tutulmaz.127 sinde &ccedil;ıkar.hıdırıllez 52-45 arası 7 g&uuml;n h&uuml;km&uuml; vardır. BU 7 g&uuml;n i&ccedil;inde cem&rsquo;lere oturulur bu şu demektir bir insan vefat ettiği zaman 40 g&uuml;n&uuml; ge&ccedil;meden 40&rsquo;I yapılır.yılı ge&ccedil;meden yapılır bizde nevruzu 7 g&uuml;n i&ccedil;inde hizmetler g&ouml;r&uuml;lm&uuml;ş olması gereklidir.G&ouml;rg&uuml;,Hizmet şuna benzetebiliriz ;bir bakır kazanı nasıl hersenene kalaylatırsak temiz olması i&ccedil;in,hizmet ve g&ouml;rg&uuml; g&ouml;r&uuml;nmenin canların bir şu&ccedil;u olmadığı cem temiz olarak gelmiş oluyorlar nevruz i&ccedil;in de şunu belirtmek istiyoruz ; mart ayının 21. g&uuml;n&uuml; g&uuml;neş ko&ccedil; burcuna&nbsp; girdiği an ilkbaharın ilk g&uuml;n&uuml; nevruz yani yeni g&uuml;n sayılır zerduş dilinde kahinatın yaratıldığı g&uuml;n olarak kabul edilen&nbsp; ve bayram sayılan g&uuml;nd&uuml;r.İslamda veda haccı&rsquo;nın arefe g&uuml;n&uuml; martın 8ine bayramda 9 una rastlamıştır.Hac&rsquo;dan d&ouml;n&uuml;şte Mekke şle Medine arasında GAdirhum denilen yerde hz muhammedin hz ali nin alinin tutarak orada bulunanlara hitaben ben kimin mevlası yani velisi isem Ali de onun meblasıdır diye buyurmuştur. O g&uuml;nde ayın 19uncu tesad&uuml;f etmiştir.Bu nedenler hz ALİ taraftarları ehlibeyt ve tarikat ehli olanlar nevruza b&uuml;y&uuml;k bir kutsiyet vermişler bu g&uuml;n&uuml; bayram saymışlardır&nbsp; Bektaşi ve Alevilerce nevruz hz alinin doğduğu g&uuml;n olarak kabul edilmiştir:bektasiler g&uuml;neşin ko&ccedil; burcuna girdiği saat ten &ouml;nce meydanlarında toplanırlar baba 12 imama salavatı ihtiva eden salavatnameyi ve nadı ali,yi (naat-ı Ali okur) Nevruz ayı aynı zamanda T&uuml;rklerin ergenekon&rsquo;dan &ccedil;ıkışınıda simgeler nevruz trakyadaki Bektaşilerin vazge&ccedil;ilmez bir adeti olup gelenekte bayram kutlaması olarak &ouml;nemli bir yere sayiptir Trakya Bektaşi meydanlarında &ouml;zel bir erkan ile kutlanan nevruz da g&uuml;n&uuml;m&uuml;z miladi takvimine g&ouml;re 20 martı 21 marta bahlayan gce erkanına g&ouml;re ayin-i cem yapılır.Eğer dedenin baktığı ocaklar tayfalar diğer bir anlamıyla mahalleler fazla ise bunu daha &ouml;nceden başlaması gerekmektedir.b&ouml;ylece cem&rsquo;e davam edilir  </p>
<p> 4-SON BİRLİK bunu da &ouml;ncelikle belirtelim ki son birliğin manası; mayıs ayında olur tarım işlerine ve yaz işlerine zararı olmaması i&ccedil;in&nbsp; adına son birlik denmiştir.Bundan başka cem yok anlamına gelmez.Diğer cemlerde &ccedil;arağa toplanan paralar bu son birlik ceminde yiycek,i&ccedil;icek,kurban alınır yukarda belirtimiz şekilde cem&rsquo;e devam edilir.Bu 4 cem bir yılda 4 g&uuml;l a&ccedil;ar(bah&ccedil;ede a&ccedil;an g&uuml;l demek değildir !) </p>
<p> 1-İLKBİRLİK CEMİ  </p>
<p> 2- MUHARREM CEMİ </p>
<p> 3-NEVRUZ CEMİ  </p>
<p> 4-SON BİRLİK CEMİ  </p>
<p> &Ouml;zel cemler oturulmazsa da olur mecburi oturulması gereken ve her yıl oturalan sabit cemlerdir.diğer cemlerde eski takvime g&ouml;re kasımın 55-60 arası koru baba cemi&rsquo;ne oturlur. Kasım 60-70 arası &ouml;ks&uuml;z(k&uuml;&ccedil;&uuml;k) t&uuml;rbede baba cemine&nbsp; oturulur.kasım 70-80 arası b&uuml;y&uuml;k t&uuml;rbe&nbsp; baba cemine oturulur.Yine kasım 80-90 arasında odmanbaba cemine&nbsp; oturulur.İNSANLARIN &ouml;l&uuml;m&uuml; halinde kırkı girmeden 30 g&uuml;n&uuml; ge&ccedil;tikten sonra, kırk cemi yapılır.Birde 1 yılı dolamdan&nbsp; iki kurban kesilir biri cemden &ccedil;ıkış kurbanı diğeride posttan d&uuml;ş&uuml;r&uuml;l&uuml;ş kurbanı kesilir.kırkında da aynı şekilde 1 kurban kesilir ancak maddi durumuna g&ouml;re değişir. </p>
<p> 11-BOLLUK CEMİ bu cemi durumu ii olanlar,bol mahsul alanlar,hedefine oluşanlar,başında ii veya k&ouml;t&uuml; olay ge&ccedil;enler.Bolluk cemi yaparlar t&uuml;m masrafları bolluk cemini yapanlara aittir. </p>
<p> 12-RAHBER TALİP GEZELERİ yapılır bunlar sembolik cem şeklindedir. </p>
<p> 13-MUSAYİPLİK GEZELERİ yapılır bunlar sembolik cem şeklindedir. </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> TRAKYADA CEM </p>
<p> Bir ka&ccedil; g&uuml;n &ouml;ncesinden saki postunda oturan saki baba cerağ&#8217;cı babayı bulur hangi g&uuml;n cem olacaksa ,m&uuml;rşidi dedeyi bulup falanca gece dede cem&#8217;e oturmak istiyoruz g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; alırlar.O gece dede i&ccedil;inde olumlu ise hazarlıklara başlanır.Kurban alınır adaklar cem evine getirilmeye başlanır &ccedil;eşitli adaklar olabilir meyve,meyveli i&ccedil;ecekler,aydınlık(mum)g&ouml;nl&uuml;nden kopanlarda kaşık,havlu,ekmek,lokma, &ccedil;eşitli adaklar gelir. </p>
<p> Saki baba cem olacağı g&uuml;n yine dedeyi hal hatır sormak i&ccedil;in g&ouml;r&uuml;ş&uuml;r hazırmısın diye sorar ve bazı bilgileri verir .Dede hazır olduğunu s&ouml;yleyince saki baba tekrar okuyucuyu(davet&ccedil;iyi) bulup cem katılacak olan canları tektek bulup akşama cem evinde cem&#8217;imiz var s&ouml;yleyip davet eder.Her davetli cem de yiyip i&ccedil;ecegini evinde hazırlar.&Ccedil;antasını alıp akşam olduğu zaman cem giderler.Her gelen can i&ccedil;eri girişte dedenin &ouml;n&uuml;nde bir niyaza varıp oturur.Davetlilerin hepsi geldiği zaman saki baba dedeye;gelecek olan canlar geldi tamamız; deyip dedeyi bilgilendirir.Dede saki babaya;postun(seccade)yere serilmesini &uuml;&ccedil; niyazla s&ouml;yler,post yere serildiğinde dede m&uuml;rşit postundan başlayarak baş cerağ postu,&ccedil;erağ;&ccedil;ı postu,himmat postu,kurbancı postu,saki postu,g&ouml;z&ccedil;&uuml; postu,zakir babaların postu,karak&ouml;&ccedil;ek(karababa)postu,anabacı(dedenin hanımı)postu,pervane baba postu,kapıcı postu dede niyazları bitirdiğinde ortaya gelir;m&uuml;rşit postunun &ouml;n&uuml;nde dar da dikilir ;eyvallah c&uuml;m&uuml; c&uuml;mleye;der secdeye kapanıp niyaza varır,ayağa kalkıp ;eyvallah Allah dost evine;diyip yine niyaza varır niyazda iken ;c&uuml;mle akşamlarınız aşk olsun hoş geldiniz sefa geldiniz; der m&uuml;rşit postun duasını yapıp yerine ge&ccedil;ip oturur.Ardından &ccedil;erağ;&ccedil;ı baba dedenin &ouml;n&uuml;ne 3 niyazla gelir sırasıyla dedenin yaptığı şekilde aynısını yapar niyazlarını bittiğinde yerine ge&ccedil;er,t&uuml;m post sahipleri aynı şekilde yapıp yerlerine ge&ccedil;erler. </p>
<p> Cemdeki hizmet durumlarına g&ouml;re canlar da sırasıyla niyazlara varırlar (gelen yaşlı misafirlere canlar &ouml;ncelik verir)t&uuml;m niyazlar bittiğinde sakieyvallah dede; diyip ;niyazların tamamlandığını s&ouml;yler dede c&uuml;mle akşamlarınız aşk olsun c&uuml;mletten hoş geldiniz sefa geldiniz;diyip hal hatırlarını sorar bu sormalar dededen sonra canlar ile karşılıklı devam eder.Sonaerdiğinde saki anabacıya ;su dağıtmalarını;işaret eder,sembolik olarak su dağıtılır(su dağıtılmasının sebebi;kerbelada imam H&uuml;seyin efendimizin susuz şehit edildiği i&ccedil;in bir gecelik onun &ccedil;ektiği acıları anımsamak ve onu hatırlamak i&ccedil;in cem dağılıncaya kadar su i&ccedil;ilmez şayet i&ccedil;en olursa g&ouml;r&uuml;l&uuml;rse dede tarafından cezalandırılır)su dağıtım işi bittiğinde her canın evinden getirdiği lokmalar ve diğer benzer adaklar dede tarafından okunmak i&ccedil;in istenir dede duasını bitirdiği zaman adaklar hazırlanmak &uuml;zere &ccedil;ıkartılır kurbancı kurbanları kestiği zaman haber gelir cerag;lar yakılmaya başlar(mumlar) cerağ;&ccedil;ı baba duasını okur dedeye ;eyvallah;diyip t&uuml;m i&ccedil;eridekilere dede sorar ;biri birinden incilen g&uuml;cenen can varmı?diye ;hak Muhammet Ali;nin yolunu s&uuml;receğiz Muhammet Mustafa;nın &ccedil;ırağını uyaracağız;tekrar edip ;biri birinden incilen g&uuml;cenen can var mı?canlar;eyvallah;derler 3 dolu 1 h&uuml;mmet i&ccedil;tikten sonra biri birinden şikayet&ccedil;i olan canı yola kayıt olanı i&ccedil;eri alırız yola kayıt olmayanı kapı dışarı kovarız.Dede ;kabul m&uuml;;diye sorar canlar ;eyvallah;derler dede; hak erenler su&ccedil;undan g&uuml;nahından ge&ccedil;miş bizde ger&ccedil;eklere h&uuml; diyelim;ardından cerağ;&ccedil;ı baba baş cerağ;tan uyardıktan sonra dedenin &ouml;n&uuml;nde cerağ;ı uyarma duasını yapıp dedeye ;eyvallah;der dede de;&ccedil;erağ;&ccedil;ı i&ccedil;in hizmet duasını okur.Sonra &ccedil;erağ;&ccedil;ı sırasıyla karak&ouml;&ccedil;ek(karababa)&ccedil;erağ;ını,saki baba &ccedil;erağı;nı uyarır(mumunu yakar)ve postlarına teslim edip yerine oturur.Dede akşam namazlarını kıldırmak i&ccedil;in t&uuml;m canları davet eder.Akşam namazları kılındıktan sonra yine cerağ;&ccedil;ı niyazla dedenin &ouml;n&uuml;nde dar da durur,ardından saki ve anabacı darda (ayakta) beklerler onların hizmet dualarını dede okur,okuduktan sonra sırasıyla yerlerine otururlar(yeri gelmişken;&ccedil;erağ;&ccedil;ının belinde bağlı kuşağı saki &ccedil;&ouml;zer.Dede ;&ccedil;erağ;lararınız aydın olsun muhabbetleriniz aydın olsun;der canlar da ;eyvallah diyip;cem devam ederler sırada baş okumaya gelmiştir post sıralarına g&ouml;re canlar baş okuturlar(ta&ccedil; tekbirleme,musahipliği duası ayrı m&uuml;sayip olmayanlara ayrı okunur) bu işlem bittiğinde.Sembolik olarak Allah Muhammet Ali dolusu verilir, 3 dolu 1 himmet dolusu verildiğinde Bektaşi bağdaşı kurabilir canlar.Hazırlanmış olan lokmalardan birer tane alınıp duası okunur(ama lokmalar o an i&ccedil;in yenilmez)sıra zakirlerdedir sazını alıp i&ccedil;eri gelmişlerdedir.3nefes s&ouml;ylenir 4nefes ise,bolluksa bolluk nefesi,&ouml;l&uuml;m ise &ouml;l&uuml;m nefesi buna benzer nefesler s&ouml;ylenir.(nefes=kuran;dır) nefeslerimiz T&uuml;rk&ccedil;e s&ouml;ylenir anlaşılmayan dil ile yapılan ibadet ve okunan kitap taklit ve yalancılıktır.Nefesler s&ouml;ylenirken hi&ccedil; kimse konuşmaz canı g&ouml;n&uuml;lden dinler dede yeri geldiğinde a&ccedil;ıklamalar yapar nefesler hakkında.Bu d&ouml;rt nefes bittiğinde cem başlanmadan &ouml;nce pervane baba dışarı &ccedil;ıkmıştır(g&ouml;z&ccedil;&uuml;)elinde sembolik sopasıyla gelir dışarıda g&ouml;z&ccedil;&uuml;l&uuml;k yaptığı i&ccedil;in hayırlı himmet duasını ister.Sembolik olarak hizmet dolusu verilir ve dede duasını yapar g&ouml;revini bitirmiş olur.Ardından ciğer ci ana &ccedil;ağrılır tas i&ccedil;inde pişmiş ciğer ile gelir ciğerin hayırlı duası okunur sırasıyla kurbancı gelir ve kurbancı gelmesi demek her işin bittiği anlamına gelir.Sıra KIRKLAR semahına gelmiştir sembolik olarak kırklar dolusu verilir,bu doluyu sunan(kabul eden) kırklar semahını &ouml;z&uuml;r&uuml; yoksa d&ouml;nmek mecburiyetindedir.Semah bittiğinde semah d&ouml;nenlerin duaları(g&uuml;lbeng)leri okunur ardından otururlar( zakir babalar ise ayakta beklerler)onlarında ayrı olarak hizmet duaları okunur ardından yerlerine ge&ccedil;erler.Zakirler semah nefesleri &ccedil;almaya başlarlar ilk &ouml;nce sakiler semah d&ouml;ner iştahlı olan canlar sırasıyla kalkıp semah d&ouml;nerler (2şerli, 4;erli ,6;şarlı cem evinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne g&ouml;re semah d&ouml;nenlerin sayısı değişir. </p>
<p> Semahlar bittiğinde zakirler (4ler nefesini s&ouml;ylerler 4ler samahı d&ouml;n&uuml;l&uuml;r 4 de anabacıdır) sofra nefesini s&ouml;ylemeye başlarlar.Anabacı ise s&uuml;p&uuml;rge elinde beklemektedir ;desta post eyledik denildiği zaman anabacı 3 sefer s&uuml;p&uuml;r&uuml;r gibi yapıp 3 sefer de niyaza varır,yerine ge&ccedil;ip oturur zakirler ise kaldığı yerden davam ederler,sofra &ccedil;ırak dendiği zaman saki baba sofrayı getirir,ortaya koyar &ouml;ylece s&ouml;ylenen nefesi takip etmektedir.Nefesin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde alır sofrayı dar da bekler yine bir d&ouml;rtl&uuml;ğ&uuml;n i&ccedil;inde ağırman şeklinde sofrayı d&ouml;nd&uuml;rerek(&ccedil;evirerek) yavaş&ccedil;a yere bırakır dede sofra i&ccedil;in bir dua okur.Zakirlerin son d&ouml;rtl&uuml;kte pir sultan ge&ccedil;tiğinde,t&uuml;m canlar ;Allah Allah;nefes bittiğinde dede yine zakirler i&ccedil;in duasını okur ;akşamdan beri s&ouml;ylediniz anlıyana sivrisinek saz anlamıyana davul zurna az;der şu anda cem;de ibadet kısmı ge&ccedil;ici bir s&uuml;re yemek yemek i&ccedil;in ara verilmiştir.Yemekler yenir yemek bittikten sonra başlangı&ccedil;taki gibi bitiş duasıda okunur.Sofralar kalkar sıra gelmiştir akşamdan beri hizmet edenlere hizmet sayipleri dar dururlar duaları yapılır topluca niyaza varırlar yerlerine otururlar,bu arada dışarıda &ccedil;alışan hizmet sayipleri i&ccedil;eride ka&ccedil; kişi var ise ona g&ouml;re torbalarını hazırlarlar eve gidecek olanlar yine sırasıyla dedeye niyaza varırlar musade isterler eve giderken canların getirdikleri yiyecekler eşit bir şekilde b&ouml;l&uuml;n&uuml;p canlara pay edilir ve her eve giden can torbasını alır gider.Dede ise cerağ;ları sır etme duasıyla sırlar b&ouml;ylece cemimiz bitmiş olur. </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> TALİP GETİRME </p>
<p> (talip getirme kapının dış kısmında okunacak) </p>
<p> Bismişah Allah,Allah&nbsp; eşiğine koydum&nbsp; ben canı veser&nbsp; ta vucudu sefa c&uuml;nkefer Allah alah (kapının i&ccedil;eri girilcek)h&uuml;&uuml; erenler erenlere uzak gittik yakın geldik b&uuml;lb&uuml;l olup dizara geldik&nbsp; hakka halimizi arz etmeye geldik erenler bizi&nbsp; i&ccedil;eriye alırsa ko&ccedil; kuzu alıp meydana geldik bir cemali Muhammet kemali hasan H&uuml;seyin ali&rsquo;yi bilen de salavat Allah,Allah eyvallah sonra cem evinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne g&ouml;re 25 santim y&uuml;r&uuml;r  </p>
<p> BU can kardeş aşk olmuş yola gelmiş </p>
<p> Ko&ccedil; kuzulu kurban getirmiş sırımıza sırdaş yolumuza yoldaş c&uuml;mlemize kardeş olcak emri m&uuml;rşide getirelim mi ne buyurursunuz can kardeşler bir cemali Muhammet kemali hasan H&uuml;seyin Ali&rsquo;yi bilen de salavat Allah,Allah eyvallah  </p>
<p> E selamın Ali kim ehli şeriyat,şeriyat bahrına daldım meclisi musahada huzuru mahşerde y&uuml;z&uuml;n pak ola bir cemali Muhammet kemali hasan H&uuml;seyin ali&rsquo;yi bilen&rsquo;de salavat Allah allah eyvallah  </p>
<p> E selamın Ali kim ehli tarikat,tarikat bir yadigar derler ona niyaz eder pirler ona her kim kıdem bassa vucudu pak olur derler bir cemali Muhammet kemali hasan H&uuml;seyin ali&rsquo;yi bilen de salavat Allah alah eyvallah  </p>
<p> E selamın Ali kim&nbsp; ehli marifet marifet bahrına daldım vucudum pak edip geldim erenler meydanı hatır deyip canım feda kıldım bir cemali Muhammet kemali hasan H&uuml;seyin ali&rsquo;yi bilen&rsquo;de salavat Allah alah eyvallah  </p>
<p> E selamın Ali kim&nbsp; ehli&nbsp; hakikat hakikat meydana &ccedil;ıktı c&uuml;mpeyda itat edip geldi zemin eteğine bir cemali Muhammet kemali hasan H&uuml;seyin ali&rsquo;yi bilen de salavat Allah alah eyvallah  </p>
<p> &Ouml;z&uuml;m darda y&uuml;z&uuml;m yerde erenler meydanında&nbsp; hak divanında biz can kardeşlerinden&nbsp; incilmiş g&uuml;cenmiş can varsa dile geldin bile gelsin tarikatta bıynum iğe geldi sin allah allah eyvallah </p>
<p> İnnala meletuka yosun ile ellezine amin salli teslime el ele el&nbsp; bile&nbsp; el muhammet Ali&#8217;nindir dede talibe nasiyat eder ve rahbere teslim eder </p>
<p> Verdiğimiz ikrarla aldığımız nasiyatla bende hayırlısı seydullah ederim  </p>
<p> Bismillahirrahmanirrahim elhamdurullah gelbe olduk bizde yetmiş ikinci&nbsp; fıkradan dahi olduk hoş huda canı candan aşıkız hıcı elabayya&nbsp; abu gaffletten &ccedil;ıkıp doğru yola bastık can g&ouml;z&uuml;yle kıldık g&ouml;r&uuml;şt&uuml;k meshepimiz caferidir&nbsp; hayrullah da el yuduk  </p>
<p> bir dahi cuda verdiğimiz 12 imam lara&nbsp; bel bağladık g&ouml;n&uuml;l verdik rapperim oldu muhammet m&uuml;rşidim ali g&uuml;l murtaza bir cemali Muhammet kemali hasan H&uuml;seyin ali&rsquo;yi bilen&rsquo;de salavat Allah alah eyvallah&nbsp; der simdi rahberi talibe dededen başla der niyazlara varmaya 12 postlar niyazlarına varılır &ccedil;ok&nbsp; kalaba ise el &ouml;perek b&uuml;y&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;zetilmez t&uuml;m canların eli &ouml;p&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde dede taliplere duasını eder rahberi taliplerini eline alıp oturacağı yere ilk &ouml;nce rahber niyaz eder erkek olanı oturtur&nbsp; sonra tekrar niyaz eder&nbsp;&nbsp; oturttugu erkeğin hanımını oturacağı yere oturtur. Rahberi ilk &ouml;nce erkek talibine postunu m&uuml;barekler sonra diger kadın talibin postunu m&uuml;barekler sonra dede yerinden kalkar her iki talibinde postlarını m&uuml;barekler(tebrik eder) sonrada sırasıyla post sıralararına g&ouml;re t&uuml;m canlar tebrik eder  </p>
<p> NOT: bu yarım cem dir m&uuml;sayip&nbsp; cemi olursa erkan cemi denir m&uuml;sayip olmayanlar cemi kesinlikle alınmaz  </p>
<p> Kaynak: <a href="http://www.trakya-alevi.com/">http://www.trakya-alevi.com</a> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kizildeli-ocaginda-musulca-suregi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>TRAKYA VE BALKANLARDA BEKTAŞİLİK</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/trakya-ve-balkanlarda-bektasilik/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/trakya-ve-balkanlarda-bektasilik/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 02 Mar 2008 12:47:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Refik ENGIN]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/trakya-ve-balkanlarda-bektathylyk/</guid>
				<description><![CDATA[TRAKYA VE BALKANLARDA BEKTAŞİLİK Refik Engin &#214;nce Trakya&#8217;da Ehli-Beyte bağlı olan , tanıtmaya &#231;alışacağımız bu tarikatların g&#252;n&#252;m&#252;zde bazı kişilerce ALEVİ olarak adlandırılması yanlıştır . G&#252;n&#252;m&#252;zde Trakya&#8217;da ehl-i beyte bağlı tarikatları iki b&#246;l&#252;mde inceleyebiliriz .Bunlardan biri Balım Sultan evveli Bektaşi erk&#226;nına bağlı olan&#160; ocaklar ile&#160; Balım Sultan erkanına bağlı olanlardır. Diğeri ise Ehli Beyte bağlı olan ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>TRAKYA VE BALKANLARDA BEKTAŞİLİK</p>
<p> Refik Engin<br /> &Ouml;nce Trakya&rsquo;da Ehli-Beyte bağlı olan , tanıtmaya &ccedil;alışacağımız bu tarikatların g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bazı kişilerce ALEVİ olarak adlandırılması yanlıştır .</p>
<p> G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Trakya&rsquo;da ehl-i beyte bağlı tarikatları iki b&ouml;l&uuml;mde inceleyebiliriz .Bunlardan biri Balım Sultan evveli Bektaşi erk&acirc;nına bağlı olan&nbsp; ocaklar ile&nbsp; Balım Sultan erkanına bağlı olanlardır.<br /> Diğeri ise Ehli Beyte bağlı olan Şeyh Bedreddiniler olarak inceleyebiliriz.</p>
<p> Hacı Bektaş Veli sonrası Bektaşiliği uygulayanlar , g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Anadolu&rsquo;da Trakya ve Balkanlarda halen devam etmektedir . Devam edenler i&ccedil;erinde Seyit Ali Sultan&rsquo;a bağlı Kızıldeli Bektaşileri ile Abdal Musa erkanına bağlı olanlar bilinmektedir .<br /> &nbsp; <br /> Balım Sultan&nbsp; evveli Bektaşi&nbsp; erkanı&nbsp; uygulayan ,&nbsp; Trakya&rsquo;daki&nbsp; Ehli Beyt tarikatları&nbsp; şunlardır:<br /> Seyit Ali Sultan&nbsp; erkanı&nbsp;&nbsp; uygulayan&nbsp; Kızıl Deli&nbsp; Bektaşileri ve aynı tarikatın evladiye kolu olan ,&nbsp; Ali Ko&ccedil; Baba Bektaşileridir.<br /> &nbsp;Otman Baba ve Akyazılı Sultan Bektaşileri&nbsp; Trakya&rsquo;da Babailer&nbsp; olarak bilinmektedirler.</p>
<p> Trakya ve Balkanlarda Hacı Bektaşi Veli sonrası Bektaşiler:</p>
<p> Seyit Ali Kızıldeli Sultan yolu erkanına bağlı&nbsp; olan Er oğulları.<br /> Eroğlu kavmi(Eroğulları)topluma verilen bu ad&rsquo;a&nbsp; sadece Mehmet Er&ouml;z&rsquo;&uuml;n Alevilik ve Bektaşilik adlı eserinde&nbsp; rastladık. Halk ise kendilerine DAĞLI&nbsp;&nbsp; dendiğini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Zamanla Eroğlu isminin yerine Dağlı s&ouml;z&uuml; lakap olarak yerleşmiştir.</p>
<p> &nbsp;Seyit Ali Sultan d&ouml;neminde belli&nbsp; bir zaman kabilenin t&uuml;m&uuml;ne Kızıldeli denmiştir. <br /> Bu Yunanistan sınırları i&ccedil;inde olan Dimetoka kentinde bulunan Kızıldeli tekkesinden dolayı bu adı almıştır . Bu kabilenin bir kısmı ise Bulgaristan&rsquo;daki Alvanar ,Veletler ve K&uuml;&ccedil;&uuml;kler k&ouml;ylerine yermişlerdir .<br /> Y&ouml;rede bulunan Kızıldeli ırmağı hem kabileye hem de Seyit Ali Sultan&rsquo;a&nbsp; lakap&nbsp; olarak verilmiştir. <br /> Kızıldeli Vakfı 1402 yılından&nbsp; başlayarak &ccedil;eşitli zamanlarda&nbsp; bazı padişahlar tarafından varlığı kabullenilmiş ve gerekli yardımlar yapılmıştır.<br /> Yıldırım Beyazıt zamanında&nbsp; vakfın sınırları B&uuml;y&uuml;k Viran bucağı,Tanrı b&uuml;k&uuml; ve&nbsp; Turfillu Viranı olarak kayıtlarda yer almaktadır .Sultan Selim zamanında ise vakfın sınırları Ak Viran ,Tatar Viran, Kavacık, Tatarlık mezraları olarak kayıtlara ge&ccedil;miştir. <br /> 1927 yılında&nbsp; Seyit Ali Sultan KIZILDELİ VAKFINA&nbsp;&nbsp; bağlı&nbsp; yirmi d&ouml;rt&nbsp; k&ouml;y&uuml;n varlığı bilinmektedir. Bu k&ouml;ylerin isimleri şunlardır:</p>
<p> Kanberler&nbsp;&nbsp; ,Ahlat&ccedil;ık&ouml;y&nbsp; ,Yılanlı, Kara&ouml;ren , K&uuml;t&uuml;kli ,&nbsp; Mesimler ,.Encekk&ouml;y ,Kirezli&nbsp;&nbsp; ,Dervent&nbsp; ,Armutlu, Aşağı Tekke , &Ouml;merler , Pir Pınarları ,Hacı Bağı1, Sarp Dere,&nbsp; Maskarlar, İmanlar,.Elebiler, Sucahla,.B&uuml;y&uuml;k Dervent,Se&ccedil;ek sırtı,&nbsp; Horasan Karısı, Ballıkaya,&nbsp; Cuva koru, .Aşağı Mahalle,.Kuş Pınarı ve&nbsp; Yazılı Taş&rsquo;tır. </p>
<p> Bu listeye ilave olarak Kuşanlar ve &Ccedil;ilingirler k&ouml;yleri de vardır. Bulgaristan&rsquo;ın Kırcaali sanacağına bağlı&nbsp; Ortak&ouml;y ,(İvaylov-grad)Yukarı ve Aşağı Y&ouml;r&uuml;kler k&ouml;y&nbsp; sakinleri bu topluma aittir. <br /> Kızıldeli yolunu devam ettirenler, Dedelerini , Balım Sultanlılar gibi ehli olanlardan se&ccedil;iyorlar .Bunların hala bu toplumun t&uuml;m&uuml;n&uuml; temsil eden bir lider se&ccedil;emediklerini g&ouml;r&uuml;yoruz.<br /> Kızıldeli ocağında halen AREN olarak adlandırılan bir&nbsp; topluluk da vardır. Halk arasında AHREN veya AREN denilmektedir . Bu toplumun aslında Pomak T&uuml;rklerinden bir gurup olduğu&nbsp; s&ouml;ylenmektedir.</p>
<p> Bug&uuml;n Marmara B&ouml;lgesinde tespit ettiğimiz Kızıldeli koluna bağlı&nbsp; merkezler şunlardır: <br /> Tekirdağ,merkeze bağlı Işıklar k&ouml;y&uuml;, Malkara&rsquo;ya bağlı olan k&ouml;yler, Yeni Dibek, Sarı Polat,Yaylag&ouml;ne, Edirne Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;ye bağlı Kavak mahallesi,Meri&ccedil; il&ccedil;esi ve Umurca, Nasuhbey, Feruzk&ouml;y, &Ccedil;&ouml;p k&ouml;y,Akıncılar, Harmanlı,&Ccedil;avuşlu, Maksutlu, Alibeyk&ouml;y, B&uuml;y&uuml;k&nbsp; ve K&uuml;&ccedil;&uuml;k Altıağa&ccedil;, Eskik&ouml;y Yakupbey, &Ccedil;oban Pınarı, T&uuml;rkobası ,Tevfikiye, Balaban, , İbriktepe, Yenik&ouml;y, Hıdırağa,K&ouml;şan &Ccedil;iftliği,Musulca ve İskender k&ouml;yleri L&uuml;leburgaz&rsquo;ın&nbsp; Evrensekiz, Kırklareli&rsquo;de İslambey,(Bulgaristan ORTAK&Ouml;Y DEN GELENLER&nbsp; kumrular ,İslambey ve orta k&ouml;ye yerleşmiş.) Kumrular ve İnece k&ouml;y&uuml; de bu kabile&nbsp; k&ouml;ylerindendir. </p>
<p> Bursa ilinde Ortak&ouml;y,Atıcılar ,İsmetiye ,(Kelesen)G&uuml;l Bah&ccedil;e mahallesinde&nbsp; 3 adetdede ve 4 adet ocak vardır.<br /> &nbsp;Eminbey&nbsp; &Ccedil;iftliği mahallesinde de bir ocak bulunmaktadır . Yine Bursa ilinin&nbsp; Orhangazi&rsquo;ye bağlı Orta k&ouml;y, Bursa&rsquo;ya bağlı Kazıklı k&ouml;y&uuml;,Yalova&rsquo;ya bağlı Aşağı&nbsp; ve Yukarı Kocadere,G&ouml;k&ccedil;edere k&ouml;yleri, İneg&ouml;l&rsquo;e bağlı Kurşunlu, Kemalpaşa&rsquo;ya bağlı Kumkadı,Bursa&rsquo;nın Kestel il&ccedil;esi, İznik&rsquo;e bağlı Kurşunlu da Kızıldeli yoluna bağlıdırlar.</p>
<p> &nbsp;ALİ KO&Ccedil;LULAR.<br /> Bu kabilenin&nbsp; Rumeli&rsquo;ye&nbsp; Seyit Ali Sultan ile birlikte&nbsp; yerleştiği sanılmaktadır. Kabilenin kesin olarak ka&ccedil; yılında&nbsp; ikiye ayrıldığı bilinmemektedir .<br /> Bulgaristan&rsquo;da&nbsp; Veletler ,K&uuml;&ccedil;&uuml;kler ve Alvanar k&ouml;ylerinde toplu olarak bulunuyorlarmış. İsliven e bağlı k&ouml;yler imiş.<br /> Bu kabileden olanların&nbsp; bulundukları yerler ; Tekirdağ&rsquo;ın Muratlı İl&ccedil;esi,buraya bağlı Aydın K&ouml;y, Kırklareli&rsquo;de, Devletliağa&ccedil;, Umur&ccedil;a, Terzidere,Taş tepe(Tas tepe) Demirk&ouml;y,Hamza Bey, K&uuml;&ccedil;&uuml;k Karıştıran, Evrensekiz, Sivriler.&nbsp; &Ccedil;orlu da Paşaalan, &Ccedil;orlu ve Sağlık&nbsp; mahallesinde toplu halde bulunmaktadırlar. Aynı toplumun Eskişehir&rsquo;de Seyit Gazi&rsquo;ye bağlı B&uuml;y&uuml;k Yayla ,Bozh&ouml;y&uuml;k&nbsp; k&ouml;yleri vardır.<br /> &nbsp;<br /> BABAİLER .Aslında Otman Baba ya bağlı olanlara verilen addır .Babailiğin Balkanlarda&nbsp; 16. y&uuml;zyıldan itibaren yayılmaya&nbsp; başladığı sanılmaktadır.&nbsp;&nbsp; </p>
<p> &Ccedil;orlu&rsquo;da&nbsp; bulunan Babailer ise aslında&nbsp; Balım Sultan evveli Bektaşiliği uygulayan Otman Babanın&nbsp; uyardığı Bektaşilerdir. <br /> Bedri Noyan Trakya da ve Balkanlarda Bektaşilik araştırmasında bu gurupların Bektaşi olduklarını delilleri ile ispat etmiş.<br /> Trakya da Babailerin &ccedil;oğunluğu &Ccedil;orlu il&ccedil;esindedir. Edirne de&nbsp; K&ouml;şan &Ccedil;iftliği ile L&uuml;leburgaz da Turgutbey , Pancark&ouml;y , Pınar başı, İğneler, Ahmet bey,&Ccedil;orlu&rsquo;da, Beyaz k&ouml;y,T&uuml;rkmenli, T&uuml;rkg&uuml;c&uuml;, Yenice ,&Ccedil;anta, &Ccedil;orlu da Kovacık Mahallesi. Tekirdağ merkezine bağlı H&uuml;sunlu,&nbsp;&nbsp; G&uuml;nd&uuml;zl&uuml; ve K&ouml;se İlyas&nbsp; k&ouml;yleri ile İstanbul &Ccedil;atalca&rsquo;ya bağlı &Ccedil;anak&ccedil;a&nbsp; k&ouml;ylerine yerleşmişlerdir .</p>
<p> &nbsp;İstanbul&rsquo;un Zeytin burnu,Sefa k&ouml;y ve Feruz k&ouml;y de toplu halde bir arada bulunmaktadırlar. Burada başlarında&nbsp; tarikatı y&ouml;neten liderleri vardır.</p>
<p> Babailerin geliş yeri Bulgaristan&rsquo;dır. Alan mahalle, Pındıcak, Koşukavak, Koca kışla ,G&uuml;ve&ccedil;ler, Ko&ccedil;aşlı,&nbsp; Beyk&ouml;y, Hask&ouml;y, Karamanlar, Bocuklu,S&uuml;rmenler Kararlar, Balolar, Elmalı&nbsp; k&ouml;ylerine ilave olarak Kırcaali y&ouml;resinde&nbsp; Babalar&nbsp;&nbsp; k&ouml;y&uuml;n&uuml;n&nbsp;&nbsp; Dede mahallesi , Kayaaltı&nbsp; (s&uuml;rmenler).Mandacılar&nbsp; k&ouml;yleridir. T&uuml;rkiye sınırları i&ccedil;inde L&uuml;leburgaz a ve &Ccedil;anakkale civarlarına da g&ouml;&ccedil; edenler olmuştur .</p>
<p> AKYAZILI SULTAN&rsquo;a bağlı&nbsp; olanlar.</p>
<p> Akyazılı Sultan :Bektaşiler arasında&nbsp; yaygın bir s&ouml;ylentiye g&ouml;re, Hacı Bektaş Veli ardalarındandır. 16.cı y&uuml;zyılda yaşamıştır. Asıl adı İbrahim&rsquo;dir. Otman Baba&rsquo;nın yol evladıdır.&nbsp; </p>
<p> Tekirdağ iline bağlı&nbsp; &Ccedil;orlu il&ccedil;esinin &Ccedil;EŞMELİ k&ouml;y&uuml;nde bulunan AKYAZILI ya bağlı olanlar da Babailerden pek farklı değildir .<br /> Bulgaristan&rsquo;ın Varna&nbsp; vilayetine bağlı Şumnu&nbsp; il&ccedil;esinin Aşağı Kumluca k&ouml;y&uuml;&nbsp; halkının&nbsp; Akyazılı erkanına&nbsp; bağlı olduklarını biliyoruz . Akyazılıların bir kısmı&nbsp; hala İstanbul&rsquo;da Zeytinburnu ve Bah&ccedil;elievler&rsquo;de oturmaktadırlar. 1927 yılında &Ccedil;eşmeli ve&nbsp; Sel Veli &ccedil;iftlikleri satın alarak &Ccedil;EŞMELİ k&ouml;y&uuml;n&uuml; kurmuşlar.<br /> &nbsp;Daha sonraki yıllarda&nbsp; da buraya yerleşenler olmuş.&nbsp; Hala Aşağı Kumluca k&ouml;y&uuml;nde akrabalarının var olduğunu&nbsp; erkanlarını s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;klerini s&ouml;yleniyor .<br /> &Ccedil;eşmeli ve Sel Veli &ccedil;iftliklerinin sahibi Ragıp Paşa imiş . Bu y&ouml;rede&nbsp; pek &ccedil;ok yerleşin yeri bu kişiye aitmiş .Akyazılar kendilerini Hazret-i Pire yani Hacı Bektaş a bağlı g&ouml;stermektedirler .</p>
<p> K&ouml;ken bakımından Bektaşi k&ouml;yleri olarak bilinen Kara Hıdır, Bayramşah,Dambaslar, K&ouml;m&uuml;r k&ouml;y Midye Sinanlı,Sinan Paşa,Kırklareli&rsquo;de Pınar hisar&rsquo;ın Erenler k&ouml;y&uuml;( k&ouml;y&uuml;n k&ouml;keni Kızıldelidir.Bildiri sunulduğu zaman tespit edilememişti)Bu k&ouml;ylerin nereden geldikleri tespit edilememiştir.<br /> Tekirdağ&rsquo;ın bazı k&ouml;ylerine Bulgaristan&rsquo;dan gelip yerleşen&nbsp; bazı guruplar k&ouml;ken olarak Bektaşi&nbsp; olmakla beraber bu g&uuml;n&nbsp; S&uuml;nnileşmişlerdir.</p>
<p> Bunlar ,Bulgaristan&rsquo;ın Karinabat&nbsp; merkezine bağlı Hıdırfakı(Vezenkov) Yusuflu ,Malani&ccedil;, Rup&ccedil;a, Taşarası ve Sadova, Kiremitlik&nbsp; k&ouml;ylerinden gelenler Bektaşi k&ouml;kenlidirler. Bu g&uuml;n Husunlu k&ouml;y&uuml;nde bu k&ouml;kenden bazı aileler vardır. Bu merkezlerden&nbsp; bazı aileleri&nbsp; İsparta&nbsp; ve Konya civarlarına&nbsp; g&ouml;nderilmişler. Bazı aileler&nbsp; oralara yerleşirken&nbsp; bazıları Tekirdağ&nbsp; ve &ccedil;evresine&nbsp; bazıları da b&uuml;y&uuml;k merkezlere yeniden g&ouml;&ccedil; etmek zorunda kalmışlar. Bu g&uuml;n Tekirdağ&rsquo;a bağlı Husunlu k&ouml;y&uuml;nde bu k&ouml;kenden bazı aileler vardır . Aynı zamanda bu k&ouml;yde&nbsp; Bulgaristan&rsquo;ın Kocakışla k&ouml;y&uuml;nden gelip yerleşen Babailer de vardır .</p>
<p> AMUCA KABİLESİ VE&nbsp; BABAGAN KOLUNA&nbsp; BAĞLI&nbsp; BEKTAŞİLER.</p>
<p> Trakya da Balım Sultan Erkanı uygulayan en b&uuml;y&uuml;k gurup AMUCA&nbsp; topluluğudur. Trakya&rsquo;daki Balım Sultan Erkanı&rsquo;nı uygulayan Babagan kolu Bektaşilerin merkezi Tekirdağ&rsquo;ın Kılavuzlu k&ouml;y&uuml;d&uuml;r. Amucaların ve Trakya Babagan kolu Bektaşilerini&nbsp; temsilen&nbsp;&nbsp; Kılavuzlu k&ouml;y&uuml;nde ikamet eden Halife Halil Tiryaki Baba&rsquo;dır. Balım Sultan Erkanı&rsquo;na g&ouml;re Babagan kolu Bektaşileri şuan İzmir&rsquo;de ikamet eden Dedebaba Ali Hayder Ercan &lsquo;a bağlıdırlar.<br /> Sayıca kalabalık olan &ccedil;ift tarikatlı olan Amucalar gelmektedir .Bu kabile 1868 den beri Bektaşi ve Şeyh Bedreddinin tarikatlarına bağlıdırlar . Bu kabile &ccedil;ift tarikatlıdır . 1868 yılında b&uuml;y&uuml;k bir kısmı Bektaşiliğe ge&ccedil;mesine rağmen hala k&uuml;&ccedil;&uuml;msenmeyecek bir kısmı kabilenin Şeyh Bedreddin tarikatına mensuptur .Amucların Doğu Trakya&rsquo;da&nbsp; 1877 yılında yedi k&ouml;yleri olması nedeni ile bu k&ouml;yler civarlarına yerleşim daha fazla olmuştur . k&ouml;ylerin 24 tanesi Kırklareli iline iki tanesi Tekirdağ&rsquo;a biri Eskişehir&rsquo;e diğer iki adeti Balıkesir&rsquo;e bağlı k&ouml;ylerimizdir. Bunlar Ertuğrul ve K&ouml;seler k&ouml;yleridir . ( Kaynak kişilerin verilerine g&ouml;re&nbsp; kesinleşmemiş olmasına ramen&nbsp; 2003 yılında Eskişehir&rsquo;de 3&nbsp; Balıkesir&rsquo;de 9 İzmit&rsquo;te 2 k&ouml;y adı tespit edilmiş.) B&uuml;y&uuml;klerimizin verdiği adlar ile Bu g&uuml;nk&uuml; Balıkesir iline bağlı Yenişar&nbsp; k&ouml;y&uuml; ve Şıpka k&ouml;y&uuml; olması gerekmektedir .(Bu k&ouml;ylerin İzmit ilinde olduğu s&ouml;ylenmektedir ) Ayrıca Eskişehir&rsquo;de bulunan eski adı Bel&ouml;ren veya Beleren olan bu g&uuml;nk&uuml; adı Ş&uuml;kranlı k&ouml;y&uuml;n&uuml;n de tamamı olmasa bile bir kısmının Amucalardan olduğu bilinmektedir . Ayrıca Meri&ccedil;&rsquo;in Harmanlı k&ouml;y&uuml;nde halen 20 hanenin&nbsp; ,Bulgaristan&rsquo;ın Harmanlı k&ouml;y&uuml;nden&nbsp; gelip yerleştiği bilinmektedir .Trakya&rsquo;da adını Bolca Ana Kadın evliyası olarak duyuran yeni adı ile Mutlu k&ouml;yde Amucaların k&ouml;ylerinden&nbsp; Dikencelilerin&nbsp; var olduğunu , Bolca Ana ziyaretimiz sırasından&nbsp; k&ouml;y Muhtarı Naci Yardımcı&rsquo;dan &ouml;ğrenmiştim. (Bu kayıtta k&ouml;y adının aslında Dikence değil Dikenlik olduğunu sonradan &ouml;ğrendim .Dikenlik k&ouml;y&uuml; Amucalardan değildir . Halk Dikence ile Dikenliğin aynı olduğunu sanması bizi yanıltmıştır .)<br /> Buda bize g&ouml;stermektedir ki Amucaların 1877 yılı g&ouml;&ccedil;&uuml; sırasında adını sanını bilmediğimiz pek &ccedil;ok k&ouml;ye ve b&uuml;y&uuml;k yerleşin yerlerine dağılmış oldukları sanılmaktadır .<br /> Trakya haricinde kabilenin bir kısmının Bulgaristan&rsquo;da olduğu bilinmektedir . 1989 g&ouml;&ccedil;&uuml;nde&nbsp; T&uuml;rkiye&rsquo;ye gelenlerin bazıları buradaki&nbsp; k&ouml;ylerimizle irtibat kurmuş&nbsp; &ccedil;oğunluğu ise aradan uzun zaman ge&ccedil;mesi dolayısıyla yeni yerleşim yerlerine&nbsp; gitmişlerdir .</p>
<p> Amuca Kabilesi k&ouml;ken olarak ERTUĞRUL&nbsp; Gazi soyundan gelmektedir .İki k&ouml;y&uuml;n&uuml;n adı Ertuğrul&rsquo;dur. Tarih kayıtlarında&nbsp;&nbsp; Amuga,Amuca,&nbsp; ve&nbsp; Amucalı&nbsp; adları ile yer&nbsp;&nbsp; almaktadırlar.</p>
<p> &nbsp;Haleb Rakka ve daha sonraları Kayseri&rsquo;de g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şler. Kayseri&rsquo;de kabile Şeyh Bedreddini&nbsp; tarikatına&nbsp; bağlı iken Kırklareli&rsquo;nin o zamanki adı ile KEŞİRLİK&nbsp; bug&uuml;nk&uuml; adı ile Kofcağız il&ccedil;esinin&nbsp; Ahmetler k&ouml;y&uuml;ne yerleşiyorlar. Burada kısa zamanda i&ccedil;inde on&nbsp; k&ouml;y kuruyorlar. Kırklareli (Kırkkilise) kayıtlarında&nbsp; bu 10 k&ouml;y&uuml;n bazılarının isimlerine rastlanılmaktadır .&nbsp; <br /> &nbsp;En&nbsp; eski kayıt 1491 yılında Malko&ccedil;lar k&ouml;y&uuml; adına bulunmuştur. </p>
<p> Zamanın en işlek taş yolu(Halk arasındaki adı ile İpek yolu)&uuml;zerinde olan bu k&ouml;yve diğer k&ouml;ylerimiz2.Mahmut d&ouml;neminde Ahmet k&ouml;y&uuml; tekkesinden tarikat liderleri&nbsp; Bulgaristan&rsquo;ın Yenişar (Gorno novo selo)k&ouml;y&uuml;ne g&ouml;&ccedil; ettirilmiş . Bu g&ouml;&ccedil; anında bir &ccedil;ok dağılmalar olmuş ve k&ouml;y sayıları bu devrede artmıştır . K&ouml;ylerin ne kadarında Amucaların olduğu bilinmemektedir .</p>
<p> Şeyh Bedredini Babaların t&uuml;m&uuml; Bulgaristan&rsquo;ın Yenişar k&ouml;y&uuml;&nbsp; k&ouml;kenlidir .1877 yılında 33 adet Amuca k&ouml;y&uuml; olduğu yaşlılarımızca s&ouml;ylenmektedir .Bazı k&ouml;ylerimiz Bulgaristan&rsquo;ın yeni rejim d&ouml;neminde&nbsp; birleştirilerek b&uuml;y&uuml;k k&ouml;yler oluşturulmuştur .<br /> 1877 yılı sonrasın da Trakya&rsquo;da eski k&ouml;ylere ilave olarak 19 k&ouml;y kurulmuştur .Bunlara ilave Anadolu&rsquo;da kesinleşen k&ouml;y sayımız 3 t&uuml;r .(yukarıda ilaveler hakkında bilgi vardır )<br /> Ayrıca Babagan kolunun 11 Halife Baba liderinin bir adeti Kılavuzlu k&ouml;y&uuml;nde bulunmaktadır .Bu k&ouml;yden şimdiye kadar 2 Halife Baba ve 4 adet M&uuml;rşit yetişmiştir .<br /> Ayrıca Şark&ouml;y ve M&uuml;refte&rsquo;de ki , &Ccedil;orlu ,Muratlı&rsquo;daki dağınık Bektaşilerde Kılavuzlu k&ouml;y&uuml;ne bağlıdırlar .Kırklareli k&ouml;ylerinin de&nbsp; Bektaşilerinin bağlı oldukları yer Tekirdağ&rsquo;ın Kılavuzlu K&ouml;y&uuml;d&uuml;r .Şark&ouml;y ve M&uuml;refte civarında bulunan Sarı Ke&ccedil;e T&uuml;rkmenlerinin tamamı da Kılavuzlu k&ouml;y&uuml;ne bağlıdırlar .</p>
<p> Amuca Kabilesinin&nbsp; k&ouml;yleri :<br /> &nbsp;Tekirdağ&rsquo;da Kılavuzlu ve Arzulu, Kırklareli&lsquo;de, Top&ccedil;ular, Malko&ccedil;lar, Beyci ,Aşağı ve Yukarı Kanaralar, Ahlatlı, Karaabalar, Ahmetler, Devletliağa&ccedil;, Kapaklı, Tatlıpınar, Kocatarla,Koruk&ouml;y ,D&uuml;zorman, Y&ouml;r&uuml;klerbayırı, Kızılcıkdere, Deve&ccedil;atağı, Karıncak, &Ccedil;eşmekolu, Yenitaşlı, Yenibedir, Turgutbey,Umurca, ve Osmaniye, İstanbul&rsquo;da Beşy&uuml;zevler, Taşlıtarla, İkitelli Parseller, &Ccedil;orlu il&ccedil;esinin Reşadiye mahallesinde ikamet ederler. </p>
<p> Bunların 18 adetinde Bektaşi 7 adetinde ise Bedreddini tarikatına devam edenler vardır .Bazı k&ouml;ylerimizde ise Bedreddini Bektaşi beraber bulunmaktadır .K&ouml;ylerimizin bazıların da ise aynı toplumun S&uuml;nnileşmiş mensupları vardır .<br /> Amucalar ın Şeyh Bedreddini tarikatında&nbsp; Baba ve dede se&ccedil;ilmesi.</p>
<p> 1491 yılından bu yana (Bu rakam resmi evraklarda bulunan en eski kayıt esas alınmıştır)Amucaların&nbsp; dini&nbsp; g&ouml;revini KARAOĞLU ABDAL AHMET BABA&nbsp; soyundan gelen&nbsp; iki kol&nbsp; y&uuml;r&uuml;tmektedir.<br /> Bu kişiler&nbsp;&nbsp; Karaoğlu Abdal Ahmet Babanın&nbsp; oğlu&nbsp; Abdal Ahmet ve&nbsp; Hacı Tahir&rsquo;dir. <br /> Baba adeti 2003 yılına kadar hala 4 olarak sınırlı tutulmuş .Bu 4 adet babanın Osmanlı d&ouml;nemlerinde&nbsp; ne kadar uygulandığını bilemiyoruz. Bu g&uuml;n Abdallar kolu ile&nbsp; Hacı Tahirliler&nbsp; den ikişer baba bulunmaktadır. Bu g&uuml;n 2002&nbsp; yılın sonunda&nbsp; Hakka y&uuml;r&uuml;yen en kıdemli baba olan Kısmet Aktaş baba&nbsp; bu sayının gerektiğinde arttırılmasında bir&nbsp; sakınca&nbsp; g&ouml;rm&uuml;yorum demişti .2002 yılı i&ccedil;inde ehlilere babalık vereceğini Kısmet Aktaş baba s&ouml;ylemişti .(Vefat evveli konuşmalarımızda)Bu&nbsp; 4 baba 7 yılda bir&nbsp; hizmet tazeleme Şeyh Bedreddini erkanına g&ouml;re y&uuml;k indirme yapmaktadır. <br /> Babalar soydan se&ccedil;ilmesine rağmen&nbsp;&nbsp; kendilerine&nbsp; MANEVİ SEYYİT&nbsp; demektedirler. Bu konuyu Kısmet Aktaş baba&nbsp; ile konuştuğumda,oğlum Refik, biz Amucalar T&uuml;rkmen&rsquo;iz&nbsp; hi&ccedil;bir zaman&nbsp; bu yolu Arap seyitliğine dayanarak&nbsp;&nbsp; y&uuml;r&uuml;tmeyiz demişti .Bizim Şeyhimiz Bedreddin de Seyyit değildi. Ama seyitten&nbsp; el aldığı i&ccedil;in biz de onun gibi&nbsp; Manevi olarak bu yolda hizmet veriyoruz demişti. <br /> Şeyh Bedreddinilerde nasip alma Abdal Musa Bektaşilerine benzemektedir. Erinin eteğine eşi tutunarak baba ya teslim olmaktadırlar Musahiplik&nbsp; yoktur.</p>
<p> -SARIG&Ouml;LL&Uuml;LER-<br /> SARIG&Ouml;L y&ouml;resinde ki halk Anadolu&rsquo;dan gelerek buraya yerleşmiş. Bunlara KONYARİ&nbsp; denilirmiş. Bektaşi olduklarından Karaman ve Konya dan buralara&nbsp; g&ouml;nderilmiş bu y&ouml;re halkı dil , gelenek ve inancını da taşımaktadır .</p>
<p> Sarıg&ouml;l&nbsp; kazası Yunanistan&rsquo;ın Kayalar sancağına bağlı&nbsp; merkezlerdendir.</p>
<p> Bu il&ccedil;ede 4 adet Bektaşi tekkesi bulunmaktadır . il&ccedil;e halkı Anadolu&rsquo;dan gelip yerleşen g&ouml;&ccedil;menlerdir . Bunlara KONYARİ de denir . Bu yerleşme F&uuml;t&uuml;hat (Fetih) ile birlikte olmuştur . Bunlar dil ,gelenek ve g&ouml;reneklerini olduğu gibi korumuşlar .&Ccedil;oğunlukla&nbsp; Bektaşi&rsquo;dirler.&nbsp; </p>
<p> SARIG&Ouml;L &lsquo;e bağlı&nbsp; k&ouml;yler:</p>
<p> Erdoğmuş ,Karaağa&ccedil;, Karacalar Durutlar, Top&ccedil;ular, İnobası,Bayraklı, Cuma, Haydarlı,&nbsp; Cerelli,Ok&ccedil;ular&nbsp;&nbsp; k&ouml;yleri g&ouml;l&uuml;n etrafını &ccedil;evirmiştir.</p>
<p> Bu b&ouml;lge MUSTFA KEM&Acirc;L ATAT&Uuml;RK&rsquo;&uuml;n annesinin soyunun&nbsp; olduğu b&ouml;lgedir. </p>
<p> Z&uuml;beyde Hanım aslen&nbsp; Selanikli olmadığını ,babası Sufi Feyzullah Ağa&rsquo;nın ise&nbsp; Selanik e yakın Langezeli olduğunu belirttikten sonra ailenin k&ouml;kenine ait ş&ouml;yle yazıyor.</p>
<p> &ldquo;Ailenin bağlı bulunduğu k&ouml;k hakkında&nbsp; bazı nakiller yapılmıştır.Bu nakillere g&ouml;re Z&uuml;beyde&rsquo;nin&nbsp; ataları ,Rumeli&rsquo;nin Osmanlılar&nbsp; tarafından fethi sırasında&nbsp; Anandolu&rsquo;dan Rumeli&rsquo;ye g&ouml;&ccedil;&uuml;len&nbsp; ve batı Makedonya&rsquo;daki&nbsp; Vadina il&ccedil;esinin batı tarafındaki SARIG&Ouml;L bucağına yerleşen&nbsp; T&uuml;rkmen boylarındandır. Bu boyların&nbsp; Anadolu&rsquo;da&nbsp; Konya ve Aydın tarafından bu topraklara&nbsp; gelmiş oldukları sanılır. Feyzullah Ağa&rsquo;nın atalarının da&nbsp; Sarı g&ouml;l den Selanik taraflarına&nbsp; Langaze ye (Langada) g&ouml;&ccedil;m&uuml;ş olmaları m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Ailenin i&ccedil;inde kendilerinin&nbsp; eski Y&ouml;r&uuml;klerden oldukları hakkında s&ouml;ylentiler vardır. Nitekim Mustafa da , daha ileride ve bağnazlık şekli almadan ,kendi atalarının eski Y&ouml;r&uuml;k-T&uuml;rkmen aslından geldiğini bahsedecektir.&rdquo;</p>
<p> Aynı eserde Mustafa Kemal&rsquo;in anne ve Baba k&ouml;keniileilgili şu bilgileri veriyor .</p>
<p> Annesi Z&uuml;beyde Hanımın&nbsp; Osmanlıların&nbsp; Konya Karaman&nbsp; b&ouml;lgesinden&nbsp; Rumeli&rsquo;ye g&ouml;&ccedil; ettirerek&nbsp; yerleştirdikleri Y&ouml;r&uuml;klerden bir aileye&nbsp;&nbsp; mensup olduğu anlatılır.<br /> Dedikten sonra Z&uuml;beyde Hanımın ,fatih Sultan Mehmet d&ouml;neminde&nbsp; 1466 yılında Karamanoğullarını ortadan kaldırıp&nbsp; burdaki Y&ouml;r&uuml;klerden&nbsp; Rumeli&rsquo;ye g&ouml;nderilerek iskan edilen ailelerdendir.&nbsp; </p>
<p> SARI KE&Ccedil;ELİ T&Uuml;RKMENLERİ-</p>
<p> Yunanistan&rsquo;ın&nbsp; Selanik iline bağlı Vardar nehri yakınında&nbsp; bulunan&nbsp; Gevgeli il&ccedil;esi, Nutya, Kara Sinanlı,Al&ccedil;aklar,Vodina,&nbsp; Kılkış , Mayadağ,Poroy k&ouml;ylerinden&nbsp; m&uuml;badele ile&nbsp; g&ouml;&ccedil; ettirilmiştir. Bu&nbsp; toplum&nbsp; Tekirdağ&nbsp; iline bağlı&nbsp; K&ouml;seilyas ve Semetli k&ouml;ylerine ilave olarak Şark&ouml;y il&ccedil;esinin ,U&ccedil;mak dere,Gazi k&ouml;y, Hoşk&ouml;y, Kirazlı,&Ccedil;ınarlı ,Yukarı&nbsp; ve Aşağı Kalamış, M&uuml;refte, İğdeli bağlar k&ouml;ylerine yerleşmişler. Bir kısmı ise İstanbul, Bursa,İzmir,Balıkesir,&Ccedil;anakkale,Edirne ve Kırklareli&rsquo;ne yerleşmişlerdir. </p>
<p> Bu yerleşim yerlerinde bulunanlardan hala Bektaşiliğe&nbsp;&nbsp; devam edenler vardır . Bu topluma SARI KE&Ccedil;ELİ lakabı&nbsp; giysilerindeki sarı renklerden dolayı verilmiş. <br /> Yunanistan a Konya Karamana dan g&ouml;&ccedil; ettirildiklerini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Bu g&ouml;&ccedil;&uuml;n tarihi kesin olmamakla beraber Yavuz Sultan Selim zamanında olduğu&nbsp; s&ouml;ylenmektedir. Halk arasındaki s&ouml;ylentilere g&ouml;re&nbsp; &Ccedil;aldıran zaferi sonrası&nbsp; s&uuml;r&uuml;ld&uuml;kleri sanılıyor. Pek &ccedil;oğu kendi toplumlarının lakabını maalesef bilmemektedirler. &Ccedil;oğunlu hala&nbsp; k&ouml;ylerde bulunanların Yunanistan dan geldikleri yerler ile anılmaktadırlar. Diğer Bektaşi gurupları gibi Horasan k&ouml;kenli olduklarını s&ouml;yl&uuml;yorlar. Nutya k&ouml;y&uuml; bu toplumun kalabalık olarak bulunduğu k&ouml;ylerden imiş. <br /> U&ccedil;mak Der k&ouml;y&uuml; ilk zamanlarında 700 haneye ulaşan bir muhacir&nbsp; akınına uğrar .Zamanla buradan yukarıda belirttiğimiz&nbsp; yerlere g&ouml;&ccedil; oluşur .<br /> 1975 yılına kadar&nbsp; Sarı Ke&ccedil;eli T&uuml;rkmenleri&nbsp; Bektaşi yolu erk&acirc;nını&nbsp; kendi aralarından yetiştirdikleri&nbsp; m&uuml;rşitler ile y&uuml;r&uuml;tm&uuml;şlerdir.1975 yılında Şark&ouml;y e bağlı&nbsp; Eriklice&nbsp; K&ouml;ydeki&nbsp; Ali Baba Hakka y&uuml;r&uuml;y&uuml;nce&nbsp; Sarı Ke&ccedil;eliler m&uuml;rşitsiz kalmışlardır. O zamanlar&nbsp; Tekirdağ&rsquo;ın Kılavuzlu k&ouml;y&uuml;ne&nbsp;&nbsp; gelip giden İstanbul da ki Bektaşi Babalardan Avni&nbsp; &Ouml;z&ouml;z&nbsp; buraya ge&ccedil;ici olarak ta olsa bir m&uuml;rşidin&nbsp; gitmesi i&ccedil;in&nbsp;&nbsp; Kılavuzlu k&ouml;y&uuml;ndeki &uuml;&ccedil; m&uuml;rşide&nbsp; teklif eder. 1983 yılında&nbsp; Halife olan Cafer Baba ve H&uuml;seyin Baba&nbsp; kendi aralarında o yıllarda yeni Baba olan&nbsp; Halil Tiryaki babanın&nbsp; gen&ccedil; olduğu i&ccedil;in&nbsp;&nbsp; g&ouml;revi&nbsp;&nbsp; ona devrederler.<br /> 1975 yılından&nbsp; 2003 yılına kadar aralıksız Sarı Ke&ccedil;e T&uuml;rkmenlerine&nbsp; m&uuml;rşitlik etmektedir.</p>
<p> Bu toplum&nbsp; kendi arasında&nbsp; 1975 yıllarından evvel hızlı bir şekilde&nbsp;&nbsp; Bektaşi erkanından uzaklaşması&nbsp; Halil Tiryaki Babanın g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar &ccedil;ok zor şartlarda hizmet yapmasına yol a&ccedil;mıştır .Halife Tiryaki Babaya en b&uuml;y&uuml;k yardımıNafiz İnal Derviş yapmıştır .&nbsp; Toplum kendi bireylerinden &ccedil;ekindiği i&ccedil;in etraf k&ouml;ylerin de artan baskıları ile&nbsp; yeni lider yetiştirememiş dıştan gelen m&uuml;rşitlere&nbsp; bağlı kalmıştır. </p>
<p> -KAYALAR BEKTAŞİLERİ-</p>
<p> Babag&acirc;n koluna bağlı olan guruplar i&ccedil;inde yer alan bu toplum, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde; Kırklareli,Keşan,Tekirdağ,Manisa ,İstanbul Sefak&ouml;y&rsquo;de&nbsp; toplu halde mahalleler&nbsp;&nbsp; kurmuşlardır.&nbsp; Bu&nbsp; toplum&nbsp; mensuplarının&nbsp; t&uuml;m&uuml; Bektaşi&nbsp; k&ouml;kenli Yunanistan&rsquo;ın Kayalar kasabası ve &ccedil;evre k&ouml;ylerdendir.</p>
<p> KAYALAR&nbsp; k&ouml;kenli bu toplumun 1400 yılı sonrası&nbsp; Konya&rsquo;nın YAZILAR k&ouml;y&uuml;nden Yunanistan&rsquo;a g&ouml;&ccedil; ettiklerini s&ouml;ylenmektedir.<br /> Bu y&ouml;re T&uuml;rkleri 1923 m&uuml;badelesinde Anadolu Rumları ile değiştirilmiş . Eski yurtlarındaki tarihi tekkelerin kim bilir ne haldedir . G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ise yollarını unutmakla beraber k&ouml;kenlerini inkar etmediklerini g&ouml;r&uuml;yoruz.</p>
<p> LANGAZA BEKTAŞİLERİ.</p>
<p> Babagan kolu Bektaşilerinin&nbsp; bir kolu da&nbsp; Yunanistan&rsquo;ın&nbsp; Langaza&nbsp; il&ccedil;esinden gelenlerdir. Bozlu,Kılgı&ccedil;,Kırepe&nbsp; ve&nbsp; Armut&ccedil;u ,k&ouml;yleri&nbsp; bu toplumun tespit edilen k&ouml;ylerindendir.&nbsp; </p>
<p> Edirne&rsquo;ninK&ouml;se &Ouml;mer,Kırklareli&rsquo;nin Ariz Baba ,Ulu Konak (Tekke Şeyhler)Koca Hıdır (Koca Hızır)k&ouml;yleri de Bektaşi tarikatı k&ouml;ylerindendir .</p>
<p> MAKEDONYA BEKTAŞİLERİ.</p>
<p> Makedonya&rsquo;nın K&Ouml;PR&Uuml;L&Uuml;&nbsp; kasabasından gelen Bektaşiler,erkan olarak Babagan kolu Bektaşiliğine bağlıdırlar. Muratlı il&ccedil;esinde Makedonya&rsquo;nın K&ouml;pr&uuml;l&uuml; kasabasından gelenler, &Ccedil;eltik&ccedil;i ,Cumal&rsquo;dan gelenlerin bir kısmı da hala&nbsp; Tekirdağ&rsquo;ın Kılavuzlu K&ouml;y&uuml;ne bağlı olarak t&ouml;relerini devam ettirmeye &ccedil;alışmaktadırlar Makedonya&rsquo;nın&nbsp; &Uuml;sk&uuml;p&nbsp; sancağına bağlı&nbsp; İştip&nbsp; kasabasının, Kiliseli , Diğinler ve Hamzabeyli&rsquo; Tatarlı,Hacı Bekli,&nbsp;&nbsp; Karaotmanlı, Ko&ccedil;ular, k&ouml;yleri de aynı&nbsp;&nbsp;&nbsp; k&ouml;kenlidirler.</p>
<p> K&ouml;pr&uuml;l&uuml; ve &ccedil;evresinden gelip de&nbsp; bu g&uuml;n İstanbul&rsquo;un Sefak&ouml;y&rsquo;&uuml; kuranlar yine aynı halkın mensuplarıdır. Ancak bu halkın &ccedil;oğunluğu Manisa civarlarına dağılmışlardır. <br /> Aynı y&ouml;reden gelen Muratlı il&ccedil;esine yerleşen Yıvanlı k&ouml;yl&uuml;ler ise S&uuml;nni imişler. Yıvanlı k&ouml;y&uuml;nden gelen Bektaşilerinde olduğu biliniyorsa da k&ouml;y&uuml;n S&uuml;nni olarak adlandırılması b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğunun s&uuml;nni olması ve daha sonraları T&uuml;rkiye&rsquo;ye geldiklerinde&nbsp; yola devam etmemeleri g&ouml;stermektedir.<br /> &nbsp;Tekirdağ&rsquo;ın Kayı k&ouml;y&uuml; ilk mensupları&nbsp; k&ouml;ken olarak Bektaşi olmalarına rağmen bu g&uuml;n ,S&uuml;nnileşmiştir.<br /> Bulgaristan&rsquo;ın K&ouml;seAbdi ,Asvalt k&ouml;y ,Kayalık k&ouml;ylerinin Bektaşi k&ouml;kenli olduklarını biliyoruz. Bu k&ouml;ylerin Bektaşiliğin hangi koluna bağlı olduğunu bilemiyoruz.<br /> Edirne&rsquo;nin Karababa ,Hıdırağa İskenderk&ouml;y Kemal k&ouml;y ve KarakO&ccedil; k&ouml;ylerinin tarikatlarına devam edip etmediklerini bilemiyoruz .</p>
<p> TORLAKLAR ve&nbsp; SARI SALTIKLAR .</p>
<p> Halen Bulgaristan&rsquo;da ,Trakya ve Anadolu&rsquo;da&nbsp; &ccedil;eşitli b&ouml;lgelere g&ouml;&ccedil; etmiş olan TORLAKLAR ve SARI SALTUK m&uuml;ritlerinin hangi&nbsp; yerlerde ikamet ettikleri ise&nbsp; bilinmemektedir. Torlakların bir kısmı Kırklareli merkezinde ikamet etmektedirler. <br /> Sarı&nbsp; Saltık&nbsp; m&uuml;ritlerinden olduklarını tahmin ettiğimiz topluluk hakkında kısa bilgimiz şudur .<br /> 12 adet k&ouml;yleri olduğu ve yakın zamanda bunların&nbsp; HANEFİ oldukları bilinmektedir. En b&uuml;y&uuml;k &ouml;zelliklerinden&nbsp; birisi T&uuml;rklerin Rumeli&rsquo;yi almadan evvel Balkanlara gelmiş olmalarıdır .T&uuml;rkler&nbsp; fethederken&nbsp; gelip biz sizinle aynı ırktanız dedikleri i&ccedil;in fetih zamanında bu 12 k&ouml;ye dokunulmamış. Madem ki bizdensiniz o halde &ccedil;itlerinizi beyaza boyayın bizde bilelim demişler .Ve bu topluma tabi olanlara&nbsp; &Ccedil;ITAK&nbsp; denilmeye başlanmış. Bu&nbsp; &Ccedil;ıtak&nbsp; lakabın t&uuml;m toplumu kapsamadığını&nbsp; bize bilgi veren&nbsp; kişinin anlatımlarından &ouml;ğreniyoruz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; aynı toplumun&nbsp; bireylerinin genellikle tarikata devam edenleri&nbsp; ile devam etmeyenleri&nbsp; arasında&nbsp; kişisel de olsa ayrımcılık var olmuştur. L&uuml;leburgaz&rsquo;ın &Ccedil;iftlik k&ouml;y&uuml; (1912 yılında kurulmuş),Yaya başı,&nbsp; ,Doyran ,ve Tekirdağ da Barbaros bu toplumun yerleştiği&nbsp; k&ouml;ylerdendir. Ayrıca İstanbul ve bilhassa Kapalı &ccedil;arşı tarafına yerleşilmiştir.</p>
<p> Bu toplum g&ouml;&ccedil; ederken&nbsp; bu y&ouml;relere iki koldan gelmiş.Birinci kol :Uduva, Kaliskova Piriva(Pirivadi)Cestova,Kavukova .İkinci gurub ise, Pavuşli, Veyselli, G&ouml;reli,(G&ouml;rice) Arazli,Bah&ccedil;eli Doyran,Valandova, Kalkova, Piriştina, Milatkova .Kabilenin b&uuml;y&uuml;k ihtimalle KONYARLARDAN oldukları sanılıyor.</p>
<p> Haritalarda bu k&ouml;ylerin&nbsp; Makedonya ,Yunanistan ve Bulgaristan topraklarında&nbsp; olduklarını g&ouml;rmekteyiz.<br /> Ayrıca Cem Dergisinin ekim 1999 yılı 94 .sayısının 32,33 sayfalarında Ahmet Hazerfen&rsquo;in&nbsp; Kızılbaş k&ouml;yleri olarak&nbsp; adlandırdıkları bizim Bektaşi olarak bildiğimiz&nbsp; k&ouml;yler , Silistri&rsquo;ye bağlı Kızılburun ,Rahman ışık ,Eski Balabanlar ,K&ouml;seabdi Mumcular ,Arslank&ouml;y ,Ak Kadınlar ,(Dulova) Tutrakan k&ouml;ylerinde Denizler ve Karalar&rsquo;dır .Bu k&ouml;ylerden g&ouml;&ccedil; edenlerin b&uuml;y&uuml;k merkezler haricinde&nbsp; nerelere yerleştiklerini tespit edilememiştir .Aynı adlapek &ccedil;ok Bektaşi k&ouml;y&uuml; olması dolayısıyla bir yanlışlığa meydan vermemek i&ccedil;in adlarını belirtmek zorunda kaldık.<br /> &lt;&lt; Her ne kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k değişikler yapılmış ise de&nbsp; k&ouml;y adlarından tutun toplum adlarına varıncaya kadar değişiklik yapılmıştır .Bazıları 2001 Ankara kongresinde belirtilmiştir . Trakya ve Balkanlarda Bektaşilik araştırmamızda pek &ccedil;ok bilinmeyenleri yakın zamanda a&ccedil;ıklamayı umuyoruz.)</p>
<p> Kaynak kişiler <br /> 1.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ahmet &Ccedil;ilingir.1933&nbsp; ilkokul .Yenik&ouml;y Edirne.<br /> 2.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ali Akg&uuml;l..K&uuml;&ccedil;&uuml;kler/Kotil.Bulgaristan.1920-1995.&nbsp; İlkokul.<br /> 3.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ali G&uuml;nay.1955.Bursa..Lise.<br /> 4.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Emin&nbsp; G&uuml;m&uuml;ştaş.Yunanistan/G&uuml;m&uuml;lcine.1941. İlkokul.<br /> 5.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fazlı Ertekin.1946 .Ordu/Mesudiye.&Uuml;&ccedil; yol. &Uuml;niversite.<br /> 6.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hamdi Coşan.1945.Osmanlı /Tekirdağ. &Ouml;ğretmen<br /> 7.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hamza Ko&ccedil;erdin .Alvanar Bulgaristan/T&uuml;rkiye.&nbsp;&nbsp; 1915-1997&nbsp; ilkokul<br /> 8.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kemal &Ouml;zcan.1930 .Yunanistan Babalar k&ouml;y&uuml;. İlkokul.<br /> 9.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mehmet Şilli . Sarıpolat(Teslim)Malkara Tdağ.1951.Tıp Fak.<br /> 10.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Naci Yardımcı. İlkokul.Mutlu K&ouml;y.Bababeski Kırklareli. 1952.<br /> 11.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nazmi&nbsp; G&uuml;neş .1948.Tekirdağ.Grafik sanat&ccedil;ısı.<br /> 12.&nbsp;&nbsp;&nbsp; TuranYılmaz.1944.&Ccedil;orlu /Tekirdağ..İlkokul.<br /> 13.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Veli Ertun&ccedil;.1957.Bulgaristan/Babalar K&ouml;y&uuml;.Lise. </p>
<p> BU ARAŞTIRMA&nbsp; ULUSLAR ARASI ANADOLU İNAN&Ccedil;LARI KONGRESİNDE 23/28 EKİM 2000&nbsp; TARİHİNDE&nbsp; &Uuml;RG&Uuml;P/NEVŞEHİR&rsquo; DE&nbsp; BİLDİRİ&nbsp; OLARAK&nbsp;&nbsp; REFİK ENGİN&nbsp;&nbsp; TARAFINDAN&nbsp; SUNULMUŞTUR.</p>
<p> Kaynak: www.refikengin.com</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/trakya-ve-balkanlarda-bektasilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Kızıldeli Sultan Dergahı Hakkında Tarihi Belgelerden Bir Örnek</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kizildeli-sultan-dergahi-hakkinda-tarihi-belgelerden-bir-ornek/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kizildeli-sultan-dergahi-hakkinda-tarihi-belgelerden-bir-ornek/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 13:19:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Refik ENGIN]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kyzyldeli-sultan-dergahy-hakkynda-tarihi-belgelerden-bir-ornek/</guid>
				<description><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN DERGAHI&#8217;NI ZİYARET EDEN İRAN EL&#199;İSİ VE GURUBUNA YARDIM EDİLMESİ YAZI: 28 Ramazan sene 975 (Şubat 1568), Padişah 2. Selim (Sarı Selim) d&#246;nemi, o yıl Lehistan (Polonya) ile yapılan BARIŞ&#8217;ın yenilenmesi, Avusturyalılarla yapılan 8 yıllık BARIŞ&#8217;ın yenilenmesi. KİMDEN: Div&#226;n&#8211;ı H&#252;m&#226;y&#251;n&#8217;dan KİME: Hask&#246;y, Dimetoka, Baba&#8211;Eski, Edirne, Bergos (L&#252;le&#8211;Burgaz) Hahrabolu, Karıştıran, Malkara, &#199;orlu, Podos&#231;uk (Tekirdağ), Ergene, ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> KIZILDELİ SULTAN DERGAHI&rsquo;NI ZİYARET EDEN İRAN <br /> EL&Ccedil;İSİ VE GURUBUNA YARDIM EDİLMESİ </p>
<p> YAZI: 28 Ramazan sene 975 (Şubat 1568), Padişah 2. Selim (Sarı Selim) d&ouml;nemi, o yıl Lehistan (Polonya) ile yapılan BARIŞ&rsquo;ın yenilenmesi, Avusturyalılarla yapılan 8 yıllık BARIŞ&rsquo;ın yenilenmesi. </p>
<p> KİMDEN:<br /> Div&acirc;n&ndash;ı H&uuml;m&acirc;y&ucirc;n&rsquo;dan </p>
<p> KİME: <br /> Hask&ouml;y, Dimetoka, Baba&ndash;Eski, Edirne, Bergos (L&uuml;le&ndash;Burgaz) Hahrabolu, Karıştıran, Malkara, &Ccedil;orlu, Podos&ccedil;uk (Tekirdağ), Ergene, Silivri, H&acirc;slar (K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ndash;&Ccedil;ekmece ve B&uuml;y&uuml;k&ndash;&Ccedil;ekmece) Kadılarına H&Uuml;K&Uuml;M:<br /> KONU: İran el&ccedil;isi yanındakilerle Dimetoka (Yunanistanda) Ve Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli)nın tekkesinin bulunduğu kasaba olup belgede bunu belirtmektedir) ziyarete gidip d&ouml;n&uuml;nce yollarının &uuml;zerinde veya &ccedil;evredeki kadılara kafilenin gereksinmelerini karışlamaları onlara hizmette kesinlikle kusur, birhangi olumsuz harekete meydan vermemeleri buyurulmaktadır. </p>
<p> <img class=" alignleft size-full wp-image-1097" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2008/03/clip_image001.jpg" alt="clip_image001.jpg" style="margin: 5px; float: left" title="clip_image001.jpg" height="563" width="701" /> </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kizildeli-sultan-dergahi-hakkinda-tarihi-belgelerden-bir-ornek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Kızıldeli Sultan Gezi Notları</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kyzyldeli-sultan-gezi-notlary/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kyzyldeli-sultan-gezi-notlary/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Dec 2007 19:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayhan AYDIN]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kyzyldeli-sultan-gezi-notlary/</guid>
				<description><![CDATA[YUNANİSTAN GEZİ NOTLARI Ayhan AYDIN Yunanistan, 15/18 Nisan 2005 Prof. Dr. Cemal Kafadar&#8217;ın danışmanlığını yaptığı ve bugüne kadar oldukça emek verildiği anlaşılan Şeyh Bedreddin Belgeseli&#8217;ni hazırlayan Ajans 21 ekibiyle düştük yollara. Türklerin Balkanlar&#8217;daki ilk yerleşim bölgesi olan Batı Trakya Türk topraklarına&#8230; Türklüğün soluk alıp vermeye devam ettiği, iliklerimize kadar akıncıların ve erenlerin kutlu nefeslerini hissettiğimiz ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> YUNANİSTAN GEZİ NOTLARI </p>
<p> Ayhan AYDIN<br /> Yunanistan, 15/18 Nisan 2005  </p>
<p> Prof. Dr. Cemal Kafadar&#8217;ın danışmanlığını yaptığı ve bugüne kadar oldukça emek verildiği anlaşılan Şeyh Bedreddin Belgeseli&#8217;ni hazırlayan Ajans 21 ekibiyle düştük yollara. <br /> Türklerin Balkanlar&#8217;daki ilk yerleşim bölgesi olan Batı Trakya Türk topraklarına&#8230; Türklüğün soluk alıp vermeye devam ettiği, iliklerimize kadar akıncıların ve erenlerin kutlu nefeslerini hissettiğimiz emsalsiz güzellikteki yaylalara doğru uzandıkça sevincimiz sevinçlerimize karıştı da içimiz bir başka balkıdı Ahmet Hezarfen&#8217;le, bu kutsal topraklarda.  </p>
<p> Nihayetinde 15/18 Nisan tarihlerinde, yani üç günlük bir gezi de olsa, bu gezinin çok yararlı olduğa inanıyorum. <br /> Sanat Yönetmeni Nurdan Arca ismi; bu yola gönül vermiş sadece iyi bir belgeselcinin merakı, bilgisi ve hayranlığıyla değil de, tarihimize, kültürümüze, inançlarımızın zenginliğine de aynı aşkla bakan güzel bir isim olarak beliriyor. <br /> Ona yardımcı olan çalışma disiplinini daha ilk günden gördüğümüz görüntü yönetmeni Mete Şener Bey, yine ekibin diğer elamanları Tuce, Togay, Serkan ve Canan (Balan) her gittikleri yeri, her gördükleri objeyi inceleme merakında olan insanlar. </p>
<p> Edirne, Uzunköprü&#8217;de Uzunköprü</p>
<p> Edirne&#8217;ye doğru yol alırken gerçekten de bir zamanlar çok önemli bir işlevi gören ve gerçek anlamıyla uzun mu uzun bir köprü olan Uzunköprü&#8217;nün bulunduğu Uzunköprü&#8217;ye yolumuz sapıyor. <br /> Gerçekten ben daha önce de fark etmiş, aklımdan geçirmiştim, böylesine kıymetli tarihi bir yapıya sahip olduğumuzun tam anlamıyla farkında mıydık acaba?<br /> Belki de dünyanın elle yapılan, en eski en büyük taş köprülerinden birisi olan Uzunköprü&#8217;nün ne ifade ettiğini tam kavrayabiliyor muyuz? <br /> Hiç sanmıyorum. <br /> Neredeyse yarısı şimdi çamurlar içinde yok olmaya terk edilmiş gibi görünen, tarihin büyük yükünü çekmesi yetmiyormuş gibi hala insanlara hizmet vermeyi sürdürürken en ufak bir vefa borcu ödenmeden hala hala, hiçbir bakım yapılmadan hizmet beklenen, hem de yine de hiçbir karşılık beklemeden hizmet etme aşkını da kaybetmemiş bu ata yadigarı ulu köprüyü tekrar bu sefer daha yakından ve başka bir gözle izlerken kafama başka düşünceler de geliyor. Aşağıda anlatacağım örneklerde olduğu gibi, Türk varlığına karşı Yunan hoşgörüsüzlüğünü, tarihi eserlerimizi tahrip etme yarışlarını yanarak, içimiz kan ağlayarak anlatıyoruz da, kendi yurdumuzda, kendi tarihimize yaptığımız haksızlığı, değil haksızlığı vahşiliği niye dile getirmeyelim?<br /> Hele şimdi yakın ilçelerin tümüyle zehir akıtan kimyevi fabrika atıklarının boşaltıldığı, bir dönemin Haliç&#8217;ine benzemeye başlayan bu alan için, simgesel değerini bile yitirmek üzere olan Uzunköprü&#8217;ye biraz ilgi, biraz şefkat dilemek devlet büyüklerimizden çok şey mi istemek olur? <br /> Yoksa nankörce yok etmeye başladığımız kültürel değerlerimizin yanı sıra birer sanat ve uygarlık abideleri olan tarihi eserlerimize sahip çıkmak Türklüğün, insanlığın ta kendisi değil midir?<br /> Eğer kendi değerlerimizi böyle hoyratça yok edersek, elin Yunan&#8217;ının yaptığına ne demek düşer bize?<br /> Bizden sonraki torunlarımıza; ABD.&#8217;de olduğu gibi,  ancak son birkaç yüz yılda yapılan, o da eskisini bin kere arattıran eserlerle mi soylu, büyük geçmişimizi göstereceğiz?<br /> Haa! Bazıları  diyebilir, yahu o kadar çok eser var ki, nasıl olsa birkaç tanesi gelecek nesile kalabilir!?<br /> Evet doğrudur, bazı eserler sonsuza kadar yaşar, yaşamlarını sürdürürler. <br /> Ama yeryüzünün gerçekten en büyük açık hava müzesi olan güzel yurdumuzun her karış toprağının bir hazineyi barındırması, onları çok devasa olmayan bütçelerle onarıp, koruyup, hem bugüne, hem geleceğe daha sağlıklı aktarmanın ne yükü var bize?<br /> Yoksa gerçekten de biraz barbarlık mı var bizde de?<br /> Yoksa gerçekten biraz hayınlık mı var bizde de?<br /> Yoksa gerçekten bazı uluslar gibi şuursuzlaştırılıyor muyuz bizde de?<br /> Yoksa geçtiğin yerleri toprak diyerek geçme, tanı, diyen büyük şairin dizelerini hala okuyup anlıyamamış mıyık?<br /> Aman ha, aman ha diyorum, kendi kendime.<br /> Aman ha!<br /> Yok. Yok böyle bir şey. Öyle şey olur mu? Biz böyle şuursuzlaşamaz, diyorum kendi kendime.<br /> Tarihimizden, kültürümüzden, hoşgörümüzden, anlayışımızdan ödün verirsek;  kucaklayıcı, bağışlayıcı olmaktan çıkarsak, yapıcı olamazsak, üretemezsek, birçok millet gibi yok olur gideriz bizler de. <br /> Bu düşüncelerle bu gezi için özel tutulmuş sağlam münibüsle Yunanistan sınırlarına doğru yaklaşıyoruz. <br /> Pazarkule&#8217;den Yunanistan&#8217;a geçerken sınır kapılarında hem nöbet bekleyen askerlerimizi, hem de sabaha kadar çalışan görevlileri de görmüş oluyoruz. <br /> Bize candan davranan görevliler, memurlar, polisler bizlere çay bile hazırlıyorlar, dostça sohbetimize katılıyorlar, dertlerini anlatıyorlar. <br /> Geç vakit vardığımız Yunanistan Dimetoka&#8217;da Hotel Hermes&#8217;te kalıyoruz.  </p>
<p> 16 Nisan Cumartesi </p>
<p> Bugünkü program çok yüklü. <br /> Kent merkezini gezeceğiz, tarihi kalede ve kent merkezindeki ecdatlarımızdan geriye kalan eserleri görme şansımız olacak. <br /> Daha sonra ise çekim ekibinin amacına uygun olduğu gibi bizim için de tarihi bir şans olacak Şeyh Bedreddin&#8217;in doğduğu kente gideceğiz.  </p>
<p> Dimetoka (Didymoteichon) </p>
<p> Dimetoka (Didymoteichon) bir Anadolu kasabasını hatırlatıyor. <br /> Yüksekçe bir tepenin engininde tarihi bir kale, onun önünde tarihi binalarla örülü küçük bir kent. <br /> Kale Bizanslılar döneminden kalma ama yoğun bir şekilde Türk damgası da yemiş. Gerçekten de iyi korunmuş olan kalenin burçlarından kentin değişik noktalarını görmek olası. <br /> Oldukça sert bir rüzgar esiyor. Ahmet Bey arabada kalıp, kitap okumayı yeğliyor. <br /> Kale&#8217;nin Kızıldeli Suyu&#8217;nu gören burcunda Prof. Dr. Cemal Kafadar&#8217;la söyleşi yapıyorum. 1913&#8217;le kadar on, onbeş civarında camiinin bulunduğu, yüzlerce Türk eserini barındıran Dimetoka&#8217;da (Didymoteichon) hem Türk nüfusu, hem de Türk eserleri oldukça azalmış.<br /> Doksan yıl önce çok canlı bir İslami yapının olduğu kentte bundan bugün pek bir eser kalmamış. <br /> Kentin Türkler tarafından fethiyle ilgili farklı tarihlerden bahsedildiğini söyleyen Kafadar, kentin 1360/70 arasında fethedildiğini söylüyor.<br /> Hacı İlbey tarafından fethedilen kent önemli bir Türk yerleşim birimi oluyor. <br /> Kafadar&#8217;ın verdiği bilgiye burada Kızıldeli Sultan&#8217;ın bir de makamı varmış. <br /> Tarihi kalenin yakınlarında çok eski devirlerden kaldığı anlaşılan büyük bir tapınak dikkat çekiyor. <br /> Hıristiyanlığa ait çeşitli figür kabartmalarının yer aldığı tapınak da sunaklar, çile odaları dikkat çekiyor. <br /> Burada oldukça eski bir çan kulesinin yanında bir çok eski Türk konağına benzer bir yapı dikkat çekiyor. <br /> &#8220;Kale gezintilerimize katılan&#8221;  bir Yunan polisi, birden saygısızlığı abartarak elinde tespih sallaya sallaya bize müdahale eder gibi, açıkçası da bizi bir an önce buradan ayrılmamız için ekibi taciz ediyor. Bu durum bizde soğuk bir duş etkisi yapıyor.<br /> Kalenin dibindeki kafeden çaylarımızı, kahvelerimizi içiyoruz. <br /> Burada çok yaygın bir içecek de soğuk kahve. Yani buzlu kahve. <br /> Kentin hemen kenarından ise bizim için daha da özel anlamı olan Kızıldeli Çayı akıyor.  <br /> Dimetoka&#8217;nın  (Didymoteichon) Türkler tarafından fethedilmesinin üzerinden altı yüz yıl geçmiş. <br /> Türlü yöntemlerle Türk nüfusu azaltılmaya çalışılsa da nafile her yerde Türkçe sesleri geliyor. <br /> Koca bıyıklarıyla, giyim kuşamlarıyla Türkler, hele de bu Yunanistan&#8217;da, yıldız gibi parlıyorlar kentte. <br /> Nihayetinde birçoğuyla konuşuyoruz, dertleşiyoruz. <br /> Civar köylerde birçok ziyaret yerinin, türbenin olduğunu sadece yazılı metinlerde değil de, canlı varlıklardan da duymuş oluyoruz.  </p>
<p> Ulu Camii (Yıldırım Beyazıt Camii) </p>
<p> Kentin merkezine hakim, daha doğrusu ilk kurulan çarşının ana merkezini teşkil eden Ulu Camii, yani Yıldırım Camii tüm ihtişamıyla ayakta duruyor. <br /> Minaresinin tepesini tahrip etseler de (bir bilgiye göre bunu buraları işgal eden Bulgarlar yapmış) öyle büyük, öyle büyüleyici ve etkileyici ki bu camii insan büyük hayranlıkla bakakalıyor. <br /> Öyle ya taa 1420 yılında tamamlanan ve kapılarında, duvarlarında, pencerelerinde taş işlemeciliğinin en güzel örneklerinin bulunduğu ve iki ayrı kapısındaki kitabeleri (çok şükür ki) çok iyi korunmuş olarak muhafaza olmuş bu camii Türkler&#8217;in buralardaki hakimiyetinin silinemez, ölümsüz bir abidesi olarak yaşamaya devam ediyor. <br /> 1390 yılında başlamasına rağmen araya giren Fetret Devri nedeniyle daha geç tamamlanan camiinin bitirilişi Şeyh Bedreddin&#8217;in asılışından 3-4 yıl sonra tamamlanabiliyor. <br /> Sınırdan girişimizden itibaren vardiya değiştirerek zaman zaman iki otomobille bizleri takip eden Yunan sivil polisleri camii çevresinde bu kadar kalıp bu kadar çekimler yapılmasına ne diyorlar bilmiyorum ama, bu çekimler çevrede de bayağı ilgi topluyor.  </p>
<p> Kent Merkezi </p>
<p> Kent merkezindeki dükkanlar çok güzel dizayn edilmiş, tarihi yapılar kadar, modern yapılar da dikkat çekiyor. <br /> Her yerde olduğu gibi gençler burada da cıvıl cıvıl. <br /> Hemen camiinin karşısında bugün artık çok az bir bölümü ayakta kalabilmiş bir hamamdan arta kalanları fotoğraflıyorum. <br /> Bunun yanında tipik Türk konakları bakımsızlıktan neredeyse çökmek üzereler. <br /> Girdiğimiz bir lokantadaki yemekler ise Türk yemekleriyle hemen hemen aynı. Bu arada yemeklerde, salatalarda çok bol zeytinyağı kullanıldığını söyleyelim. <br /> Gümilcüne&#8217;den  (Komitini)  iş için buraya gelmiş bazı Türklerle sohbet ediyoruz. <br /> Dertleşmemizde insanların büyük problemleri gözler önüne seriliyor. İşsizliğin azgınlaştığı, alım gücünün kalmadığı Yunanistan&#8217;daki sıkıntılar gözler önüne serilirken, buradaki Türkler Türkiye&#8217;nin dört nala, arkasına önüne bakmadan nasıl AB.&#8217;ye böyle fütursuzca koştuklarına şaştıklarını söylüyorlar.<br /> Çünkü AB.&#8217;den sonra Yunanistan&#8217;da yaşayan insanların durumu daha da kötüleşmiş.<br /> Tabii bu arada bir Allah&#8217;ın Şiranlısı ben miyim bu kutsal Balkan topraklarında diye düşünürken nereden bilecektim hızlı kaptan, genç söför Hasan Yayla&#8217;nın da Şiran&#8217;lı olduğunu. öğrenince şaşmamak elde değildi doğrusu. <br /> Öyle ya, Gümüşhane Şiran nere, Dimetoka (Didymoteichon)  nere? <br /> Hem siz şu işe bakın Dimetoka&#8217;da Allah&#8217;ın iki Şiran&#8217;lısı var aynı anda? </p>
<p> Simavne (Samavna &#8211; Kyprinos) </p>
<p> Büyük Türk düşünürü ve eylem adamı Şeyh Bedreddin&#8217;in doğduğu kente gitmek tarihin içinde, sanki uzay gemisinde yolcuğa çıkmak gibi bir his veriyor insana. <br /> Öyle ya, adına nice kitaplar yazılan, şiirler dizilen, adı destanlaşan bir büyük Türk öncüsünün doğup büyüdüğü toprakları görmek, o devirden bugüne kadar nelerin kalıp-kalmadığını merak etmek elbette bizim hakkımız. <br /> Cemal Kafadar&#8217;ın verdiği bilgilere göre Simavne (Samavna &#8211; Kyprinos), Dimetoka (Didymoteichon), Kumçiftliği (Orestiada) bölgeleri oldukça verimli araziler oldukları için üst düzey devlet büyüklerinin önemli oranda haslarını yani önemli toprak parçalarını oluşturan yerleşim birimleriymiş buralar. <br /> II. Beyazıt olsun Lütfi Paşa olsun burada önemli has arazilerine sahipmişler. Emeklilik dönemlerinde zamanlarını burada geçirme düşünceleri olan yöneticiler bu verimli ve çok güzel arazilerden toprak almışlar. <br /> Şeyh Bedreddin&#8217;in doğduğu yer aslında çok küçük bir yerleşim birimiymiş. <br /> Şeyh Bedreddin&#8217;in babası da muhtemelen küçük bir müfrezeyle burayı fethetmiş. <br /> Burada bir arkeolojik kazı yapılsa kentle ilgili önemli kalıntılara ulaşılabilir. <br /> Belki burada çok büyük bir kale yokmuş ama en azından devrin özelliklerini yansıtan palanka denen tahta ve kerpiç karışımı küçük kale benzeri yapıların olabileceğini söyleyen Kafadar yöreyle ilgili ayrıntılı bilgi veriyor. <br /> Ama yine yöreyi ve bölgenin tarihini çok iyi bilen gerçekten çok iyi bir danışman olan Cemal Kafadar&#8217;ın önerisine nasıl hayır diyebiliriz; bölgedeki Ece Sultan&#8217;ın makamını nasıl ziyaret etmeyiz. <br /> O Ece Sultan ki Balkanlar&#8217;ın, Batı Trakya&#8217;nın kapılarını Türkler&#8217;e ilk açan alperenlerden, büyük komutanlardan, büyük kumandanlardan. <br /> Ama bir de neyle karşılaşalım türbeyi ziyaret etmek için çıktığımız virajlı yoldan sonra dersiniz?<br /> Gerçekten gördüklerimizden sonra buradaki Türklerin durumunun ne derece içler acısı olduğunu daha iyi kavradık. </p>
<p> Kumçiftliği (Orestiada), Lepti Köyü&#8217;nde<br /> Ece Sultan&#8217;a Yapılan Saygısızlık </p>
<p> Her seferinde Türkleri barbar ilan edip, tarihe, inanca saldırdıklarından dem vuran Yunanlı komşularımız asıl saygısızlığı kendilerinin yaptıklarının farkındalar mı acaba?<br /> Bizler samimiyetle Türk &#8211; Yunan Dostluğu diyoruz, ama onların yaptıklarına tanık oldukça esas mesafe kat etmesi gerekenlerin Türkler değil de, Yunanlılar olduğu anlaşılıyor. <br /> Türkleri Hıristiyan inancına, kiliselere, tarihi eserlere saygısızlık yapmakla suçlayan Yunanlıların, en azından bir kısmının, saygısız insanlar olduklarını bu gezimle daha iyi gördüm. <br /> Bir kere binlerce camii, tekke, hamam, mezarlık, mezar taşları, köşk gibi Türk tarihi eserlerini tahrip eden bazı Yunanlılar, Türkler&#8217;e ait her şeye düşmanca bakıyorlar. <br /> Bundan maalesef ama maalesef Ece Sultan&#8217;ımız da nasibi almış.<br /> Yine bölgedeki yerleşim birimlerinden olan Kumçiftliği (Orestiada), Lepti Köyü&#8217;ne yakın, büyük bir tepelik üstünde, cam ağaçları içindeki türbesi tahrip edilip, yok edilerek, kutsal mezarı kazınarak talan edilen Ece Sultan&#8217;ınızın türbesinin bulunduğu alan üzerine her şeyiyle çok yeni olduğu görülen bir kilise kondurmuş Yunanlılar. <br /> Hemen yakınlarından hiçbir evin olmadığı (yakında sadece bir restorantın işletildiği) bu alanda kilise niçin kurulur? <br /> Niçin başka bir inanç ve kültür unsuruna bu kadar tahammülsüzlük gösterilir? <br /> Anlamak mümkün değil?<br /> Her zaman yaptığım gibi zaman olmasa da biraz çevreyi dolaşıyorum. <br /> Evet acı tabloyu yine maalesef  ben görüyorum. <br /> Kilisenin bulunduğu alana çok uzak olmasa da bir tarlaya atılmış henüz tümüyle yok edilememiş, çok şükür ki paramparça edilmemiş, türbeden arta kalanları buluyorum. <br /> Evet bunlar tümüyle bir türbeden kalanlar. <br /> Kesme taşlar, birleştirildiğinde oval bir türbe girişi olacak ve eritilmiş demirlerle birbirlerine tutturulmuş taş bloklar, türbe kapısı ve nihayetinde bir mezar taşı. <br /> Bulunduğu alandan sökülüp atılan bu ecdadımızın hazineleri, bize miras kalmasın, Türklük bilinci buralardan silinsin, diye sökülüp bir tarlaya atılıyor. <br /> Ayrıca bize yine şans yardım ediyor. <br /> Hindi çobanlığı yapan bir Türk bayandan kesik kesik de olsa bazı bilgiler almaya çalışıyoruz. <br /> Her şeyi ulu orta söyleyen bu kardeşimiz şifa bulmak için insanların türbenin yakınlarında yattıklarını, buraya her taraftan insanların geldiklerini, kilisenin daha yeni yapıldığını, her sene insanların burada toplanıp kurban kestiklerini söylüyor. <br /> Hatta şimdi yok edilen kurban kesilen alanları bize gösteriyor.<br /> Çaban Ece Sultan&#8217;ı telaffuz ederken; İce Sultan, diyor. Dimitrini&#8217;nin annesi burayı bekliyor. Bekçi o diyor. Anlaşılan bir Hıristiyan Türbedar buraya bakıyormuş, veya şu andaki kiliseyi kastederek bunu söylüyor. Ama nerede o?, diyince &#8220;işliy&#8221; o diyor.  </p>
<p> Ece Sultan</p>
<p> Prof. Dr. Cemal Kafadar&#8217;ın verdiği bilgilere göre zaman zaman Yakup Ece, Ecce Sultan olarak da isimlendirilen Ece Sultan bu bölgenin fethine katılmış ilk öncü alperenlerden. <br /> Kızıldeli Sultan Menakıbnamesi&#8217;nde de ismi geçen ve Hacı İlbey, Gazi İsrail, Fazıl&#8217;la ismi geçen Ece Sultan&#8217;ın Eceabad&#8217;da da ismini veren komutan olduğuna inanılıyor. <br /> Bu insanlar Trakya&#8217;nın fetih ve iskanında sorumlu olan öncüler. <br /> Ece Sultan&#8217;ın birkaç makamının bulunduğu da söyleniyor. <br /> Cemal Kafadar Ece Sultan&#8217;ın buradaki türbesinin yerini aynen İznik Yenişehir&#8217;de bulunan Postunpuş Baba Türbesi&#8217;ne çok benzetiyor. Yüksekçe bir tepelik alanda, çam ağaçları içindeki türbe sürekli ziyaret edilen bir mekanmış.  </p>
<p> Simavne (Samavna &#8211; Kyprinos) </p>
<p> Şu anda Gagavuzların yani Hıristiyan Türkler&#8217;in konakladıkları köyün dışında, daha önce burayı ziyaret etmiş olan Cemal Kafadar&#8217;ın gösterdiği alanda bir camiinin kalıntılarını görüyoruz. <br /> Buraya kalıntı demek ne derece mümkün bilemiyorum. Köyde söyleştiğimiz insanlar buradaki camii gayet iyi hatırlıyorlar. Ama maalesef bugün tek bir duvarının, tek bir bölümü bile ayakta değil.<br /> Kente hakim bir tepelik alanda kalenin olma ihtimali yüksek. Ama tam anlamıyla nerede olduğunu bilemiyoruz. <br /> Uzaktan Meriç&#8217;in aktığı alan görülüyor. <br /> Yeni yapılmış bir kilisenin bulunduğu küçük kent (köy)&#8217;de aslında tarihe dair çok şeyler var. <br /> Köy merkezinde bir kahvehaneye gidiyoruz. <br /> Özellikle eski kuşak Türkçe konuşabiliyor. <br /> Bir rehberin yardımıyla yine tarihi bir mekanın olduğu yere hareket ediyoruz. Anlatılana göre burası esas kalenin olduğu alanmış. <br /> Çevresinde düzlükler olsa da kente hakimliğine ve yüksekliğine bakarak bir kale alanı için uygun bir yer olduğunu görebildiğimiz bu yüksek alanda kalıntılar zaten bir binadan bize arta kalanları gösteriyor. <br /> En uç en yüksek noktadan öyle güzel bir manzara bakıyorum ki görülmeye değer doğrusu.<br /> Baharın getirdikleri yanında zaten binlerce yıldır burada olan tabii güzellikler muazzam. <br /> Türk sınırına oldukça yakın olan bu alanın az ilerisinden Edirne&#8217;den Selimiye Cami&#8217;nin minarelerinin göründüğü bile söyleniyor. <br /> Engebeli alan şimdi yemyeşil. <br /> Rehberin anlattıklarına göre burada o kadar büyük su yatakları varmış ki, askerler bile bu su yataklarından gizlice girip ilerlemişler. <br /> Hatta Dimetoka (Didymoteichon) kalesinden bile daha çok güç bir şekilde buradaki kalenin fethedilmesi öyküsünde de Rumların kurnazlık sonucunda kendi askerlerini büyük (rehber bunu ispatlamaya çalışıyor) su kuyularından, yataklarından  geçirerek kalenin müdafaasında kullandıkları yönünde bilgi veriliyor. <br /> Bunların ne kadar doğru olduğunu bilemiyoruz ama en azında burada çok büyük su yataklarının olduğunu, bir kale söylencesinin doğduğuna anlıyoruz.  </p>
<p> Kırkpınar </p>
<p> Daha sonra hep beraber meşhur Kırkpınar&#8217;a gidiyoruz. <br /> Evet yanlış okumadınız, Kırkpınar&#8217;a. <br /> Yani asıl Kırkpınar&#8217;ın olduğu, güreşlerin yapıldığı, pınarın aktığı alana doğru ilerliyoruz. <br /> Türkler güreşçi bir millet oldukları için bu konuda da büyük bir anlatı geleneğimiz oluşmuştur. <br /> Bu söylencelerden birisi de yine alperenlerin güreşlerine ilişkin olanlarıdır. <br /> Komutanlar, erler, öncüler yiğit ve kahraman insanlar olarak ünlenirken aynı zamanda içlerinden çok fazla güreşçi de çıkmıştır. <br /> Güreş bir ata sporu olarak çok uzun yüzyıllardan günümüze, bizlere hediye kalan bir kültür unsurumuzdur. <br /> Güçlü, kuvvetli, babayiğit erler, gençler güreş tutarak bu özelliklerini ispata yönelirler. Günler süren müsabakalar yapılır. Özel güreş alanları kurulur. Hatta bunun için panayırlar oluşturulur. Haftalarca süren yarışmalar düzenlenir&#8230; <br /> Büyük mücadeleler sonucunda kazananlar büyük iltifatlarla ödüllendirilirler. <br /> Bu insan için bir büyük övünç kaynağıdır. <br /> Ama güreşte en önemli yararlardan birisi hiç şüphesiz insanların bir nevi antramanlı, dinç olmalarını da sağlayan bir uğraş olmasıdır. İnsanları kaynaştıran, yakınlaştıran, bir sosyal etkinlik olarak güreşle ilgili birçok kitap yayınlandı. <br /> Bu arada elbette Kırkpınar&#8217;la da ilgili yayınlanmış olabilir en azından, buradan bahsedilmiştir, diğer kitaplarda. <br /> Ama ben her zaman olduğu gibi gördüğümü anlatacağım. <br /> Yine Cemal Kafadar&#8217;ın rehberliğinde Kırkpınar olarak isimlendirilen alana gittik.<br /> Burası ana karayoluna yakın bir mevkide, her ne kadar bakımsızlık içinde derelik/tepelik bir alan gibi görünse de gerçekten dümdüz bir alanla çevrili geniş bir düzlük içinde bir mevki.<br /> Ve de yanı başında gerçekten de çok büyük bir pınar akıyor. <br /> Kırkpınar ismi de elbette akan kırk tane pınardan geliyor. <br /> Söylenceye göre kırk er güreş güreşe birbirin yene yene günler süren bir müsabakadan sonra aşırı yorgunluk ve güreşin etkisiyle vefat ediyorlar ve kırk güreşçinin öldüğü bu yerde kırk pınar akmaya başlayınca buraya bu isim veriliyor. <br /> Yine bir başka söylence göreyse bölgenin en yiğit güreşçiler çok büyük bir etkinlik için burada güreşe tutuşuyorlar, kırk pınarın aktığı bu alan zamanla güreşlerin yapıldığı bir yer olarak ünleniyor ve tarihte de Kırkpınar Güreş Alanı olarak dile getirilir oluyor.  </p>
<p> Kızıldeli Sultan&#8217;a Doğru </p>
<p> Yine bu uzun yolları, çeşitli saat dilimlerinde nöbet değiştirerek ve bizi rahatsız edecek şekilde burnumuzun dibine kadar sokulan Yunan polisinin gölgesinde geçiyoruz. <br /> Bu arada acı bir olay ise, kalenin yerini bulmada bize rehberlik eden kişinin polislerce engellenmesi ve kendisiyle uzun uzun konuşulduktan sonra bize bir şey söyleyemeden bizi terk etmesi oluyor. <br /> Yani açıkçası çalışmalarımıza da müdahale ediliyor. <br /> Bizler Kızıldeli Sultan&#8217;a yaklaştığımızda bu sefer buraya gidemeyeceğimiz resmen Yunan polisi tarafından bizlere iletiliyor. <br /> Çekim için resmi izin almamıza rağmen engellenmemiz doğrusu işin nereye vardırıldığını gösteriyor. <br /> AB. Üyesi bir ülkenin resmi izin alınmasına rağmen insanların seyahatlerini, çekim yapmalarını açıkçası engellemeleri çok üzücü. <br /> Ama kolay pes edilmiyor. <br /> Cemal Kafadar girişimde bulunarak hareket etmemizi sağlıyor. <br /> Küçükderbent&#8217;i (Mikro Dereio) geçip Ruşenler Köyü&#8217;ne vardığımızda saat dokuz olmuş oluyor. <br /> İki polis arabasının bizleri takip etmesinin can sıkıcı halinde bir şeyler yemeye çalışırken, bizi ısrarla konuk etmek isteyen Hasan Çengel&#8217;in iyi niyetine rağmen, ekip bir otelde kalmanın daha mantıklı olduğu sonucuna varıyor. <br /> Nihayetinde sabah buluşmak üzere biz, Ahmet Hezafen&#8217;le birlikte Hasan Çengel&#8217;e misafir olurken, çekim ekibi otelde kalmak üzere bizlerden ayrılıyor. <br /> Yatmadan önce Ahmet Hezarfen&#8217;le durum değerlendirmesi yapıyor ve Yunan polisinin tutumunun bizde yarattığı üzüntüyü paylaşıp, yarınla ilgili program yapıyoruz.  </p>
<p> 17 Nisan Pazar </p>
<p> Kızıldeli Sultan Dergahı </p>
<p> Ahmet Hezarfen, Mehmet Koç Baba ve Hasan Çengel&#8217;le Ruşenler&#8217;den Dergah&#8217;a varmamızın hemen ardından çekim ekibi de dergaha geliyor. <br /> Onlar çekimlerini tamamladıktan sonra, Ahmet Hezarfen&#8217;le de tarihi bir söyleşi gerçekleştiriyorlar. <br /> Çok duygulanıp, heyecanlanan Ahmet Hezarfen 86 yaşının verdiği tecrübe, birikim ve donanımla hem Şeyh Bedreddin&#8217;den, hem Kızıldeli&#8217;den, hem de Balkanlar&#8217;daki Alevilik-Bektaşilik ve Türklük&#8217;ten bahsediyor. <br /> Gerçekten de yoğun çalışmalar içinde güzel bir belgesel hazırlayacaklarına inancımızla, samimi bir çalışma sergileyen Ajans 21 ekibini uğurlarken, sonuçta iyi bir Şeyh Bedreddin Belgeseli&#8217;nin hazırlanması dileğiyle onlarla vedalaşıyoruz.  </p>
<p> Yakın Dönem Dergah&#8217;ta Çevresinde Olan-Bitenler </p>
<p> Misafirhanede dinlendikten sonra, sırasıyla son dönem Dergah&#8217;ta ve yakın çevresinde gelişen olayları en iyi anlatan insanlar olarak tavsiye edilen; Ahmet Karahüseyin (77), Hüseyin Delimolla (65), Ali Kırmacı (68),  Hüseyin Kamber (45), elli yıldır dergahın türbedarlığını  yapan Elif Çolak (76) (Uzun yıllar burada tek başına kalan, şimdi vefat etmiş Ali Çolak&#8217;ın eşi) ile detaylı söyleşiler yapıp, onlardan bilgi derliyorum. </p>
<p> Ruşenler Cemevi&#8217;nde Toplantı </p>
<p> Aynen geçen sene bana gösterdikleri ilgi gibi, hem bana ama gerçek bir değer olarak büyük takdir toplayan Ahmet Hezarfen&#8217;e çok büyük ilgi gösteren köy halkı cemevine doluyor. <br /> Ahmet Hezarfen duygu yüklü olmasının yanında yaşamının kilometre taşlarını anlattığı, Alevilik-Bektaşilik, Balkanlar&#8217;daki Türklük ve Bulgaristan&#8217;da yaşadığı tecrübelerini halkla paylaştığı konuşmasında insanları da hayli bilgilendiriyor. <br /> Dinleyicilere Seyyid Ali Sultan hakkında da bilgiler aktaran Ahmet Hezarfen gerçekten de yaşının verdiği birikimi halka çok güzel bir şekilde aktarıyor. <br /> Halkın kendisine gösterdiği ilgiden de çok memnun kalan Ahmet Hezafren&#8217;in konuşmalarına zaman zaman ben de katılıyorum. <br /> Saatler gece yarısını geçtiği halde halkın hala bizleri dinler olması, çeşitli sorular sormaları ise not etmeye değer şeylerdi doğrusu.  </p>
<p> 18 Nisan 2005 </p>
<p> Bir gün önce başladığımız çalışmaları tamamlamak için Ahmet Hezarfen ve Hasan Çengel&#8217;le birlikte tekrar Ruşenler Köyü&#8217;nden Kızıldeli Sultan Dergahı&#8217;na hareket ediyoruz. <br /> Tekrar Türbeyi ziyaret ediyoruz. <br /> Ayrıca ben daha ayrıntılı fotoğraf çekimleri yapıyorum. Öyle ki, dergahı uzaktan ve tüm binaları alacak şekilde tepelik alandan çekimler yapıyorum. <br /> Kuş sesleri, doğanın insana sunabileceği en büyük armağanlar olarak görülen tertemiz bir hava, yemyeşil bir alan&#8230; <br /> İnsan daha ne ister ki, altı yüz yıl önce barıştan, kardeşlikten, hoşgörüden yana bir dünyanın kurulduğu, nice yağmalara, nice kurşunlara, nice savaşlara direnmiş; nice haydutlukları bertaraf etmiş, sadece Ege&#8217;nin iki yakasındaki iki büyük toplumu değil, tüm dünya insanlığını kucaklarcasına kainata tevazuyla bakan bir büyük ulu zatın huzurunda sonsuzluk ve ölümsüzlük tılsımına kavuşan, Hızır Nebi gibi ölümsüzlük suyu içmişçesine mutlu olan bizler Ahmet Hezarfen&#8217;le birlikte bizlerin buraya gelmesine olanak tanıyanlara şükran ve minnet duygularımızla dua ediyoruz. <br /> Buradaki çalışmalarımızı öğlen saatlerine kadar tamamlıyoruz. <br /> Hasan Çengel, Gümülcine&#8217;ye (Komitini)  bizleri davet ediyor. <br /> Bizlerin Türkiye&#8217;nin Gümilcine (Komitini) Başkonsolosu Sayın Ümit Yardım&#8217;la bir görüşme yapmamızın yararlı olacağını söylüyor. <br /> Bizler oldukça sarp olan tepelerden geçerek önemli oranda Türk yerleşim birimi olan Batı Trakya&#8217;nın havasını soluya soluya kent merkezine gidiyoruz. <br /> Hasan Çengel&#8217;le evine giderken tarihi büyük bir camiyi,  bir kesik baş ziyaretini not ediyorum. <br /> Bizleri çok sıcak karşılayan Sayın Ümit Yardım&#8217;la bir görüşme yapıp, Batı Trakya&#8217;da Türklerin yaşadıkları dramları paylaştık. <br /> CEM Vakfı çalışmalarından bahsettiğimiz ve buradaki soydaşlarımızla ilişkilerimizi geliştirmek istediğimizi söylediğimiz anda Yardım, bu konuda bizlere her türlü yardımda bulunacağı sözünü veriyor. <br /> Gerçekten de yararlı bir görüş alış-verişinden sonra bizler Türkiye&#8217;ye dönmek üzere bize her konuda çok yardımcı olan Hasan Çengel&#8217;in evine hareket ediyoruz. <br /> Kendi özel işi için Türkiye&#8217;ye hareket edecek olan sayın Hasan Çengel&#8217;le birlikte bizler de Anavatanımıza doğru hareket ediyoruz. <br /> Bu sefer yeni yapılan büyük otobandan çevreyi özellikle geniş ve çok büyük Gümilcine (Komitini) Ovası&#8217;nı seyrede seyrede, sohbet ede ede, İpsala Sınır Kapısı&#8217;ndan Türkiye&#8217;ye giriş yapıyoruz, gece yarısından sonra. <br /> Türkiye sınırına vardan geçtiğimiz alanlardaki köylerin çoğu Türk köyüymüş. <br /> Bu arada ana karayolu Dedeağaç&#8217;a (Alexandroupoli) yaklaşınca denizi de görüyoruz. <br /> Dedeağaç&#8217;a (Alexandroupoli) varmada uzaktan gördüğümüz Miri Köyü&#8217;nde, son dönemin Kızıldeli Sultan Ocağı Halife Dedesi olan Lütfi Aykurt Baba&#8217;nın taliplerinin olduğu bilgisini de Hasan Çengel bizlere aktarıyor.  </p>
<p> Dergah&#8217;a Ait Notlar </p>
<p> Belli bir eğimle yükselen bir tepenin eteğinde kurulan Dergah&#8217;ın açıkçası yerleşim yeri öylesine bilinçli seçilmiş ki, buna hayran olmamak imkansız. <br /> Dergah&#8217;ın önü öyle açık ki, kilometrelerce uzaktaki fazla yüksek olmayan dağ sıralamaları görülüyor.<br /> Dergahın arkasında sağ ve solundaki alan ağaçlık, makilik. <br /> Hemen yakınlarında tarla olarak uzun yıllardır kullanıldığı anlaşılan çok geniş toprak parçaları uzanıyor. <br /> Yine Dergah&#8217;ın görünümünü daha iyi almak, daha doğrusu tümde Dergah&#8217;ı görüntülemek merakıyla çıktığımız bir makilik yamaç içinde, ağaçlar arasında uzun, geniş ve çok sağlam temelleri olan bir büyük taş duvar kalıntısıyla karşılaşıyoruz, Hasan Çengel&#8217;le birlikte. <br /> Bunun yanı sıra Dergah&#8217;ın alt sınırında, şimdi tümüyle yıkılmış olan camii  ve tarihi mezarlığın bulunduğu alan yanında da epeyce uzun, tarihi, kalın duvarların kalıntılarını kaydetmek gerekiyor. Şimdi ağaçlarla kapanmış olan ve uzun bir dereye uzanan bu tarlayla mezarlığı ve camiiyi ayıran duvarın kalıntılarının kilometre boyutunda uzandığı görülüyor. Anlayabildiğimiz kadarıyla zamanında Dergah&#8217;ın belli bölümleri sağlam, yüksek, uzun taş duvarlarla çevriliymiş. <br /> Yine Dergah&#8217;ın alt kısmında kalan mezarlık ve camilik alanın karşısında Dergah&#8217;a yakın bir yerde tarlanın ortasında, tarladan ayrılan ve bir bina kalıntısı olduğu anlaşılan bir yapıdan arta kalanları görüyoruz. <br /> Buranın bir ahır veya tarlayla, tarımla ilgili bir bina kalıntısı olması ihtimali üzerinde duruyoruz. <br /> Dergahın tarihi sınırlarının tam anlamıyla nerelerle çevrili olduğu, burada kaç tane mezarın bulunduğu, belki şimdi makilik alan içinde kalmış başka sınırlarının olup olmadığı burada bir ekip tarafından yapılacak sistemli bir çalışma sonucunda ortaya çıkarılacaktır.  </p>
<p> Şu anda ise Kızıldeli Sultan&#8217;ın Türbesi&#8217;nin de bulunduğu  Dergah&#8217;ın ana görünümü şu şekildedir:  </p>
<p> Tam ortasında yüzlerce yıllık olduğu kesin olan bir büyük dut ağacı ki Dergahı&#8217;nda burasının ana merkezi noktasını belirleyin bu tarihi anıt çeşitli dayanaklarla dallarını artık taşıyamayacak bir kültür hazinesi olarak karşımızda duruyor. <br /> Tarihi dut ağacının hemen önünde ise parçalanmış bölümlerinin zamanla birleştirilmesinden oluşturulan yine tarihi bir çeşme bulunuyor. <br /> Yine tarihi ahşap kapısından girince küçük bir avlusu olan ön duvarında bir kitabesiyle insanları karşılayan Kızıldeli Sultan Türbesi mevcut. <br /> Türbe kapısından içeri girince sol tarafta duaların yapılıp, kitapların okunabileceği bir boş alanın (Niyazevi) yanında, giriş kapısının sağından bir başka kapıyla girilen Seyyid Ali Sultan&#8217;ın Türbesi bulunuyor. <br /> Tavanları ahşap ve orijinal bir şekilde türbelerde görülen sistemle birbirine bağlana kolonlarla muhkem bir şekilde ayakta duran yanının tam ortasında mezar bulunuyor. <br /> Türbeden bir girişin olduğu, yirmi kadar mezarın bulunduğu, uzun ağaçların boy verdiği ve taş duvarlarla örülmüş bu alanda burada hizmet etmiş, babalar, dervişler yatıyor. <br /> Canların gayretleri ve yardımlarıyla yapılmış bir büyük misafir evi (ki gece burada konaklamak da mümkün) ve aynı çatı altında aynı giriş kapısından girilen orijinali gözetilerek tamir edilmiş Kızıldeli Sultan Erkanı&#8217;nın uygulandığı cemlerin yapıldığı bir meydanevi ise en önemli yapılardan birisi.<br /> Yine buranın da orijinal kapısında bir kitabe mevcut. <br /> Ana giriş kapısından ilerledikten sonra bu sefer dış avluya açılan bir başka kapıyla karşılaşıyorsunuz. Yine burada da geniş bir boşluk alan var. Bu alan ise yine şimdi önemli ölçüde yıkılmış kalın ve yüksek bir taş duvarlarla çevrilmiş bir vaziyette. Zaten artık onun ilerisin tarlalar ve ağaçlık alan görülüyor. <br /> Dergahın ayakta kalan bir diğer yapısıysa Mihman evi. <br /> Şu anda burada türbedarlık yapan ailenin barındığı ve önünde küçük bir avlunun bulunduğu bu tarihi bina oldukça büyük. <br /> Ocak, yemekevi ise büyük kazanların korunduğu ve büyük bir ocağı barındıran ahşaptan bir tarihi bina. <br /> Ayrıca yine ekmek vb. yapımında kullanılan bir başka ateşgedelerin bulunduğu bina daha var. <br /> Bir kısmı çökmüş olan ahırlık, önemli ölçüde yıkılmış iki başka hizmet binası da Dergah&#8217;ın bölümlerinden bir kaçı. Son zamanlarda yapılan iki tuvaleti barındıran binadan da bahsetmek gerekiyor. <br /> Bir önemli özellik olarak buradaki binaların çatılarının ince, uzun, sağlam blok taş parçalarından oluşmasıdır. Hatta köylülerle söyleşilerimizde bize aktarılan bir bilgi de bölgeye has olmak üzere ateşte ısıtılınca ekmek vb. pişirmeye yarayacak özellikte taşların bu bölge çıkıyor olması. Öyle ki, bu taşlar ticari anlamda da bir dönem toprak altından çıkarılıp satılmış bile. <br /> Ama şimdi bu işi yapan kalmamış.   </p>
<p> Dergahın Son Dönem (1919 / 2005) Gelişmeleriyle İlgili Satır Başları </p>
<p> Dergahın son dönemine ilişkin bilgiler edinebileceğimiz söylenen bazı insanlarla üç saatlik bir söyleşi gerçekleştirdim. Kimlikleri aşağıda bulunan bu isimler birbirlerini  tamamlayan şekilde bence önemli bazı bilgileri bizimle paylaşarak bazı gerçeklerin aydınlanmasını sağlamışlardır.  </p>
<p> Özetle edindiğim bilgiler bile insanı oldukça düşündürüyor.  </p>
<p> 1826&#8217;dan sonra adeta yağmalanırcasına talan edilen Dergah&#8217;ın arazileri, malları, mülkleri, değirmenleri, hayvanları, günlük araç-gereçleri türlü ellere geçmiş; iç sızlatan, ne devlet kimliğine, ne insanlığa yakışmayacak şekilde tarumar edilen bir büyük inanç ve kültür ocağından adeta geride hiçbir şey kalmamıştır. <br /> Mezarlıkları bile kurşunlanıp, yakılıp-yakılan, bir dönem binlerce dervişin, yolcunun, insanın barınıp yararlandığı altı yüzyıllık bir insanlık abidesinin hoyratça yok edilmesi karşısında bir şeyler yapılması gerektiğini söylemek için sadece sıradan bir insan olmak yetiyor.<br /> 1920&#8217;li yıllardaki Yunan, Bulgar işgalleri, Balkan Savaşları, Birinci, İkinci Dünya Savaşları, derken Yunan İç Savaşı, dram üstüne dram, zulüm üstüne zulüm, yaşatmıştır bölge insanına ve dünyanın belli başlı birkaç büyük Bektaşi Dergah&#8217;ından birisi olan Seyyid Ali Sultan, (Kızıldeli) Sultan&#8217;a. <br /> 1950&#8217;li yıllara kadar yöredeki savaşlar ve iç çatışmalar nedeniyle büyüyen dramdan dolayı bölgenin nüfus hareketliliği en hat safhaya varıyor. <br /> Köyler boşalıyor. <br /> Yeni köyler kuruluyor.<br /> Çok yoğun yer değiştirmeler oluyor. Hatta insanlar belli dönemlerde ayrı ayrı köylerde yaşıyorlar. Öyle ki buradaki yerli (yer değiştirmemiş) köylerin sayıları oldukça düşük. <br /> Hiç değişmeden, dağılmadan kalabilen köylerden bir kısmı Ebil (Hebil) Musacık, Merikoz. <br /> Ruşenler, Büyük Derbent, Babalar, Meseller 1950&#8217;lerden sonra kurulan köyler. <br /> Tüm bunlara rağmen çevredeki Alevi olsun, Sünni olsun, karışık olsun tüm köyler bu Dergah&#8217;ın, Tekke&#8217;nin önemini bilip, kavrıyorlar. <br /> İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra yaşanan Yunun İç Savaşı&#8217;nda Batı Trakya Bölgesi çok yoğun ve büyük bir gerilla savaşına şahit olmuş, başta Rusya olmak üzeri Kominist sistemlerce desteklenen Yunan sol gerillalar birkaç yıl neredeyse bağımsız bir devlet kurarak özellikle 1945/1947 yılları arasında tam anlamıyla bölgede büyük bir kaosun yaşanmasına sebep olmuşlardır. <br /> Bu iç çatışmadan Allah&#8217;ın ne hikmetidir bilinmez, erenler hep zorluklarla mücadele etmiş olduğu için olsa gerektir, yine Türkler, Aleviler/Bektaşiler zarar görmüşler, gerçekten çok, çetin zamanları olmuştur bölgedeki insanların.<br /> Dergahın onarılmasıyla ilgili Yunan devletinin bir engeli olmadıysa da, yardımı da olmamış. Zaten insanlar da bunu istememişler. <br /> 1950&#8217;li yıllardan sonra normale dönen yaşamdan sonra, insanlar yavaş yavaş kendilerine gelmeye başlıyorlar. Köyler yeni düzenlere kavuşuyor. Dergah&#8217;ta da yaralar sarılmaya başlanıyor. <br /> Tümüyle özveriyle dergahın hizmet birimleri onarılıyor. Yeni birimler eklenerek burası biraz daha adına yakışır bir kimliğe bürünen dergahla ilgili en önemli gelişmelerden birisi hiç şüphesiz yakın zamanda kurulan Seyyid Ali Sultan Tekkesi Vakfı Koruma Heyeti güzel çalışmalar içinde. <br /> Kızıldeli Sultan Dergahı&#8217;nın yakınlarından Türkiye&#8217;ye göç edenler şimdi şuralarda ikamet ediyorlarmış: <br /> Uzunköprü&#8217;nün içinde Kavakmahalle&#8217;de, Muratlı&#8217;da, Yeniköy&#8217;de, İstanbul Firüzköy&#8217;de, Avcılar&#8217;da, Gaziosmanpaşa&#8217;da, Zeytinburnu&#8217;nda (ilk önce Taşlıtarla&#8217;ya gitmişler, bir kısmı Zeytinburnu&#8217;na geçmiş.), Bursa İsmetiye Köyü, Aydın.  </p>
<p> Söyleşideki insanlar:</p>
<p> Ahmet Hezarfen (85): Bulgaristan&#8217;da Razgrat&#8217;a bağlı Yunus Abdal (Yonkovo) Köyü&#8217;nde doğdu. 1951&#8217;de Türkiye&#8217;ye göçtü. Hem Bulgaristan&#8217;da, hem de Türkiye&#8217;de öğretmenlik yaptı. Onlarca dergide, çok farklı konularda yüzlerce makalesi yayınlandı. Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinden çevirdiği yüzlerce belgeden bir kısmı sekiz kitapta yayınlandı. <br /> Ahmet Karahüseyin (77): Gümilcine&#8217;ye (Komitini) bağlı Musacık Köyü&#8217;nde 1928 yılında doğan ve 16 yaşında Kızıldeli Dergahı&#8217;nın en yakınında bulunan köylerden olan Ruşenler&#8217;e gelmiş kişi.<br /> Hüseyin Delimolla (65), Ali Kırmacı (68),  Hüseyin Kamber (45), elli yıldır dergahın türbedarlığını  yapan Elif Çolak (76) (Uzun yıllar burada tek başına kalan, şimdi vefat etmiş Ali Çolak&#8217;ın eşi) </p>
<p> Benim babam 1913&#8217;teki savaşta savaşmış bir insan. Bulgarlar o zaman her tarafı işgal etmişler. Hatta İstanbul&#8217;da Çatalça&#8217;ya, Çekmece&#8217;ye, Hadımköy&#8217;e kadar gelmişler. <br /> 1912&#8217;lerde buralarda işgal edilmiş. Buradaki insanlar çok güçlükler yaşamışlar. <br /> Kızıldeli Dergahı&#8217;nın çok arazisi, çok malı mülkü varmış. Su değirmenleri, abadolapları varmış. Hatta bir zamanlar Bektaş Dede, (Ağa) denen birisi varmış. Osmanlı zamanında buradaki arazi satılınca o da satın almış. O zaman da kendisine bir tabu verilmiş. Gel zaman git zaman, onun bir torunu 1962&#8217;de buraya gelmiş. Dedesinden kendisine kalan tapuyu göstermiş, hak iddia etmiş. Ama Yunan hükümeti bu belgeleri tanımamış. Kendisine de bir hak tanımamış. Zamanla buradaki araziler bölgedeki insanlara taksim edildi. Ruşenler Köyü&#8217;nde bulananlara dörder dönüm arazi verildi. Ama bundaki amaç buraya fakir, kimsesiz, yurtsuz Rumlar var onlara da arazi verelim, bahanesiyle, bu yörenin Rumlaştırılmasına çalışıldı. Ama gelen Rumlar da gittiler. Bugüne kadar kimseye de tapu verilmedi. Son zamanlarda tapular verilmeye başlandı. Köylülerin ortak isteğiyle Tekke&#8217;ye 30 dönüm arazi bırakıldı. Şimdi resmen Tekke&#8217;nin otuz dönümlük arazisi var. (Ahmet Karahüseyin)<br /> Musacık Alevi/Sünni karışık bir köydür. Yüze yakın hanesi vardır. <br /> Çete zamanında, savaş zamanında burada hizmetler yapılmaz olmuştur. Sadece mürşitler gelir, mart ayında gelirler, hizmetlerini alır giderlerdi. Savaş zamanında tabii kimse gelemezdi. Tam kapalı sayılmazdı burası ama insanlar burada ibadet yapamazlardı. Tabii burası tam kapanmadı. Çete Savaşı zamanında burada hastane bile kurdular. Aşağıdaki camiyi çeteler yıktılar.<br /> İç savaş zamanlarında uzaktan uzağa çok zor bazı ziyaretler olsa da burada herhangi bir ibadet yapmak olanaksızdı. Gerçekten burada bir büyük çatışma vardı. Zaten burası tümüyle bir harabelik bir alandı. Ben çok iyi hatırlıyorum, buralarda oturmaya yer yoktu. Hiçbir eşyası kalmamıştı. <br /> 1960&#8217;lardan sonra yavaş yavaş buralar düzene girdi. Hükümetin hiçbir desteği olmada. İyi ki de olmadı. Biz zaten bunu istemiyorduk. Halkın kendi olanaklarıyla bazı düzenlemeler oldu. Her taraf yıkık-döküktü. Yavaş yavaş şimdi görüyorsunuz hala devam ediyor, çalışmalar sayesinde buralar belli bir düzene girebildi. <br /> Burada oturan insan yoktu. Çetelerin savaşı 1947&#8217;li yıllarda bitti. (Ahmet Karahüseyin)<br /> 1946&#8217;lı yıllardan 1949&#8217;a kadar buralar işgal altındaydı. Ben o zamanlar Babalar Köyü&#8217;nde oturuyordum. Çeteler zorla bizim babalarımızı, büyüklerimizi toplayıp asker yaptılar. Bunu hatırlıyorum. (Hüseyin Delimolla).<br /> Hatta biliyorsunuz bir General Markos&#8217;tan bahsedilir. <br /> Burada neredeyse bir devlet bile kurulmuş. Sonra General Markos Bulgaristan&#8217;a sığınmış, hatta Rusya&#8217;ya da gitmiş sanırım. <br /> Bir Süleyman Faik Efendi varmış buralardan. Hatta 2000 yılında Ayhan Bey&#8217;le Bulgaristan&#8217;a yaptığımız bir gezide benim de sınıf arkadaşım olan Razgrat&#8217;a bağlı Ca&#8217;fer&#8217;ler Köyü&#8217;nden Hüseyin Fıçıcı bana bir kitap vermişti. O kitapta bazı notlar vardı. Bu notlardan birisinde Kızıldeli Dergahı&#8217;ndan Süleyman Faik Efendi&#8217;nin 1920&#8217;lerde orayı ziyaret ettiği yazılıyordu. Bunu acaba duyan, bilen var mı? Mezarını bilen var mı?<br /> Kitaba işlediği not şöyleymiş:<br /> &#8220;Trakya Edirne Yunanlılar tarafından işgaliyle de Bulgaristan&#8217;a ilticamız ve bir vasıtayla ile de Ca&#8217;fer&#8217;ler Karyesi&#8217;nde Fıçıcı Mehmet Baba&#8217;yla muhibbanı kiram ile hem dem olup fakir acizanenin bir hatırası olmak üzere zirde vaz-ı imza ediyorum.&#8221;<br /> 3 kamirsani (Kanun-i Sani (?)) 336 (3 Ocak 1920, Cumartesi) Seyyid Ali Sultan Meydan-ı Zir Mütevvelilisi Ali Mollazade Süleyman Faik.<br /> (Süleyman Faik Aşağı Tekke&#8217;de hizmet yürütmüş.)<br /> Ahmet Bey&#8217;in sorusunu yanıtlayan çıkmadı. <br /> Burada Komünist sistem kurmak için Tito&#8217;yla, hatta başka güçlerle de işbirliği yaptılar buradaki çeteler. (Ahmet Hezarfen).<br /> Onlarda olan silahlar askeriyede bile yoktu. Rusya onları destekliyordu. Çeteler yiyeceklerini çevredeki köylerden, Gümilcine (Komitini) ovasından karşılıyorlardı. Hatta çevre köylülerin hayvanlarını alıp, kaçırıp dağlara götürüyorlardı. Devamlı askeriyeyle çatışma halindeydiler. Dergah çatışmaların arasında kaldı. Dergah çok kötü durumdaydı. Burasını ahır yaptılar. Buralar gübre doluydu. Burası harabe halindeydi. Kim bakacaktı buraya? (Ahmet Karahüseyin)<br /> 1919 yılında Yunanlılar burayı ilkin işgal ediyorlar. <br /> Buradaki köylüler de o zaman Türkiye&#8217;ye kaçıyorlar. Buralardan göç ediyorlar. Burada insan kalmıyor, azalıyor. Burası boşalıyor. Gümilcine&#8217;den, uzaktan ziyaretçiler tabii devam etmişler. <br /> Hangi tarihte olduğunu tam bilemiyorum ama sanırım 1925&#8217;lerde, burada bir katliam da oluyor. <br /> Karakaçanlar gelmişler, buradaki insanlara çok büyük kahırlıklar vermişler, zulümler yapmışlar. <br /> Bunlar çoban, Yunan çobanlar. <br /> Tekke&#8217;ye çevre köylerden gelmiş beş altı aile varmış. Onlar toplanıp, burada barınmak istemişler, yani Tekke yakınlarında. Karakaçanlar ise onların yerlerine göz koymuşlar. O zamanki askerlere rüşvet veriyorlar, altın veriyorlar, kendi yanlarına çeviriyorlar. Askerler onları görmemezlikten geliyorlar. Bir akşam karakaçanlar geliyorlar, bağırıp çağırıyorlar, biz askeriz, dışarı çıkın diyorlar. Erkekler çıkmışlar dışarı. Kızanlar (çocuklar)la kadınlar içerde kalmışlar. Onlar erkekleri bir yere topluyorlar, orada hepsini kesiyorlar. Altı, yedi kişiyi böylece kesiyorlar. Bunlar hala tüm yörede anlatılır, durur. Bir kadın gizleniyor, gidip çevredeki köylere haber veriyor da, öylece haberdar oluyor, insanlar. (Hüseyin Delimolla)<br /> Güya Türkiye Cumhuriyeti kurulunca bir kısım karakaçan konsolosluğa başvuruyor da, biz Osmanlı&#8217;dan çok memmunduk, bizleri Türkiye kabul etsin, istediği yere yerleştirsin de, bizler de Türkiye&#8217;de yaşayalım, diye söylemişler. (Ahmet Hezarfen)<br /> Tabii korkudan buradaki insanlar kaçmışlar. Yani bir dönem bu Tekke&#8217;ye, bu bölgeye karakaçanlar yerleşiyorlar. Hatta kendileri bir de ağıl yapıyorlar burada. Buralarda çokça köpek de yetiştiriyorlar. <br /> 1950&#8217;li yıllarda tabii savaşlar bitince, biraz huzur gelince de insanlar tekkar buraya yerleşmeye başlıyorlar. Köyler tekrar canlandı. Hükümet te buradaki köylere yardım etmeye başladılar. (Hüseyin Delimolla)<br /> Tekkenin her ne malı varsa onun altında Osmanlıca &#8220;Tekke&#8221; veya &#8220;Tekke Malı&#8221; diye bir yazı varmış. Tekke&#8217;nin malları satışa çıkarılınca çevre köylerden de alanlar olmuş. Ben hep duyardım, filanca da Tekke&#8217;nin bir malı varmış, diye. <br /> Kepçeler, çatallar, kaşıklar, kazanlar&#8230; ne varsa her şeyi satılmış, Tekke&#8217;nin. <br /> Değil Birinci Dünya Savaşı 1878 Türk &#8211; Rus Savaşı&#8217;ndan beri bu sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. <br /> Gerçekten buradaki savaşlar buraya çok zarar vermiştir. (Hüseyin Kamber)<br /> Bizim Babalar köyünde ilaç için arasan yabancı yoktur. Hiç de olmamıştır. Köyümüz elli haneliktir ama şimdi oldukça büyük bir cemevimiz var. Bizim köyde hizmetler aksamadan yürüyor. Şimdi biliyorsunuz; dedeler var, babalar var. Dede babaların üstündedir. Her köyde baba vardır ama her köyde dede yoktur. Biliyorsunuz bir dede vardır. Dede babaların üstündedir.<br /> Bizim köyde Ali Nalbant 45 yaşında bir babadır. <br /> Buralarda 21 Martta tarikten geçme oluyor. Bizim için bu çok önemlidir. Biz de müsahiplik çok önemlidir. Aşure çok önemlidir. Nevruzdan sonra artık gün yoktur, ayda mı, on beş günde bir mi, insanların isteğine göre toplanılır. <br /> 21 Martta Tekke&#8217;de yunaktan geçtikten sonra, yani dedenin huzurunda hizmetleri yapıldıktan sonra babalar da gelirler, bizlerin hizmetini görürler, bizleri tarikten geçirirler. <br /> En son bu sene Mehmet Koç Dede, Kızıldeli Sultan&#8217;da babaları yunaktan geçirdikten sonra bizlerin hizmetlerini gördü. (Ali Kırmacı)<br /> Pazarı pazartesine bağlayan gece ve her Perşembe akşamı  çerağlar yanar. <br /> Tekke&#8217;de 12 çerağ yakılır. Babapınar&#8217;ında 2 çerağ yakılır. Aşağıtekke&#8217;de 2 çerağ yakılır. Gözcüler Makamı vardır, 2 çerağ yakılır. Mesela bu gözcüler gerçekten gözcülük yaparlarmış. Atlar, atlılar, yabancılar gelirse onları haber verirlermiş, onlar gerçek gözcüymüşler. (Hüseyin Kamber) </p>
<p> Elif Çolak (76) Tekke&#8217;nin Türbedarı: </p>
<p> Ben Kamberler Köyü&#8217;nden geldim. Benim babam çok fukaraydı. Babam Mustafa Kamber&#8217;di. Kendine Kamber Mustafa, derlerdi. Amcalarım çoktan Türkiye&#8217;ye göçtüler. <br /> Annemin adı Sümbül, babamın adı Mustafa.<br /> Evlendikten sonra da buraya geldim. Daha önce babamla gelirdim. Babam buraya gelirdi. Hizmet yapardı. Ben 13 yaşında da buraya babamla gelir giderdim. Eskiden Tekke&#8217;ye Bakkal Hüseyin bakarmış, sonra babama vermişler. <br /> Bozgunculuk döneminde insanlar Sarpdere&#8217;de oturuyorlarmış. <br /> Babam buraya bakım yapardı. Buranın tamir işlerini yapardı. Çerağ yakardı, mum uyarırdı (yakardı), ben hatırlıyorum. <br /> Babam Kamberler&#8217;den Yılanlı&#8217;ya gelip oturdu. Sonra Çekekli&#8217;de de biz oturduk. Evlendikten sonra ben tekrar Kamberler&#8217;e gittim. Benim kısmetimmiş en sonunda yine evlendikten sonra buraya geldim. Çolak Ali&#8217;yle evlenmiştim. Baba bizi yanına aldı. Biz de artık temelli buraya geldik. <br /> Babam zamanında burada hiçbir şey yoktu. O zamanlar insanlar hasırlarda otururlardı. Ne örtü, ne döşek hiçbir şey yoktu. Çok fukaraydık o zamanlar. Bozgunculuk, savaş vardı. <br /> İnsanlar uzaklardan gelirlerdi ama yatacak bir şey yoktu. Beraberlerinde örtüsünü, mörtüsünü getirirlerdi. Burada yatmaya hiçbir şey yoktu. Burada ufacık bir odacık vardı. (Şimdi meydanevinin yanında konukevi olarak kullanılan yapı)<br /> İnsanlar merhamet ettiler, topluyorlar, yapıyorlar, düzüyorlar, şimdi.<br /> Ben 18 yaşında evlendim. Eşim de daha askere gitmemişti. 5 çocuğum var. Torunumun torunu bile var. İkinci nine oldum şimdi. Biz eşim Çolak Ali ile iyi geçindik. <br /> Türbede eskiden kazı yapmışlar, para aramışlar. <br /> Biz burada ekin, buğday, çavdar ilerde ekerdik. Şimdi tarlalar az kaldı. Şimdi geçim daha zor. Çocuklarımı okutamadım. Ben de okuma yazma bilmem. Çocuklar gidiyor, çalışıyorlar da geçiniyorlar. <br /> Kışın ağaçları kesip yakıyoruz. Kışın buraya kimse gelmez. Yakıyoruz sobaları oturuyoruz.<br /> Biz burada bir aileyiz. Oğlumun çocuklarıyla oturuyoruz. Onlar çalışıyorlar. Hasta olursak, gelip yolları açıyorlar, uğraşıyorlar. <br /> Ben Recep Dede&#8217;yi, Hüseyin Dedeleri hatırlıyorum. Atlarla gelirlerdi onlar. Dedeler gelip burada kurbanlara dua yaparlardı. <br /> Ben hep burada kaldım. Hiçbir yere gitmedim. Benim akrabalarımın hepsi Türkiye&#8217;dedir. <br /> Yazın buraya günübirlik gelip gidiyorlar. <br /> Benim de eşim Saç Kayası (Gözleme Kayası, Yağlı Kaya) denilen iyi ekmek yapılan bir kaya çıkarırlardı. Bir de maden vardı. Ama şimdi kimse bundan istemiyor. Kimse bununla ilgilenmiyor.  </p>
<p> Yörede Hatırlanan En Son İnanç Önderleri: </p>
<p> Alaca Ahmet Baba:<br /> 1944&#8217;e kadar baş babaymış, dedeymiş. <br /> Kendisi Salıncak Köyü&#8217;nden, Merikoz&#8217;danmış. Burada yaşaman tüm olumsuzluklara rağmen babalık yapmaya devam etmiş. İlk kendisi hatırlanıyor.  </p>
<p> Buçuk Ali Baba:<br /> Hebil Köylüymüş. 1954&#8217;e kadar Baş Babaymış.  </p>
<p> Hüseyin Bekir Usta Baba:<br /> 1988&#8217;e kadar babalığa devam etmiş. Baş babalık yapmış. Hebil Köylüymüş. Mezarı Babalar Köyü&#8217;ndeymiş. <br /> Hüseyin Bekir Usta Baba, Recep Dede&#8217;yle birlikte hizmetler yürütmüş. Hüseyin Baba ölünce onun yerine Recep Dede hizmetleri onun yerine yürütmeye başlamış. Yani baş babalık, dedelik yapmış.  </p>
<p> Recep Dede:<br /> Kendisi çok sevilen bir inanç önderi olarak, yörede anılan bir dede. <br /> 1955&#8217;te Hacı Bektaş Dergahı&#8217;nı ziyaret ederek burada kurban kesmişler. <br /> O yıllardan beri kendisi baba olarak biliniyor. <br /> Uzun zamandan beri hizmet yapmayı bırakan, sağlığı ve yaşı buna uygun olmayan Recep Dede bu senenin ocak ayının 22 veya 23&#8217;ünde Hakk&#8217;a yürümüş. Bizlerin en büyük arzularından birisi geçen sene kendisine ulaşamadığımız bu doksan yaşındaki dedeyle söyleşi yapmaktı. Ama buna mümkün olmadı. Bu sene de çok istememize rağmen sene başında yine Kızıldeli Sultan&#8217;la ilgili yapılan bir söyleşi için yöreye gitmekti bu da mümkün olmadı.  </p>
<p> Küçük Ali Dede:<br /> Babalar Köyü&#8217;nden. Recep Baba&#8217;yla birlikte hizmet yürüttü. Ama şimdi görevi bırakmış. </p>
<p> Mehmet Koç Dede:<br /> Şu anda bu hizmeti yapan Mehmet Koç Dede&#8217;yle ayrıntılı bir söyleşiyle yaşamı, görüş ve düşünceleri hakkında detaylı bir bilgiye sahibiz.  </p>
<p> Tekkede Son Dönem Hizmet Yürüten Bekçiler (Tekke-nişinr) </p>
<p> 1950&#8217;li yıllarda Kamberler Köyü&#8217;nden Mustafa Kamber (Kamber Mustafa) Tekke&#8217;nin bulunduğu yere gelip, yerleşiyor ve o tarihten itibaren Tekke&#8217;nin her türlü işlerini üstleniyor. <br /> Daha sonra damadı olan Ali Çolak (Çolak Ali) buraya geliyor. O da buraya yerleşiyor. Ali Çolak&#8217;tan sonra oğlu Müslüm Çolak  bu hizmeti yürütmeye devam ediyor. <br /> Hüseyin Kamber&#8217;in babasıyla, Müslüm Çolak&#8217;ın annasi (Elif) kardeşmiş. Böyle bir akrabalık bağları da var. <br /> Bu aile elli yıldır Tekke&#8217;nin her türlü onarımını, bakımını, korumasını yapıyorlarmış. <br /> Buradaki otuz dönümlük araziyi ekip, biçiyorlar, en yakın yerleşim birimine kilometrelerce uzakta olan bu Tekke&#8217;nin gözcülüğünü de onlar yapıyorlarmış. <br /> Eskiden daha bol verimli arazileri işleten aile şimdi ise kendi geçimini sağlamakta zorluk çekiyor. Müslüm Çolak&#8217;ın çocukları çalışmak için başka yerlere gitmek zorunda kalıyorlar. Burada verimli ceviz ağaçları varmış. Ama bunların sayısı da verimi de azalmış.  </p>
<p> Bu yazı şurada yayınlanmıştır: Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Kış 2005/36, 233-252, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi </p>
<p> Lütfi Aykurt Baba&#8217;yla Söyleşi </p>
<p> Kızıldeli Sultan Ocağı&#8217;nın Halife Baba&#8217;sı (Dedesi) pozisyonunda olan Lütfi Aykurt&#8217;u evinde Fethi Erdoğan Dede ve Celal Arslan&#8217;la, ziyaret ettik. <br /> Ziyarette Lütfi Aykurt&#8217;tan çok detaylı bilgiler derledim. <br /> Ziyaretten oldukça mutlu olan Lütfi Aykurt bu konuda yapılacak her türlü çalışmayı desteklediklerini söylüyor. <br /> 17 Nisan 1937&#8217;de Silivri Ortaköy&#8217;de doğduğunu söyleyen Lütfi Aykurt Baba, atalarının ve eşinin ailesinin Yunanistan&#8217;tan buraya göçtüğünü anlatıyor. <br /> Mübadele döneminde çok sıkıntılar çekildiğini, insanların birbirlerinden koparıldıklarını anlatan Aykurt, Kızıldeli Sultan&#8217;ın da Balkanları İrşat eden bir pir olduğunu, ona bağlı olmaktan dolayı onur duyup, layıkıyla hizmetlerini yerine getirmeye çalıştıklarını belirtiyor.  </p>
<p> Lütfi Aykurt&#8217;un verdiği bilgiler şu şekilde: <br /> Bizler Aleviler, Bektaşiler olarak çok sıkıntılar çekmiş insanlarız. <br /> Birçok kez düzenimiz bozulmuş. <br /> Özellikle 1826&#8217;daki olaylarla Bektaşi Dergahları, Tekkeleri tarü mar edilmiş. <br /> Kaynak kitaplar yakılmış. Doksan üç Harbi olmuş (1876-77). Daha sonra biliyorsunuz, Balkan Harbi var. Birinci Dünya Savaşı var. 1925&#8217;de tekke ve zaviyeler kapatılıyor. <br /> Buna rağmen bizler hizmetlerimizi yerine getirmeye çalışmışız. <br /> Biz bugünlere kolay gelmedik, nice badireler atlattık. O yüzden bugünün değerini de iyi bilmemiz gerekir. Ben nacizane bu yola hizmet etmeye çalışıyorum.<br /> Bizlerin geldiği yerin ismi de Ortaköy&#8217;dür. Dedemlerin bağlı oldukları kaza.<br /> O nedenle bizler de aynı ismi yaşatıyoruz. Biliyorsunuz, eskiden Müslümanlarla Hıristiyanlar içi içe bir yaşam sürüyorlarmış. Birbirlerini etkilemişler. İnançlar arası hoşgörü olmuş. Biz zaten hoşgörüden yanayız. <br /> Kızıldeli Sultan&#8217;a bağlı 24 köy varmış. Vakıf arazileri varmış. <br /> 1370 tarihide Birinci Murat türbeyi yaptırmış. <br /> Aslında bizlere Karagöz yörükleri de denirmiş. Kızıldeli&#8217;yle ilgili anlatıları biliyorsunuz. <br /> Benim bilebildiğim kadarıyla Doç. Dr. Bedri Noyan&#8217;ın eski yazıdan çevirdiği bir kitap var. <br /> Ayrıca Hüseyin Pehlivan Dede de bir elyazması vardı. <br /> Bunun yanı sıra Hasan Özgüner (Kadir Hasan)&#8217;ın da Türklerin Rumeli&#8217;ni Fethi isimli bir kitabı vardır. <br /> Bir de bende Faziletname var. <br /> Kırcaali&#8217;de bir de Seyit Baba varmış. <br /> Kızıldeli Sultan (Seyyid Ali Sultan) Yunanistan Dimetoko&#8217;da Gaziler Tepesi&#8217;ndedir. Temmuzun 27/28&#8217;nde Seçek Yaylası Şenliği olur. Aslında bir yayla etkinliği değildir bu. Burada bir yaylaya çıkma yoktur. Ama insanla bu şenlikte bir araya gelip, birlikte olurlar. <br /> Benim duyduğuma göre o bölgede 10 Alevi Bektaşi köyü kalmış. <br /> Şu anda Medeni Yağcı, İbrahim Manaf, Burhan Sütçan bana bağlı babalar. <br /> Kızıldeli Sultan Ocağı&#8217;na bağlı olarak Bursa İsmetiye Köyü&#8217;nde Demirtaş&#8217;ta, İsmail Baba varmış. Bir de bana Orhangazi, Ortaköy&#8217;de oturan Erdoğan Baba hizmet yapıyor. <br /> Bana Gürbüz Baba ve  İsmail Pastırmacı Babalar bağlı değiller. <br /> Ben on yıldır babalık yapıp, görevlerimi yerine getiriyorum. Bana bağlı Nail Derviş ve Salih Dervişler var. <br /> Bizde müsahiplik çok önemlidir. Ahret kardeşliği denen bu olay insanı tamamlayan, eksikliklerini gideren bir büyük inanç kurumudur. (Bizde müsahipsizlere yediler denir.)<br /> Bir kişi yola girip, nasip alacaksa ilk önce mürebbisini bulur. <br /> Daha sonra ahret anasını ve babasını bularak, kurban kesip yola girer. <br /> Bizde 12 post vardır. Bu on iki postun, hizmetin sahipleri çok önemlidir. Bir nevi bakanlar kurulu gibi çalışırlar. Bizler cemlerimizi kesinlikle aksatmadan hem de ödün vermeden devam ettiriyoruz. <br /> Her cemde sizlerin görgüden geçme dediğiniz şeyleri bizler yaparız. <br /> Cemin bir başlama ve bitme ayı, haftası yoktur. Her an canlar cem yapabilirler. Yalnız 12 gün Muharremde Matemde kapalıdır. <br /> Kişi Almanya&#8217;dan gelmişse, babaya söyler, daha sonra canlara haber verilir ve cem yapılır. <br /> O cemde de mutlaka tüm hizmetler yerine getirilir. <br /> Bizim hiçbir cemimizde hizmetler aksamaz. <br /> Gerçekten de sabahlara kadar sürer. <br /> Biz bu sene de Kumrular da, Ortaköy&#8217;de aynı şekilde cemlerimizi yaptık. Bizde aynı zamanda Sarı Çorba da önemlidir. Bu Aşuredir. Herkes orucunu tuttuktan sonra Sarı Çorbası&#8217;nı yapar. <br /> Burada da bizlerde tarikten geçme olayı vardır. Aynı zamanda Nevruzda da insanları pençeden geçiririz. Eğer kişi yolu zarara uğratacak bir iş işlerse ona ceza verilir. <br /> Hiç kimseye imtiyaz tanınmaz. <br /> Bizde kişinin ceza alması ceme katılanların taktiriyle olur. İnsanlar babayı da düşkün yapabilirler, cemden düşürebilirler. <br /> O kişi bir daha ceme giremez. <br /> Nitekim bir baba taliplerinin isteğiyle babalıktan düşürüldü. Toplumdan dışlandı. Sıkı kurallarımızla Hakk Muhammed Ali yoluna zarar gelmemesi için, canımızı bu yola feda ettik. By pass oldum, böbreklerimden ve diğer birçok yerimden şikayetim var ama yol daha ulu olduğu için hizmetleri yerine getirmeye devam ediyoruz. <br /> Şu anda Ortaköy&#8217;de dört gölüm var. <br /> (Göl: bölüm, bölük anlamındadır. Yani talip sayısı çok fazla olduğu için bunlar kısım kısım ayrılır. Hepsinin hizmeti de ayrı ayrı görülür. Buna bazen ocak, oğul, dergah vb. isimler de verilebiliyor.)<br /> Bize bağlı köyler şunlardır:<br /> Edirne&#8217;de  Lalapaşa&#8217;da Taşlımüsellim (yarı yarıya); Uzunköprü&#8217;de Yeniköy, Esköy (bir kısmı, İlçe merkezinde), Çobanpınar, Akıncılar  (Dravşan); Malkara&#8217;ya bağlı Pişman (Yenidibek), Teslim (Sarıpolat), Yayla göne; Meriç&#8217;te Omurca (Medeni Yağcı), Nasuhbey Köyü; Pınarhisar&#8217;a bağlı İslambey, Silivri Ortaköy, Firüzköy, Bursa Merkez; İsmetiye Köyü, Atıcılar Köyü.<br /> (Bir önceki sene yine aynı bölgeye yaptığım uzun ve kapsamlı bir gezinin notları için bknz: Ayhan Aydın, Erenler Bahçesi, Aspaş Matbası, 2003, İstanbul.) </p>
<p> Firüzköy, 26 Mart 2004<br /> Serçeşme Dergisi, Sayı: 7, Şubat 2005 </p>
<p> Türk &#8211; Yunan Şiiri </p>
<p> sıla  derdine düşünce anlarsın<br /> yunanlıyla kardeş olduğunu<br /> bir rum şarkısı duyunca gör<br /> gurbet elde istanbul çocuğunu </p>
<p> türçenin ferah gönlünce küfretmiş<br /> olmuşuz kanlı bıçaklı<br /> yine de bir sevgidir içimizde<br /> böyle barış günlerinde saklı </p>
<p> bir soyun kanı olmasın varsın<br /> damarlarımızda akan kan<br /> içimizde şu deli rüzgar<br /> bir havadan </p>
<p> bu yağmırlu cömert<br /> bu güneşle sıcak<br /> gönlümüzden bahar dolusu kopan<br /> iyilikler kucak kucak </p>
<p> bu sudan bu tattandır ikimizde de günah<br /> bütün içkiler gibi zararı kadar leziz<br /> bir iklimin meyvasından sızdırılmış<br /> bir içkidir kötülüklerimiz </p>
<p> aramızda bir mavi büyü<br /> bir sıcak deniz<br /> kıyılarında birbirinden güzel<br /> iki milletiz </p>
<p> bizimle dirilecek bir gün<br /> ege&#8217;nin altın çağı<br /> yanıp yarının ateşinden<br /> eskinin ocağı<br /> bir kahkaha çalınır kulağına<br /> sonra rum şiveli tükçeler<br /> o Boğaz&#8217;dan söz eder <br /> sen rakıyı hatırlarsın </p>
<p> Yunanlıyla kardeş olduğunu<br /> sıla derdine düşünce anlarsın </p>
<p> Bülent Ecevit </p>
<p> Kızıldeli Sultan Hakkında LÜTFİ AYKURT Baba&#8217;dan Derlenen Bilgiler </p>
<p> Dünyada 54 ana tekke vardır. Bunlardan bazıları ve önemlileri şunlardır; Hacı Bektaş, Kızıldeli, Mısır&#8217;da Kaygusuz, Elmalı&#8217;da Abdal Musa. <br /> Belirli tarihten sonra Kalender Çelebi, orayı ele geçiren Nakşibendilere verilince Kızıldeli ana tekke konumuna geliyor. <br /> Bütün icazetler oradan alınmaya başlıyor. <br /> Demek ki Kızıldeli tekke olunca diğer ufak tekkeler Kızıldeli&#8217;ye bağlanmalı. <br /> Kızıldeli&#8217;nin bir efsanevi yönü var; Kırklareli Rumeli&#8217;nin fethiyle ilgili önemli bir eski Türkçe, el yazması belge vardır. Ahmet Hüseyin Pehlivan Dede vardır, oradan gelme, o bana verdi. <br /> Ben eski Türkçe bilmediğim için fotokopisini aldım sonra baktım Bedri Noyan&#8217;ın Seyit Ali Sultan kitabında biraz benzerlikler var. <br /> Nafiz Karaçam&#8217;ın Efsane&#8217;den Gerçeğe Kırklareli kitabında da I. Murad&#8217;ın ordularıyla geçtik, yine Süleyman Paşa ile geçmek efsane de ama Süleyman Paşa zaten I. Murad&#8217;ın kardeşi, Evronos Bey, Hacı İlbey bunlar bugüne yansıtırsak ordunun generalleri. <br /> Bunları da Bursa&#8217;ya davet edildikleri için bu 40 kişi Kara Rüstem Gaziler, Abdül Sametler&#8230; Demek ki orduya katılmışlar hem manevi lider olarak hem de birer vekil olarak.<br /> 1. Murat zaten Malkara sırf balcılıkla o kaza ilgileniyormuş Balkara sonradan Malkara olmuş. <br /> Çorlu&#8217;nun etrafı kaleymiş ama halkı yok etmiş Çorlu&#8217;yu ele geçirdiği zaman sonra karargahı Lüleburgaz&#8217;a kuruyor sonra Babaeski&#8217;ye kuruyor. <br /> Buraları aldığı zaman zaten bunların ön yapısı var. Alperenleri dediğimiz öncü erenleri zaten Balkanların çoğu arazileri boş. <br /> Bizanslar ile Selçuklunun bir barışık dönemi oluyor. Eski Rumeli dediğimiz o zaman Moğol istilalarında Orta Asya&#8217;dan gelen obalar Konya&#8217;nın kuraklık üzerine oradaki aç, sefil halleri Bizans ile Selçukluyu bir araya getiriyor diyorlar ki; bunları Balkanlara sevk edelim, oradaki boş arazilerde hem çalışsın, hem de yerleşik düzene alışsınlar. Çünkü Türklerin kaderi Müslümanlığı kabul ediyorlar, Türkmen adını alıyorlar sonra Yörük adını alıyorlar. <br /> Selçuklunun son dönemlerinde Balkanlara doğru iki devletin mutabakatı halinde geçişler de oluyor. <br /> Türkler burada hiç silah kullanma ihtiyacını duymadılar. Çünkü oradaki elde ettiğimiz mahsulleri helallarımız  (eşlerimiz) hariç hepsini eşit paylaşacağız. <br /> Biz de dedik ki, Müslümanlık bu kadar güzel bir din çoğumuz Müslüman olduk, onların hiç kılıç kullanmasına gerek kalmadan böyle bir anım var. <br /> Daha önce de Kanta Kuzenin oğlu Bulgarlarda esir kalınca Umur Bey&#8217;den rica ediyorlar oğlumu kurtar diye, Umur Bey de kurtarınca Kanta Kuzeni bu sefer Gelibolu&#8217;daki kaleyi Umur Bey&#8217;e hediye ediyor. <br /> Umur Bey ne kadar da bağımsız da olsa Osmanlı&#8217;ya bağlı. Zaten I. Murat geçtiği zaman genelde Çardak üzerinden geçiyorlar Gelibolu&#8217;ya, ama teşkilatlar daha da hazırlanmış. <br /> Dimetoka&#8217;da falan Kızıldeli&#8217;ye bazı fütüvvet ehli kişilere bu araziler veriliyor, çalışın bu ekmeği yiyin. <br /> Bugün Yunanistan&#8217;da Seçek Yaylası dediğimiz, Gaziler Tepesi&#8217;nde her sene oluyor, o mahsulü elde ediyorlar, diye sonra herkes birleşip mahsulü pay ediyor sonra diyorlar ki, Allah bize bu nasibi verdi bunun şenliğini, bayramını yapalım, Allah&#8217;a şükredelim, kurbanlar keselim öyle başlıyor 1370&#8217;lerde, zaten yaylanın manası yaz sonu demek yani yaz sonu bayramı. <br /> Seyit Ali Sultan&#8217;dan sonra Resul Bahri ondan sonra Mürsel Bali ve Mürsel Bali&#8217;nin oğlu Balım Sultan.<br /> Ak Ahmet Baba, Kara Halil Baba bir de Vahdettin Baba hatta Vahdettin Baba zamanında hacca da gitmiş bir yerde istesen de istemesen de Hıristiyanlarla beraber yaşıyorsun bir kültür alış-verişi olacak bundan kaçamazsın. Onların kültüründen bize, bizim kültürümüzden onlara geçişler, etkileşimler olmuş. Çok yerde Nevruz&#8217;da Yumurta dağıtma, yeme olayı vardır. <br /> Trakya&#8217;da Nevruz Cem&#8217;lerinde yumurta muhakkak vardır, belki de onların paskalyasından bize bu kültür gelmiş.<br /> Erkanlarımızı incelediğimiz zaman ben şimdi bu erkanımı Şah Hatayi&#8217;nin nefeslerine göre, Pir Sultan&#8217;ın nefeslerine göre sürdürüyorum. Şimdi cem birlenir, herkes barıştıktan sonra üç nefesler bölümü vardı; &#8220;ilk evvela şu dünyaya Hakk Muhammed Ali geldi, yüz bin erden yüz çevirmez ol şahıma dolu geldiği&#8221;  Buradaki doluyu iyi incelemek lazım. <br /> Pir Sultan&#8217;dan önce ne vardı da, nasıl oldu. <br /> Balım Sultan geldi II. Bayazıd&#8217;ı İstanbul&#8217;da dergaha soktu. <br /> Hatta onun öyküsü de vardır, erkana soktuktan sonra diyor ki sana altın veriyorum hediye olarak kabul etmiyor Balım Sultan, sana ne vereyim hediye olarak, sana Sultan ismini hediye edeyim, Balım Sultan da diyor ki, ben de sana Veli ismini karşılığında vereyim. <br /> 36 tane Osmanlı padişahına bakıyorsun bir tek II. Bayazıd; Veli olarak geçer. Mehmet Şilli Baba kendisi doktor, Yenibedir&#8217;de babalık yapıyor ve Refik Engin, diyorlar ki; onlar mücerret, ben de diyorum ki; Kızıldeli&#8217;de musahiplik hep var, bu nasıl oluyor. Çünkü olmasa bu böyle gelmez, benim babaannemden dinlediğim budur. Çünkü yıllarca tekke dervişliği yapmış, Türkiye&#8217;ye geliyorlar benim kaynatam da Kızıldeli&#8217;de halife babaydı, dedi. <br /> 1826&#8217;da II. Mahmut Yeniçerileri ortadan kaldırıyor biliyorsunuz. <br /> Aradan 50 sene geçiyor, sıkıntılar devam ediyor. <br /> Derken kendilerini bulamadan 1893 Harbi patlıyor. <br /> Orada da yine bir karışıklık bir muhaceret var tam kendilerini bulmaya çalışırken zaten akıllarında tekke mi kalır, babalık mı, dervişlik mi yani geçim derdi var bu sefer de Balkan Harbi&#8217;nde Türkiye&#8217;ye göçtüler, Türkiye&#8217;de zaten kendilerini yerleşik düzene alıştırana kadar, 1925&#8217;de de Tekke ve Zaviyeler Kanunu çıkıyor. Her şey bu defa daha değişik oluyor. Nerde ne bulacaklar. <br /> Merdivenköy&#8217;de bir Tahsin Baba varmış ki benim oradan el alalım dediler, geldiler verdiler, köyden Tahsin Baba&#8217;dan el aldılar. Sonra biraz daha şey olunca Hacı Bektaş&#8217;a gidelim, bir elde oradan alalım, dediler. <br /> Şimdi bunun sıkıntısını çok çekiyoruz. <br /> Kızıldeli&#8217;de en üst makam halife baba makamı. <br /> Çünkü tekkenin 24 parça köyü var ama bu köyler 100-200-300 hanelik köy değiller, belki bir mezra gibi. <br /> Hep seçimle gelinmiş yoksa Kızıldeli&#8217;nin evlatlarından postnişinlik bugüne kadar gelirdi. <br /> Hep erbabını seçmişler, oraya koymuşlar, bir halife baba seçilmiş o köylere de halife baba el vermiş bu böyle gelmiş.  <br /> Biz de şimdi diyoruz ki, işte Medeni Babalar, İbrahim Manaf Babalar dediler ki biz de seni halife baba seçelim, bu sistem böyle otursun. <br /> Benim de saygım var, Ulusoylar&#8217;a ama onlar o misyonu layıkıyla yerine getiremediler.<br /> 1994&#8217;de Feyzullah Çelebi Hakk&#8217;a yürüdükten sonra hepsi bir havada oldu. <br /> Bektaşileri de iki kategoriye ayırmak lazım. <br /> Kızıldeli&#8217;yi ele aldığınız zaman, Kızıldeli&#8217;nin tekkedeki vakıftaki köylerin yerleştiği yöreler belli. <br /> Bursa&#8217;nın; İsmetiye, atıcılar, Uzunköprü&#8217;nün Yeniköyü, Umurca, Beyköy, Kırklareli İslambey köy, Silivri Ortaköy mesela Firüzköy&#8217;de Kızıldeli Ocağı&#8217;na bağlı ama kazamız Ortaköy bizim. <br /> Uzunköprü&#8217;nün Çobanpınar gibi köylerde şimdi çok acı hepsi kapalı. <br /> Mesela Silivri Ortaköy&#8217;e ben bakıyorum, Babaeski Kumrular Köyü&#8217;ne ben gidiyorum. Firüzköy&#8217;de Gürbüz Baba var, Yeniköy&#8217;de İbrahim Manaf Dede var. <br /> Mesela Musalca tartışılır Ali Osman Dede ve Mustafa Dede var biri diyor ki, Seyit Ali Sultan&#8217;a bağlıyız, diğeri diyor ki Odman Baba&#8217;ya bağlıyız. Onları da çözemedim ben. Seyit Ali Sultan&#8217;a bağlıysan mesela Bursa&#8217;ya gidin, bizim Ortaköy&#8217;ün cemine gelin, çok az fark olsa bile cemin ana temaları aynıdır. <br /> Tekkeden gelen Mehmet Ali Efendiler vardı, Halil Ağalar vardı işte dedemlerin ama o belgeler de öyle bir hale gelmiş ki benim musahibimin babası vardı tahsildar Turgut Dayı, haydi Turgut Dayı şurdan şunu çıkar buradan bunu çıkar şimdi elimde yürüttüğüm Kızıldeli Erkanı var. <br /> Bir nüshasını hazırladım diyelim ki, Birlik Cem&#8217;inde hangi nefesler söyleniyor, hangi dualar, musahip kurbanında hangileri bunları toparladım. <br /> Babaannem çok diplomat bir kadındı, hikayesi de olsa anlatacağım sizlere; Kızıldeli kerametini gösterdi, nasıl oldu nene dedim, bu gözler bunu gördü, nasıl gördü, tekke de kalkıyor gece tuvalete sultanlarımız, sultanlarımız diyorlar sultanlar göstersin bakalım kendilerini başlıyor işemeye, tekkenin birkaç tane çıkış kapısı var birinden çıkarken bir adımını atmış dışarı bir adımı içerde kalmış, oğlum bu gözler bunu gördü, derdi babaannem. Yığıldı kaldı orada, baktık ki ağzı iyice yamulmuş bir tarafına da felç gelmiş orada öylece kaldı, derdi. <br /> Bunu böyle duydum; Kızıldeli kerametini gösterdi mi göstermedi mi?, diye.<br /> Kızıldeli Erkanını şöyle sınıflandırdık; erkan nefesleri bir de destur nefesleri her zaman söylenen. <br /> Mesela cem sürülürken nasıl ki namazda şu dua okunacak bu dua okunacak bizim bu erkanda cem şeriatında bu klasikleşmiş. </p>
<p> 12. 3. 2005 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Yunanistan Kızıldeli Sultan Dergahı Ziyareti ve <br /> Kasım Kurbanı Etkinlikleri<br /> (2005) </p>
<p> Geçen sene olduğu gibi bu sene de CEM Vakfı adına gerçekleştirdiğimiz gezimiz ve katıldığımız etkinlik oldukça yararlı geçti. Soydaşlarımızla tekrar buluşmak, konuşmak, kaynaşmak bizi çok mutlu kıldı. </p>
<p> Geçen sene olduğu gibi bu sene de tabiri tacizse ucu ucuna yetiştirdiğim vize işlemleri ve soğuk bir sonbahar İstanbul&#8217;unda konsolosluk önündeki beklemelerim uzadıkça, aslında heyecanım da artıyordu. Öyle ki tam anlamıyla oraya nasıl ulaşabileceğimizi bile daha netleştirmeden bir gün sonra yapılacak etkinliğin vizesini almak, çok yakın olmasına rağmen bazen çok uzaklardaymış gibi hislere kaptırıldığımız Yunanistan ve komşu sınırı, bir mitolojik efsaneler diyarındaki erenler ereni, hemi de alp eren Seyyid Ali Sultan&#8217;ı ziyaret edebilmek umudu, toprak altındaki bir filiz gibi canlanıyor içinde. <br /> Keşan ve oradan İpsala&#8217;ya ulaşımımız günümüz koşullarına göre eski bir otobüsle, oradan sınır kapısına varmamız ise bir az duyan taksicinin kendi kafasına göre uyguladığı para politikasıyla bir parça pahalı da olsa ne gam! Abidin Harman&#8217;la çok mutluyuz. İşlemlerimiz sorunsuz hallediliyor ve Seyyid Ali Sultan Koruma Heyet Başkanı Hasan Çengel ta evinden kilometrelerce yol kat edip bizzat kendisinin gelmesiyle birkaç saatte ulaşıyoruz, Ruşenler Köyü&#8217;ne. <br /> Geç zamana kadar sohbetler, muhabbetler yine Kızıldeli Sultan hakkında, yine Türkiye&#8217;deki Alevilik-Bektaşilik konularındaki gelişmeler üzerine, yine dostluk, kardeşlik üzerine. Ama bu sefer yine bizi hüzünlendiren bir anıyı birlikte yaşıyoruz. Rahmetli Ahmet Hezarfen&#8217;le buraya nisan ayında da gelmiştik, aynı evde, aynı kanepede sohbet etmiştik. Ahmet Hezarfen çok içten, samimi bir şekilde gözyaşlarını dökerken, bu şimdi gurbet olan eski vatan topraklarında, soydaşlarımızın yanında olmaktan aldığı hazzı hiçbir şeyden almadığını söylüyordu. O anda oradaki herkes duygulanmış, ne yapacağını bilemez olmuştu. Seksen altı yaşındaki pir-i fani Ahmet Hezarfen yüzyılların özlemini, bu çile çekmiş soydaşlarımızla giderirken Türkiye&#8217;den buraya ulaşan bir barış güvercini gibi kanatlarıyla tüm insanları kucaklıyordu. Bizler de şimdi o anları hatırladıkça ev halkıyla birlikte yine duygulandık.  </p>
<p> 8 Kasım 2005 </p>
<p> Her gezide  ve her zaman olduğu gibi çok erkenden kalktım. Abidin Harman&#8217;la birlikte bir an önce Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;nı, Türbesi&#8217;ni ziyaret etmek için can attık. Sabahın seherinde yapraklarını türlü renklere büründürdüğü sonbahar içinde ama güneşli, ama sıcak bir havayla karşıladı yine bizleri Kızıldeli Sultan. <br /> Dergah&#8217;ın avlusunda hem de tam merkezindeki tarihi dut ağacı tümden sarıya kesmişti, gözlerimiz kamaşıyordu. <br /> Civardaki tüm tepelerdeki, dergahtaki bütün ağaçlar dahil olmak üzere sonbaharın cümbüşüne kendilerini bırakmışlardı. <br /> Kaçırılmayacak manzaralar. <br /> Her zamanki gibi kameram ve fotoğraf makinem görevlerinin bilincinde çalıştılar. <br /> Daha sonra yola gönül vermişlerden Ali Bey&#8217;le, türbeyi ziyaret etmek için yola koyulmuşken, türbenin önünde seksen yaşındaki Mehmet Karapancar isimli bir soydaşımızla karşılaşıyoruz. Oldukça hoş sohbet olan Mehmet Amca, çok küçük yaşlardan beri burayı ziyaret ettiğini, dergaha ziyaretlerin hiçbir zaman kesilmeden devam ettiğini söylüyor. <br /> Daha sonra ise Abidin Harman eren ve evliyalara yakışır bir şekilde dualar ediyor, Kuran okuyor. <br /> Bu sene nisan ayından bu yana gerek türbede, gerekse dergah çevresinde bazı farklılıklar görüyorum. <br /> Bir kere Kızıldeli Sultan&#8217;ın türbesi içindeki mezar üzerindeki dikdörtgen şeklinde korunaklar bu sene kaldırılmış, yerlerine bir buçuk metreden daha yüksek bir mermer lahit yapılmış. <br /> Yine tarihe yenik düşmüş bulunan Dergah&#8217;ın dış avlu duvarları onarılmaya başlanmış, bu konuda hayli yol alınmış. <br /> Bunun yanı sıra dergaha giriş kapısı dikkatimizi çekiyor. Giriş kapılarının 12 olduğunu söyleyenler oluyor. Bugün ise bunlardan birisi tümüyle onarılmış, aslına uygun bir şekilde inşa edilmiş. Ayrıca sadece dış avlu duvarlarının değil, iç avludaki bazı yıkılan, bozulan taş duvarların da yapıldığına şahit oldum. <br /> Dergahı çepeçevre tekrar tekrar gezerek, çekimler yaptım. <br /> Derken aynen geçen sene olduğu gibi, bu sene de Bulgaristan Haskova ve Kırcaali bölgelerinden soydaşlarımız teşrif ediyorlar. <br /> Bir otobüs dolusu insan, yeni yapılan giriş kapısından içeri girdiler. Teker teker tümü bölge insanı tarafından karşılandı. Hasret giderildi. Daha sonra hep birlikte türbe ziyareti yapıldı. Okunan dualar, Kuran&#8217;lar, söylenen nefeslerle insanlar hem hal oldular. Ayrıca adak olarak, nezir olarak dergaha getirilen çeşitli eşyalar ve para şeklindeki yardımlar türbeye bırakıldı. <br /> Bunun ardından misafir evine geçen konuklar ve onları karşılayan ev sahipleri ve Türkiye&#8217;den giden bizler yine kaynaşmanın örneklerini sergiledik. <br /> Kızıldeli Sultan&#8217;ın önemi, ziyaretin amacı, Kasım Kurbanı Etkinliğinin önemine ilişkin kısa konuşmalardan sonra, Hasan Ali Osman Baba&#8217;nın çaldığı saz eşliğinde Haskova ve Kırcaali Semahları dönüldü. Bu şekilde saatler geçti. <br /> Daha sonra hep birlikte esas Kasım Kurbanı etkinliklerinin yapıldığı ve dergaha çok yakın bir mesafedeki tepeye vardık. Mürsel Baba Sırtı olan bu alanda bir Pazar kurulmuştu. <br /> Geçen sene hava çok soğuk olduğu için etkinliğe katılım düşükken, bu sene havanın çok güzel olması nedeniyle katılımda bir artış vardı. <br /> Söyleştiğimiz insanlar bu alış/veriş işinin son zamanlarda ortaya çıktığını, daha önce böyle bir şeyin olmadığını söylediler. Burada büyük bir Pazar kurulmuştu. Daha çok dayanıklı tüketim eşyalarının satıldığı bu Pazar yerinde her yaştan insana rastlamak mümkündü. Buraya üçüncü gelişim olduğu halde, bir çok soydaşımızın Abidin Harman&#8217;la birlikte bize sevecenlikle yaklaşmaları beni sevindirdi. <br /> On üç büyük kazan et harlı ateşler üzerinde dumanları tüterek pişerken, insan karşı tepeleri, tepelerdeki köyleri, ağaçları, insanları, buradaki inancı, hayatın devinimini, kuşları, inekleri, yakılmak için kesilip yığın yığın biriktirilen odunları, kara kış bastırınca yapılacak sohbetleri düşünmeden edemiyor. <br /> Öyle ki güz çiğdemleri fışkırmış ağaç altlarında, eski dostlar buluşmuşlar koyu sohbetlere tutuşmuşlar, bir yandan cigara tüttürüp, bir yandan acıkan karınlara bir yemek olarak değil de bir lokma olarak, bir ilaç olarak girmek için fokurdayan etlerin enfes kokusu ve bu kurbanları halkın birlikte almalarının verdiği ortaklık ve birlik duygusu insanı bir hoş ediyor. <br /> 1300&#8217;lü yıllardan beri insanları aynı bereketli toprağın üstünde, aynı kutsal gök kubbenin altında renk, din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeden buluşturan Kızıldeli Sultan Hazretleri, yine ululuğunu gösteriyordu. <br /> Aynı sofranın başında Alevisi, Sünnisi, Hıristiyanı, Yunanı, Türkü, genci, yaşlısı, Bulgaristan&#8217;da yaşayanı, Türkiye&#8217;de yaşayanı, Yunanistan&#8217;da yaşayanı ile Türkler buluşabiliyordu. Nihayetinde ilk yurt dışı görevini yerine getiren Türkiye&#8217;nin Gümilcine Başkonsolos Vekili genç mülkiyeli kardeşimiz yanında eski milletvekillerinden Mustafa Mustafa, Yunanlı araştırmacı  Giorgos Mavrommatis (Yorgo), Rodop Rüzgarı&#8217;nın değerli sahibi İbrahim Baltalı, ismini hatırlayamadığım  diğer birçok katılımcı buradaydı. Bu arada Bulgaristan&#8217;dan Haskovo Bölgesinin ünlü babası Hasan Asarlı da konuklar arasındaydı. <br /> Bu sofra erenlerin Hakk sofrasıydı. <br /> Bu sofrada açlar doyacak, susuzlar kanacaktı. <br /> Değil Zeus&#8217;un kutsal nefesi tüm kutsalların nefesleri geziyordu bu tepenin başında. Bu tepe dört nala gelip uzak Asya&#8217;dan bir kısrak başı gibi uzanılan, bir bayram sabahı huşu içinde yürünen kutsal ve bereketli kültürler toprağıydı, inançlar toprağıydı. <br /> Seyyid Ali Sultan&#8217;ın kutsal nefesi, kurumuş dut ağacını yeşerten ölümsüzlük iksiri, ölümsüzlük meyveleri bu havadaydı, bu sudaydı, bu topraktaydı, bu ateşteydi. <br /> Bu kutsal ateş hiçbir zaman sönmemişti. Hiçbir güç bu ateşi söndürememişti. <br /> Şimdi Yunanistan topraklarında kalsa bile sonsuzluk alemine kadar insanlığın bu ölümsüz kalesi ayakta kalıp, tüm dünyayı değerleriyle aydınlatmaya devam edecekti.  </p>
<p> Aynı akşam gün batımında tekrar dergaha geliyoruz. Burada bu sefer güneş batarken dergahın görüntülerini alıyorum. <br /> Bizlere refakat eden Ali Pençal (29) arkadaşımızla sohbet ediyoruz. Konuya duyarlı ve meraklı olan genç arkadaşımız oldukça bilinçli birisine benziyor. Özellikle Abidin Harman onunla sohbete önem veriyor ve sorularını uzun uzun yanıtlıyor. Daha sonra yanımıza diğer arkadaşlar geliyor. Onlarla da sohbet ediyoruz.<br /> Aynı akşam Hasan Çengel&#8217;in evinde devam ettiğimiz sohbetimize Ruşenler Köyü Cemevi&#8217;nde devam ediyoruz. <br /> Burada halkın yoğun katılımı oluyor. Ayrıca Bulgaristan&#8217;dan gelen soydaşlarımızın da katılımıyla cemevi tıklım tıklım doluyor. <br /> Mehmet Koç Dede&#8217;nin konuşmalarıyla açılan sohbetimizde özellikle Abidin Harman Baba&#8217;nın halkı aydınlatan konuşmaları ilgiyle dinleniyor.<br /> Bu arada Bulgaristan&#8217;dan gelen soydaşlarımız yine sazlarıyla nefesleri ve semahlarıyla akşamki muhabbeti renklendiriyorlar, daha da anlamlandırıyorlardı. <br /> Abidin Harman&#8217;ın konuşmaları Bulgaristan&#8217;dan gelen soydaşlarımızı uğurladıktan sonra da devam etti, gece yarısına kadar sürdü. <br /> Sonra teker teker tüm gelen canlarla sarılıp öpüşerek bir daha buluşmak üzere onlardan ayrılıyoruz.  </p>
<p> 9 Kasım 2005 </p>
<p> Ricamı kırmayan ve gününü arabasıyla birlikte bize ayıran Abdi Pençal (55)&#8217;in refakatiyle Yunanistan&#8217;da birkaç ziyaretimiz daha oluyor ve gezimiz daha da içerik kazınıyor. <br /> Benim temel merakım ve öğrenmek istediklerim; bölge insanı nasıl bir ortamda, nasıl bir coğrafya üzerinde yaşıyorlar, neler ekip/biçiyorlar, nasıl geçiniyorlar. Yani çevre ve yaşam şartları nasıl?<br /> Sabah erkenden kalkıp yola çıkıyoruz. Yine uğrak yerimiz Kızıldeli Sultan Dergahı. Duasız, destursuz yola çıkmak istemiyoruz. <br /> Bu arada Abdi Pençal&#8217;la sohbet ediyoruz. Kendisi Yunanistan&#8217;da Türklerin haklarını almak konusunda verdiği mücadelelerle anılıp ölümsüzleşen isimlerden eski milletvekili ve dava adamı Sadık Ahmet&#8217;in yardımcılarındanmış. <br /> Abdi Pençal Türklerin, Müslümanların, Alevi-Bektaşilerin haklarını almak için bazı arkadaşlarıyla bölgede mücadele etmiş isimlerden birisi. Bu uğurda çok gözaltına alınmış, hapis yatmış. Sadık Ahmet&#8217;in yiğit bir önder, toplumunun özünden çıkmış bir kahraman, dürüst bir insan olduğunu söyleyen Pençal, onunla çalışmaktan çok gurur duyduğunu, ölümünün arkasındaki sırrın hala aydınlatılamadığını ama ölümüyle ilgili şüphelerin ortadan kalkmadığını dile getiriyor. <br /> Kendisi çevreyi iyi tanıyan Pençal aynı zamanda uzun yıllar SEÇEK Kültür Derneği Başkanlığı yapmış. Şimdi ise Seyyid Ali Sultan Koruma Heyeti Yönetim Kurulu üyesi.<br /> Şu anda Dergah&#8217;ın bakım işlerini yapan ve burayı koruyan türbedar konumundaki Müslüm Çolak&#8217;la da söyleşiyorum. Aslında yöre ve dergah hakkında belli bir bilgi birikimi olan Çolak benden daha detaylı bilgi alabilmeniz için daha beş/on sefer buraya gelmeniz gerekir, ayrıca burada bir müddet de kalırsanız iyi olur, diyor. Ben de keşke, nerede o fırsatlar, diyorum. Gün ola da odunları kesmeye (yanlışlıkla ayağımı kesmessem), tarla işlerinde sizlere yardım için birkaç ay, belki günün birinde temelli burada kalmak isterim, diyorum. O da memnuniyetle, her zaman kapımız açık, diyor. <br /> Bu duygularım aslında benim içten, samimi duygularım. Böyle bir ulu dergahta zaman zaman ya da hayat boyu hizmet vermek dünyanın en onurlu işlerinden birisi olurdu.   </p>
<p> Babalar Köyü </p>
<p> Çok engebeli olmasa da inişli/çıkışlı yolları tepeleri aşarak, önceki gün etkinliklerin yapıldığı yüksek tepeden aşağı inerek benzersiz doğa içinden Babalar Köyü&#8217;ne varıyoruz. Burası da bir Alevi/Bektaşi köyü. Evleri oldukça dağınık olan köyün nüfusu aslında çok fazla değil. Ama evler yeni. Karadeniz Bölgesi&#8217;ndeki gibi dağınık mahallelerden oluşan köydeki cemevini ziyaret ediyoruz. Aynen Ruşenler Köyü&#8217;ndeki gibi üç dört yüz kişilik olarak inşa edilen cemevi çevreye hizmet verecek şekilde yapılmış. Daha doğrusu burada bir ziyaret varmış. İnsanlar kurban kesiyorlarmış. Şimdi ise ziyaretin hemen yanında, ihtiyaçlardan dolayı hem mutfağın, hem kurban kesimhanesinin de bulunduğu bir cemevi yapılmış. Cemevinin avlusunda ise eski yazılı taşların olduğu mezarlar var. Ayrıca cemevinin hemen yanında özel bir arazi için de tarihi mezarlar görülüyor. Abdi Pençal insanların çok eskiden beri buraları ziyaret ettiklerini, buranın kutsal bir yer sayıldığını söylüyor. <br /> Bizlere refakat eden ve Türkiye&#8217;de okumuş genç bir bayan arkadaşım ise gençlerin olaya çok ilgi duyduğunu, bu konuda kendilerine destek olunmasını istediklerini söyledi. <br /> Yine inişli çıkışlı yollardan tepeler aşarak Büyük Derbent&#8217;e  (Makro Dereio) varıyoruz. Abdi Pençal&#8217;ın evinde birer kahve içiyoruz. Burası Alevilerle Sünnilerin ortaklaşa yaşadıkları bir şirin belde. Gözümüze ilişen ise kasım patları başta olmak üzere birçok türden çiçeğin her evin bahçesinde oldukça bol olması aynen tüm yöre köylerinde ve evlerinde olduğu gibi. Ayrıca burası meyve konusunda da oldukça verimli bir yer ayva, nar&#8230; her çeşitten güz meyvesini kendileri yetiştiriyorlar.<br /> Bölge insanının aslında ekonomik durumu pek iç açıcı değil. Öyle çok verimli tarım alanları da fazla yok. Daha çok hayvancılık ve küçük tarlalarda kendi ihtiyacını bile karşılayamayan ekim/dikim işleriyle uğraşıyorlar. Gençler büyük kentlere göç etmenin yollarını arıyorlar. Yaşlıların aldıkları emeklilik parası ise geçimlerine bile yetmeyecek düzeyde.   </p>
<p> Nefes Baba Türbesi </p>
<p> Daha sonra ise Dedeağaç (Alexandroupolis) Vilayeti yakınlarındaki Ilıca Köyü (Lotra)&#8217;nün dışında bulunan ve Evliya Çelebi Seyahatnamesi dahil birçok kaynak eserde ismi geçen ve çok yüksekçe bir tepenin üzerinden Ege Denizi&#8217;ni gören muazzam güzellikteki Nefes Baba Dergahı&#8217;na ulaşmak için hızla yol alıyoruz. <br /> Yaprakları bir güz şarkısı gibi hüzünlü ağaçlar altından geçerken, Batı Trakya&#8217;nın ne kadar güzel ve eşsiz bir bölge olduğunu bir kez daha görüyorum. <br /> Yol boyu ormanlık alanları, vadileri, tepeleri aşarak hedefimize ulaşıyoruz. Aynı zamanda kaplıcalarıyla da ünlü yörede birçok küçük otel de kurulmuş. <br /> Ana yoldan içeri saptığımızda ise bizi bir sürpriz karşılıyor. Yunanca harflerle &#8220;Manastıra Gider&#8221; yazan bir levhanın yanından bir dağ yoluna sapıyoruz. Oldukça bozuk olan yoldan ilerlerken çevreye hakim tepeye vardığımızda şimdi türbesinden de binalarından da artık eser kalmamış bir ören yerine çıkıyoruz. <br /> Bir su sarnıcının yanında yeni yapılmış bir beyaz badanalı binayla karşılaşıyoruz. Bu sonradan yapma uyduruk bina bir manastırmış! Manastıra benzer yanı olmasa da, yüzlerce resim, fotoğraf, ikona benzeri simgeleriyle bir Hıristiyan ziyaret mekanına sonradan çevrilmiş bu yapı büyük ihtimalle Nefes Baba&#8217;nın türbesinin bulunduğu yer veya bir başka yapı tahrip edilerek yapılmış bir bina.<br /> Binanın hemen yanında çok büyük bir haç ve büyük bir Yunan bayrağı büyük tepenin kayalarından tüm bölgeden görülecek şekilde endam ediyor. <br /> Çevreyi gezince çok kalın duvarları olan bina kalıntılarını, bu arada çok derin bir kuyuyu, bir büyük dibeği görüntülüyoruz. <br /> Keskin bir sırt üzerinde oldukça düzgün bir alan üzerinde kurulu bu dergah muhtemelen çok işleyen bir inanç ve kültür merkezi olarak uzun zaman halka hizmet vermişken şimdi yok olmuş, yok edilmiş bir tarihi hatıra olarak hüzünle bizlere bakıyor. <br /> Durum karşısında ne Abidin Harman Baba&#8217;nın, ne Abdi Pençal, ne benim yapabilecek bir şeyimiz yok. <br /> Türbe yakınlarında kalan tek Türk ailesinden daha fazla bilgi alabiliriz, diye aşağı iniyoruz. Çevrede gördüğümüz tarlalara, koruya bakarak belki de bir zamanlar dergahın arazileriydi buralar, diyoruz. <br /> Bizi çok sıcak karşılayan Türk ailesinin bahçesine adım atar atmaz, daha sandalyeye oturmadan hemen avluda bir kadın beliriyor. <br /> Saçları röfleli olduğu halde, başını sıkı sıkı kapatan bizlere sert ve soğuk bakışlar yönelterek bir düşmanmış gibi bakan bu kadının gelmesiyle ortamın havası birden değişiyor. İlk önce komşu olarak bir şey isteyecek diye, düşünülse de, biraz sonra ziyaret sebebi anlaşılıyor. Bizlerin kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, ne yaptığımızı Yunanca Türk aileye soran bu kişi, Abdi Pençal&#8217;la daha konuşmaya başlamadan lafa bozgunculukla giriyor ve Nefes Baba diye bir şeyin olmadığını buranın bir manastır olduğunu söylüyor. Ev sahibi bayan ise &#8220;bu kadın geldi, önümüz kesti&#8221; diye Türkçe derdini anlatınca, Abidin Harman&#8217;la biz kadının bilinçli bir şekilde bizi takip edip, buraya geldiğini amacının başka bir şey olduğunu fısıldaşıyoruz, daha doğrusu dilimizle değil de gönlümüzle birbirimize söylüyoruz. <br /> Neyse Abdi Pençal da lafı uzatmıyor. Ama kadın kalkmak istemiyor. Maalesef bazı konularda bilgi alabileceğimiz bu aileden yararlanamadan oradan ayrılıyoruz. Fakat ziyarette edindiğimiz bir bilgi ise, çok yoğun bir şekilde Türklerin burayı bir kutsal ziyaret yeri olarak bilip her zaman gelip burada kurban kestikleri şeklinde oluyor. <br /> Abdi Pençal bizleri sınırdan geçiriyor, bir fedakarlıkta daha bulunup zorluk çekmeyelim, diye Keşan&#8217;a kadar ulaştırıyor. <br /> Sonra bizler İstanbul&#8217;a hareket ediyoruz. <br /> Her gezide olduğu gibi bu gezimde de yine birçok şey öğreniyorum. Yeni insanlarla tanışıp, kaynaşıyorum. Bu önemli ve anlamlı toprak parçasına bir kez daha gelmek beni gururlandırıyor.  Ama ziyaretlerin çok kısa olması verimli geçmesini engelliyor. Uzun ve araştırmaya dayalı gezilerle, Balkanlar özelde Batı Trakya&#8217;yla ilgili  daha çok öğrenecek şeyimiz olduğuna inanıyorum.<br /> İnşallah yeni gezilerle yeni bilgiler edinip, yeni insanlar tanırım diye gönlümden geçiriyorum.  </p>
<p> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kyzyldeli-sultan-gezi-notlary/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Kızıldeli Sultan Ocağı Dedeleri ile Söyleşiler</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kyzyldeli-sultan-ocady-dedeleri-ile-soylethiler/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kyzyldeli-sultan-ocady-dedeleri-ile-soylethiler/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 04 Dec 2007 18:50:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayhan AYDIN]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kyzyldeli-sultan-ocady-dedeleri-ile-soylethiler/</guid>
				<description><![CDATA[YUNANİSTAN&#8217;da SEYYİD ALİ SULTAN (KIZILDELİ) DERGAHI ZİYARETİ VE TÜRK-YUNAN DOSTLUĞU* Ayhan AYDIN Yunanistan, 21/22 Kasım 2004 Seyyid Ali Sultan Tekkesi Vakfı Koruma Heyeti Başkanı Hasan Çengel&#8217;in, henüz yasallaşmamış olsa da, çok ciddi çalışmalar yapmak istediği görülen Heyet adına bize ilettiği davete uyarak, 20/23 Kasım 2004 tarihleri arasında Yunanistan&#8217;daki Batı Trakya Bölgesine, CEM Vakfı adına yaptığımız ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> YUNANİSTAN&#8217;da<br /> SEYYİD ALİ SULTAN <br /> (KIZILDELİ) DERGAHI <br /> ZİYARETİ VE TÜRK-YUNAN DOSTLUĞU* </p>
<p> Ayhan AYDIN <br /> Yunanistan, 21/22 Kasım 2004  </p>
<p> Seyyid Ali Sultan Tekkesi Vakfı Koruma Heyeti Başkanı Hasan Çengel&#8217;in, henüz yasallaşmamış olsa da, çok ciddi çalışmalar yapmak istediği görülen Heyet adına bize ilettiği davete uyarak, 20/23 Kasım 2004 tarihleri arasında Yunanistan&#8217;daki Batı Trakya Bölgesine, CEM Vakfı adına yaptığımız gezi gerçekten dolu dolu geçti. </p>
<p> Ey benim sevdiğim hem iki gözüm<br /> Salın bizi erenlere gidelim<br /> Cümlenizden budur naz ü niyazım<br /> Salın bizi erenlere gidelim </p>
<p> Akdeniz&#8217;i seyredelim yalıdan<br /> Tanrı Dağı kurbünden, Gelibolu&#8217;dan<br /> Otman Baba üstü Kızıl Deli&#8217;den<br /> Salın bizi erenlere gidelim </p>
<p> Kızıl Deli erenlerin yolu ya<br /> Oradan uğradık Gelibolu&#8217;ya<br /> Erenler serveri Bektaş Veli&#8217;ye<br /> Salın bizi erenlere gidelim </p>
<p> Destur aldım ben Mustafa Baba&#8217;dan<br /> Emir Geldi bana sırrı Hüda&#8217;dan<br /> Aşık göründü (Mahremoğlu) Geda&#8217;dan<br /> Salın bizi erenlere gidelim&#8230;<br /> Mahremoğlu </p>
<p> Dedeağaç (Alexandroupolis) Vilayeti&#8217;ne bağlı yörenin büyük köylerinden Ruşenler&#8217;e ulaşmak için Türkiye sınırı boyunca yani Meriç&#8217;i izleyerek ve Anavatanımıza çok benzeyen tabiat örgüsü içindeki Sofulu (Sofliyan) ve Küçük Derbent&#8217;i (Mikro Dereio) geçtik. <br /> Şaphane Dağları -tarihi belgelerde Tanrı Dağı ve yerel kullanımda Koca Yayla Dağları- denilen  dağların eteğinde ve meşhur Seçek Yaylası&#8217;na yakın bir alanda bulunan buradaki Türk köylerinin önemli bir kısmının zamanında Kızıldeli Sultan Dergahı Vakıf arazileri içinde olduğunu biliyorduk. <br /> Fakat Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;nın ve bu köylerin, ismini çok sık duyduğumuz ve artık Kızıldeli Sultan&#8217;la özdeşleşen Dimetoka&#8217;dan (Didimotiho) altmış kilometre uzakta bulunduğunu şahsen ben bilmiyordum. <br /> Nihayetinde içinde birçok Türk tarihi eserinin de bulunduğu Dimetoka&#8217;ya (Didimotiho) bu ziyaretimizde istememize rağmen uğrayamadık. <br /> Seyyid Ali Sultan yani diğer ismiyle Kızıldeli Sultan Dergahı&#8217;nın Vakıf arazilerinin çok büyük olduğunu, bu araziler içinde elli civarında köy olduğunu, yüzlerce hayvanıyla, ormanlık alanıyla, tarlalarıyla, çeşmeleriyle bu Dergah&#8217;ın Vakıf mallarının  çok bol olduğunu birçok kaynaktan bu arada yine değerli tarihçi Ahmet Hezarfen&#8217;in Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinden çevirdiği belgeler aracılığıyla öğrenmiştik.  </p>
<p> Trakya ve Mübadeleler </p>
<p> Elimizden aldılar evlerimi. Mutsuz<br /> Yıllara rastladık; savaşlar, yıkımlar, gurbet;<br /> Avcı bulur bazen göçebe kuşları<br /> Bazen bulmaz; av boldu<br /> Benim zamanımda, çok kişiyi alıp götürdü saçmalar;<br /> Ötekiler durmadan döner ya da çıldırır sığınaklarda. </p>
<p> Bülbülden söz etme bana, ne de tarlakuşundan<br /> Ne de kuyruğunda ışığa sayılar yazan<br /> Küçücük çobanaldatan kuşundan;<br /> Fazla bir şey bilmem ben evler hakkında<br /> Evlerin de bir ırkı olduğunu bilirim, hepsi o kadar.<br /> Henüz yeniyken daha, günün saçlarıyla<br /> Oynayan küçük çocuklar gibi bahçelerde,<br /> Rengarenk pancurlar, parıltılı kapılar<br /> İşlerler günün üzerine,<br /> Değişirler mimarın işi bitince, <br /> Büzülürler, ya da gülümserler, hatta inatlaşırlar<br /> Kalanlarla, ayrılıp gidenlerle<br /> Dönecek olanlarla, dünyanın uçsuz bucaksız<br /> Bir otele dönüştüğü bu zamanda. <br /> &#8230;&#8230;&#8230;.. </p>
<p> Büyük Yunanlı ozan Yorgo Seferis de mübadele sancısını yaşayan yüz binlerce insandan birisidir. 1900 İzmir doğumlu olan Seferis, şiirlerinde bu parçalanmaların dramlarını çok güzel anlatır. <br /> Evler burada sadece tek tek ev şeklinde değil, insan yığınları şeklinde algılanmalıdır. Onun da içinde, on dört yıl yaşadığı İzmir&#8217;e ve Türkiye&#8217;ye özlem vardır. Onun gibi onlarca büyük ozan ve yazar da bu temaları hem Türkiye&#8217;de, hem de Yunanistan&#8217;da, Bulgaristan&#8217;da çok mükemmel işlemişler, insanların derin duygularına tercüman olmuşlardır. <br /> Bugün Türkiye sınırları içinde kalan ve bizim Trakya Bölgesi olarak bildiğimiz bölge aslında Doğu Trakya. <br /> Bu Trakya&#8217;nın bir de batısında yer alan, Batı Trakya bölgesi var. <br /> Coğrafi bakımdan olduğu kadar kültürel bakımdan da birbirini tamamlayan ve aralarında çok büyük tarihi bağlar bulunan her iki bölge insanının inanç, kültür ve yaşam koşullarında çok büyük benzerlikler var.<br /> Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun parçalanmasından sonra kurulan Bulgaristan ve Yunanistan toprakları içinde kalan milyonlarca vatandaşımızın yaşadıkları büyük dramları aslında hepimiz biliyoruz. <br /> Bu dramların yaşanmasında açıkçası bence Bulgar ve Yunan yöneticilerin kadar Türk yöneticilerin de kabahatları vardır. <br /> Mübadelelerde yaşanan büyük sıkıntıların bu yöre insanının üzerinde çok derin yaralar açarak bıraktığı izleri üç günlük ziyaretimde de çok açık bir şekilde görmüş bulunuyorum. <br /> İnsanların vatanı belledikleri, yurt edindikleri topraklardan zorla koparılmaları, atalarının diyarlarından zorla sürgün edilip, hiç bilmedikleri yerlerde zorunlu iskana tabii tutulmaları beraberinde derin elemleri de getirmiştir. <br /> İyi/kötü bir arada yaşamaya alışmış ve aynı havayı soluyan insanları yanlış politikalar sonucunda pek de insani olmayan katı kararlarla sağa/sola savurmanın bedelini maalesef bugün bu zorlukları yaşayan insanlar ve onların çocukları ödemektedirler. <br /> Dünyanın belki de en güzel topraklarının yer aldığı Balkanlar dediğimiz; dağıyla, taşıyla, ırmağıyla, gölüyle, ormanlarıyla, eşsiz manzaralarıyla ve çoğunlukla yaşamları bir felakete dönüştürülen çok farklı etnik yapıdan insanıyla, çok büyük kültürel bir zenginlik olan Türk&#8217;üyle, Rum&#8217;uyla, Bulgarı&#8217;yla, Sırp&#8217;ıyla, Boşnak&#8217;ıyla, Mekodan&#8217;ıyla, Hıristiyan&#8217;ıyla, Alevi&#8217;siyle, Bektaşi&#8217;siyle, Mevlevi&#8217;siyse, Sünni&#8217;siyle bir kültürler mozaiği olan bu benzersiz toprak parçasında maalesef birçok savaş olmuş ve yaşanan acılar bugün dahi dinmemiştir. <br /> Bugün bile hala halklar arasında, farklı inançlar arasında, farklı kültürler arasında, yoğun bir soğukluk hüküm sürmektedir.  </p>
<p> Türk-Yunan Dostluğu </p>
<p> Çocuğun gördüğü düştür barış.<br /> Ananın gördüğü düştür barış.<br /> Ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir<br /> Barış.<br /> &#8230;.<br /> Dünyanın yüzünde yara izleri kapanırken<br /> Ağaçlar diktiğimizde havan mermilerinini kazdığı çukurlara<br /> Yangının kavurduğu yüreklerde ilk tomurcuklarını açarken umut<br /> Ve ölüler kanlarının boşa gitmediğini bilerek<br /> Yana dönüp içerlemeksizin uyuyabildiklerindedir<br /> Barış.<br /> &#8230;.<br /> insanların sıkışan elleridir barış<br /> dünyanın masasındaki ekmektir<br /> gülümsemesidir annenin.<br /> Budur yalnızca<br /> Başka bir şey değildir barış. </p>
<p> Ve toprakta derin karıklar açan sabahlar<br /> Tek bir sözcük yazarlar:<br /> Barış. Başka bir şey değil. Barış. </p>
<p> Dizelerimin rayları üzerinde<br /> Buğday ve güller yüklenmiş<br /> Geleceğe doğru yol alan trendir<br /> Barış. </p>
<p> Kardeşim, <br /> Barış içinde derin soluk alıyor<br /> Tüm dünya bütün düşleriyle.<br /> Verin elinizi kardeşlerim,<br /> İşte budur barış.<br /> Yunanlı Ozan,  Yannis Ritsos  </p>
<p> Birbirine bu kadar yakın, birbirine bu kadar yabancı kaç ulus vardır? <br /> Birbiri hakkında bu kadar ön yargılı kaç insan topluluğu vardır yeryüzünde?<br /> Türkler, Yunanlılar yüzyıllar boyunca aynı coğrafyayı, birbirini tamamlayan aynı emsalsiz güzel tabiat parçasını paylaşmışlar. <br /> Dünyanın en büyük düşünce ve kültür merkezlerinden, yeryüzünün en büyük uygarlıklarının boy verdiği topraklarda yaşayan bu ulusları karşı karşıya getiren gerçek neden acaba nedir?<br /> Denizi mi paylaşamıyorlar? Havayı mı paylaşamıyorlar? <br /> İnadına bir kör döğüş, inadına bir zıtlaşma&#8230;<br /> Bunun en önemli nedenlerinden birisi her iki kesimin devlet yöneticilerinin samimiyetsizlikleri, ucuz kahramanlık politikalarıdır. Her iki kesimi de çok uzun yıllar gerilim içinde yaşatmanın kime ne faydası olmuştur?<br /> Neden Yunan&#8217;lılar Türk&#8217;leri hep sonradan buraları işgal etmiş barbar bir toplum olarak görür? Neden Türkler Yunan&#8217;lılara düşman gözüyle bakarlar?<br /> İki temiz, iki köklü ulus yan yana, barış içinde yaşayamaz mı? <br /> Elbette yaşar. <br /> Elbette düşmanlıklar dağılır, toplumlar, uluslar arasında barış güvercinleri gerçekten uçar. <br /> Ege Denizi&#8217;nin iki yakasını; çok önceleri yaşamış erenler birleştirmeyi başarmışlar da bugün bizler neden bunu başaramıyoruz? <br /> Bu çok mu zor?<br /> Rum&#8217;uyla, Bulgar&#8217;ıyla, Arnavud&#8217;uyla, Türk&#8217;üyle tüm insanları kucaklayan, dergahında kaynayan kazandan yediren, içiren, hiç kimseyi dışlamayan Anadolu/Rum Erenlerden alacağımız hiç mi bir ders yok?<br /> Bizler çabalarsak, bizler iyi niyetli olursak sanırım, ülke yöneticilerinin ucuz politikalarına alet olmazsak, kalıcı barışı da kurmuş oluruz. <br /> Ben de ulusların barışını, kardeşliğini savunan birisi olarak, kendi Türk kimliğimin farkında, bilincinde, yeryüzünün en büyük hazinesinin kendi Türk Dilimin, Türkçe&#8217;nin olduğunun farkında olarak, ulusumun haklarını her şartta savunan ve savunacak birisi olarak, bu barış yolunun kurulmasından yanayım. <br /> Dostluk köprülerinin kurulmasından yanayım. <br /> Hiç kimsenin birbirini düşman bellememesinden yanayım. <br /> Türk/Yunan, Türk/Bulgar dostluk ve barışından yanayım. <br /> Her üç ülkenin öncülüğünde Balkanlar&#8217;ın tekrar bir barış ve kardeşlik yurdu olmasını diliyorum. <br /> Bu ülkelerde bulunan ve şimdi bence tüm bu ülkelerin en büyük zenginliklerinden olan tarihin bize miras bıraktığı hazinelere sahip çıkarak bu barış ortamının daha hızlı kurulacağına inanıyorum. <br /> Çünkü altı, yedi yüzyıl önce erenler bize yol göstermiş. <br /> En güzel birlikte yaşama örneklerini onlar sergilemişler.<br /> Kaynayan aynı kazanda herkes çorba içebilmiş.<br /> Dergahlarda mihman (misafir) İmam Ali bilinip, ona öyle davranılmış.<br /> Kimsenin, dinine, diline, soyuna, sopuna bakılmamış.<br /> Erenlerin kurduğu ulu yol, bizlere rehber olan, olması gereken güzel bir yoldur. <br /> Bizlere düşen onların miraslarına sahip çıkarak, onlardan dersler çıkararak, sorunları azaltmak, kaynaşmayı çoğaltmaktır. <br /> Bizlerin ataları olarak Balkanlar&#8217;a bir barış elçisi olarak gelip, yüzyıllardır buralarda bir aşk ateşinin yanmasını sağlamış, bu ışık kaynaklarının görüşlerini tekrar hatırlamak, tekrar canlandırmak, ulusların yakınlaşmasına da katkıda bulunacaktır. <br /> Ben de biraz da bu duygularla yollardayım. <br /> Ben biraz da bu duygularla bundan sonra da yollarda olacağım. <br /> Uzun zamandır düşündüğüm ve Alevi/Bektaşi İslam anlayışının en ulu şahsiyetlerinden birisi olarak belleklerde yer etmiş Seyyid Ali Sultan&#8217;ı makamında ziyaret etmek, ona niyaz etmek, büyük dergahını görmek, burada bu kültür ve inancı yaşatan insanları selamlamak benim için çok ama çok anlamlıydı. <br /> Nihayetinde düşlerim gerçek oldu; CEM Vakfı ve Hasan Çengel sayesinde bu düşlerime kavuştum. <br /> Konuk olduğumuz Hasan Çengel de zaten, Dergah&#8217;ın merkezine en yakın en merkezi köy olan Ruşanlar Köyü&#8217;nden.  </p>
<p> Ruşanlar Köyü<br /> Ruşanlar Köyü&#8217;nün aslında Mehrikoz Nahiyesi, Musacık Köyü&#8217;nden geldiği söyleniyor. Buradaki Alevilerin çoğunun Pomak olduğu söyleniyor. <br /> Aslında çeşitli nedenlerle sık sık yer değiştiren köylerde yaşam eski şekliyle devam etse de evlerin modernliği dikkat çekiyor. <br /> Ruşanlar Köyü yüz hane civarında insanın barındığı, asfalt yolu ve düzenli evleriyle dikkati çeken bir köy. Köyde beş yüz kişilik bir de cemevi var. <br /> İnsanlar çiftçi olmalarına rağmen bundan fazla faydalanamadıklarını, hayvancılığın da çok şey getirmediğini söylüyorlar.  </p>
<p> Aşağı Tekke<br /> Ruşanlar Köyü&#8217;ne gelmeden, Aşağı Tekke (Tekye) olarak isimlendirilen ve tarihi kayıtlarda meydanevinin olup ibadetlerin yapıldığı ve birçok hizmet binasının bulunduğu Kızıldeli Çayı denilen derenin hemen kıyısında kurulmuş olan alanı geziyoruz. <br /> Tabii durum oldukça hüzünlendirici; daha önceleri çok daha bakımsız olduğu söylenen ve Seyyid Ali Sultan Tekkesi Vakfı tarafından onarılan, yeni düzenlemeler yapılmaya çalışılan Dergah arazisi içindeki binalarından eser kalmamış. <br /> Çevredeki tüm mezarlıkların ve mezar taşlarının tahrip edildiği alan oldukça bakımsız. <br /> Sadece kime ait olduğu bilinmeyen bir türbe ve kurtarılabilen kırılmış birkaç mezar taşı kalmış bir de ambarları yerden kaldırarak nem almasını engelleyen kalın, bir metrelik taş bloklar.<br /> Yeni yeni kesimhane, tuvalet vd. binalar yapılarak burası da canlandırılmaya çalışılıyor. <br /> Fakat burada bir arkeolojik kazı yapılarak Tekkeye ait çeşitli malzemeler çıkarılabilir. Parçalanmış ve şu anda türbenin üzerindeki blok, kalın ve çok ağır (kiremit yerine kullanılan) çatı taşlarının üzerine konulmuş mezar taşları bir araya getirilerek, bunlar korunarak çalışmalara başlanılabilir. <br /> Buradaki çekimlerimi yaptıktan sonra Ruşanlar Köyü&#8217;ne ulaşıyoruz. <br /> Biraz dinlendikten sonra köyün cemevinde toplanan halkımızla buluşmak üzere buraya hareket ediyoruz. <br /> Bir köy sobasının ısıttığı cemevi Hz. Ali&#8217;nin, On İki İmamlar&#8217;ın resimleri dikkati çekiyor. <br /> Hasan Çengel bizleri tanıtıyor. Bizim konuşma yapmamız isteniyor. Bizler de geliş sebebimizi anlatıyoruz. <br /> Ben CEM Vakfı&#8217;nın ve Prof. Dr. İzzettin Doğan&#8217;ın sevgilerini ileterek bir konuşma yapıp inanç ve kültürümüzün yaşatılması gerekliliği üzerinde durdum. <br /> Abidin Harman&#8217;ın inanç bazında ve sevgi, saygıya dayanan konuşması geniş ilgi gördü. <br /> Sohbetler uzadı. Lokmalar yenildi. Anaların bizlere ilgisi görülmeye değerdi. <br /> Daha sonra ricalarımız üzerine birçok nefes söylendi. Bu nefes söylemelere kadınlar da katıldı.<br /> Bu arada bölge üzerine ve Kızıldeli Sultan&#8217;la ilgili de araştırmalar yapan Harvard ve Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Tarihçi Prof. Dr. Cemal Kafadar da bizlerin geldiğini duyunca cemevine geldi. Onunla da tanışmış olduk. Sohbet ve söyleşiler, nefesler geç saatlere kadar sürdü. <br /> İlk gün buradaki camiayı tanımış olduk. Onlar da bizleri tanıdılar, geliş amacımızı öğrenmiş oldular.  </p>
<p> 21 Kasım 2004<br /> Bugün bir nevi ziyaretimizin de amacı olan Kasım Kurbanı&#8217;na katılacağız. <br /> Her yıl geleneksel olarak yapılan ve bir anma etkinliğinden ziyade buradaki inancın gereği, her sene 8 Kasım&#8217;da düzenlenen bir Kasım Kurbanı Etkinliği var. <br /> Biz ilk önce her gezimde olduğu gibi alan çalışmasıyla işe koyuluyoruz. <br /> Bir kere Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;nın Vakıf arazileri, gerçekten de çok büyük. <br /> Tarihte bu alanın onlarca köyü kapsadığı yazıyor. Bugün bile dergaha ait alanın büyüklüğü ilk dikkat çeken husus oluyor. <br /> Ruşanlar&#8217;dan sonra Dergah&#8217;ın bulunduğu alana doğru, yani tepelik, yaylalık alana doğru erkenden yol alıyoruz.  </p>
<p> Saat Makamı<br /> İlk önce bir Saat Makamı&#8217;nı geziyoruz. <br /> İnanışa göre canlar Aşağı ve Yukarı Dergahların ayrı ayrı varlıklarından haberdar değilmişler. Aşağı ve Yukarı Dergahlarda yaşamını sürdüren Seyyid Ali Sultan Hakk&#8217;a yürüyünce her iki dergahtan iki can bunu haber vermek  için koşarak dergahlardan hareket etmişler. <br /> Öyle bir yerde, habersiz buluşmuşlar ki, bu alan, her iki dergahın tam orta noktasında bulunup, bu nokta her iki dergaha da eşit mesafedeymiş. <br /> Fakat her iki can buluştukları yerde bilinmeyen bir nedenle o an, buluştukları anda, Hakk&#8217;a yürümüşler. <br /> Nihayetinde bunu haber alan diğer insanlar gelip bu iki canı yan yana gümüp burada bir türbe yapmışlar. <br /> Nihayetinde Dergahlara gelen her insanın ziyaret ettiği noktalardan birisi de işte bu Saat Makamı denilen yer olmuştur.<br /> Bizler de, vadiyi gözleyen bu iki canın mezarlarını ziyaret ettik. Yakın zamanda yapılan duvarlarla çevrili mezarları şimdi de insanlar ziyaret etmektedir.  </p>
<p> Alan Çalışmaları<br /> Ben ilk önce her gezimde olduğu gibi alan çalışmasıyla işe koyuluyorum.<br /> Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;na çıkmadan önce Aşağı Mezarlık da denilen tarihi Bektaşi mezar taşlarının bulunduğu alanı geziyoruz. <br /> Bu sene içinde tel örgülerle korumaya alınan mezarlıktaki on civarındaki mezar taşının durumu neyse ki iyi. Burada yatanlar hakkında halkın bir bilgisi yok. <br /> Uzun dakikalar boyunca tümünün lahtini kameramla ve fotoğraf makinemle belgeleyerek hem arşiv çalışması, hem de bu taşları okumak isteyenlere belgeleme çalışmasını yaptıktan sonra buradan hareket ediyoruz. <br /> Bu mezarlığın az yukarısında bir pınar var. Bu pınarın uzun zamandan beri aktığı söyleniyor. Ayrıca bu pınara çok yakın, küçük bir derenin üzerindeki köprüyü de geçerek bir başka mezarlığa ulaşıyoruz. <br /> Burada onlarca mezar taşı var. Çoğu iyi korunmuş mezar taşlarında teslim taşı, on iki terkli mezar başlıkları ve bazı mezar taşlarındaki süslemeler dikkat çekiyor. <br /> Buradaki mezarların durunu iyi olsa da yine bakıma ihtiyacı var. <br /> Ne iyi ki vakıf burayı da koruma altına almış. Bu mezarlığın yanında ise şimdi tümüyle yıkılmış bir camii kalıntısı var. Çok eskiden burada cuma namazları kılınırmış. Burası Dergah&#8217;ın hemen altında düzlük bir alanın yanında. <br /> Az yukarıda tarlalar görülüyor. Anlaşıldığı kadarıyla geniş bodur ağaçların da bulunduğu ormanlık alanın içinde açılan tarlalar Dergah&#8217;ın ihtiyaçlarını gideriyordu. <br /> Bu mezarlığın hemen bitişiğinde şimdi yıkılmış olsa da temelleri çok belirgin olan uzun bir duvardan arta kalanlar var. <br /> Bu duvar Dergah&#8217;ın doğal sınırlarını gösteriyormuş. Ama bu duvar hangi tarihten kalmış bunu kesin tarihiyle bilen yok. <br /> Aynı şekilde buradaki tüm mezar taşlarını belgeliyorum. <br /> Caminin yanında yine bir başka mezarlık daha var. Diğerine göre daha küçük olan mezarlığın en önemli özelliği Kara Taş denilen büyük kayaların da bulunduğu yazısız veya şekilsiz taş parçalarının bu mezarlıkta olması. Burada sadece bir tarihi yazıyla mezar taşı görülüyor. </p>
<p> Kasım Kurbanı<br /> Bu etkinlikte sadece Ruşanlar değil diğer Alevi/Bektaşi köyleri Hebil Köy, Babalar, Karaüren, Köseler, Kütüklü, Çökekli, Mevsimler ve Alevi-Sünni karışık olan köyler; Büyükderbent, Demirüren, Hacı Ali, Musacık, Salıncak, Taşağıl, Kaypak gibi yerlerden gelen canların da katıldıkları kurban kesimi törenleri var. <br /> Kurbanlar bir gün önceden kesiliyor ve yörenin en yüksek noktalarından birisi olan tepelik bir alanda ama Mürsel Bali&#8217;nin türbesinin bulunduğu yerde kazanlar kuruluyor. <br /> Yirmi civarında büyük kazanın kurulduğu görülen alan bizlerin Abdal Musa gibi anma etkinliklerinde gördüğümüz manzaraları hatırlatıyor. <br /> Hediyelik eşyalar, bunun yanında ev eşyalarının da satıldığı, kadınların, çocukların katıldıkları bir etkinlik yapılıyor. <br /> Her sene 8 kasımda yapılmasına rağmen bu sene ramazan dolayısıyla 21 kasımda yapılan etkinliğe yüzlerce insan katılıyor.<br /> Ama bu sene çok soğuk olduğu için katılım önceki senelere göre daha düşükmüş. <br /> Bu sene Kasım Kurbanı çifte bayram diyeceğimiz bir etkinlikle taçlanıyor. <br /> Belki de çok uzun yıllardan beri ilk kez toplu olarak bir başka ülkeden Bulgaristan&#8217;dan, Alevi/Bektaşi canlar Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;nı ziyaret etmek ve Kasım Kurbanı&#8217;na katılmak için buraya geliyorlar. <br /> Kırcaali ve Haskova yöresinden gelen canlarla Razgrat Cem Derneği Başkanı Veysel Bayram ve Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Bey de geliyorlar. <br /> Bu gerçekten de görülmeye değer bir manzara. <br /> İnsanların kültürlerini, inançlarını hiçbir şeyin engellemeyeceğini, yüzyıllar süren bağlılıkları ne savaşların, ne de ülke sınırlarının ayıramadığını bir kez daha görmüş olduk. <br /> 2007&#8217;de AB. üye olacak Bulgaristan&#8217;a, Yunanistan artık vize uygulamıyor. <br /> Her ülke arasındaki ziyaretler buna bağlı olarak artmış. <br /> Bundan biz Türkler de nasibimizi alacağız sanırım. <br /> Zaten bilinen bir gerçek var: Bugün artık Bulgaristan sınırları içinde bulunan geniş bir coğrafyada Kızıldeli Sultan taliplerinin olduğunu biz çok iyi biliyoruz. <br /> İşte artık yeniden bu bağlar kuruluyor. <br /> Artık nezirlerini, ziyaret haklarını Kızıldeli Sultan&#8217;a getiren insanların çocukları, torunları yeniden bu kutsal ziyaretlerini başlatıyorlar. <br /> Eminim ki bu bir başlangıç olacak, artık Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye arasındaki ziyaretler sıklaşacak; buradaki Alevi/Bektaşi canlar buluşup, kaynaşacaklar, tarih yeniden tekerrür edecek. Bizler umarım bu günleri de göreceğiz. <br /> Balkan coğrafyası öyle büyük bir zenginliği ifade ediyor ki, bizim konumuz gereği Alevilik, Bektaşilik hakkında araştırma yapsak bir ömür az gelir. <br /> Arnavutluk, Bosna/Hersek, Makedonya, Romanya, Yunanistan, Bulgaristan, Moldovya, Hırvatistan, Kıbrıs bunların tümünde Aleviliğin/Bektaşiliğin derin izleri vardır. Buralarda çok köklü bir Alevilik, Bektaşilik vardır, çok büyük türbeler, dergahlar vardır.<br /> Dergahı ziyaret eden ve Seyyid Ali Sultan Türbesi önünde toplanan canlarla kucaklaşıp, hasret gideriyoruz. <br /> Bu arada Haskova&#8217;dan Otman Baba Dergahı&#8217;ndan Hasan Asarlı Baba&#8217;yla muhabbet ediyoruz. Gerek burada bulunan, gerekse Bulgaristan&#8217;dan gelen canlara çeşitli sorular yöneltiyorum, yanıtlar alıyorum. <br /> Daha sonra hep beraber Dergah&#8217;ın misafirhanesine gidiyoruz. Burada toplanan insanlara hitap ediyorum. Yine burada Hasan Çengel, Mehmet Koç Dede ve Abidin Harman da katılanlara hitap ediyor.<br /> Bundan sonra hep birlikte esas şenliğin yapıldığı yaylaya hareket ediyoruz. Burada kurulan yirmiden fazla kazanda onlarca kurban kaynıyor. <br /> Buradaki etkinliğe yörede ileri gelenlerin yanı sıra Batı Trakya&#8217;daki Türklerin haklarını savunarak meclise giren eski milletvekili Ahmet Faikoğlu da katılıyor. Ayrıca Azınlık Seçek Eğitim Kültür Derneği Başkanı Hasan Bekirusta ile birlikte dernek yöneticileri, babalar, Azınlıkça Dergisi ve Rodos Gazetesi sahip ve muhabirleri katılıyorlar.   <br /> Milletvekiliyle bir söyleşi yapıyorum. <br /> Daha sonra hep birlikte Ruşenler Köyü&#8217;ne iniyoruz. Lokmalarımızı burada yiyoruz. Cemevinde halka hitap eden milletvekili Ahmet Faikoğlu Alevi&#8217;siyle, Sünni&#8217;siyle Batı Trakya&#8217;daki tüm Türkler&#8217;inin bir bütün olduklarını, bugüne kadar kimliklerini yaşatan bu insanların bir arada yine kültürlerini yaşatmaları gerektiğini vurguladı. <br /> Bulgaristan&#8217;dan ve civar köylerden gelen insanları uğurladıktan sonra bizler yörenin baş dedesi Mehmet Koç ile birlikte Hasan Çengel&#8217;in evine gidiyoruz.  </p>
<p> Mehmet Koç Dede<br /> Hemen belirtelim ki, daha önce de birçok kez ifade ettiğim gibi, her dede lafını, genel çoğunluğun kabul ettiği veya yorumladığı şekliyle yorumlamak, anlamak bizi yanılgıya düşürebilir. Aynı şekilde her baba lafı da, çoğunluğun anladığı anlamın dışında kullanılabilmektedir. <br /> Buradaki &#8220;dede&#8221; de tam bu manada Anadolu&#8217;daki ocakzadeliğe bağlı dedelikten çok farklı bir anlam ifade ediyor. Daha doğrusu buradaki dede kelimesi, bu bölgedeki Bektaşilik kurumu içindeki &#8220;baba&#8221;lık  kurumu anlamında kullanılıyor. <br /> 1945 doğumlu baba ilkokul mezunu. Geçmişte yaşadıkları sıkıntılardan bahseden Mehmet Koç söyleşimizde yöredeki inanç uygulamalarını anlatıyor. Kendisine bağlı 6 ocak olduğunu söyleyen Mehmet Koç Dede, ömrümün sonuna kadar bu görevi sürdüreceğim, diyor. <br /> Yine buradaki &#8220;ocak&#8221; Anadolu&#8217;daki ocak kavramının dışında bir anlam ifade ediyor. Buna göre zaman zaman dergah, göl de denilen ve bir köy veya yörede, mahallede bulunan aynı ceme dahil olanları ifade için kullanılan ocak kavramının özel bir anlamı var. Buna göre belli bir ocağa bağlı olanlar, o ocağın dedesine görülüyorlar, pençeden geçiyorlar. <br /> Ruşenler Köyü&#8217;ne 30 km. uzaklıkta bulunan Mehrikoz Nahiyesi&#8217;nin Kayıpak (Kaypak) Mahallesi&#8217;nden (Köyü&#8217;nden) olan Mehmet Koç Dede&#8217;ye göre; Mehrikoz ismi, Mehriye Kuzu, sonra Mehriyekozu&#8217;ya, zamanla da Mehrikoz&#8217;a dönüşen bir isim olup bu beldeye bağlı ayrıca Hebil (Ebil) Köy, Salıncak Mahalleleri de varmış. Bu Nahiyede Alevi/Sünni karışık bir yaşam varmış. <br /> Dede&#8217;nin Salıncak Köyü&#8217;nde 2, Taşağıl Köyü&#8217;nde 2, Kaypak Köyü&#8217;nde 2 ocağı varmış. <br /> Salıncak Köyü&#8217;nden Recep Dede&#8217;nin yörenin en son yaşayan ünlü dedesi olduğunu ve şimdi 90 yaşında bulunduğunu söyleyen Mehmet Koç Dede, bölgede Mehmet İsmailoğlu, Ali Nalbant, Ahmet Paşa, Ahmet Nalbant, Hüseyin Babutçu Dedelerin varlığından bahsediyor. <br /> Senede bir kez tüm dedelerin bir araya gelip, baş dede pozisyonundaki, (belki de halife dede) önünde pençeden geçtiklerini, pençe olarak insan elinin kullanıldığını ve buna Pençeyi Ali Aba denildiğini söyleyen Mehmet Koç Dede, dedelerin pençeden geçtikten sonra kendi ocaklarında olan canları da pençeden geçirdiklerini söylüyor. <br /> Ekim ayının ilk hafta cuma akşamı Sultan Kurbanı kestikten sonra birlikler başlıyor, yani cemler başlıyor, diyen Yörenin baş, post babası konumundaki Mehmet Koç Dede, birlikleri her ocağın ayrı ayrı yaptığını, cemlerin de canların isteğine bağlı olarak yapıldığını belirtiyor. <br /> Daha sonra Kasım Kurbanı (8 Kasım&#8217;da), Aşure Kurbanı ki, aşure orucunu 12 gün tutan canların, 13. Gün aşure çorbası ve kurbanı yaparak dağıttıklarını belirtiyor. Nevruz Bayramını kutlayan canların bunu 21 Martta yaptıklarını anlatıyor. <br /> Nevruz&#8217;da Pençeden geçme olayı yaşanıyormuş.<br /> Müsahipliler müsahip olurken bir kurban keserler, yola giren canlar bir kurban keser, yola girenler eşleriyle girerler ve bir kurban keserler, eğer bir can bir postun hizmetini yüklenecekse bir kurban keser, her sene on iki hizmet sahibi dilerse bir kurban keser ama üç senede bir muhakkak bir kurban keser, diyen Mehmet Koç Dede; yöredeki inanç ve kültür dokusu hakkında oldukça detaylı bilgiler veriyor.<br /> Kesilen kurbanların bağırsaklarının gömüldüğünü söyleyen Mehmet Koç Dede, çok nadir olsa da bekar olarak da yola girenler olduğunu, Recep Dede&#8217;nin kardeşinin çok temiz, itikatli bir insan olmasından dolayı bekar olarak yola kabul edildiğini, yola girerken onun da bir kurban kestiğini de anlatıyor. <br /> Kişi öldükten sonra yedisinde, kırkında, senesinde birer kurban kesilir diyen Mehmet Koç Dede, kendi mürşidinin, eniştesi olan Pireli Mehmet olduğunu, Taşal Köyü&#8217;nden olan mürşidinden çok şey öğrendiğini aktarıyor. <br /> Sünni&#8217;lerin kendilerine Aren (Ahren) dediklerini söyleyen Mehmet Koç Dede kendilerinin kökenlerinin Pomak olduğunu söylüyor.<br /> Buradaki baş dede olan Recep Dede&#8217;nin çok yaşlanması dolayısıyla kendisinin baş dede (halife dede) olarak kabul edildiğini çevredeki insanlardan da duyduğumuz Mehmet Koç Dede&#8217;ye buna dair elinde bir yazılı belgenin olup olmadığını sorduğumuz da, hayır, yanıtını alıyoruz. Bizim hatırlatmamız üzerine Recep Dede&#8217;den sözlü olarak alınan bu onayın, yazılı olarak da alınacağını anlıyoruz. <br /> Aynı akşam tekrar cemevine gidiyoruz. Bu sefer cemevi tıplım tıplım dolu. Gençlerin de yoğun ilgisiyle karşılaşıyoruz. Yine sohbetler açılıyor. Sorulara yanıt veriyoruz. Abidin Harman&#8217;ın inanç bazındaki açıklamaları ilgiyle dinleniyor. Ben ise Alevi/Bektaşi inanç ve kültürünün biraz da duygusallığı işin içine katarak zenginlikleri ve birlik-beraberlik düşüncelerini öne çeken bir konuşma yapıyorum. <br /> Aynı gece saat biri gece yatıyoruz.  </p>
<p> 22 Kasım 2004<br /> Bugünkü hedefimiz Dergahı bu sefer daha detaylı incelemek ve detaylı çekimler yapmak; daha sonra bizleri akşam yemeğine davet eden Büyük Derbent Köyü&#8217;ndeki dostlarımıza ulaşmak. <br /> Bu araya da Dimetoka&#8217;ya bir kısa geziyi sığdırmak. <br /> Ama tabii ki sohbet olunca planlar bozuluyor. </p>
<p> &#8220;Ama her şey yanlış bence, her şey altüst<br /> doğa yeniden doğdu bana.&#8221; </p>
<p> Erotokritos&#8217;dan alıntı, Viçençoş Kornaros </p>
<p> Büyük Yunan şairi Yorgo Seferis&#8217;in Varlık Yayınları arasında yayınlanan ve tüm şiirlerinin yer aldığı Bütün Şiirleri isimli kitabından aldığım yukarıdaki sözleri hak eden belki birçok yer var dünyada. Ama ne yalan söyleyeyim ben Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;nı ziyaret edince zaten ziyaretten önce okuduğum kitaptan bu alıntı öyle denk geldi ki buraya anlatamam. Belki de dünyadaki en güzel inanç mekanlarından birisidir, buradaki alan.<br /> Burayı tarif etmek kelimelere sığacak bir şey değil, aslında. Aslında tam da bu sıralarda özellikle Balkanlar&#8217;la ilgili olması nedeniyle ilk kez veya ikinci kez okuduğum kimi kitaplar hem duygularımı, hem de düşüncelerimi coşturmuştu.**<br /> Sabah bizleri ziyaret eden Mehmet Koç Dede&#8217;den daha detaylı bilgiler alıyoruz. Sohbetimiz hayli uzuyor, öğleni buluyor. <br /> Dergahı ziyaretimizde de Prof. Dr. Cemal Kafadar&#8217;ı misafirhane de buluyoruz. Meğerse tarihçi hocamız burada misafir kalıyormuş. Burada kendine geldiğini ruhen dinlendiğini söyleyen Prof. Dr. Cemal Kafadar&#8217;la, biraz sohbetten sonra, bu da herhalde iyi bir fırsat deyip, iki saati aşan bir söyleşi gerçekleştiriyorum. <br /> Daha çok Osmanlı Beyliği&#8217;nden önceki Anadolu&#8217;nun sosyo ekonomik ve kültürel durumuyla, Osmanlı Devleti&#8217;nin kuruluşu üzerine yaptığımız söyleşiden hocanın bu konularda gerçekten de derin bir bilgisinin olduğunu görüyoruz. <br /> Aynı zamanda Alevilik-Bektaşilik konusunda da önemli bir bilgi birikimi olan Cemal Kafadar&#8217;ın tanıyıp sevdiğimiz şu anda Harvard&#8217;da doktorasını tamamlamak üzere olan Ayfer Karakaya&#8217;nın da hocası olduğunu sohbetle öğreniyoruz. <br /> Aslında Ankara Ötüken İl Halk Kütüphanesi&#8217;nde bulunan orijinal Seyyid Ali Sultan Velayetnamesi&#8217;ni, Tahrir Defterlerindeki belgeleri ve yine Osmanlı Arşivlerindeki birçok belgeyi inceleyen Cemal Kafadar&#8217;ın özellikle Seyyid Ali Sultan&#8217;la da ilgili önemli çalışmaları olduğunu öğreniyorum. <br /> En meşhur tarihçilerimizden olan Halil İnalcık&#8217;ın Otman Baba Velayetnamesi ile ilgili bir makale yazdığını, aynı şekilde Seyyid Ali Sultan&#8217;la da ilgili bir çalışması bulunduğunu da öğrenmiş oluyoruz. <br /> Sohbetimiz ve söyleşimiz çok uzuyor. <br /> Mehmet Koç Dede bizi kırmayıp, çok orijinal olduğuna inandığım nefes okuma geleneğinin bir devamcısı olarak, bu kutsal mekanda bir nefes söylüyor bize. <br /> Daha sonra Dergahı Mehmet Koç Dede&#8217;yle birlikte geziyoruz. <br /> Çekimlerimi onun eşliğinde yapıyorum. <br /> Alan çok geniş olunca çekimler bir saatten fazla sürüyor.  <br /> Zaman ilerliyor. <br /> Mehmet Koç Baba bir başka yere gideceği için bizlerden ayrılıyor. <br /> Büyük Dergah arazisi içinde Seyyid Ali Sultan&#8217;a ait olduğu söylenen türbenin bulunduğu sonradan onarım görmüş bir yapının hemen yanında fırınlar, aşevi var. <br /> Türbeyle bitişik bir bahçede asırlık ağaçlar altında yine önemli bir mezarlık uzanıyor. <br /> Büyük bir avlu içinde yüzlerce yıllık olduğu hemen anlaşılan çok büyük, her bir dalı bir ağaç kadar olan ve desteklerle ayakta durabilen dut ağacı var. <br /> Sondadan yapılan ve misafirhane olarak kullanılan binanın ön kapısının üstünde yıldız sekillerinin olduğu mermer kabartmalar ve elde edilmiş bazı tarihi işaret ve yazıların bulunduğu kalıntılar bahçede muhafaza edilmiş. <br /> Ayrıca iki adet eski at arabası tekerlekleri de korunmuş. <br /> Büyük avluyu çevreleyen binalardan birisi de, konakevi denilen bir tarihi bina ki iki katlı olup dış sıvaları dökülmüş, zamanında ahşap ağırlıklı bir yapıyken tamirden geçirilerek bugün Dergah&#8217;ın bekçiliğini yapan aileye verilmiş. <br /> Mehmet Dede&#8217;yi alarak Dergah alanının dışından bu binalara ve çevresine toplu olarak bakıyoruz. <br /> Hemen ormanın içinde bulunan dergahın çevresi geniş tarlalarla çevrili. Hayvanların kapatıldığı basit çevirme, hemen yanında yine bekçilerin ektikleri söylenen bir bostan ki, içinde hayli büyümüş domates, patlıcan, biber vd. sebzeler dikkat çekiyor, yer alıyor. <br /> Ben daha yukarılardan çekim yapmak için dededen ayrılıyorum. <br /> Tüm Dergah binalarını görecek bir yerden ufka uzanan geniş araziyi çekiyorum. Zamanla insan eliyle düzlenmiş olsa da, zamanın da çok iyi seçilerek yerleşilen Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;nın geniş arazisi adeta bir çiftlik olarak, ormanla bütünleşmiş büyük düz tarlalar arasında, ağaçlar arasında, engin bir tepenin döşünde, çevresindeki tepeleri, dağları ve vadileri de görecek şekilde öyle muazzam bir görüntü oluşturuyor ki, sırf buradaki güzellikleri görmek için bile insan buraya gelir, gezer. <br /> Dergah&#8217;ta avlunun içinde yine tarihi bir çeşme var. <br /> Çeşmenin çevresi yine Dergah&#8217;taki yapılardan kalan tarihi kabartmalı mermerlerle süslenmiş. <br /> Az aşağısında bekçilerin evinin önündeki çeşmenin altında da, yine mermerden bir sunak var. <br /> Bugün yine kazanların muhafaza edildiği ocağın hemen çatısında yine bir kırık mezar taşı parçası görüyorum. <br /> Anlayabildiğim kadarıyla burada Dergah&#8217;ın orijinal binalarından ve yapılarından günümüze ulaşmış oldukça çok bol miktarda malzeme var. <br /> Fakat bunlar değerlendirilemediği, korunamadığı gibi çok da bilinçsiz bir şekilde kullanılmakta. <br /> Aynı akşam Cemal Kafadar&#8217;ın Türkiye&#8217;ye hareket edeceğini öğreniyoruz. <br /> Bizlerin hedefi ise sabah erkenden hareket etmekti. Birlikte düşünüp karar veriyoruz. <br /> En iyisi Hoca&#8217;yla birlikte Türkiye&#8217;ye gitmek olacak. <br /> Dimetoka (Didimotiho) ziyaretini bir başka zamana bırakıyoruz, zaten zaman hayli geçiyor, akşam oluyor. <br /> Büyük Derbent Köyü&#8217;nde Seçek Derneği&#8217;nin yöneticilerinden ilkokul öğretmeni Muharrem Bey&#8217;in evine misafir oluyoruz. Yemeklerimizi yedikten sonra Türkiye için yola koyuluyoruz. <br /> Yol boyu sohbetimizle Türkiye&#8217;ye varıyoruz. <br /> Bambaşka duygularla İstanbul&#8217;a varırken, üç gün boyunca devam eden müthiş soğuğun ve İstanbul&#8217;a yağan karın, içimde yaktığı aşk ateşini, erenlerin yolundaki yürek yangınlığımı hiçbir şeyin söndüremeyeceğini hissediyorum. <br /> Öyle sevinçliyim ki, ölsem de ne gam. Artık yanı başımda Kızıldeli Sultan&#8217;ın ruhundan bir parça hep benimleymiş hissine kapılıyorum.  </p>
<p> *CEM Vakfı adına yaptığım geziye, CEM Vakfı Bakırköy Kültür ve Cemevi Birim Sorumlusu ve Baba Vekili Abidin Harman ile Araştırmacı Refik Engin de katıldılar. </p>
<p> **son zamanlarda okuduğum kitaplar: </p>
<p> Yorgo Seferis, Bütün Şiirleri, Tükçesi: Özdemir İnce, Herkül Millas, Varlık Yayınları, 3. Basım Haziran 2004, İstanbul.<br /> Yannis Ritsos, Şiirler, Tükçesi: Özdemir İnce, Herkül Millas, Varlık Yayınları, İkinci Basım, 2000, İstanbul.<br /> Konstantinos Kavafis, Bütün Şiirleri, Tükçesi: Özdemir İnce, Herkül Millas, Varlık Yayınları, İstanbul.<br /> Seyid Ali Sultan Velayetnamesi, Doç. Dr. Bedri Noyan, Ayyıldız Yayınları, 1999, Ankara.<br /> Mustafa Balbay, Balkanlar, Cumhuriyet Kitap, 3. Baskı, 2003, İstanbul.<br /> Ramazan Balkan, Bilinmeyen Gerçekler, Erkanname ve Gönül Yolu, Bay Ajans, Gümüş Matbaası, 1989, İstanbul.<br /> Prof. Dr. Surayia Faroqhi, Anadolu&#8217;da Bektaşilik, Çeviri: Nasuh Barın, Simurg Yayınları, 2003, İstanbul.<br /> Ahmet Yaşar Ocak, Mülhitler ve Zındıklar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1998, İstanbul.<br /> Ahmet Yaşar Ocak, Kalenderiler, Türk Tarih Kurumu, (Genişletilmiş İkinci Baskı), 1999, Ankara. <br /> Ahmet Hezarfen, Rumeli ve Anadolu Ayan ve Eşkiyalar, (Osmanlı Arşiv Belgeleri) 1. Ve 2. Ciltler, Kaynak Yayınları, Kasım 2002, Mayıs 2004, İstanbul. <br /> Haluk Dursun, Tuna Güzellemesi, Kubbealtı Neşriyat, 2004, İstanbul.<br /> Prof. Dr. Nusret Çam, Yunanistan&#8217;daki Türk Eserleri, Atatürk Kültür ve Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, XXI. Dızı-Sayı 8, 2000, Ankara.<br /> İsmail Engin/Havva Engin (hazırlayanlar), Alevilik, Kitap Yayınları, 2004, İstanbul.<br /> İbrahim Bahadır (hazırlayan), Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Alevi Tarih ve Kültürü, Bielefeld Alevi Kültür Merkezi Yayınları, 2002.<br /> İbrahim Bahadır (hazırlayan), Bilgi Toplumunda Alevilik, Bielefeld Alevi Kültür Merkezi Yayınları, Genç Ofset, 2003, Ankara. </p>
<p> Seyyid Ali Sultan ve Seyyid Ali Sultan Dergahı  </p>
<p> Miz Urum abdalıyız serdarımız Kızıl Deli<br /> Çeşmimizde şu&#8217;le-i envarımız Kızıl Deli<br /> Bülbül-ü şeyda biziz gülzarımız Kızıl Deli<br /> Dinimiz, imanımız, ikrarımız Kızıl Deli<br /> Nur-u Ahmet, Haydar-i Kerrarımız Kızıl Deli<br /> Kande baksak dembedem didarımız Kızıl Deli </p>
<p> Çekti tigin şeceri şakk etti seng-i mermeri<br /> Söyleden oldur Fırat üstünde ibn-i Mermer&#8217;i<br /> Var tavaf eyle Sinop&#8217;ta ol dikübdür menmeri<br /> Bu söze ikrar edenler oldular gamdan beri<br /> Nur-u Ahmet, Hayder-i Kerrar&#8217;ımız Kızıl Deli<br /> Kande baksak dembedem didarımız Kızıl Deli </p>
<p> Ol vilayet ma&#8217;deni serdar-ı şah-ı gaziyan<br /> Rahmeti deryasına gark oldu cümle aşiyan<br /> Na&#8217;re ursa taba düşerdi zemin-ü asman<br /> Tiğ-i darbından yere geçti, lain-i bed-güman<br /> Nur-u Ahmet, Hayder-i Kerrarımız Kızıl Deli<br /> Kande baksak dembedem didarımız Kızıl Deli </p>
<p> Dağ-ü taşı mesken oldu bil ana ey merd-ü Şah<br /> Zümre-i Al-i Aba&#8217;nın herbiri bir padişah<br /> Bir muhabbet eylesek bin bir ider bi-iştibah<br /> Men Fakir&#8217;e anların oldu mesali secdegah<br /> Nur-u Ahmet, Hayder-i Kerrar&#8217;ımız Kızıl Deli<br /> Kande baksak dembedem didarımız Kızıl Deli </p>
<p> Zahide şekk şüphe yoktur evliyanın rahına<br /> Cennet-i a&#8217;laya irer yüz süren dergahına<br /> Bu kelamı vird idüp şam-ü seherde ahına<br /> Gel beru ermek dilersen ol erenler şahına<br /> Nur-u Ahmet, Hayder-i Kerrar&#8217;ımız Kızıl Deli<br /> Kande baksak dembedem didarımız Kızıl Deli </p>
<p> Şah Hasan hem Şah-ı şehit ü hem İmam-ü Abidin<br /> Bakır-ü Ca&#8217;fer, İamm Kazım, Rıza&#8217;dır şah-ı din<br /> Hem Takii-vü Nakii, Asker&#8217;dürür şah-ı zemin<br /> Mehdi-i  Sahib-zaman ol evvelin-ü ahirin<br /> Nur-u Ahmet, Hayder-i Kerrar&#8217;ımız Kızıl Deli<br /> Kande baksak dembedem didarımız Kızıl Deli </p>
<p> Ey Virani damenin elden koma şahın müdam<br /> Ta olasın gün-be-gün şahın yolunda müstedam<br /> Hubb-u evlad&#8217;ın hakkıy çün eylegil anı temam<br /> Kim bu medh&#8217;i yad ider şam-ü seherde ya İmam<br /> Nur-u Ahmet, Hayder-i Kerrar&#8217;ımız Kızıl Deli<br /> Kande baksak dembedem didarımız Kızıl Deli<br /> Virani<br /> Tarihte Seyyid Ali Sultan veya Kızıldeli Sultan diye anılan şahısların aynı şahsiyet olduğu söylenmektedir. <br /> Ayrıca bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Kırcaali&#8217;de de bir Seyyid Ali&#8217;den bahsedilmektedir. Her ne kadar bu konular tam teferuatlarıyla meydana serilmemişse de, bugüne kadar yapılan araştırmalar ve çalışmalarla belli neticelere varılmıştır. <br /> Bu konuda Alevi/Bektaiş camiasında Bedri Noyan Dedebaba&#8217;nın, Turgut Koca Baba&#8217;nın ve Şevki Koca&#8217;nın çalışmaları dikkati çekmektedir. <br /> Akademik düzeyde de çeşitli araştırmaların yapıldığını duyduğumuz, Seyyid Ali Sultan, diğer bir ismiyle Kızıldeli Sultan hakkında tarihi bilgilerimiz bulunuyor. <br /> Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;yla ilgili burada kimlerin hizmet yaptığı, ne zaman yaşadıkları, neler ürettikleri hakkında Şevki Koca&#8217;nın bir makalesi daha önce Cem Dergisi&#8217;nde yayınlanmıştı. <br /> Alevilik/Bektaşilik araştırmacılığının dünya çapındaki uzmanı Ahmet Yaşar Ocak&#8217;ın bir başvuru kitabı olan Kalenderiler isimli kitabının gözden geçirilmiş ve genişletilmiş ikinci baskısında da konuyla ilgili çok önemli bilgiler mevcuttur. (Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda Marjinal Sufilik: Kalenderiler (XIV-XVII. Yüzyıllar), Türk Tarih Kurumu, 1999). <br /> Aynı isimli eserde sayın Ocak, konuyla ilgili özellikle arşiv belgeleri düzeyinde çeşitli yayınların daha önce yapıldığını belirtiyor. Bunun yanı sıra önemli bilgileriyle de bizleri aydınlatıyor. <br /> Ayrıca Tarihçi Ahmet Hezarfen&#8217;in Başbakanlık Osmanlı Arşivleri&#8217;nden yaptığı çevirilerle Dergah hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Bunların bir kısmı da gerek kitaplarda, gerekse de Hacı Bektaş, Kızıldeli gibi dergilerde yayınlanmıştır.<br /> Ahmet Hezarfen&#8217;in birçok belgesiyle birlikte dergahla ilgili birçok nokta aydınlatılmış oluyordu. Bir dergahın yüzyıllar içindeki gelişim seyri de burada iyi tahlil edilebiliyordu. <br /> Bizlerin en önemli isteği tarihin sayfaları arasında kalan bilgilerin açığa çıkması ve tüm dünya insanlığının ortak mirası olan bilgilerden daha fazla istifade edebilmemizdir. <br /> Yukarıda şiirleri de aldığımız,  Bedri Noyan tarafından basılan Seyit Ali Sultan Velayetnamesi &#8220;Kızıldeli Sultan&#8221; (Ayyıldız Yayınları, 1999, Ankara) isimli eserde Seyyid Ali Sultan hakkında bilgiler mevcuttur. <br /> Ayrıca Şevki Koca&#8217;nın Cem Dergisi&#8217;ndeki makalesi de detaylı bilgiler içermektedir. (Cem Dergisi, Ocak, Şubat, Mart 2003)<br /> Bunların dışında yöreyle ilgili Yunanlı araştırmacıların çalışmaları olduğunu, ünlü Tarihçi Halil İnalcık&#8217;ın da konuyla ilgili araştırmalar yaptığını, Prof. Dr. Cemal Kafadar&#8217;ın da Kızıldeli Sultan&#8217;la ilgili detaylı incelemeler yaptığını biliyoruz. <br /> Yaşayan Kızıldeli Süreği hakkında Refik Engin de çalışmalar yapmaktadır. <br /> Şahsen ben de, Kızıldeli Ocağı&#8217;na dahil dedelerle söyleşilerime devam ediyorum.  </p>
<p> İLAVELER:<br /> Konuyla ilgisi bakımından, Ahmet Yaşar Ocak&#8217;ın yukarda bahsedilen kitabındaki aynı başlıklı bölümü ve  Şevki Koca&#8217;nın makalesinden bir bölümü buraya aktarmayı uygun bulduk. </p>
<p> Ahmet Yaşar Ocak, Kalenderiler, Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli) ve Seyyid Rüstem, sayfa 89, 89.  </p>
<p> B) Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli) ve Seyyid Rüstem<br /> XVI. yüzyılın ilk ayrısı ile XV. Yüzyıl içinde yaşadığı anlaşılan bir başka önemli Kalenderi şeyhi de, yine bir derviş-gazi olup, menkabelerin Horasan geleneğine bağladığı Seyyid Ali Sultan veya Bektaşiler arasındaki meşhur lakabıyla, Kızıl Deli&#8217;dir. XV. Yüzyılda adına düzenlenen Velayetname-i Seyyid Ali Sultan isimli menkabe mecmuasında, kendisi gibi &#8220;yarı çıplak bir Torlak&#8221; olan savaşçı bir arkadaşının, Seyyid Rüstem Gazi&#8217;nin menkabeleri de hayli geniş yer tutar. <br /> (Msl. Bk. Velayetname-i SAS., ss. 37-38, 42 vb. Bu velayetname Bedri Noyan tarafından, tıpkıbakım ve çeviriyazım olarak itinasız bir biçimde yayımlanmıştır: Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli Sultan) Vilayetnamesi, Ankara tarihsiz, muhtemelen 1991). <br /> Bunlardan anlaşıldığına göre her ikisi de maiyyetlerindeki abdallar ile Yıldırım Beyazid zamanında (1389-1402) Rumeli fetihlerine katılmışlar, Dimetoka ve havalisinin zaptedilmesinde bizzat rol oynamışlar ve nihayet burada kendi kılıçlarıyla ele geçirdikleri bir arazide zaviyelerini kurarak yerleşmişlerdir. <br /> (A.g.e., ss. 2-20. Bu sayfalar arasında Seyyid ali Sultan&#8217;la Seyyid Rüstem Gazi&#8217;nin fetih menkabeleri bütün teferuatıyla anlatılmış olup, bunlar o zamanki fetih psikolojisini anlamakta bizim için birinci sınıf malzeme niteliğini taşırlar. Gelibolu başta olmak üzere, Bolayır, Edirne, Dimetoka, Şumnu, Rusçuk, Silistre vb. Balkan şehir ve kasabaları etrafında geçen bu menkabelerin, aslında bu iki Rum Abdalı&#8217;nın yaptığı gerçek fetihlerin menkabevi hikayelerini yansıttığını, sırf hayale dayanan rivayetler olmadığını düşünmek doğru görünüyor. (bk. İrene Beldiceanu, &#8220;La vita de Seyyid Ali Sultan et la sonquuete de la Thrace par les Turcs&#8221;, Proceedings of the XXVII th İnternatiolanal Congress Of Orientalists, (Ann Arbor 1967), Wiesbaden 1771, ss. 275-76. Bu makalenin daha geliştirilmiş yeni bir versiyonu için bk. &#8220;Seyyid Ali Sultan d&#8217;apres les registres ottomans: L&#8217;installation de L&#8217;İslam heterodoxe en Thrace&#8221;, The Via Egnatia under ottoman Rule (1380-1699). Ed. Elizabeth Zachariadou, Rethymnon 1996, ss. 45-59.)<br /> İsimlerinin de gösterdiği üzere, geleneklerin Peygamber sülalesini bağladığı bu Kalenderi şeyhlerinin tarihi şahsiyetleri üzerinde duran İrene Beldiceanu-Steinherr, kendilerinin gerçekten bu fetihlere katıldıklarını teyid etmektedir. <br /> (Bk. &#8220;La Vita de Seyyid Ali Sultan&#8221;, aynı yerde; aynı yazar, &#8220;Seyyid Ali Sultan d&#8217;apres les registres ottomans&#8221;, ss. 58/59.)<br /> Seyyid Ali Sultan ve Seyyid Rüstem Gazi&#8217;nin Peygamber soyuna bağlanmaları, menakıbnamede dikkat çekici bir tarzda vurgulanmaktadır. Rivayete göre Hz. Muhammed bizzat Yıldırım Beyazid&#8217;in rüyasına girererk onların kendi soyundan olduğunu, yanlarındaki &#8220;Kırk Er&#8221; ile yardımına geleceklerini, bu yüzden kendilerine çok itibar gösterilmesini istemiştir. Bu rüyadan kısa bir süre sonra iki şeyh, maiyyetindeki &#8220;kırk abdal&#8221;la sultanın yanına gelip hizmet sunmuşlar, o da büyük bir saygı ile hizmetlerini kabul etmiş ve Rumeli gazalarına yollamıştır. <br /> (Msl. Bk. Velayetname-i SAS., ss3/4: &#8220;Horasan canibinden ve benim nesl-i pakimden Seyyid Ali maiyyetinde sana kırk er gelecek. Anın cümlesi kuvvet ve kudret sahibi veliyullahdır. Rumili&#8217;nin fethi anların yed-i himmetindedir. Anlardan tegafül itmiyesin&#8230;&#8221;.)<br /> Seyyid Ali Sultan&#8217;ın etkilerinin, Dimetoka&#8217;daki zaviyesi aracılığıyla uzun müddet canlılığını koruyarak bu zaviyenin XVI. Yüzyılda Bektaşiliğin ana merkezlerinden biri durumuna yükseldiğini biliyoruz.<br /> (Bu zaviye hakkında önemli bri takım yayınlar yapılmıştır. Bunlar daha ziyade arşiv kayıtlarının neşri halinde olup, Ömer Lütfü Barkan&#8217;ın &#8220;Kolonizatör Türk Dervişleri&#8221; ss. 39/40&#8217;taki belgeden başka bk. M. Tayyib Gökbilgin, XV-XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa Livası: Vakıflar-Mülkler-Mukataalar, İstanbul 1952, ss. 183-187; Suraiya Faroqui, &#8220;Agricultural activities in a bektashi center: The Tekke of Kızıl Deli, 1750-1830, SF, 35 (19769, ss. 69/96 ve ayrıca I. Beldiceanu&#8217;nun makaleleri.)<br /> Şevki Koca&#8217;nın bahsedilen yazısından alınan bölüm: (Dimetoka&#8217;da Bir Erenler Ocağı Seyyid Ali Sultân-Kızıldeli (Microdorian) Bektâşî Dergâhı Cem Dergisi, Ocak, Şubat, Mart 2003)<br /> Dimetoka Dergâhı dünya üzerinde mücerret hilafet erkânı yapılabilen beş büyük tekyesinden biridir. <br /> Bu nedenle Arnavut muhiblerce &#8220;Tegejah Madh&#8221; yani Büyük Tekye ismiyle anılır. Dergâh 1&#8217;nci Bayazıd dönemi vakfıyyeye sayılmıştır. <br /> Tekyenin Kızıltepe mezrasında türbesi bulunan Seyyid Ali Sultân&#8217;ın anısına binaen buraya bir meydanevi inşa edilmiş olup Yukarı Dergâh ismiyle anılmaktadır. Daha çukurda bulunan bir meydan evi de bulunmakta olup aşağı Dergâh denilmektedir. Değerli araştırmacı dostum Ahmet Hezarfen tarafından Başbakanlık Osmanlı Arşivleri titizlikle incelenerek söz konusu Dergâh&#8217;ın 1829 tarihi itibarı ile devletçe gasp edilen vakıf ve mamelek envanteri  &#8220;Tarih ve Toplum&#8221; Dergisi&#8217;nin 1999 yılı 189&#8217;ncu sayısında deklare edilmiştir. Dimetoka Sancağı&#8217;nın, Çirmen (Ormenion) Liva&#8217;sında Mürsel Gazi veya Mürsel Baba (Balım Sultân&#8217;ın Babası) adına kayıtlı bir Tekye daha bulunmaktadır.<br /> Dimetoka Dergâhı 1826 yılında 2. Mahmud tarafından başlatılan Yeniçeri-Bektâşî Kıtal&#8217;inden nasibini almış ve tahrip edilerek kapatılmış, son postnişini olan İbrahim Cefâi Baba ise şehit edilmiştir. Diğer yandan 1807 yılında Hakk&#8217;a yürümüş bulunan ve Kruja (Görice) Kentindeki Nepravişta Kasabası&#8217;nda kurulu &#8220;Abdullah Melcan&#8221; Dergâhı&#8217;nın ilk postnişini olan Kemâlettin İbrahim Şemimi Baba tarafından Elbasan&#8217;da bir meşhuta inşa edilmiş ve yıllar sonra Dimetoka Dergâhı&#8217;nın şehit edilen son postnişini İbrahim Baba&#8217;nın ismi bu meşhutaya izâfe edilerek &#8220;Elbasan İbrahim Cefâi Baba&#8221; Tekyesi olarak yad edilmiştir. Cefâi Baba Tekyesinin son postnişini ise önceleri Bağdat Kâzımiye Dergâhı&#8217;nın postnişinliğini derûhte eden ve şehitlik dergâhı postnişini Halife Nâfi Baba&#8217;dan nasipli, mücerret Halife Selman Cemâli Baba olup bu zât 1943 yılında Hakk&#8217;a yürümüştür. Tekirdağ&#8217;lı Belediye Başkanı Hasan Cemâli Baba ile genellikle karıştırılır. </p>
<p> Dimetoka Seyyid Ali Sultân Dergâhının Postnişinlik Profili Aşağıdaki Gibidir: </p>
<p> Seyyid Ali Sultân Dergâhı Postnişinleri       Görev Yılları     Vefâtı<br /> Seyyid Ali Sultân (Kızıldeli)    1385-1387    1402 (1420)<br /> Yağbali Sultân (Yabalı Baba)     1402-1420     1484<br /> Yaren Baba     1420-1445     1445<br /> Balım Sultân     1445-1484 (1487-1499)    1520<br /> Sersem Ali Baba     1499-1520     1569<br /> Ak Abdullah Baba     1520-1559     1596<br /> Kara Halil Baba     1559-1596     1628<br /> Vahdeti Baba     1596-1628     1649<br /> Pakize Sultân (Pak Baba)    1628-1644     1644<br /> Cezbi Abdal     1644-1701     1701<br /> Mehmet Haceti Baba (Hace Baba)     1701-1740     1740<br /> Mehmed Musli Rahmi Baba (Rehmet Abdal)    1740-1765     1765<br /> Mustafa Gurbi Baba    1765-1797     1797<br /> Kara Ali Baba    1797-1813     1813<br /> İbrahim Cefâi Baba    1813-1826    1836 </p>
<p> (-) Bu profilik lâhika Djocovıca (Yakova) Dergâhı&#8217;nda Postnişinlik yapmış olan, aslen eski Yogoslavya Kosmet iline kayıtlı Kâzım Bakali Sipaho Baba (vefât 1983) tarafından kayıt altına alınmıştır. (Ş. K.) </p>
<p> Seyyid Ali Sultân:<br /> Mısır&#8217;da 1879 yıllarında valilik yapan &#8220;Ahmed Hamdi Zaza Paşa&#8221; CAIRO / 1939&#8217;da yayınlanan &#8220;Musavver-El E&#8217;immet&#8217;il İsna-i Aşere&#8221; isimli eserinde Seyyid Ali Sultân&#8217;ın doğum ve vefât tarihlerini 1307 ile 1402 olarak tesbit etmişse de vefâtını 1420 yılına taşıyan kayıtlarda söz konusudur. Aslen Esterabad&#8217;lı Fazlullah Hurûfi (Fazl-ı Yezdân) Hazretleri&#8217;nin şakirdlerindendir. <br /> Fazlullah Hurûfi tarafından 1398 yılında intişar ettirilen exotoriquie (enfüsi) aritmetik tevil sistem ve metodolojisine kısaca &#8220;Hurûfilik&#8221; adı verilmiştir. Bu görüşün savunucuları daima takibat içinde olmuşlardır. Fazlullah Hurûfi Hazretleri Timur-u Gürkan tarafından Azerbaycan&#8217;da öldürülmüştür. Yine halifelerinden ünlü Nesimi Hazretleri ise Halep&#8217;te derisi yüzülerek katledilmiştir. Seyyid Aliy&#8217;yül a&#8217;lâ olarak bilinen Seyyid Ali Sultân ve yine ünlü Hurûfilerden Feriştehzede Hazretleri, Fazlullah Hurûfi&#8217;nin katli üzerine Kırşehir&#8217;e gelerek Hünkâr Hace Bektâş-ı Veli&#8217;ye intisab etmişlerdir. Bazı müverrihler bu teze takılmayarak Bektâşîlik içinde Hurûfiliğe yönelik müstakil bir teknik meylin olmadığı iddiası ile Seyyid Aliyyüy A&#8217;lâ ile Seyyid Ali Sultân&#8217;ın ayrı, ayrı şâhıslar olduklarını beyan etmişlerdir. Ancak bu görüş nesnel realite ihtiva etmez; zira özellikle 14. Yüzyıldan itibaren Bektâşî Tarîkat metaforuna dahil kesif miktarda eser üreten (nesir ya da manzum) şair ve yazar görülmüştür. Hatta zaman zaman &#8220;Işıklar&#8221; adıyla nitelenen bu zümre hukuken, siyaseten ve hatta şeriaten takibata maruz kalmışlardır. <br /> Diğer yandan Bursa ilinin Işıklar semtinde bulunan &#8220;Ramazan Baba&#8221; Dergâhı&#8217;nın müntesiplerinin Hurûfilik yaptığına dair Osmanlı kovuşturmalarına haiz fetva ve fermanlar arşivlerde mebzul miktarda mevcuttur. Öte yandan adı geçen Ramazan Baba Dergâhı 1826 yılından sonra Nakşibendi Dergâhına çevrilmişse de 1911 yılında İttihat ve Terakki idaresince el konularak uzun yıllar &#8220;Işıklar Askeri Mektebi&#8221; olarak hizmet vermiştir. Yine Od&#8217;man Baba Velâyetnâmesinde Hurûfi enstrümanlara rastlanıldığı gibi, Faziletnâme adlı eserinde yazarı &#8220;Yemini&#8221; ve Virâni Abdal&#8217;ın Divânında oldukça mufassal ve geniş olarak yer almaktadır. Tescilli bir Bektâşî düşmanı olarak tanınan &#8220;Harput&#8217;lu İshak Efendi&#8221; tarafından 1873 yılında yazılan &#8220;Kaşif&#8217;ül Esrar ve Da&#8217;fiül Eşrar&#8221; isimli eserde, Seyyid Ali Sultân&#8217;ın, Seyyid Aliy&#8217;yül A&#8217;la olduğuna dair somut beyyine bulunmaktadır. Yine bir yöntem olarak Hurûfi tandanslı nefesler üreten Bektâşîler gizemil bir takiyye şablonu altına girerek özellikle Mehmed Ali Perişan Dedebaba&#8217;nın kadim Bektâşîlik anlayışını benimsemişler ve bunlara &#8220;Harâbâtîler&#8221; denilmiştir. <br /> Diğer yandan 1907 yılında Hakk&#8217;a yürüyen Mehmed Ali Hilmi Dedebaba&#8217;nın izleyicilerinin çizgisinde ise Hurûfilik müstakilen pek yer bulmamış, ancak edebi ve sanatsal bir telâkkî olarak algılanmıştır. Bunlara da &#8220;Müteşerri&#8221; denilmiştir. Bu ciddi ve teknik ayrılım günümüzde dahi Bektâşîlik yortusunda daha değişik bir formata bürünerek zımnen devam etmektedir. Seyyid Ali Sultân&#8217;ın Babası Horasın&#8217;lı Hasan Hüseyin Atabay&#8217;dır. Seyyid Ali Sultân ise kendi adına izâfe edilen Dimetoka Tekyesinin ilk postnişinidir. 1385 yılında meşihate geçmiştir. Mahlası &#8220;Kızıldeli&#8221;dir. Diğer yandan 1483 yıllarından sonra Haskova (Hasköy) Od&#8217;man Baba Tekyesi&#8217;ne postnişin olan zâtın ismi İbrahim Sâni olup mahlası &#8220;Akyazılı&#8221;dır. Bektâşîler&#8217;in Rakıya &#8220;Akyazılı&#8221; ve şaraba &#8220;Kızıldeli&#8221; ismi mutahharını izâfe ettikleri rivâyet edilse de bu kavramlar tev ile muhtaçtır. Bu etimolojik terimler Tasavvuf-u Itlak&#8217;da ve kısaca &#8220;Vahdet-i Mevcud&#8221; konvensiyonuyla ifade edilen Vücud ve İrade&#8217;nin tekliği ve Allah&#8217;tan gayri her şeyin sanal (halogramic) ve na-vücud olduğunu ön gören düşünsel mantığın ikili karakterini ifade için remzedilmiş epistomolojik konsepttir. Akyazılı&#8217;dan murad kısaca &#8220;kaf&#8221; ve Kızıldeli&#8217;den murad kısaca &#8220;Nun&#8221; harflerileri olup, Tanrı&#8217;nın tekvin determinizmini ihata eden (emrin kaynağı olan) Kaf-u Nun (ol) emrinin gerekleridir. Yani tek bir oluşu değil sürekli oluş halini (irtihal) bir başka deyimle an-ı daim&#8217;i ifade içindir. Mesleki dille yazar isek, Cevher&#8217;in bir araz ve tesadüfe ihtiyaç duymaksızın bir nevi geometrik astralite&#8217;den (Batından, yani vacib-ül vücud&#8217;dan) yine bir nevi aritmetik astraliteye (zahir&#8217;e-zuhura yani mümkün-ül vücud&#8217;a) deplasmanının hikmet karşılıklarıdır. Hükema&#8217;nın sofistik izanına göre aktif ve pasif güçlerin yani kısaca zıtların birliği olarak tanınan dialektik (eytişimsel) gnostik davranışının zorumlu yaşama geçiş postulatıdır. Tekvinin (yaradış ve yaradılış manzumesi) vahye dayanan şer&#8217;i izahatı ancak bu mantıkla yapılabilir ve bu sürekli olan Gayb&#8217;dır. (İmam-ı Ali&#8217;den ravi bir hadiste şu karşılık bulunmaktadır. &#8220;Ervahüküm eşbahüküm, Eşbahüküm ervahüküm; yani vücud aynı rûh ve rûh aynı vücud&#8217;dur.) Bektâşîler bu düşünce dışındaki her yorumu mücerreten tenzih ve müstakilen teşbih&#8217;e izâfe ederek inkar veya şirk olarak nitelerler. (5)<br /> Ahmed Hamdi Zaza Paşa, metinde daha önce ismi geçen Arapça eserinde ve Cezbi Abdal tarafından 17&#8217;nci yüzyılda yazılan Velâyetnâmede, Seyyid Ali Sultân&#8217;ın asıl isminin Seyyid Hızır Lala (lale) olduğu beyan edilmiştir. Diğer yandan Cemâleddin Çelebi&#8217;nin &#8220;Müdafaâ&#8221; isimli kitabında Seyyid Ali Sultân Kadıncık Ana&#8217;nın oğlu gösterilerek &#8220;Timurtaş&#8221; ile ilişkilendirilmektedir. <br /> Yine &#8220;Veli Baba Menâkıbnâmesi&#8217;nde&#8221; benzer iddialara başvurulmaktadır. <br /> Ancak her iki çalışma da Bektâşîyye&#8217;ye mensubiyet içeren akademisyenlerce ciddi veriler olarak onay görmezler. Fakîr&#8217;de manzum &#8220;Hac-ı Bektâş Veli Velâyetnâmesinde&#8221; Seyyid Ali Sultân&#8217;dan &#8220;Hızır Lâle&#8221; olarak söz edilmekte olup, yine kısa bir dönem Pirevi postnişinliği yapmış olan Habib Emirci Sultân ile buluşmalarından bahisler mevcuttur. <br /> Ayrıca burada Kadıncık Ana&#8217;nın Mahmud ve Yurdumoğlu isimli iki çocuğu olduğundan bahisle Mahmud isimli çocuğunun çok genç yaşta Hakk&#8217;a yürüdüğünü ve Yurdumoğlu isimli çocuğunu ve dergâha dışarıdan gelerek intisab eden Seyyid Ali Sultân&#8217;a teslim ettiğini belirtir manzum bir bölüm bulunmakta olup aşağıda bu bölümü arz ediyorum. </p>
<p> Hü Dost<br /> &#8220;Kardeşim Hızır dahi bunda idi<br /> Bu haberi ol dahi öyle dedi<br /> Hace Bektâş Veli nik-ü nâm<br /> Kendü kendüye didi böyle kelâm<br /> Didi kim Hızır Lale&#8217;m gelmişdürür<br /> Yurdumoğlu hem didi olmuşdurur<br /> Didi İsmail Fatıma&#8217;ya bunu<br /> İşidûb şâd oldu Fatıma anı </p>
<p> Doğdu üçüncü çün gördüler<br /> Emrider adını Mahmud virdiler<br /> Nefesi geçkün er oldı ol aziz<br /> Çok yaşamadı geçti girü tiz<br /> Kaldı Hızır Lâle ile ol Habib<br /> Yurdumoğlu bunlara oldu nasib&#8221; </p>
<p> Seyyid Ali Sultân mücerred Babalardan olup 1385-1387 yıllarında Kızıldeli Dergâhı postnişinliğinde bulunmuş ve 1387 yılı sonunda Pirevi Postnişinliğine getirilmiştir. 1389 yılında 1. Murad dönemi Kosova Savaşı&#8217;na katılmıştır. 1402 yılına kadar Pirevi postnişinliğine Habib Emirci Sultân vekâlet etmiştir. Seyyid Ali Sultân 1402 yılında Hakk&#8217;a yürümüş olup, türbesi Kızıldeli Tekyesi&#8217;ndedir. 28 Haziran 1363 tarihinde Vezir Çandarlı Kara Halil Paşa, Rüstem Gazi (Rüstem Paşa) ve Seyyid Ali Sultân&#8217;ın imzaladığı bir mutabakatnâme ile Osmanlı Kara Ordusunun profesyonel anlamda örgütlenmesini sağlayan &#8220;Pençik&#8221; (beşte bir) yasasının metni hükümleri ilk kez ortaya çıkmıştır. Ayrıcı Enfal Suresi&#8217;ndeki amir ayet gereğince asr-ı saâdetten beri İslâm ordularınca uygulanmakta olan ve pirevine vakfedilmiş bulunan Hams Hakkını (beşte birlik savaşlardan edinilen ganimet hakkı), Pirevi&#8217;nden alarak orduya devretmiştir. Öte yandan yağlı güreş adı ile icrâ edilen ulusal spor dalımızda yenme ve yenilmeye ilişkin kaideler sistemi ihdas etmiştir. <br /> Seyyid Ali Sultân pek nefes yazmamış ise de adına izâfe birçok şiir bulunmaktadır. <br /> Bunlardan Bektâşî çevrelerinde pek meşhur olanlarından birini aşağıda arz ediyorum. <br /> Rûh-u revân-ı Şâd-ü handan olsun. <br /> Safa himmet nazarları daima üzerimizde olsun&#8230; </p>
<p> Mehmet Koç Dede </p>
<p> (Kızıldeli Sultan Ocağı Dedesi) </p>
<p> Sevgili Baba, bizlere ayrıntılarıyla kendinizi tanıtır mısınız? Nerelisiniz. Ne zaman doğduğunuz. Nasıl bir eğitim aldınız?  </p>
<p> 1945 Doğumluyum. <br /> Mehrikoz (Mehriyekozu) Köyü&#8217;ndenim. (Aslında burası nahiyeymiş.) Buraya 30 km. uzakta. Burası Sünni köydür ama içinde Aleviler vardır. <br /> Burada Salıncak Mahallesi&#8217;nin çoğu Alevi&#8217;dir. <br /> Bizler Kayıpak (Kaypak) Mahallesi&#8217;ndeniz.  Bizim mahallede Alevi az. <br /> Hebil (Ebil) Köy var. <br /> Dimetoka İlçesi, Evros&#8217;a bağlı, Taşağıl Mahallesi var.<br /> İlk tahsilimi köyümde yaptım. Tabii ki o zaman ki şartlar nedeniyle fazla okuyamadık. Babalarımızın fakirliği nedeniyle fazla okuyamadık. İlkokuldan sonra okuyamadım. Kendi çabalarımızla yeni yazıyı 14 yaşındayken, yeni alfabeyi Bulgaristan&#8217;dan gelen bir amcamızdan, alfabeyi öğrendik. Ondan yavaş yavaş çekildik. Neden Türkçe&#8217;yi geç öğrendiniz, derseniz, bu o zamanki hocaların suçudur. Soldan yazı yazmak şeytana uymaktır, dediler. <br /> Mürşitlerimizin desteğiyle başka şeyler de öğrendik. Onların sayesinde Alevi/Bektaşi yolunun olduğunu öğrendik. Onun üstüne düştük. 32/33 yaşlarına kadar ev bark olduk, askere gittik/geldik. Bu işi içimize aldık. Genç yaşta ikrar verelim dedik. İkrarla, mürşitlerimizin, önderlerimizin öncülüğüyle devam ettik. <br /> 1977&#8217;de bizi baba postuna getirdiler. <br /> 1982&#8217;de nasip öyleymiş diyelim, hac farizasını eda ettik. Suudi Arabistan&#8217;ı ziyaret ettik. Ama ben pek tatmin olamadım. Onu duygularımla, milli olarak pek kabul edemedim. 1983&#8217;de Allah nasip etti, Hacı Bektaş&#8217;a gittik. Hacı Bektaş&#8217;ta postnişin olan, (bu arada bir misafir geliyor. Baba ona dua veriyor. Allah&#8217;a bin kere şükür. Elhamdürüllah. Özün Hakk&#8217;a varsın. Hakk-Muhammed-Ali şefaat versin, hoş geldiniz, sefa getirdiniz.) Recep Dede&#8217;yle beraber, üç gün durduk. Kış mevsimiydi, kurbanımızı kestik. Bir metre kar vardı. Ayrıca Anavatan Türkiye&#8217;ye gidip/geldik. Çok defa Bursa&#8217;ya gittik. Buradan otobüs tutup, Hacı Bektaş&#8217;a gittik. <br /> Bizim bazı ocakların dedeleri/babaları vefat etti. (buradaki ocak, cem cemati manasındaki ocaktır. Aynı köyde üç/dört ocak olabilir. Bu ocaklar aynı dedeye (babaya) bağlı olabildiği gibi, ayrı ayrı dedelere (babalara) da bağlı olabilirler. Fakat şu anda Kızıldeli Sultan Ocağı&#8217;nın baş babası olan Lütfi Aykurt Halifebaba&#8217;ya göre ise ocak  tabirinin kullanılması yanlış. Çünkü Kızıldeli Sultan&#8217;la ilgili sadece tek bir ocak vardır. O nedenlerle birden farklı anlamlar çağrıştırdığı için bu manada ocak değil de, göl tabirini kullanmak daha yerinde olacaktır. )<br /> Recep Baba gibi bazı dedeler ihtiyarladı. <br /> Bizde iki ocak var. Taşal&#8217;da, Salıncak&#8217;taki altı ocak benim üzerimde kaldı. Salıncak&#8217;taki Recep Dede çok ihtiyarladı. <br /> Tabii kendi işimiz de var. Ben tütün ekiyorum. Kızan babasıyım. Onların geçimini de sağlıyorum.  </p>
<p> Kaypak kaç hanedir? </p>
<p> 35/40 hane. </p>
<p> Siz dede lafını mı, baba lafını mı kullanıyorsunuz? </p>
<p> Burada karışık kullanılıyor.  </p>
<p> Cemi yürüten insana ne deniyor? </p>
<p> Dede olarak adlandırılıyor.  </p>
<p> Halk size dede mi diyor? </p>
<p> Evet, dede diyor.  </p>
<p> Kaç ocağın dedesisiniz? </p>
<p> Şu anda benim nezaretim altında 6 ocak var.  </p>
<p> Bunlar hangi köylerde? </p>
<p> Salıncak&#8217;ta 2, Taşağıl&#8217;da 2, Kaypak&#8217;ta 2.  </p>
<p> Mürşitlerden bilgi aldım dediniz. Kızıldeli Ocağı&#8217;nın mürşitlerinden mi yetiştiniz? </p>
<p> Recep Dede&#8217;den yetiştim. Salıncak&#8217;lıdır. O çok sevilen, tanınan bir dededir. O doksan yaşındadır. Seyyid Ali Sultan Vakfı&#8217;nın kırk üyesi var. Onların onayıyla, sembolük olarak ben bu Kızıldeli Ocağı temsil ediyorum. Bu yetkiyi ben Recep Dede&#8217;den aldım. Bana yetki verdi. Biz onu baş dede olarak görüyorduk.  </p>
<p> Recep Dede, diğer dedeleri görüyor muydu, sorguluyor muydu, onlara öğüt veriyor muydu, denetliyor muydu, diğer dedeler onu ziyaret ediyor muydu? </p>
<p> Seyyid Ali Sultan Vakfı, 1402/1850&#8217;li yıllara kadar bu dergah işliyor. 1924&#8217;lü yıllara kadar ne olmuş, kimler dede olmuş tam bilmiyoruz. 1955&#8217;li yıllara kadar kimileri de dedelik yapmış. Recep Dede Hacı Bektaş&#8217;a gidip-geliyor. Ona yetki veriyorlar. Şimdi onu da on ikiler meclisi göndermişler. O orada bazı insanlarla birlikte gidip ziyaretler yapıyor.  Oradan çeşitli eserler de getiriyor.<br /> Daha sonra on ikiler denilen şahıslarla hizmet etmeye devam ediyorlar. Bizlerde on ikiler önemlidir. Bazı önemli karaları bu on ikiler denilen kişiler alır. <br /> Zaten şu andaki Seyyid Ali Sultan Heyeti de bu on ikilerin isteğiyle oluştu. Beni de on ikiler görevlendirdiler. <br /> Ben Recep Dede&#8217;nin talibi oldum. Ondan yetiştim. Onun Salıncak&#8217;ta iki ocağı vardı. </p>
<p> Recep Dede&#8217;nin sizin üzerinizde bir hakkı var mıydı, sizi öğüt verir miydi? </p>
<p> Canların onanıyla Recep Dede bana el verdi. Ben de cemleri yürütüyorum. <br /> O nevruzda, aşuralarda buraya gelip bizi pençe-i ali abadan geçirirdi. Bütün dedeleri pençeden geçiriyordu.  </p>
<p> Ha, işte ben bunu diyorum işte. İsmi konmasa da bir halife dede oluyor (baba oluyor). <br /> Sizinle birlikte kaç baba var bu bölgede? </p>
<p> Benimle birlikte altı dede var. <br /> Bu konuda sıkıntımız var. İnsanlarla uğraşmak istemiyorlar. Bu konuda insanlar sıkıntıdadır. <br /> Bunlar; Mehmet Koç, Mehmet İsmailoğlu, Ali Nalbant, Ahmet Taşa, Ahmet Nalbant, Hüseyin Babutçu.  </p>
<p> Recep Dede&#8217;nin görevleri size mi geçti? </p>
<p> Evet. </p>
<p> Recep Dede aşurede, sadece sizleri mi pençeden geçirirdi, taliplerin önünde mi geçirirdi? </p>
<p> Sadece bizi pençeden geçirirdi. Talipler yoktu. Seyyid Ali Sultan Dergah&#8217;ındaki meydanevinde bizi sorgudan geçirirdi. Sorardı hak hukuk olmasın (kalmasın) derdi. Bizde Pençe-i Ali Aba vardır. </p>
<p> Recep Dede&#8217;nin soyunda dedelik, babalık var mı? </p>
<p> Hayır, yoktu. Kayın ataları dedeydi.  </p>
<p> Sizin Recep Dede&#8217;nin yerine geçtiğinize dair bir icazet, yazılı bir belge var mı? </p>
<p> Var.  </p>
<p> Diğer dedeler kendilerinin Kızıldeli Ocağı&#8217;nın dedeleri olduğunun fevkindeler mi, bunun bilincindeler mi? </p>
<p> Tabii. Tabii. </p>
<p> Cemlerde Kızıldeli anılıyor? </p>
<p> Elbette. </p>
<p> Peki, bölgede başka bir ocak var mı? </p>
<p> Bilmiyorum.  </p>
<p> Recep Dede size sözlü onay vermiş anlaşılan. Peki o sağken, size yazılı bir onay verse, olmaz mı? </p>
<p> O ona aittir.  Bize bir belge verdi. Ama onu biz Hacı Bektaş&#8217;a götürüp, verdik.  </p>
<p> Ama bu belge başka sanırım. Sizin onun yerine görevleri yapabileceğinize ilişkin, yazılı bir belge var mı? </p>
<p> Yok.  </p>
<p> Olsa iyi olmaz mı? </p>
<p> Çok güzel konuşuyorsun, Ayhan Bey. Bu çok iyi olur. Bu çok yerinde bir şey.  </p>
<p> Kızıldeli (Seyyid Ali Sultan) Ocağı&#8217;nın dini, kutsal inançsal günleri ne zaman başlar, ne zaman biter? Kurbanlarınız, merasimleriniz nelerdir? </p>
<p> Sultan Kurbanı var. Perşembe akşamı toplanılıyor, muhabbet ediliyor. Cuma günü kurban kesiliyor. <br /> Birlikler başlıyor sonra. Aynı cemden, aynı ocakta olan canlar birlik yaparlar. Ocaklar ayrı ayrı birliklerini yaparlar. Ekim ayında yapılıyor. <br /> Birlik Bayramı vardır.<br /> Kasım Kurbanı var. 8 Kasım&#8217;da oluyor. <br /> Aşure oluyor. 12 gün tutarız. Elliden, seksene kadar kurban kesilir. Mersiyeler okunuyor. <br /> Nevruz Bayramı gelir. Nevruzda, pençe-i ali abadan geçiyoruz. Biz başka zaman pençeden geçmiyoruz. Nevruzu 21 martta yapıyoruz.  Sadece dedelerin dergaha gelmesiyle pençeden geçiliyor. Daha sonra dedeler, kendi ocaklarında bunu kutluyorlar. Bir sevinç günü oluyor. Birlik, beraberlik sağlandıktan; hak-hukuk sorulduktan sonra dedeler de kendi ocaklarındaki canları pençeden geçiriyorlar.  <br /> Daha başka senede bir kurban talibin borcu diye bilinir. Böyle kurbanlar kesilir. <br /> Müsahip olunca kurban kesilir. <br /> Adak kurbanları olur. <br /> (Lütfi Aykur&#8217;un bu konudaki notu ise şu şekildedir: Anlaşılan yalnız pençeden geçiliyor. Halbuki Aşurede Tarikten geçilir. Nevruzda pençeden geçilir. Çünkü Kızıldeli süreğinde çifte erkan vardır.) </p>
<p> Zorunlu olarak ne zamanlar kurban kesilir? </p>
<p> Yeni talip olunca mecbur bir kurban kesilir. <br /> Biz de karı-koca yola girer.<br /> Birlik Bayramında kurban kesilir.<br /> Müsahiplikte kurban kesilir. Çevresi genişse iki kurban olabilir. Bu sefer ortak kesilir. <br /> Makam alırsa, post makam alırsa (12 hizmet görevlisi insan) kurban keser. İsterse her sene keser, isterse üç senede bir keser. Bizde böyle kural var. <br /> Kişi dede olunca kurban keser.  </p>
<p> İnsan ölünce neler yapılır? </p>
<p> Geçmiş canın (Hakk&#8217;a yürümüş) vereceği, alacağı olup-olmadığı üç sefer yakınları yanında insanlara sorulur.  Üç sefer birlik yapılır. Yedisinde, kırkında, seneliğinde yapılır. <br /> Varislerinden alacaklı olanlar, dile gelir, haklarını isterler. Dile gelsin, meydana gelsin, hakkını beyan etsin, denir, yakınları bir yıl sonra da olsa borcunu verirler.  </p>
<p> (Lütfi Aykurt&#8217;un notu: Dardan indirme kurbanı bir defa olur. Üç defa değil. Eskiden hemen cenazenin ardından kesilirdi. Mezralıktan gelenler o kurbanı yerler idi. Şimdi dardan indirme diyorlar. Halbuki Erkana girenler hizmeti kurbanla aldıları için borçlu kalmasın diye, kesilirdi.) </p>
<p> (Elim erde, özüm darda, erenlerin darı mansurunda, Hakk-Muhammed-Ali Divanı&#8217;nda, canım kurban, tenim tercüman, her hangi bir fakirin elinden incinmiş, gücenmiş, can kardaş dile gelsin, meydana gelsin, hakkını talep eylesin, yok ise eyvallah desin.<br /> O zaman biri birinizde hak hukuk olmadığınıza niyazlaşıp,  dair saygı, sevgi gösteriyoruz. İşte böylece kimsenin kimseye borcu kalmaz. Kimsenin kimseden alacağı kalmaz. O meftada ruhu mahşerde borçlu yatmamış olur.) </p>
<p> Cemlerinize bekarlar girebiliyor mu? </p>
<p> Pek giremiyor.  </p>
<p> Peki sadece müsahipli canların girdiği cemleriniz var mı? </p>
<p> Şimdi yok. Ama biz ona yetiştik. Bu oluyordu. Ama bu bize ters geldi. Müsahipsizleri dışarı çıkarmayı biz uygun bulmadık. Biz kaldırdık bunu. Biz artık müsahipli, müsahipsiz cemi hep birlikte yapıyoruz. Zikrimizi, fikrimizi beraber yapıyoruz.  </p>
<p> Kurbanların dışında ne zamanlar toplanırsınız? </p>
<p> Cuma akşamları toplanırız. Ama bu cemaata bağlıdır. On beş günde bir de olabilir. Gençlerin ilgisi zayıf. Ayda, iki ayda bir bile toplanılıyor.  </p>
<p> Gençlerde müsahiplik devam ediyor mu? </p>
<p> Oluyor, tabii. </p>
<p> On iki hizmeti yapanların belli isimleri var mı? </p>
<p> Vardır, tabii. <br /> Kurbanı pişirene Kurbancı Baba, denir. <br /> Okucu (Okuyucu) Baba (Peyik), (Davetçi)<br /> Yummatçı Baba (Himmat/Himat),<br /> Zakir Baba,<br /> Çırakçı Baba,<br /> Saki Baba (Doluyu getirip, götüren. Biz dolu gördük. Ama son zamanlarda biz meşrubat alıyoruz.),<br /> Farraş Baba, (El suyu dökücü ve Farraş iki anabacıdır. Lütfi Aykurt)<br /> Gözlemci Postu Baba, ((Gözcü Baba) iki posttur. Dış Gözcü ve İç Gözcü. <br /> Selmancı Baba (El Yıkayan), <br /> İbrikçi Baba (Su dökücü).<br /> (Son ikisi ayrı değildir. Bir kişi yapar. On iki hizmette postu yoktur. Lütfi Aykurt) </p>
<p> Lütfi Aykurt Halifebaba&#8217;nın On İki Hizmet sıralaması:  </p>
<p> Mürşid,<br /> Himat,<br /> Tarikçi,<br /> Zakir,<br /> Saki,<br /> Çerağcı,<br /> İç Gözcü,<br /> Kurbancı,<br /> Mihman (Hızır),<br /> Saka,<br /> Karababa,<br /> Dış Gözcü. </p>
<p> Bu on iki hizmetin, babanın ayrı ayrı postu mu var? </p>
<p> Evet.  </p>
<p> Dedenin postu da ayrı? </p>
<p> Evet. </p>
<p> On ikiler eskiden beri var mıydı?  </p>
<p> Evet. Eskiden beri vardır.  </p>
<p> Bu on ikiler post sahibi olan kişiler değil sanırım? </p>
<p> On ikiler seçimle olur. Başka başka olurlar. Şimdi Seyyid Ali Sultan Heyeti&#8217;nin kırk üyesi vardır. Onlar ayrı. On ikiler seçimle olurlar. Onlar burasıyla ilgili, Seyyid Ali Sultan Dergahı ile ilgili kararlar alırlar. <br /> Burada on ikiler onaylayınca, diyelim Seyyit Ali Sultan Heyeti&#8217;nin başkanı Hasan Bey imzaladı, tabii biz de imzalıyoruz, bazı kararlar alıyoruz. <br /> (Not: Onikiler Hizmet Postu sahibi cemle ilgili kararları alma yetkileri vardır. Ama derneğin veya vakfın yetkili heyetinde görevli değilse karar yetkisi yoktur. Lütfi Aykurt) </p>
<p> Geçmişteki yaşam nasıl bir yaşamdı. Neler önemsenirdi. Eskilerden neler hatırlıyorsunuz? </p>
<p> Annemler, babamlar ibadetlerin gizli yaparlardı. Bizim köyle buranın arası ayakla iki-üç saat tutar. Çok gizlilik vardı. Bizler adak olduğu zaman, buraya getirmek için gece yol alırdık. Hayvan perişan olmuştu. Ben bunu hatırlıyorum. <br /> Mesala bir kurban kesileceği zaman ben hatırlıyorum, mürşit kurbanı serbest bırakırdı, işaret versin diye. (Bu Anadolu&#8217;da da yaygın olan bir inançtır. Hayvanın işaret vermesi; işemesi, dışkılaması, ses çıkarması vd. işaretlere göre yorumlar yapılır. Kurban Aleviler&#8217;de, Bektaşiler&#8217;de kutsal olduğu için ona abdest aldırırlar, kına da yakanlar olur. Ayhan Aydın) Bu benim mantığıma sığmadığı için meydanda buna izin vermedim. Dışarıda bu olabilir.  </p>
<p> Buradaki baskıdan biraz bahsedebilir misiniz? </p>
<p> Anavatan&#8217;da Cumhuriyet kurulalı beri, nasıl diyeyim, oradaki bazı mikroplar buralara geldiler. Türkiye&#8217;den Reşat diye bir hoca buraya geldi. O buradaki Hıristiyan&#8217;larla işbirliği yapıp, Türkiye aleyhinde çalışma yaptı. Bu böyle söylendi. Hatta bu adam hacca gitmek istemiş, bu arada Türkiye bundan haberdar oluyor. Onu tutuklamak istiyor. Yunan hükümeti özel bir uçak gönderip onu alıyor, Atina&#8217;ya götürüyor.  </p>
<p> Bu gerçek mi? </p>
<p> Herhalde gerçek ki söylüyorlar. Türk kelimesi bizim için haramdı. Kullanamıyorduk. Yeni harfleri günah gösterdiler. Eski harfleri öğretiyorlardı. Türkçe konuşmayın sizin dilinizi keseriz, diyorlardı.  </p>
<p> Siz nece konuşuyordunuz o zaman? </p>
<p> Pomakça konuşuyorduk. <br /> Cerkes Hafız Reşat her tarafı gezdi. Milleti haşıladı (aşıladı). Babalarımızı, herkesi aşıladı. Kemal&#8217;in harfini bırakacaksınız, Peygamber&#8217;in yazısını öğreneceksiniz, dedi. Bu böyle devam etti. <br /> Bulgaristan&#8217;dan bir iyi niyetli birisi dağ köylerine alfabe getirdi, insanlara öğretti. <br /> Camiide Türkçe konuşanları oradan bile ihraç ediyorlardı. Onlar Müslüman değildir, diyorlardı. Adamların beyinlerini yıkamışlar. <br /> Ama herhalde iyi niyetli insanlar varmış, buna engel olmuşlar, siz kimi camiiden çıkarıyorsunuz, demişler.<br /> Ben önceden hocalık yapıyordum.  </p>
<p> Pomakça nasıl bir dil, biraz konuşur musunuz? </p>
<p> (Dede Pomakça konuşuyor.) </p>
<p> Ruşenler Köyü, Merikoz&#8217;dan mı gelme? </p>
<p> Evet. Eskiden Pomakça konuşulurdu. </p>
<p> Sizler Pomak kökenli olarak kendinizi ne olarak nitelendiriyorsunuz, çevredeki insanlar kendilerini ne olarak ifade ediyorlar? </p>
<p> Ben kendimi hep Türk olarak hissettim. Buradakiler de kendilerini Türk olarak hissederler. Bizler Orta Asya&#8217;dan gelmişiz, Hacı Bektaş&#8217;tan gelmiş, Türk&#8217;leriz. Ben böyle hissediyorum.  </p>
<p> Gördüğüm kadarıyla şimdi de yazı olarak Eski Türkçe&#8217;yi kullanıyorsunuz. Her basılı eseri okuyabiliyor musunuz? </p>
<p> Nasıl yani? </p>
<p> Mesela mezar taşlarını okuyabiliyor musunuz? </p>
<p> Hepsini okuyamam. Onlar çok eskiden yazılmış.  </p>
<p> Bu bölgede okuduğunuz mezar taşlarında, tarih nereye kadar gidiyor? </p>
<p> 350 yıllık kadar var.  </p>
<p> Buranın dışında mezar taşları var mı? </p>
<p> Elbette var. Mesela Gümülcine&#8217;de Postpoşt Baba&#8217;nın Tekkesi var. Aslında bu postu boş, anlamındadır. Orada mezar taşı var. <br /> Eski Baldıran Köyü var. Yeni Baldıran Köyü var. O köyler boşaldı. Ama o köylerde çok mezar taşı vardı. Ama şimdi tek bir parça kalmamıştır. Orada altı dilimli mezar taşları vardı.  </p>
<p> Altı dilimli olmasının nedeni nedir sizce? </p>
<p> 12 İmamlar&#8217;ın soyundan gelenler, Orta Asya&#8217;dan gelmişlerse taşları 12 dilimlidir. Arap kökenli, Abbasiler&#8217;den Anadolu&#8217;ya gelme olanlar 6 dilimli taç kullanmışlardır.  </p>
<p> Burası eskiden halkın ziyaretine kapalıymış? </p>
<p> Evet, kapalıydı. Gizli olarak ziyaret edilirmiş.  </p>
<p> Ovalılar (Sünniler) size ne isim veriyorlar? </p>
<p> Aren (Ahren). Bu Bulgarca yardımcı anlamına gelir. (Not: Bektaşilere de Dağlılar deniyordu. Lütfi Aykurt) </p>
<p> Yola girmeniz nasıl oldu? Kimden etkilendiniz? </p>
<p> Bizim enişte, halamın kocası, mürşitti. Pireli Mehmet idi adı. Taşal Köyü&#8217;ndendi. Bizim dağ köylerinde isimleri değiştiremediler. Biz kızanken (çocukken) oraya giderdik. Ben oraya giderken on, on iki yaşındaydım. Benim akran halam oğlu vardı. Birbirimize gelip/giderdik. Onda Bektaşiliğin İçyüzü kitabı vardı. Ben de Latince&#8217;yi öğrenmeye başladığım için, kitabı gider orada okurdum. Ama kitapları çocuklara vermezlerdi. Sır tutardılar. Çok gizlilik vardı. Biz gizli de olsa onları okurduk. Büyükler bize bilgi vermiyordu. <br /> Ruhumuzun gıdası müzikti. O zamanlar radyo yoktu. Biz o sazı duyunca, içimiz kaynardı. Gençlikte, türküler bizi çok etkiliyordu. Saz orada olunca ben etkilenmeye başladım. Zakirler tellere dokununca ben çok etkileniyordum. Sazlar tın Hasan, tın Hüseyin, tın Fatima, tın Ali,  tın Muhammed dedikçe biz çok etkilendik. <br /> Ben çocukken öğrendiğim için eski Türkçe okur-yazarım. <br /> Devlet Türkçe, Latince kitapları her okula vermedi. Ama zaman zaman kitaplar yayıldı. <br /> Ben çok okuyordum. Bazı Sünni hocaların sözleri, kitapları da beni etkiledi. Mesela hacca gitse de, mürşitlerin önemini dile getiren hocalar vardı. <br /> Sonuçta ben anladım ki, bir insan bir mürşid-i kamil&#8217;e varmayınca, bin kez hacca gitse kabul değildir. Bunu Sünni hocalar da kabul ediyorlardı. Ben bunu okumuştum. Düşündüm nasıl olurdu da bir Sünni bu lafı söylüyordu. <br /> Ben de 1982&#8217;de hacca gittim. (1945 doğumluyum). Sonra da Recep Dede&#8217;den de çok şey aldım. Ondan etkilendim. <br /> Recep Dede benim dede olmamı istiyordu. Beni özendiriyordu. <br /> (İçeriye Recep Dede&#8217;nin hanımı girer. Ferece giymiştir. Recep Dede, bu giysiden dolayı kendilerinin kınanmamasını ister. Buradaki Sünni yoğunluk nedeniyle böyle davranmak zorunda olduklarını dile getirir.) </p>
<p> Cemlere bekar girilemez mi? </p>
<p> Pek yok. Ama mesela Recep Dede&#8217;nin kardeşi bekar olarak ceme girdi. Çok temiz bir insandı, herkes ona hürmet gösteriyordu. Ceme girebildi. Kendisi bir kurban kesti. Sonra evlendi. Evlendikten sonra bir daha kurban kestiler. <br /> (Not;  Recep Dede&#8217;nin kardeşi bekar girmişse burada Mürşid Recep Dede ise suç işlemiştir. Kendini dara çekip canlardan özür dileyecekti. Ancak cezasını büyük kurbanla ödeyecekti. Yani cem ağırlayacaktı. Lütfi Aykurt) </p>
<p> Alevilik denince neler söylersiniz? </p>
<p> Şimdi zahiren dini yorumlayanlar, biz Alevileri kötülemektedirler. Ama onlar yanlış yapıyorlar. <br /> Sufiler her zaman doğru iş yapmışlar, kimseye zarar vermemişlerdir. İnsanlar bu dünyada kimseye kötülük yapmamışlarsa, yarin ruzi mahşerde neden korkacaklar. Aleviler&#8217;in yarin ruzi mahşerde korkacak bir şeyleri yoktur. Çok yüce, ali bir yol olarak Alevilik, insanları toplamakta, doğruluk üzerine ibadetleri yapmaktadırlar. Kurbanlar kesilmekte, birlik olmaktadır. Bu birliklerde insanlara mürşitler öğütler vermektedir. Aleviler İslamiyet&#8217;in dışında bir iş yapmıyorlar. Onlar sufilerin yolunu takip ediyorlar. Zahirler bu yolu yanlış tanıtıyorlar. Yavuz Sultan Selim Arap milliyetçilerinin görüşlerine uydu, batinilere, Aleviler&#8217;e hakaret etti. Bu dinimizde yoktur. Hepimiz elhamdürüllah Müslüman&#8217;ız. Bizim gittiğim yolda insanları incitmemek, kırmamak vardır. Bizim ibadetimizde aşırılık yoktur. Tüm ibadetimiz Kuran üzerinedir. İslamiyet üzerinedir. <br /> Hakk nerededir?, diye sorulunca Hakk bizdedir, deriz. Yani Hakk&#8217;ı içimizde görürüz. <br /> Hz. Peygamber&#8217;in yolundan gidiyoruz. Onun yolunu sürüyoruz. O batın, zahir tüm alemi, evreni görüyor, biliyor. <br /> Peygamber bize sevgiyi, hoşgörüyü, adaleti getirmiştir. Allah senle beraberdir. Allah&#8217;ı nerede anarsan oradadır. Allah&#8217;ın buyrukların insanlara anlatan Hz. Peygamber&#8217;dir. Bir insan Kuran içindeki doğrularla yaşarsa zaten Kuran&#8217;ı yaşamış olur. Yoksa Kuran okumakla gerçeklere ulaşılmaz. Eğer Kuran&#8217;ın hükümlerine göre yaşamıyorsa insan, bunda bir mana yoktur. <br /> Ben Alevi, Sünni ayırmam. Cenab-ı Allah&#8217;ın kullarını ayırmam, hepsi birdir. Ama benim anlamadığım, sevgili Peygamberimizin tomurcukları olan sevgili torunlarını neden keserler. Neden onlara zulmederler? Ben bunları anlamıyorum. Hikmet-i İlahi bu ya, bu tomurcukları kesseler de, arkadan yine filiz saldı, büyüdü. <br /> Peygamberimiz vefatından önce Hz. Ali&#8217;yi halef olarak sizlere bırakıyorum, demiştir. Ehlibeyt&#8217;imizi bize emanet bırakıyorum, dedi. <br /> Benim anlamadığım, nasıl oluyor da, muharrem günlerinde ne Diyanet&#8217;te, ne televizyonda Peygamberimizin torunları anılmıyor? Ben bunu anlayamıyorum, kabul edemiyorum.  </p>
<p> Burada Seyyid Ali Sultan&#8217;la ilgili anlatılar nelerdir? Hangi kerametleri anlatılır, nasıl bir insanmış, insanlar burayı nasıl ziyaret eder? Seyyid Ali Sultan kimdir? </p>
<p> Türkiye&#8217;deki bazı inançlar burada yok. Yok ben kızımı evlendireceğim, şifa bulacağım, orayı ziyaret edeyim, diye buraya gelmezler. Burada onlar yoktur. <br /> Ama yine de yörede bazı inançlar da vardır. Biz yetiştik, dedemler karnı ağrıyınca Çalık Taş denilen yerde oradan yuvarlanırmışlar, belki karnımın ağrısı geçer diye. <br /> Burası bizim ruhen bağlandığımız yerdir. <br /> Seyyid Ali Sultan Türk Anadolu&#8217;dan gelen bir yiğidimizdir. Ona sonsuz saygımız vardır. Hangi eren olursa olsun, kim olursa olsun Türkleri bir araya getirene ben saygı duyarım. <br /> Bizler bizden öncekilerin anlatılarından feyz alarak, bugüne kadar geldik. <br /> Onunla ilgili atalarımızdan dinlediğimiz söylenceler şu şekildedir:<br /> Seyyid Ali Sultan, şimdiki dergahın altında çadır kuruyor, askerleriyle Rumeli&#8217;ni fethetmek için buraya gelmiştir. <br /> Gümülcü&#8217;ne de Ebül Misine veya Muhsine diye bir kale varmış, oraya bir komutanını, askerlerini gönderiyor. Ama askerler orada zorlanıyorlar. Bu sefer geceleyin hareket ediyor. <br /> Sabah seherde At Mezar denen bir yere geliyorlar. Herhalde atı zorlamışlar, at çatlamış. Ama atın çok hizmeti olduğu için kendisi yırtıcı hayvanlar yemesinler diye, mezar yapıp onu defnediyor. Çalık Taş denilen yere gitmeden önce bir düzlük alan var, orada dinleniyor. <br /> Ordu başı onun hasmı olacağını anlıyor, harekete geçiyor. Sonra bombalar patlıyor. Bombaları eliyle, ağzıyla tutuyor. Kendini öldürmek isteyen düşmanı tutuyor, yakalıyor. Bilek kuvvetiyle tutuyor. Düşmanı tutup fırlatınca bir bacağı Bolduran (Baldıran)&#8217;a,  biri Akbıldır, saçı Sıçanlı (Saçınlı), başı Devevargan (Devebağıran)&#8217;a düşüyor. <br /> (Not; Menkibede karşısına cengaver olarak kız çıkıyor. Sarı Kız Yaylası&#8217;nda bacaklarını ikiye ayırıyor. (Sıcanlık benim dedemin köyü) Lütfi Aykurt) </p>
<p> Bunlar köy isimleri mi, başka köyler var mı? </p>
<p> Bolduran (Baldıran), Akbıldır (Akbaldır) Sırtı (Kamberler Köyü), burası bu köyde bir sırttır bu isimle anılır, Sıçanlı (Saçınlı) (Bulgarlar iki yüz yıl orada kalmışlar. Onlar da türbe gibi buna kurban kesmişler. Anma töreni yapmışlar. Öyle anlatılır.), Devevargan (Devebağıran)&#8217;a düşüyor. (Kışın ses gelince, o zalim bağırıyor, derlerdi, başı oraya düşmüş ya.) Bu adlar beş yüz yıldır Yunan tarihinde de, bizim tarihimizde de anlatılır.<br /> Öldürmesinden sonra saçılan kandan kırmızı bir çiçek açmıştır. Çok güzel görünür ama kokladıktan sonra nefret edersin, öyle bir çiçek, içi kadife gibi mor. Çiçeğin ismi içmor. İşte kandan bu çiçekler büyümüş, buna inanılır. <br /> Seyyid Ali Sultan, efendimiz, komutanımız; Yaran denilen genişlikte, askerlerle karşılaşmış, onları bulmuş. Askerler çadırlarını kurmuşlar. Askerin birinin beygiri biraz fenaymış. Onu al buradan götür, demiş. O da götürmüş. Çok uzağa götürüyor, bir ağaca bağlıyor. Ben orada yaşıyorum. Aç Beygir, halk bu ismi bulmuşlar. Yaran&#8217;da da iki türbe kalmış, yerden kalkık. <br /> Sonra askerler mücadeleye devam ediyorlar. Hıristiyanları Müslüman yapmak istiyorlardı. Mücadeleler devam ediyor. Daha sonra askerler hareket ediyorlar. Dönüşlerinde sonradan &#8220;Üç Gaziler&#8221; denilen yerde üç gazi varmış, onlar orada kalmışlar. Onları bırakıp devam ediyorlar. Tanrı Dağı&#8217;na gelince, Müslüman olanlarla, oradakilerle büyük bir şenlik yapıyorlar. <br /> Oradaki şenlikten sonra, bugün sizin de gördüğünüz büyük dut ağacının (Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;nın avlusundaki bu dut ağacını tarife çalışmak zor olur. Çünkü çok geniş bir alanı kapsayan ve artık bir anıt ağaç olan bu dut ağacının birçok dalının her biri birer ağaç büyüklüğünde aynı kökten çıkmışlar gibi, çeşitli desteklerle ayakta zor durur bir vaziyettedir. Ayhan Aydın) olduğu yere çubuk şeklindeki dut fidanını yere bastırıyor, onun yanında hiç kesilmeden akan su akıyor. Şimdi de gördünüz orada bir çeşme var. (Bu çeşmenin üzerinde üstü çeşitli desenlerle işlenmiş büyük bir mermer levha var.) Buradan su çıkıyor.<br /> Seyyid Ali Sultan Efendimiz bize mucizeler bıraktı. Bunu insanlar bilmektedir. Tüm Türk dünyasındaki insanlar buna inanırlar. <br /> (Üç Gaziler&#8217;in olduğu yer Gaziler Tepesi, Seçek Yaylası Şenlikleri&#8217;nin olduğu yerdir. Menkıbeye göre padişah dile benden ne dilersen, dedikte okumu attığım yer kadar verirsin demiş. Sarıkız Yaylası&#8217;ndan okunu atınca Tekke&#8217;nin olduğu yere saplanmış ve Karadut meydana gelmiş. Lütfi Aykurt) </p>
<p> Burada veya başka bir bölgede Seyyid Ali Sultan&#8217;ın soyundan geldiği söylenen kimseler var mı? Onun soyu yürümüş, yürümemiş ben onu demiyorum ama halk tarafından inanılan veya kendini böyle ifade eden insanlar var mı? </p>
<p> Yok. Katiyen yok. Biz bilmiyorum.  </p>
<p> Kızıldeli Sultan dışında, onun devrinde yaşayan, onunla yarenleşen, ona yardımcı olan başka ulu zatların öyküleri anlatıyor mu? Kızıldeli Sultan var ama filanca dede de, filanca baba da vardı, deniyor mu? Meşhur olmuş, erenler var mı? </p>
<p> Benim hatırımda yok. Ama bunlar var. Velayetname&#8217;de vardır. (Seyyid Ali Sultan Velayatnamesi&#8217;ndedir) </p>
<p> Otman Baba var, Akyazılı Sultan var, Demir Baba var, siz bunları nasıl görürsünüz. Onları ziyaret eder misiniz? </p>
<p> Biz onları çok ulu biliriz. Elbette ziyaret te ederiz. <br /> Hiç biri fark etmez. Hepsi birdir. Biz hepsini severiz. Bu insanlar birlik ve beraberliği sağlamaya çalışmışlar.  </p>
<p> Kasım Kurbanı&#8217;nın başka ismi var mı? </p>
<p> 8 Kasım Kurbanı&#8217;na eskiden Mürsel Bali Kurbanı da derlerdi. Ama şimdi onu bilmezler. Kasım Kurbanı derler. </p>
<p> Muharrem ayında ne yaparsınız? </p>
<p> Hz. Peygamberin Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicret ettiği zaman 1 muharremdir. Bu yılbaşıdır. Kendisi Hz. Ali&#8217;yle müsahip oldu. Bizim için Ehlibeyt&#8217;e seven, sayan herkes iyidir. (Not; Hicret 9 muharremde olmuştur. 9 muharremde varıyor. 10 gün oruç tutuluyor ve aşure kaynatılıyor. Lütfi Ayrut)<br /> Şimdi herhangi bir ülkede devlet başkanı ölse, bayraklar yarıya iner ona saygı duyulur. <br /> Hz. Hüseyin de bizlere hakkı, hukuku göstermiştir. Çok ulu bir insandır. Bizim de onu anmamız çok doğaldır. On iki gün oruç tutarız. <br /> Bizler muharremde bir konuşma yaparız. Kuran okuruz. Aşure dağıtırız. <br /> Burada şu konuşmayı yaparım.  </p>
<p> Muharremde Yaptığım Konuşma<br /> Sayın mürşit babalar, misafirler, dedeler&#8230;<br /> Seyyid Ali Sultan Koruma Heyet yetkilileri,<br /> Şurada bulunduğumuz Seyyid Ali Sultan Efendimizin <br /> Aşura yani, muharrem ayında, Kerbela şehitleri için, on üçüncü muharrem günü buraya gelmiş bulunuyoruz. <br /> Yüce Peygamberimeze ve onun evladı ayaline selati selam olsun. <br /> Sevgili canlar bilindiği gibi bu ay muharrem ayıdır. <br /> Bu günlerde kendisini bilen, saygı duyan insan bir mateme girer, Allah rızası için oruç tutar. En azından nefsani arzulardan çekinir hürmet eder. Haliyle bu günlere saygı duyar. <br /> Evet canlar!<br /> Bilindiği gibi, aşure İslam&#8217;dan öncede kabul edilmiş, kutsanmış bir gündür. Nuh&#8217;un gemisinin karaya vurmasıyla, halk yanlarındaki yiyecek içeceklerle onları bir araya toplayıp, pişirmişler ve yemişler ve dağıtmışlardır. <br /> Buna benzer olaylar olmuştur. <br /> İslam&#8217;ın gelmesiyle beraber, Hz. Peygamber SAS.&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicret etmesi, 1 muharrem yani hicri tarihin başlangıcı olmuştur. Ve daha dünyada nice nice olaylar, hadisiler bu aya tesadüf olmuştur. <br /> Maalesef ve maalesef bunların içinde en açıklısı ve en üzücüsü, İslam dünyasında Kerbela faciası, Kerbela mezalimi ortaya çıktı. Ne hazin, ne acıdır ki, Hz. Peygamberin en sevdiği ev halkı, torunları bugünde zulme uğramıştır. Kuran&#8217;ı Kerim&#8217;de Allah onları övmüştür, sevmiştir. <br /> Böylesine büyük bir zatı anmak bizim için bir görevdir. O sonsuza kadar yaşayacak, ibret alınacak bir insandır.  </p>
<p> Kurbanlar kesilmeden duaları verilir.  </p>
<p> Adak kurbanı vardır? </p>
<p> Elbette. Bizler de adak vardır. Biz hem duasını veririz. Hem de bir konuşma yaparız. <br /> Adak sahibi, söz verdiği için kurban kesmelidir. Bizde bu çok yaygındır. Allah&#8217;ın rızasını gözetip adak adayan kimse, mutlaka adağını yerine getirmelidir. Bu nedenle halk uyarılır.  </p>
<p> Kurban nedir, kurban neden kesilir? </p>
<p> Kurban eski tabirle İbrahim A.S. kalma bir hadisedir. Kurban bayramında kesilen kurbanlar vardır. Bizde Alevi/Bektaş için aslında her vakit bayramdır. Çünkü bizler kurban kesip halkı doyuruyoruz. Kurban paylaştırmaktır, insanları doyurmaktır.  </p>
<p> &nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kyzyldeli-sultan-ocady-dedeleri-ile-soylethiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
