<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ÖNEMLİ GÜNLER &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/onemli-gunler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Mar 2016 22:20:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>Kerbela Olayı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kerbela-olayi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kerbela-olayi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 23:08:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kaygusuz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖNEMLİ GÜNLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/zulme-karthi-buyuk-dyrenythyn-symgesy-kerbela-olayi-oncesy-ve-sonrasi/</guid>
				<description><![CDATA[ZULME KARŞI BÜYÜK DİRENİŞİN SİMGESİ KERBELA OLAYI, ÖNCESİ VE SONRASI İsmail Kaygusuz Kısa Bir Giriş Sünni İslam dışında ve kendilerini Caferi diye adlandıran Şiiler ile Alevi-Bektaşiler İmam Hüseyin ve Kerbela şehitleri için yas ayı kabul ettikleri Muharrem ayında on ya da oniki gün oruç tutarlar. Her yıl Kurban bayramının ilk gününden itibarın, üçüncü haftanın son ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>ZULME KARŞI BÜYÜK DİRENİŞİN SİMGESİ KERBELA OLAYI, ÖNCESİ VE SONRASI</p>
<p> İsmail Kaygusuz</p>
<p> Kısa Bir Giriş</p>
<p> Sünni İslam dışında ve kendilerini Caferi diye adlandıran Şiiler ile Alevi-Bektaşiler İmam Hüseyin ve Kerbela şehitleri için yas ayı kabul ettikleri Muharrem ayında on ya da oniki gün oruç tutarlar. Her yıl Kurban bayramının ilk gününden itibarın, üçüncü haftanın son günü başlatılan İslamın bu kesimleri için Muharrem orucu, aynı zamanda Tanrıya ibadet olarak algılanmaktadır. İmam Hüseyin&#8217;in şehit edildiği gün olan orucun sonunda Şiiler, zincirlerle döverek, kesici aletlerle yaralayarak kendikendilerine işkence ederler. Bu şekilde ıztırap çekerek, İmam Hüseyin&#8217;in o korkunç ve dayanılmaz acılarına ortak olduklarına inanırlar. Alevilerde ise hiç su içmedikleri Muharrem orucu, onikinci gün aşure çorbasının pişirilip dağıtılmasıyla son bulur. O gece Cem yapılır ve Kerbela olayını anlatan, saz eşliğinde özel makamla okunan Mersiyeler (ağıtlar) söylenir; şehitler için ağlar, gözyaşı dökerler ve Yezid&#8217;e lanet okurlar Cem&#8217;e katılmış olan canlar. Yine Alevi-Bektaşilerin Muharrem dışında da Görgü Cemleri, &#8216;Cem Birleme&#8217; adını verdikleri törende, su ya da şerbet dağıtılırken, İmam Hüseyin ve Kerbela şehitlerini anan övgü ve sevgi nefesleri söylenerek (tevella), Yezit ve Muaviye&#8217;ye lanetler okunarak (teberra) sona erdirilir.</p>
<p> İslam tarihinde korkunç ve dengesiz bir siyasal olay olan Kerbela kırımı ve İmam Hasan ile Hüseyin üzerinde, nesnel bakış açısından yaklaşımla yorumlamayı deneyeceğiz.   </p>
<p> 1. İmam Hasan ve Muaviye Anlaşması Üzerine</p>
<p> Ali harici İbni Mülcem tarafından şehit edildiğinde (661) ikinci imam Hasan otuz yedi yaşında bulunuyordu. Al Müctaba (seçkin, seçilmiş) sıfatını taşıyan Hasan&#8217;ın Muaviye&#8217;ye boyun eğmesi ve onu İslam halifesi olarak kabullenmesi iki türlü değerlendirilmektedir: Birinci değerlendirmede Hasan acımasızca eleştirilerek halifeliği savaşsız Muaviye&#8217;ye teslim ettiği için onunla alay edilmiş. Batılı ve tarafsız (!) görünen  bazı tarihçiler tarafından, kadınlara aşırı düşkün, öngörüsüz, lüks ve rahat yaşam isteyen biri olarak betimlenmiştir. Hatta J. Wellhausen, &#8220;Hasan, hak ve hukukunu şerefsizce satmıştır&#8221;diyerek hakarete kadar vardırmıştır.  Avrupa merkezci  idealist tarihçiler, İmam Hasan&#8217;ı alçaklık ve korkaklıkla suçlamış; Emevi ve Harici yandaşı, daha sonraları Abbasi dönemi Sünni tarihçi yazar ve şairlerin anlattıklarını temel almışlardır. Şii tarihçi ve yazarlar ise bu değerlendirmeyi asla kabul etmezler. Onlar, Küfeli Şiiler ve orada bulunan ordunun başındaki Ali&#8217;nin Medineli  ve Mekkeli dostları tarafından seçilen Hasan&#8217;ın halifelikten çekilmesini, alçakça bir zayıflık ve korkaklık değil, tersine gerçekçi ve şefkat-merhamet dolu bir olay olarak gösteriyorlar.</p>
<p> Yaklaşık  40 bin kişilik ordunun başında, babasının öcünü almak için Haricileri takibeden Hasan, Muaviye&#8217;nin başında bulunduğu Suriye ordusuyla  karşılaştı. Kendisine haber gönderip müzakere isteyen Muaviye, öbür yandan  Küfeliler arasına soktuğu gizli adamlarıyla yaydığı yalan haberler ve dağıttığı rüşvet Hasan&#8217;ın ordusunu parçaladı. Çeşitli kabilelerden oluşan birlikler uyuşmazlığa düştü ve Hasan&#8217;ı yüzüstü bıraktılar. Bir kısmı  ona başkaldırdı, bir kısmı Muaviye ordusuna katıldı.Hatta Hasan&#8217;nın çadırını yağmalamaya giriştiler. Dolayısıyla Hasan yanında kalan bir avuç yandaşı ve yakınlarının kanı dökülmesin diye halifelikten vazgeçip Medine&#8217;ye çekildi.  </p>
<p> Elbette ki Hasan, ne bir korkak ve alçak, ne de onursuzca hukukunu satmıştır. Ancak İmam Hasan; çok kurnaz bir politikacı olduğu kadar, hem silah hem de ekonomik zenginliği elinde bulunduran egemen sınıfların temsilcisi Muaviye tarafından rahatlıkla tuzağa düşürülecek kadar zayıf ve deneyimsizdi. Hasan&#8217;ın hasmı öylesine kurnaz ve hilekar politikacıydı ki, Sıffin savaşında Ali&#8217;nin karşısında kaybetmek üzere olduğu anda bile durumu lehine çevirebilmişti. </p>
<p> Hasan&#8217;ın durum değerlendirmesi yapmadan, gücünü ve ordusunun sadakatini tam anlamadan, asıl düşmanını gözden kaçırarak, salt babasının öcünü almak için Haricilerin üzerine gitmesi doğru değildi. Çevresinin etkisiyle Hasan&#8217;ın bu aceleciliği, Muaviye&#8217;nin çok işine yaradı. Muaviye, Küfe&#8217;deki Halifelik yönetim çevresindeki sınıfların tereddütlerini ve  Hasan&#8217;ın asıl, bir toplumsal ihtilalle babasını halife yapmış olan aşağı sınıflardan halklarla, yani Sabailerle ilişkilerinin kopukluğunu gördü. Çıkar gruplarını rahatlıkla satın aldı. Müzakereler sırasında Hasan&#8217;a, kendi durumlarının tıpkı Ebubekir ile Ali arasındaki halifelik anlaşmazlığına benzediği haberini göndermişti. Ebubekir&#8217;i tutan kabile şeflerinin çokluğu yanında, yönetime daha layık olsa bile Ali ve yandaşlarının zayıf oluşu, onu evine kapanmaya zorunlu kılmıştı. Hasan&#8217;ın böyle yapmak zorunda olduğunu açık açık söylüyordu. İşte Hasan, Muaviye&#8217;nin bu değerlendirmesinin doğruluğunu görerek, babası gibi evine ve inancına sığınmak zorunda kalmıştır. 17.yüzyılda yaşamış, 4.İmam Zeynelabidin&#8217;in oğlu Zeyd soyundan gelen Senirkentli Veli Baba, Menakıbname&#8217;sinde anlaşmayı dönemin türkçesiyle şöyle  anlatmaktadır:</p>
<p> &#8220;Hz. Murtaza&#8217;nın şehadetinden sonra bivefa Küfi&#8217;lerin (vefasız Küfelilerin) teşvikiyle Şam üzerine ordu çekmiş ise de, Anbar nahiyesinde Şam askeri karşıladığından ve zati alisi bu yolda sefk-i dem (kan dökmek) istemediğinden Muaviye ile beş şart üzerine, Muaviye&#8217;nin teklifi vechile hicretin kırkbirinci senesinde (M.661) hakk-ı hilafetini ana terketmiş. Ve ol şartlardan evvelkisi şart: Hz. Ali K.V.ye la&#8217;n ve şetim (lanet ve küfür) olunmaya. İkincisi: İmam Hüseyn Muaviye&#8217;ye tebaiyyet itmeye  ve biat teklifinden muaf tutula. Üçüncüsü: Şam valisi Muaviye yerine kimseyi kaimmekam kılmayub (yerine kimseyi tayin etmeyip), andan sonra İmam Hasan Halife-i Resulullah ola. Hz. Ali taraflısı olan bazı rical (ileri gelenler) incitilmeye ve hapishanede ise koyverile. Beşincisi: Her sene İmam Hasan Basra&#8217;dan ikiyüz bin guruş ala ( Kuruş, gümüş dirhem karşılığı olabilir! İ.K.) Zira Şah-ı vilayet (Hz.Ali) şehid oldu. Yirmi iki evlad ve dört nisa&#8217;ye (kadına) sekizyüz guruşluk malı kaldı. Bu sebebten Evlad-ı Ali cümlesi fakıyr idiler. Lakin Muaviye beş şartın dördünü kabul ittim. Beşincisi La&#8217;nı Ali ve sebbi Ali (Ali&#8217;ye lanet ve küfür) olmamak kabil değildir. Meğer ki İmam Hasan kanğı camide bulunur ise, o camide sebb ve la&#8217;nı Ali olunmasın, başka olmak mümkün değildir, didi.  Hah-ı nahah (ister istemez) tarafeynden kabul ittiler. Badehu (bunun üzerine) dairesi halkıyla (Hasan) Medine-i Münevvera&#8217;ye giderek kuşe-i inzivaya çekilmiş idi.&#8221;   </p>
<p> Hasan&#8217;ın ne denli yalnız kalmış olduğu, bu koşulların ileri sürülmesi ve kabul edilmesinden anlaşılmaktadır. Sorumluluğunu yüklendiği ailesini açlığa tutsak kılmamak için, babasına cami mimberlerinden  küfredilmesini bile sineye çekmiştir Hasan. Kuşkusuz sadece Hasan tarafından değil, ailecek kabul edilmiştir bu onur kırıcı koşullar. Çünkü,  Ali ailesinin başka kurtuluş yolu yoktu. Ancak Hasan aile içinde seçilmiş ikinci İmam olarak  barışçıl siyasetini ölümüne kadar sürdürmek zorunda değildi. Eğer Hasan Muaviye ile savaşa girseydi, Kerbela olayıyla Hüseyin&#8217;in taşıdığı büyük tarihsel onur onun olurdu. Ama Ali soyu, ehlibeyt soyu tümüyle yokolurdu. Çok hırslı ve kindar bir düşman olan Sufyan oğlu Muaviye, Hasan ve yanındakileri öldürmekle kalmaz, Medine&#8217;ye ve Mekke de saldırır tüm Haşimi sülalesinin sonunu getirirdi. Ali Muaviye için, &#8220;sen ve baban istemiyerek ikiyüzlülükle İslam&#8217;a katıldınız. Peygamberin vefatıyla da eskiye döndünüz cehaletiniz bitimsiz&#8221;, dememiş miydi? Cehalet devrinin büyük kin ve düşmanlığı bitimsiz sürüp gidecekti. </p>
<p> Muaviye&#8217;nin,  yapılan anlaşmada Hasan&#8217;a, halifelikten vazgeçmesi  koşuluyla çok cömert davrandığı  görülüyor. Hasan ve yandaşlarına genel af dahil, ailesinin Medine&#8217;de rahatça yaşaması için yüklü bir mali kaynak sağlamıştı. Bazı kayıtlara göre ise,   daha ileride Muaviye&#8217;nin ölümü üzerine halifeliğin Hasan&#8217;a devredileceği koşulu bile vardı. Yapılacak olan bir savaşın kendisine daha pahalıya malolacağını bilen Muaviye bunlara seve seve razı görünecekti. Halifeliğe ilişkin madde anlaşmada gerçekten varolmalıydı ki, Hasan buna inanmış ve sekiz yıl boyunca  Medine&#8217;de, kendisine gelip Muaviye&#8217;ye başkaldırdığı takdirde, destekleyeceklerini söyleyen heyetlerin önerilerini reddetmiştir. Hiç kuşkusuz Hasan&#8217;ı ve kardeşi Hüseyin&#8217;i  ayaklanmaya zorlayan, Ali&#8217;nin ölmediğini ve onun tanrısal özünün şimdi kendilerinde tecelli ettiğini  inandıkları için bölük bölük onlara koşan Sabailerdi. Ayrıca Şii oldukları için Muaviye&#8217;nin valileri aracılığıyla Ali&#8217;ye küfrettirerek ağır baskı altında tuttuğu Küfe de kaynıyordu.    </p>
<p> M. Momen, &#8220;Muaviye İmparatorluk üzerinde  öyle bir kuvvetli pençe geçirmişti ki, herhangibir başkaldırı başarısızlığa uğrardı. Üstelik Hasan söz vermiş ve bir anlaşma imzalamıştı.&#8221;diyerek, Hasan&#8217;ın ayaklanmamasına gerekçeler sıralıyor.(Agy, s.28) Bizce Hasan  bir isyanı yönetmeye kendini yetkin göremediği için pasifist siyaset izlemek zorunluğu hissetmişti. Zaten yapamazdı. Medine&#8217;de, anlaşma uyarınca Basra&#8217;dan gelen ekonomik yardımı kabul ettiği için bir çeşit gözaltı yaşıyordu.  661 ile 680 tarihleri arasındaki bu dönem, politikaya karışmamak koşuluyla verilen bu yardım, onlar için   doğrusu bir zül idi. 19 yıl Ali ailesi bir ekonomik gözaltı olan bu ayıbı yaşadı. Hasan hep Muaviyen&#8217;nin de anlaşmaya uyacağına inanmak istiyordu. Elbette ki uymadı ve 669 yılında, henüz kırkaltı yaşında bulunan Hasan&#8217;ı öldürttü. Büyük olasılıkla Muaviye,  Hasan&#8217;ın artık isyancılardan etkilenmeye başladığı ve harekete geçeceğinden kuşkulandığı için onu zehirleterek ortadan kaldırmıştı. </p>
<p> Hasan&#8217;dan sonra imam olarak Ali ailesinin başına getirilen Hüseyin&#8217;in on yıllık Medine yaşamı da farklı geçmedi. Hasan&#8217;ın öldürülmesi Ali ailesini iyice sindirmişti. Muaviye yaşadığı sürece onları bu anlaşmaya uymaya zorladı ve gözaltı sürdü. Muaviye, camilerde minberden Ali&#8217;yi lanetlemeyi bir siyaset kurumu haline getirmişti.  Bu siyasete bilinen ilk tepki Hucr İbn Adi başkanlığında bir avuç Küfeli Şii&#8217;den geldi. Al Kindi kabilesine mensup Hucr İbn Adi, Sıffin savaşı dahil diğer birçok siyasi olaylarda Ali&#8217;nin yanında bulunmuş ve onun tarafından yetiştirilmişti. 671&#8217;de Muaviye yönetimine karşı başkaldırdı. J. Wellhausen, Ebu Mihnef ve Taberi&#8217;den kaynaklanarak olayı çok geniş biçimde ayrıntılamaktadır.  İsyan kolayca bastırıldı ve Hucr, altı arkadaşıyla birlikte Şam&#8217;a götürülerek Muaviye tarafından idam edildi.</p>
<p> 2. Hüseyin ve Kerbela Olayı: Şiilik Ortodoks İslam Olarak Tarihte Yerini Alıyor  </p>
<p> Caferi Şiilerin kutsadığı Hucr ve arkadaşları olan yediler, ortodoks Şii değil, Sabai idiler. Çünkü canlarını uğrunda  hiç çekinmeden verecek kadar Ali&#8217;yi taparcasına seviyor ve ona bağlıydılar. Kutsadıkları varlığın lanetlenmesine dayanamamış isyan etmişlerdi. Muaviye onlara, Ali&#8217;yi inkar ettikleri takdirde canlarının bağışlanacağını söylediği halde, sevgi ve bağlılıklarından asla ödün vermediler. Muaviye&#8217;nin yandaşı olan Ayşe&#8217;nin  bile kızıp karşı tavır aldığı bu olaya, İmam Hüseyin ve Ali ailesinin diğer bireylerinin davranışı yahut haberli olup olmadıkları hakkında bir bilgi yoktur. 70-80 yıl sonra, Hucr&#8217;ün mensup olduğu Al Kinda kabilesinden  Banu Kinda&#8217;nın güçlü partisi, Sabailiğin devamı ve daha gelişmiş kolu olan Mansurilerle birlikte halife Abdülmelik&#8217;e başkaldırmıştır. </p>
<p> Baştan Hucr&#8217;ün arkasından gitmekten çekinen kabile üyeleri, Sükun kabilesinden Malik b. Hübeyre&#8217;nin hapse atılmış diğer bazı isyancıları parayla da olsa kurtarmasından sonra birlikte harekete katıldılar. Ziyad tarafından Şam&#8217;a götürülmüş olan Hucr ve arkadaşlarını kurtarmak için silaha sarılarak yürüyüşe geçtiler. Siyaset kurnazı Muaviye onları silahla karşılayarak, isyanın büyüyüp genişlemesine meydan vermedi. Onları parayla karşıladı. Muaviye&#8217;nin 100 bin dirhem (gümüş) göndererek  Malik&#8217;in öfkesini yatıştırdığı ve kendisinin haklılığına onu  inandırdığını öğreniyoruz. Açıkça görüldüğü gibi,  Muaviye Sükun kabilesi başkanı Malik b. Hubeyre&#8217;yi 100 bin dirheme satın almış ve isyanı bastırmıştı. Bu olay, kabile aristokrasisinin inanç değil  çıkarlar doğrultusunda hareket ettiklerinin en belirgin örneğidir. İşte Hüseyin&#8217;i Küfe&#8217;ye çağırıp, halife olarak başlarına geçirmek isteyenler de toplumun bu kesimiydi.</p>
<p> Muaviye 680 yılında öldü. Şii yazarlara göre, sözde ölüm döşeğinde acı bir vicdan azabıyla kıvranıp durmuş. Yaptıklarından dolayı ufak bir vicdan azabı duyan adam, ölmeden önce  oğlu Yezid&#8217;i ardıl olarak  atayıp zorba bir hanedan yaratmazdı. Medine valisi Velid b. Akab, İmam Hüseyin&#8217;i Yezid&#8217;e biat etmeğe zorlayınca Mekke&#8217;ye göçetmişti. M. Momen: &#8220;İslam dininin kurallarıyla alay eden bir sarhoş olan Yezid&#8217;in halifelik makamına oturması namussuzca bir tecavüz, bir gasıptı. Küfe&#8217;de halk bir kere daha kaynaşmaya başladı. Artık Medine&#8217;ye Hüseyin&#8217;i Küfe&#8217;ye gelmeye ve kendilerine liderlik yapmaya zorlayan mektuplar ve haberler geliyordu&#8221;diye yazıyor.   </p>
<p> Hüseyin&#8217;i çağıran, Küfe&#8217;nin nüfus çoğunluğunu oluşturan kozmopolit halkı mıydı?  Hiç de öyle görünmüyor. J. Wellhausen&#8217;in açıkladığı gibi, Küfeliler ondan yanlarına gelmesini ve başlarına geçerek Emevi egemenliğine  karşı ayaklanmasını istediler. Ancak, Hüseyin&#8217;e mektup yazanlar her kabileden nüfuz ve itibar sahibi kimselerdi. Ayrıca sayıca ve nüfuzca önde gelen Yemenliler de bulunmaktaydı. Kısacası kentin yerli zenginleriyle, Küfe&#8217;ye yerleşip varlık  sahibi olmuş yabancı kabilelerin başlarıydı. </p>
<p> 2. a  Hüseyin Müslim Akil&#8217;i Küfe&#8217;ye Gönderiyor </p>
<p> Hüseyin Küfe&#8217;den gelen çağrıları değerlendirmek istedi. Yezid&#8217;in valileri, hangi şehirde oturursa otursun onu boyun eğmeğe zorlayacaklardı. Bu nedenle Küfe&#8217;ye gitmeye ve orada şansını denemeye karar verdi. Başka çıkar yolu da yoktu.  Ondokuz yıldan beri Medine&#8217;de yaşadığı ekonomik gözaltı Ali ailesini giderek yozlaşmaya itmişti. Zaten Medine  zevk,  eğlence ve mizah merkezi halini  almış; buradaki Haşimiler siyasetten ve savaşlardan uzak, Peygamberin kabilesinden olma ayrıcalığının zevkini çıkarıyorlardı. Tanınmış doğubilimcilerden Franz Rozenthal&#8217;ın dönemin Arap yazarlarından derlediği, mizah-gülmece yaratıcısı Eş&#8217;eb ve torunu Şuayb&#8217;ın öykülerinde İmam Hasan ve oğullarının; Hüseyin&#8217;in kızları, Halife Osman&#8217;ın iki torunuyla evlenmiş Fatima ve Sukeyne&#8217;nin (Sakine) adları sıkça geçmektedir. Özellikle Sakine&#8217;nin eğlenceye düşkün ve birkaç kaç kez evlenmiş kadın olduğu belirtilmektedir.    İmam Hüseyin bu yozlaşmayı ve kendi ailesinin prestijinin azaldığını görüyor üzülüyordu. Küfe&#8217;de  istediklerini bulamazsa, büyük olasılıkla son İran şahı Yezdigerd&#8217;in  kızı olan karısı Şehriban&#8217;ın ülkesi İran&#8217;a geçip, oraya yerleşmeyi düşünüyordu. </p>
<p> Hüseyin, Mekke&#8217;den hareket etmeden önce amcasının oğlu Müslim Akil&#8217;i gizlice Küfe&#8217;ye gönderdi ve ondan haber beklemeye başladı. Anlaştıkları üzere Müslim önce Sakif kabilesinden, beş yıl sonra Hüseyin ve Ali ailesinin öcünü almak için Kaysaniya adıyla büyük Sabai-Alevi hareketini başlatacak olan Muhtar b. Ubeyd&#8217;in evine indi. Bu gösteriyor ki, Hüseyin Küfeli ortodoks Şiilerden çok Ehlibeyti kutsallaştıran Sabai akımı yandaşlarına güveniyordu. Ancak Küfeli soylular Müslim Akil&#8217;i oradan alıp, Murad kabilesinin önde gelen zenginlerinden  Hani bin Urve&#8217;nin evine yerleştirdiler. Çok dikkatli ve gizli propaganda toplantılarıyla, bir ay içinde yirmi bine yakın Küfeli Şii, Hüseyin&#8217;e biad yeminiyle ihtilal ordusuna kayıt yaptırdı. Elbetteki bunları Şam&#8217;daki halife Yezid&#8217;in kulağına ulaştırmışlardı casusları. Yezid&#8217;in ilk işi, ılımlı ve harekete gözyuman Küfe valisi Numan b. Beşir&#8217;i görevden alıp, Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad&#8217;i onun yerine geçirmek oldu. </p>
<p> Ubeydullah daha Basra&#8217;dayken Hüseyin&#8217;in hedefi hakkında geniş bilgi edinerek gelmişti Küfe&#8217;ye. Buna karşılık, &#8220;evinde yabancı saklayan ya da yabancı görüp de haber vermeyen çarmıha gerilecektir&#8221; tehdidi işe yaramamış,  Müslim Akil&#8217;in saklandığı ev ihbar edilmemişti. Sonunda Makil adında bir azatlıyla 3000 dirhem vererek, onu  Partiye bağışlamak kandırmacasıyla tanınmış bir Şiinin evine sokmayı başardı. Müslim&#8217;e ulaşan Makil, Hüseyin&#8217;e biad ederek onun güvenini kazanıp aralarına girdi. Böylece Hani bin Urve&#8217;nin evinde olup biten herşeyi günü gününe vali Ubeydullah bin Ziyad&#8217;a bildirdi. </p>
<p> Herşeyi öğrenen vali, Hani bin Urve&#8217;yi  konağına çağırıp , Şii eşrafın önünde dövdü hakaret etti. Sonra idam edip Kasaplar Pazarında astırdı. Ne kendi kabilesi ve ne de diğer Şiiler onu kurtarma girişiminde bulunmadı. Ayrıca gelişigüzel birkaç kişi daha yakalanıp kendi kabilelerinin oturduğu mahallelerde astırıldı. Ertesi gün  Müslim Akil yanında bulabildiği taraftarlarıyla pazar yerinde toplandı, sözde valiye başkaldıracak, vuruşacaklardı. Bunu duyan Ubeydullah yanlarına geldi. Kendisiyle birlikte sadece otuz silahlı muhafız vardı. Ayrıca parayla satın aldığı en itibarlı Küfe Şiileri eşrafından yirmi  kişi de yanında bulunuyordu. Ubeydullah&#8217;ın yerine, bizzat bunlar isyancıları dağılmaları için uyardılar. Müslim Akil&#8217;i tek başına bırakıp dağıldılar. Sokaklarda sığınacak ev arayan Müslim&#8217;i, al Kinde kabilesinden dul bir  yaşlı kadın  içeri aldı. Ama kadının oğlu korkusundan kabile başkanına, o da valiye bildirince Müslim Akil yakalandı ve  vali Ubeydullah tarafından idam edildi. Böylelikle Küfeli Şiiler bir kere daha Ali ailesine ihanet ettiler. Bu kez, biraz Ubeydullah&#8217;ın kılıcının korkusundan, ama daha çok parasına tamah ederek ihaneti gerçekleştirdiler. </p>
<p> 2. b  Hüseyin Bir Daha  Dönmemek Üzere Mekke&#8217;yi Terkediyor</p>
<p> Kayıtlara göre  İmam Hüseyin Küfe&#8217;ye gelmek üzere Mekke&#8217;den ayrıldığı gün (10  Eylül 680), Müslim Akil öldürülmüştü. Hüseyin&#8217;in Mekke&#8217;den ayrılmasına, başından gittiği ve dolayısıyla sorumluluktan kurtulduğu için, en çok sevinen vali İbn Zübeyr oldu. En yakın akrabalarından Abdullah b. Cafer&#8217;in  oğulları kadınları ve çoçuklarıyla birlikte, 54 yaşında bulunan Hüseyin&#8217;le yola çıktılar. Abbasoğullarından kimse katılmadı.  Sadece elli silahlı vardı yanında. Gerisi kadın ve çocuklardan oluşuyordu. Hüseyin Tanim&#8217;de, Şam&#8217;a  giden bir kervanı ele geçirdi. Çünkü develere ihtiyacı vardı. Bundan sonra Küfe yolunu tutarak Zat, Irk, Vadi Zürrumme&#8217;den geçerek  Hacir, Zerud ve Salebiye üzerinden  Zübale&#8217;ye ulaştı. Burada Hac ziyaretinden dönen birkaç Küfeli de ona katıldı. Hüseyin çağrı mektupları ve imzalı biad  yeminleri yanında bulunduğu için, kafasında Küfe&#8217;de sadık Şiilerle (!) yükselteceği büyük isyan  hareketini yaşıyor, planlarını yapıyordu. <br /> Hüseyin Salebiye&#8217;de Müslim&#8217;in acıklı öyküsünü öğrendi. Küfeli Ebu Mihnef&#8217;ten  kaynaklanan  J. Welhausen &#8220;bu haber üzerine, eğer öldürülen Müslim&#8217;in, kendilerine intikam hakkı ve görevi düşen erkek kardeşleri razı olsalardı, Hüseyin seve seve geri dönecekti&#8221; diyor.   Bizce Hüseyin, yukarıdaki açıkladığımız nedenlerden ötürü Medine&#8217;den de, Mekke&#8217;den de bir daha geri dönmemek üzere ayrılmıştı. </p>
<p> Küfe valisi Hüseyin&#8217;in yola çıktığını çoktan öğrenmiş ve onu Küfe&#8217;ye sokmadan ortadan kaldırmak yollarını arıyordu. Çünkü Şam&#8217;daki halife Yezid&#8217;in kesin emriydi bu. Veli Baba Menakıbnamesi&#8217; nde &#8220;Muaviye ölürken  oğlu Yezid&#8217;e vasiyet idip, &#8216;ben Ali ile Hasan&#8217;ın işini bitürdüm, cümle memaliki sana biat ittirdüm. İmam Hüseyin&#8217;in işini de sen bitür&#8217; diye vasiyyet eyledi&#8221;demektedir.  Yezid de halifeliğini elinden kaçırmamak için, acımasızca bu vasiyeti yerine getirecektir.</p>
<p> Ubeydulah b. Ziyad, önce Kadisiye&#8217;den Tamimli  Hür  b. Yezid&#8217;in kumandasında bin kişilik öncü birlik gönderdi. Ama asıl, başında Muhammed&#8217;in sadık sahabelerinden Sad b. Ebu Vakkas&#8217;ın oğlu Ömer&#8217;in bulunduğu  4000 kişilik kuvvet, Kerbala yakınlarında bekliyordu. Bu kumandana Yezid, Rey valiliği sözü vermişti. Hüseyin&#8217;e boyun eğdirdiği  takdirde hemen gönderecekti. Hür b. Yezid, Küfe valisi Ubeydullah&#8217;tan, Hüseyin&#8217;e dinlenme olanağı kullanması ve onun bir kalede veya su kenarında konaklamasına izin vermemesi buyruğunu almıştı. Kendisini hemen arkasından izleyen bu öncü birlik yüzünden ne Ninive ne de Gadıriye ve Şefiye&#8217;de konaklayabildi. Hüseyin&#8217;i bir dost görünüşü altında  herhangibir saldırıda  bulunmadan öylesine yakından izliyorlardı ki, arkasında namaza duruyor. Hatta Hüseyin&#8217;in susayan askerlere kendi sularından verdiği bile  anlatılmaktadır. </p>
<p> Her fırsatta Ali ailesini ve yandaşlarını eleştiren, sıkça kusur bulan, onlara karşı düşmanca tavır koyan  Julius Wellhausen, dönemin siyasi olaylarına her nedense Emevi hayranlığı içinde bakmaktadır. Burada da &#8220;Hüseyin, Hür&#8217;ün emrindeki birkaç atlıya saldırması için yapılan teklife uymadı; savaşı başlatan kişi olmak istemiyordu&#8221; diyor.    Koca bir birlik, bir silahlı müfrezeydi bu, birkaç atlı değildi ki!  Hüseyin&#8217;in, Küfe&#8217;ye yaklaşmasını önlemek için, bin kişilik bir askeri müfrezenin genç kumandanı Tamimli Hür&#8217;e  , elli kişilik silahlı  adamıyla saldırması  bir kurtuluş mu olacaktı? Tersine kurduğu dostluk ve gösterdiği sevgi, Hür b. Yezid&#8217;in  tek başına da olsa, daha sonra Hüseyin&#8217;in yanına geçmesini sağlamıştır. Onun uğruna şehit olmuştur.</p>
<p> 2. c  İmam Hüseyin Kerbela Çölünde Ölümüne Direniyor</p>
<p> Hüseyin sonunda Fırat&#8217;a uzak olmayan susuz bir alanda, &#8216;kısır, çorak&#8217; anlamına gelen Akr köyüne yakın bir yerde, Kerbela&#8217;da konaklamaya zorlandı. Ömer b. Sad, Hazar Denizi kıyılarında ayaklanmış Daylamlıları bastırmak için Küfelilerden oluşturduğu 4 bin kişilik ordusuyla, aldığı emir üzerine Hüseyin ve adamlarını kuşattı. Görüldüğü gibi, Hüseyin&#8217;i çağırıp başlarına geçmesini isteyen, biad yemini imzalayan Küfe&#8217;nin saygın kişileri, şimdi Ömer b. Sad&#8217;ın kumandasında düşman olarak karşısında bulunuyorlardı. Ali ailesini sevdiklerini ve onların Şiası (yandaşı) olduklarını ileri sürenler,  inançları uğrunda şavaşa girmemişler. Ama, Ömer b. Sad&#8217;la  Cihad&#8217;a, yani fetih savaşlarına katılmaktan çekinmemişlerdi. Çünkü, bu savaşların ardında ganimet vardı, mal, para, toprak kazançları vardı. Öyle korkuyla ya da zorlanarak filan katılmış değillerdi bu orduya&#8230;        </p>
<p> Ömer b. Sad, Hüseyin&#8217;e buraya niçin geldiğini sordurduğu zaman, o da kendisinin yanında bulunan Küfelilerin davet mektuplarını çıkarıp göstermişti.  Ama, şimdi artık burada kalmasına bir gerekçe bulunmadığını, çekilip gitmesi için izin verilmesini istedi. Taberi&#8217;nin Duhni&#8217;den rivayetine göre Hüseyin, Medine&#8217;ye geri dönmek ya da sınır boylarında kafirlere karşı savaşmak, hatta Şam&#8217;a Yezid&#8217;in yanına gönderilmek istiyordu. Ama, yine Taberi Tarihi&#8217;nde, Abu Mihnef&#8217;in &#8220;Hüseyin bunlardan hiçbirini istemediği, yerinden ayrılmak niyetinde olmadığı&#8221; görüşüne de yer verilir.  Bizce Ömer b. Sad ile istişareleri sırasında, Hüseyin gerçekten sınır boylarına gitmek isteği göstermiş olmalıdır. Çünkü buradan onun, İran&#8217;a geçmek  ve oralarda güçlenerek ve herşeyi talan edilmiş, toprakları ellerinden alınarak kendi topraklarında köleleştirilmiş Arap olmayan halkların başında bir ihtilal yapma niyeti sezilebilir. O topraklara gitmek için de Ömer b. Sad&#8217;ın ordusuna katılarak olmasa bile, koruması altında Irak&#8217;tan çıkması gerekiyordu.  Böyle bir durumda, Küfelelileri bu kez gerçekten Hüseyin&#8217;e kaptırılacağı korkusu sarmış olmalıdır ki, Ömer b. Sad hemen arkasından, Ubeydullah&#8217;la görüşmüş. Ondan Hüseyin&#8217;in, Yezid&#8217;in halifeliğini kabul edip, ona biat etmediği takdirde, bir yere bırakılmaması ve zor kullanması buyruğunu almıştı. Ayrıca, eğer bunu yapamayacaksa, ordunun kumandasını derhal, buyruğu getiren Kays kabilesinden Şimr  b. Zi Cevşen&#8217;e devretmesini istiyordu Küfe valisi Ubeydullah. Belli ki, babası Sad b. Vakkas İslam Peygamberinin sahabilerinden ve Ali&#8217;nin yakın dostlarından olması dolayısıyla Ömer&#8217;e fazla güvenmiyordu.  Ömer b.Sad, başındaki orduyu yönlendirip Hüseyin&#8217;in tarafına geçseydi, tarihin seyri değişebilirdi. Hemen Küfeyi alıp, Hüseyin adına yükselteceği büyük bir Şii isyanıyla iktidara yürüyebilirdi.  </p>
<p> Ömer b. Sad, Rey valiliğinin elinden gideceği telaşı içerisinde, aynı günün gecesi boyunca saldırı hazırlıkları yaptı. Fırat tarafından sararak, suyun önünü kestiler. Hüseyin Yezid&#8217;e biad etmeyeceğini kesin bir dille söylemişti. Daha sonra kampında bulunan  yakınlarına, Yezid&#8217;in istediğinin kendisi olduğunu, isteyen herkesin gidebileceğini içtenlikle açıklamasına rağmen, kimse onu terketmedi. Tek başına da kalsa şehit oluncaya kadar savaşacaktı. Düşmanlar çadırlarının önündeydi, karşılıklı konuşmalar yapılıyordu. Hüseyin&#8217;le birlikte ailesinden 18 ve yandaşlarından 54 kişi olmak üzere savaşabilecek 72 kişi vardı. Gerisi kadınlar ve çocuklardan oluşuyordu. Kampın suyu ve yiyeceği tükenmişti. </p>
<p> 10 Muharrem Çarşamba günü (10 Ekim 680) şafakla birlikte saldırı başladı. Bu karşılıklı iki gücün vuruşması değil, bir imha savaşıydı, bir soyun kırımıydı. Bir yanda 5 bine yakın Şam halifesi Yezid&#8217;in ordusu, öbür yanda 72 savaşçı. Tarihin o ana  kadar eşi görülmemiş dengesizlikte ve kural tanımayan bir çarpışmasıydı. Ortaçağ savaşlarında mertlik ve yiğitlik başkuraldı. Ama Kerbela&#8217;da tam anlamıyla kahpelik, döneklik, satılmışlık ve acımasızlık yaşanmış. Din, ahlak ve insanlık kurallarını tamamıyla dışına çıkılmış. Kişisel hırslar, bencillik ve çıkarlar önde tutulmuştur. Hüseyin&#8217;in akrabaları ve sadık adamlarının hepsi de yiğitçe dövüşerek düştüler. Bazıları omuzlarına kırbaları, tulumları takıp Fırat&#8217;tan su almak için Ömer b.Sad&#8217;ın saflarını yararak, bazıları tek başına 15-20 kişiyle birden çarpışarak şehit oldular. Bu çoğu Küfeli Şii askerleri öylesine mal ganimet ve para hırsıyla donatmışlardı ki, bir an önce  bu bir avuç Kerbela mazlumunu ezip, Desteba&#8217;da Daylemliler üzerine  cihad için yola çıkma acelesi içinndeydiler. İslam dinini yayma adına kutsal cihadı düşünenler, İslam Peygamberinin torununu katletmenin inanç ve ahlaki sorumluluğunu akıllarından bile geçirmediler. Askerlerden kumandanlara ve valisine kadar hepsinin vicdanları körelmiş, insanlıklarını unutmuş, çıkar ve makamların tutsağı olmuşlardı. İçlerinde insanlığını anımsayan tek  kişi  Tamim kabilesinden Hür b. Yezid oldu. Yezid ordusunun öncü müfrezesi  genç kumandanı Hür tek başına Hüseyin&#8217;in tarafına geçti ve yiğitçe vuruşarak şehit oldu.      </p>
<p> Hüseyin&#8217;in üvey kardeşlerinden  Abbas su kırbası omuzunda, yalın kılıç safları yararak ırmağa ulaşan tek savaşçı olmuştu. Çadırdaki kadın ve çocukların &#8220;suuu, su!&#8221;diye inlemeleri, son kalan savaşçı erkek olarak onu öylesini etkileyip güçlendirmişti ki, yardığı saflardaki yüzlerce kişi engel olamamış suya ulaşmıştı. Kırbayı doldurup attı omuzuna ve yine daldı safların arasına. Vuruşmaktan gücü kesilmek üzereydi. Korkularından yanına yaklaşamayan Yezid askerlerinden birkaçı gücünün kesildiğinin farkına vararak, arkadan önden saldırıp, iki kolunu birden omuzlarından budadılar. Kırbayı dişleriyle tutarak çadıra yetiştirmeye çabalıyordu. Üzerine oklar yağmaya başladı. Kırbayı delip suyu toprağa akıttılar ve Abbas&#8217;ın vücudunu delik deşik ettiler. </p>
<p> Buna rağmen sağ kalan tek yetişkin erkek olan Hüseyin, çadırda inleyen birbuçuk yaşındaki oğlunu alıp kollarıyla havaya kaldırarak  ona olsun acımalarını, bir damla su vermelerini istedi. Bazı kayıtlara göre, Hüseyin çocuğunu havaya kaldırırken, Sad İbn Vakkas&#8217;ın oğlu Ömer onu gördü. Yanında duran keskin nişancılarından Harmele&#8217;ye &#8220;Harmele, Hüseyin&#8217;e bir cevap ver!&#8221; demesiyle, zalim okçu Hüseyin&#8217;in herkesin görmesi için elinde yükselttiği masumun boğazına nişan alıp bir ok gönderdi. Çocuğunu, babasının elinde şehit etti.  Askerler giderek çemberi daraltmaya ve kadınların ve çocukların bulunduğu çadıra doğru yaklaşmaya başlamışlardı. Hüseyin kılıç ve kalkanının alıp son gücüyle saldırdı. Birçoğunu tepeledikten sonra aldığı 33 kılıç yarası ve 34 darbeyle onu yere yıktılar. Kimsenin kafasını kesmeğe cesaret edemediğini gören Şimr, hemen kılıcını çekip Hüseyinin kafasını gövdesinden ayırdı. Askerler gerek Hüseyin&#8217;in başsız bedenini ve gerekse çadırdaki karısı, kızı, oğlu ve yakınlarının karısı çocuklarını soyup  yağmaladılar, çırılçıplak bıraktılar. Hüseyin&#8217;in kesik başını alan Şimr, hasta olduğundan savaşa katılamıyan  oğlu Ali (Zeynelabidin) ve kadınlarla çocukları çıplak develere bindirip kafile halinde Şam&#8217;da haber bekleyen Yezid&#8217;e götürdü. Aynı Şimr&#8217;in 656&#8217;daki Sıffin savaşında  Ali&#8217;nin şiası (yandaşı) olarak Muaviye&#8217;ye karşı çarpıştığı bilinmektedir. </p>
<p> 2. d Kerbela Olayı Üzerine Şii Görüşünün Eleştirisi</p>
<p> Hüseyin, Irak&#8217;a yaklaşırken Küfe&#8217;de isyanın çökertildiği, Müslim Akil&#8217;in öldürüldüğü üzerine bir dolu uyarı almıştı. Doğrusu Şii tarihçileri, yolculuk sırasında konaklama yerlerinden birinde  (Salebiye&#8217;de) Küfe&#8217;den korkunç haberi aldıktan sonra Hüseyin&#8217;in yanındaki yoldaşlarını toplayıp, kendilerini ölüm ve felaketin beklediğini, onlara anlatmış olduğunu kaydetmektedir.  Hüseyin, bu noktada Medine&#8217;ye geri döner ya da kendisine yapılmış olan Tayy kabilesinin dağlık bölgedeki kalelerine sığınması önerisini kabul edebilirdi. Bu hareket yollarını  reddettiği gibi, Küfe&#8217;ye ve bir felakete doğru gitmekte ısrarlı olduğu için kendisini hemen terketmelerini bildirmişti. </p>
<p> M. Momen, bu konularda  düşüncelerini belirttikten sonra, aynı sayfalarda Kerbela olayı ve Hüseyin&#8217;in  büyük direnci, kendini kurban edişi üzerinde çağdaş Şii tarihçilerinden S.H. M. Jafri&#8217;nin yorumundan, bazı ayrıntılar geçmektedir. Jafri özetle şunları söylüyor :</p>
<p> &#8220;Açıktır ki Hüseyin, karşılaşacağı tehlikelerin tamamıyla farkındaydı. Kafasında İslam toplumunun bilincinde bir devrime neden olmayı planlamış ve bir stratejiye sahip bulunuyordu. Ayrıca açık olan bir şey daha vardı; Hüseyin Hicaz&#8217;da kolay yapabileceği bir askeri desteği örgütleme ve  harekete geçirmeye çalışmadı ve ne de mevcut herhangibir fiziksel gücü kendi çıkarı için kullanmayı denedi&#8230;Öyleyse Hüseyin&#8217;in kafasında ne vardı? Neden hala Küfe yönünde gidiyordu? Batılı İslam tarihçiliği, bütün dikkati Kerbela olayının hemen göze çarpan dışsal görünüşü üzerinde toplamış ve Hüseyin&#8217;in kafasındaki çatışmayı tartışarak içsel tarihi çözümlemeye asla uğraşmadığını göstermek doğrusu cansıkıcıdır&#8230;. Oysa bir bütün olarak   Kerbala olaylarını dikkatli bir araştırma ve analiz, Hüseyin&#8217;in başlangıçtan beri, Müslümanların dinsel bilinç ve anlayışlarında  tam bir devrim, bir ihtilal yaratmayı planladığı gerçeğini  açığa çıkarır. Hüseyin&#8217;in davranış ve eylemlerinin hepsi gösteriyor ki  o,  askeri güç ve kudret aracılığıyla kazanılan bir zaferin daima geçici olduğu gerçeğinin farkındaydı. Çünkü daha güçlü bir iktidar zaman içinde onu çökertebilir. Fakat acı çekme ve kurban vermeyle kazanılmış yengi ebedidir ve insan bilinci üzerinde silinmez izler bırakır&#8230;&#8221;</p>
<p> Gerçekte Jafri&#8217;nin düşündüğü gibi,  Hüseyin&#8217;in Mekke ve Medine halkından askeri bir örgütlemesini sağlayacak somut koşullar yoktu. Yezid&#8217;in valilerinin ağır baskıları ve  mensup olduğu Haşimi kabilesinin de siyasetten uzak durmaları için verilen paralarla ekonomik rahatlığa kavuşmuş olmaları bu duruma engeldi. Olasılıkla Hüseyin&#8217;in  aristokrat tavrı da, bu kentlerdeki köleler ve yabancı (mevali) azatlılarla, yani emeğiyle geçinen aşağı sınıflarla ilişki kurmasına engel oluyordu. Ya da yönetimin baskısından kuramamıştı. Oysa Ali&#8217;nin, Ehlibeytin gerçek destekleyicileri ve kendi ailesini kutsallaştıran, bu uğurda canlarını vermekten çekinmeyecek olan toplumun bu kesimleriydi. Hepsi de amansız koğuşturmalar yüzünden yeraltına inmiş Sabai örgütlenmelerine bağlıydılar. Daha sonraki yıllar üvey kardeşi Muhammed Hanefi bunu başaracaktı. Hüseyin ise siyasetini, Hicaz dışındaki kabile başkanlarını kutsal aile ayrıcalığıyla kendisine çekmeye bağlamıştı. Bir de, daha önce sözünü ettiğimiz İran ve İslam İmparatorluğunun sınır boylarına ulaşmak olabilirdi&#8230;             </p>
<p> Jafri yorumunu tam bir idealist diyalektik içinde sürdürmektedir:</p>
<p> &#8220;Eylem ve karşı eylem (action and reaction) arasındaki mücadele ve çatışmanın doğal gelişimi şimdi gündemdeydi. Yani, Muhammed&#8217;in ilerici İslamcı eylemi (progressive İslamic action), İslam öncesi putperstlik pratiğinin düşünme yöntemleri içerisinde Arap tutuculuğunu bastırdı. Fakat otuz yıldan daha az bir zaman içinde  bu Arap tutuculuğu, Muhammed&#8217;in aksiyonunu bir kere daha değiştirmek ve bozmak için, güçlü bir reaksiyon (karşı eylem) başlamıştı. Yezid&#8217;in karakterinde tam iktidar oldu. İslam şimdi, Hüseyin&#8217;in düşüncesinde, eski Arap reaksiyonuna karşı Muhammed&#8217;in aksiyonunu (eylemini) yeniden etkin kılmanın korkunç gereksinimi içindeydi ve bunun için tam anlamıyla bir sarsıntıya muhtaçtı&#8230;Hüseyin&#8217;in,  İslama ilişkin ilkelere karşı açıkça reaksiyon gösteren Yezid&#8217;i kabul etmesi, Muaviye ile Hasan&#8217;ın durumunda olduğu gibi sadece politik bir düzenleme anlamına gelmeyecekti, aynı zamanda Yezid&#8217;in karakteri ve yaşam yolunu onaylamak olacaktı&#8230;Hüseyin, sadece silahlı gücün İslam eylemi ve bilincini kurtaramıyacağını anladı. Ona göre büyük bir sarsıntıya, kalbleri ve duyguları sarsmaya gereksinim vardı. Bunun, sadece acıçekme ve kendini kurban verme sayesinde başarılacağına karar verdi. Bunu anlamak, özellikle Sokrates ve Jean d&#8217;Arc gibi  idealleri için ölümü kucaklayanların kahramanca eylemleri ve fedakarlıklarını  iyi değerlendirenler için anlamak zor olmayacaktır. Bunların hepsinin üstünde, insanlığın kurtuluşu için İsa&#8217;nın kendini feda etmesi örneği vardır&#8230;&#8221;   </p>
<p> Elbetteki onuru, düşünce ve inançları ve büyük idealler için canını vermiş kişilerden insanlık çok şey öğrenmiş. Onlar çağlar boyu kendilerinden sonra gelenler için, erdem, yiğitlik, korkusuzluk ve haksızlığa direnme örnekleri oluşturmuşlardır. Hüseyin de bu örneklerden biridir. Hüseyin&#8217;in büyüklüğü, Yezid&#8217;in haksızlığı ve zalimliğine boyun eğmemek için,  bir avuç yandaşıyla 4-5 bin kişilik silahlı çıkarcı güce Kerbela çölünde ölümüne direnmesiydi. Jafri&#8217;nin yazdığı gibi, Hüseyin ailesini yanına almış, çeşitli uyarılara rağmen &#8220;kalplerde ve duygularda büyük sarsıntı yaratmak ve İslam İmparatorluğunu sarsmak için&#8221; Mekke&#8217;den kefene dolanıp çıkmamıştı. Ölüme değil, kurtuluşa ve &#8211;doğrudur- &#8220;Muhammed&#8217;in aksiyonunu&#8221; yeniden yükseltmek için, onun gibi mücadele vermeye gidiyordu. </p>
<p> Üstelik Jafri&#8217;de inanç duyguları iyiden ağır basmış olmalı ki, sonraki satırlarda Hüseyin&#8217;in, babasının kuzenlerinden İbn Abbas&#8217;ın,  ailesi ve çocuklarını götürmemesi uyarılarını tutmayışını şöyle açıklıyor : &#8220;Karşı güçlerin vahşi doğasının  genişlemekte olduğunun farkına varan Hüseyin, kendisini öldürdükten sonra Umeydoğulları&#8217;nın (Emevi yönetiminin) kadınları ve çocuklarını esir alıp, Kufe&#8217;den (Neredeyse Akr köyüne yakın Kerbela&#8217;dan, demesi kalmış. İ.K) Damascus&#8217;a (Şam&#8217;a) götüreceğini biliyordu. Esir edilmiş  Muhammed&#8217;in ailesini götürecek bu kervan Hüseyin&#8217;in mesajını halka iletecek, reklamını yapacak ve Müslümanların kalblerini bu trajedi üzerinde düşündürmeye zorlayacaktı.&#8221;  </p>
<p> Tarihsel sonuçları bilen çağdaş Şii yazar, Hüseyin&#8217;in de kendi başına gelecekleri aynısıyla bilerek Mekke&#8217;den ayrıldığını gerçekmiş gibi anlatması onu yüceltmiyor. Tersine küçük düşürüyor. Başlarda anlattığı bazı nedenlere dayandırıp bir sonuca vardıran diyalektiği de ortadan kaldırıyor. Hüseyin&#8217;in kendi alınyazısını bildiği ve buna engel olunanacak her türlü yardım ve kurtuluş önerilerini reddettiğine inanan Şiiler (ve gelenekçi Alevilerin)  anlayışıdır bu.  Onlara gore; Muhammed torunu Hasan&#8217;ın ağzından, Hüseyin&#8217;in ise boynundan öper ve ağlarmış. Sorulduğunda İslam Peygamberi, Hasan&#8217;ı ağzından zehir içirerek, Hüseyn&#8217;i boynunu keserek şehit edeceklerini söylermiş. Dahası Kerbela&#8217;da  melekler ve cinler ordularını çekip, Hüseyin&#8217;e yardıma gelmişler, ama o kabul etmemiş. Örneğin yukarıda 13 no.lu dipnotta sözünü ettiğimiz  Hatayi&#8217;nin Kerbela şiirinde şu dizeleri de görebiliyoruz:</p>
<p> İmdadına geldi cıfir-i cinni<br /> Başında var idi yüzbin ecinni<br /> Emreyle Hüseyin koymayak cannı<br /> Ne yaman kastetti kafir mervanı          <br /> Emredin adem donuna girelim<br /> Görünerek karşısına duralım&#8230;</p>
<p> Hüseyin&#8217;in İsa&#8217;ya benzetilerek, dünya insanlığının kurtuluşu için kendisini ve ailesini kurban etti yargısı da fazlaca idealist yaklaşımdır. Elbetteki,  İsa Peygamber de insanlığı kurtarmak amacıyla isteyerek çarmıhta ölüme gitmemiştir. Ancak her ikisi de hak bildiği, doğruluğuna inandığı yaşam biçimini oluşturan inancını sürüdürememektense, ölmeyi yeğledikleri gerçektir. İsa&#8217;nın direnci, çarmıhtaki dayanılmaz büyük ızdırabıdır. Hüseyin ise en yakınlarının, gözleri önünde tek tek  hunharca şehit edilmelerinin verdiği büyük manevi acıyla birlikte, son nefesine kadar vuruşarak da direnmiş olmasıdır. </p>
<p> 2. e İmam Hüseyin Zalimlerin Zulmüne Karşı Ölümüne Direnmenin Simgesidir, Ağlama ve Dövünme Duvarı Değildir  </p>
<p> Hüseyin&#8217;in Kerbela&#8217;ya kadar yolcuğunu uzatması, ailesini ve kendisini ölüme değil, tersine kurtuluş umudunu yakalaması içindi. Bu umut Hicaz ve Irak topraklarından uzaklaşmaya bağlıydı. Hüseyin&#8217;in bu yolla kurtuluşu, Emevi yönetimi altında ezilen, her türlü maddi ve manevi baskıyla sömürülen halkların da zamana yayılı (belirli bir zaman içinde) kurtuluşu olabilirdi. Yoksa  Hüseyin, Tamimli Hür b. Yezid&#8217;in başında bulunduğu öncü kuvvetlere saldırsaydı yine aynı felaket yaşanacaktı. Küfeli askeri birliğin başındaki Ömer b.Sad&#8217;la, dolayısıyla Küfe valisi Ubeydullah ve Emevi Halifesi Yezid b. Muaviye ile görüşmelerin tam sekiz gün sürmesi, kurtuluş  için Hüseyin&#8217;in bir çeşit gönüllü sürgünde ısrarından olmalıdır. Ancak yönetim onun gizli niyetlerinden kuşkulandığı için Kerbela&#8217;dan uzaklaşmasına izin vermemiş ve &#8216;Yezid&#8217;e biatı&#8217; dayatmıştır. Oysa Hüseyin, hangi görünümde gerekçeler gösterilirse gösterilsin, bunun nasıl bir gurursuz ve aşağılanmış bir tutsak yaşam olduğunu biliyordu. Kardeşi Hasan&#8217;nın, halifeliğini kabul ederek Muaviye ile yaptığı anlaşmayla yaşadığı 19 yıllık Medine esaretine, kesinlikle bir daha  geri dönemezdi. Manevi ölümü değil, direnerek ölümü, nesnel yokoluşu tercih etti. İnsanın,  toplum yararına yarattığı düşünce, inanç  ve haklı dava uğruna ölümü, onun manevi olarak sonsuza kadar yaşamasını getirmiştir. Hüseyin de, zalimlerin zulmüne ve haksızlığa karşı ölümüne direncin simgesi olarak hep yaşamış, bayraklaşmıştır. Onun yaşaması, Kerbela kırımıyla birlikte  ortodoks İslam olarak tarihte yerini almış bulunan Şiiliğin, her Muharrem ayında &#8216;Kerbala Tragediası&#8217; gibi sunuşu ve Şiilerin karalara bürünüp, zincirler ve kesici aletlerle vücutlarına acı verme törenleriyle olmamıştır; o ağlama-sızlama ve dövünmeyle simgelenen cansız duvar değildir. O, mücadelede, sabır ve direnişte hep yeniden can bulmuştur.  Hüseyin&#8217;in  14 yüzyıldır yaşaması; öcünü almak adına ilk isyan ateşini yakarak, onun direnişi ve haksızlığa başkaldırısını kendilerine bayrak yapan, 684&#8217;lerde Sabai-Kaysani&#8217;lerle başlayıp, 15 ve 16. yüzyıllardaki Kızılbaş direnişlerine kadar süren yüzden fazla ihtilalci Alevi siyasetleriyle gerçekleşmiştir. </p>
<p> Emevi yönetimleriyle işbirliği yaptıkları kadar, Abbasi yönetimine büyük vezirler ve valiler vermiş Ortodoks Şiiliğin ve Şiilerin Ali evladına, Ehlibeyte sevgisi ve bağlılığı hiçbir zaman Alevilerinki kadar olmamıştır. Çağlar boyu sürdürdükleri, Muharrem ayında Kerbela Şehitlerine ağlama, yas tutma ve dövünmeler, (Küfeli) Şiilerin Hüseyin&#8217;e ihanetleri ve Yezid ordusuna katılıp onlara  silah çekme günahlarını bağışlatmak içindir. Deyim yerindeyse, tövbe etme ve Hüseyin&#8217;den af dileme törenleridir. Bu törenler, Küfeli ihanetçi Şiilerin Hüseyin&#8217;i şehit etmelerinden sonra kurdukları Tavvabin (Tövbeciler, tövbe edenler) geleneğinin sürdürülmesidir. Aşağıda anlatacağımız gibi, bu kişileri harekete geçirmiş olan sadece suçluluk duygusuydu. Emevi yönetimine baş kaldırarak sürdürdükleri mücadeleyi, Kerbela&#8217;da Hüseyin&#8217;in tarafına geçerek sürdürselerdi, tarihin seyri değişebilirdi. </p>
<p> 3. Küfede Tavvabin (Tövbe edenler) Örgütlenmesi ve Suçluluğun Bedelini Ödeme Çabaları</p>
<p> Hüseyin&#8217;in ölümünden kısa bir süre sonra, ihanetlerinin korkunç sonuçları karşısında Küfelilerin vicdanları rahatsız oldu. Tanrının yaptıkları bu ihaneti  bağışlaması için, &#8220;Tavvabin&#8221; örgütünü kurarak, Hüseyin&#8217;in öcünü almaya ve kendilerini bu uğurda feda etmeye andiçtiler. Yaşları altmışın altında olmayan kişilerden oluşan bu örgüt 100 kişiyle kurulmuştu. Başlarında Huzaa kabilesine mensup, Peygamberin eski sahabilerinden Süleyman b. Surad bulunuyordu. Bu kişi daha önce de Hüseyin&#8217;i Küfe&#8217;ye çağıran Şiilerin başındaydı. Bunun yanısıra Tavvabun veya Tavvabin (Tövbe edenler) adı verilen bu Şii örgütünün oluşturduğu birliğin başında Fezare, Ezd, Bekr ve Becile kabilelerinden dört başkan daha vardı. Yezid&#8217;in ölümüne kadar gizli kalan örgüt, Süleyman&#8217;ın toplantılarda sık sık yaptığı aşağıdaki konuşmayla, giderek genişliyordu:</p>
<p> &#8220;Altından buzağı yapıp ona taptıktan sonra eski İsraillilerin yaptığı şeyi siz de yapın! Musa onlara &#8216;büyük günaha girdiniz, şimdi bu günahı ölümle silin&#8217; dediğinde onlar, ancak bu suretle suçlarından kurtulacaklarını anladıkları için, boyunlarını bıçağa uzatmışlardı. Şu halde siz de öyle yapın. Kendinizi ölüme adayın, kılıçlarınızı ve mızraklarınızı bileyin; kendinize savaş araçları ve at hazırlayın! Allahın yanında af aramanın yegane çaresi, sonunda mahvolsak bile kendimizi mücadeleye atmaktır. Ölülerin durumu, işlediğimiz suç yüzünden işkence gören biz yaşayanlardan daha iyidir. &#8221; </p>
<p> Hepsi tam anlamıyla örgütün üyesi olmamakla birlikte, söylentiye göre 16 000 kişi savaşmak üzere yola çıkma sözü vermişlerdi. Ayrıca Medain ve Basra kentleriyle de ilişki kurulmuş bulunuyordu. </p>
<p> Amaç Hüseyin&#8217;in öcünü almaktı. Gerek İslam İmparatorluğunda ve gerekse Küfe&#8217;deki siyasi değişiklikler dolayısıyla harekete geçme zamanı gelmişti. İlk hedefin, önce Küfe&#8217;yi ele geçirmek ve Ubeydullah&#8217;a boyun eğip, Ömer b. Sad&#8217;ın ordusuna katkıda bulunarak, Hüseyin&#8217;in  katli suçuna ortak olan eşrafın kovulması isteniyordu. Süleyman ise buna karşı çıkmış ve asıl hedefe, yani Emevi yönetimine ve şimdi yeni Halife Mervan adına Elcezire bölgesinde savaş durumunda bulunan Ubeydullah b. Ziyad&#8217;a karşı onları yönlendirmişti. Böylelikle diğer kentlerdeki Şiilerle birlikte Küfe eşrafının da desteğini alacaklarını umuyordu. 15 Kasım 684&#8217;de, İbn Ziyad&#8217;a karşı savaşmak üzere Küfe yakınlarında Nuhayle&#8217;de toplanma kararı alındı.</p>
<p> Toplanma gününde  16 bine karşı,ancak 4000 kişi biraraya geldi. Birkaç gün sonra, her kabileden Araplar ve bazı Kurra (Kuran okuyanlar) ehlinden oluşan atlı ve iyi donatılmış bu birlik Kerbela&#8217;ya vardı. Tavvabin birliğinde yabancı köleler ve azatlılar, yani mevali  yoktu. Bu isyancı silahlı birlik tamamıyla Ortodoks Şiilerden oluşturulmuştu. Kerbela&#8217;da Hüseyin&#8217;in mezarının çevresinde bir gün boyunca geceli gündüzlü ağlayıp sızlayarak, hem kendisine karşı suçlu olduklarını itiraf ettiler hem de öç almaya and içtiler. 19-20 Kasım 684, ilk Kerbela şehitlerini anma ve ilk matem törenlerinin yapıldığı tarih olmalıdır. Buradaki kalabalığın, aynı dönemdeki  Hacı olmak için Kabe&#8217;yi tavaf edenlerden çok daha fazla olduğu bildirilmektedir. Buna dayanarak,  J.Wellhausen&#8217;in İranlıların değil,  Küfeli Tövbecilerin (Tavvabin) Kerbela Şehitleri kültünü yarattıklarını söylemesi bizce de doğrudur.  Ancak İranlı Şiiler, bu matem geleneğini trajik bir biçimde yüzyıllardır sürdürürken, Küfelilerin ihanet suçluluğuna da ortak olduklarını hiç düşünmediler mi acaba?</p>
<p> Süleyman&#8217;ın başında bulunduğu Tavvabin Şii ordusu, Fırat kıyısı boyunca hareket ederek Karkısiye&#8217;ye, oradan da Habur ırmağı üzerinden Resulayn&#8217;de karargah kurdu. Burada  dinlenme halindeyken, Ubeydullah&#8217;ın 30 bin kişilik beş Suriye birliğinden ikisi tarafından 4 Ocak 685&#8217;te ansızın bir saldırıyla kuşatılıp darmadağın edildi. Yiğitçe çarpışan  Tövbecilerin çok büyük bir kısmı öldürüldü. Sağ kalanlar geri çekilirken, zamanında kendilerine katılamıyan Medain ve Basralı Şiilerle karşılaştılar. Ama artık iş işten geçmişti. Toparlanıp savaşı sürdüremediler.</p>
<p> Bu kişileri harekete geçirmiş olan sadece suçluluk duygusuydu. Bu çabayı Kerbela&#8217;da Hüseyin&#8217;in tarafına geçerek sürdürselerdi, kuşkusuz tarihin seyri değişecekti. Artık yapıp yapacakları tek şey gözyaşı dökmekti. Böylece, büyük yas içinde karşılıklı ağlaşıp dağıldılar. Bu uğurda ölenler ise ihanet suçluluğunun bedelini ödemiş oldu.   </p>
<p> 1. Kaysaniler (Sabai-Kaysaniyya-Muhtariyya) Hüseyin&#8217;in Öcünü Alıyor </p>
<p> Yezid&#8217;in ölümünden sonra, Küfe&#8217;de farklı kabile partilerinin başkanları, yani yüksek Küfe eşrafı (kabileler aristokrasisi) 683 yılında toplanarak, Hicaz&#8217;da halifeliğini ilan etmiş olan  Abdullah İbn Zubeyr&#8217;in yönetimini tanımaya karar vermiş. Ondan kendi şehirlerini yönetecek bir temsilcisini göndermesini rica etmişlerdi. Böylece Irak İbn Zubeyr&#8217;in  yönetimi altına girmişti. Ancak temsilcilerle birlikte oraya, Ali&#8217;nin Hanife kabilesine mensup Havle adındaki kadından olan üçüncü oğlu Muhammed İbn al-Hanafiya adına Şiiler arasında propagandayı ilerletmiş olan Mukhtar as-Saqaft (Sakafi) da gelmiş bulunuyordu. 684&#8217;de bir Cuma günü Küfe sokaklarında &#8220;Size zafer ve kurtuluş müjdeliyorum. Bu iş Süleyman&#8217;ın başaracağı bir iş değildir!&#8221;diye bağırmaya başladı. Ancak Kerbela Şehitleri uğruna harekete geçmiş olan Tövbeciler örgütü, Mukhtar&#8217;la birleşmeyi reddetmişlerdi.  </p>
<p> Buna rağmen, farklı bir sosyal nitelikte bulunan Şii Tavvabin  hareketinin de öcünü almak Mukhtar&#8217;a düştü. Sakif kabilesinden olduğu için Muhtar as-Sakafi adıyla anılan bu kişi yüksek bir aileye mensuptu. Babası, Büveyh Nuhayle&#8217;nin yanında İranlılara karşı İslam ordusuna kumanda etmiş ve bu savaşta ölmüştü. Halife Ömer&#8217;in oğlu Abdullah eniştesi oluyordu. Kendisi ise büyük nüfuz sahibi ve önemli bir kişi olan Ensar&#8217;dan Numan b.Beşir&#8217;in kızıyla  evliydi. Küfe&#8217;de bir evi ve yakınında, içinde 100 İranlı kölenin (mevali) kişinin çalıştığı Hutarniye çiftliği vardı. Muaviye&#8217;nin ölümünden sonra, bu mevlaları (köleleri) ile Küfe&#8217;ye gelip Müslim Akil&#8217;i evinde konuk etmiş ve ayaklanmaya katılmış ve Ubeydullah&#8217;tan çok kötü bir dayak yemiş olduğu söylenir. Bu yüzden, onu erinde gecinde parça parça ederek, Hüseyin&#8217;in öcünü alacağı üzerine yemin etmiş.</p>
<p> J.Wellhausen, Muhtar&#8217;ın geçmişinin karanlık içinde olduğunu söylerken, olasıdır ki Şehristani&#8217;nin Muhtar için söylediği, &#8220;Şii ve Kaysani olmak için Al Zubeyr&#8217;in partisine girmeden önce Harici olarak siyasete başladı&#8221; sözlerini kasteddiyor anlaşılıyor. Ama kendisi kullanmadığına göre, bu birbiriyle çelişen nitelemelerin, belki onu kötülemek için söylendiğini düşünüyor olmalıydı.   </p>
<p> 1. a Muhtar as-Sakafi Muhammed al-Hanefi Adına Sabaileri Eşitlik Düşüncesinde Birleştiriyor</p>
<p> Kuşkusuz bunların hareketi yükseltmede çok büyük önemi vardı. Muhammed al-Hanefi ile görüşüp ondan, &#8220;Tanrı, Ali oğullarını kim düşmanlarından kurtarırsa ondan razı olacağı&#8221; icazetini almış ve hatta İbrahim b. Al-Eşter gibi Şii eşraftan bazılarına, kendisine itaat etmesi için mektup bile yazdırmıştı. </p>
<p> Al-Hanefi, babası ve ailesini tanrısallaştıran ve Ali&#8217;nin kendisinde zuhur ettiğine, kurtarıcı (Mehdi) olduğuna inanan Sabaileri kendine destek yaptı. Mekke ve Medine&#8217;de yaşadıkları yıllarda Hasan ve Hüseyin&#8217;in yapmadığını yapmış, Heterodoks İslam inancına sarılmış aşağı tabakadan emeği ile geçinen halkı ardına almıştı. Şehristani gibi Sünni-Şafii İslam  heresiografları, Muhtar&#8217;ın Muhammed al-Hanefi&#8217;yi isyan için kandırdığı ve baştan çıkardığını söylüyorlarsa da, bu doğru olamaz. Sakafi kabilesinden olan Muhtar&#8217;ın  toprak sahibi olduğu ve çiftliğinde köleleştirilmiş savaş tutsaklarını çalıştırdığını söylemiştik. Kendisi altmış yaşın üstündeydi ve birçok savaşlara katılmış, önderlik girişimlerinde bulunmuş. Ancak pek başarılı olamamıştı. Ama, Muhammed al-Hanefi&#8217;yle görüştükten sonra çok farklı bir stratejiyle harekete geçiyor. Muhammed al-Hanefi, Abdullah İbn Saba&#8217;nın gizli Ali kültünü daha geliştirdiği anlaşılıyor. Ayrıca Ali&#8217;nin azatlısı, kendisinin de öğrencisi olduğu söylenen Kaysan&#8217;a atfen onlara &#8216;Kaysaniyye&#8217; adının verilmesi de, al-Hanefi&#8217;nin Muhtar&#8217;a kimlerle hareketi götürebileceğini önerdiğinin göstergesidir.</p>
<p> Muhtar as-Sakafi, Ali&#8217;nin çok yakın arkadaşı (Alevi inancındaki  kırklardan biri sayılan) Malik al-Eşter&#8217;in oğlu İbrahim&#8217;i de yanına alınca 685&#8217;in 18 Ekim&#8217;inde Küfe&#8217;de Hüseyin&#8217;in öcünü alma parolasıyla başkaldırdı. Üç gün içinde Küfe eşrafı teslim oldu ve Muhtar&#8217;ın  egemenliğini kabul ettiler. Vali İbn Muti kaçıp saklandı. Muhtar vali konağına yerleşerek eşraftan, Muhammed al-Hanife adına &#8220;Tanrının kelamı, peygamberin sünneti ve Kutsal Ailenin öcünü alma, kafirlerle savaş, zayıfları koruma&#8221; üzerine  biat aldı. Hazineden aldığı 9 milyon dirhemle savaşçılarını ödüllendirdi. Yaklaşık 9000 savaşçıya 200 ila 500 dirhem dağıttı. Öç için başkaldırmış olan Muhtar, hemen hemen kansız ele geçirdiği Küfe&#8217;de heyecanı yatıştırarak, düşman partiler barıştırma çabasına girdi. Adaleti sağladı. Aynı yıl içinde İbn Zübeyr, Muhammed al-Hanife&#8217;yi Kabe&#8217;de kuşatarak, kendisine biat etmediği taktirde öldürmekle tehdit etmişti. Yardım istemesi üzerine Muhtar, 4000 kişilik lobutlu birliklerle gelerek onu kurtardı ve böylelikle Mekke&#8217;yi de elegeçirmiş oldu. Bu arada Küfe&#8217;den Muhammed al-Hanefi&#8217;ye getirdiği para askerler arasında paylaştırıldı.</p>
<p> Muhtar&#8217;ın az önce kısaca değinildiği gibi, başına geçtiği, isyana götürdüğü apayrı bir toplumsal kesimdi. Büyük çoğunluğu Arap olmayan,  Mevali dedikleri yabancılardı. Bunlar Küfe halkının yarısından fazlasını oluşturuyor, zenaat ve ticaretle uğraşıyorlardı. Hatta Arap savaşçıları (askeri aristokrasi) halkın yiyecek işini bunlara bırakmıştı. Bunların çoğu köken ve dil bakımından  İranlıydı. Savaş tutsağı olarak Küfe&#8217;ye getirilmiş, burada İslamı kabul ettikten sonra azat edilmişler ve mevla  adıyla Arap kabileleri arasına kabul edilmiş. Görünüşte köle değillerdi, ama efendilerine sıkı sıkıya bağlı, onların himayesine muhtaç ve kendilerine hizmet etmekle yükümlüydüler. Muhtar Mevali&#8217;nin yüreğindeki azatlı kölelilikten kurtulup, Arapların sahip oldukları haklara sahip olmak, onlarla eşit olmak duygularını körüklemiş. Kendi eski dinlerinden ödünç alınmış inanç ögeleriyle beslenmiş Kaysanilik bayrağı altında, Hüseyin&#8217;in öcünü alırken, asıl kendilerini ülkelerinden etmiş, topraklarından koparıp köleleştirmiş Arap efendilerinden büyük hınçlarını çıkaracaklardı. Muhtar&#8217;ı iktidara götürürken kendilerinin de Araplara eşit ve özgür bir yaşama kavuşabilme umut ve sevinci yaşıyorlardı. Silah olarak sadece topuz (lobut) kullanan Muhtar&#8217;ın azatlı köle  askerleri, kendileriyle yanyana değil karşı karşıya bile savaş yapmayı hor gören Arapları, kendileriyle  eşit saymasından ötürü ona çok sıkı bağlanmışlardı. Üstelik Muhtar&#8217;ın &#8220;zayıfları koruma siyaseti&#8221; bu azatlı köleleri ilgilendiriyordu. Böylece Muhtar aristokrat bir Arap olduğu halde, ezilen horlanan sınıflara önderlik yapan , Abdullah İbn Saba&#8217;dan sonra ikinci kişi olma onuru taşır. Hem de bu sınıfların hak ve özgürlüklerini kazanması ve korunması üzerine siyaset yaparak. Muhtar&#8217;ın bencillik ve yükselme tutkularına, Şii kitleleri ve yabancı azatlı köleleri  alet ettiği ve Hüseyin&#8217;in öcünü almayı bahane ederek onları kullandığı savları doğru olamaz. Dozy, A. Müller ve J. Wellhausen gibi Avrupalı İslam tarihçilerinin temelde birleştikleri bu sav, isyancı halk önderlerini sevmedikleri ve dinsel heterodoksizme karşı olduklarındandır. Ayrıca tarihsel olaylara din ve idealizm açısından bakmış olmaları onları bu türden yargılara götürüyor. </p>
<p> Bu tarihçiler, Muhtar&#8217;ın başkaldırdığı Küfe&#8217;de, savaşlar yaptığı Hicaz&#8217;da Suriye&#8217;de, kısacası İslam İmparatorluğunun heryerinde kendilerini efendi sayan Arapların nüfusu kadar, Pers, Kürt, Türk, Nubialı-Afrikalı yabancı kölelerin nasıl insanlık dışı koşullarda yaşadıklarını sanki bilmiyorlardı! Ortodoks İslam yönetiminin ezdiği, hor gördüğü ve Arap kent eşrafı ya da büyük toprak sahiplerine uşaklık ettirdiği bu ezilen kitlelerin insanca yaşamalarını sağlayacak sınıfsal çıkarlarını kendi çıkarlarında birleştiren önderlere, geçmişi ne olursa olsun sadece saygı duyulur. Bu çıkar birleşimi egoizmle tanımlanamaz. Bizzat J.Wellhausen&#8217;in kendisinin &#8220;Taberi tarihinde Ebu Mihnef&#8217;in Muhtar hareketi hakkındaki rivayetlerinin hepsi de, önce Muhtarın tarafında olmuş sonra da ondan ayrılmış olanlardan alınmıştır&#8221;diyerek itiraf ettiği halde, bu önemli toplumsal mücadeleye ilişkin bilgileri, Taberi&#8217;den farklı değerlendirmemektedirler.</p>
<p> Muhtar, iki yıl boyunca Hicaz&#8217;da, Suriye&#8217;de, Irak&#8217;ta İbrahim Eşter&#8217;le birlikte yaptığı savaşlarda, karşısına çıkan orduları yenerek bölgeye tamamıyla hakim olmuştu. Kaysani hareketi batılı ve Sünni tarihçilerin yazdığı gibi bir Şii hareketi değil, temelde yabancı kölelerin, azatlıların, yani ezilen halkların, efendilere-sahiplerine karşı yaptıkları sınıf savaşımıydı. Ali inancı örtüsüne  bürünmüş oğlu Muhammed al-Hanefi&#8217;de somutlaştırılan bir Alevi (Heterodoks İslam) halk hareketidir. Mücedelenin güdüsü, Hüseyin&#8217;in öcünü almaktı. J.Wellhausen  genişçe  fakat çok karışık bir biçimde ele aldığı  hareketi anlatırken   bir yerde sanki bir Emevi tarihçisiymişçesine söylemler kullanarak şöyle yazıyor: </p>
<p> &#8220;Esir düşen Hüseyin&#8217;in katillerinin idamıyla başlayan hareket, kaçanların izlenmesiyle de sürüp gitti. Kerbela&#8217;nın baş suçluları, güya Medine&#8217;deki korkuluk İbnül Hanefiye&#8217;nin emriyle, birer birer saklandıkları yerden çıkarıldılar. Uşaklar ve azatlılar iz süren köpekler gibi eski efendilerini arayıp buluyorler, kadınlar kocalarını eleveriyorlardı. Sadece Şemir b. Zi Cevşen değil, Ömer bin Sad  ve diğer bir çok Kureyşli canlarından oluyordu. Eşraftan kaçabilenlerin çoğu Basra&#8217;ya, Mus&#8217;ab&#8217;ın yanına gittiler.&#8221;    </p>
<p> Bu büyük toplumsal başkaldırı hareketi, Mekke&#8217;deki Şii halifeye bağlı Sünni ve Şii eşrafın, büyük toprak sahipleri ve Arap kabile başkanlarının desteklediği Basra valisi Mus&#8217;ab tarafından, 687&#8217;de yine Küfe&#8217;de boğuldu. İbrahim b.Eşter&#8217;in  ordusu Suriye&#8217;de bulunduğu bir dönemde, Mus&#8217;ab ordusuyla Küfe&#8217;yi kuşattı. İbrahim&#8217;le haberleşmesine de engel olarak Muhtar&#8217;ı içkaleye sıkıştırdı. Muhtar 4 ay direndi. Açlık ve susuzluk başgösterince bir yarma hareketi yapmak istediyse de başaranadı.  Son çare olarak, 19 adamıyla yaptığı çıkış hareketinde  67 yaşındayken öldürüldü. 6-8 bin arasında  azatlı köle öldürüldü. Karısı da idam edildi. Mus&#8217;ab, Mevali&#8217;den öç almak isteyen Küfe asillerine izin verdi. Bu yüzden oluk gibi yabancı azatlı köle kanı akıtıldı. Oysa Muhtar, Küfe&#8217;yi ele geçirdiğinde kölelerin Küfeli efendilerine karşı giriştikleri böyle bir katliamı önlemişti.   </p>
<p> &#8220;Baskı altındaki halk tabakalarıyla bağlantı kurunca, diyor J.Wellhausen, Şia milli Arap zeminini terketti. Bağlantının harcı islamdı. Ama, bu eski islam değil, yepyeni başka bir dindi. Bu Muhtar&#8217;ın da içinde bulunduğu karanlık ve sapık inanç, maruf (tanınan) adıyla Sabaiyye&#8217;den neşet etmekteydi (doğmaktaydı). Bunlar şimdi, Şia&#8217;nın Sünniliğe karşı daha reddedici bir tavır takınmaya ve Sünnilik ile farklarını kesin olarak belirtmeye zorlanması nedeniyle, geniş çevrelerde üstünlük kazanan bir yön tutturdular. Sabaiyye&#8217;e Kaysaniyye de denir. Kaysan mevali&#8217;nin başıydı. Eğer aynı zamanda  o Sabailerin de başı idiyse, bundan Sabailerin de Mevali olduğu anlamı çıkar.&#8221;   Sabaileri incelerken üzerinde genişçe durduğumuz gibi, ilk kez Abdullah İbn Saba Ali yandaşlığını, Ali inancı-tanrısallığı olarak ezilen yabancı, köleleştirilmiş halklara mevaliye ve yoksul Araplar arasına taşımıştır. Kaysan da, Ali&#8217;nin mevlası olması dolayısıyla  Abdullah ibn Saba&#8217;nın arkadaşı ve Sabai önderlerindendi. Abdullah İbn Saba ve arkadaşları öldürülmeleri sırasında Kaysan Muhammed al-Hanefi&#8217;nin de mevlası  olarak onun aralarında yaşadığı Hanifa kabilesinde saklanmış olabilir. </p>
<p> Burada  Sayyid al-Himyari ve Kusayrinin anlattıklarından hareket ederek bir gerçeği daha ortaya çıkarmak olası görünüyor: Muhammed al-Hanefi dördüncü İmam olarak, Hüseyin&#8217;in ölümünden sonra, &#8220;hak ve adaleti  zafere ulaştırmak için&#8221; ortaya çıkışı ya da Muhtar tarafından ortaya çıkarılışı, bir diriliş, yani ölümden hayata dönüş gibi değerlendirilmekteydi.</p>
<p> İbn al-Hanefi, bu ölü yıllarını(!) da Ridwa dağında yeşillikler içerisinde, bir arslanla panterin eşliğinde, bal ve su akan iki kaynaktan beslenerek geçirmişti.  Kuran&#8217;da (LV, 50, 66) cenneti ve İncil&#8217;de (II,7) İsa&#8217;yı anlatan ayetler anımsatan bu inançsal betimlemeler, İbn al-Hanefi&#8217;nin olasılıkla Ali&#8217;nin ölümünden sonra, 25 yıl boyunca ölmüş olduğunu etrafa yayan kabilesi tarafından Medine yakınındaki Ridwa dağında saklandığını göstermektedir. Wellhausen&#8217;in Taberi&#8217;ye dayanarak söylediği gibi bunların inancı &#8216;ayrı din&#8217; değildi. Heteredoks İslam, yani proto Alevilikti. Mevalinin eski dinlerinden alınan inanç ögeleriyle &#8216;İslam harcı&#8217; yoğurulup sunulmuştu. </p>
<p> Muhtar as-Sakafi, Sabailiğe-Kaysaniliğe Eski İnançlardan Ögeler sokarak  Felsefi derinlik kazandırmıştır. Ama asıl Muhtar&#8217;ın Kaysaniliğe getirdiği ve Şehristani&#8217;nin  &#8220;asla kabul edilemez&#8221; dediği; iradei cüziyye, yani özgür insan iradesinin, iradei külliye, yani herşeyi tanrı istemine bağlıyan tanrısal iradeyi değiştireceği, onun yerine geçeceği (akılcı) inanç ve düşüncesidir. Ona göre, özgür insan iradesi kendisi hakkında kararları vermeğe hakkı vardır: Tanrının baştan yapılmasını arzu ettiği ya da buyurmuş olduğu şeylerin ansızın tersini yapılmasını istemesi, yani istediği zaman istediği şeyi yapması sayılan iradeyi küllüye kabul edilemez. O zaman Tanrı, farklı koşullarda verdiği buyrukların hepsini, karşılıklı olarak kaldırmış demektir. İnsanlar bu yükümlülükleri yapmayabilir. Kendi iradesine göre yargıya varmalıdır. İnsan iradesi herşeyin üstündedir&#8230;  </p>
<p> [1] Julius Wellhausen, Çev. Fikret Işıltan,İslamiyetin İlk Devrinde Dini-Siyasi Muhalefet Partileri, Ankara-1989, s. 157</p>
<p> [2] Moojan Momen, An Introduction to Shi&#8217;i Islam, Yale University Press-1985, s.26-27.</p>
<p> [3] Veli Baba Menakıbname&#8217;si, Haz. Doç.Dr. Bedri Noyan, İstanbul-1993, s.82.</p>
<p> [4] Emevilerin bu siyasetlerini fethettikleri, yayıldıkları ülkelerin en küçük birimlerine kadar götürdüklerini, 10.yy. Arap gezgini İbn Fadlan&#8217;dan öğreniyoruz: &#8220;Kharizm ülkesinde Ardakuva adında bir köy var. Burada oturanlara Kardaliya denilmektedir. Dilleri tıpkı kurbağa viyaklamasına benzemekte. Her namazın sonunda inananların emiri Ali bin Abi Talib&#8217;e lanet etmektedirler.&#8221; (İbn Fadlan, Fransızca Çeviri: Marius Canard, Voyage Chez Les Bulgares de la Volga (Volga Bulgarları Arasında Gezi) Paris-1983, s.14)</p>
<p> [5] Julius Wellhausen,Agy, s.91-98</p>
<p> [6] Julius Wellhausen,Agy, s.28.</p>
<p> [7] Franz Rozenthal, Türkçesi: Prof. Dr. Ahmet Arslan, Erken İslam&#8217;da Mizah, İstanbul-1997, s.35,162-164; 48,92,107,204; 113-118, 132, 152, 172 vd.182.</p>
<p> [8] J. Wellhausen, agy, s.104.</p>
<p> [9] Veli Baba Menakıbnamesi, agy, s.81.</p>
<p> [10] J.Welhausen, agy. s. 106</p>
<p> [11] ..to al-Hurr at-Tamimi, the young  commander of a military detachment numbering one thousand, to intercept  Husayn&#8217;s party as it approached Kufa: M. Momen, agy.s.29.</p>
<p> [12] J.Welhausen, agy. s.107.</p>
<p> [13] Tamimli Hür b.Yezid, isim benzerliğinden dolayı genellikle Emevi halifesi Yezid&#8217;in oğlu olarak bilinir. Babasına karşı çıkmış, onu lanetlemiş  ve  Hüseyin&#8217;e geçmiş bir oğul olarak adı Kerbela şehitleri arasında saygıyla anılır.  Kızılbaş Safevi Devletinin kurucusu Şah İsmail Hatayi de 46 dörtlük içinde anlattığı Kerbela olayında çok sayıda dörtlük içinde Hür&#8217;ü övmekte ve  Yezid&#8217;in oğlu olarak tanımlamaktadır(Nejat Birdoğan, Şah İsmail Hatai, İstanbul, 1991, s.55-61) Olasıdır ki o bu yanlışı kasıtlı yapmıştır. Yezid diye nitelendirilen Osmanlı Padişahının, yani Kızılbaş düşmanının oğlu da babasına lanet edebilir bilincini yayacak bir propaganda sezilebilir bu şiirde:</p>
<p> Ol Yezid&#8217;in bir evladı var idi<br /> Gayetden pehlivan ismi Har idi&#8230;<br /> İsmi Har idi değişti Hür oldu<br /> Gayetten sevdiler ol pehlivanı&#8230;</p>
<p> Babası oğlana gayet kakıdı<br /> Oğlan babasına lanet okudu<br /> Kerbela çölünde erişti zata<br /> Öptü secd&#8217;eyledi tuttu demanı</p>
<p> [14] M. Tevfik  Oytan, Bektaşiliğin İçyüzü   Cilt 1, İstanbul-1960, s.246.</p>
<p> [15] J.Welhausen, agy, s.114, dipnt.40.</p>
<p> [16] M.Momen, agy.s. 31-32.</p>
<p> [17]&#8230;would publicise Husayn&#8217;s message and would force the Muslims&#8217; hearts to ponder on the tragedy: M. Momen, agy, s.32)&#8221;</p>
<p> [18] Böyle düşünenlere sormak gerel:İyiliklerin-kötülüklerin ve merhametin-zulmün Tanrıdan geldiği biçimindeki kaderci anlayışla Kerbela olayına bakılırsa, Yezid aracılığıyla Hüseyin&#8217;e zulmü, ezayı ve cefayı bizzat Tanrının kendisi yapmış olmuyor mu? O zaman Muaviye ve Yezit&#8217;le birlikte tarih boyu tüm baskıcı ve katil yöneticiler aklanmış olmaz mı? İlginç değil midir? Mevlana Celaleddin de Rum ülkesini (Anadolu&#8217;u) yakıp yıkan, halka zulmeden Mogolları, Tanrının günahkar kullarını cezalandırmak için kendisinin gönderdiğini yazmaktadır.)</p>
<p> [19] J.Wellhausen, agy. s.116-118)</p>
<p> [20] Agy, s.119.</p>
<p> [21]M.Momen, agy, s.35; J.Wellhausen, agy, s.123).</p>
<p> [22] J.Welhausen, agy.s.121-122; Shahristani, Al Milal, (Fr.) s.262.</p>
<p> [23] J. Wellhausen, agy, s.116-150.</p>
<p> [24] J. Wellhausen, agy, s. 136-137</p>
<p> [25] J.Wellhausen, agy, s.131,142.</p>
<p> [26] Taberi Tarihi, 2,s.623, 14. 651, 2 ve 12 den aktaran Julius Wellhausen, agy, s.147.</p>
<p> [27] Shahristani, Al Milal.s.264-265; J.Welhausen, agy.s.152-153.</p>
<p> Kaynak: www.ismailkaygusuz.com</p>
<p> http://ismailkaygusuz.com/makalelerim/arastirma-inceleme-makaleleri/283-kerbela-olayi.html?start=1 </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kerbela-olayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>10 MUHAREM (ÂŞÛRÂ) TARİHTEKİ ANLAMI</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/10-muharem-asura-tarihteki-anlami/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/10-muharem-asura-tarihteki-anlami/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 14:36:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KURBAN BAYRAMI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/10-muharem-athura-taryhteky-anlami/</guid>
				<description><![CDATA[&#8220;Allah bana haber verse Yezid&#8217;de suç yoktur dese Ben böyle istedim dese Ona lahnet ona lahnet&#8221; Feyzullah ÇINAR.- Bana lahnet. Kalan Müzik arşiv serisi   10 MUHAREM (ÂŞÛRÂ) TARİHTEKİ ANLAMI Rıza Aydın Anadolu&#8217;da Kızılbaş &#8211; Alevi diye adlandırılan toplumlarca, Muharrem ayının ilk 12 günü yası- matem günleridir; bu on iki gün boyunca cem olup (bir ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><br /> &#8220;Allah bana haber verse<br /> Yezid&#8217;de suç yoktur dese<br /> Ben böyle istedim dese<br /> Ona lahnet ona lahnet&#8221;<br /> Feyzullah ÇINAR.- Bana lahnet.<br /> Kalan Müzik arşiv serisi<br />  </p>
<p> 10 MUHAREM (ÂŞÛRÂ) TARİHTEKİ ANLAMI<br /> Rıza Aydın</p>
<p> Anadolu&#8217;da Kızılbaş &#8211; Alevi diye adlandırılan toplumlarca, Muharrem ayının ilk 12 günü yası- matem günleridir; bu on iki gün boyunca cem olup (bir araya gelip) muhabbet eden canlar Hüseynin Kerbela&#8217;daki direncini, Yezit&#8217;in bunlara yaptığı vahşeti anarak bu vesile ile tarihsel bilinçlerini tazelerler. </p>
<p> Bizim yörede, çeşitli zamanlarda çeşitli amaçlar için cem yapılır(dı). Bunlara yapılış amaçlarına uygun adlar verilirdi ya da verilirmiş.  Bunlar Abdal Musa cemi, Hızır cemi, adak cemleri, görgü cemleri, Aşura cemi ile muhabbet cemleridir.</p>
<p> Her yıl, zamanı gelince mutlaka olan cemler, Abdal Musa cemi ile Hızır cemidir; bunlar her yıl yaklaşık olarak aynı mevsimde yapılırdı. Hızır cemi kışın bitip, karların kalkmasının istendiği sıralarda yapılırdı, bu cemde kurban edilmez mihmanlara çörek börek ikram edilir, birde gavut topu yapılırdı, cemde garba yelinin esmesi için dualar edilirdi; buna gavut cemi de dediğimiz olurdu. &#8220;Garba Yeli&#8221; esince karları eriten bir yeldi. Mevsimi gelince bu yelin eseceği sırada Hıdır Ellez cemi olur gavut yoğrulurdu. Abdal Musa cemi Kış ayına denk gelir.</p>
<p> Bunun dışında görgü olup yola girecek kişiler için görgü cemi yapılır, düşkünler, dargınlar burada görülürdü, buda ihtiyaca göre yapılırdı. Adak kurbanları da böyle ihtiyaca göre adak adayan kişinin isteğine göre yapılırdın. &#8220;İhtiyaç hasıl oldukça&#8221; yapılan birde muhabbet cemleri, muhabbet için yapılan toplantılar vardı. Muhabbet erbabı bir aşığın ya da bir dedenin mihman olarak geldiğinde, onunla konuşmak için köylü toplanıp cem olurdu. Böylesi bir konuk geldiğinde, o konuğun bir konak evi, yani misafir kaldığı bir evi olurdu, o mihman, konuk olduğu o hanede kalırdı ama o konuğu her hane evine davet ederek, bir muhabbet sofrası kurar o mihman vesilesiyle köylüyü toplayarak (Cem olup) birlikte yemek yenir muhabbetler edilirdi. Öyle konuklar olurdu ki geldikleri köyde bir ay, iki ay, bazen daha da fazla o köyde kalır, bu süre içinde de her hanede bir gün muhabbet ceminin olmasına vesile olurdu. Bu muhabbet cemleri de -babamın tabiriyle söylersem &#8211; &#8220;ihtiyaç hâsıl oldukça olurdu.&#8221; </p>
<p> Bugün geriye baktığımda, bu muhabbet cemleri sayesinde Nesiminin &#8220;Gerçek aslımız sorarsan /biz muhabbetten geliriz / Kabdan kaba süzülerek aşk ile hasıl oluruz&#8221; dediği gibi, bu kültürün, yöreden yöreye, kuşaktan kuşağa süzüle süzüle yetkinleşerek bu günlere gelmesi sağlanmış. Bu muhabbet cemleri bize oturmamızı, kalkmamızı, söze nasıl kadir olunup nasıl konuşmamız gerektiğini, bir kişinin gönlünün nasıl alınacağını, yememizi, içmemizi, gelen bir dostu &#8211; mihmanı nasıl ağırlamamız gerektiğini bize gösterirdi; kısacası bunlar farkında olunmadan geleneğin gücüyle yaşamın içinde bizlere öğretilirdi. Burada destursuz yenilip içilmez, destursuz konuşulmazdı, oturmadan kalkmaya her işin bir adabı vardı. Bir ozanımız &#8220;Aşığın derdi çok amma / Sırrın ishar eylemez / Söylemesi terki edep / Çünkü destur olmadan&#8221; dediği gibi, bu cemlerde insana dair &#8211; Aleviliğe dair aklınıza gelebilecek her şey muhabbete konu olur, usulünce üzerinde muhabbetler edilip tartışılırdı. Muhabbette sınır yoktu. Öyle olurdu ki bu muhabbetlerde aşığın söylediği deyişin bir sözü konuşulur, burada murat edilenin ne olduğu hatta bunun şöyle dense daha uygun olmaz mıydı diye o deyiş üzerine iyileştirmeler onarmalar yapılırdı. Bu yüzden deyişlerimiz bu tarihsel yolculuğumuz sırasında her geçen gün olgunlaşarak bu günlere gelmişlerdir. Anadolu&#8217;daki oluşan bu kültürel söylem birliğinin, ortak dilin oluşmasında, ortaklaştığımız  bu duyguların gelişmesinde bu muhabbet cemlerimizin, bu muhabbet cemlerinde bulunan gezici ozanların Dedelerin büyük katkısı olmuştur. Tekkelerde, ocaklarda yetkinleşen muhabbet erbabı Dedeler &#8211; Âşıklar buradan aldıkları ışığı bütün cem-i cümle yaymak için, bu muhabbetin asaletini yeniden bu âleme hakim kılmak için &#8220;baş açık ayak yalın&#8221; diyardan diyara dolaşarak bu kültür elçiliğini, bu kültürün taşınmasını hakkıyla yerine getirmişlerdir. İrşad edilen kişinin işi aldığı o ışığı başka bir cana da yayıp onu da irşad etmesidir. Bunu yapmak için o kişi ruhunun bütün güzelliklerinden yararlanarak onu ortaya koyardı; güzel &#8211; güzel konuşur bunun için sazlardan, semahlardan, ozanların dizelerinden,  bu yolun yolcusu olup bu topluma mal olmuş bu yolla ismi özdeşleşmiş kişilerin sözlerinden yararlanırdı. Örneğin, Emlek bölgesinin Kızılbaş köylerinde muhabbet cemlerinde bulunan bu muhabbet erbabı kişiler dedeler- âşıklar buradan kalkıp Kaz dağlarındaki Kızılbaş köylerine de konuk olur buralardan topladığı bilgiyi, görgüyü dili, edebiyatı oralara da taşırlardı. Alevilerdeki bu ortak duyuşun düşünüşün nedeni budur. Bu yüzden, Nesimi o dizelerinde dile getirdiği hakikatten dolayı yerden göğe kadar haklıdır.  Bizim gerçek aslımızı sorup merak edenler olursa, işte bu muhabbetlere baksınlar; her şey burada gizli. </p>
<p> Muharrem yası matemi her yıl değişik zamanlarda olurdu ama mutlaka yapılırdı. Bu ayda yapılan muhabbetlerin ağırlıklı konusu Muharrem ÂŞÛRÂ olayıydı. Şehirlerde demokratik Alevi hareketini oluşturan dernekler süreci başladığından buyana bu muharrem sohbetlerini derneklerimizde ya da derneklerimizin düzenlediği ev ortamlarımızda yapıyoruz. Bu muhabbetlerimizde, insanlığa ait, bizlere ait her şey gündeme gelip üzerine muhabbet edilse de ağırlıklı gündem konumuz Âsûra oluyor. Burada maksat Hüseyin&#8217;i anlamak, bunun için empati (duygudaşlık) yaparak onu hissetmektir. Bunun için O&#8217;nun gibi aç susuz kalınır. Bu asla Ramazan orucuyla karıştırılmamalıdır. Bu klasik bir oruç değildir, Nesimi&#8217;nin &#8220;biz bir oruç tutarız ramazana benzemez&#8221; dediği gibi bu ona hiç mi hiç benzemez. Burada önemli olan Hüseyini hissetmek, O&#8217;nun gibi aç susuz kalıp onun gibi haksızın, arsızın karşısında eğilmemeyi bükülmemeyi haksıza boyun eğmemeyi öğrenmektir. Hüseyni direnişin özü budur.  Kızılbaş, Hüseyin gibi tek başına olup darda kaldığı zaman Hüseyni düşünür, aklına Pir Sultan gelir. O güçsüzde olsa, esirde düşse, ipe de çekilse doğru yolundan sapmaz, haksızın karşısında eğilmez, bükülmez onuruyla yaşamak için gerekirse canını yoluna koyar; Hüsyinden Pir Sultana, Pir Sultandan Nesimiye, Nesimiden Seyit Rıza&#8217;ya, Seyit Rızadan Hüseyin İnana, ondan ona ondan buna onlardan da günümüzün Kızılbaşlarına uzanan onurlu çizginin özü budur. Bu yüzden Pir Sultan &#8220;Şimdi bizim aramıza / Yola boyun veren gelsin / Sevdasıyla dalgasıyla hakikati bilen gelsin / Kişi halden anlayınca Hakikati dinleyince / Üstüne yol uğrayınca ayrılmayıp duran gelsin / Pir Sultanım Çelebiye  / Eyvallahım var Veliye / Yoldaşına yol diliyle / Yolun sırrın soran gelsin&#8221; diyor. Bu muhabbet cemlerinde işlenilen öz budur.</p>
<p> Muharrem ayı boyunca, ele bıçak alınmaz, bir canlının canı incitilmez, su içilmez. O ayda köylünün bir malı hastalansa onu kesmez ölürse mundar ölür, ağaç bile budanmaz. </p>
<p> Aşura Muharrem ayının onuncu günü demek, Aşur Arap dilinde on, onuncu demek; bu deyim, bu söyleniş buradan geliyor. Bizim 12 Eylül, 12 Mart dediğimiz gibi, o gün onlarda yaşanılan bu olayı anmak için bu adı verilmişler, kısaca Âşûrâ ONUNCU GÜN demişler. Peki, ne olmuş bu Muharremin onuncu gününde, şu olmuş: aynı zamanda Sünnilerin Halifesi de olan, bu göreve yani Emevi Tahtına babası Muaviye&#8217;den sonra gecen Halife Yezit (Yani 6. Halife) iktidarının önünde bir engel olarak gördüğü Hz. Muhammed&#8217;in torunu, İmam Ali ile Fatima&#8217;nın oğlu İmam Hüseynin kellesini Kerbela&#8217;da kestirmiş. Hüseynin kellesini bir sancağa takarak Kerbela&#8217;dan Başkentleri olan Şam&#8217; görüp Şam sokaklarında Hüseynin kellesiyle top oynar gibi oynayıp eğlenmişler.  Bu ziynetin sonunda Hüseynin kesik başı Halife Yezidin sarayına getirilip bir tepsi içinde Halifelik makamında oturan Yezid&#8217;e sunulmuş.  Orada &#8220;Elerindeki değnekle Hüseynin dişerine vurduklarını, sonrada Halife&#8217;nin  şu şiiri söylediği&#8221; bilinir: &#8220;Keşke Bedirde bulunan büyüklerim sağ olsalardı da bu hâli görselerdi ve sonrada bana, sevinerek, elin vâr olsun diye seslenselerdi. Toplumun ulularını öldürdük, toplumun öcünü aldık; Hâşimoğulları saltanatla oynadılar; yoksa ne gelen bir haber var, ne inen bir vahiy. Bende anamın oğlu olmayayım Ahmed oğullarından yaptıkları işlerin öcünü almazsam.&#8221;    Halife Yezidin önderliğindeki Emeviler bunu bir zafer olarak görüp, o günü bayram günü diye ilan ederek bu günü her yıl bayram diye kutlamışlar. İşte bu vahşetin yaşandığı gün, Muharrem ayının onuncu günüymüş; on muharrem yani âşûrâ tabiri oradan kalmış; bu olayın yaşandığı tarihi zaman dilimi ise İsa&#8217;nın doğumundan 680 yıl, Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;den Medine göçtüğünden 61 yıl sonra yaşanmış. Bu tarihi, bugünkü kullandığımız güneş yılı ile anlamak ya da öyle kavramak istersek bu vahşet İsa&#8217;nın Doğumundan sonra 680 yıl sonra 18 Ekim&#8217;de yaşanmış. Araplar ay takvimi kullanırlar, Kameri denilen bu ay takviminde bir yıl 354 gün olduğundan dolayı bu ay her yıl 11 gün önce gelir; yani Hicri de denilen Kameri ay takvimine göre hesaplanan Âşûrâ &#8211; On Muharrem günü bu yüzden her yılın değişik zaman dilimlerinde gelmektedir. </p>
<p> Bir ara, Hüseynin anılmasını, her yıl onun tam olarak şehit edildiği 18 Ekimde yapalım diye önerilmişti; ama bu öneri sonraları gündemden düştü, niye gündemden düştü onu bilmiyorum. Sanırım gelenekleşmiş anlayıştan kopulamadı.   </p>
<p> Bu önemli olayı bu olaydan sonra Emevi devletinin resmi güçleri ile buna karşı olanlarca kendi çıkarlarına, kendi duyuş kendi düşünüş şekillerine göre, yani onların kendi anlayışlarına, kendi kavrayışlarına uygun olarak anılmış. Bu iki kutbun bu olaya nasıl görüp bunu nasıl andığına kısaca bakalım.</p>
<p> Bu olay, Emevi Hükümdarı olan 6. Halife Yezit  ile onun taraftarları tarafından hayırlı bir olay olarak anılıp,  Âşûrâ günü bayram günü olarak ilan edilmiş. Çünkü bu olayla Yezit&#8217;in Emevi imparatorluğunu kurmasının önünde hiçbir engel kalmamış, Yezidin dolayısıyla da Emevi iktidarının önü açılmıştı. Emevi devleti resmi olarak 661 yılında kurulmuş 750 yılında yıkılmıştır ama etkileri onun mantığı daha uzun bir süre bilinçlerde yer etmiştir. Yaklaşık olarak bir asır süren Emevi iktidarı boyunca topluma empoze edilen bu zihniyetin etkileri insanlık tarihinin bilincinde derin izler bırakmıştır, kolay kolayda silinememektedir.  Çünkü bu süre İnsanlığın bilinci açısından çok uzun bir süredir bu yüzden insanlığın bilincinde söküp atmak kolay değildir. Bunların koyduğu kurallar, yaptıkları propagandalarının etkileri günümüzde de hala sürmektedir. Bu etkiyi birçok yerde görmek mümkündür.</p>
<p> Emeviler iktidarları boyunca bayram günü olarak kutladıkları Âşûrâ gününün, dünyadaki hayırlara vesile olan en önemli gün olduğunun propagandasını yapmışlardır. Emevi Propagandasına göre, bu Âşûrâ günü öyle  hayırlı öyle kutsal bir gündür ki, bu gün gözlerine sürme çekerlerin gözleri bir daha ağrı görmeyecektir, o gün evine, eşine dostuna coluğuna çocuğuna bir şeyler alanın evine darlık girmeyecektir, çünkü bugün yapılan her iş hayırlı her iş kutsal olduğu için Yüce Allah&#8217;ın bu zaferi, (Hüseyini Kerbela&#8217;da yenilmesini) Yazit&#8217;in ordularına bugün nasip ettiğini söyleye gelmişlerdir. Emevi devletinin taraftarlarına göre on Muharrem (yani Âşûrâ) öyle bir kutsal gündür ki bu güne kadarki bütün iyiliklere vesile olan gelişmeler, insanlığa faydalı olan bütün kutsal günler, örneğin bütün peygamberlerin doğum günleri bu güne denk gelmiştir; insanlığa faydalı olan her şey bu gün başlamıştır. Bu yüzden Yüce Allah bu zaferi Yezit&#8217;ın ordularına kutsal Âşûrâ günü nasip etmiştir; çünkü bu gün hayırlara vesile olmuş hayırlı bir gündür. Emevi propagandistleri bir asır&#8217;a yakın iktidarları boyunca 10 Muharremde (Âşûra gününde) olan hayırlı günleri şöyle anlatırlarmış:   <br /> &#8220;KUTSAL KİTAPLARDA VE TARİHTE 10 MUHARREM:<br /> Arapça&#8217;da 10 &quot;Aşr&quot; demektir, Aşura&#8217;da 10 Muharremdir. Kutsal kabul edilen kitaplarda, Mısır, Sümer ve Hitit tabletlerinde tarihin önemli olaylarına yapılan atıflar hep muharrem ayına<br /> özellikle de 10 Muharrem&#8217;e verilen önemi, kutsallığı anlatır. Bu günde şunlar olmuştur:<br /> 1- Adem&#8217;in Havva ile buluştuğu gün.<br /> 2- Nuh&#8217;un tufandan kurtulduğu ve gemisinde kalan yiyeceklerden&quot;AŞURA&quot; pişirdiği gün.<br /> 3- Hz.İbrahim&#8217;in Nemrud&#8217;un attığı ateşten kurtulduğu gün.<br /> 4- İshak veya İsmail Peygamberin kurban olmaktan kurtulduğu gün.<br /> 5- Yakup&#8217;un oğlu Yusuf&#8217;a kavuştuğ ve gözlerinin tekrar görmeye başladığı gün.<br /> 6- Eyyüb&#8217;ün ağır dertlerinden kurtulduğu gün.<br /> 7- Yunus&#8217;un balığın karnından kurtulduğu gün.<br /> 8- Musa&#8217;nın Firavun&#8217;un gazabından kaçarken Kızıldeniz&#8217;in yarılıp kendisine yol verdiği gün.<br /> 9- İsa&#8217;nın semaya (Göğe) çekildiği kabul edilen gün.<br /> 10- Hz. Muhammed&#8217;in Mekkelilerin zulmünden kurtulmak için Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye Hicret ettiği (göçtüğü) gün.<br /> Saydığımız bütün bu önemli olaylar Muharrem ayı içerisinde, özellikle 10 Muharrem &quot;AŞURA&quot; günü meydana geldiği, eski kadim toplumların kitabelerinde, tabletlerinde ve  kutsal kabul edilen kitaplarda (Zebur,Tevrat, İncil ve Kur&#8217;an) geçmektedir. <br /> Rivayete göre Hz. Muhammed Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye 10 Muharrem günü Hicret etmişti. Medine&#8217;ye vardığında Yahudi&#8217;lerin &quot;AŞURA&quot; orucu tuttuğunu görünce nedenini sordu. Yahudiler Tanrı&#8217;nın bu günde Hz.Musa&#8217;yı ve &quot;Ben&#8217;i İsrail&#8217;i&quot; Firavun&#8217;un zulmünden koruduğu gündür. Hz. Musa şükür için oruç tutardı, bizde tutarız dediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed &quot; Biz Musa&#8217;ya sizlerden daha yakınız diyerek O&#8217;da oruç tuttu, ashabına da tutturdu ve &quot;AŞURA&quot; pişirip dağıttı. (Sahih-i Buhari Hadis no:945.DİB yayınları)&#8221;.</p>
<p> Bu alıntıyı, 10 Muharremi (yani Âşûrâ gününü) anlatan Alevi bir dostumuzun yazısından aldım. Ama ne acıdır ki bazı alevi arkadaşlar gibi oda bu Emevi propagandasının doğruluğuna inanmış.  Hem bu dostumuz rencide olmasın hem de boşu boşuna bir tartışma yaratmayım diye bu dostumuzun adını anmıyorum. Ama bilinmeli ki bu kuyruklu yalanların kaynağı Buhari. Tarihin hiçbir döneminde yalan söyleyenden vergi alınmadığı gibi Buhari&#8217;de bu hizmetlerinden dolayı ödüllendirilmiş. Tarihi sorgulamadan olduğu gibi kabul edersek bu tür kazalar ne yazık ki hep başımıza gelecek. Anılan kitapların sonundaki fihristlere bakarsanız Âşûrâ sözcüğünün ne Kur&#8217;an ne Tevrat&#8217;ta nede Zebur&#8217;da geçmediğini göreceksiniz. Buhari&#8217;nin söylediklerinin gerçekle bir akrabalığı olsaydı bu söz en azında Kur&#8217;an&#8217;da bir kez bari anılırdı buralarda âşûrâ diye bir sözcük geçmiyor, merak eden bu kitapların sonundaki indekslere baksın.</p>
<p> Bu Emevi anlayışının bir etkisi olarak bugün hala ÂŞÛRÂ denilince aklına tatlı çorbayı getiren var. Geçtiğimiz yıllardan birinde Türk Hava Yollarının çıkardığı dergide AŞURA başlığı altında sadece Aşura aşı tanıtılıyordu. O zamanlar bunu ibreti alem için eşe dosta göstermiştik. İşte bu, bu Emevi anlayışının bir kalıntısıdır. </p>
<p> Bu Emevi propagandasının yalan olduğunu ben her yıl lisanî münasiple anlatırım; bunun içinde aşağıda aktaracağım Abdülbâki Gölpınarlının yazısını internette yayınlarım, eşe dosta gönderirim. Geçen yıl âşûre güne denk gelen, SÜREK DERGİSİ&#8217;nin o ayki sayısında da bu yayınlandı ama ne acıdır ki bunu en yakınımızda olan dostlarımıza bile anlatamamışız. Hala bu kuyruklu yalanları, adi propagandayı bize yapıyorlar. </p>
<p> Bakın, bu konularda derin bilgisi olduğuna inandığım A. Gölpınarlı şöyle diyor:</p>
<p> &#8220;Âşûrâ, Arapça onuncu gün anlamına gelir; (Arap takvimine göre düzenlenen), Hicri yılının ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu gününe bu ad verilir. Hicretin 61. yılı Muharremin onuncu günü     ( Miladi:18 Ekim 680), İmam Hüseyin, Muâviye&#8217;nin oğlu Yezîd&#8217;in emriyle Kerbelâ&#8217;da Kufe ve Şam ehlinin büyük bir ordusu tarafından, kendisine uyanlarla (yanında bulunan 72 kişiyle) beraber şehîd edilmiştir. Bunu unutmayan, her yıl, bu yası tazeleyerek Ümeyye oğullarına düşmanlığı güçlendiren Ehlibeyt  taraftarlarına karşı, o günü bir bayram günü -olarak- tanıtma gayretine düşen karşı taraf da, Âdem Peygamber&#8217;in o gün yaratıldığına, yerlerin, göklerin, Cebrâil&#8217;in, meleklerin o gün halk edildiğine, Nuh Peygamber&#8217;in o gün tufandan kurtulduğuna, Yusuf&#8217;un o gün zindandan çıktığına, Yakub&#8217;un gözlerinin &#8211;o gün- açıldığına, Yunus&#8217;un balık karnından &#8211;o gün- halâs olduğuna, bütün peygamberlerin, dertlerden, belâlardan o gün halâs olduğuna, o gün sürme çekenin göz ağrısı görmeyeceğine, ehline &#8211; ayâline bir şeyler, evine yiyecek &#8211; içecek alanın, darlık çekmeyeceğine&#8230; hâsılı o günün bir bayram günü olduğuna, hattâ Hazreti Peygamber&#8217;in o gün doğduğuna dair hadisler uydurmuşlar, o günü bir bayram günü gibi kutlamışlardır ( Süyûti: El Leâl&#8217;il- Masnûa Fi&#8217;l- Ahâdis&#8217;il Mevzûa: Kahire 1317.c. s.61-64). Aliyy&#8217;ul &#8211; Kaari de bu yalan hadislerin bir kısmını &#8220; Mevzûâtu Kebir&#8221; inde nakleder ve bunların, İmâm Hüseyin&#8217;in katilleri tarafından uydurulduğunu da bildirir. &#8230;<br />     Bütün bunlara rağmen gene de Ehlisünnet arasında, o gün Nuh Peygamberin gemisinin karaya oturduğu, gemide kalan hubûbâtı karıştırarak bir &#8220;Selamet Çorbası&#8221; yaptığı inancı yayılmış, aşure yapmak, eşe dosta dağıtmak, bir adet olup kalmıştır.&#8221; Abdülbâki Gölpınarlı. &#8220;Tasavvuf&#8217;tan dilimize geçen Deyimler ve Atasözleri&#8221;. Sayfa 33-34   </p>
<p> Emevi iktidarına karşı olanlar -her hangi bir nedenle olursa olsun ona karşı olanlar-, Hüseyni sevenler, Şiiler, Kızılbaşlar &#8211; Aleviler Muharrem ayını hep yas ayı, Hüseynin matem ayı olarak anıp bu vahşetinden dolayı hem Yezit&#8217;i hem de Emevi iktidarına lanetleyip kınamışlardır. Önceleri bu anmalar Kerbela&#8217;da yapılır, bunun için oraya gidilirmiş, Hüseynin torunu İmam Bakır &#8220;Her gün Âşûrâ, her yer Kerbala&#8221; diyerek bu anmanın her gün her yerde yapılması gerektiğini söyleyerek önemli bir çığır açmıştır.</p>
<p> Kızıl başların bu konuya nasıl baktığına gelince: Kızılbaşlar hayır ile şerrin Hak&#8217;tan geldiğine inanmazlar. Bu tartışma, adı dillere destan HÜSNİYE adlı kitabın &#8220;Hayır ve Şer Hakkında Tartışma&#8221; adlı bölümünde uzun uzadıya yapılır. Uzunca tartışılan bu bölümün bir yerinde Hüsniye, şöyle diyor: &#8220;Peygambere kadere inananların kimler olduğunu sorduklarında, ondan şu cevabı aldılar: &#8220;Hem kötülük yapıp hem de bu fillerinin sorumlusu olarak Allah&#8217;ı gösterenlerdir. Allah, yapacağımız kötülükleri ezelden yazmış, çizmiş diyenlerdir.&#8221; Hüsniye kitabı Harun Reşid&#8217;in Sarayında Sünni ulama ile Hüsniye&#8217;nin yapmış olduğu tartışmayı nakleden bir kitaptır. Bu tartışmada şöyle diyor Hüsniye, &#8220;Allah kâfiri kâfir, küfrü küfür olarak yaratmış olsa, kâfirin iman getirmeye gücü ve imkânı olmaz. Buna rağmen, kendisinin yaratıp taktir ettiği küfr için kâfire işkence eder ve azap çektirirse, bu açık bir zulüm olur. &#8230; Bir çocuğun elini bağlayıp suya attıktan sonra, çıkarıp, niçin elbiseni ıslattın diye dövmek zulüm ve gaddarlık değil de nedir? &#8230; Allah küfrü kâfirde, zulmü zalimde ve kötülüğü kötüde yaratmış olsaydı, insanları peygamberler aracılığıyla doğru yola davet etmek saçma bir davranış olmaz mıydı? &#8230; Eğer Allah kâfirin küfrünü kâfirde yaratmış olsaydı, kâfirler bu davranışlarıyla Allah&#8217;a kayıtsız şartsız itaat etmiş olurlardı. Çünkü madem onların öyle olmasını Allah istemiştir, küfürleri Alah&#8217;ın emrini yerine getirmekten başka bir şey değildir.&#8221; Lütfi Kaleli bu konuda &#8220;Şah Hatayi ve Pir Sultan&#8221; adılı kitabında: &#8220;İnsanları iyiliğin ve kötülüğün Tanrıdan geldiğine inandırmak kötülük yapanları korumak demektir&#8221; diyor. Sayfa: 112.<br /> Hamdüllah Çelebi&#8217;ye, yargılanması sırasında, Kadılar bu konuyu da soruyorlar, o mahkemedeki bu tartışmanın o bölümünü olduğu gibi buraya alıyorum:<br /> Kadı: &#8220;Şeyh Efendi, hem Allah&#8217;a inanıyoruz diyorsun, hem hayr-ı şerik-i min Allah-ı teâlaya inanmıyorsunuz. Hayrın, şerrin Allah&#8217;tan geldiğine niçin inanmıyorsun? Bu sapıklık değil mi? Bu küfür değil mi?&#8221;</p>
<p> Hamdüllah Çelebi&#8217;nin cevabı: &#8220;Efendi Kadı Hazretleri, Allah hayır yaratır, çünkü bizim yaradılışımız fitrat-ı ilahi hayırdır. Görmemiz, duymamız, söylememiz, yememiz, içmemiz, gözümüz, kulağımız, hayırdır. Elimiz, ayağımız hayır için yaratılmıştır. Kişi bunlarla yaptığı kötülükten mesuldür. Allah&#8217;ın adı ve sıfatları içinde acıyan, bağışlayan, esirgeyen, seven, af eden, nimet veren adları olduğu halde şer veren şeyler, kötü, kötülük, şer adı yoktur.</p>
<p> Kötü olayın faili fiildir. Suçlu o fiili işleyendir. Mücrim mahkemeye geldiğinde kadı cezayı mücrime verir. Allah&#8217;tan geldi şeytandan geldi diye başka fail aramaz.</p>
<p> Niğde&#8217;den Gelen Müftü: &#8220;Şeyh Efendi, Allah&#8217;tan kork, Peygamberden utan! Her şeyi yaratan Allah&#8217;ın kuvvet ve kudretine küfrü kafirlik yapıyorsun. Hayrı şerri, kazayı kaderi yaratan Allah&#8217;tır. Küllü şeyin halikin ayetine inkârın var senin.&#8221;<br /> Hamdüllah Çelebi&#8217;nin cevabı: &#8220; Efendi Müftü Hazretleri, insan hayra da şerre de bizzat kendisi vesiledir. Hayrı da kendi yaratır. Şerri de kendi yaratır.</p>
<p> Hayrı yaratıp hayırlı hayır iş yapana Allah ecri lütüf verir, hayırdan faydalanan kullardan dua alır. Mükâfat, devlet maaşı, taltif alır. Şerri yaratan şer iş yapar. Şerri işleyen Allah&#8217;tan günah cezası alır. Kullardan beddua ve hapis cezası alır.</p>
<p> Kişi kazayı da kendi yaratır. Mesul kendisi tutulur. Biz Müslümanlar  kadere inanmayız. Eskiden beri kaderci değiliz. Bize böyle yerleşmiş böyle devam eder.<br /> Biz Müslümanlar her işimizde Allah adını anarak, Allah adına hayır işleri yaparız. Şer iş ise Allah adına Allah namı hesabına yapılmaz. Bu da böyle biline.&#8221;     </p>
<p> Eğer hayır ile şer Allah&#8217;tan gelseydi, Hüseynin büyüklüğünün de sebebi Allah olacaktı, Kerbela&#8217;daki vahşeti yaşatan Yezidin vahşetinin sorumlusu da yine Allah olacaktı. Burada hiç biride ne kahraman nede suçlu diye nitelenemeyecekti. Çünkü bu bir tiyatro sahnesinden farksız olacaktı; bir tiyatroda sahnede oyun oynayanlar değil o oyunda o eserin yazarı &#8211; senaristi sorumludur. Her oyunda, rol alan herkes senaryodaki kendilerine verilen role göre rollerinin gereğini yaparlar, bunda bir sorumlulukları olmaz; bu rollerinden dolayı suçlanamazlar.</p>
<p> İşte bu tartışmalara bir şiirle yanıt veren Feyzullah Çınar şöyle diyor: <br /> &#8220;Allah bana haber verse / Yezid&#8217;de suç yoktur dese / Ben böyle istedim dese / Ona lahnet ona lahnet.&#8221; Feyzullah Çınar&#8217;ın Arşiv kaseti Kalan yayınları. </p>
<p> Âşûrâ bir yazgı değil tarihi süreçlerin sonucu yaşanılan bir dram bir vahşetin yıl dönümüdür. Aleviler bu olayın yasını tutup bunu anarak hem bilinçlerini tazelerler, hem uğradıkları travmaya karşı ruhlarını rahatlatırlar hem de bu vesileyle insanlığın böyle bir şeyi bir daha yaşamaması için çalışırlar. Konu birçok açıdan değerlendirilebilinir ama biz bu günlük konun bu yanını aydınlatmakla yetineceğiz. Çünkü hem bu yazının yayınlanacağı derginin sayfalarındaki yerimiz bu kadar hem de okurumuz şimdilik uzun uzadıya yayılmış yazıları okumaya alışkın değil. Sözü köyümüzden derlediğim iki nefesle bağlıyorum.<br /> Aşk ola.</p>
<p> Bugün mahi muharrem yası matem Ali evlattır<br /> Hüseynin matemidir ağlayacak vakti sahattir<br /> Tutar matemini bizle şahidanı diri etmez<br /> Hüseynin matemini tutmak mühip bana ibadettir</p>
<p> Derildi kerbelaya ehli Küffe askeri Şamlar<br /> Hüseyin Ali eshabın şehit eylediler cümle<br /> Suzuz koydu nihayette o şaha kıldılar hamle<br /> Nazar kıl ya Muhammet gör bu ümmetler ne ümmettir</p>
<p> Şimil melun çekip hançer hüseynin başını kesti<br /> O mundar payını (ayağını) şahın mübarek başına bastı<br /> Hicap eylemedi haktan o nazik başını kesti<br /> Nasıl kıydı behey zalim bu evladı Muhammettir</p>
<p> Hüseynin başını alıp ehli beytin yanına vardı<br /> Bakıp çün hazreti Zeynep Hüseynin başını gördü<br /> Dizinin üstüne alıp yüzünü yüzüne sürdü<br /> Dediki vvaaahh ciğer köşem bu haletler ne halettir</p>
<p> Ümmül Gülsüm kapanıp yerlere hem bağrı tutuştu<br /> Gelip feryada Şehriban gözünden kanlı yaş saçtı<br /> Anı görüp ehli beytin içine bir velvele düştü<br /> Nazar kıl ya Muhammet gör bu ümmetler ne ümmettir</p>
<p> Figan etti İmam Zeynel yetim kaldım dedi yarap<br /> Anı gördü hemen katletmeye vardı o Şimil kelp<br /> İmamın üstüne düştü o demde hazreti Zeynep<br /> Dedi zalim gel insaf et elin çek gayri mürvettir</p>
<p> Egahi eyle efkarı Hüseynin derdine ağla<br /> Gece gündüz hemen durma yana yana yana ağla<br /> Tefekkür eyle ol şaha uyu ağla uyan ağla<br /> Çihanda dert çok amma Hüseynin derdi kat katır.</p>
<p>     Not Aşık bunu cemde söylerken her kıtanın sonuna nakarat gibi kendinden şu dizeleri eklemiş:<br /> Ya niçin ağlamayım inlemeyim ah<br /> Ya niçin ben bağrımı dövmeyeyim vah bana vah </p>
<p> Kaynak: Aşık Hasan Aydın</p>
<p> Kufeliler mektup saldı ya Hüseyin gel deyi<br /> Cettine ikrar vermişiz bunu böyle bil deyi<br /> Bütün biyata hazırız bize imam ol deyi<br /> Gel diyerek getirdiniz ben garibim kıymayın</p>
<p> Atların ayağı altında şehitlerin her biri<br /> Göğdeki melekler ağlaşır zari zai<br /> Pare pare eylediniz oğlum Ali Ekberi<br /> Hemdikestim hem yetimim hem garibim kıymayın</p>
<p> Şehribanı Zülcanah ile durmayıp avdet eyle<br /> Revzayı Resulullahta dedeme selam söyle<br /> Hangi peygamber ümmeti cefalar kıldı böyle<br /> Ben Muhammedin torunu Şah Hüseynim kıymayın</p>
<p> Dedem Muhammet Mustafa anam Fatime bilin<br /> Atam Aliyel Murtaza doğru Iraka gelin<br /> Susuzluktan bitap oldum bana merhamet kılın<br /> Ben Muhammedin Torunu Şah Hüseynim kıymayın</p>
<p> Söylen nazlı Sakinemi ne haldedir göreyim<br /> Belalı bacım Zeynebin ahvalini sorayım <br /> Son olarak şu meydana yek başıma gireyim<br /> Ehli eyalim perişan ben garibim kıymayın</p>
<p> AŞİK HÜSEYİN dergahına yüz sürüp durdu egah<br /> Nası ağlamasın gözüm çünkü şehit oldu şah<br /> Bu sözümde hilafım yok ancak şahidim Allah<br /> Ben Muhammedin torunu şah Hüseynim kıymayın</p>
<p> Bu nefesi anam Kaymaklı Navruz Aydın&#8217;dan yazdım.</p>
<p> 28 Kasım 2009.  <br /> Rıza Aydın. <br /> irizaaydin@hotmail.com</p>
<p> </span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/10-muharem-asura-tarihteki-anlami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>ALEVİLİKTE  MUHARREM  YASI</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/alevilikte-muharrem-yasi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/alevilikte-muharrem-yasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 12:03:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kazım Balaban]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖNEMLİ GÜNLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/alevylykte-muharrem-yasi-2/</guid>
				<description><![CDATA[Düştü Hüseyin atından Sahra-i Kerbela´ya, Cibril koş haber ver Sultan-ı Enbiyaya&#8230; (Türkçesi)     Hüseyin atından Kerbela  sahrasına düştü Cebrail koş haber ver kainatın sultanına. (Burada kainatın sultanı olarak kast edilen Hz. Muhammed&#8217;dir) (16 YY. Yaşamış  Fuzuli&#8217;nin Divan edebiyatından) Hz. Muhammed´in VEDA HUTBESİ´nde (23 Şubat 632)  Müslümanlara emanet ettiği EHL-İ BEYT ( Hz Muhammed  ve Ailesi)  mensubu ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Düştü Hüseyin atından Sahra-i Kerbela´ya,<br /> Cibril koş haber ver Sultan-ı Enbiyaya&#8230;</p>
<p> (Türkçesi)     Hüseyin atından Kerbela  sahrasına düştü<br /> Cebrail koş haber ver kainatın sultanına.</p>
<p> (Burada kainatın sultanı olarak kast edilen Hz. Muhammed&#8217;dir)<br /> (16 YY. Yaşamış  Fuzuli&#8217;nin Divan edebiyatından)</p>
<p> Hz. Muhammed´in VEDA HUTBESİ´nde (23 Şubat 632)  Müslümanlara emanet ettiği EHL-İ BEYT ( Hz Muhammed  ve Ailesi)  mensubu Hz. Hüseyin´in Hicri takvimine göre Muharrem ayının 10. gününde Kerbela´da katledilmesinin yıldönümlerinde Anadolu Alevi inancına mensup insanlar Aşure çorbası pişirir ve bunu Kapı /Komşuya dağıtırlar.  </p>
<p> Hicri takvimi Hz. Muhammed´in 622 yılında Mekke´den Medine´ye göç (Hicret) etmesi olarak kabul edildiğinden bir Arap- İslam takvimidir. Arap takviminde yıl 12 ay olup 355 gün olarak kabul edilir. Dolayısı ile Muharrem ayı da tıpkı Ramazan ayı, Kurban Bayramı&#8230;. gibi her sene 10 gün erken karşılanır. İçinde bulunduğumuz 2008 /2009 yılında Muharrem ayının başlangıcı 29 Aralık olarak kabul edilmektedir. 10 Muharrem, gelecek yılın Ocak ayının 7. gününe denk geldiğinden bu günde Aleviler Aşure pişirirler. (bu tarih yörelere göre küçük nüans farkı gösterir- bazı bölgeler 2 veya 3 gün geç pişirirler)</p>
<p> Aleviler Muharremde sadece Aşure yapmayıp ayrıca MATEM  denilen YAS orucu tutarlar. Hz. Muhammed´in kızı Hz. Fatma´nın oğlu Hz. Hüseyin Miladi 680 , Hicri 61 yılının Muharrem ayının 10.da zorba Emevi hükümdarı zalim Yezid´in askerleri tarafından Kerbelâ´da ( Irak) şehit edilmiştir. Kutsal Ehl-i Beyt&#8217;e (Peygamber ailesi) mensup Hz. Hüseyin´in Kerbela´da susuz katledilmesi 1400 yıldır Hz. Ali´yi sevenler tarafından şiddetle lanetlenmektedir. </p>
<p> MATEM ORUCU zalime karşı mazlumun, haksıza karşı haklının, güçlüye karşı güçsüzün, kötüye karşı iyinin yanında yer almanın sembolü olarak günümüze kadar süregelmiştir.</p>
<p> Zalim Yezid yönetimi altında inim inim inleyen Küfe halkı rivayetlere göre Hz. Hüseyin´e isyan etmeleri ve başlarına geçmesi için binlerce mektup yazarak çağrıda bulunurlar. Bu çağrıları ciddiye alan Hz. Hüseyin yakınları ile yola çıkar ve 10. günde Kerbela´da susuz bir çölde, içinde 6 aylık <a href="http://www.harikabebek.com" target="_blank" title="Bebek" class="jce_file">Bebek</a>lerinde bulunduğu aile efradi ile birlikte toplam 72 kişi şehit edilirler. Bu olayda sadece aileden Alevilerce kutsal görülen 12 İmamlardan biri sayılan 4. İmam Zeynel Abidin kurtulmuş olur. </p>
<p> Muharrem Yas&#8217;ı sonrası Aleviler Zeynel Abidin´in bu katliamdan kurtuluşu sebebi ile Tanrıya şükran borcu olarak kurban keserler ve Aşure dağıtırlar. Hz. Hüseyin´in zulme karşı başkaldırışında kendilerini onun yanlarında hissederler ve  sembolik olarak Kerbela sürecini yaşıyorlarmış gibi susuz oruç tutar ve Yas çekerler.</p>
<p> Bazı bölgelerde ise bu YAS 12 İmamların sayısı kadar yani 12 gün sürer. Zira son İmam Mehdi hariç diğer İmamların tamamına yakını ya kılıc ile, yada zehirlenerek şehit edilmişlerdir. Tarihe baktığımızda Hz. Ali taraftarı ŞIA katliamı sadece Emevi devleti sürecinde değil, Abbasiler devrinde de aralıksız devam etmiştir. </p>
<p> Bu arada Anadolu Alevileri yasanan bir takim tarihsel sürecler icerisinde özellikle Hacı Bektaş Veli´nin felsefesi ile köklü değişimler yaşayarak kendine özgü bir inanç gurubu oluşturmuşlardır. Bu inanç Arap bedevi kültürü olan şeriatçı bakış açısını şiddetle red eder ve İslamın hoş görü, hümanist ve sosyal yanlarını benimser olmuştur. </p>
<p> Biz de bu inancın en hassas ve önemli dönemlerinden olan 12 günlük Muharrem Yas&#8217;ı döneminde Alevilerin 12 İmamlarını kısaca anlatmaya çalışacağız.</p>
<p> Muhabbetlerimle </p>
<p> Kazım Balaban / 29 Aralık 2008 / Viyana </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/alevilikte-muharrem-yasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>KURBAN</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kurban/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kurban/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 13:08:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KURBAN BAYRAMI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kurban/</guid>
				<description><![CDATA[*KURBAN&#160; GELENEKLERİMİZ. Refik Engin &#8220; Her &#252;mmete bir&#160; kurban&#160; kesecek&#160; yer yaptık ki Ulu &#199;alab&#8217;ın&#160; azık&#160; diye&#160; size&#160; verdiği&#160; d&#246;rt&#160; ayaklı davarlar orada tığlansınlar,sizin&#160; tapacağınız&#160; tek Tanrı&#8217;dır.Hepiniz&#160; ona&#160; teslim&#160; olun, ona boyun&#160; veriniz,muştala &#246;z y&#252;rekli al&#231;ak&#160; g&#246;n&#252;ll&#252;leri. Hacc Suresi ayet.34.Bedri Noyan (DEDEBABA) T&#252;rk&#231;e Nanzum&#160; Kuran. T&#220;RKLERİN İslamiyetten evvelde Kurban gelenekleri vardır.Bu g&#252;n yapılanların tamamı&#160; bu ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>*KURBAN&nbsp; GELENEKLERİMİZ.<br /> Refik Engin</p>
<p> &ldquo; Her &uuml;mmete bir&nbsp; kurban&nbsp; kesecek&nbsp; yer yaptık ki Ulu &Ccedil;alab&rsquo;ın&nbsp; azık&nbsp; diye&nbsp; size&nbsp; verdiği&nbsp; d&ouml;rt&nbsp; ayaklı davarlar orada tığlansınlar,sizin&nbsp; tapacağınız&nbsp; tek Tanrı&rsquo;dır.Hepiniz&nbsp; ona&nbsp; teslim&nbsp; olun, ona boyun&nbsp; veriniz,muştala &ouml;z y&uuml;rekli al&ccedil;ak&nbsp; g&ouml;n&uuml;ll&uuml;leri. <br /> Hacc Suresi ayet.34.Bedri Noyan (DEDEBABA) T&uuml;rk&ccedil;e Nanzum&nbsp; Kuran.<br /> T&Uuml;RKLERİN İslamiyetten evvelde Kurban gelenekleri vardır.Bu g&uuml;n yapılanların tamamı&nbsp; bu kurbanlardır.Sadece adları&nbsp; ve bazı uygulamaları değişmiştir.<br /> &ldquo; T&uuml;rkler m&uuml;sl&uuml;manlığı kabul ettikten sonra , kurban &acirc;detlerinde de değişmeler olmuştur.Buna ramen eski itikatların izleri&nbsp; tamamen silinmemiştir.Hele, kızılbaş T&uuml;rkmenlerde&nbsp; ve kısmen Bektaşilerde bu hatıralar daha canlı kalmıştır.&rdquo; ( 1 )</p>
<p> Kurban&nbsp; konusu bir&nbsp; uluslarda ve&nbsp; dinlerde&nbsp; vardır.&Ouml;nceki dinlerde&nbsp; kurbanı&nbsp; ilahlarların&nbsp; kızgınlığını&nbsp; yatıştırmak işlenmiş&nbsp; su&ccedil;ların&nbsp; y&uuml;k&uuml;nden&nbsp; kurtulmak&nbsp; nedenleriyle tığlarlardı. İslamda&nbsp; ise&nbsp; kurban&nbsp; tığlamak&nbsp; işin&nbsp; dış&nbsp; y&uuml;z&uuml;d&uuml;r.Aslında o insanın&nbsp; ger&ccedil;ek&nbsp; bildiği&nbsp; yolda&nbsp; b&uuml;t&uuml;n&nbsp; yarar&nbsp; ve&nbsp; isteklerini malını&nbsp; canını&nbsp; feda ya&nbsp; hazır&nbsp; olduğunu anlatır.<br /> Bektaşilerdede&nbsp; diğer&nbsp; mistik&nbsp; kuruluşlardada nasip&nbsp; almak yola&nbsp; girmek&nbsp; kurban&nbsp; tığlamakla&nbsp; başlar ve burada&nbsp; asıl kurban&nbsp; yola&nbsp; giren&nbsp; kişidir.Bu&nbsp; nedenle&nbsp; filan g&uuml;n&nbsp; kurban olduk&nbsp; denir.Esas&nbsp; bir&nbsp; ama&ccedil;&nbsp; inan&ccedil;la&nbsp; bağlanıp teslim olmak&nbsp; ve&nbsp; her şeyi&nbsp; bu&nbsp; yolda&nbsp; kılmaktır. Ayetin&nbsp; devamında da&nbsp; Tek&nbsp; Tanrı ya&nbsp; bağlanmak&nbsp; (Vahdaniyyet) konusu&nbsp; vardır ki&nbsp; ama&ccedil;&nbsp; budur.Tek Tanrı ya bağlanmak sonunda Hak&nbsp; ile Hakk&nbsp; olmak Mir&rsquo;aca&nbsp; erip&nbsp; Hak Cemaline kavuşmaktır.<br /> Yine Bektaşilikte&nbsp; ikrar&nbsp; verme t&ouml;reninde Hakk&rsquo;ın ardası sayılan&nbsp; M&uuml;rşit katında&nbsp; varışa&nbsp; Mira&ccedil; g&ouml;rmek denilişi bu nedenlerdir. Bedri Noyan (DEDEBABA) Manzum&nbsp; Kur&rsquo;an daki&nbsp; a&ccedil;ıklamalarından&nbsp; alınmıştır.Syf.337<br /> Kurbanın&nbsp; geleneklerimiz&nbsp; i&ccedil;inde&nbsp; yeri&nbsp; ve&nbsp; &ouml;nemi b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Kurbanlar&nbsp; ulu&nbsp; orta bir&nbsp; yerde&nbsp; kesilmez.Kesilecek kurbanın&nbsp; kanı&nbsp; kesimden&nbsp; evvel&nbsp; a&ccedil;ılan&nbsp; bir&nbsp; &ccedil;ukura&nbsp; akıtılır. Sonra&nbsp; g&uuml;zelce&nbsp; kapatılır.Kurban&nbsp; kesilecek&nbsp; yer&nbsp; gezinti yerlerin<br /> den uzak bir&nbsp; k&ouml;şede&nbsp; kesilir.Kesimden&nbsp; evvel anneye g&ouml;re&nbsp; kurbanlar tekbirlenir.Tekbirleme&nbsp; işlemi&nbsp; yapılacağı&nbsp; zaman&nbsp; hane sahibi bir&nbsp; ka&ccedil;&nbsp; sofra&nbsp; olacak&nbsp; şekilde&nbsp; yakınlarını&nbsp; &ccedil;ağırır.<br /> Bu bazen&nbsp; kurbanın&nbsp; durumuna&nbsp; g&ouml;re&nbsp; t&uuml;m&nbsp; k&ouml;y&nbsp; erkeklerinin&nbsp; gelmesi&nbsp; ile de&nbsp; olabiliyor.Tekbirlemeye&nbsp; erkekler&nbsp; katılmaktadır. M&uuml;rşit veya&nbsp; bir&nbsp; Derviş&nbsp; tarafından &ccedil;erağ&nbsp; uyandırılır. Ananemize&nbsp; g&ouml;re&nbsp; kesilecek&nbsp; kurban&nbsp; tekbirlemeden&nbsp; evvel&nbsp; tuz&nbsp; yalatılıp&nbsp; su&nbsp; tutulur.Ancak&nbsp; bundan&nbsp; sonra&nbsp; tekbirleme&nbsp; yapılır.Tekbirleme işlemini&nbsp; M&uuml;rşit&nbsp; veya&nbsp; Dervişin g&ouml;revlendireceği&nbsp; her&nbsp; hangi bir kişi yapabilir.Tekbirleme&nbsp; işlemine &ouml;nce&nbsp; sağ&nbsp; ayağından&nbsp; başlanır.&Ouml;nce&nbsp; eller ıslatılıp&nbsp; hayvanın y&uuml;z&uuml;&nbsp; ve kulak&nbsp; boynuz&nbsp; yanları&nbsp; ellinin&nbsp; tersi&nbsp; ile&nbsp; mest&nbsp; edilir.<br /> Getirilen kaptaki su ile el ıslatılarak topuktan aşağıya&nbsp; sıvazlıyarak yapılır.aynı şekilde sol ayak ta yapılır.Diğer&nbsp; ayaklara da aynı şekilde uygulanır.Hi&ccedil; bir&nbsp; zaman abdest aldırmada el aşağıdan yukarıya değil yukardan aşağıya yapılır.<br /> Ayaklardan sırta ge&ccedil;ilir.Sırtıda&nbsp; &uuml;&ccedil;&nbsp; defa sıvazlanır.Abdest&nbsp; aldırmada her uygulama&nbsp; &uuml;&ccedil;&nbsp; defa&nbsp; yapılır. Son defa&nbsp; kuyruğunun&nbsp; altına bir avu&ccedil;&nbsp; su&nbsp; serpilir&ccedil;.Hayvana&nbsp; son&nbsp; olarak&nbsp; su&nbsp; tutulur.M&uuml;rşit&nbsp; dua&nbsp; yapar&nbsp; tekbirler&nbsp; getirilir.Tekbirlenen&nbsp; hayvan&nbsp; bekletilmez&nbsp; hemen&nbsp; kesilir.<br /> Kurban&nbsp; tekbir&nbsp; getirilirken sağ&nbsp; ayağı&nbsp; kurbanı getirenlerin biri tarafından&nbsp; kaldırlır.Bu&nbsp; kurbanı&nbsp; kesecek kişi&nbsp; olabildiği&nbsp; gibi kurban&nbsp; sahibi de&nbsp; olabiliyor.<br /> Kurban kesiminden evvel mutlaka bir&nbsp; horoz kesimi yapılmaktadır.&nbsp; Aynı uygulamanın s&uuml;nnet yapılırkende yapılması d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml;d&uuml;r.Kurban&nbsp; getirilirken ve g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;rken&nbsp; k&ouml;t&uuml;&nbsp; muamele yapılmaz.<br /> Kurbanları&nbsp; kesenler&nbsp; genellikle tarikat&nbsp; k&ouml;kenlilerde kurbancı&nbsp; Dervişleri ve Kurbancı Dedeleridir.Yanlarında yardımcıları vardır.Kurbancılar&nbsp; genellikle kurbanları bağlamadan keserler.&nbsp; Mutlaka&nbsp; sağ&nbsp; arka&nbsp; ayağını&nbsp; kesim esnasında serbest&nbsp; bırakırlar.Kurban&nbsp; kesilirken kıbleye d&ouml;nd&uuml;r&uuml;l&uuml;r.Son defa su&nbsp; tutulur.Tekbir uygulaması Amucaların her iki tarikatında&nbsp; benzerlik&nbsp; g&ouml;stermektedir.Tekbir &ouml;ncesi&nbsp; Baba veya Derviş&nbsp; <br /> Bismi Şah Allah Allah<br /> KURBANI HALİL&nbsp; DELİLİ CEBRAİL&nbsp; FEDA İSMAİL&nbsp; TEKBİRE&nbsp; TEKBİR<br /> ALLAH&Uuml;&nbsp; EKBER&nbsp; ALLAH&Uuml;&nbsp; EKBER LAHİ LAHE&nbsp; İLLALLAH&nbsp;&nbsp; ALLAH&Uuml;<br /> EKBER&nbsp; ALLAH&Uuml;&nbsp; EKBER&nbsp; VE&nbsp; LİLLAHİ&nbsp; İLHAMD (4 defa okunur).</p>
<p> Burada bulunan&nbsp; Derviş veya Baba dua yapar.<br /> Bismi Şah Allah Allah<br /> Kurban sahiblerinin&nbsp; kurbanları kabul makbul ola ,g&ouml;n&uuml;l&nbsp; muratları hasıl ola,Hak muhammed Ali Hazreti Pir ,Balım&nbsp; Sultan&nbsp; yardımcıları g&ouml;zc&uuml;leri bek&ccedil;ileri ola,Allah Erenlerim&nbsp; g&ouml;r&uuml;nmiyen bilinmiyen kazalardan ,kuru iftiralardan muhafaza&nbsp; eyleye,Hanelerini&nbsp; şen mahmur olaKorktukları&nbsp; yerlere&nbsp; uğratmayıp umduklarına nail&nbsp; eyleye nuri nebi keremi Ali&nbsp; Pirirmiz Hacı Bektaşi Veli demine&nbsp; devranına yoluna erkanına&nbsp; H&uuml; Doost.<br /> Bu kurban duası Halife Halil Tiryaki Babadan&nbsp; yazılmıştır.<br /> ŞEYH&nbsp; BEDREDDİNİ&nbsp; ERKANINDA&nbsp; KURBAN&nbsp; TEKBİRLEME .<br /> Şeyh Bedreddinilerd ki kurban tekbirleme ile Bektaşilerdeki kurban tekbirleme arasında&nbsp; fazla bir fark olmamakla bazı farklılıklar vardır.<br /> &Ouml;nce Kurbana&nbsp; su g&ouml;sterilir.Baba ve dede kurban tekbirinden evve&nbsp; şu duayı okur.Bu aynı zamanda erkanlarında &ccedil;ırak uyarmadada okunmaktadır.<br /> Bismillahirrahmanirrahim<br /> İnna&nbsp; fet&acirc;n&acirc;&nbsp; leke&nbsp;&nbsp; fethan mubinan&nbsp;&nbsp; liyak ferlek&nbsp; Allah&uuml;&nbsp; mateat deme&nbsp;&nbsp; sırrı evliya&nbsp; ve embiya&nbsp; hanedan&nbsp; Muhammed Ali ervahi musahi&nbsp; Şahı Bedreddin elinden&nbsp; h&uuml;daya&nbsp; tekbir edelim.<br /> BER CEMAL-İ MUHAMMED&nbsp; KEMALİ İMAM HASAN İMAM HUSEYN&nbsp; ALİ RA B&Uuml;LEND-E SALAVAT, ALLAH&Uuml;MME SALL-İ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED-İN&nbsp; AL-İ MUHAMMED. Ve fatiha okunur.<br /> Allah Allah<br /> Canların&nbsp; kurbanları&nbsp; kabul&nbsp; ola, muratları hasıl&nbsp; ola, bu&nbsp; kurbanlar&nbsp; İsmail&rsquo;e inen&nbsp; ko&ccedil;&nbsp; kurbanın&nbsp; yerini&nbsp; tutmuş&nbsp; ola,&nbsp; t&uuml;m&uuml;nce&nbsp; sebabı&nbsp; ola, huzuru mahşerde&nbsp; altlarında&nbsp; D&uuml;ld&uuml;lle ri ola ,sıraat&nbsp; k&ouml;pr&uuml;s&uuml;n&uuml;&nbsp; ge&ccedil;irmiye&nbsp; kısmet nasip eyleye<br /> Bu kurban&nbsp;&nbsp; etkbirleme&nbsp; ve duası&nbsp; Kısmet Aktaş Babadan yazılmıştır.<br /> Amuca Kabilesi Kurban&nbsp; geleneklerinden&nbsp; sadece EKİM KURBANI&nbsp; ve OTMAN BABA&nbsp; kurbanı&nbsp; untulmuştur.Otman Baba&nbsp; Kurbanını&nbsp; Seyyit Ali sultan&rsquo;a bağlı Kızıldeli Bektaşileride&nbsp; hala&nbsp; uygulamaktadırlar. Bu g&uuml;n hala&nbsp; bazı&nbsp; k&ouml;ylerimizde&nbsp; şu kurbanlar gelenekleri yapılmaktadır.<br /> AMUCA KABİLESİNİN&nbsp;&nbsp; 93 g&ouml;&ccedil;&uuml;ne kadar her ilk baharda OTMAN BABA ya hayırlı yağmurlar yağması i&ccedil;in kurbanlar kesip tığlanmak imiş.Savaşlar ve ekonomik &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml; yıllarında oluşan g&ouml;&ccedil;ler bu geleneği unutturmuştur.Yinede bazı k&ouml;ylerimizde&nbsp;&nbsp; Otman baba ya kurban kesilip muhabbetler a&ccedil;ılmaktadır.<br /> Kırklarelinin Deve&Ccedil;atağı k&ouml;y&uuml;nda &Ccedil;eşmekolu Kızılcıkdere yolu &uuml;zerinde bir Otman Baba&nbsp; nazarlaması vardır.Her yıl Otman Baba ya bu k&ouml;yde Bektaşiliğe devam edenlerimiz Derviş Ali A&ccedil;ıl&rsquo; ın evinde toplanarak kurbanlar tığlayıp muhabbet a&ccedil;ıyorlar. <br /> 1.Orak Kurbanı,2.Girdi Perşembe Kurbanı,3.&Ccedil;ıktı Perşembe Kurbanı, 4.Kadın Kurbanı,5.Asker Kurbanı,6.Evliya ve yatır Kurbanları 7.Nasip Kurbanı, 8.Bayramlar da&nbsp; kesilen kurbanlar, 9.Geleneksel TOP&Ccedil;U BABA ve G&Uuml;L BABA Kurbanları,10.Vefat&nbsp; edenin ardından&nbsp; kesilen&nbsp; kurbanlar. Ayrıca&nbsp; ev&nbsp; temeline&nbsp; ve yeni alınan trakt&ouml;r ve taksi gibi eşyaya kesilen&nbsp; kurbanlar,vardır.Kurban&nbsp; geleneğinin ge&ccedil;mişimiz&nbsp; deki uzantıları aşağıdaki &ouml;rneklerden&nbsp; daha iyi anlaşılacaktır.<br /> &ldquo; Yere&nbsp; kurban&nbsp; kesme&nbsp; ve kış&nbsp; mevsiminde&nbsp; korku ile kutlama ve&nbsp; su&nbsp; serperek k&ouml;t&uuml;&nbsp; ruhlardan&nbsp; temizlenme gibi adetleri&nbsp; yaparlardı.&nbsp; &ldquo;(2).<br /> &ldquo;Yılın beş ve sekizinci&nbsp; aylarında&nbsp; ruhlara&nbsp; kurban&nbsp; sunmak i&ccedil;in&nbsp; toplanılırdı.&rdquo; (3).<br /> Yukarda&nbsp; kısa&nbsp; olarak&nbsp; belirtilen eski T&uuml;rk&nbsp; kurban geleneklerinin&nbsp; kaybolmuş&nbsp; olduğunu&nbsp; s&ouml;ylemek&nbsp; yanlış&nbsp; olur. Hi&ccedil;&nbsp; bir k&ouml;kl&uuml;&nbsp; gelenek&nbsp; kendiliğinden&nbsp; kaybol mamaktadır.Var oluşlarıda&nbsp; bir nedene&nbsp; bir k&ouml;kene&nbsp; dayanması gerekmektedir.Bu idda mıza&nbsp; &ouml;rnek&nbsp; 5 ve 8 ci&nbsp; aylarda&nbsp; girdi ve&nbsp; &ccedil;ıktı Perşembe kurbanlarının&nbsp; yapılması&nbsp; bazı uygulamanında&nbsp; aynen yapılması bunun&nbsp; ispatıdır.A&ccedil;ıklamalarda&nbsp; daha&nbsp; iyi anlaşılacaktır. <br /> Kurban &uuml;zerine yazılmış bir nefesi yazıyoruz.</p>
<p> Akıl ermez&nbsp; yaradanın&nbsp; sırrına<br /> Muhammed Aliye indi bu&nbsp; kurban<br /> Kurban olayım kudretin&nbsp; nuruna<br /> Hasan H&uuml;seyin&rsquo;e indi bu kurban</p>
<p> Ol zaman Zeynel&rsquo;in destinde&nbsp; idim<br /> Muhammed Bakır&rsquo;ın&nbsp; dostunda&nbsp; idim<br /> Cafer-i&nbsp; Sadık&rsquo;ın&nbsp; postunda&nbsp; idim<br /> Musa Kazım Rıza ya indi bu kurban</p>
<p> Muhammed Taki&rsquo;nin&nbsp; nurunda&nbsp;&nbsp; idim<br /> Aliyyul&nbsp; Naki&rsquo;nin sırrında&nbsp;&nbsp; idim<br /> Hasan&uuml;l askerin&nbsp;&nbsp;&nbsp; darında&nbsp;&nbsp; idim<br /> Muhammed Mehdi ye&nbsp; indi bu kurban<br /> Aslı&nbsp; Şahı&nbsp; Merdan g&uuml;ruhu naci<br /> Hakikata&nbsp; bağlı&nbsp; bu yolun&nbsp; ucu<br /> Senede bir kurban talibin borcu<br /> Muhammed Mustafa ya indi bu kurban</p>
<p> Tarikattan Hakikata&nbsp; ge&ccedil;enler<br /> Cenneti alaya h&uuml;lle&nbsp; serenler<br /> Muhammed Ali&rsquo;nin y&uuml;z&uuml;n g&ouml;renler<br /> Erenler aşkına indi bu kurban</p>
<p> ŞAH HATAYI&rsquo;m&nbsp; der bilirmi her can<br /> Kurbanın&nbsp; &uuml;st&uuml;ne&nbsp;&nbsp; y&uuml;r&uuml;d&uuml;&nbsp; erkan<br /> Tırnağı tesbihtir kanıda mercan<br /> Oniki İmama&nbsp;&nbsp; indi bu kurban</p>
<p> 1.GİRDİ PEŞEMBE&nbsp; KURBANI.</p>
<p> Hıdırelleze 3 perşembe&nbsp; kalınca&nbsp; yapılmaktadır.Yetişen ekinlerin&nbsp; yeşilini&nbsp; g&ouml;steren&nbsp; Yaradana&nbsp; bir&nbsp; ş&uuml;kran ifadesi i&ccedil;in&nbsp; kesilmektedir.t&uuml;m k&ouml;ylerimizde&nbsp; kesilecek kurbanlar&nbsp; i&ccedil;in belli bir&nbsp; miktar&nbsp; para kurban&nbsp; kesiminden&nbsp; bir g&uuml;n evvel bir&nbsp; kişi tarafından&nbsp; toplanır.Bu paraya GROMA&nbsp; adı verilmektedir.<br /> Toplanan&nbsp; para herkezden&nbsp; eşit&nbsp; miktarda alınmaktadır.Bazen&nbsp; adağı&nbsp; olanların&nbsp; adak&nbsp; kurbanlarını&nbsp; bu g&uuml;nde&nbsp; kesilmek i&ccedil;in&nbsp; verdikleri de&nbsp; olmaktadır.Kurbanlar&nbsp; k&ouml;ylerimizde KURBANCI lar&nbsp; tarafından&nbsp;&nbsp; pişirilmektedir.Bektaşiliğe ve Bedreddiniliğe devam&nbsp; eden&nbsp; k&ouml;ylerimizde kurbanları&nbsp; KURBANCI DERVİŞLERİ ve&nbsp; KURBANCI DEDELERİ&nbsp; pişirmektedir.Kurbanlar belli&nbsp; yerlerde&nbsp; pişirilir.Bazı&nbsp; k&ouml;ylerimizdek&ouml;y&uuml;n ileri gelenlerin&nbsp; evlerinde M&uuml;rşitlerin, Dervişlerin,Dedelerin hatta&nbsp; Muhtarların evlerin&nbsp; de pişirlmektedir.Kurbanlar pişirildiği&nbsp; zaman&nbsp; her mahalle den belli kişiler&nbsp; kurban kabı alarak&nbsp; dağıtacağı hane&nbsp; sayısına g&ouml;re&nbsp; pay&nbsp; alır&nbsp; ve dağıtır. Bazı&nbsp; k&ouml;ylerimizde&nbsp; ise&nbsp; belli&nbsp; haneler&nbsp; bir yere&nbsp; toplanarak&nbsp; evlerinden&nbsp; getirdikleri&nbsp; hazırlıkları&nbsp; ile&nbsp; &ccedil;oluk&nbsp; &ccedil;ocuk kurban&nbsp; yeme&nbsp; yapıyorlar.K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız ve&nbsp; erkek &ccedil;ocukları bu g&uuml;n&nbsp; de birbirlerini&nbsp; ıslatır&nbsp; şakalar yaparlar.Bu şaka yapılan ve&nbsp; ıslatılanlar&nbsp; ANASININ&nbsp; İLKİ (ilk doğan bebeği) sonuncusu&nbsp; ve k&ouml;yde&nbsp; tek&nbsp; isimliler ıslatılırdı.g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde yeni nesiller&nbsp; tarafından bilinmediği&nbsp; i&ccedil;in uygulanmamaktadır.<br /> Zaten hanelerimizde&nbsp; &ccedil;ocuk&nbsp; sayısı&nbsp; genellikle&nbsp; iki olduğun dan ayrıca&nbsp; yeni&nbsp; isimler&nbsp; nedeni&nbsp; ile&nbsp; tek isimli olanlarıda hesaba&nbsp; katarsak&nbsp;&nbsp; bu g&uuml;n uygulansa&nbsp; ıslanmıyan kız ve erkek &ccedil;ocuğu&nbsp; pek&nbsp; kalmıyacaktır.<br /> Kurban&nbsp; geleneklerini&nbsp; tanıtımı&nbsp; yaparken&nbsp; Eski T&uuml;rklerin&nbsp; Su serperek&nbsp; ruhlardan&nbsp; korunma&nbsp; yaptığını&nbsp; yazmıştık.Bu uygulama g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze&nbsp; kadar&nbsp; amacı ve inancından&nbsp; uzaklaşarak uygulandığı halde&nbsp; nedeni&nbsp; bilinmiyen sadece g&ouml;renekten dolayı yapıla gelmiştir.Bu g&uuml;nde&nbsp; hi&ccedil;&nbsp; kimse&nbsp; kurbanlar kesilene kadar işe gitmez.Acil&nbsp; olmadık&ccedil;a&nbsp; o g&uuml;n işe&nbsp; gidilmez.Adında anlaşılacağı gibi&nbsp; PERŞEMBE&nbsp; g&uuml;n&uuml;&nbsp; kesilmektedir. Bir &ccedil;ok kurban&nbsp; geleneğimi zin&nbsp;&nbsp; perşembe&nbsp; g&uuml;n&uuml;&nbsp; yapılamsı&nbsp; bu&nbsp; konun uzmanlarınca&nbsp; araştırılıp&nbsp; &ccedil;ıkarılması&nbsp; gerekmektedir.<br /> Girdi perşembeden&nbsp; başlıyarak&nbsp; ,perşembe&nbsp; g&uuml;nleri&nbsp; eskiden&nbsp; &ccedil;amaşır yıkan mazmış.Mecburiyet&nbsp; durumlarında&nbsp; g&ouml;zden&nbsp; uzak&nbsp; yerlere&nbsp; asılarak&nbsp; kurala uymıya&nbsp; &ccedil;alışılırmış. yine bu g&uuml;nde&nbsp; Ava gidilmez ,makas ile iş g&ouml;r&uuml;lmez,evlerde&nbsp; sıva yapılmazmış. Bu t&uuml;r işler daha&nbsp; evvelden&nbsp; yapılır&nbsp; veya sonraya&nbsp; bırakılırmış.<br /> Bu g&uuml;n&nbsp; b&ouml;yle&nbsp; uygulamaların&nbsp; pek&nbsp; yapılmadığı&nbsp; gibi yeni&nbsp; nesillerin&nbsp; bilgiside&nbsp; yoktur.T&uuml;rklerin&nbsp; İslamiyet&nbsp; evveli kurban gelenekleri&nbsp; din&nbsp; değişikliği ile sadece isim değiştirmiştir.&nbsp; Allah&nbsp; adına&nbsp; kesilmiye başlanmıştır.Toplumların birlik&nbsp; ve&nbsp; beraberlik&nbsp; inan&ccedil; y&ouml;n&uuml;nden&nbsp; bir&nbsp; uygulama&nbsp; olması dolayısıyla yararlı olmaktadır.Girdi pereşembe kurbanından bir hafta sonra genellikle&nbsp; &ccedil;iğdemler&nbsp; gezdirilirmiş.&nbsp; <br /> 2.&Ccedil;IKTI&nbsp; PERŞEMBE&nbsp; KURBANI.<br /> Hıdırellezi&nbsp; d&ouml;rt&nbsp; perşembe&nbsp; ge&ccedil;tiği&nbsp; zaman yapılmaktadır. Bizlere&nbsp; yeşili&nbsp; g&ouml;steren&nbsp; Yarada na&nbsp; ekinlerimizin boy attığınıda&nbsp; g&ouml;sterdi&nbsp; diye&nbsp; ş&uuml;kranlarını&nbsp; belirtmek amacıyla&nbsp; kesilmek tedir.YEŞİL PERŞEMBE&nbsp; olarak&nbsp; bilinir.Girdi Perşembe kurbanı ile&nbsp; &Ccedil;ıktı&nbsp; Perşembe&nbsp; Kurbanı&nbsp; arasında&nbsp; 7 Perşembe&nbsp; sayılır.Nedenini&nbsp; sorduğumuzda&nbsp; bilmediklerini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Elimizde&nbsp; bu konu ile&nbsp; yazılı&nbsp; bir&nbsp; belge olmadığından s&ouml;zl&uuml; kayıtlarda amacı&nbsp; tam&nbsp; olarak belirliyemediğinden a&ccedil;ıklıyamıyoruz. Davarların yaylalara &ccedil;ıkma&nbsp; g&uuml;n&uuml; de bu g&uuml;nlerde oluyormuş.<br /> Hıdır elleze bir ay kala&nbsp; kurbanlar&nbsp; kesilerek &ccedil;ıkılıyormuş. Bu&nbsp; geleneğimiz&nbsp; ortaasya&nbsp; k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n&nbsp; devamı olarak g&uuml;n&uuml;m&uuml;z de yeşil perşembeye&nbsp; d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;&nbsp; sanıyoruz.<br /> Bu t&uuml;r&nbsp; geleneklerin&nbsp; neden ve ni&ccedil;in&nbsp; hangi&nbsp; ama&ccedil;la yapıldığını&nbsp; bilenlerde&nbsp; azalmaktadır.Bilgi verenlerinde&nbsp; konu&nbsp; ile ilgili&nbsp; bilgilerin gayet basit&nbsp; ve detaylara&nbsp; inmeden bilinmesi&nbsp; bu t&uuml;r&nbsp; konularla&nbsp; ilgilenelere&nbsp; birşeyler verememektedir.<br /> Yanlız&nbsp; hemen&nbsp; hemen&nbsp; her&nbsp; yaşlımızın&nbsp; s&ouml;ylediği&nbsp; s&ouml;z&rdquo;&nbsp; B&ouml;yle&nbsp; g&ouml;rd&uuml;k&nbsp; b&ouml;yle inandık devam&nbsp; ettirmiye&nbsp; &ccedil;alışıyoruz diyorlar. Girdi&nbsp; perşembe&nbsp; kurbanınındaki&nbsp; para&nbsp; toplama&nbsp; ve&nbsp; evlere&nbsp; dağıtma&nbsp; veya&nbsp; kurban&nbsp; yeme&nbsp; aynen&nbsp; uygulnmak tadır.Kurbanlar&nbsp; kesileceği hanede&nbsp; tekbirlenir&nbsp; ehli&nbsp; kişilerce&nbsp; kesilip pişirilir.Eskiden&nbsp; bu t&uuml;r&nbsp; kurbanların&nbsp; tekbirlenmesi&nbsp; ve kesilmesi en&nbsp; yakın&nbsp; tekke de&nbsp; kesildiği s&ouml;ylenmektedir. Yine&nbsp; acil&nbsp; işi&nbsp; olmadık&ccedil;a&nbsp; kurban&nbsp; kesilene&nbsp; kadar&nbsp; m&uuml;mk&uuml;nse o g&uuml;n&nbsp;&nbsp; pek&nbsp; işe&nbsp; gidilmez.Kurban&nbsp; dağıtımı esnasında k&ouml;ye&nbsp; gelen&nbsp; herhangi&nbsp; bir&nbsp; kişi&nbsp; veya&nbsp; konar g&ouml;&ccedil;er&nbsp; dahi&nbsp; olsa hesaba&nbsp; katılarak&nbsp; onlarada&nbsp; pay&nbsp; ayrılır.ayrıca&nbsp; kalabalık&nbsp; misafi ri olan&nbsp; hanelere&nbsp; ayrıca&nbsp; fazla&nbsp; pay&nbsp; verilir.<br /> Kurban&nbsp; kesildiği&nbsp; g&uuml;nler&nbsp; eskiden&nbsp; kadınlar&nbsp; ve kızlar işe&nbsp; gidilmediğinden&nbsp; fırsat&nbsp; bilerek&nbsp; k&ouml;y&uuml;n&nbsp; belli&nbsp; bir&nbsp; yerine&nbsp; toplanarak&nbsp; oyunlar&nbsp; oynar&nbsp; eylenirlermilş.Bu g&uuml;n&nbsp; bu uygulama yapılmamaktadır.&Ccedil;ıktı perşembe&nbsp; kurbanı buğdayların başağa kalktığı zamandır.Hala&nbsp; uygulanan geleneklerimizdendir. <br /> 3.ORAK&nbsp; KURBANI.<br /> Adında&nbsp; anlaşılacağı&nbsp; gibi orak ayında&nbsp; kesilen kurbanlarımızdandır.Geleneğimiz&nbsp; kurbanı &ldquo; kaz kes ama tez kes &ldquo; diye&nbsp; buyurmuştur.Diğer kurbanlarımıza&nbsp; nazaran bu kurbanımız cumartesi g&uuml;n&uuml;&nbsp; kesilmektedir.Girdi ve &ccedil;ıktı perşembe kurbanla rındaki gibi para toplanılması ve yenilmesi aynen uygulanır. Bu&nbsp; geleneğimiz&nbsp; her&nbsp; ne kadar Ortaasya k&ouml;kenli geleneklere dayanıyorsada&nbsp; Amucalarda&nbsp; başlanılması olayı yakın&nbsp; zaman i&ccedil;inde&nbsp; denilmektedir.Aslında&nbsp; unutulan veya unutulmıya y&uuml;z tutan geleneğimizin&nbsp; zamanın&nbsp; ileri g&ouml;r&uuml;şl&uuml; inan&ccedil;lı kişilerin ce&nbsp; yeniden&nbsp; uygulama ya konulmasıdır.<br /> Kesin&nbsp; olarak bilinmemekle&nbsp; birlikte&nbsp; g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde tahmin edilen yılı ile 1850 yılla rı başlarında Havyalı burgaz ın Bel&ouml;ren diğer adı ile Belveren k&ouml;y&uuml;nde DELİ MEHMET isminde biri tarafından başlatıldığı s&ouml;ylenmektedir.Hali&nbsp; vakti&nbsp; iyi olan bu kişi o yılın da bereketli olması&nbsp; dolayısıyla t&uuml;m civar k&ouml;ylerede haber salarak kurban kesip&nbsp; tığlıyacağını s&ouml;yl&uuml;yor.O zaman t&uuml;m kabile&nbsp; ŞEYH BEDREDDİN tarikatına&nbsp; devam etmekte&nbsp; imiş.O g&uuml;n den&nbsp; sonra&nbsp; t&uuml;m Amucalarda&nbsp; her&nbsp; orak başında&nbsp; orak kurbanı kesilir&nbsp; olmuş.Bu geleneğimiz bu&nbsp; vesile&nbsp; ile&nbsp; yeniden can<br /> landırılmıştır.&Ccedil;&uuml;nk&uuml; o devrin&nbsp; şartlarında&nbsp; bir&nbsp; şeyi millete kabul&nbsp; ettirmek&nbsp; kolay değilmilş.Bu g&uuml;n t&uuml;m Amuca kabilesinde yeşilinden&nbsp; sonra başağını da&nbsp; g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;&nbsp; i&ccedil;in kesilen kurbanlardan&nbsp; sonra&nbsp; hasat zamanıda orak&nbsp; kurbanı kesilmektedir.<br /> Yaradana&nbsp; kulları&nbsp; tarafından&nbsp; ş&uuml;kran ifadesi olarak kesilmektedir.Evlere&nbsp; dağıtım ve yeme&nbsp; diğer kurbanlarla aynıdır. Kişileri bir vesile&nbsp; ile toplaması kaynaştırması a&ccedil;ısındanda yararlı&nbsp; olmaktadır.<br /> Kaynak kişi.Şevket G&uuml;rses. Kılavuzlu/Tekirdağ.1947.İlkokul.<br /> 4.EKİM KURBANI.<br /> Bu kurban&nbsp; geleneğimiz&nbsp; daha&nbsp; evelden&nbsp; Amuca k&ouml;ylerinde yapılıp yapılmadığını&nbsp; tespit&nbsp; edemedik.Yakın&nbsp; zamana&nbsp; kadar yapılan bu geleneğimizin&nbsp; ni&ccedil;in&nbsp; terk&nbsp; edil diğini bilemiyoruz.Yanlız yakın zamana&nbsp; kadar Babaeski il&ccedil;esinin Osmaniye k&ouml;y&uuml;<br /> m&uuml;zde bu geleneğin yapıldığı s&ouml;yleniyor.Bu kurban geleneğinin kalkmasına&nbsp; ne den&nbsp; olarak&nbsp; s&uuml;nnileşme&nbsp; yolunda iken bazı&nbsp; bilir bilmez kişilerin&nbsp; halka&nbsp; g&uuml;nah&nbsp; korkusu yaymaları ve&nbsp; eski gele neklerimizin&nbsp; yanlış&nbsp; olduğunu&nbsp; idda etmelerinin<br /> yol&nbsp; a&ccedil;tığı s&ouml;ylenmektedir.Yapıldığı&nbsp; yıllarda 3-4&nbsp; adet kurban&nbsp; kesilir pişirildikten&nbsp; sonra&nbsp; k&ouml;y&uuml;n&nbsp; belli&nbsp;&nbsp; kesimlerinde&nbsp; b&ouml;l&uuml;nerek dağıtılırmış.Bu b&ouml;lgelerde&nbsp; herkez<br /> daha&nbsp; evvel&nbsp; evinde&nbsp; hazırladığı bazı&nbsp; yeyecek&nbsp; ve i&ccedil;ecekleri de&nbsp; yanında getirir miş.Bu getirilen&nbsp; yeyecekler&nbsp; orada bulunanlar&nbsp; ilke paylaşılır hep&nbsp; beraber yenirmiş.Kurbanlarda bu t&uuml;r uygulamalar sadece Amuca kabilesinde&nbsp; değil Ali Ko&ccedil;lular dada g&ouml;r&uuml;lmektedir. Gelirken&nbsp; yanlarında&nbsp; tatlılar,hoşaflar ,yoğurtlar, pideleri,&ccedil;&ouml;rekler,getirilirmiş.Kurbanlar&nbsp; k&ouml;y&uuml;n ileri gelenlerin evlerinde&nbsp; kesilir miş.Bu&nbsp; geleneğimiz&nbsp; ekim&nbsp; ayının&nbsp; hemen&nbsp; &ouml;n&uuml;nde ekime&nbsp; başlamadan&nbsp; kesilirmiş.Diğer&nbsp; kurbanlarda olduğu&nbsp; para&nbsp; toplanırmış.Halktan&nbsp; toplanan&nbsp; paraya yine&nbsp; diğer k&ouml;ylerimiz&nbsp; de olduğu&nbsp; gibi GROMA denilirmiş.yine&nbsp; bu geleneğimiz de adak lar verilirmiş.Hakk&rsquo;ın&nbsp; yeni bir&nbsp; ekim d&ouml;neminden bolluk bereket&nbsp; vermesi&nbsp; i&ccedil;in&nbsp; yapılıyormuş. <br /> Kaynak&nbsp; kişi.Halil Ulu.1935. Babaeski/Osmaniye.İlkokul</p>
<p> Bu g&uuml;n&nbsp; halkın&nbsp; birliği&nbsp; a&ccedil;ısından&nbsp; yararlı&nbsp; olan&nbsp; bu t&uuml;r&nbsp; geleneklerin&nbsp; bilgisizliği&nbsp; ve&nbsp; cahilliği&nbsp; y&uuml;z&uuml;nden&nbsp; kalkması&nbsp; acıdır.M&uuml;sl&uuml;manlık&nbsp; adı&nbsp; altında&nbsp; yapılanların&nbsp; aslı&nbsp; ve&nbsp; ger&ccedil;eği ile&nbsp; hi&ccedil; bir&nbsp; ilgisi bulunmamaktadır.Geleneklerimizin&nbsp; ni&ccedil;in ve&nbsp; neden&nbsp; yapıldığını bilmiyenler&nbsp; tarafından ortadan&nbsp; kaldırılması&nbsp; manevi&nbsp; değerler&nbsp; yanında&nbsp; getireceği sorunları&nbsp; da d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmelidir.Kişisel bazı g&ouml;r&uuml;şler&nbsp; i&ccedil;in&nbsp; top lumların&nbsp; d&uuml;zenini bozmak&nbsp; bize&nbsp; yarar&nbsp; getirmiyecktir.</p>
<p> 5.KADIN&nbsp; KURBANI(KARI).<br /> Bu g&uuml;n&nbsp; bir&nbsp; &ccedil;ok&nbsp; AMUCA&nbsp; K&ouml;y&uuml;nde&nbsp; halen&nbsp; yapılmaktadır.Bu&nbsp; kurban&nbsp; gele neğimiz&nbsp; orak&nbsp; kurbanından&nbsp; evvel&nbsp; arpa&nbsp; orağı&nbsp; zamanı yapılmaktadır.Kadınlar belli&nbsp; bir&nbsp; yerde&nbsp; toplanıp ,evlerinden hazırlayıp&nbsp; getirdikleri&nbsp; yiyecekleri&nbsp; orada buluna herkezce yenecek&nbsp; şekilde&nbsp; paylaştırılır.Bu&nbsp; kurbana kadınlar ,kızlar ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k&nbsp; &ccedil;ocuklar&nbsp; katılmaktadır. Yanlızca&nbsp; dua&rsquo;ya&nbsp; bir M&uuml;rşit veya&nbsp; Derviş&nbsp; gelir&nbsp; dua bitimin&nbsp; de&nbsp; ayrılır.Sofra&nbsp; kalkımından&nbsp; evvevl ş&uuml;kran dua&rsquo;sını Derviş veya M&uuml;rşit (Baba)&nbsp; eşleri&nbsp; bacı analar&nbsp; yapar. Bu&nbsp; geleneğimiz&nbsp; eskiden&nbsp; belirlenen&nbsp; g&uuml;nden&nbsp; evvel&nbsp; bir ka&ccedil; kişi&nbsp; evleri&nbsp; gezerek&nbsp; buğday ,un ve benzeri&nbsp; şeyleri toplıya<br /> rak&nbsp; o g&uuml;n&uuml;n&nbsp; şartlarında&nbsp; yapılacak&nbsp; kurbana&nbsp; malzeme&nbsp; ve&nbsp; fazlalığını&nbsp; satarak&nbsp; diğer&nbsp; ihtiya&ccedil;larını&nbsp; karşılıyorlarmış.&nbsp; Ayrıca&nbsp; satılan&nbsp; erzaktan&nbsp; alınan&nbsp; paradan&nbsp; k&uuml;&ccedil;&uuml;k&nbsp; &ccedil;ocuklara&nbsp;&nbsp; şeker&nbsp; alınıp&nbsp; dağıtılıyormuş.Kurbanlar belli&nbsp; bir&nbsp; yerde&nbsp; ya pıldığı&nbsp; gibi&nbsp; &ouml;zelliği&nbsp; olan&nbsp; evlerde&nbsp; yapılmaktadır. Bu&nbsp; evler&nbsp; yatır,adına&nbsp; &ccedil;ırak&nbsp; olan&nbsp; nazarlamalar,Derviş ve M&uuml;rşit&nbsp; evleri&nbsp; olabilir.Bu kurban&nbsp; geleneğimizde de adaklar kesilir. Bu t&uuml;r&nbsp; kurbanların&nbsp; toplumların&nbsp; birlik&nbsp; i&ccedil;in&nbsp; iyi&nbsp; bir&nbsp; &ouml;rnek teşkil etmektedir. Bu gibi&nbsp; konularda&nbsp; kesin&nbsp; yargılar&nbsp; ile yaklaşmamalıyız.B&ouml;yle geleneklerimizin T&uuml;rk&nbsp; yoplumuna&nbsp; M&uuml;sl&uuml;manlılık&nbsp; ile girmemiştir.Sadece&nbsp; isimleri&nbsp; ama&ccedil;ları&nbsp; değişmiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; T&uuml;rkler m&uuml;sl&uuml;manlıktan&nbsp; evvel&nbsp; de M&uuml;sl&uuml;manlın&nbsp; istediği kurallar i&ccedil;inde yaşıyorlardı.T&uuml;rkler&nbsp; m&uuml;sl&uuml;manlığı geleneklerine uyduğu&nbsp; i&ccedil;in kabul&nbsp; etmişlerdir. Ayrılıklar Arapların belli zaman&nbsp; sonra eski&nbsp; yaşantı&nbsp; ve geleneklerine d&ouml;nmeleri ile Arap&ccedil;ılık &uuml;lk&uuml;s&uuml;nden&nbsp; bir t&uuml;rl&uuml; kurtulamamalarından &ccedil;ıkmıştır. Her millet&nbsp; eski inan&ccedil; ve geleneklerini&nbsp; din&nbsp; değiştirse bile&nbsp; bırakamamıştır.Bu T&uuml;rkler&nbsp; olduğu&nbsp; kadar Araplar i&ccedil;inde ge&ccedil;erli dir.Kız evlatlarının&nbsp; erkek&nbsp; evlatları&nbsp; yanında ikinci sıra da yer&nbsp; alması bize&nbsp; Arap lardan&nbsp; ge&ccedil;miş&nbsp; k&ouml;t&uuml; bir gelenektir.<br /> M&uuml;sl&uuml;manlıktan&nbsp; evvel Kaan karılarının savaşta &ouml;len eşinin&nbsp; yerine&nbsp; ordunun&nbsp; başına&nbsp; ge&ccedil;tiği bilinmektedir.Amuca Kabilesi&nbsp; mensupları kadınlarına&nbsp; verdiği&nbsp; &ouml;nemi onların adı ile bir&nbsp; kurban geleneği&nbsp; yaparak kanıtlamışlardır.Hala Amucaların&nbsp; Şeyh Bedreddinilerinde ve Bektaşilerinde&nbsp; kadının rızalığı olmadan&nbsp; M&uuml;rşit,Derviş, ve Dede&nbsp; olunamamaktadır. M&uuml;sl&uuml;manlıktan evvel kadının yeri ve &ouml;nemi T&uuml;rkler arasında b&uuml;y&uuml;km&uuml;ş.Bunu eski destanlarda da g&ouml;rmekteyiz.</p>
<p> &ldquo; Yaradılış&nbsp; destanında&nbsp; Tanrıya&nbsp; insanları&nbsp; ve&nbsp; d&uuml;nyayı yaratması i&ccedil;in fikir ve ilham veren&nbsp; Ak -Ana bir kadındır. T&uuml;rk sanat d&uuml;nyası destanlarımızdaki Ak ana motifi karşısında&nbsp; hareketsiz kalmıştır.&rdquo; (4).</p>
<p> DEDE korkut&nbsp; destanlarında&nbsp; kadın, T&uuml;rk toplum&nbsp; hayatında erkeğe&nbsp; yakın&nbsp; hatta&nbsp; onunla&nbsp; her y&ouml;nden&nbsp; ortak&nbsp; bir hayat&nbsp; s&uuml;rer.At biner , silah&nbsp; kullanır, kısacası&nbsp; erkeği&nbsp; kadar&nbsp; savaş&nbsp; g&uuml;c&uuml;&nbsp; olan&nbsp; bir kadındır. (5).<br /> Kaynak kişi.Hanife &Ccedil;etin.Kılavuzlu/Tekirdağ.1931.İlkokul.</p>
<p> 6.NASİP&nbsp; KURBANI.</p>
<p> AMUCA&nbsp; Kabilesi bilindiği&nbsp; gibi&nbsp; halen&nbsp; iki&nbsp; tarikata&nbsp; devam etmektedir.Bu&nbsp; tarikatlara&nbsp; girenler&nbsp; erkanlarına g&ouml;re&nbsp; belli&nbsp; kurallar&nbsp; i&ccedil;erisinde bir kurban kesmek&nbsp; zorundadır.Buna NASİP&nbsp; kurbanı&nbsp; denir.Bedreddinilerde ve Bektaşilerde her kişiye bir&nbsp; kurban&nbsp; kesilmektedir.Bazen&nbsp; Bedreddinilerde eşlerin&nbsp; bir kurban&nbsp; kestiği&nbsp; oluyorsada&nbsp; eli&nbsp; erdiğinde bir&nbsp; adet&nbsp; daha kesermiş.Her&nbsp; yola&nbsp; giren kişi&nbsp; bu&nbsp; kurbanını&nbsp; mutlaka&nbsp; keser. Eğer&nbsp; &ccedil;eşitli&nbsp; vesilelerle hayatta iken nasip&nbsp; kurbanını kesememiş olan varsa&nbsp; geride&nbsp; kalan miras&ccedil;ıları&nbsp; mutlaka vefatının 40.cı&nbsp; g&uuml;n&uuml;ne&nbsp; kadar&nbsp; kesmelidir.Bektaşilerde ve Bedreddiniler de&nbsp; toplu nasib&nbsp; olduğu&nbsp; zaman&nbsp; her&nbsp; &ccedil;iftin bir adet kurban kesmesi&nbsp; istenmektedir.&Ccedil;&uuml;nk&uuml;&nbsp; fazla&nbsp; kesilen kurbanlarının ziyan olmaması&nbsp; i&ccedil;indir.Bazen&nbsp; nasip alan gen&ccedil;lerin&nbsp; nasip kurbanını&nbsp; kestiğide&nbsp; g&ouml;r&uuml;l&uuml;r.&nbsp; Şeyh Bedreddini tarikatı&nbsp; mensupları&nbsp; diğer&nbsp; Ehli Beyt tarikatı mensubu&nbsp; kişileri&nbsp; nasip kurbanını&nbsp; kesmiş&nbsp; olması şartı ile i&ccedil;eriye&nbsp; almaktadırlar.Halk&nbsp; arasında&nbsp; kurban insanın&nbsp; diyetidir ,yola&nbsp; girip&nbsp; buna&nbsp; uymıyan&nbsp; eksik&nbsp; derler.Nasip&nbsp; kurbanı kesildiğine o gece&nbsp; muhabbet&nbsp; a&ccedil;ılır&nbsp; beraber&nbsp; nasip<br /> alan kar daşları&nbsp; mutlaka&nbsp; &ccedil;ağrılır.Bu kişiler&nbsp; kurbana gelir&nbsp; kendi kurbanı&nbsp; gibi&nbsp; hizmet&nbsp; ederler. Bu gece&nbsp; semaha nasip kardaşları&nbsp; nasip&nbsp; sırasına&nbsp; g&ouml;re&nbsp; kalkarlar.<br /> Trakya da Amuca Bektaşileri ile Ali KO&Ccedil; Babalıların mensupları arasında&nbsp; nasip kurbanından yola girip nasip g&ouml;rmiyenin&nbsp; yememesini isterler ve inanırlar.</p>
<p> 7.ASKER KURBANLARI.</p>
<p> Bir&nbsp; ana ve babanın&nbsp; en b&uuml;y&uuml;k&nbsp; mutluluğu&nbsp; oğullarının&nbsp; askere gitmesidir.Kabilede&nbsp; askerliğini&nbsp; yapmamış&nbsp; kişi halk deyimi ile yarım&nbsp; insan sayılır.Askere&nbsp; giderken g&ouml;n&uuml;ll&uuml; gidilir. Askere&nbsp; gideceği&nbsp; g&uuml;n&nbsp; belli&nbsp; olduğunda&nbsp; kurbanlar kesilir.T&uuml;m k&ouml;y&nbsp; davet&nbsp; edilir.Asker&nbsp; kurbanına&nbsp; eskiden duyan gelirmiş.Tarikat&nbsp; ehlileri,nde&nbsp; meydanlar&nbsp; a&ccedil;ılır&nbsp; semahlar d&ouml;n&uuml;l&uuml;r.G&uuml;le g&uuml;le&nbsp; gidip&nbsp; gelmesi&nbsp; temenni edilir.Her&nbsp; askere giden giderken&nbsp; kestiği gibi&nbsp; gelincede&nbsp; keser.Askere gideceği sabah yakınları ile birlikte&nbsp; yemek&nbsp; yenilir.Sofrası g&ouml;zden&nbsp; uzaklaşıncaya&nbsp; kadar&nbsp; kaldırılmaz.Sofranın&nbsp; olduğu&nbsp; odanın kapısı ka patılmaz.A&ccedil;ık&nbsp; bırakılır.Eğer&nbsp; askere&nbsp; giden kişi evli ise&nbsp; eşi&nbsp; ardından&nbsp; baktırıl maz.Yola bakanlardan&nbsp; olmasın&nbsp; diye.Askere&nbsp; gidecekler&nbsp; t&uuml;m&nbsp; k&ouml;y halkı tarafın dan&nbsp; belirli k&ouml;y&nbsp; meydanında&nbsp; toplanıp&nbsp; uğurlanır.&Ouml;nce&nbsp; kadınların&nbsp; ellerini &ouml;per.Kadın lardan&nbsp; en son annesinin&nbsp; elini &ouml;per. <br /> Eğer annesi sağ değilse en&nbsp; yakının&nbsp; elini&nbsp; &ouml;per.Daha sonra&nbsp; erkeklerin ellerini &ouml;per.Bu arada yakınlarının&nbsp; askere gidenin&nbsp; eline para&nbsp; sıkıştırdığı&nbsp; g&ouml;r&uuml;l&uuml;r.Yine&nbsp; en son olarak babasının veya dedesinin&nbsp; elini &ouml;per.Bu bir&nbsp; t&uuml;r helallaşmadır.Zaten ihtiyarlar &ldquo;Oğul&nbsp; gidip te gelmemek var, gelipte&nbsp; g&ouml;rmemek var &ldquo;diyerek ellerini&nbsp; &ouml;pt&uuml;r&uuml;rler.Herkez sık sık hayırlı&nbsp; haberlerini beklediklerini s&ouml;ylerler.ASKERLİK HER T&Uuml;RK&nbsp; &Ccedil;OCUĞUNUN BOYNUNNUN BORCU&nbsp; diyerek onu teselli ederler.Uğurlamıya gelenler&nbsp; askere gidenin babası tarafından&nbsp; lokum&nbsp; veya benzeri&nbsp; şeyler Amuca erkeklere yenge de kadınlara dağıtılır.Asker uğurlaması askerin&nbsp; g&ouml;zden&nbsp; uzaklaşıncaya&nbsp; kadar&nbsp; kimse&nbsp; dağılmaz.Sonra herkez&nbsp; askerin&nbsp; ana ve babasına , yakınlarına ALLAH&nbsp; KAVUŞTURSUN G&Uuml;LE G&Uuml;LE GİDİP GELSİN derler.Kadınları&nbsp; bazıları&nbsp; askerin&nbsp; evine gelerek&nbsp; ev halkını&nbsp; teselli&nbsp; etmiye &ccedil;alışırlar.&nbsp; Askerden gelenlere&nbsp; veya izine&nbsp; geldiğinde g&ouml;z&uuml;n aydın denilir. Askerin ilk mektubunu getirene&nbsp; &ccedil;eşitli&nbsp; hediyeler verilir.Bazen askere gitmeden evvel delikanlılar&nbsp; askere&nbsp; gidecek evde&nbsp; toplanıp eylenirler.<br /> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yatır :Halk arasında ermişliğine inanılan&nbsp; keramet sahibi&nbsp; kişilere verilen&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &uuml;nvandır.Trakya&rsquo;da yatırlara&nbsp; olan&nbsp; inan&ccedil;&nbsp; ve&nbsp; sevgi b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r.Yatırları saygı&nbsp; ile&nbsp; anar ve&nbsp; ziyaret&nbsp; ederler.Bu konuda bir&nbsp; ayrım s&ouml;z&nbsp; konusu&nbsp; değildir.Herkez&nbsp; inancında serbest ilkesi ge&ccedil;erlidir.Bilindiği&nbsp; gibi&nbsp; her&nbsp; kabile&nbsp; veya&nbsp; toplumların&nbsp; kabir&nbsp; ve&nbsp; yatır&nbsp; ziyaretlerinde&nbsp; bazı&nbsp; değişikliler&nbsp; vardır. Ortak&nbsp; y&ouml;nleri&nbsp; veya&nbsp; benzerlikleri&nbsp; &ccedil;oktur.G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde&nbsp; yatır ziyaretleri&nbsp; muntazam&nbsp; bir şekilde&nbsp; inan&ccedil; ve itikatla&nbsp; yapılmaktadır. Kurban adaklarında &ldquo;Kaz kes ama&nbsp; tez&nbsp; kez &ldquo;&nbsp; d&uuml;ş&uuml;ncesi hakimdir.Burada&nbsp; bir&nbsp; şeyi&nbsp; a&ccedil;ıklamak istiyoruz.Biz Ehli Beyt inananları olarak , adaklarımızı&nbsp; ve&nbsp; dileklerimizi aşağıda a&ccedil;ıkladığımız ayete g&ouml;re yapıyoruz.Aslında bu uygulama ve yapıla gelen bazı inan&ccedil;larımızın isl&acirc;miyet evveli T&uuml;rk dini inanışlarından olan ŞAMANİZİM&rsquo;in uzantısıdır.Bazı art niyetli kişiler &ldquo;Allah&nbsp; varken &ouml;l&uuml; denmi&nbsp; medet&nbsp; istiyorsunuz&nbsp; &ldquo; diye s&ouml;ylenti ler yayıyorlar.Bunu&nbsp; ni&ccedil;in b&ouml;yle&nbsp; yapıyorsunuz&nbsp; diye&nbsp; bir&nbsp; tarikat ehline&nbsp; sorma&nbsp; zahmetine&nbsp; katlanmışlar mı? Bu konu da&nbsp; ne&nbsp; bilmektedirler ? Bu t&uuml;r&nbsp; iddaları&nbsp; ortaya&nbsp; atarak&nbsp; halkı b&ouml;lmek&nbsp; istiyorlar. Kurban&nbsp; adaklarımız elbette Allah&nbsp; adına&nbsp; kesilmektedir.O yatırda&nbsp;&nbsp; kesilmesi o Ermiş Evliyanın&rdquo;Y&uuml;z&uuml;&nbsp; suyu&nbsp; h&uuml;rmetine&rdquo;dir.Dilekler dilenmesi ise şu&nbsp; ayete&nbsp; g&ouml;re&nbsp; yapıla&nbsp; gelmiştir. <br /> &ldquo;Her &uuml;mmete&nbsp; bir&nbsp; kurban&nbsp; kesecek&nbsp; yer&nbsp; yaptık ki ,ulu &ccedil;alabın&nbsp; azık&nbsp; diye&nbsp; size&nbsp; verdiği&nbsp; d&ouml;rt&nbsp; ayaklı&nbsp; davarlar&nbsp; orada&nbsp; tığlanır, sizin&nbsp; tapacağınız&nbsp; tek&nbsp; tanrıdır,hepiniz ona&nbsp; teslim olun&nbsp; ona&nbsp; bo yun&nbsp; veriniz.&nbsp; der.Hacc&nbsp; suresi&nbsp; 34.&nbsp;&nbsp; ayet. <br /> Kur&rsquo;anı Kerim&nbsp; ,Mutu&nbsp; kable&nbsp; ente&nbsp; mutu , yani&nbsp; &ouml;lmeden&nbsp; evvel&nbsp; &ouml;l&uuml;n&uuml;z demektedir.Bu g&uuml;n&nbsp;&nbsp; bu t&uuml;r&nbsp; insanlara&nbsp; ,Allah yolunda &ouml;lenlere,yaşarken d&uuml;nyada&nbsp; nefsini&nbsp; &ouml;ld&uuml;r&uuml;renlere Evliya veya ermiş&nbsp;&nbsp; denilmektedir.Kerametleri&nbsp; ile&nbsp; t&uuml;m Anadolu&nbsp; ve Rum elinin&nbsp; fethine yardımcı olmuşlardır. Bu&nbsp; gibi&nbsp; kişilere&nbsp; sırf&nbsp; kuru inatları&nbsp; y&uuml;z&uuml;nden dil&nbsp; uzatanlara&nbsp; ne&nbsp; demeli. Belli&nbsp; zamanlar&nbsp; yatır ziyaretleri hayli kalabalık olur.Bunlar tatil g&uuml;nleri,d&uuml;ğ&uuml;n zamanları,ve o yatırın senenin&nbsp; belli g&uuml;nlerinde hayli kalabaklaşır.Gelenler inancına ve itikatına&nbsp; g&ouml;re &ccedil;erağlar uyarır, dilekler dilenir , Kurbanbanlar&nbsp; kesilir,Kur&rsquo;anı&nbsp; Kerim&nbsp; okunur. Niyazlar&nbsp; kılınır.Bazı&nbsp; yatırlarımızda&nbsp; kesilen&nbsp; kurbanları&nbsp;&nbsp; tığlama&nbsp; yerleri&nbsp; bulunmaktadır. Bu gibi&nbsp; yerleri&nbsp; olan&nbsp; yatırlarımızda&nbsp; tığlanan kurbanlar yatıra ziyaret e gelenlere dağıtılır. Yatırlara&nbsp; boş&nbsp; elle&nbsp; gidilmemektedir.Kurban&nbsp; kesemiyen&nbsp; kişi&nbsp; hi&ccedil;&nbsp; olmasa&nbsp; bir iki&nbsp; horoz&nbsp; g&ouml;t&uuml;r&uuml;p&nbsp; kesmektedir. &Ccedil;erağlar&nbsp; bırakılır.Bunlar&nbsp; bakıcıları&nbsp; tarafından&nbsp; yatıra&nbsp; belli&nbsp; geceler&nbsp; yakılır.Ayrıca&nbsp; yatırlarımıza&nbsp; gen&ccedil;&nbsp; kızlarımız&nbsp; ve kadınlarımızca&nbsp; el işi&nbsp; işlemeler&nbsp; bırakılmaktadır.Bunlar&nbsp; yatırın duvarlarına&nbsp; asılmaktadır. Ayrıca&nbsp; dilek&nbsp; diliyenler&nbsp; yatırın&nbsp; &uuml;zerine ,havlu&nbsp; ,&ccedil;enber, grep gibi&nbsp; bazı&nbsp; eşyalar&nbsp; bırakılmaktadır.<br /> Bunlar&nbsp; yatırın&nbsp; g&ouml;revlisi&nbsp; tarafından&nbsp; belli zamanda toplanıp k&ouml;y&nbsp; kızlarının&nbsp; &ccedil;eyizlerine&nbsp; koyması&nbsp; i&ccedil;in dağıtılıyormış.Yatırların&nbsp; bazı&nbsp; dertlere&nbsp; dileklere&nbsp; &ccedil;are olduğuna&nbsp; inanılır.&nbsp; Adaklar kesilmesi&nbsp; halinde,&nbsp; kurban&nbsp; kanı adak sahibinin alnına s&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; g&ouml;r&uuml;lmektedir. Bazı&nbsp; yatırların&nbsp; &uuml;zerindeki toprağına&nbsp; eli&nbsp; ile&nbsp; karıştırp eline&nbsp; ge&ccedil;en&nbsp; nesneye&nbsp; g&ouml;re yorumlar&nbsp; yapılmaktadır.Bazı yatırlarda ise&nbsp; yatırın&nbsp; yanında&nbsp; k&uuml;&ccedil;&uuml;k&nbsp; kiremit&ccedil;ikler&nbsp; ile&nbsp; &uuml;st &uuml;ste&nbsp; dizerek&nbsp; dilekler&nbsp; tutulmaktadır.. Her yatırın&nbsp; halk&nbsp; arasında anlatıla gelen bazı kerametleri vardır. Bir&nbsp; evliyanın birden&nbsp; fazla&nbsp; yerde nazarlaması bulunmaktadır.&nbsp; Evliyaların yattıkları&nbsp; yerde değil anıldıkları&nbsp; inanıldıkları yerde yaşar&nbsp; inancı&nbsp; ile var olmaktadır.<br /> Trakya&rsquo;da belli zamanlarda&nbsp;&nbsp; en &ccedil;ok ziyaret edilen&nbsp;&nbsp; kurbanlar kesilen yatırlarımız şunlardır. Kırklareli ili Kofcağız il&ccedil;esine Bağlı Top&ccedil;ular K&ouml;y&uuml;nde MAHMUT TOP&Ccedil;UBaba,yine aynı il&ccedil;enin Ahmetler k&ouml;y&uuml;nde&nbsp; G&Uuml;L Baba nazarlaması,yine Kırklreli ilinin Babaeski il&ccedil;esine bağlı Mutlu k&ouml;ydeki&nbsp; BOLCA ANA ,,Tekirdağ&rsquo;ın Muratlı il&ccedil;esine bağlı Aydın k&ouml;y&uuml;nde&nbsp; SEYYİD ALİ SULTAN&nbsp; nazarlaması, YAYLA&nbsp; şenlikleri&nbsp; Edirne&rsquo;nin Yenik&ouml;yde&nbsp;&nbsp; yapılmaktadır.Yayla şenliklerinde&nbsp; asıl tekkesi ve yatırı Yunanistan&rsquo;ın Dimetoka da bulunan SEYYİD Ali SULTAN &lsquo; kurbanlar&nbsp; KESİLMEKTEDİR.<br /> Kaynak eserler</p>
<p> 1.Bedri Noyan .Manzum Kur&rsquo;anı kerim.<br /> 2.Nazif Kara&ccedil;am.Efsaneden ger&ccedil;eğe Kırklareli.<br /> 3.Şerif Baysalan.Hayrabolu tarihi.<br /> 4.Abd&uuml;lkadir İnan .Tarihte ve bug&uuml;n Şamanizm&nbsp; araşt.Syf.6.<br /> 5.Hamide demirel.T&uuml;rk destanlarında ,g&uuml;zellik,destan,masal,vedin unsurları. Syf.87.</p>
<p> Kaynak kişiler.<br /> Mehmet Serez.1929.Tekirdağ.Lise.<br /> Mehmet Şilli.1951.SarıPolat.Malkara/T.Dağ Tıp fak&uuml;ltesi.<br /> S&uuml;leyman Viraca.1947.Erikler./Kırklareli..&Ouml;ğretmen.</p>
<p> 9.BAYRAMLARDA&nbsp; KESİLEN&nbsp; KURBANLARIMIZ.</p>
<p> Kurban&nbsp; bayramında&nbsp; hali&nbsp; vakti&nbsp; iyşi&nbsp; olanlar&nbsp; her&nbsp; yıl&nbsp; birkurban&nbsp; kesmiye&nbsp; &ccedil;alışır lar.&Ccedil;iğ&nbsp; olarak&nbsp; konu&nbsp; komşuya&nbsp; dağıtırlar.Genelde&nbsp; eskiden&nbsp; kurbanların&nbsp; en&nbsp; yakın&nbsp; bir yatırda&nbsp;&nbsp;&nbsp; kesildiği&nbsp; s&ouml;ylenmektedir.Bu g&uuml;nde&nbsp; bu&nbsp; uygulama yapılmakla<br /> beraber&nbsp; hayli&nbsp; azalma g&ouml;r&uuml;lmektedir.Kurban derileri&nbsp; hayır&nbsp; kurumu olan T&uuml;rk Hava&nbsp; Kurumuna&nbsp; makbuz karşılığı&nbsp; muhtarlıklarca&nbsp; verilmektedir.</p>
<p> 10.DİĞER&nbsp; KURBANLARIMIZ.</p>
<p> Kurbanlar&nbsp; genelde&nbsp; bir&nbsp; amacı&nbsp; ve&nbsp; inancı&nbsp; yaşatır.Bir&nbsp; ev&nbsp; yapılırken&nbsp; ,temeline&nbsp; mutlaka&nbsp; bir kurban&nbsp; kesilir. Trakt&ouml;r ve benzeri&nbsp; ara&ccedil;&nbsp; alınırkende sağ &ouml;n&nbsp; tekerliğine kurban kesilir.<br /> Bu yazımız Nefes dergisinde 1996 yılında 33.sayısında yayımlanmıştı.&Ouml;z&uuml;ne sadık kalınarak&nbsp; genişletilerek ilaveler&nbsp; yapılmıştır.<br /> Bu &ccedil;alışmamız&nbsp; daha genişletilerek K&Uuml;LT&Uuml;R BAKANLIĞINA&nbsp; basım i&ccedil;in kurula g&ouml;nderilmiştir.</p>
<p> Kaynak: www.refikengin.com</p>
<p> ____</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kurban/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>ALEVİLİK TE KURBAN TÖRENİ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/alevylyk-te-kurban-toreny/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/alevylyk-te-kurban-toreny/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 16 Dec 2007 10:34:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[KURBAN BAYRAMI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/alevylyk-te-kurban-toreny/</guid>
				<description><![CDATA[ALEVİLİK&#8217;TE KURBAN T&#214;RENİ KURBANIN YERİ ve TANIMI Ali Duran G&#252;l&#231;i&#231;ek Tanrı-İnsan-Doğa sevgisine ve birliğine dayanan Alevilik&#8217;te asıl kurban, nefsini tığlamaktır; &#8222;canım kurban, tenim terc&#252;man&#34; diyerek Mansur d&#226;rında ikrar verip ikrarında durmaktır; İlim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk&#8217;a meydana gelmektir. Alevilik&#8217;te Tanrı&#8217;ya yaklaşmanın en g&#252;zel yolu, sevgiden, g&#252;zellikten, doğruluktan, iyilikten, yani k&#226;mil ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> ALEVİLİK&#8217;TE KURBAN T&Ouml;RENİ  </p>
<p> KURBANIN YERİ ve TANIMI  </p>
<p> Ali Duran G&uuml;l&ccedil;i&ccedil;ek  </p>
<p> Tanrı-İnsan-Doğa sevgisine ve birliğine dayanan Alevilik&#8217;te asıl kurban, nefsini tığlamaktır; &bdquo;canım kurban, tenim terc&uuml;man&quot; diyerek Mansur d&acirc;rında ikrar verip ikrarında durmaktır; İlim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk&#8217;a meydana gelmektir. Alevilik&#8217;te Tanrı&#8217;ya yaklaşmanın en g&uuml;zel yolu, sevgiden, g&uuml;zellikten, doğruluktan, iyilikten, yani k&acirc;mil (olgun, yetkin) insan olmaktan ge&ccedil;er.  </p>
<p> İbranice &quot;korb&acirc;n&quot; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;nden, Aramice yoluyla Arap&ccedil;aya ge&ccedil;en &quot;kurban&quot;, s&ouml;zc&uuml;k anlamıyla &quot;yakın olma, yakınlaşma &quot; demektir. Genel anlamıyla, Tanrı&#8217;ya m&acirc;nen yaklaşmak, yakınlık g&ouml;stermek i&ccedil;in sunulan ve vasıta kılınan şey; kurban, adak.  </p>
<p> Kurban olayı, tek Tanrılı dinlerden &ouml;nceki &ccedil;ok Tanrılı dinler d&ouml;neminde de vardı. Bu olay, ta Paleolotik (Taş devri) d&ouml;nemine dek dayanır. İnsanlar, kendilerini k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden, k&ouml;t&uuml; ruhlardan, doğal affetlerden korumak i&ccedil;in korktukları ve korktukları i&ccedil;in de tanrısallaştırdıkları doğa g&uuml;&ccedil;lerine, Tanrılara ve Tanrı&ccedil;alara kurbanlar, adaklar sunarlardı. Korunma, zarara uğramama, sağlığına kavuşma, dilek ve isteklerinin yerine getirilmesi, evine bereket ve bolluğun girmesi gibi &ccedil;eşitli vesilelerle sunulan kurbanlar, kanlı ve kansız kurbanlar olarak ikiye ayrılırdı.  </p>
<p> Kanlı kurbanlar, insan, hayvan (sığır, koyun, ke&ccedil;i, deve, at, tavuk, horoz&#8230;) ve balık etinden; Kansız kurbanlar ise genellikle tahıl &uuml;r&uuml;nlerinden, ayrıca &uuml;z&uuml;m, ceviz, zeytin, s&uuml;t, yağ, şarap gibi &uuml;r&uuml;nlerden yapılırdı.  </p>
<p> G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de bu t&uuml;r kansız kurbanlar halen yapılmaktadır. &Ouml;rneğin Anadolu&#8217;da, &ouml;zellikle Alevi toplumunda, maddi durumu yerinde olmayan ailelerde kanlı kurbanlar yerine genellikle helva, &Acirc;ş&ucirc;re, kuru yemiş ve k&ouml;mbe gibi &ccedil;eşitli yiyecek maddeleri adak olarak sunulur; ziyaretlere gidilir, &ouml;l&uuml;lerin ruhuna lokma &ccedil;ıkartılır vs.  </p>
<p> Tarihi kaynaklara g&ouml;re, Tek Tanrı incının temel ilkelerini koyan; Allah&#8217;ı birleyen, kendini Allah&#8217;a veren ve Allah&#8217;a eş koşmayan İbrahim Peygamber&#8217;in (Halilullah&#8217;ın, İ.&Ouml;. 1263), g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; r&uuml;ya &uuml;zerine, Tanrı&#8217;nın emriyle Kur&#8217;&acirc;n&#8217;a g&ouml;re oğlu İsmail&#8217;i, İncil ve Tevrat&#8217;a g&ouml;re İshak&#8217;ı kurban ederken, Tanrı tarafından, bunun sadece bir sınama olduğunu ve bu vesileyle kendisine kurban edilmek &uuml;zere bir ko&ccedil; g&ouml;nderilmesiyle birlikte, bundan b&ouml;yle insanlar kurban edilmekten kurtuldu. Hıristiyanlıkta ise, İsa Peygamberin, insanları g&uuml;nahlardan arındırmak ve Tanrısal birliği g&uuml;&ccedil;lendirmek i&ccedil;in kendisini kurban etmesiyle birlikte, kanlı kurban olayı ortadan kalktı. Bu nedenle Hıristiyanlık&#8217;ta kurban &quot;kudas&quot; yani &acirc;yin esnasında şaraba bastırılmış ekmek anlamına gelmektedir. Şarap, Hz. İsa&#8217;nın kanını, ekmek ise bedenini simgeler. B&ouml;ylece diğer dinlerde insanlar kurban veya dini merasimler yoluyla Tanrı&#8217;ya yaklaşırken, Hıristiyanlık&#8217;ta Hz. İsa vasıtasıyla yaklaşır.  </p>
<p> Yahudilik&#8217;te kurban, bir Tanrı buyruğudur, İsl&acirc;miyet&#8217;te ise Peygamber Hz. Muhammed tarafından da yapıldığı i&ccedil;in, yapılması gereken bir vecibedir (gerekliliktir). Hanefi Mezhebine g&ouml;re vacib, Şafii ve Maliki mezheblerine g&ouml;re ise s&uuml;nnettir.  </p>
<p> Kameri takvimine g&ouml;re Zilhicce ayının 10&#8217;dan 13&#8217;&uuml;ne kadar devam eden Kurban Bayramı&#8217;na Arap&ccedil;ada&nbsp; &quot;İd-i adh&acirc;&quot;, &quot;id al-azh&acirc;&quot; veya b&uuml;y&uuml;k bayram anlamında &quot;id al-Kebir&quot; denir. Ramazan (şeker) bayramına, &quot;id al-fitr&quot;, ulusal bayramlara &quot;id al-milli&quot; denir. Arap&ccedil;a &quot;zabh, zabih, zabiha&quot; veya &quot;nahr&quot; s&ouml;zc&uuml;kleri ise boğazlama, kesme anlamında kullanılır.  </p>
<p> G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde yiyeceklerin aşırı derecede israf edildiği ve hatta&nbsp; &ccedil;&ouml;plere atıldığı gelişmiş &uuml;lkelerde, Alevilerin bir kısmı, inan&ccedil;ları ve yaşam felsefeleri gereğince&nbsp; kanlı kurbanlar (hayvan kesmek, kan akıtmak) yerine, daha &ccedil;ok kansız kurbanları (helva, b&ouml;rek, &ccedil;&ouml;rek, &Acirc;ş&ucirc;re aşı, k&ouml;mbe vs.) tercih etmektedirler. Ayrıca bazı kimseler kurban kesme yerine, bu parayı fakir, hasta ve kimsesiz insanlara g&ouml;ndermektedirler; bazıları okul ve cemevi (k&uuml;lt&uuml;r evi) gibi toplumsal hizmet alanlarına destek vermektedir; kimileri de kurban parasıyla, doğanın korunmasına ve yeşillenmesine katkıda bulunmak i&ccedil;in, k&ouml;y&uuml;nde veya mahallesinde ağa&ccedil; diktirmektedir. Tanrı-İnsan-Doğa sevgisine dayanan Alevi &ouml;ğretisine ve h&uuml;manist yaşam felsefesine uyan en g&uuml;zel uygulama da bu olsa gerektir.  </p>
<p> Sonra g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, &ouml;zellikle gelişmiş sanayi &uuml;lkelerinde et yemiyenlerin (vejetaryenlerin) sayısı gittik&ccedil;e &ccedil;oğalmaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalara g&ouml;re insan, et yemeden de sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşayabilir ve v&uuml;cut i&ccedil;in gerekli olan temel protein birimlerini ve vitaminleri bitkilerden (sebze ve meyvelerden) de sağlayabilir. Vejetaryenlik d&uuml;ş&uuml;ncesi Antik Yunan felsefesine kadar dayanır.Sokrates, Platon, Pythagoras, Orpheus gibi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rler, ta o d&ouml;nemlerde kanlı kurban olayına karşı &ccedil;ıkarlar. Sokrates&#8217;e g&ouml;re, kurban, adak olayı, Tanrı inancıyla bağdaşmayan şekilci bir davranıştır. İnan&ccedil;ta asıl ama&ccedil;, &ouml;ze inmektir, i&ccedil;e y&ouml;nelmektir; g&ouml;sterişten uzak durmaktır. Platon&#8217;a g&ouml;re, kurban ve adak olayı, ticari bir anlayışın ifadesidir (ben sana veririm, sen de bana ver gibi).  </p>
<p> Vejetaryenlikten ama&ccedil;: &Yuml; İnsanlar gibi, her t&uuml;rl&uuml; canlı varlığa ve hayvanlara karşı&nbsp; duyulan saygı. &Uuml;nl&uuml; d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r Voltaire, bunu ş&ouml;yle a&ccedil;ıklamaktadır: Hayvanlar konuşabilseydi, onları kesip yemeye cesaret eder miydik! &Yuml; Sağlık nedenleriyle (et yemiyenlerin, et yiyenlere oranla daha sağlıklı olduklarına dair yapılan tespitler); &Yuml;&nbsp; Hayvanlara verilen antibiyotikler ve hormonlar sonucu etlerin hastalıklı olması; &Yuml; Etli yiyeceklerin pahalı olması (insanın dar bir b&uuml;t&ccedil;eyle bile vejeteryan olarak sağlıklı beslenebilmesi) gibi daha bir&ccedil;ok nedenler&#8230;[1]  </p>
<p> Aşağıdaki deyişte de ifade edildiği gibi Alevilik-Bektaşilik&#8217;te asıl kurban nefsini tığlamaktır; nefis d&uuml;şmanını yok etmektir:  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Evvel eşiğine koydum başımı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aldılar i&ccedil;eri d&ouml;kt&uuml;m yaşımı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Erenler yolunda g&ouml;r savaşımı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Uuml;ry&acirc;n p&uuml;ry&acirc;n olup meydana geldim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ol demde uyandı b&acirc;tın &ccedil;erağı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rehberim boynuma bend etti bağı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; D&ouml;rt adım ileri attım ayağı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ko&ccedil; kurban dediler inana geldim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; D&ouml;rt kapıda selam verdim aldılar  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Pirim huzuruna yedip geldiler  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; El ele el Hakk&#8217;a olsun dediler  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hen&uuml;z masum olup meydana geldim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Pirim kulağıma eyledi telkin  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şah-ı Vel&acirc;yet&#8217;e olmuşum yakin  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mezhebim Cafer-&uuml;s Sadık- &uuml;l metin  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah dost eyvallah pirane geldim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Y&uuml;z&uuml;m yerde &ouml;z&uuml;m darda durmuşum  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed Ali&#8217;ye ikrar vermişim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sek&acirc;h&uuml;m şerbetin anda g&ouml;rm&uuml;ş&uuml;m  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İ&ccedil;ip kana kana mest&acirc;ne geldim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yolumuz Oniki İmama &ccedil;ıkar  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; M&uuml;rşidim Muhammed Ahmed-i Muhtar  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rehberim Ali&#8217;dir s&acirc;hib-i Z&uuml;lfik&acirc;r  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kulundur Ş&acirc;hi&#8217;ya div&acirc;ne geldim.  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (D&uuml;vazdeh-i İmam)  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her sabah, her seher &ouml;t&uuml;ş&uuml;r kuşlar  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; B&uuml;lb&uuml;ller g&uuml;l i&ccedil;in fig&acirc;na başlar  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kısmetimiz kalbimizde buluna  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Veysel-Karan(i) gitti Yemen iline  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Arıyız u&ccedil;arız kudret balına  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Biz &ccedil;ekelim imamların yasını  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşit ger&ccedil;ek erenlerin sesini  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İmam Hasan i&ccedil;ti ağu tasını  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Acirc;rif olan eleklerden elendi  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Talib olan Hak yoluna dolandı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şah H&uuml;seyin al kanlara bulandı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İmam Zeynel paralandı b&ouml;l&uuml;nd&uuml;  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed B&acirc;kır&#8217;a secde kılındı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; C&acirc;fer-i S&acirc;dık&#8217;a erk&acirc;n &ccedil;alındı  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; G&ouml;n&uuml;l kuşun kalb evinde yuvası  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Serimize &ccedil;&ouml;kt&uuml; Şah&#8217;ın hevası  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İmam K&acirc;zım Musa, Rıza duası  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şah Taki ve Naki nur olub gitti  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hasan-&uuml;l Askeri pir olub gitti  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mehdi mağarada sır olub gitti  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kamber, Selman, Fatma durdu duaya  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şahriban ağladı, bindi deveye  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İsa kahreyledi &ccedil;ıktı havaya  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; D&ouml;rt kitap yazıldı d&ouml;rt dine d&uuml;şt&uuml;  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kur&#8217;&acirc;n Muhammed&#8217;in virdine d&uuml;şt&uuml;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kul Himmet Pir&#8217;inin derdine d&uuml;şt&uuml;  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allah bir Muhammed Ali diyerek.  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; MUHAMMED ALİ&#8217;YE İNDİ BU KURBAN  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Akıl ermez yaradanın sırrına  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed Ali&#8217;ye indi bu kurban  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kurban olam kudretinin nuruna  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hasan, H&uuml;seyin&#8217;e indi bu kurban  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ol İmam Zeynel&#8217;in destinde idim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed B&acirc;kır&#8217;ın dostunda idim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cafer-i Sadık&#8217;ın postunda idim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Musa&#8217; K&acirc;zım, Rıza&#8217;ya indi bu kurban  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed Taki&#8217;nin nurunda idim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ali-y&uuml;n Naki&#8217;nin sırrında idim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hasan-&uuml;l Askeri&#8217;nin d&acirc;rında idim  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed Mehdi&#8217;ye indi bu kurban  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aslı Şah-ı Merdan g&uuml;ruhu Naci  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hakikata bağlı bu yolun ucu  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Senede bir kurban talibin borcu  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed Mustafa&#8217;ya indi bu kurban  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tarikatten hakikate ereler  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cennet-i &acirc;l&acirc;ya h&uuml;lle sereler  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed Ali&#8217;nin y&uuml;z&uuml;n&nbsp; g&ouml;reler  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Erenler aşkına indi bu kurban  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şah Hatayi&#8217;m eder bilir mi her can  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kurbanın &uuml;st&uuml;ne y&uuml;r&uuml;d&uuml; erk&acirc;n  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tırnağı tesbihtir, kanı da mercan  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Oniki İmam&#8217;a indi bu kurban.  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; KURBAN G&Uuml;LBENGİ  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bism-i Şah Allah Allah!..  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kurbanımız kabul, muradımız h&acirc;sıl ola!  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Evimiz, ocağımız şen, kısmetimiz g&uuml;r ola!..  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Lokmalarımız Hak derg&acirc;hına yazıla!  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her kazaya kalkan, her bel&acirc;ya bek&ccedil;i ola!..  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Uuml;&ccedil;lerin, Beşlerin, Kırkların,&nbsp;  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Oniki İmamların, Ond&ouml;rt Masum-u P&acirc;kların,  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Onyedi Kemerbestlerin şefaatından mahrum eylemeye!..  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şah-ı Merdan yardımcımız, Hz. Pir g&ouml;zc&uuml;n&uuml;z ola!  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ger&ccedil;eğe h&ucirc;, m&uuml;mine ya Ali!..  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> SOFRA G&Uuml;LBENGİ I  </p>
<p> Bism-i Şah Allah Allah!..  </p>
<p> Nimmeti Celil, bereketi Halil, şefaatı Resul, inayeti Ali, himmeti Veli ola!.. Bu gitti ganisi gele, Hak-Muhammed-Ali bereketini vere!.. Arta eksilmeye, taşıp d&ouml;k&uuml;lmeye! &Uuml;&ccedil;lerin, Beşlerin, Yedilerin, Oniki İmamların, Ond&ouml;rt Masum-u P&acirc;kların, Onyedi Kemerbestlerin, Kırkların, Rical-&uuml;l Gayb Erenlerin derg&acirc;hına yazıla!.. Her kazaya kalkan, her belaya bek&ccedil;i ola! Yiyip yedirenlere, pişirip getirenlere nur-i iman, aşk-ı şevk ola!.. Lokma sahipleri lokmalarından şefaat bula; evleri, ocakları şen, kısmetleri g&uuml;r ola! Her neye niyet ettiyseniz, Allah kabul eyleye!..  </p>
<p> Hak saklıya, Hızır bekleye! Ger&ccedil;eğe h&ucirc;, m&uuml;mine ya Ali!..  </p>
<p> SOFRA G&Uuml;LBENGİ II  </p>
<p> Şeperi şepber[2] m&uuml;rşid-i rehber, sundular kevser,  </p>
<p> Elhamd&uuml;lill&acirc;h!  </p>
<p> Sofra Ali&#8217;nin, himmet Veli&#8217;nin, ş&ouml;hret dinin,  </p>
<p> Elhamd&uuml;lill&acirc;h!  </p>
<p> Muhammed g&uuml;nd&uuml;r, Pirim b&uuml;lb&uuml;ld&uuml;r, c&uuml;mlemiz kuldur  </p>
<p> Elhamd&uuml;lill&acirc;h!  </p>
<p> Haktır Muhammed, olmuşuz &uuml;mmet, bulmuşuz rifat  </p>
<p> Elhamd&uuml;lill&acirc;h!  </p>
<p> Haşim&#8217;in zikri, elfakri fakri, bu demin ş&uuml;kr&uuml;  </p>
<p> Elhamd&uuml;lill&acirc;h!  </p>
<p> Nuru nebi, keremi İmam Ali, Pirimiz H&uuml;nk&acirc;r Hacı Bektaş Veli, ger&ccedil;ekler demine h&ucirc; diyeli h&ucirc;!..  </p>
<p> SOFRA G&Uuml;LBENGİ III  </p>
<p> Nimet-i Celilullah, bereket-i Halilullah, yediğimiz nimetler nur, i&ccedil;tiğimiz sular tahur ola; ocaklarımız mamur, g&ouml;nl&uuml;m&uuml;z p&uuml;r nur ola; soframız, Kamber&#8217;in sofrası ola, Hak-Muhammed-Ali bereketini vere!.. Ger&ccedil;eğe h&ucirc;, m&uuml;mine ya Ali&#8230;  </p>
<p> SOFRA G&Uuml;LBENGİ&nbsp;&nbsp; IV  </p>
<p> Bismişah, Allah Allah!&#8230;  </p>
<p> Soframız dolu ola, kısmetimiz bol ola, yardımcımız Hak Muhammed Ali, Pirimiz H&uuml;nk&acirc;r Hacı Bektaş Veli ola, ger&ccedil;eğin demine, devranına h&ucirc; diyelim h&ucirc;&#8230;  </p>
<p> SOFRA G&Uuml;LBENGİ&nbsp; V  </p>
<p> Bismişah Allah Allah  </p>
<p> Evvel Allah diyelim, k&acirc;dim Allah diyelim, her dem Allah diyelim, indi Ali sofrası, ya Şah diyelim, Şah versin biz yiyelim. Dem-i Pir, Kerem-i Evliya, ger&ccedil;eğe h&ucirc;, m&uuml;mine ya Ali&#8230;[3]  </p>
<p> Bu makale kısaltılmış şekliyle Ali Duran G&uuml;l&ccedil;i&ccedil;ek&#8217;in Alevilik (Bektaşilik, Kızılbaşlık) ve Onlara Yakın İnan&ccedil;lar, adlı yapıtından alınmıştır.  </p>
<p> İstanbul/K&ouml;ln 2004, 2. Cilt, s. 690-698.  </p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;  </p>
<p> [1]Vejeteryanların tercih ettiği başlıca besin maddeleri: Kabuğu alınmamış (siyah) buğday ekmeği, akdarı, arpa, mısır, bur&ccedil;ak ve yulaf gibi tahıl &uuml;r&uuml;nleri; &ccedil;imlendi-rilmiş buğday, kabak &ccedil;ekirdeği, ay&ccedil;i&ccedil;eği, kavrulmuş amerikan fıstığı, siyah pirin&ccedil; gibi bol protein sağlayan besin &uuml;r&uuml;nleri; ayrıca soya fasulyesi, ıspanak, patates ve pırasa gibi sebzeli yemek &ccedil;eşitleri&#8230; Vejetaryenler de kendi aralarında &uuml;&ccedil; gruba ayrılırlar:  </p>
<p> 1. Veganlar veya vejetaryenler: Bu grupta olanlar yalnız hayvanların etlerini değil, s&uuml;t, yağ, peynir gibi hayvansal &uuml;r&uuml;nleri de yemezler.  </p>
<p> 2. Lakto Vejetaryenler: Et dışındaki hayvansal &uuml;r&uuml;nleri yerler, ama canlıların &uuml;remesini sağlayan tohumu taşıdıklarından yumurtayı yemezler.  </p>
<p> 3. Ovo-Lakto Vejetaryenler: Bu gruptakiler sadece et yemezler; yumurta da dahil, diğer hayvansal &uuml;r&uuml;nleri yerler.  </p>
<p> [2] Şeperi şepber, Harun&#8217;un oğlu olup, Hasan ve H&uuml;seyin anlamında kullanılır.  </p>
<p> [3] K&acirc;zım Baba&#8217;nın nutkundan. (KOCA, Ş. 1999: 90)  </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/alevylyk-te-kurban-toreny/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/hz-huseyyn-ve-kerbela-olayi-2/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/hz-huseyyn-ve-kerbela-olayi-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 16 Dec 2007 10:28:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖNEMLİ GÜNLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/hz-huseyyn-ve-kerbela-olayi-2/</guid>
				<description><![CDATA[HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN[1] İÇİNDEKİLER Giriş                                                              2 Muaviye Kimdir?                                              2 Yezid Kimdir?                                                  4 Hz. Hüseyin&#8217;in Katili Yezid                                 5 Hz. Hüseyin ve Kerbela Olayı                             5 Kutsal Şehirleri Yıkan Yezid                               9 Sonuç                                                             9 Kerbela                                                         10 Kerbela&#8217;da Hz. Hüseyin&#8217;in Makamı                    10 Kerbela ve Sonrası                                          11 Bazı Kaynaklar Diyor ki                                    12 Matem ve Muharrem ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI  </p>
<p> Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN[1]  </p>
<p> İÇİNDEKİLER  </p>
<p> Giriş                                                              2  </p>
<p> Muaviye Kimdir?                                              2  </p>
<p> Yezid Kimdir?                                                  4  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in Katili Yezid                                 5  </p>
<p> Hz. Hüseyin ve Kerbela Olayı                             5  </p>
<p> Kutsal Şehirleri Yıkan Yezid                               9  </p>
<p> Sonuç                                                             9  </p>
<p> Kerbela                                                         10  </p>
<p> Kerbela&#8217;da Hz. Hüseyin&#8217;in Makamı                    10  </p>
<p> Kerbela ve Sonrası                                          11  </p>
<p> Bazı Kaynaklar Diyor ki                                    12  </p>
<p> Matem ve Muharrem Orucu                               13  </p>
<p> Oruca Niyet Etmek                                           13  </p>
<p> Aşure Lokması İçin Dua                                    13  </p>
<p> Aşure Yendikten Sonra Okunacak Dua                13  </p>
<p> Edebiyatımızda Kerbela  ve Hz. Hüseyin              14  </p>
<p> Kaynaklar                                                        18  </p>
<p> *********************************  </p>
<p> Gündüz hayalimde gece düşümde  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> Yılın oniki ay sabah seherinde  </p>
<p> Her dertlere derman İmam Hüseyin  </p>
<p> Dividim var kalem tutmam elimde  </p>
<p> Hakkın kelamın okurum dilimde  </p>
<p> Muhammedin sancağının dibinde  </p>
<p> Salınır da mazlum İmam Hüseyin  </p>
<p> Pir Sultan ne güzel bulmuş yerini  </p>
<p> Ben pirime kurban verdim serimi  </p>
<p> Muaviye oğlu Mülcem soyunu  </p>
<p> Sürülsün dergahtan der İmam Hüseyin  </p>
<p> *********************************  </p>
<p> 1 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> GİRİŞ  </p>
<p> Konunun zaman, mekan ve kısa dönemli etkileri gözönüne alındığında Araplar&#8217;a özgü bir sorun olarak görünmekle birlikte, Şii-Sünni ayrılığı ve bunun uzun dönemli etkileri nedeniyle İslamı benimsemiş bütün toplulukları ilgilendiren bir sorun olduğu söylenebilir. İslam tarihinin en ilginç bu  dönemi şüphesiz, Dört Halife sonrasında Emevilerin iktidarı elde ediş ara dönemidir. Bu ara dönemin genelde yüzeysel olarak bilindiği ve değerlendirildiği kanısındayız. Bu çalışmada öncelikle bu dönemin baş aktörlerinden Muaviye ve oğlu Yezid dönemleri ele alınmak suretiyle, hafızalarda kötü iz bırakmış bu iki simanın icraatleri de sergilenecektir. Bu çalışma kaynakçada belirttiğimiz çalışmalardan yapılmış alıntılara dayanmaktadır. Verilen bilgiler halkın anlayacağı dilde verilmeye özen gösterilmiştir.  </p>
<p> Zihnimi kurcalayan şu sorulardır ki bu konuları ele alma isteğimin kökenini oluştururlar: Muaviye ve oğlu Yezid neler yapmışlardır da böyle kötü ün salmışlar  ve hatta lanetle anılır olmuşlardır? Niçin , İslamı benimsemiş diğer toplumlarda birçok kullanılan Arap kökenli ad varken Muaviye ve Yezid adları kullanılmamaktadır, hatta bu şahısları övenler ve yakınlarında dahi Muaviye ve Yezid adları yoktur? Umarız kendi zihnimizdeki sorulara yanıt ararken, okuyucuya da yararlı bilgiler sunarız. Verdiğimiz bilgileri daha çok  uzmanlarından alıntı yaparak gerçekleştireceğiz.  </p>
<p> MUAVİYE KİMDİR?  </p>
<p> Tam adı Muaviye bin Ebi Süfyan&#8217;dır. 602 yılında Mekke&#8217;de doğan Muaviye önceleri Hz. Muhammed&#8217;in karşısında yer alan Abdü&#8217;ş-Şems kabilesindendi. Hz. Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;yi ele geçirmesinden sonra müslüman oldu.  </p>
<p> İkinci Halife Ömer döneminde kardeşi Yezid bin Ebu Süfyan&#8217;ın ölmesi sonrası Şam Valisi olarak sadece Şam ordugah ve vilayetini idareyle memur edilen Muaviye&#8217;nin gücü, Ömer&#8217;in ölümü sonrasında iyice arttı. Çünkü Muaviye&#8217;nin akrabası olan Osman Üçüncü halife olmuştu. Osman&#8217;ın halifeliğiyle Muaviye Şam&#8217;ın yanısıra Suriye&#8217;nin diğer vilayetlerini  de idaresi altına aldı. Böylece Muaviye, bütün Suriye ve çevresinin valisi  olup, servet ve iktidarını günden güne arttırmaktaydı. Muaviye, Üçüncü halife Osman öldürüldüğünde hem siyasi, hem de ekonomik açıdan oldukça güçlü bir konuma gelmiş bulunuyordu. Bu gücü nedeni iledir ki, müslümanların ittifak ile halifeliğe getirdiği Hz. Ali&#8217;nin meşru halifeliğini tanımamış, Osman&#8217;ın kanını talep iddiasını öne sürerek  Hz. Ali ile savaşa girmiştir. Yine Muaviye, Osman&#8217;ın intikamcısı rolüne sarılmakla kalmıyor; halife Osman&#8217;ın katillerini teslime rıza gösterdiği taktirde Hz. Ali&#8217;ye biat etmeğe razı olduğunu ilan ediyordu ki, bu apaçık siyasi bir manevraydı. Muaviye bu manevradan Sıffin Savaşı öncesindeki müzakerelerde oldukça yararlanmıştı. Şöyleki Osman&#8217;ın katledilmesiyle Hz. Ali&#8217;nin herhangi bir ilgisi yoktu ve Osman&#8217;ın katillerinin bulunamayacağı ortadaydı. Çünkü Osman&#8217;ın bulunduğu yeri sararak onu katleden kitle yüzlerle ifade ediliyordu Esasen Osman&#8217;ın katledilmesinde bilinen birçok neden rol oynamıştır.  Öyleki, Hz. Peygamberin eşlerinden Ayşe bile Halife Osman&#8217;ın aleyhinde bulunmaktaydı. Osman&#8217;ın akrabalarına olan Emevi Ailesi mensuplarına sağladığı mevkiler ve parasal ayrıcalıklar da yoğun tepkilere yol açmıştı. Bu şekilde halife  Osman muhtelif çevrelerde muhalifler yaratmış idi.  </p>
<p> Emevi sülalesi İslam&#8217;ın doğuşu ile kaybettikleri nüfuz ve iktidarı yeniden ele geçirebilmek için akıl almaz yollara başvurmuşlardır. Özellikle Muaviye&#8217;nin ve Yezid&#8217;in davranışlarını, bazı Sünni yazarların ileri sürdükleri gibi, &quot;içtihad&quot; farkıyla açıklamaya kesinlikle imkan yoktur. Muaviye &quot;kısas&quot; adıyla din kisvesine büründürdüğü siyasi ihtirasını ne pahasına olursa olsun tatmin için uğraşmış, bu amaçla başvurulmadık yol bırakılmamıştır. Şüphesiz Muaviye&#8217;nin bu cüretkâr hareketlerde bulunurken en büyük dayanağı 20 yıllık Suriye Valiliği sırasında sağladığı kazanımlardı. Muaviye&#8217;nin başlıca eseri, siyasetine körü körüne itaat eden birliklerden oluşan Suriye Ordusu oldu. Muaviye, ordunun rahatına ve donanımına çok dikkat  ediyor, ücretlerini fazlasıyla ve o zamana kadar alışılmamış bir düzen ile ödemeye çalışıyordu.  Muaviye kendi amaçlarının önünde engel olarak gördüğü, her kim olursa olsun, ortadan kaldırmakta tereddüt etmemekteydi. Muaviye&#8217;nin bu siyaseti icraatlerinde açıkça görülmektedir.  </p>
<p> Muaviye, tüm bu sözü edilen önlemler dışında servetini de siyasal başarısı için seferber etmiş durumdaydı. Karşıtlarından kiminin öldürülmesi yolu benimsenirken, kiminin de para ile satın alınması yoluna gidilebiliyordu. Tahsis ettiği maaşların ve cömertce ihsanların altın zinciri ile  en inatçı aleyhtarlarının dizginlerini elinde tutmayı başarmış idi. Emevi halifeleri, Muaviye de dahil, kendi siyasetlerine düşman olanların aynı zamanda islama da karşı olduklarına kanaat getirmişlerdi.  </p>
<p> 2 </p>
<p> Çeşitli İslam Tarihi uzmanlarınca dile getirilen ve Muaviye&#8217;nin suçlanmasına yol açan davranışlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:  </p>
<p> 1. Muaviye, Şam dışındaki bütün İslam eyaletlerinin meşru halifesi olan Hz. Ali&#8217;ye savaş açmış ve esasta iktidarı elde etme amacını Osman&#8217;ın kanını talep iddiasıyla hasıraltı etmeyi amaçlamış, dolayısıyla o zamana kadarki İslami teamüllere karşı çıkarak hilafeti gaspetmiştir.  </p>
<p> 2. Muaviye, siyasi amaçları uğruna, vali ve hakimlere ferman göndermek suretiyle Hz. Ali&#8217;ye, Ebu Turap lakabıyla birlikte küfür ettirir, lanet okutturur, sövdürürdü. Ebu Turap, toprağın babası anlamında olup, Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali&#8217;ye verilmiş bir ad idi ve Hz. Ali de bu lakabı çok severdi. Muaviye ile başlayan bu adet diğer Emevi hükümdarları zamanında da sürdü. Mescidi Nebevi&#8217;de, Peygamberin manevi huzurunda, onun minberinde en çok sevdiği zata karşı yakışık almayan küfürleri savurmak adet bile oldu. Hatta Muaviye, Medine&#8217;de Hz. Peygamber&#8217;in mescidinde de ashabın itirazlarına, Hz. Peygamber&#8217;in eşlerinden Ümmü Seleme&#8217;nin bizzat mescide gelip Resulullah&#8217;ın &quot;Ali&#8217;ye söven bana, bana söven Allah&#8217;a sövmüş olur.&quot; hadisiyle kendisine ihtarda bulunmasına rağmen bundan vazgeçmemişti.  </p>
<p> 3.  Muaviye, diyet uygulamasında sünnete aykırı davrandığı gibi, ganimet mallarının dağıtılmasında da Allah&#8217;ın Kitabı ve Resulü&#8217;nün sünnetinin açık hükümlerine aykırı davranmıştır. Emevi soyunun idarecileri, Ömer b. Abdülaziz istisna edilecek olursa, Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;i dünyevi hırs ve menfaatler uğruna feda edebilmiş ve tarihte &quot;İslam&quot; değil &quot;Arap&quot; devleti adıyla şöhret kazanmışlardır.  </p>
<p> 4.  Muaviye, valilerini o zamanki yasalardan üstün sayıyordu. Valilerinden Ziyad b. Ebih ve Büsr İbni Ertat&#8217;ın yaptıkları katliamlar ve zulümler tarihçilerce oldukça yer verilen konulardandır. Muaviye ise bu zulümlere sessiz kalıyordu. Muaviye&#8217;nin Basra valiliğine getirdiği Ziyad b. Ebih, Irak&#8217;ta haksız yere binlerce insanı öldürttü. Muaviye&#8217;nin komutanlarından Büsr İbni Ertat, Mekke, Medine ve Yemen&#8217;de zalimce icraatleriyle ortalığa dehşet saçtı.  </p>
<p> 5. Muaviye, amaçlarına engel olarak gördüğü kişilerden kurtulmak için hiçbir hareketten çekinmezdi ve kanlı emelleri uğruna pek çok değerli şahsın ölmesi onun idaresi dönemine rastlar. Mesela Ammar b. Yasir, Eşter b. Malik, Muhammed İbn-i Ebu Bekir ve Hucr b. Adî bunlardandır. Bu şahıslarının tümünün de ortak yanı, Hz. Ali&#8217;nin tarafında yer almış oluşlarıydı.  </p>
<p> 6.  Muaviye, Hz. Hasan&#8217;la yaptığı anlaşmayı hiçe sayarak, ölmeden önce oğlu Yezid&#8217;e biat edilmesini istedi. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve Müslümanların anlayışına uymadığı gibi, Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kimsenin halifeliğe adaylığını kabul etmek mümkün değildi. Böylece, Muaviye, Yezid El-Humur diye adlandırılmış, kaynaklarda içki içen ilk halife olarak geçen oğlu Yezid&#8217;i, kendisine halef tayin etmiş oluyorduki bu durum hilafetin saltanata dönüştüğünün açık bir göstergesiydi.  </p>
<p> Sonuç olarak Muaviye o zamana kadar ki İslami teamüllere aykırı birçok kötü hareketi meşrulaştırmış, kendinden sonrakilere kötü örnek olmuştur. G. Levi Della Vida&#8217;nın da dile getirdiği gibi, Muaviye&#8217;nin halifeliği, İslam&#8217;ın devlet teşkilatı tarihinde yepyeni bir dönem açıyordu. Artık halife, sünnetin vücut bulunduğu anlarda buna bizzat şahit olup da sünneti uygulayan veya devam ettiren kimse olmaktan çıkıyor, Arap aleminin belli başlı siması, askeri kuvveti, aile ilişki ve etkileri, kendi şahsi itibarı sayesinde, kabile reisleri arasında en başta geleni oluyordu. Artık halife, resmi ünvanı bakımından olmasa bile, fiilen bir &quot;melik&quot;, daha doğrusu Yunanlıların &quot;tiran&quot; dediği türden bir hükümdardı.  </p>
<p> Aslında Muaviye, iktidarı elde edebilmek için her yola başvurabileceğini  açıkça ifade ediyordu. Şeyh Ekber Muaviye&#8217;nin bu durumunu yansıtan şu sözlerine yer veriyor: &quot;Yükselmek ve büyük mevkilere erişmek için gayret ve çabanızı arttırınız ki muradınıza vasıl olasınız. Nitekim ben ehil olmadığım halde, himmet ve gayret göstererek muradıma vasıl oldum ve istediğimi elde ettim.&quot; Muaviye bu sözleriyle kendisinden önceki dört halifeden oldukça farklı bir anlayışa sahip olduğunu sergilemekteydi. İktidarının meşruluğunu zorla  ve savaşla elde eden Muaviye daha önce de dile getirdiğimiz gibi, fiilen bir melik, daha doğrusu Yunanlıların &quot;tiran&quot; dediği türden bir hükümdardı. İktidarı elde ediş ve iktidarda kalış sürecinde meydana gelen olaylar, Muaviye&#8217;nin ve sonraki Emevi hükümdarlarının islam halifeliğinin gerektirdiği niteliklere sahip olmadıklarını ortaya koymaktadır. Kısmen Halife Osman döneminde başlayan Emevi valilerin debdebeli yaşam biçimleri, Muaviye&#8217;nin iktidarı eldesiyle iyice belirginleşmişti. Saray adabı ve merasimlere aşırı derecede önem verilmeye başlandı. Muaviye, İslam öncesi dönemdeki Arapların teklifsiz ve serbest hal ve tavırlarını, hemen tamamıyla muhafaza etmişti. Yine T. W. Arnold&#8217;un dile getirdiği gibi, Emeviler devrinde, hükümdarların çoğu imamlık görevine devam etmekle birlikte, hilafet görevlerinin dinsel yönlerine de fazla ilgi gösterilmemişt; Zira Ömer b. Abdülaziz müstesna olmak üzere, bu hükümdarlar dinsel düşünce ve sorunlara pek önem vermemiş görünmektedir. İşte sözü edilen tüm bu nedenlerden dolayı, Süheyli&#8217;nin de ifade ettiği gibi Muaviye halife değil emirdir.  </p>
<p> 3 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Muaviye&#8217;nin kötülüklerini daha önce belirtmiş idik. Yezid&#8217;e geçmeden evvel ünlü Oryantalist  H. Lammens&#8217;in kaleminden bunların bazılarını yineliyoruz: &quot;Muaviye&#8217;nin  dört suçu vardır ki, bunlardan birisi bile onu lekelemeye yeterdi: Milleti kıymetsiz insanların elinde bırakmış idi (Yezid&#8217;e biat ettirmek suretiyle); Kendisine sormadan, milletin mukadderatını, idare hakkını, hem de birçok peygamber sahabesinin ve faziletli insanların yaşadığı dönemde ve bunların zararına olarak gaspetmiş idi; İpeklilere bürünmüş ve çalgı çalmaktan hoşlanan islah kabul etmez bir sarhoşu kendisine halef tayin etmiş, Ziyad&#8217;ı kardeş edinmiş ve nihayet Hucr b. Adî&#8217;yi ölüme mahkum etmiş idi.&quot;  Lammens, tarafsız bir tarihçinin Muaviye&#8217;yi bu ithamlar karşısında temize çıkarmasının oldukça zor olduğunu da ekliyor. Ayrıca Emevi İdaresinin, Hz. Ali&#8217;den rivayet edilen pek çok şeyin gizli kalmasında büyük etkisi olduğu da muhtemeldir. Çünkü cami minberlerinden Hz. Ali&#8217;ye lanet ettirenlerin, Hz. Ali&#8217;nin ilminden bahsedip onun fetva ve sözlerini ve bilhassa hükümet teşkilatıyla ilgili görüşlerini nakletmek hususunda ilim adamlarına serbesti tanımaları da makul değildir.  </p>
<p> Muaviye&#8217;nin iktidara geliş ve iktidarda kalış biçimine ilişkin icraatlerine değindikten sonra Yezid konusuna geçebiliriz. Yezid hilafetin haksız varisi, Hz. Hüseyin&#8217;in öldürülmesinin ve mukaddes şehirlere saldırılmasının suçlusu olarak müslümanların hafızasında çok kötü bir isim bırakmıştır. N. Kemal&#8217;in Büyük İslam Tarihi adlı eserinde verdiği bilgilere göre: &quot;Muaviye her yönden dört halife devrinin sadelik, dürüstlük, eşitlik, adalet, kanaat kapılarını kapamış, Suriye&#8217;ye sinen Bizans ve İran saray politikası ile ihtişamının esiri olmuştu.  </p>
<p> YEZİD KİMDİR?  </p>
<p> Esasında Halife eşitler arasında birinci olmak ve ileri gelen kişilerden oluşan şuranın öğütlerine göre hareket  etmek üzere kendisine eşit düzeydeki kişilerce seçiliyordu. Ne varki, Muaviye henüz sağken, çevresindekilere kendisinden sonra oğlu Yezid&#8217;e biat etmelerini sağladı. Böylece seçim(biat) geleneğini br yana itti ve o zamana değin Araplara yabancı bir kavram olan babadan oğula geçen bir saltanat uygulamasını başlattı. Bu şekilde, Halife&#8217;nin seçimi ve liyakati gibi unsurlar geri plana itilmiş oluyor ve bu müessese bir tür saltanat kurumu haline dönüştürülüyordu ki, bu durumun sakıncaları Emevi soyu idarecileri ele alındığında açıkça görülmektedir.  </p>
<p> Bilindiği üzere Hz. Ali 24 Ocak 661&#8217;de öldü ve daha önce Hz. Ali&#8217;nin halifeliğini tanımış -Şam ve Mısır dışında- bütün eyaletler Hz. Hasan&#8217;a biat ettiler. Muaviye bunu haber alınca 60 bin kişilik bir ordu ile Irak&#8217;a yürüdü. Hz. Hasan da 40 bin kişilik bir ordu ile yola çıktı. Ancak Hz. Hasan karşı tarafın askeri gücünden ve yandaşları arasındaki ayrılıklardan çekinerek, savaşı göze alamadı ve yapılan bir anlaşma sonucunda halifelikten çekildi. Anlaşmaya göre,  </p>
<p> ·          Hz. Ali yandaşlarına eziyet edilmemesi,  </p>
<p> ·          Camilerde Hz. Ali&#8217;nin kötülenmemesi,  </p>
<p> ·          Halifeliğin Muaviye&#8217;den sonra Hz. Hasan&#8217;a devri,  </p>
<p> ·          Hz. Ali soyundan gelenlere maddi katkıda bulunulması,  </p>
<p> gibi konular hükme bağlanıyordu. Ancak sonraları askeri ve siyasi gücünü iyice sağlamlaştıran Muaviye &quot;Hasan&#8217;la olan ahdim ayağımın altındadır.&quot; demek suretiyle, anlaşma hükümlerini bir bir çiğnemiştir. Muaviye&#8217;nin Yezid&#8217;i yerine getirmesi, bazı sözde tarih erbabını gerçekten zor durumda bırakmış, bu durumu açıklarken çok dolambaçlı yollar benimsemeye itmiştir. Hiç şüpheniz olmasın bu yalancılar, eğer Muaviye Yezid&#8217;i atamamış olsaydı şöyle diyeceklerdi: &quot;Eğer Muaviye yaşasaydı, Yezid&#8217;i halef tayin etmezdi. Yezid o ölünce zorla iktidara geldi.  </p>
<p> Sünni tarihçilerden es-Suyutî&#8217;nin(Öl. 1505) de belirttiği gibi &quot;Hilafetin, Muaviye&#8217;nin ölümü halinde, Hasan&#8217;a iade edilmesi&quot; maddesi, el-İmame ve&#8217;s Siyase&#8217;de de bulunmaktadır. Ayrıca İbni Haceri&#8217;l-Heytemi, bu maddeyi &quot;Muaviye kendisinden sonra kimseyi yerine tayin etmeyecek; aksine bu iş (hilafet), ondan sonra müslümanların şurası ile tespit olunacaktır.&quot; şeklinde nakleder. Ancak sonuçta Muaviye daha sağlığında oğlu Yezid&#8217;i yerine geçirmiş ve Hz. Hasan&#8217;la yaptığı anlaşmanın bir kandırmacadan ibaret olduğu apaçık ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine doğaldır ki,önce Hz. Hasan&#8217;ın ortadan kaldırılması gerekiyordu ve Muaviye&#8217;de öyle yaptı.  </p>
<p> 4 </p>
<p> Muaviye, Mervan b. Hakem&#8217;i Medine&#8217;ye bu iş için yolladı. Mervan çeşitli hilelerle Hz. Hasan&#8217;ın eşi Ca&#8217;de binti Eş&#8217;as&#8217;ın, Hz. Hasan&#8217;ı zehirlemesini sağladı ve böylece Muaviye oldukça rahatladı.  </p>
<p> Böylece Muaviye, oğlu Yezid&#8217;i kendinden sonra Emevi hükümdarı yapma şeklindeki düşüncesini yürürlüğe koydu. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve müslümanların anlayışlarına uygun olmadığı gibi, Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kimsenin halifeliğe adaylığını kabul etmek mümkün değildi. Yezid&#8217;in veliahtlığı bir hayli tepki görmesine karşın, Muaviye çeşitli girişimlerle Yezid&#8217;e biat sağlıyordu. Hatta Muaviye&#8217;nin kendisi bu amaçla kalkıp Mekka&#8217;ye ve Medine&#8217;ye geldi ve buraların halklarına, Yezid&#8217;in veliahtlığını öteki bütün eyalet ve şehirler de kabul etmiş gibi göstererek ve tehdit ederek onların da biatını sağladı. Sadece Hz. Hüseyin, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer biat etmediler.   </p>
<p> Muaviye 18 Nisan 680&#8217;de Şam&#8217;da ölünce Yezid daha önce kendisine veliaht olarak biat edildiğinden babasının yerine saltanat tahtına geçti. Onun için önemli bir sorun olarak Hz. Hüseyin, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer&#8217;in biatleri meselesi vardı.Yezid, Medine Valisi olan amcası oğlu Velid&#8217;e bu  üç kişinin biatlerinin bir an önce sağlanmasını isteyen bir mektup  yazdı. Mektubunda özellikle Hz. Hüseyin&#8217;in biatının sağlanmasını istiyor, &quot;biate yanaşmazsa başını kestir bana gönder&quot; diyordu.  </p>
<p> Bütün Hicaz, zor karşısında sinmişti ama bu makamın (halifeliğin) ilim, ahlak ve fazilet bakımından gerçek sahibinin Hz. Hüseyin olduğunu çok iyi biliyordu. Birçokları da Hz. Hüseyin&#8217;i, müslümanları bu makamın layıkı olmayan bu adamdan kendilerini kurtarmaya çağırıyordu. Hz. Hüseyin de İslam aleminin yaşadığı bu ızdıraplı dönemi yakından izlemekteydi. Çünkü kendinde, babası Hz. Ali, dedesi Hz. Muhammed&#8217;in bütün vasıflarını toplamış gibiydi. Fakat karşısında para, servet, şöhret ve hileye dayanmış Emeviler gibi bir düşman vardı.  </p>
<p> HZ. HÜSEYİN&#8217;İN KATİLİ YEZİD  </p>
<p> Kendisine saltanatı devreden babası Muaviye ölürken bile başucunda bulunma gereği duymayan, avlanmakla gönül eğleyen Yezid, gününü gecesini çalgı dinlemekle, köçek çengi oynatmakla, içip kendinden geçmekle sürdürmeyi adet etmiş bir kişiydi. Özellikle maymunlara ve köpeklere çok düşkündü. Ebu Kubays adını verdiği bir maymunu vardı ki, ona alaca bulaca renkli ipek elbise giydirir, başına ipekten örülmüş bir külah koyar, dişi bir  merkebe bindirir ve atlarla yarışa sokardı. Kendisiyle şarap içenlere, &quot;Kalkın ey topluluk, dinleyin şarkı söyleyenlerin seslerini; anlamlarla uğraşmayı, bilgilerle oyalanmayı bir yana atın da boyuna şarap içmeye bakın. Çalgı sesi, Ezan sesinden alıkoymada beni; küplerin içindeki yıllanmış şarabı hurilerle değiştim ben.&quot;  </p>
<p> Sıbt İbn&#8217;il-Cevzi&#8217;ye göre Yezid üç şeyi çok severdi: Kadın, şiir ve müzik. N. Kemal de şu olayı nakleder: &quot;Kadınlara karşı son derece düşkündü. Güzel bir kadın olduğunu duyduğu Irak&#8217;ın ileri gelenlerinden birinin karısı ile evlenebilmek için Muaviye&#8217;yi bir hayli sıkıştırmış, çeşitli hile ve düzenbazlıklara itmişti.&quot;  </p>
<p> İşte böyle bir kişi, müslümanların başına geçmiş, İslam&#8217;ın temsilcisi sözde halifesi olmuş ve Müminlerin Emiri diye anılmaya başlanmıştı. Bu duruma oldukça üzülen Hz. Hüseyin, Medine&#8217;de kendisine Yezid&#8217;e biat etmesini öğütleyen Mervan&#8217;a şu yanıtı veriyordu: &quot;Başımız sağolsun; çünkü ümmet, Yezid gibi birinin hükmü altına girmekle büyük bir belaya uğradı.&quot;  </p>
<p> HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI  </p>
<p> Hz. Hüseyin Peygamberin torunu ve Hz. Ali ile Hz. Fatıma&#8217;nın ikinci çocuğu idi. O zamana kadar Araplar arasında pek rastlanmayan bu adı ona Hz. Muhammed vermiş idi. Bazı kaynaklarda Hüseyin doğduğu zaman Hz. Muhammed&#8217;in kulağına &quot; O cennet çocuklarının efendisi (Seyyid)dir.&quot; diye seslendiği yazılıdır.  Peygamber Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin&#8217;i çok severdi. &quot;Bunlar benim oğullarımdır, kızımın oğullarıdır; Allahım ben onları seviyorum, sen de onları sevenleri sev.&quot; dediği birçok kaynakta yazılıdır.  </p>
<p> 5 </p>
<p> İmam Hüseyin&#8217;in çocukluğu Peygamberin derin sevgi ve şefkati içinde geçti. Ancak bu durum kısa sürdü. Daha 5 yaşındayken dedesini yani Hz. Muhammed&#8217;i; ve kısa bir süre sonra da annesi Hz. Fatıma&#8217;yı kaybetti. Bu durumun onu oldukça etkilediği muhakkaktır. Daha çocukken birgün İkinci halife Ömer minberde hutbe okurken Hz. Hüseyin&#8217;in Ömer&#8217;in yanına giderek &quot;Babamın minberinden in ve babanın minberine git.&quot; diye çıkıştığı da kaynaklarda yazılıdır.  </p>
<p> Üçüncü halife Osman&#8217;a karşı gerçekleşen isyanda Hz. Ali onu ve abisi Hz. Hasan&#8217;ı halifenin evine göndererek eve kimseyi sokmamalarını emretti (656). İsyancılar buradan içeri giremediler, ancak başka bir evden geçerek Osman&#8217;ı öldürmeyi başardılar. Bunun üzerine Hz. Ali oğullarını sert bir şekilde azarladı. Hz. Hüseyin babasının halife olmasıyla birlikte Kûfe&#8217;ye gitti ve onunla bütün seferlere katıldı. Hz. Ali&#8217;nin şehadeti sonrasında abisi Hz. Hasan&#8217;a itaat etmeyi yeğledi. Çünkü babası ölürken ona abisine uymasını vasiyet etmişti.  Ancak abisinin Muaviye&#8217;nin hileleriyle zehirletilerek şehid edilmesinden sonra yaşanan gelişmeler onun o zaman kadarki durumunu değiştirdi. Yezid&#8217;e biat etmemekteki kararlılığı onun bu yolda sonuna kadar gideceğini gösteriyordu.  </p>
<p> Daha önce de söz ettiğimiz gibi, Muaviye ölmeden önce çeşitli hile ve tehditlerle halkı oğlu Yezid&#8217;e biat ettirmiş; Hz. Hüseyin ve bazı ileri gelenler biat etmemişlerdi. Yezid ilk iş olarak babasının yarım bıraktığı bu işi tamamlamak üzere, Velid&#8217;e yolladığı mektupta &quot;her ne suretle olursa olsun Hz. Hüseyin, İbn-i Zübeyr ve İbn-i Ömer&#8217;in biatlerinin sağlanmasını, eğer bu mümkün olmazsa, boyunlarının vurulup, başlarının kendisine gönderilmesini&quot; istiyordu. İktidar hırsının iştahlarını kabarttığı Emeviler&#8217;in yapamayacakları iş yoktu. Babası Muaviye&#8217;nin izinden giden Yezid, gerekirse Peygamberin sevgili torununun dahi başını kesmeye, Ehli Beyt&#8217;e zulüm etmeye kararlıydı.  </p>
<p> Doğal olarak Hz. Hüseyin, Yezid&#8217;e biat etmedi ve Velid&#8217;in çabaları sonuç vermedi. 4 Mayıs 680 gecesi kardeşi Muhammed Hanefi&#8217;nin de tavsiyesiyle bütün aile fertleriyle birlikte Mekke&#8217;ye gitti. Ayrıca bu sırada Hz. Hüseyin&#8217;in Mekke&#8217;ye gittiğini öğrenen Kûfeliler de Hz. Hüseyin&#8217;e elçiler göndererek Kûfe&#8217;ye davet ederek kendisini halife olarak tanımaya hazır olduklarını bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin de amca oğlu Müslim b. Akıyl&#8217;i oradaki durumu yerinde görmek ve uygun bir zemin sağlamak üzere Kûfe&#8217;ye gönderdi. Önceleri Müslim Kûfe&#8217;deki çalışmalarında başarılı oldu ve Hz. Hüseyin de bunun üzerine Mekke&#8217;den Kûfe&#8217;ye doğru yola çıktı.. Hz. Hüseyin kendisini Kûfe&#8217;ye gitmekten alıkoymaya yönelik girişimlere &quot;Rüyasında dedesi Hz. Muhammed&#8217;i gördüğünü ve başladığı iş ister lehine ister aleyhine olsun, dönmeyeceğini&quot; söylüyordu.  </p>
<p> Bu arada Müslim&#8217;in faaliyetleri Yezid tarafından haber alınınca, Kûfe Valiliğine zalim Ubeydullah getirildi ve Müslim yakalanarak idam edildi. Ubeydullah&#8217;ın Kûfe valiliğine atanması şüphesiz anlamlıydı. Çünkü o Muaviye&#8217;nin Irak Valisi Ziyad b. Ebih&#8217;in oğluydu. Zalimlikte babasından aşağı değildi. Ubeydullah&#8217;ın Kûfe Valiliğine atanmasıyla Hz. Hüseyin&#8217;i davet eden onbinler korku ve tehditle sindirildi.  </p>
<p> Hz. Hüseyin, Mekke&#8217;den Kûfe&#8217;ye doğru yola çıktığında amca oğlu Müslim Yezid&#8217;in adamlarınca öldürülmüştü. Hz. Hüseyin kafilesiyle ilerlerken yolda, ünlü Arap Şair Ferezdak ile karşılaşıldı. Hz. Hüseyin ondan Kûfe&#8217;deki durumu sorunca, Ferezdak, &quot;Halkın kalbi seninle, kılıçları ise Beni Ümeyye(Emeviler) iledir; kaza ise gökten iner ve Allah dilediğini işler.&quot; dedi. Hz. Hüseyin de &quot;Doğru söyledin , Allahın dediği olur.&quot; dedi ve yola devam edildi. Hz. Hüseyin Müslim&#8217;in Yezid&#8217;in adamlarınca acımasızca öldürüldüğünü yolda öğrendiğinde oldukça üzüldü. Kûfelilerin kalleşliği ve dönekliği ortada olduğu, Müslim&#8217;e oynanan oyun herşeyi gösterdiği halde, hatta kendisi için başkoyduklarını söyleyenler dağılıp kaçtığı halde o, Mekke&#8217;den yola çıkan ailesi ve fedakar dostlarıyla , yola devam etmekten çekinmedi. Hatta ordunun geldiğini haber alınca yanındakilere zaman varken kendisinden gece  ayrılabileceklerini ifade ettiyse de, yanında bulunanlar &quot;hayatlarını kurtarmak için onu terketmek alçaklığını yapmayacaklarını ifade ettiler. Hz. Hüseyin ya başarıya ulaşacak, müslümanları eşitlik, kardeşlik ve adalet ülküleri içinde yaşatacak, Yezid&#8217;in saltanatına son verecek yada bu yolda boyun eğmeden şehid olacaktı. İşte Hz. Hüseyin, bu asil duyguların esiri olarak adım adım Kerbela&#8217;ya, her neye malolursa olsun gidecekti.  </p>
<p> Burada anhatlarıyla ele alacağımız bu olay, sadece islam tarihinin değil insanlık tarihinin de en kara ve acıklı sayfalarını oluşturur. Peygamberin cennetin efendileri olduklarını söylediği iki sevgili torunundan Hz. Hüseyin&#8217;in acımasızca şehid edildiği bu olayı Emevi yandaşı zavallıların açıklarken nasıl kılıktan kılığa büründüklerini ibret ve hayretle görüyoruz.  </p>
<p> 6 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbela&#8217;ya geldiklerinde hem susuz bırakılmış, hem de binlerce kişilik ordu tarafından sarılmış durumdaydılar. İnsanlık değerlerinden yoksun Kûfe Valisi zalim Ubeydullah, Hz. Hüseyin&#8217;in geri dönmek, Yezid&#8217;le görüşmek veya İslam sınırlarından herhangi birine gitmek isteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Esasen onun görevi Yezid&#8217;in emrini yerine getirmek yani Hz. Hüseyin&#8217;i şehid etmekti. Çünkü biliyordu ki, Hz. Hüseyin yaşadığı sürece efendisi Yezid&#8217;e rahat yoktu.  </p>
<p> Şimdi sözde müslümanlardan oluşan koskoca bir ordu, kendi dinini kuran Hz. Muhammed&#8217;in her yönden üstün yaratılış ve niteliğine sahip torununa ve ve onun ailesine saldırıyor, öldürmeye çabalıyordu. Karşılarındaki bir avuç insan ise günlerdir susuzdu,.hararetten insanların dudakları çatlamış, dilleri kurumuş, bağırları yanmıştı. Fakat karşılarındaki paralı askerlerde insaf yoktu, acıma bilmiyorlardı, kana susamışlardı, şan ve şöhretin esiriydiler. Meğer insanoğlu, servet, şöhret ve makam için sırasında ne kadar küçülüp, alçalabiliyordu.  </p>
<p> Nihayet 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezid&#8217;in ordusuna yaklaşarak onlara hitab etmek istedi. Ancak bu çok veciz konuşma gözleri dönmüş azgınlardan oluşan bu orduyu pek etkilemedi. Hz. Hüseyin&#8217;in bu sözlerinin edebi bakımdan da ayrı bir değeri vardır. Allah&#8217;a hamd ve sena, Hz. Muhammed&#8217;e, meleklere ve nebilere salattan sonra şöyle diyordu:      </p>
<p> &quot;Peygamberimizin kızının oğlu, vasisinin oğlu, amcasının oğlu ben değil miyim? Şehidlerin efendisi Hamza babamın amcası değil midir; şehit Cafer Tayyar amcam değil midir? Tanrı elçisinin benim için ve kardeşim için, cennet halkı çocuklarının seyyidleridir ve sünnet ehlinin gözbebekleridir, sürurlarıdır, dediğini duymadınız mı?&quot;  </p>
<p> &quot;İmdi benim soyumu araştırınız ve benim kim olduğumu görünüz. Sonra kendi vicdanlarınıza eğiliniz, onları ayıplayınız ve beni öldürmenin haram ve yasaklanmış olan kanımı dökmenin sizin için helal olup olmadığını düşününüz.!&#8230;&quot; Bu konuşma bir başka kaynakta ise şöyle nakledilir: &quot; Hz. Hüseyin atını sürerek iki ordu arasında bir yerde durdu ve Yezid&#8217;in ordusuna hitaben: &quot;Ey Kûfe halkı benim kim olduğumu ve sonra da vicdanınızın sesini dinleyiniz. Ben Peygamberin torunu değil miyim? Benim katlim size helal olur mu? Peygamberin hadisini ne çabuk unuttunuz. O, bizler için -Siz ehlibeytin seyyitlerisiniz- diye buyurmuştu. Bunu bilmiyor musunuz? Ben o büyük Peygamberin kızının oğlu, vasisi ve amcazadesi olan zatın oğlu değil miyim? Şayet bu hadisi unuttu iseniz, içinizde bunu size hatırlatacak kimseler vardır. Benden ne istiyorsunuz? Medine&#8217;de Resulullahın ravzai mübarekesinin yanında kendi halimde yaşarken beni orada bırakmadınız. Mekke&#8217;de itikafa çekilmeme müsade etmediniz. Davetnameler göndererek, ricalar ederek, yalvararak beni buraya kadar çağırdınız. Ben sizin bu davetiniz üzerine buralara kadar geldim. Şimdi beni öldürmek istiyorsunuz. Bu akıbete müstehak olabilmek için ben sizlere ne yaptım? İçinizden birisini mi öldürdüm? Yoksa birinizin malını mı gasbettim? Eğer beni istemiyorsanız bırakınız gideyim. Bu ne gaddarlık ve bu ne hilekarlıktır&#8230;.&quot;  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in bu hitabı sonrasındaki gelişmeleri Fuzuli şöyle nakleder: &quot;Cemaat bir ağızdan yaptıklarını inkara kalkıştılar. Hazreti İmam, mektupları onların önüne koyup böylece inkara mecal bırakmadıktan sonra mektupları ateşte yaktırdı. O zaman Ömer b. Sa&#8217;d gelip:  </p>
<p> &#8211; Ey Hüseyin! Dedi, bu hikayelerden bir sonuç çıkmaz. Ya Yezid&#8217;e biat edersin yahut da ölümü göze alırsın.!&#8230;  </p>
<p> Bu sözleri söyledikten sonra eline bir ok alıp:  </p>
<p> &#8211; Ey Kûfe halkı, şahit olun ve Ubeydullah b. Ziyad huzurunda da şahitlik edin ki, Hz. Hüseyin&#8217;le savaşa tutuşan ilk defa ben oldum.  </p>
<p> Bunları söyleyerek o oku Hz. Hüseyin&#8217;e doğru fırlattı. Hz. Hüseyin sakalını eline alarak:  </p>
<p> &#8211; Ey kavim Allahın gazabı yahudilere &quot;Aziz Allahın oğludur!&quot; dedikleri zaman son şiddetini bulmuştu. Ve yine Tanrı&#8217;nın kahrı, Hıristiyan kavmine &quot;Mesih, Allahın oğludur&quot; dedikleri zaman, indi. Allahın gazabı bugün de size Al-i Resule (Ehli Beyt&#8217;e) kasdettiğiniz için erişmektedir. Bedeninizdeki her kıl, demirine su verilmiş bir hançer olsa &quot;Allah sabırlıları sever&#8230;&quot; emrinden dışarı çıkmam. Ve her biriniz ayrı ayrı bana kasdetmek için kin tutan askerlerden olsanız, &quot;Allah sabırlıları sever!&quot; buyruğunu bırakmam. Rivayet ederler ki, Yezid&#8217;in askerleri İbni Sa&#8217;d&#8217;ın gayretini gördüğünde  ona uyup Hz. Hüseyin&#8217;i öyle bir ok yağmuruna tuttular ki atılan oklardan güneş görünmez oldu. Hz. Hüseyin bu hücum karşısında süvarilerine dönüp yanındakilere şunları söyledi:  </p>
<p> 7 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &#8211; Ey vefakâr arkadaşlar ve benim için canlarını ortaya koyan insanlar! Kavgaya kendinizi hazırlayın ki, kanların döküleceği zamandır. &quot;  </p>
<p> Çok dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin&#8217;in 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan askerleri öğle üzeri olduğunda iyice azalmış durumdaydı. Hz. Hüseyin de bu az sayıda susuz  ve bitkin insanla yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimr&#8217;in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehid edildi. Peygamberin torunu Hz. Hüseyin&#8217;in vücudunda otuzüç ok, otuz dört kılıç ve kargı yarası vardı (10 Muharrem 61-10 Ekim 680). Hz. Hüseyin&#8217;in şehadetini Kastamonulu Şazi eserinde şöyle dile getiriyor:  </p>
<p> Yüzü üstüne bıraktı Seyidi  </p>
<p> Kesti başını hemandem o lain  </p>
<p> Kanı yere çün döküldü ol zaman  </p>
<p> Zelzele düştü yere-ü darügir  </p>
<p> Gulgula kıldı melayik ağladı  </p>
<p> Yer gök oldu karagû ol zaman  </p>
<p> Çaldı pıçağı işit kim neyledi  </p>
<p> Hem şehit oldu Hüseyn-ü  pâk din  </p>
<p> Düştü kavga aleme oldu figan  </p>
<p> Göğe değin çıktı feryad-ü nefir  </p>
<p> Ay güneş nurunu ol dem bağladı  </p>
<p> Yaradılmış cümlesi kıldı figan  </p>
<p> Bir başka Maktel yazarı Kâzım Paşa&#8217;nın ise ünlü beyiti şöyledir:  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Düştü Hüseyn atından Sahrayı Kerbelâ&#8217;ya  </p>
<p> Cibril var  haber  ver Sultanı Enbiyaya </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in şehadeti ardından kadınlar feryada başladılar. Aczî&#8217;nin ifadesiyle:  </p>
<p> Bir taraftan ahü feryadü figan-ı Ehli Beyt  </p>
<p> Bir taraftan nara vü cuş ü huruş-ı eşkiya </p>
<p> Sonra çadırlar ve kadınlar yağma edildi, hasta ve yatakta olan İmam Zeynel Abidin Ali de öldürülmek istendi. Bu kanlı savaşın bitiminde İmam Zeynel Abidin yatak ve yorganlara sarılarak saklanmıştı. Hz. Hüseyin&#8217;in şehid edilmesi sonrasında çadıra koşan Şimr &quot;Hüseyin&#8217;in bir oğlu daha olacak o nerede?&quot; diye aramaya başladı. Çadırın her tarafını arayıp çocuğu buldu. Fakat bu esnada çadırda bulunan kadınlar Şimr&#8217;e hücum ederek Zeynel Abidin&#8217;i bu caninin elinden kurtardılar. Bu çirkin şavaşın  en küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin&#8217;in oğlu Ali Asgar&#8217;dı. Hz. Hüseyin&#8217;in yanındakilerden şehid olanlar yetmiş iki kişi idi. Yezid ordusunun komutanı, bu şehitlerin başlarını Vali Ubeydullah&#8217;a gönderdi. Hz. Hüseyin&#8217;in kızları, kızkardeşleri ve çocuklar da Kûfe&#8217;ye Ubeydullah&#8217;ın huzuruna getirildiler. Ubeydullah&#8217;ın Peygamberin soyuna karşı davranışı çok çirkin ve kaba idi; kendilerine hakaretler ve tehditler savurdu, hatta İmam Zeynel Abidin&#8217;i öldürmek dahi istedi. Ubeydullah bundan sonra İmam Zeynel Abidin&#8217;in ellerini bağlatıp, Kerbela&#8217;da öldürülenlerin kesilmiş başlarını, çoluk çocuğu Şam&#8217;a Halife Yezid&#8217;in yanına yolladı. Şam&#8217;a vardıklarında onları götüren Züheyr, Halife Yezid&#8217;in yanına girip başarıyı(!) müjdelemiş ve Kerbela savaşının ayrıntılarını anlatmıştı.  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in ailesini getiren kafile Yezid&#8217;in sarayına getirilmişti. Kısa süre sonra ehlibeyt kadınlarını Yezid&#8217;in huzuruna çıkardılar. Kadınlar İmam Hüseyin&#8217;in kesik başını Yezid&#8217;in önünde görünce feryad ve figan etmeye başladılar. Kadınlarla birlikte zincirli bir şekilde İmam Zeynel Abidin de Yezid&#8217;in huzuruna getirilmişti. Manzaranın dehşetinden Yezid&#8217;in yanında bulunanlar bile dehşete kapılmışlar ve bunu açıkça belirtmişlerdi. Yezid Hz. Hüseyin&#8217;i ortadan kaldırdıktan sonra artık rahatlamış sayılırdı. Şimdi Ehli beyte yalandan da olsa saygılı davranabilirdi. Derhal Zeynel Abidin&#8217;in zincirlerini çözdürdü. Yezid&#8217;in kadınları da Ehli beyt kadınlarını teselli etmeye çalışıyorlardı. Artık Yezid yaptığı kötülükleri ve cinayetleri unutturabilmek için Ehli Beyt&#8217;e iyi davranıyor, sarayda onlarla konuşuyor, her isteklerinin yerine getirileceğini belirtiyordu. Daha sonra Numan bin Beşir komutasındaki bir muhafız kıtası eşliğinde onları Medine&#8217;ye kadar götürdü. Yezid, Zeynel Abidin&#8217;i uğurlarken şu yalanı bile uydurabiliyordu: &quot;Allah, İbni Mercame&#8217;ye lanet eylesin. Vallahi ben olsaydım babanın her isteğini yerine getirirdim. Lakin kaderi İlahi böyleymiş ne yapalım!&#8230;&quot;    </p>
<p> 8 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Ne Allah&#8217;tan korkuları vardı, ne de Peygamberden çekinmeleri vardı, ne de utanma biliyorlardı. Şu da muhakkak ki, yeryüzünde Yezid gibi ahlak yönünden düşük insana az rastlanabilir. Onun bu işleri yapan eli Ubeydullah ise kötülük ve ahlaksızlıkta, zalimlikte efendisi ile yarış halindeydi. Şunu da bilmek lazımdır ki, Kerbela&#8217;da hak yolunda kendisinin yüz katı bir orduya karşı duran Hz. Hüseyin&#8217;in bu kahramanlığına da rastlamak imkânsızdır. Sonuç olarak Kerbela Olayı yüzyıllara damgasını vurmuş hüzünlü bir destandır. Öyle ki yabancı araştırmacı Gibbon &quot;Yıllar sonra bile insanlar nerede olurlarsa olsunlar Hüseyin&#8217;in bu trajik ölümü en soğukkanlı okuyucuyu bile üzecektir&#8230;&quot; demektedir.  </p>
<p> İmam Hüseyin&#8217;in ve yanındakilerin Kerbela&#8217;da böyle feci şekilde katledilmeleri ve Peygamber sülalesinin akla gelmedik şekilde ihanete cüretleri halkı o kadar etkiledi ki, adeta Emevi saltanatı kökünden sarsıldı. Olay İran ve Hicaz&#8221;a duyulunca halkta Emevilere karşı büyük bir kin ve ayaklanma istekleri başladı. Bu durum karşısında da Yezid&#8217;in paralı kulları büsbütün kudurdu. Zulüm yolunda hiç çekinmez oldular.   </p>
<p> KUTSAL ŞEHİRLERİ YIKAN YEZİD  </p>
<p> Medine halkı fasık ve günahkar olarak gördüğü Yezid ve iktidarına karşı ayaklanarak, valiyi şehir dışına atmış yerine Abdullah&#8217;ı valiliğe getirmişlerdi. Yezid bu durumu haber alınca Akabe oğlu Müslim adlı zalimi onikibin askerle hemen Medine&#8217;ye gönderdi ve şu talimatı verdi: &quot;Şehir halkına üç gün süre ver. İsyandan vazgeçmezlerse, onlarla savaş. Zafer kazanıldıktan sonra da bütün şehri  yağma et.&quot; İslam&#8217;ın bu kutsal şehrinde sözde halife  Yezid&#8217;in arzuları doğrultusunda İmam Zuhri&#8217;nin bildirdiğine göre on binden fazla insan öldürüldü. Evlere saldıran askerler, ellerine geçirdikleri malları almakla yetinmediler, masum bini aşkın kadına da tecavüz etmekten de kaçınmadılar. Tarihçi H. M. Balyuzi bunu şu şekilde anlatıyor: &quot;&#8230;Medine düştüğü zaman Hz. Muhammed&#8217;in geride kalan dostlarından seksen kişi ve yediyüz hafız öldü. Peygamberin şehri yağmacılara teslim edildi; yapılan barbarlık ve tecavüz inanılır gibi değildi. Peygamberin mescidi dahi kurtarılamadı. Etrafı ahır alanı oldu. Medine sınırları içinde daha pek çok insan kılıçtan geçirildi, kalanı da şehri  terketti. Ölümden yakasını kurtaranlar Yezide yalnız halife olduğu için değil aynı zamanda onların efendisi ve amiri olarak itaat etmek zorunda bırakıldılar. Karşı çıkanlar ise kızgın demirle dağlanırlardı&#8230;.&quot;  Oysa ki Hz. Muhammed, &quot;Medine halkını, zulmetmek suretiyle korkutanlar, Allah&#8217;ı korkutmuş gibidir. Allah&#8217;ın, meleklerin ve bütün halkın laneti onların üzerinedir.&quot; demişti. İbn-i Kesir&#8217;in yazdığına göre, alimlerin büyük bölümü bu hadise istinaden &quot;Yezid&#8217;e lanet etmeyi&quot; uygun görmüşlerdir. 26 Ağustos 683&#8217;te gerçekleşen bu  Medine&#8217;ye  Yezid&#8217;in saldırması olayı, Hurre Savaşı olarak bilinir.  </p>
<p> Medine&#8217;yi kanlı bir şekilde susturan Yezid Ordusu daha sonra Mekke&#8217;ye yöneldi. Tepeler  üzerine yerleştirilen mancınıklarla şehir taş yağmuruna tutuldu. Kuşatma iki ay kadar sürdü ve Kâbe&#8217;ye de mancınıkla taş atıldığı gibi, şehirde yer yer yangınlar çıktı. Bu kuşatma Yezid&#8221;n öldüğü haberinin Mekke&#8217;ye ulaşmasına kadar sürdü. Böylece Yezid, Kâbe&#8217;ye saldırma şerefini (!) de elde etmiş oldu. Yezid 11 Kasım 683&#8217;te kötü bir nam bırakarak öldü. Kendisi hükümdarlığını , devlet işleri ve adaletli bir idareden çok, şaraba, müziğe, eğlenceye ve  kendisine rakip olarak gördüğü insanları, Peygamberin ailesi de olsa, katletmeye hasretmişti.   </p>
<p> SONUÇ  </p>
<p> Yezid&#8217;in, Hz. Hüseyin&#8217;e,  Hz. Ali soyuna ve yandaşlarına yaptıkları, Mekke ve Medine&#8217;ye saldırması İslam tarihinin en kara sayfalarını oluşturur. Yezid, hilafetin haksız varisi, Hz. Hüseyin&#8217;in katledilmesinin ve mukaddes şehirlerin kirletilmesinin baş sorumlusu olarak müslümanların hafızasında kötü bir isim bırakmıştır. Emevi zalimleri Hakkı tanımamışlar, azgınlaşmışlar ve Peygamber&#8217;in Ehli Beytine olmadık şeyler yapmışlardır. Bütün bunlar sonrasında Emevi saltanatı kökünden sarsıldı ve yıkıldı. İslam alemi yüzyıllardır Peygamber torunlarına yapılan bu zulmü unutmadı. Nihayet bir gün Muhtar isimli bir kahraman arkadaşları ile birlikte ayaklandı. Kûfe şehrindeki Ömer bin Sa&#8217;d ile Kerbela Olayı&#8217;na katılanlardan 210 kişi kılıçtan geçirildi. Bu karışıklıklar sırasında kaçmaya çalışan Hz. Hüseyin&#8217;in katili Şimr de yakalandı ve katledildi. 750 yılında Emevi Hanedanı&#8217;nı deviren Abbasiler, onlardan öyle bir öc aldılar ki, ölülerinin kemiklerini bile mezarlarından çıkarıp yaktılar.  </p>
<p> 9 </p>
<p> İslam tarihinde Muharrem ayı içerisinde gerçekleşen bu facia her yıl canlandırılır. Ehli Beyt için ağıtlar, mersiyeler söylenir, matem tutulur. Kerbela&#8217;da Hz. Hüseyin ve Abbas adına birer cami yapılmıştır. Hz. Ali&#8217;nin türbesi ise Necef&#8217;tedir. İmam Hüseyin Camisinde, Ali Ekber, Ali Asgar ile birlikte Kerbela&#8217;da şehid düşen 72 kişinin mezarı vardır.Hz. Ali&#8217;nin türbesinin bulunduğu yere Meşhed-i Ali denir. Meşhed bir şehidin şehid olduğu yer demektir. Minareleri ve kubbe şeklindeki tavanları altın yaldızlı bakırla kaplıdır. Meşhed-i Ali&#8217;nin çok görkemli ve göz kamaştırıcı bir görünümü vardır. Meşhed-i Hüseyin ise ormanlarla çevrilmiş, minareler ve kubbe altın yaldızlı bakırla kaplı büyük ve güzel bir abidedir.   </p>
<p> KERBELA  </p>
<p> Kerbela İmam Hüseyin&#8217;in şehadetinden bu yana İslam Dünyasında özellikle Anadolu Alevileri için büyük bir kudsiyete sahip olmuştur. İran ve Türk Edebiyatlarında Maktel-i Hüseyin adı altında bir edebi türe de yol açan bu facia yüzyıllardır hafızalardan silinmemiştir.  </p>
<p> Kerbela Şehri, Bağdat&#8217;tan 80 km. Ve Fırat&#8217;ın 25 km. Batısında bulunmaktadır. Hem Şah İsmail hem Kanuni, Necef&#8217;le birlikte Kerbela&#8217;yı ziyaret etmişler ve İmam Hüseyin&#8217;in türbesine karşı çok saygı ve bağlılık göstermişlerdi.   </p>
<p> KERBELA&#8217;DA HZ. HÜSEYİN&#8217;İN MAKAMI  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in Kerbela&#8217;daki makamı 108&#215;82,5 m büyüklüğünde bir avlu içinde bulunur. Bu avlunun çevresini livanlar ve hücreler kuşatır. Duvarları boydan boya Kur&#8217;an sureleri, mavi zemin üzerine beyaz yazı ile yazılmış olan bir pervaz süsler. Yaldızlı dehlizden geçilerek varılan üçgen şekilli orta kısım, üzeri kemerler ile örtülü bir koridor (bugün cami) ile kuşatılmıştır ki, ziyaretçiler burada makamı tavaf ederler. En ortada yaklaşık 2m yüksekliğinde, 4m genişliğinde ve çevresi gümüş maşrabi eserler ile çevrili İmam Hüseyin&#8217;in sandukası, bunun ayak ucunda beraber bulunan oğlu muharebe arkadaşı Ali Ekber&#8217;e ait daha küçük bir sanduka vardır.  </p>
<p> Türbenin kıble tarafındaki yüzünde gayet zengin işlemeli süslemeler vardır. Giriş kapısının iki tarafında iki minare bulunur. Üçüncü bir minare de  doğu kenarındaki binalar önünde yükselir. Güneyde takriben 16m geride, avluyu kuşatan binaların cephesine rastlanır. Bu tarafta avluya bitişik, oldukça büyük bir medrese bulunur. Bunun yaklaşık 26 metrekare şekilli bir avlusu olduğu gibi hususi bir camisi de vardır. Bu türbenin yaklaşık 600m kuzeydoğusunda Hz. Hüseyin&#8217;in üvey kardeşi Abbas&#8217;ın türbesi vardır. Şehirden batıya doğru giden yol üzerinde Hz. Hüseyin&#8217;in çadırlı karargahı bulunur. Burada yapılmış olan bina çadır şeklini andırdığı gibi, kapısının iki tarafında deve semerlerine benzetilerek yapılmış olan taşlar vardır.  </p>
<p> Bir başka kaynakta ise İmam Hüseyin&#8217;in Türbesi şöyle anlatılıyor. Altın kaplı muhteşem kubbesi, adeta yine altın kaplı güzel minarelerini kaplayan İmam Ali&#8217;nin makamını andırır. Minareler altın kaplı tuğlalarla ve diğer kısımlar kâşi taşlarla süslenmiştir. Bu  türbede -Bağdat&#8217;taki Musa Kazım Türbesi&#8217;nde olduğu gibi ve ondan fazla- altınlar, gümüşler, aynalar, türlü işlemeler, süsler çok bol ve cömertce harcanmıştır. Okul, medrese, mescid, sebil, dergah gibi birbirine bitişik dört köşeli geniş bir alan üzerinde yükselen türbe gerçekten göz kamaştırıcıdır. Hele duvarları, köşeleri kaplayan aynalar, gümüşten veya renkli billurdan dökülmüş yazılar, kabartma altın yaldızlı pek ince dallar, budaklar, çeşit çeşit güller ve hep göze, gönüle dokunan HÜSEYN-İ ŞEHİD VE HÜSEYN-İ MAZLUM yazıları, yakıcı mersiyeler ve sonra billur avizeler, şamdanlar, geceleri bunlardan dökülen altın ışıkların akisler yapan görünümü görülmeye değerdir. Gerçekten de Hz. Hüseyin&#8217;in makamı Hz. Hüseyin&#8217;in şanına layıktır.  </p>
<p> Halk arasında Hz. Hüseyin&#8217;in türbesi çevresinde gömülenlerin cennete gidecekleri inancı yaygındır. Bu nedenle birçok yaşlı ve sakat ziyaretçi, hayatlarının son günlerini  yaşamak üzere bu türbe civarına gelirler veya ölüler buraya nakledilerek, türbe civarına defnedilirler.  </p>
<p> 10 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Her yıl Muharrem ayında Kerbela ziyaretçi akınına uğrar. Feryatlar, ahlar, dualar yalnız türbenin kubbesini değil, gök kubbeyi de çınlatır. Kerbela faciasının yıldönümleri burada yaşamı tümüyle etkileyen en önemli olaydır.    </p>
<p> KERBELA VE SONRASI  </p>
<p> Kerbela&#8217;yla ilgili, Mehmet YAMAN  şu değerlendirmeyi yapıyor: &quot;İslam Dini ve İslam devletleri tarihinin en zalim ve hilekar hükümdarları Muaviye ile oğlu Yezid&#8217;dir. Çağdaş devletlerin en zalim krallarına, Avrupa tarihinin bütün kan dökücü ve haşin imparatorlarına taş çıkartacak kadar ihtiraslı ve fenalığa düşkün bir baba oğul idiler.  </p>
<p> Elele vermiş ve tam bir bütünleşme içinde milyonlarca insanın aralarına bölücülük ve düşmanlık sokmak suretiyle yalnız kendi kişisel çıkarlarını elde etmeye çalışan ve bu uğurda yüzbinlerce masum insanın kanını döken bu müstebit ve zalim hükümdarlar, İslam tarihlerinin daima lanetle anacakları ve şimdiye kadar anıp geldiği birer şahsiyettir. Bu Emevi soyunun Ehli Beyt evladına yaptıkları büyük fenalık, dünya durdukça hiç unutulmayacak kadar müthiş bir facia ile başlamış ve yine korkunç ve kanlı facialarla sürmüştür.  </p>
<p> Yalnız İslam tarihinin değil, genel tarihlerin, bütün dünya tarihinin bile en vahşi ve en kanlı bir tasvir ve tanımlamayla kaydettikleri &quot;Kerbela Olayı&quot; ile İslam alemine soktuğu ikilik ve bundan doğan mezhep çatışmaları, yine bu insanlık düşmanı Emevi krallarının sahneye koyduğu en kanlı ve aşağılık oyunun kötü örnekleridir. İşte bunun içindir ki, bunlardan başta Yezid&#8217;in adı bütün dillerde fenalıkların bir sembolü olarak kalmıştır.  </p>
<p> Hainliği, vahşiliği, fenalığı ile dikkati çeken bozguncu ve ahlaksız kimselere bugün bile &quot;Yezit&quot; diye hitap edilmekte , bu tür insanların aşağılıklarını belirtmek üzere bu isim kullanılmaktadır. Evet, özellikle islamlar arasında bu lanetli isim, dünya durdukça duracak, fakat bir hayır ile değil; her an ve her zaman fenalığın alçaklığın, iki yüzlülüğün, hilenin ve zulmün sembolü ; bütün çirkin ve aşağılık inançların timsali olacaktır.  </p>
<p> Tarihlere yalnız fenalıkları, yalnız kötülükleri ile mal olan Yezid, bu kanlı zalim; bütün dudaklarda nefretle anılırken; her fenaya, her alçağa ve her fesat ruhlu insana da daima nefretle haykıracaktır insanlık;  </p>
<p> Yezit!&#8230;  </p>
<p> Yezit!&#8230;  </p>
<p> Hz. Hüseyin Yezid ordusunun karşısına vardığında atını durdurup, onlara şöyle seslenmişti: &quot;Ey Şamlılar! Sizinle savaşa ilk başlayan ben değilim. Fesadı siz çıkardınız. Yakınlarımı ve çocuklarımı öldürdünüz. Şimdi de askerlerinizin çokluğuna güvenerek, Yezid&#8217;e biat etmemi istersiniz. Benim için zilletle yaşamaktansa, izzetle ölmek yeğdir. Amacınıza eremeyeceksiniz. Hz. Resul&#8217;e zerrece saygınız varsa, bu işlerin sonunun nereye varacağını düşünün. Yağtığınız zulümlerden tövbe ve istiğfar edin. Bana fırsat verin ki Ehli Beyt kadınlarını ve çocuklarını gurbet ellerde ayaklar altında bırakmayayım.&quot;  </p>
<p> Bu sözler üzerine ordunun dağılacağını düşünen Yezid&#8217;in komutanları toplu hücum emrini verdiler. Fakat yine de Hz. Hüseyin&#8217;in karşısına tek olarak kimse çıkmak istemiyordu. Onu hep birlikte ok yağmuruna tuttular. İmam Hüseyin attan aşağı düşmüştü. Mecalsizdi, bir çok yara almıştı. Kan kaybından ve susuzluktan bitkindi. Sinan b. Enes ve Şimr adlarında iki bedbaht kumlar üzerinde yatmakta olan Hüseyin&#8217;in üzerine atıldılar. Sonsuza dek insanlığın bağrında kanayacak olan yarayı açtılar.  </p>
<p> Kerbela Olayı öyle bir faciadır ki, Hz. Muhammed&#8217;in öpüp kokladığı bir başın acımasızca kesilip şehir şehir dolaştırılmasını, susuzluktan bunalmış meme emmekte olan bir masumun oklanıp şehid edilmesini, Hz. Muhammed&#8217;in torunlarından oluşan kadınların ve şehid cesetlerinin üzerine vahşetle saldırılıp çiğnenmesini, talan ve yağma edilmesini anlatmaktan insanlık adına utanç duyuyoruz.  </p>
<p> Hz. Hüseyin, vicdansız ve insanlıktan uzak Yezid&#8217;in bu zulmü yapacağını bile bile Kerbela&#8217;ya gitmişti. Böylesine bir facianın ortasında Hz. Hüseyin, inancının kutsallığını, gücünü, Hakkın ve insanlığın zulme, batıla, ahlaksızlığa karşı olan zaferini cihana eşsiz biçimde göstermiştir. Dedesinin ve babasının yoluna sahip çıkmıştır. Hz. Hüseyin, yanındakilerle birlikte insanoğluna, yücelme yolunda, insanlık ve Allah yolunda gerektiği zaman neler yapılabileceğini kimseye nasip olmayacak bir düzeyde öğretmiştir.  </p>
<p> 11 </p>
<p> Öte yandan insanların, çıkar uğruna nerelere kadar düşebileceklerini, ne ölçüde insafsız ve vicdansız olabileceklerini de Yezid ve yandaşları Kerbela&#8217;da göstermişlerdir. Biri insanları yüceltiyor alabildiğine&#8230; Uyarıcı, yol gösterici, sözüne sadık, dürüst ve cesur. Öteki, aşağılık, hilekâr, yalancı, bencil ve tiksindirici&#8230;Kerbela meydanı o gün, insanların yüzyıllardan beri okuduğu ve sonsuza kadar da okumaya devam edeceği Tanrısal bir destana tanık oluyor&#8230;  </p>
<p> İmam Hüseyin, iki şeyden birini yapabilirdi. Zilletle yaşamak, izzetle ölmek&#8230; O ikincisini üstün buldu. Savaşa girişti. Dostları birer birer, gözü önünde öldüler. Kardeşinin kolları kesildi. Fırat kıyısına düştü, on dokuz yaşındaki oğlu paramparça edildi, kardeşinin on bir yaşındaki oğlu göz göre göre öldürüldü, altı aylık yavrusu kucağında oklandı. Kardeşinin küçücük çocuğu yanında can verdi. Kendisi de açtı ve susuzdu. Fakat arslanlar gibi döğüştü ve inancına can verdi, başı kesildi, mızrağa dikildi, vücudu atların nallarıyla ezildi, çiğnendi.  </p>
<p> Bu bir beylik davası değildi, bu bir aldanış değildi, bu bir körükörüne tehlikeye atılış değildi. Bu bir inanç davasıydı; bu bir anlayış örneği; bu bir şeref savaşıydı.  </p>
<p> Hz. Hüseyin, inandık diyen Yezitlerin inanmadıklarını, uyduk diyenlerin münafık olduklarını, insanız diyenlerin insanlıktan çok uzak bulunduklarını kanıtladı&#8230;O biliyordu ki otuz iki bin kişilik bir orduya yüz kişiyle karşı durulmaz. O biliyordu ki, kuvvete kuvvetle karşı konulur, biliyordu ki yaşamak ölümden daha tatlıdır. Fakat gene biliyordu ki azlık, bir an içindir ve mağluplar vardır ki zaman geçtikçe gelenleri alt ederler. Kuvvet, kuvveti yense bile gerçeği yenemez, ölüm acıdır ama, şerefsiz yaşamak, ölümden beterdir. Zulüme karşı durmazsa biliyordu ki, gerçek bildiği Dedesinin yolu yok olacak, kutlu saydığından eser kalmayacak, yüceltmek istediği alçalıp ezilecek, adı bile anılmayacak.  </p>
<p> Böylece Hz. Hüseyin, yalnız inanç sahibi olmadı, şeref, izzeti nefs ve insanlık şehidi de oldu. Zilletle yaşamayı kabul edenler onun hareketini manasız bulur, onu gafil sanır, mazurdur bunlar. Fakat izzetli ölmeyi bilenler onun şehadetini kutlar, onu en uyanık bir er, bir fedakarlık bayrağı sayar.  </p>
<p> İmam Hüseyin bize mazlumluğuyla zulme karşı durmayı, izzeti nefsimizi korumayı, şerefli ölümüyle şerefle yaşamanın bir hak ve bir vazife olduğunu gösteriyor, bildiriyor. Yalnız bu anmalarda uydurma olmasın, yalan olmasın, yalan olmasın:  </p>
<p> Hüseyni meşreb ol, isterse dünya Kerbela olsun  </p>
<p> Yeter alemde namın Bende-i Al-i Aba olsun  </p>
<p> Ünlü Alman şairi Goethe, Nerther adlı eserinde diyor ki: &quot;Mesela insanlar kıra gezmeğe giderler ve dönüşte eğlendiklerine sevinirler. Halbuki onlar gezinti sırasında ayaklarının altında sayısız karınca öldürmüşlerdir. Bunu hiç fark etmez ve düşünmezler.  </p>
<p> Aşure günü Kerbela&#8217;da bu cinayetleri işleyenler bunun farkında değillerdi. İnsan havsalasının alamayacağı, kavrayamayacağı, mantıkın kabul edemeyeceği akılları durduran bu cinayetleri onlar nasıl işlediler? İşlerler, çünkü Ümeyye oğulları ve müşrik çocukları bu işleri görürler.  </p>
<p> Fırat&#8217;ın yolunu kes. Peygamber soyunu susuz bırak, erkeklerini şehit et. Kundaktaki Ali Asgar&#8217;ı boğazına nişan alarak öldür. Çadırları yak. Hüseyin&#8217;in göğsüne basarak başını kesip mızrağa tak. Dudaklarına sopa ile vur. Şehitlerle aileleri efradının eşyalarını yağmala. Ehli Beytin kadınlarını çıplak develere bindirip Şam&#8217;a  sarayına getirt. Ehli Beyt&#8217;in kanları üzerine tahtta otur. Sonra da kendini halife tanıt, ben peygamber vekiliyim, halifeyim de.   </p>
<p> Bu mudur müslümanlık? Bu mudur islamiyet ve insaniyet? Allahın emirlerine itaat ve Peygamberin yoluna uymak bu mudur?  </p>
<p> O gün güneş battığı zaman gök de kızıldı, yer de. Gökte güneş kızıllığı, yerde Hak yolunda katledilen kefensiz, çöl ortasında bırakılan ve atların ayakları altında çiğnetilen yüze yakın şehidin haksız yere dökülen kanları, yanmış çadırların kokusu.   </p>
<p> BAZI KAYNAKLAR DİYOR Kİ  </p>
<p> Oryantalist Browne diyor ki: Kerbela gününün olayı Ali ile oğullarını sevenlerin yüreklerinde daha parlak ve sıcak, daha kuvvetli bir ateş yarattı. En vahşiyane bir tarzda; işkence, azap ve susuzluktan sonra şehid edilen Peygamber torununun kanının dökülmesi onların müthş nefretlerine yol açtı.  </p>
<p> 12 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Kuatremere adlı bir başka oryantalist ise şöyle diyor: Bu facia İslam alemi için yeni ve büyük bir matem oldu. Yezid&#8217;in askerleri o gün öyle bir vahşilik gösterdiler ki o güne kadar kimse böyle bir şeyi hatırlamıyor. Böyle bir facianın eşi ne işitilmiş, ne okunmuş ve ne de görülmüştür.  </p>
<p> Yine Osmanlı döneminde basılmış olan Mir&#8217;at-ı Kâinat adlı tarih kitabında da şu bilgiler yer alıyor:  </p>
<p> &quot;Muaviye&#8217;nin lanetli oğlu Yezit hakkındadır; işi gücü zina ve kötülük olan ahlaksızın biriydi. Peygamberin Ehli Beyti&#8217;ne, Mekke ve Medine halkına  reva gördüğü çeşitli zulümler, kıyamete kadar lanetle anılmasına yol sebep olmuştur. Ulu Tanrı&#8217;dan umulur ki ; aşağılıkların en aşağısında kafirler ve şeytanlarla birlikte olsun. Hz. Peygamber buyurduki: &quot;Yolumu bozan Ümeyyeoğullarından Yezid adlı birisi olacaktır.&quot; Rivayet edilir ki Ömer b. Abdülaziz&#8217;in yanında birisi Yezid&#8217;i -müminlerin önderi Yezid- diye anınca, onu kınadı ve cezalandırdı ve böyle bozguncu, lanetli, zalim ve dinsiz herife, müminlerin önderi demek dinimizde caiz değildir dedi.&quot;   </p>
<p> MATEM VE MUHARREM ORUCU  </p>
<p> Aleviler yüzyıllardır, Hz. İmam Hüseyin&#8217;in Kerbela&#8217;da şehid edilmesinin anısına, Muharrem ayının 1-12 günleri arasında matem orucu tutarlar. Bu oruç, Kur&#8217;an&#8217;da ve Peygamberimizin hadislerinde de yer almaktadır. Matem (yas) orucuna Kurban Bayramı&#8217;ndan 20 gün sonra niyet edilir.  </p>
<p> Bu ayda düğün, eğlence yapılmaz, hayvan kesilmez, su içilmez, gönül kırılmaz. Halk cemevinde toplanarak Kerbela Olayını anlatan Saadete Ermişlerin Bahçesi, Gülzarı Haseneyn ve Kumru gibi kitapları okurlar.   </p>
<p> ORUCA NİYET ETMEK  </p>
<p> Bism-i Şah&#8230;Allah Allah&#8230; Er Hak-Muhammed-Ali aşkına, İmam Hüseyin Efendimizin susuzluk orucu niyetine Kerbela&#8217;da şehid olanların temiz ruhlarına, Fatıma Anamızın şefaatına, Oniki İmamlar aşkına oruç tutmaya niyet eyledim. Ulu Dergah kabul eylesin&#8230;   </p>
<p> AŞURE LOKMASI İÇİN DUA  </p>
<p> Bism-i Şah&#8230;Allah Allah&#8230;  </p>
<p> Barekallah. Şehidler Şahı İmam Hüseyin Efendimizin ve Kerbela şehidlerinin yüce ruhlarının şad olması için barekallah. Cümle erenlerin ruhu için barekallah. Yurdumuzun, Ulusumuzun, Cumhuriyetimizin esenlikte olması için barekallah. Ordularımızın güçlü olması için barekallah. Ahirete göçenlerimiz ve bugün yaşayanlarımız için barekallah. Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket vermesi için barekallah. Muhammed Mustafa, Aliyyel Mürteza, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Kerbela Şehidleri ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli hakkı için el-Fatiha ve salevat. Gerçeğe hü&#8230;  </p>
<p> AŞURE YENDİKTEN SONRA  </p>
<p> OKUNACAK DUA  </p>
<p> Bism-i Şah &#8230;Allah Allah&#8230;  </p>
<p> Allah, Muhammed, Ali, Oniki İmam Efendilerimizin ruhu revanları, şâd ve handan ola. Münkir ve münafıklar mat ola, müminler şâd ola. Lokmalarımız dertlere deva ola.  </p>
<p> Matem-i Hasan ve Hüseyin ola. Cümlemize haklı hayırlı kısmetler verilmesi için &#8230;  </p>
<p> Nur-u Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli demine hü.   </p>
<p> YETİŞ YA İMAM HÜSEYİN  </p>
<p> 1 </p>
<p> EDEBİYATIMIZDA KERBELA OLAYI  </p>
<p> VE HZ. HÜSEYİN  </p>
<p> Hz. Hüseyin&#8217;in ve ailesinin Kerbela&#8217;da uğradığı faciayı edebi alanda en acıklı tasvir eden Alevilerin Yedi Ulu Ozanı&#8217;ndan biri olan FUZULİ olmuştur.  Onun bu şiirlerinden bazıları şöyledir:  </p>
<p> Kerbela teşnelerin yad kılub eşk döken  </p>
<p> Ateş-i  ruz-ı cezadan elem-ü gam çekmez  </p>
<p> Şüheda halin anub derd ile yanub yakılan  </p>
<p> Elem-i şu&#8217;le-i niran-ı cehennem çekmez  </p>
<p> &#8230;.  </p>
<p> Ehl-i Beytin sena-vü-mersiyesi  </p>
<p> Ahsen-ü-afdal-i fezayildür  </p>
<p> Kim ki bir beyt ol hususda diyer  </p>
<p> Ol dahi Ehl-i Beyt-e dahildür  </p>
<p> &#8230;.  </p>
<p> Bir başka şairin beyti de şöyle:  </p>
<p> Cihanın sahibinden bir içim su kıskanılmış aah!..  </p>
<p> Fırat ağlar, Murat ağlar, zemin-ü asuman ağlar  </p>
<p> Ayak bastı ol melun kalbi gahı sırrı Kur&#8217;an&#8217;a  </p>
<p> Aliyyü Fatıma, Peygamber-i ahir zaman ağlar  </p>
<p> Can Hatayi&#8217;nin Cemlerde de sık sık söylenen Hz. Hüseyin ve Kerbela&#8217;ya ilişkin bir mersiyesi :  </p>
<p> Bugün matem günü geldi  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> Senin derdin bağrım deldi  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Kerbela&#8217;nın önü yazı  </p>
<p> Yüreğimden çıkmaz sızı  </p>
<p> Yezitler mi kırdı sizi  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Bizimle gelenler gelsin  </p>
<p> Serini meydana koysun  </p>
<p> Hüseyin&#8217;le şehid olsun  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Kerbela&#8217;nın yazıları  </p>
<p> Şehid düştü gazileri  </p>
<p> Fatmana&#8217;nın kuzuları  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> 14 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Kerbela&#8217;nın önü düzdür  </p>
<p> Geceler bana gündüzdür  </p>
<p> Şah Kerbela&#8217;da yalnızdır  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Hür şehit atından düştü  </p>
<p> Kafirler başına üştü  </p>
<p> Müminlere matem düştü  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> İşte geldi bahar yazlar  </p>
<p> Yazı yazlar, güzü güzler  </p>
<p> Fatmana yolların gözler  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Kerbela&#8217;nın önü çağlı  </p>
<p> Benim ciğerciğim dağlı  </p>
<p> Hazret-i Ali&#8217;nin oğlu  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Atan Ali, anan Fatma  </p>
<p> Dert üstüne dertler katma  </p>
<p> Didarından mahrum etme  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Fatmana zülfünü çözer  </p>
<p> Ağlayı ağlayı gezer  </p>
<p> Müminlerin bağrın ezer  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> İllallah Şah, illallah şah&#8230;  </p>
<p> İllallah, illallah Şahım eyvallah  </p>
<p> Gazel oldu bahçe bağlar  </p>
<p> Dumanlıdır yüce dağlar  </p>
<p> CAN HATAYİ yanar ağlar  </p>
<p> Ah Hüseyin Şah Hüseyin  </p>
<p> 15 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Esirî de Kerbela Olayını şöyle tasvir ediyor:  </p>
<p> Deli gönül çok açılıp şad olma  </p>
<p> Kerbela&#8217;da Şah Hüseyn&#8217;e baksana  </p>
<p> Nefsine uyup da kahkaha gülme  </p>
<p> Ehl-i Beyt yastadır gama baksana  </p>
<p> Yezit kasteyledi vermedi suyu  </p>
<p> Orada tutuldu Kasım&#8217;ın toyu  </p>
<p> Sâkine ağlıyor nemurat deyü  </p>
<p> Fâtıma&#8217;nın kınasına baksana  </p>
<p> Ümmügülsüm, Zeynep hep yasta âlem  </p>
<p> Alemdar Abbas&#8217;ın kolları kalem  </p>
<p> Takdir-i ezelde böyleydi ilam  </p>
<p> Fırat suyu kan ağlıyor baksana  </p>
<p> Ümmügülsüm, Zeynep çekerler te&#8217;sif  </p>
<p> Kerbela çölleri İmam&#8217;a nasib  </p>
<p> Siması peygamber, cemali Yusuf  </p>
<p> Al&#8217;Ekber&#8217;in Leylasına baksana  </p>
<p> Çok cefaya mâlik Zeyneb-i Sâni  </p>
<p> Müseyb Gazi ala onlardan hayfı  </p>
<p> Hür Şehid de Kerbela&#8217;nın kurbanı  </p>
<p> Haymegâh&#8217;ın ateşine baksana  </p>
<p> ESİRİ gûş eyle bu dünya cefa  </p>
<p> Bunca kahramanlar sürmedi sefa  </p>
<p> Ağalar ağası ey Necef Şaha  </p>
<p> Harabada Sâkine&#8217;ye baksana  </p>
<p> Büyük Ozan Pir Sultan Abdal&#8217;a ait mersiyeler de şöyle:  </p>
<p> Türbesin üstünü nakış eylediler  </p>
<p> Aşık olan canı şaz eylediler  </p>
<p> Seni dört köşeye baş eylediler  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> Akan sular gibi akasım gelmez  </p>
<p> Şehrine girersem çıkasım gelmez  </p>
<p> Yezid&#8217;in yüzüne bakasım gelmez  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyi  </p>
<p> 16 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Senin abdalların yanar yakılır  </p>
<p> Katarımız Oniki İmama katılır  </p>
<p> Bunda Yezitlere lanet okunur  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> İmam Hüseyin&#8217;in yolları bağlı  </p>
<p> Aşık olanların ciğeri dağlı  </p>
<p> Hazreti Ali&#8217;nin sevgili oğlu  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> Senin aşıkların semaın tutar  </p>
<p> Kadir gecelerişem&#8217;alar yanar  </p>
<p> Mezhebim İmam Cafer&#8217;e uyar  </p>
<p> Gel dinim imanım İmam Hüseyin  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> * * * * *  </p>
<p> Dedesi Hüseyin&#8217;i verdi hocaya  </p>
<p> Elif be demeden çıktı heceye  </p>
<p> Günde bir kafir kırardı geceye  </p>
<p> Su içmeyip şehid olan Hüseyin  </p>
<p> Hüseyin&#8217;in de yapılıdır odası  </p>
<p> Daim Haktan gelir onun gıdası  </p>
<p> Dal boyunca nazar kılmış dedesi  </p>
<p> Su içmeyip şehid olan Hüseyin  </p>
<p> Hüseyin&#8217;i de götürdüler asmaya  </p>
<p> Yezidler ulaştı başın kesmeye  </p>
<p> Ali oğlu değil ki mürvet basmaya  </p>
<p> Su içmeyip şehid olan Hüseyin  </p>
<p> Pir Sultan Abdalım ellerim bağlı  </p>
<p> Yezidin elinden ciğerim dağlı  </p>
<p> Muhammed torunu Ali&#8217;nin oğlu  </p>
<p> Su içmeyip şehid olan Hüseyin  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Şah Hatayi ise Hz. Hüseyin&#8217;e şöyle sesleniyor:  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Evvel baştan Muhammede salevat  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> Ecel gelmiş pervaneler dönmeye  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> 17 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Hasan&#8217;la Hüseyin, Ali&#8217;nin oğlu  </p>
<p> Şehidler yoluna giderler doğru  </p>
<p> İmam Zeynel, İmam Hüseyin oğlu  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> Muhammed Bakır&#8217;ın aldık keremin  </p>
<p> Caferi Sadık&#8217;ın sürelim demin  </p>
<p> Musa Kâzım alsın gönlümüz gamın  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> İmam Rıza&#8217;dan ola inayet  </p>
<p> Taki&#8217;den, Naki&#8217;den ere hidayet  </p>
<p> Hasan-ül Askeri Şah-ı Velayet  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> ŞAH HATAYİ&#8217;m der beri gel aman  </p>
<p> Müminin kalbinden çıkmasın iman  </p>
<p> Ahiri zamanda Mehdi-i Zaman  </p>
<p> Kalk gönül gidelim Hüseyne doğru  </p>
<p> KAYNAKLAR  </p>
<p> ·          Aczi, Remzi : Yeni Gülzar-ı Haseneyn Vaka-i Kerbela, İstanbul, 1955.  </p>
<p> ·          Ahmet Cevdet Paşa : Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hülefa, c. 1.  </p>
<p> ·          Arnold, T. W. : &quot;Halife&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. V/I, s.150.  </p>
<p> ·          Ateş, Ahmed : &quot;Hüseyin&quot; md., İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. V/I, s. 636.  </p>
<p> ·          Balyuzi, H. M. : Hz. Muhammed ve İslam Devri, İstanbul, 1996.  </p>
<p> ·          Brockelmann, Carl : İslam Ulusları ve Devletleri Tarihi, Ankara, 1992.  </p>
<p> ·          Buhl, Fr. : &quot;Sıffin&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. X, s. 553.  </p>
<p> ·          Çağatay, Neşet : &quot;Ziyad b. Ebih&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. XIII, s. 617.  </p>
<p> ·          Fığlalı, Ethem Ruhi : Türkiyede Alevilik Bektaşilik, İstanbul, 1990.  </p>
<p> ·          Fuzuli : Saadete Ermişlerin Bahçesi, İstanbul Maarif Kitaphanesi.  </p>
<p> ·          Gölpınarlı, Abdülbaki : İslam Tarihi, İstanbul, 1975.  </p>
<p> ·          Gölpınarlı, Abdülbaki: Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik, İstanbul, 1979.  </p>
<p> ·          Gölpınarlı, Abdülbaki: Oniki İmam, İstanbul, 1979.  </p>
<p> ·          Huart, Cl. : &quot;Ali&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. I, s. 307.  </p>
<p> ·          Huart, Cl.      : &quot;Eşter&quot; md., İSLAM ANSİKLOPEDİSİ  </p>
<p> ·          Karahan, Abdülkadir : Fuzuli (Muhiti, Hayatı ve Şahsiyeti), İstanbul, 1996.  </p>
<p> ·          Karahan, Abdülkadir : Anadolu Türk Edebiyatında Maktel-i  Hüseyinler, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi mezuniyet Travayı, 1939.  </p>
<p> ·          Katip Çelebi : Mizanü&#8217;l-Hak Fi İhtiyari&#8217;l-Ahak, Ankara, MEB Yayınları,  </p>
<p> ·          Kennedy, H. : The Prophet and the Age of Caliphates, London, 1986.  </p>
<p> ·          Lammens, H. : &quot;Muaviye&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. VIII, s. 438.  </p>
<p> ·          Lammens, H. : &quot;Büsr&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. II, s. 841.  </p>
<p> 18 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> ·          Mevdudi : Hilafet ve Saltanat, İstanbul, 1972.  </p>
<p> ·          Noyan, Bedri : Bektaşilik-Alevilik Nedir?, Ankara, 1985.  </p>
<p> ·          Özgürel, Nihad : İslamın Belası Yezid, İzmir, Moripek matbaası, 1958.  </p>
<p> ·          Reckendorf, H. : &quot;Ammar&quot; md., İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. I.  </p>
<p> ·          Sertoğlu, Murat : Kerbela, İstanbul, İtimat Kitabevi, 1983.  </p>
<p> ·          Üner, Ragıp : &quot;Kerbelâ Vak&#8217;asına Dair&quot;, HAYAT TARİH MECMUASI, sayı: 9, Eylül 1974, ss. 74-78.  </p>
<p> ·          Vida, G. Levi Della : &quot;Osman&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. IX, s. 427-431.  </p>
<p> ·          Vida, G. Levi Della : &quot;Emeviler&quot;, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, c. IV, s. 242.  </p>
<p> ·          Wellhausen, J. : İslamiyetin İlk Devrinde Dini-Siyasi Muhalefet Partileri, Ankara, 1989.  </p>
<p> ·          Weir, T.H. : &quot;Diyet&quot;, md.,  İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. III, s. 626.  </p>
<p> ·          YAMAN, Ali : &quot;Muaviye Oğlu Yezid&#8217;e Dair I&quot;, CEM, sayı: 40, Eylül 1994, ss. 42-44. (Bu makalenin devamı için bk. CEM, sayı: 41, ss. 42-44; CEM, sayı: 42, ss. 46-48.)  </p>
<p> ·          Yaman, Mehmet: &quot;Kerbela ve Sonrası&quot;, CEM, sayı: 50, Temmuz 1995, ss. 20-22.  </p>
<p> ·          Yaman, Mehmet : Alevilik,İnanç-Edeb-Erkân, İstanbul, 1993.  </p>
<p> ·          Yıldız, Hakkı Dursun : &quot;Yezid b. Muaviye&quot; md., İSLAM ANSİKLOPEDİSİ c. XIII, s. 413.  </p>
<p> &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..  </p>
<p> ONİKİ İMAMLAR  </p>
<p> CÜMLEMİZİ  </p>
<p> KATARINDAN  </p>
<p> DİDARINDAN  </p>
<p> AYIRMASIN.  </p>
<p> GERÇEĞE HÜ.  </p>
<p> &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..  </p>
<p> 19 </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;  </p>
<p> [1] Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Misafir Öğretim Üyesi  </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/hz-huseyyn-ve-kerbela-olayi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>FARKLI İNANÇ ve KÜLTÜRLERDE Nevruz Bayramı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/farkli-inanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/farkli-inanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Dec 2007 18:55:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNEMLİ GÜNLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/farkli-ynanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/</guid>
				<description><![CDATA[Ali Duran Gülçiçek: FARKLI İNANÇ ve KÜLTÜRLERDE Nevruz Bayramı „Nevruz&#8221;, „Newroz&#8221; veya „Roz-i nau&#8221; kelimesinin Türkçe karşılığı „yeni gün&#8221; demektir. (Farsça ve Kürtçe&#8217;de new/nau „yeni&#8221;; ruz/ roz „gün&#8221; demektir). Güneşin koç burcuna girdiği 21 Mart&#8217;a rastlayan Nevruz, ilkbaharla birlikte, yeni bir hayatın, canlılığın, bereketin ve bolluğun başlangıcını simgeler. Hiristiyanlıktaki Osterfest (Paskalya Bayramı) ile çok yakın ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ali Duran Gülçiçek:</p>
<p>FARKLI İNANÇ ve KÜLTÜRLERDE Nevruz Bayramı<br />
„Nevruz&#8221;, „Newroz&#8221; veya „Roz-i nau&#8221; kelimesinin Türkçe karşılığı „yeni gün&#8221; demektir. (Farsça ve Kürtçe&#8217;de new/nau „yeni&#8221;; ruz/ roz „gün&#8221; demektir).<br />
Güneşin koç burcuna girdiği 21 Mart&#8217;a rastlayan Nevruz, ilkbaharla birlikte, yeni bir hayatın, canlılığın, bereketin ve bolluğun başlangıcını simgeler. Hiristiyanlıktaki Osterfest (Paskalya Bayramı) ile çok yakın benzerlikleri olan 21 Mart Nevruz Bayramı, yeniden dirilmenin, canlanmanın ve yenilenmenin bir ifadesidir.[1]
<p>21 Mart, baharın başlangıcıdır. Güneşin Koç burcuna girdiği 21 Mart nevruz günü gündüz ve gece eşittir. Nevruz bu anlamda eşitliğin de bir ifadesidir. &#8220;Nevruz gibi eşit ve adil ol!&#8221; deyimi burdan gelmektedir. Yılın eşit olan günlerinden biri de güneşin Terazi burcuna girdiği ve sonbahrın başlagıcı olan 23 Eylül&#8217;dür. Gündüzün en uzun olduğu 21 Haziran günü yazın, gündüzün en kısa olduğu 21 Aralık ise kış mevsiminin başlangıcıdır.[2] Bu günlerde doğa kültünden ve eski halk inançlarından kalma &#8220;yıldönümü&#8221; veya &#8220;gündönümü&#8221; dediğimiz, coğrafyaya, inanç ve kültürlere göre değişen ve farklı isimlerle adlan-dırılan çeşitli bayramlar kutlanılmaktadır.</p>
<p>Tabiat kültüne dayanan Nevruz, birçok eski takvimlerde, özellikle Celâli, İlhâni ve günümüzde İranlıların kullandığı Şemsi takvimlerinde yılbaşı olarak kabul edilmiş ve halen İranlılar, İslâmiyet&#8217;ten önceki inançları olan Zerdüştlük&#8217; ten kalma, Ferverdin ayının (Bahar mevsiminin ilk ayı) ilk günü olan Nevruz&#8217;u yılbaşı olarak kutlarlar. Ferverdin ayının ilk gününe „Nevruz-ı âmme&#8221; denir. Bu ilk gün, İran&#8217;ın efsanevi dördüncü hükümdarı olan Cemşid (Cem) Şahın tahta geçtiği, âlemi nura boğduğu ve Cenab-ı Hakk&#8217;ın âlemi ve Âdemi halkettiği (yarattığı) gün olarak kutlanır. Ferverdin ayının 6. Gününe ise „Nevruz-ı hassa&#8221; denir. O gün, Cemşid, devletin yönetiminde olan tüm adamları yanına çağırtıp, sorgudan geçirir; kendisi hakkındaki şikâyetleri de dinler, suçlu görü-nürse, o da diğerleri gibi cezalandırılır. Böylece yönetimdeki aksaklıklar, hak-sızlıklar giderilmeye çalışılır.</p>
<p>„İran Hükümdarları ‘Nevruz&#8217; ve ‘Mihrican&#8217; günlerinde bütün efradın hazır bulundukları umumi büyük bir içtima akdederlerdi ve hûkümdar o gün bütün şikâyetleri dinlerdi. Eğer kendisi aleyhinde bir şikâyet vâki olmuşsa, onun hakkında bir hüküm itasını (yargılamayı) ruhanilerin en büyüğü olan onun ‘Mubed-i Mubedan&#8217;a (Zerdüşt din adamlarına) havale eder ve kendi hakkında müsamahakâr davranmayıp adaletten ayrılmamasını tenbih eylerdi. O vakit münadi (tellal), hükümdar hakkında kimlerin şikâyeti varsa bir tarafa ayrıl-mamalarını söylerdi. Hükümdar tekrar Mubed&#8217;e tevcih-i hitapla: ‘Allah indinde hükümdarlar tarafından irtikâp edilen (işlenen) günahlar kadar büyük günah olamıyacağını, hükümdarların, tebaasının (halkın) iyiliğine çalışmakla mükellef olduğunu, eğer hükümdarlar adaletsizlik ederlerse, askerlerin de Allah&#8217;ı unuta-rak adaletsizliğe koyulacaklarını, o zaman memleket ve hükümdar ailesi üzerine Allah&#8217;ın gazabı davet edileceğini, binaenaleyh bu husuta asla adaletten ayrılmamak vazifesinin şimdi Mubed-i Mubedan&#8217;a teveccüh ettiğini (verildiğini) söylerdi&#8230; Alelâde zamanlarda (âdet olduğu üzere) hükümdara en yakın ve en nüfuz sahibi olanlar, bu toplantı gününde en uzak ve en nüfuzsuz kalırlardı&#8230;&#8221;[3] Nevruz günü halkın istekleri ve ihtiyaçları yerine getirilir, sorunları ve sıkıntıları giderilmeye çalışılır; küskünler barıştırılılır; suçlular ve hapis yatanlar affedilirdi. Daha açıkçası, yeni yılla birlikte, yeni bir yaşam başlardı.</p>
<p>İranlılar tarafından aynı şekilde kutlanan ikinci büyük bayram da, güz mevsi-mine denk gelen (21 Eylül-21 Ekim) Mihrican veya Mihrigân bayramıdır. Nevruz bayramından iki hafta önce yapılan bayrama, (İran takviminin son ayı olan Esfend&#8217;ten) „Esfendan&#8221; bayramı denir. Ayrıca „Çarşamba suri&#8221; dedikleri yılın son çarşamba günü, güneşin batışından sonra, toplanan kuru dikenler ve çalılardan ateş yakılır. Ateşin üzerinde atlayanlar, „sarılığım sana, kırmızılığın bana!&#8221; (zerdiye men ez to, surhğiye to ez men) diye tekerlemeler okurlar. Ayrıca o gün „Çarşamba suri acili&#8221; dedikleri kuru yemişlerden oluşan bir lokma dağıtılıp yenilir. Nevruz günü, „Nevruziye&#8221; denilen bir çeşit macun veya tatlı yapılır. Osmanlılarda da âdet olan Nevruziye tatlısı „heftsin&#8221;, ilk harfi „sin&#8221; olan yedi maddeden (somak, sebze, sümbül, semek, sirke, sir, senced&#8217;ten) yapılırdı. Söylentiye göre bu tatlı, ilk dönemlerde, Cemşid zamanında, „Ş&#8221; harfiyle başlayan yedi maddeden yapılıyormuş. O zaman „Ş&#8221; harfiyle başlayan Şarap&#8217;ta kullanılıyormuş. Daha sonraki dönemlerde (İslâmiyet&#8217;e geçişten sonra) içki yasaklanınca, „Ş&#8221; harfi de „S&#8221; harfine çevrilip, o zaman „S&#8221; harfiyle başlayan maddeler kullanılmış. Kırk bir türlü baharat ve koyuca şerbetle yapılan macun çeşidine ise „semenu&#8221; denir.</p>
<p>Osmanlı devrinde Nevruz bayramıyla ilgili özel törenler düzenlenirdi. „.. Güneşin Koç burcuna girdiği anda „nevruziye&#8221; denilen bir mâcun veya tatlı yemek âdet olmuştur. Sarayda hekimbaşı, misk, anber, türlü baharat ve kokulu otlar ilavesi ile hazırladığı macunu porselenden yapılmış kapaklı kaseler içinde padişaha akşamdan takdim eder ve kendisine hil&#8217;at (kaftan) giydirilirdi. Nevruziye, kadın efendilere, sultanlara ve mühim şahsiyetlere de verilir ve bu macundan yemenin, kuvvet ve şifa verici bir tesiri olduğuna inanılırdı. Osmanlıların son zamanına kadar nevruz ananesinin devam ettiği ve saray eczahanesinde tertip olunan nevruziyelerin mevki sahiplerine gönderildiği, hal-kın da bu âdete uyarak, nevruzda hiç olmazsa tatlı yediği bilinmektedir. Nevruz münasebeti ile sadrazam padişaha donanmış atlar, murassa (değerli taşlarla döşenmiş) silahlar ve pahalı kumaşlar bibi hediyeler verir, bunlara „nevruziye pişkeşi&#8221; (armağanı) denilirdi. Nevruzda divan edebiyatı şairlerinin câize (armağan, bahşiş) almak için, büyüklere kaside (övgü şiirleri) sunduklarını da kaydetmek lâzımdır.&#8221;[4] Osmanlı saray çevresinde sürdürlen bu kutlamalar daha çok eski İran/Pers geleneklerine dayanır. „Eski Iran edebiyatında, özellikle Persler zamanında nevruz dolayısıyle sultanlara, şahlara kaside sunmak, yeni yılı kutlamak bir gelenek niteliği taşırdı. Zamanla bu gelenek birçok müslüman ülkesinde de benimsendi.&#8221; [5]
<p>Eskide Nevruz günü, komşulara, yakın dostlara nevruziyeler ikram etmek, hatta nevruz gününün anlamını ifade eden tebrik kartları (tebriknâme-i nevruz) göndermek; ayrıca nevruz günü nevruziyeler yiyerek ağızları tatlandırmak, yaygın bir gelenekti. „Bilhassa İstanbul&#8217; da Nevruz&#8217;a çok önem verilir, törenlerle kutlanır ve Nevruz günü, bir sevgili gibi beklenirdi.<br />
Gerek zengin, gerek orta halli, gerekse fakir aileler arasında ‘Nevruz-i Sultani&#8217;yi kutlamayanlar hemen hemen yok gibiydi. Daha Mart ayının ilk dokuzunda nevruz hazırlıkları başlar, evlerde temizlik yapılır, tahtalar gıcır gıcır ovulur, tozlar alınır, camlar silinirdi. Nevruziyeler için de kristal taklidi kapaklı kâseler, surahiler, bardaklar dolaplardan (büfelerden) çıkarılır; eskileri kırılmış ise, yenileri alınırdı.</p>
<p>Nevruz&#8217;un gelişi, geceye tesadüf ederse o vakite kadar uyumamaya çalı-şılırdı. Tam saatinde Nevruziye yenilirdi. Uyuyanlar olursa uyandırılırdı. Bütün ev halkı, neşeli, şenü şâtır, memnun ve bahtiyar yeni yılı kutlardı. Yine o yıllarda yüksek tabakaya mensup kişilerin konaklarına, dairelerine, bildik eczahane-lerden zimbaki canfes örtülere, renkli kâğıtlara sarılı tepsiler içinde, cicili bicili kâselere konulmuş ‘Nevruziye&#8217;ler gönderilirdi. Kâselerin üstüne yapıştırılan armut biçimindeki etiketlere bu leziz taamin (lezzetli yemeğin) hangi saatin hangi dakikasında yenilmesi gerektiği de yazılırdı. Ellerinde böyle birer rehber olmayanlar Müneccimbaşı takvimine[6] baş vururlardı (Müneccimbaşı Takvimi, eski devrin bir nevi almak&#8217;ı[7] idi. Taş basması olarak basılır ve satılırdı. Takvim, ufak çapta ve cepte taşınır şekildeydi. Bu takvimde her türlü takvimi bilgiler yazılı bulunurdu).</p>
<p>O devirlerde, halk arasında Nevruziye hakkında sarsılmaz bir inanç vardı. Bu inanca göre Nevruziye, bazı hastalıkların en birinci ve en etkili bir ilacı idi. Örneğin: Nevruz sabahı aç karnına alınacak bir kaşık Nevruziye, körlükten kötürümlüğe; ısıtmadan romatizmaya kadar birebir gelen bir ilâçtı. Hatta kısır-lığın, cinsi iktidarsızlığın (ananetin) yegane sağaltıcı (tedavi edici) bir ilacıydı&#8230;&#8221;[8]
<p>Görkemli törenlerle kutlanan Newroz (Nevruz) bayramının Kürtler&#8217; de de önemli bir yeri vardır. Bu olayı, kurtuluş günü olarak Dehak (Dahhâk)[9] efsanesine dayandıran görüşler olduğu gibi, bunu Kürtlerin ve İranlıların İslâmiyetten önceki inançlarına (Zerdüştlüğe) dayandıran görüşler de vardır.</p>
<p>Kürd yazarılarından Kurdiye Bitlisi (Halil Hayali)&#8217;nin, ilk sayısı 7.11.1918&#8217;de İstanbul&#8217;da Kürdçe ve Türkçe olarak yayınlanan ve Kürdistan Teali Cemiyeti (Kürdistan Gelişme Derneği)&#8217;nin resmi olmayan yayın organı olan ve daha sonra kurulan Teşkilât-ı İctimayie Cemiyeti (Sosyal Örgüt Derneğin)&#8217;nin yayın organı olarak günlük gazeteye dönüşen „Jin&#8221; (Hayat) dergisinde, Dehak efsa-nesi ili ilgili yazdığı yazıda, „Kürd halkının ulusal bayramı&#8221; olarak tanımladığı Kawe ihtilalinin tarihi 31 Ağustos olarak verilmektedir.</p>
<p>Bitilisi, Dehak efsanesini şöyle özetler: „Dehak adlı bir Arap fatihi var. İran&#8217;ı istilâ eden bu zalim, iki omuzundaki yılanları beslemek için her gün dört kişinin beynini çıkartıyor. Bu işin görevlisi, millettaşlarının verdikleri kayıpları bir ölçüde azaltmak için, günde iki kişinin beyni yerine iki koyunun beynini koyuyor ve kurtardığı iki çaresizi çevredeki dağlara kaçırıyor. Dağlara sığınan bu adamlar çoğalıyorlar. İşte bunlardan Kürd ulusu meydana geliyor.</p>
<p>Efsanenin geriye kalan bölümüne gelince; bir gün Demirci Kawe (Gâve)&#8217;nin iki çocuğunu birden kaldırıyorlar. Bunu haber alan baba, meşin önlüğünü bir (&#8230;) bayrak yapıyor, bağıra çağıra sokakları dolaşıyor. Sonunda taşan ulusal kin ve nefretin karşısında zulüm ve keyfi yönetim layık olduğu cezayı buluyor; Dehak öldürülüyor, Feridun tahta çıkarılıyor ve ulus kurtuluyor.<br />
Bir Kürd tarafından yazılan ve zamanına göre iyi bir Kürd tarihi olan „Şerefname&#8221;, Kürdlerin milliyet kökeni konusunda anlattığı söylentiler arasında bu efsaneyi önemle kaydediyor&#8230;&#8221;<br />
Bitlisi, Dehak efsanesini böylece özetledikten sonra, olayın tarihi hakkındaki görüşlerini ise şöyle açıklar: „İşgalcileri ülkeden kovup çıkarmaya çalışmakla vatanın kurtuluşunu göçe tercih eden diğer kısımlar, gerçekten ulusal galeyana bayrakta olan Demirci Kawe&#8217;nin yönettiği savaş hareketleri ile umduklarına kavuşmuşlar ve yurtlarını bağımsızlığa kavuşturmuşlardır. Her millet, tarihinde bu gibi büyük olaylara kaynaklık eden günleri özel gün kabul eder ve tantanalı törenlerle kutlar. Gerçekten, Kürdlerce de, yılın 31 Ağustos&#8217;una rastlayan Kurtuluş Günü, layık olduğu önemle kabul edilmiş ve her yıl Ağustosun otuzbirinde Demawen&#8217;de ulusal Kurutuluş adına bayram yapılmıştır&#8230;&#8221;[10]
<p>Jin Dergisi de, baharın ve yeni yılın başlangıcı olan 21 Mart Newroz bayramını, İranlılar gibi, „Sersal&#8221; (Yılbaşı) ve „sosyal gün&#8221;, Kawe ihtilalini ise ulusal bayram olarak kabul etmiştir.</p>
<p>Ahmed-i Hani de Mem u Zin&#8217;de, Newroz&#8217;dan sözetmiş ve onu Sersal (yılbaşı) olarak göstermiştir:<br />
Dewra felekê ji bextê fîrûz<br />
Dîsan ku numa ji nû ve Newrûz<br />
Mebnî li wî adetê mubarek<br />
Şehrî û sipahîyan bi carek<br />
Bajêr û kelat û xanî berdan<br />
Teşbîhê bi nijdîyan û cerdan<br />
Sef sef dimeşîne kûh û deştan<br />
Ref ref dixuşîne seyr û geştan<br />
(Feleğin dönüşü mavi talihten<br />
gösterince Newroz&#8217;u yeniden<br />
o kutlu geleneğe göre<br />
tüm kentliler, varıncaya dek askerlere,<br />
terketti kenti, kaleleri, evleri<br />
andırarark avcıları ve talancıları<br />
Saf saf tepelere ve ovalara yürüdüler<br />
Öbek öbek gezmeye, seyretmeye döküldüler).<br />
Sersalî û bakir û ruwalan<br />
Sedsalî-w ciwan û pîr û kalan<br />
Sersal-i li resam û rahê ma&#8217;hûd<br />
Gêrane diçû meqamê mehmûd<br />
(Yılbaşına katılan bakireler, delikanlılar<br />
gençler, yüzüne varmiş erkek ve kocakarılar<br />
geleneksel yol ve yöntemle yılbaşını<br />
kutladılar, göklere dek yükselterek seslerini.&#8221; [11]
<p>Eski Med, Asur, Babil kültürlerinden etkilenen Zerdüşt takvimine göre Newroz, yeni yılın, yeni bir yaşamın başlangıcıdır. Newroz, aynı zamanda kötü-lüklerden, kötü ruhlardan, kötü yönetimlerden, hastalıklardan, baskı ve zulüm-lerden kurtuluşun günüdür.</p>
<p>Newroz&#8217;un altıncı günü Zerdüşt&#8217;ün (Zerdüşt öğretisinin kurucusu, M.Ö. 599-521) doğum günü olarak ta kutlanırdı; Avesta&#8217;dan (kutsal kitaptan) dualar okunurdu. Ahura Mazda&#8217;ya (Zerdüştçülükte iyi ruhları simgeleyen Bilge Tanrı&#8217;ya) övgüler dizilirdi. Ölümün, hastalıkların, soğuğun ve karanlığın yaratıcısı Ahriman&#8217;ın kötülüklerinden kurtulmak için dualar edilirdi; ateşler yakılıp, lokmalar (kutsal yiyecek ve içecekler) dağıtılırdı. Ateş, toprak ve su Zerdüşt inancında kutsaldı. Ateş, güneşin, aydınlığın, sıcaklığın, iyiliğin ve erdemin bir simgesidir; insanları karanlıktan, soğuktan, hastalıktan ve kötü ruhlardan korurdu. Anadolu&#8217;nun halen bir çok yörelerinde, özelikle de Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;da güneşin, ayın ve bunların yeryüzündeki simgesi olan ateşin ve ocağın kutsallığı, daha çok bu geleneklerden kaynaklansa gerektir.</p>
<p>Türklerin, Türkmenlerin İslâmiyetten önceki inançları olan Şama-nizm&#8217;de de ateş, ocak, bazı hayvan ve ağaç türleri kutsaldı. Bu inanış-ların ve âdetlerin bir kısmı Anadolu ve Balkanlardaki, özellikle Alevi Türkler/Türkmenler tarafından halen sürdürülmektedir. Yunanistan Türklerinden araştırmacı Abdurrahim Dede, II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirilerinde konuyu şöyle açıklar:</p>
<p>„Şamanizme göre dağlar, göller, ırmaklar (Yer-Su) hep canlı nesnelerdir. Ötüken ormanlarının Gök Türkler ve Uygurlar devrinde bütün Türklerce mukaddes sayıldığını biliyoruz. V. Gordlevski de Karakoyunlu Alevi Türkmen-ler&#8217;de orman kültünü tespit etmiştir&#8230;[12] Orman kültünden mâda bazı ağaçların ve bilhassa kayın ağacının (ve ardıcın) Şamanistlerce kutsal olduğu bilin-mektedir. Abdülkadir İnan&#8217;ın tespitlerine göre kayın ağacı koruyucu ve merhametli Ana Tanrı Umay ile beraber Ülgen tarafından yere indirilmiştir. Kaç Şamanı da kayın ağacına kurban sunarak şöyle hitap edermiş:</p>
<p>Altın yapraklı mübarek kayın, sekiz gölgeli mukaddes kayın, dokuz</p>
<p>köklü, altın yapraklı bay kayın! Ey mübarek kayın ağacı, sana kara</p>
<p>yanaklı ak kuzu kurban ediyorum.<br />
(Anadolu&#8217;da ziyaret edilen, kurbanlar adanan, dilekler sunulan, renkli iplikler bağlanan yüksek tepelerdeki ulu ardıçlar, ziyaretler de bundan farklı değildir)&#8230; Altay Şamanları da tapınma sıralarında Gök Tanrı Ülgen&#8217;e şöyle yakarırlar:<br />
Otuz dişli ateş anam, karanlık gecelerde bizi (kötü ruhlardan) koru-</p>
<p>yorsun. Ulusun koruyucusu, sürülerimizin bekçisisin. Ülger yıldızı</p>
<p>arkadaşın bir (Tanrı) dan fermanlısın. Üç köşeli taş ocak, alevli yanan al</p>
<p>ateşim! Ey Abakan dağının payı, ey ay ve güneşin parçası olan ateş!</p>
<p>Bereket ver, kısmetimiz bol olsun!.&#8217;<br />
Dağ için söylenen bir Şaman duası ise şöyle:<br />
Ey pulat dağ!.. Güneş senin her yanını çeviremez</p>
<p>Ay; ey altın dağ!.. Senin her yanını kuşatamaz</p>
<p>Abakan uruğunun (kavminin) örtüsü (hâmisi)</p>
<p>Kutlu kurban isteyen yüce Dağım!..</p>
<p>Büyüklerimiz, atalarımız yere baş koyup sana tapmışlardır.</p>
<p>Bir küçük alkışını (keremini) vermez misin?</p>
<p>Bitmeyen, tükenmeyen kısmetimizi yaratıver.</p>
<p>Ülüşümüz, elle tutulsun;</p>
<p>Ey kutlu beşiği yaratan!..</p>
<p>Sürü davarlarına bolluk ver</p>
<p>Arıg yurduma geçim ver.</p>
<p>Ey kutlu ulu Dağ, yüce Kara-Kaya!..[13]
Şamanizmdeki ateş, dağ, su ve ocak kültünün kalıntılarını Batı Trakya Türklerinin inanış ve âdetlerinde de görmek mümkündür. Onlara göre ateşe tükürmek günahtır. Çünkü ateş nurdur. Cigara ile ayak yoluna gidilmez. Hatta cigara tiryakileri helâda da cigara içebilmek için kendilerine uzun ağızlıklar yaptırarak, cigaranın ateşini helânın dışında tutmaktadırlar. Ateşte soğan kapçığı yakılmaz. Ateş söndükten sonra sacağıda kıvılcım kalmışsa o eve paranın gireceğine inanılır. Hamur, süt ve yoğurt, geceleri konu komşuya verilmez. Ancak vermek gerekirse bunların içine mutlaka kızgın bir kor atılır. Ateşın onları bu şekilde kötü cinlerden koruyacağına inanılır. Lohusa kadının helâya tek başına gitmesine izin verilmez. Gitmesi gerekirse elinde ateşle gitmesi gerekir. Ateşin lohusa kadını koruduğuna inanılır&#8230;<br />
Ateş ve ocak kültü ile ilgili çok orijinal olduğuna inandığımız bir âdeti İskeçe&#8217;nin Demircik köyünden 65 yaşındaki Abdulla Dede&#8217;den dinleyelim: ‘Köyümüzde eski bir âdet var.. Aşağı yukarı her sene «Canlı Ateş» denilen şeyi yakmaktadırlar. Bu, etrafta hastalık işitildiği zaman, hastalık önlensin diye yapılır (köyün ortasında iki kütük ardıç dikilirek bir ateş yakılır)&#8230; Canlı ateşten tutuşturdukları ocaktaki ateşi hiç söndürmezler. Bütün sene öteki canlı ateşe kadar. Çünkü o ateş mübarektir; hastalığın eve girmesini önler&#8230; Köyün âdetlerinden biri de şu: Mesela bir akşam bir kimsenin ineği gelmezse veyahutta keçisi, veyahut eşeği, bir hayvanı gelmezse bizim köylüler alıyor bir tas, ocaktan da bir kor alıyorlar ve maşa ilen «haydi hay hoy&#8230; hay hoy&#8230; haydi&#8230; » diyerek taslan o kızgın koru kapatıyor ve kapadıktan sonra alıyorlar bir makas ağzını iplen bağlıyorlar, dışarıda kalan hayvanı yemesinler diye. O bağlı makası tasın üstüne koyuyorlar&#8230; Böyle yapıldı mı kurt falan, canavar yiyemezmiş kırda kalan hayvanı. Sabahleyin açıyorlar tası. O zaman bakıyorlar, kapattıkları kor kömür olmuşsa canavarlar hayvanı yememiş demek&#8230; Ama kor kömür kül olmuşsa, yanmışsa, o zaman canavarlar hayvanı yemişler demekir&#8230;&#8217; Nazar kapmalara karşı Türkiye&#8217;de genellikle kurşun dökülür. Batı Trakya&#8217;da ise nazara karşı kor atılır. Ateş burada da nazara karşı bir güç olarak kendisini gösterir&#8230;&#8221;[14]
Azeriler, Kırgızlar, Tacikler, Özbekler, Çuvaşlar, Tatarlar ve daha birçok halklar tarafından kutlanan Nevruz bayramına, Tatarlar „Narduğan&#8221;, Tacikler „Gül Gardon&#8221;, „Bay Şeşek&#8221; veya „Gül Navrız&#8221;, Buryatlar „Sagan Sara&#8221;, Cuvaşlar „Noris Oyahe&#8221; derler.<br />
Tahatacı Alevilerde, eski (Rumi) takvime göre Mart&#8217;ın dokuzu (miladi, 21-22 Mart), Sultan Nevruz&#8217;dur. O günün sabahı erken kalkılır. Soğan kabuğu ile sarı renkli, Gangılız (kan kızıl) çiçekleri ile al renkli yumurtalar kaynatılır. Her ev kendi çocuklarına bunlardan muhakkak ikişer üçer tane verir. Ayrıca Nevruz günü, hazırladıkları çeşitli yiyecek maddeleriyle yakınlarının mezarlarını ziyaret edip, onları rahmetle anarlar.<br />
Alevi-Bektaşiler, 21 Mart Nevruz bayramını, Hz. Ali&#8217;nin doğum günü olarak kutlarlar. Bugüne verilen önem birkaç noktaya dayanır:<br />
1) Hazreti Ali&#8217;nin doğum günü olması.<br />
2) Hz. Ali&#8217;nin, Hz. Muhammed&#8217;in kızı Fatıma ile evliliğinin bugüne rastlan-ması.<br />
3) Hz. Ali&#8217;nin, Peygamber tarafından Gadirhum&#8217;da halife olarak ilân edildiği, diğer bazı kaynaklara göre, Hz. Muhammed&#8217;e nübüvvetliğin (peygamber-liğin), Hz. Ali&#8217;ye velayetliğin verildiği gün olması.<br />
4) Güneşin Hamel (Koç) burcuna girmesi.<br />
5) Eski Türk/Türkmen boylarının kışın sığındıkları yerlerden obaya çıktıkları</p>
<p>ve yeni hayata kavuştukları gün olması.[15]
Alevi-Bektaşi şairlerinin Nevruz konusunda yazmış oldukları şiirlere, „Nevruziye&#8221; denir. İşte, günün anlamını ve önemini açıklayan Nevruziye-lerden bir kaç örnek:<br />
Nübüvvet izharı bugünde oldu<br />
Cenab-ı Ali de bugünde doğdu<br />
Kainat bügünde nur ile doldu<br />
Bugün Nevruz oldu eyyam bizimdir<br />
Sevinelim canlar bayram bizimdir.<br />
&#8211; Hüseyin Hüsni Erdikut &#8211;<br />
Yine devreyledi deverân-ı âlem<br />
Eyledi tecelli Nevruz-ı Sultan<br />
Eyyâm-ı sürurdur, hüzün değildir<br />
Mübârektir beli Nevruz-ı Sultan<br />
Bugünkü gün oldu ol Şah-ı Merdan<br />
Batn-ı Fâtıma&#8217;dan gün gibi ıyan<br />
Harem-i Kâ&#8217;be&#8217;den oldu nümayan<br />
Ziyâ verip Ali Nevruz-ı Sultan.<br />
&#8211; Fevzi &#8211;<br />
Her yerde tâ Nevruz ola, gül bustan efruz ola<br />
Nevruz tek firuz ola eyyâm-ı Şah-ı Evliya.<br />
(Her yerde Nevruz ola, gül bahçeleri parlaya<br />
Veliler Şahı (Ali&#8217;nin) günleri, Nevruz gibi kutlu ola).<br />
&#8211; Fuzuli &#8211;<br />
Pir Sultan&#8217;ın eydür, erenler cemde<br />
Akar çeşmim yaşı her dem bu demde<br />
Muhabbet ateşi yanar sinemde<br />
Himmeti erince Nevruz Sultan&#8217;ın.<br />
(Bk. Alevi-Bektaşi Edebiyatında Nevruziyeler, 3. Cild, s. 1089-1093)<br />
Alevi-Bektaşiler arasında Hz. Ali&#8217;nin doğum günü olarak kutlanan Nevruz günü, kimi bölgelerde Aynicemler kurulur, semahlar dönülür, gülbanglar çekilir; günün anlamı ve önemiyle ilgili nefesler (Nevruziyeler), Duazı İmamlar ve Nad-ı Ali okunur. Kimi bölgelerde „Güneşin Koç Burcuna girdiği saatten önce meydanda toplanırlar. Baba, Oniki İmâm&#8217;a salavatı ihtivâ eden ve «Salavât-Nâme» denen salâvatı Nad-ı Ali&#8217;yi okur; sonra sâkıylik eden kişi, içinde lohusa şerbeti ezilmiş sütü, babadan itibâren kıdem sırasıyla herkese sunar; sürahiden kadehe koyup sunarken, «Yâ Muhav-vil&#8217;el-hâli ve&#8217;l-ahvâl» yâni «Ey yılı, zamanı ve hâlleri evirip çeviren Tanrı» der; kendisine süt sunulan kişi, sütü içtikten sonra o ve herkesle beraberce «Havvil hâlenâ ilâ ahsen&#8217;il-hâl » yâni «Bizim hâlimizi en güzel hâle çevir» der. Sonunda kendisi de içer ve Baba gülbang çeker; bayramlaşılır.<br />
Mevlevilerin Şems kolu denen ve Ehl-i Beyt taraftarı olanlarında da Nevruz, bayramdır, aynı âyin icra edilir. Yalnız, fazla olarak «Heft-Selâm» (Selâm-esenlik) sözüyle başlayan yedi âyet de İmam Hüseyn&#8217;in toprağıyla bir kâğıda yazılmış ve süt kabına konmuştur.<br />
İmâmiyye&#8217;de ise Nevruz, Gadiruhum gününe (Hz. Muhammed&#8217;in veda hacı dönüşünde, Mekke ile Medine arasında Gadirhum denilen yerde, «Ben kimim mevlâsı, yani velisi isem, Ali de onun mevlasıdır» diyerek, Hz. Ali&#8217;yi halife ilân ettiği güne; Hicri takvime göre Mart ay&#8217;ının sekizine, bayramın ise Mart ay&#8217;ının dokuzuna, Milâdi takvime göre, 20-21 Mart&#8217;a) rastlaması dolayısiyle bayramdır. Nevruz sofrası yapılır; sofrada Heft-Sin, yâni Sin harfiyle başlayan yedi şey (Sünbül, Sirke, Sumak, Senced, Sir, Sebze, Semnu) bulunur ve yukarıdaki duâ yılın günleri sayısınca, üçyüz altmış altı kere okunur. Bu duânın başına, «Ey geceyi, gündüzü tedbir ve tasarruf eden, ey kalbleri ve gözleri çeviren» sözleri de ilâve edilir&#8230;&#8221;[16]
Balkanlardaki Aleviler-Bektaşiler arasında yaygın olan Nevruz bayramı, Kırklareli bölgesinde bir bahar eğlencesine dönüşür; Hırisitiyanlık&#8217;taki „Ostern&#8221; bayramında (Paskalya yortusunda)[17] olduğu gibi bereketin simgesi olan yumurtalar boyanır; özel Nevruz yemeği olan „ekşi aş&#8221; yenir; Alevi köylerinde ortak kurbanlar kesilir; köylü masrafa ortak olur. Buna „çomat&#8221; denir.[18] Deliorman ve Dobruca yöresindeki Aleviler, Nevruz bayramını &#8220;Kırklar Bayramı&#8221; olarak kutlarlar. O gün cem yapılır, Kırklar semahı dönülür. Musahipli olan aileler 40, musahibi olmayan aileler ise 20 yumurta pişirirler; ayrıca Cebrail kurbanı olarak bir horoz veya tavuk keserler. Pişirilip ceme getirilen bu lokmalar eşit bir şekilde üleşilir ve birlikte yenilir.<br />
Doğanın uyanışını simgeleyen Nevruz günü yöre insanları kırlara çıkıp eğlenirler; ulu cevizlere salıncak kurup, sağlık sağlamlık için sallanırlar. Nisan ayında ise köfür günleri başlar. Köfür günleri hayvan koşulmaz, süt kaynatıl-maz, yumurta pişirilmez, ele makas, iğne alınmaz, sıva yapılmaz. 5-6 Mayıs&#8217;ta ise Hıdırellez törenleri başlar. O gün ateş yakılır; ateşin üzerinde atlanır; delikanlı kızlar tarafından nişan çıkarılır, Kırat oyunu oynanır, hastalar ziyaret edilir, demir dövülür; demir maşa ile sağlık sağlamlık için nallanma işlemi yapılır. Kır atımı nallarım / çöl avında oynatırım / yüzbin asker gelmiş olsa/ Ben atıma çiğnetirim&#8230; türküleriyle sokakları dolaşıp insanları coşturan Kırat kafilesinin sundukları temsillerle, Hıdırellez günleri büyük bir sevinç ve coşkuyla kutlanır.[19]
Silifke Tahtacıları, Nevruz bayramını, Hazreti Hüseyin&#8217;in doğum günü olarak kutlarlar. Malatya/Arguvan çevresindeki Aleviler Nevruz&#8217;da „Kış bitti Bayramı&#8221; yaparlar. Uğur getirsin diye taştan küçük evler yapılır, ateş yakılır, el ele tutuşarak ateşin etrafında dönülür.[20]
Cem ayinleri ve çeşitli şenlikler düzenlenerek, yiyecek ve hediyeler sunularak kutlanan Nevruz törenlerinin önemli bir özelliği de, bu günde küskünlerin barış-tırılması, kırgınlıkların giderilmesi, düşkün ve yoksullara yardım edilmesidir. Anadolu&#8217;da, Nevruz&#8217;la, eski takvime göre „Mart dokuzu&#8221;yla ilgili birçok halk inançları, gelenek, töre ve âdetler vardır; ayrıca „Nevruz&#8221; adında birçok şahıs ve yer isimleri vardır: Sivas/Yıldızeli ilçesine bağlı „Nevruz Yayalsı&#8221; köyü; Yıldız-eli&#8217;nin Direkli bucağına bağlı „Nevruz&#8221; köyü; K.Maraş/Pazarcık/ Narlı Bucağın bağlı „Nevruzlu&#8221; köyü; Çanakkale/Yenice ilçesine bağlı Nevruz köyü vd.<br />
Nevruz, köylere, şahıslara, tatlı çeşitlerine; „Nevruz-Hüseyni&#8221;, „Nevruz-Hicaz&#8221;, „Nevruz-Nevâ&#8221;, „Nevruz-Rehavi&#8221;, „Nevruz-i Sultani&#8221; gibi müzik makamlarına isim olur da, baharı müjdeleyen çiçeklere ve halk türkülerine isim olmaz mı?<br />
Nevruz der ki, ben nazlıyım / Sarp kayalarda gizliyim</p>
<p>Mavi donlu gök yüzlüyüm / Benden alâ çiçek var mı?&#8221;</p>
<p>Nevruz nevruz bahara / Güller güller nahara / Bahçemizde gül olsun / Gül olsun, bülbül olsun!.. Dilekleriyle konuyu, Alevi-Bektaşi ozanlarından Şükrü Baba&#8217;nın şu Nevruziyesiyle bağlayalım:<br />
Akşamlar aşk olsun bayram gecesi</p>
<p>Bu ayın nurudur Sultan-ı Nevruz<br />
Fazl-ı şahım budur dilek gecesi<br />
Ne mübarek gündür Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Muhabbet şehrinin nurdan yapısı<br />
Oniki İmam&#8217;dır cennet kapısı</p>
<p>Hakk&#8217;a secde eder kulun hepsi</p>
<p>Dilekler kabuldur Sultan-ı Nevruz<br />
Bayram kutlu olsun açılmış güller<br />
Konmuşlar meydana garip bülbüller<br />
Esmai Hayder&#8217;i zikreder diller<br />
Ne saadet bize Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Sakii kevserdir ol Şah-ı Merdan<br />
Sundular kevseri ol demde heman<br />
Süreriz demleri yıkılsa cihan<br />
Şad olur kalbimiz Sultan-ı Nevruz<br />
Muhammed Mustafa Sultan-ı cihan<br />
Ali&#8217;nin sırrını çün kıldı beyan<br />
Hatice sırrından kamusu şâdân<br />
Ruha safa verir Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Ondört Mâsum-u Pâk sırrı sırrullah</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayini cem içre nuru nurullah</p>
<p>Cümlenin muradın&#8217; verici Allah</p>
<p>Bizi de şâd eder Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Saadet hırkasını büründü Ali</p>
<p>Velâyet tacını vurundu Ali</p>
<p>Melek secde etti bilindi Ali</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nübüvvet sırrında Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Şükrü Baba söyler, bu deme şükür</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nurunu, sırrını kıldı tefekkür</p>
<p>Muhammed Ali&#8217;dir dilinde zikir</p>
<p>Ne mürüvvet bize Sultan-ı Nevruz.</p>
<p>Dideler ruşen (gözler aydın) daha nice Nevruzlara!..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="mailto:aliduran.g@web.de">aliduran.g@web.de</a></p>
<p>(Bu makale, Ali Duran Gülçiçek&#8217;in Alevilik, Bektaşilik, Kızılbaşlık ve Onlara Yakın İnançlar adlı yapıtından alınmıştır. 2. Cild., İstanbul/Köln 2004, s. 819-833, 3. Cild, s. 1089-1093).<br />
bİblİyografya:</p>
<p>ALPARSLAN, Kâzım: Nevruz-Toprak Bayramı, 21 Mart 1943, Uludağ, sayı: 56-57, Şubat-Mart</p>
<p>1943, s. 27-29.</p>
<p>ALPARSLAN, Kâzım:Toprak Bayramı Nevruz, Uludağ, sayı 76, Mart-Nisan 1946.</p>
<p>ATTAR Ali: Nowruz, das Frühlings- und Neujahrfest der iranischen Völker, in: Der Arabische</p>
<p>Almanach, Zeitschirft für orientalische Kultur, 7. Jahrgang, Berlin 1997.</p>
<p>AYDINOĞLU, Gülâli: Kars&#8217;ın Pırsak Köyünde Nevruz, T.F. A., sayı: 238 (1969).</p>
<p>AYTER Adli: Yenigazi Köyü&#8217;nde Düğün Adetleri, Nevruz Bayramı ve Yedilevi Töresi, Folklor</p>
<p>Halkbilim Dergisi, Cilt 4, Sayı: 36, Ağustos 1988, s. 27.</p>
<p>BARTHOLOMAE, Chr.: Zarathustras Leben und Lehre, Heidelberg 1920.</p>
<p>BULSARA, S. J.: The Religion of Zarathustra, Bombay 1938.</p>
<p>CREMERS, Wolfgang: Schamanistische Überbleibsel in der heutigen anatolischen Folklore,</p>
<p>in: Turcica, Tome II, Paris 1971: 50-58.</p>
<p>DEDE, Abdurrahim: Batı Trakya Türklerinde Eski Türk Dini Şamanizm&#8217;den Kalıntılar,</p>
<p>Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, IV.Cilt, Gelenek, Görenek ve İnançlar,</p>
<p>Ankara 1982, s. 93-108.</p>
<p>DEMİRHAN, Ayşegül: Tıp tarihimizde Nevruziye, T.F.A., sayı: 321, Nisan 1976, s. 7615.</p>
<p>DÜNDAR, İsa: Kars&#8217;ın Dikme Köyünde Nevruz ve yılın ahiri, T.F.A. sayı: 343, Şubat 1978, s.</p>
<p>8230</p>
<p>EĞİTER, Adli: Kafkas Folklorundan Örnekler, Lezginka ve Nevruz, Hayat Tarih, yıl: 6, sayı:1,</p>
<p>Şubat 1970,s. 82-86.</p>
<p>Eickstedt, Egon von: İlk Çağlardan Günümüze Türkler, Kürtler, İranlılar, İstanbul 1993.</p>
<p>Eröz, Mehmet: Türkiye&#8217;de Alevilik ve Bektaşilik, İstanbul 1977.</p>
<p>GordlevskI, V.: Karakoyunlu (Azerbaycan&#8217;ı tetkık ve tetebbu cem. Ahbarı) Bâku 1927, nu. 4, s. 5-13)</p>
<p>HERTEL; Johannes: Die Zeit Zoroasters, Indo-Iranische Quellen und Forschungen I, Leipzig</p>
<p>1924.</p>
<p>HINZ, Walther: Zarathustra, Stuttgart 1961.</p>
<p>HUMBACH, H.: Die Gathas des Zarathustra I, II, Heidelberg 1959.</p>
<p>İNAN, Abdülkadir: Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara 1954.</p>
<p>JİN, Kovara Kurdi-Tirki = Kürtçe-Türkçe Dergi, 1918-1919, Cild I, Arap harflerinden Latin</p>
<p>harflerine ve Kürdçe&#8217;den Türkçe&#8217;ye çeviren M. Emin Bozarslan, Uppsala-Sweden 1985.</p>
<p>Köprülü, M. Fuat: Nevruz&#8217;a Aid, Hayat Mecmuası, I. Cilt, Sayı: 18 (Mart 1927), s. 342-343.</p>
<p>Kurdİye Bİtlİsİ: Dehak efsanesi, Jin Haftalık Gazete, Sayı I, İstanbul 1918.</p>
<p>LAN-KENAU, H. von: Die Schamanen und das Schamanenwesen, in: Glubus, 1872: 278-283.</p>
<p>Levy, R.: Nawruz, Enzyklopädie des Islam, Band III, Leiden/Leipzig 1936, s. 959.</p>
<p>İslam Ansikolpedisi: 9. Cilt, İstanbul 1988, s. 234.</p>
<p>LOMMEL, Hermann: Die Religion Zarathustra nach dem Avesta dargestellt, Tübingen 1930.</p>
<p>Markwart, Jos.: Das Nauroz, seine Geschichte und seine Bedeutung, Dr. Modi Memorial</p>
<p>Volume, Papers on Indo-Iranian and Other Subjects, written by Several Scholars,</p>
<p>Bombay 1930, s. 710-723.</p>
<p>MEYDAN LAROUSSE, 9. C., İstanbul 1981, s. 311.</p>
<p>NALBANDOĞLU A.: Nevruz ve Nevruziyye, Tarih Hazinesi, Yıl: 1, Sayı: 8, Mart 1951, s. 367-</p>
<p>368, 414.</p>
<p>NOYAN Bedri: Şia&#8217;nın Bayramlarından Nevruz, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, II, Prof. Dr.</p>
<p>Harun Tolasa, Özel sayısı, İzmir 1983, s. 102-109.</p>
<p>Noyan Bedri: Nevruz, Nefes, yıl 1, sayı 5, Mart 1994, s. 20.-</p>
<p>OYTAN, M. Tevfik: Bektaşiliğin İçyüzü; Dibi, Köşesi, Yüzü ve Astarı Nedir?,</p>
<p>İstanbul 1970.</p>
<p>RADLOFF, W.: Proben der Volkslitteratur der türkischen Stämme Süd-Sibiriens,</p>
<p>Petersburg 1866, 1868, 1870; Aus Sibirien, Leipzig 1884<br />
RESULZÂDE, M. Emin: Nevruz Bayramı, Azerbeycan, sayı: 12/24 (Mart 1954).</p>
<p>RUBEN, W.: Schamanismus im alten Indien, Leiden 1949.</p>
<p>PİROĞLU, Ali Lütfi: Deliorman&#8217;da Nevruz Kutlamaları ve Hıdırellez, Cem Dergi-</p>
<p>si, sayı 111 (Temmuz 2001), s. 25-28.</p>
<p>Sakaoğlu Necdet: Kırklareli&#8217;nde Gelenek Bolluğu, Kakava Bayramı, Tarih ve Toplum, cilt 23, sayı 137, Mayıs 1995, s. 34.</p>
<p>TURAN Ahmet: Türk Boylarında „Nevruz&#8221; Geleneği, Yeni Forum, cilt: 11, sayı: 251 (Nisan),</p>
<p>Ankara 1990, s. 80-81.</p>
<p>ÜlkütaşIr, M. Şakir:Çeşitli Halk Gelenek ve İnançları Üzerine Küçük Araştırmalar, Türk</p>
<p>Folkloru Araştırmaları Yıllığı 1976, Ankara 1977, s. 307.</p>
<p>ÜNLER Ali Nadi: Gaziantep&#8217;te Nevruza Ait İnanmalar, Başpınar, sayı: 13 (1940).</p>
<p>Yetİşen, Rıza: Naldöken Tahtacıları, Nevruz ve Hıdırellez, TFA, yıl 2, cilt 1, sayı 23 (Haziran),</p>
<p>İstanbul 1951, s. 365.</p>
<p>YURTSEVER, M. Vahap: Nevruz (Nevrez), Emel, sayı: 75 (Mart-Nisan 1973).</p>
<p>Yücel, Hasan Ali: Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış, İstanbul 1932.</p>
<p>WESENDONK, O.G. von: Das Wesen der Lehre des Zarathustra, Leipzig 1927.</p>
<p>WOLLF, Fritz: Avesta, Die Heiligen Bücher der Parsen, Straßburg 1910.</p>
<p>Zelyut Rıza: Nevruz Kavramının Boyutları, Nefes, Aylık Siyasi Kültürel Dergi, yıl 2, Sayı 17, Mart 1995, s. 36-40</p>
<p>Mavi boncuk Arsivi</p>
<p>mbarchives.blogspot.com<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
[1] MARKWART, J. 1930: 710,723.</p>
[2] Mevsimlerin başlangıcı ve sonu Kuzey ve Güney yarı kürede farklıdır. Kuzey yarı kürede Güneşin Koç burcuna girdiği 21 Mart, İlkbaharın (Güney yarı kürede sonbaharın); Güneşin Yengeç burcuna girdiği 21 Haziran Yazın (Güney yarı kürede kışın); Güneşin Terazi burcuna girdiği 22 Eylül Sonbaharın (Güney yarı kürede baharın); Güneşin Oğlak burcuna girdiği 21 Aralık Kış mevsiminin (Güney yarı kürede ise yazın) başlangıcıdır. Buna göre Güneş, İlkbaharda Koç, Boğa, İkizler; Yazın Yengeç, Aslan, Başak; Sonbahar&#8217;da Terazi, Akrep Yay; Kışın ise Oğlak, Kova ve Balık burcundadır. Eski çağlarda yalnız İlkbahar, Yaz ve Kış mevsimleri bilinirdi. Kuzey halkları ise yalnız yaz ve kış aylarını bilirlerdi. Sonbahar daha sonraki dönemlerde, coğrafi koşullar dikkate alınarak mevsimler arasına eklendi.</p>
[3] KÖPRÜLÜ, M. F. 1927: 342-343.</p>
[4] Levy R. 1936: 959.; 1988: 234.</p>
[5] MEYDAN LAROUSSE, 9. C. 1981: 311.</p>
[6] Münecim başı: Yıldızlar ilmiyle uğraşan, onlardan yorumlar çıkartan ve takvim düzenleyen saray memurlarının başı hakkında kullanılan bir tabir.</p>
[7] Almak: Almanak, yıllık, salname.</p>
[8] ÜLKÜTAŞIR, M. Ş. 1977: 309 vd.</p>
[9] DAHHÂK&#8217;İN DEMİRCİ GÂVE İLE MACERASI :</p>
<p>İran tarihi ve edebiyatının önemli temsilcilerinden şair Firdevsi (Tus 932-Taberan 1020), Gazneli Sultan Mahmud&#8217;a (960-1030) sunduğu, eski İran mitolojisini ve destani hikâylerini anlatan, mesnevi tarzından yazmış olduğu ve 60 bin beyitten oluşan ünlü eseri (kral kitabı) Şahnâme&#8217;de, Dahhâk (Dehak) ve Gâve (Kawa) efsanesinden şöyle söz-etmektedir:</p>
<p>(Mardas adında Arabistanlı bir kıralın oğlu olan) Dahhâk (Dehak), gece gündüz Feridun&#8217; un adını dilinden düşürmez oldu. Onun korkusundan boyu iki büklüm oldu; yüreği korku ile doldu. Bir gün, fil dişinden yapılmış olan tahtının üzerinde oturup başına firuze tacını giymişti. Padişahlığını kuvvetlendirmek için her memleketin ileri gelenlerini topladı. Ve onlara şöyle dedi:</p>
<p>«Benim, gizli bir düşmanım olduğu, siz akıllılarca bilinmiyen bir şey değildir. Ben, hiç bir zaman düşmanı hor görmem (bir düşman ne kadar âciz ve küçük olursa olsun, onun elinden hiç bir iş gelmez saymamalıdır), zamanın bir kötülük etmesinden korkarım. Bunun için bana, insanlardan, devlerden ve perilerden toplanmış, şimdikinden daha büyük bir ordu lâzım. Bu işte bana yardım etmelisiniz. Çünkü ben tek başıma bu işin altından kalkamam. Şimdi, benim hakkımda bir zabıt tutun. Onda, iyilikte başka bir şey yapmadığımı, doğru sözden başka bir şey söylemediğimi ve adâletten kusur etmediğimi belirtin!» dedi.</p>
<p>O doğru adamlar, korkudan istediğini yapmaya razı oldular.</p>
<p>Ejderlerden korkmayan Dehak hakkında tuttukları bu zabıtta, genç ve ihtiyar, hepsi şahitlik ettiler.</p>
<p>O sırada birdenbire padişahın sarayının önünde adalet istiyen bir adamın gürültüsü işitildi. Adamı padişahın huzuruna getirdiler; o büyük adamların yanına oturttular.</p>
<p>Padişah o an kızgınlıkla: «Sana zulmeden kimdir? Söyle!» dedi.</p>
<p>Adam, coşarak ve elleriyle başına vura, vura: «Padişahım, ben adalet istiyen Gâve&#8217;yim (demirci ustası Kawa&#8217;yım)! İşte koşa koşa sana geldim, senden adalet isterim. Canımın acısiyle senin elinden inlemekteyim! Eğer sen adalet yapmayı âdet edinirsen senin kadrin artar. Sen bana çok zulmettin. Her zaman gönlümü neşterliyorsun! Eğer sen bana zulmetmeyi reva görmüyorsan, oğluma neden el uzatıyorsun? Benim dünyada on sekiz oğlum vardı. Bu on sekizden şimdi ancak bir teki kaldı. Bu bir oğlumu bana bağışla. Her zaman ciğerimin yandığını gözünün önünde tut! Padişahım bana söyle, ben ne kabahat yaptım? Eğer suçsuzsam, bana yulmetmek için bahane arama! Ey taç sahibi! Benim halime bak da, derdime dert katma. Zaman belimi iki büklüm etti. Yüreğim umutsuz, başım dertle doldu. Gençliğim ve oğullarım elimden gitti. Dünyada evlâd gibi, insanı kendine çeken hiç bir bağ yoktur. Nihayet zulmün de bir ortası, bir sonu, bir sınırı ve bir sebebi olur. Söyle, sen ne sebeple benim başıma dünyanın felâketini getiriyorsun? Ben kimseye yararı olmayan bir demirci parçası olduğum halde, padişahın eliyle başıma ateşler yağıyor. Sen bir padişahsın ve ejder yapılısın ama, yine de bana adalet göstermen lâzım! Sen yedi iklimin padişahısın diye, neden bütün zahmetler bizim nasibimiz olsun? Bana ettiğin zulümlerin hesabın beraberce görsek, âleme göstersek, herkes şaşar kalır! Ve böylece, öldürülme sırasının benim oğullarıma nasıl geldiğini, senin yılanlarına yedirilmek üzere için beyinlerinin nasıl çıkarıldığı da yine herkesçe anlaşılmış olur!» dedi.</p>
<p>Dahhâk bu sözleri duyunca büyük bir şaşkınlığa uğradı. Bunun üzerine oğlunu ona bağışladılar ve tatlılıkla gönlünü almaya çalıştılar.</p>
<p>Padişah, ona da kendisi için yapılmış olan tutulgayı imzalamasını emretti.</p>
<p>Kawa, tutulgayı (fermanı) okur okumaz, memleketin orada bulunan ileri gelenlerine döndü. Ve yine coşarak: „Ey devrin köleleri! Yüreğinizden Tanrı korkusu silinmiş. Hepiniz cehennemin yolunu tutmuş, gönlünüzü devrin sözüne bağlamışsınız. Ben ne padişahtan korkarım, ne de bu tutulgayı imzalarım!&#8221; dedikten sonra köpüre köpüre ve kızgınlıktan titriye titriye yerinden fırladı, tutulgayı yırtıp ayaklarının altında çiğnedi.</p>
<p>Değerli oğlu önünde olduğu halde bağıra bağıra , söylene söylene saraydan dışarıya çıktı. Memleketin o büyük adamları padişahı övdükten sonra, ona: „Ey, yeryüzünün ünlü padişahı! Savaş gününde felek bile senin başına soğuk bir rüzgâr estiremezken, nasıl oluyor da, doğru dürüst konuşmayı bilmeyen bu Gâve senin huzurunda bu kadar ileri gidebiliyor? Yüreği ve başı kinle dolu. Buradan öyle bir gidiş gitti ki, Feridun&#8217;la sözleşmiş olduğu sanılabilir! Dünyada biz bu kadar çirkin bir iş görmüş değiliz! Şimdi gördük ve şaşırdık kaldık&#8221; dediler.</p>
<p>Ünlü Padişah onlara şöyle söyledi: Şimdi benim söyliyeceğime de şaşacaksınız. Gâve saraya girip de kulaklarıma onun sesi gelince. Onunla aramızda sanki demirden yapılmış iki dağ peyda oldu. İki elini başına vurunca, şaşkınlıktan sanki yüreğim param parça oldu. Bilmem ki bundan sonra daha neler olacak? Âlemin sırrını kim kavrayabilir ki?&#8221; dedi.</p>
<p>Gâve saraydan çıkınca halk, çarşının ortasında etrafını sarıverdi. Gâve kendisinden geçmiş olarak herkesi adâlet istemeğe çağırdı. Demircilerin demir döverlerken önlerine örttükleri deri önlüğü bir mızrağın ucuna geçirdi. Bunun üzerine çarşı halkı birbirine girdi, bir toz dumandır yükseldi. Kawa, mızrak elinde hem yürüyor, hem de coşkunlukla halka seslenerek: „ Ey Tanrı&#8217;ya tapan ünlü kişiler ! Feridun&#8217;un tarafını tutan, Dehak&#8217;ın boyunduruğundan kurtulur, birer birer Feridun&#8217;un yanına gidelim ve onun büyüklüğü sayesinde yaşıyalım. (&#8230;)&#8221;</p>
<p>Sonuçta, derafse-e kâviani (meşin önlüğü) bayrak olarak kullanan Kawa, Dehak&#8217;ın zulmünden kaçıp dağlara sığınan gençleri etrafına toplayıp Feridun&#8217;la birlikte Dehhâk&#8217;a karşı başkaldırır.</p>
<p>Dehak&#8217;ın korkulu rüyası olan ve onun tarafından tahtından indirilen Feridun, kimi kaynaklara göre İran kıralı Cemşid&#8217;in, kimi kaynaklara göre ise, Athwia adında bir kıralın oğludur. Feridun&#8217;un babası Dehak&#8217;ın adamları tarafından vurulup beyni Dehak&#8217;ın yılanlarına yedirilince, annesi Faranak, çocukları Feridun, Kayanus ve Purmayah&#8217;ı alıp bir dağa sığınır. Burada bir çobanın kulubesine yerleşir. Feridun&#8217;u bu çobana teslim edip diğer çocuklarıyla birlikta başka bir yere gider. Çoban, Feridun&#8217;u, Purmayah adlı kutsal sütüyle besler. Günün birinden Dehak&#8217;ın adamları tarafından, Feridun&#8217;un yerini söylemediği için çoban ve kutsal inek öldürülünce, annesi Feridun&#8217;u alıp komşu bir ülkede bilge bir dervişe teslim eder. Bu bilge tarafından yetiştirilen Feridun onaltı yaşına gelince annesinin yanına gelir, olup bitenleri annesinden öğrendekten sonra, zalim Dehak&#8217;ın ortadan kaldırılması için and içer.</p>
<p>Feridun, Kayanus, Purmayah adlarındaki ağabeylerini ve demirci ustası Kawa&#8217;yı yanına alıp savaş hazırlıklarını başlatır. Bu arada Feridun, ağabeyleri tarafından bir oyuna düşürülüp aşırı kıskançlık ve kin yüzünden öldürülmek istenirse de başarılı olamazlar.</p>
<p>Feridun, demirci ustası Kawa ve adamları Dehak&#8217;ın sarayını basarlar, Feridun, kimi kaynaklara göre ise Kawa, özel yaptırdığı öküz başına benziyen gürzü (gorze-ye gâv sirle) Dehak&#8217;ın başına vurup öldürmek isterken, kendisine gaibten bir ses gelir: „Onu şimdilik öldürme, daha zamanı gelmedi.&#8221; Tanrı buyruğu gereğince, Feridun ve Kawa, Dehak&#8217;ı Demavend dağına götürüp kimsenin çöze-meyeceği şekilde „bande-e çarme şir&#8221; denilen aslan derisinden yapılmış sicimlerle „mismar&#8221; adı verilen iri demir çivilere bağlayıp bir mağaraya kapatıp ölüme terkettirirler. Böylece kötülüğün simgesi olan Dehak ortadan kaldırılıp iyiliği temsil eden Feridun iktidara getirilir ve ülkede sevgi, huzur, barış, dostluk, eşitlik ve kardeşlik egemen olur.</p>
[10] KURDİYE BİTLİSİ: 1918 : 7-11.</p>
[11]  Jin, Kovara Kurdi-Tirki, 1985: 43-45 (135).</p>
[12] GORDLEVSKI, V. 1927: 5-13); İNAN, A. 1952: 62-63.</p>
[13] YÜCEL, H. A. 1932: 91.</p>
[14] DEDE, A. 1982: 93-108.</p>
[15] OYTAN, M.T. 1970: 411.</p>
[16] GÖLPINARLI, A. 1977: 255- 256.</p>
[17] OSTERN: (Eski Almanca östarun&#8217;dan) Bahar bayramı, eski halk inançlarında Bahar Tanrıçası&#8217;nın adı. Hıristiyanlık&#8217;ta Hz. İsa&#8217;nın ölümü ve göğe yükselişi, yeniden dirilişi anısına yapılan bayram. Hıristiyanlar, Nisan ay&#8217;ı ortalarında, Hz. İsa&#8217;nın havarileriyle birlikte yediği son akşam yemeği (Hz. İsa&#8217;nın tenini simgeleyen ekmek ve kanını simgeleyen şarabın takdis edildiği, kudas) günü anlamına gelen Gründonnerstag (Yeşil Perşembe), çarmığa gerildiği ve bu nedenlede yas günü olan Karfreitag (Kara Cuma) ve Karsamstag (Kara Cumartesi) gününde başlayarak ve çeşitli ayinler yaparak Ostersonntag (Pazar günü) Hz. İsa&#8217;nın diriliş günü olan Paskalya (Pâk yortusu) kutlanır. Yahudiler&#8217;de ise, büyük dinî bayram olan Paskalya yortusu (İbranice pesah&#8217;tan geçiş, çıkış ) İbrani halkının Mısır&#8217;dan çıkış günü olarak kutlanır. Birinci gök ay&#8217;ının 14. günü olan 14/15 Nisan&#8217;da (baharın ilk dolunayında) başlayan Paskalya bayramı İsrail&#8217;de 7, Avrupa&#8217;da 8 gün sürmektedir. Baharın gelişiyle birikte doğanın canlanması, yeniden hayat bulması, ilk ürünlerin verimli ve bereketli olması, o yılın acılar-dan, sıkıntılardan, hastalıklardan, kötülüklerden, kada ve belalardan uzak, sağlık, huzur, birlik, dirlik, bereket ve bolluk içerisinde geçmesi dileğiyle Paskalya bayramında da Nevruz törenlerinde olduğu gibi eski halk inançlarına dayalı yumurta boyanması, ateş yakılması, börek, çörek pişirilmesi, ilk ürünlerin adak olarak sunulması gibi çeşitli uygulamalar ve ritueller yerine getirilmektedir.</p>
[18] SAKAOĞLU, N. 1995: 35.</p>
[19] PİROĞLU, A. L. 2001: 25-28.</p>
[20] ERÖZ, M. 1977: 361.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/farkli-inanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Hz. ALİ´NİN DOĞUM GÜNÜ VE SULTAN NEVRÛZ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 12 Dec 2007 18:48:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNEMLİ GÜNLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/</guid>
				<description><![CDATA[Hz. ALİ´NİN DOĞUM GÜNÜ VE SULTAN NEVRÛZ Mustafa Düzgün Akademi Başkanı 1. Nevrûz ve Yılbaşı: Nev-rûz Farsça bir sözcük olup, yeni-gün anlamına gelir. Ne ki sözcük başlangıçtaki bu anlamıyla kalmamış, zamanla ve işlevlerine uygun olarak yeni-yıl. yeni-yıl&#8217;ın ilk günü, baharın gelişi ve doğanın canlanışı gibi anlamlar kazanmıştır. Arapça eserlerin çoğunda nayrûz diye de geçer. Türkiye&#8217;de ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. ALİ´NİN DOĞUM GÜNÜ VE SULTAN NEVRÛZ</p>
<p>Mustafa Düzgün<br />
Akademi Başkanı</p>
<p>1. Nevrûz ve Yılbaşı:<br />
Nev-rûz Farsça bir sözcük olup, yeni-gün anlamına gelir. Ne ki sözcük başlangıçtaki bu anlamıyla kalmamış, zamanla ve işlevlerine uygun olarak yeni-yıl. yeni-yıl&#8217;ın ilk günü, baharın gelişi ve doğanın canlanışı gibi anlamlar kazanmıştır. Arapça eserlerin çoğunda nayrûz diye de geçer. Türkiye&#8217;de &#8220;Mart Dokuzu&#8221;, Türki diye adlandırılan devletlerin bir kısmında &#8220;Ergenekon&#8217;dan Çıkış Bayramı&#8221; şeklinde nitelendirildiği de biliniyor. Bu ve benzeri değişik nitelemelerin, Nevrûz&#8217;un geleneksel anlamı bakımından pek bir değişikliğe yolaçmadığını da belirtmekte yarar var.</p>
<p>Eski İran hükümdarlarından Keyûmers&#8217;in, günlere, aylara ve yıllara çeşitli adlar vererek, bir takvim yapmak istediği söylenir. O gün gelince, Keyûmers, Koç takım yıldızının, ertesi gün gireceği dakikayı bekler. Bununla birlikte Zerdüştiler&#8217;in önde gelen bilginlerini de durumu izleyip, o günden başlayan bir takvim yapmak üzere davet eder. Durumu izleyen bilginler, yılı, bu günden başlayarak hesapladılar ve ayrıca bu günün de bayram olarak ilan edilmesini sağladılar. Ayrıca yaptıkları iş hakkında halka bilgi vermeyi de ihmal etmediler. Onlara göre, Hak Teala (Yezdan) ışık saçan Güneş&#8217;i kendi nurundan yarattı. Güneş&#8217;in yardımı ile de yeryüzünü ve gökyüzünü halketti. Sonra on iki melek yaratıp, onlardan dördünü gökyüzüne gönderdi. Orayı İblis&#8217;ten korusunlar diye. Dördünü de Kaf  Dağı&#8217;na gönderdi, Deccal&#8217;a buradan yol vermesinler diye. Diğer dört meleği ise, insanları Şeytan&#8217;dan ve cinlerden korusunlar diye yeryüzünde ve gökyüzünde ikisinide birden görevlendirdi. Bunun ardından Yezdan, Güneş&#8217;e harekete geçip ışınlarını Koç&#8217;un başını aşarak karanlıktan aydınlığa çıkmasını buyurdu. Böylece gece gündüze eşit hale geldi ve Güneş&#8217;ten yararlanılarak tüm yeryüzünde tarım yapıldı. Cemşid&#8217;in hükümdarlığı döneminde maden ocakları işletilmeye başlanarak, altın, gümüş, bakır, kalay, kurşun elde edildi. Cem&#8217;in başındaki tac, oturduğu taht, gerdanlığı ve bilezikleri işte bu maddelerden yapıldı. Ayrıca o, kendisi için misk, amber, kâfur, safran, sarısabır ve yüzük yaptırdı. Gündüzün gece ile eşitleştiği o gün, yani Miladi takvime göre Mart ayının 21. günü, İran&#8217;da hala kullanılmakta olan Şemsi (Güneş) takviminin birinci günü olarak kabul edildi. Daha da eski devirlerde bunun, büyük olasılıkla halk arasında, güneşin bahara geçişi olarak nitelendirildiği düşünülebilir. Söylencenin içeriğini oluşturan nedenler yüzünden, o gün Yılbaşı ve Nevrûz Bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Şunu da belirtelim ki, baharın ve yeniyılın ilk günü olan Nevrûz, Müslümanlar&#8217;ın Kameri yılında ne yeraldı ne belirtildi.</p>
<p>Müslümanlığın kabulünden sonra ise, Hicri ve Şemsi takvimlere göre Nevrûz, farklı tarihlere geldiği halde, her iki tarih de korunarak kutlandı. Asıl İran&#8217;da ayrı, Irak ve Cibal&#8217;de ayrı tarihler geçerliydi. Kimi yerlerde hasat ve haraç mevsimi olmasına karşın, halk yine de şenlikler ve eğlenceler düzenlemeyi ihmal etmemiştir. Örneğin Nevrûz, Hicret&#8217;in birinci yılında 18 Haziran&#8217;a, yani hasat mevsimine rastlamıştır. Halifeler, haraç ve vergi toplamayı kolaylaştırmak için Nevrûz&#8217;un tarihi üzerinde sık sık oynamışlar, ancak onun yayılıp, her tarafta kutlanmasına ise engel olamamışlar.</p>
<p>Nevrûz&#8217;un Hz. Ali&#8217;nin doğum günü ile çakışması veya aynı günle birleştirilmesi ise, onun özellikle İran halkları ve mevali diye adlandırılan Arap olmayan halklar arasında tutunup genişlemesine neden olmuştur. Ayrıca Mısır dahil bir çok başka yerlerde de bayram ve yılbaşı olarak kabul edilip kutlanmaya başlanmıştır.</p>
<p>2. Nevrûz&#8217;un Dayandığı Söylenceler:</p>
<p>Nevrûz&#8217;a ilişkin söylencelerde yer yer büyük farklılıklarla karşılaşılır. Eldeki kaynakların verdikleri bilgilere  göre Nevrûz, İran kökenli bir bayram  olup oradan diğer ülkelere yayılmış, zamanla herkesin kendi söylencelerini de katarak kutladıkları bir yerel bayram haline gelmiştir. Ancak, gittiği her ülkede, yeni bir takım tema ve motifler alarak, anlam bakımından daha da zenginleşmiş, her halka özgü nitelikler de kazanmıştır.  Nevrûz İran&#8217;dan Orta Asya&#8217;daki Türki halklara, İslamiyet&#8217;in kabulü ile Araplar&#8217;a, geçmişte Diyar-ı Rum diye adlandırılan Küçük Asya veya bugünkü Türkiye topraklarına ve buradan da Balkanlar&#8217;a yayılmıştır.</p>
<p>Nevrûz&#8217;un dayandığı mitolojik temel ve söylenceler, her halkın kendine özgü yorumunu katması ve onu kendi tarihine uyarlama gereksinimini duyması sonucu, önemli değişiklikler göstermektedir. Bununla birlikte, söz konusu söylencelerin bir kısmında göze çarpan ortak tema, doğanın baharla birlikte canlanması, kendisini yenileyip sürekliliğini korumasıdır. Diğer bir kısmında ise, ciddi bir engelin, ağır bir baskının aşılarak kurtuluşa yönelme temi ağır basar.</p>
<p>İrani halkların önemli bir bölümünde, söz konusu efsane, genellikle hükümdar Cem&#8217;le bağlantılı bir biçimde sunulur. Cem&#8217;in diğer adının Sultan Süleyman olduğu, Cem-şid (Işıklı-Cem) diye adlandırıldığı da ileri sürülür. Söylenceye göre hükümdar Cem, İran&#8217;da dolaşırken Azerbaycan&#8217;a gelir. Orası hoşuna gider ve emrindekilere, tahtını burada kurmalarını buyurur. En güzel giysilerini giyer, mücevherlerini takınır, kristal kadehini kırmızı şarapla doldurup eline alarak, geçer tahtına oturur. O anda onun elindeki kadehe ve üstündeki mücevherlere çarpan güneş ışınları, kırılarak öyle bir renk harmonisi, öyle bir nur oluşturur ki, bunu görenler hayretler içinde kalırlar. Bu, Güneş&#8217;in, Tanrı Ahuramazda&#8217;nın, Cem&#8217;i nurlandırarak kutsadığı biçiminde yorumlanır. Denilir ki, o tarihten beri bu gün, yılın ilk günü ve kutsal bir gün olarak kabul edilmiştir. Şarabın veya genel olarak içkinin, dem/bâde olarak nitelenip, makbul sayılmasının da buradan kaldığı söylenir.</p>
<p>Cem efsanesi genel kabul görmekle birlikte çeşitli halkların, daha değişik söylenceler üreterek Nevrûz&#8217;la bütünleşmeye yönelmeleri, işin mitolojik ve mistik boyutlarını daha da derinleştirir. Kürtler&#8217;e göre işin kökeninde kurtuluş&#8217;u ve özgürlüğü simgeleyen bir eylem, baskıya karşı bir başkaldırı yatar. Nevrûz, zalim bir hükümdardan kurtulmanın sevincini yansıtan saygın bir gün olarak anılır, özgürlük bayramı olarak kutlanır. Dahak ya da Zahak adlı hükümdarın, omuzlarında iki yılan peyda olur. Hekimlerini çağırıp çare bulmalarını ister. Onlar da her gün genç bir erkek ve genç bir kızın beyni yılanlara yedirilmezse, yılanların hükümdara zarar vereceklerini öğütlerler. Zahak, Demirci Kava&#8217;ya, hekimlerin istediği beyni, her gün hazırlayıp getirmesini buyurur. Kısaca her gün genç insan beyniyle beslenen yılanlar keyfederken, neredeyse memlekette genç kalmaz katledilir. Bu kötü gidişe çare arayan Demirci Kava, nihayet Zahak&#8217;ı öldürmeye karar verir. Bir gün elindeki balyozu havaya kaldırıp vargücüyle yılanlı hükümdarın başına indirir. Dahak yılanlarıyla birlikte ölür. İşte bugün, zalimin zulmünden kurtulmanın sevinci ile kutlanan bir bayram haline gelmiştir.</p>
<p>Orta Asya ülkelerinde de Nevrûz Bayramı&#8217;nın eskiden beri kutlana geldiğini öğreniyoruz. Bunun, Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasından sonra, şimdilerde daha da canlanıp yaygınlaştığı anlaşılıyor. Türki devletler topluluğunda kaynak olarak gösterilen söylence, Türkler&#8217;in ciddi bir engeli aşıp kurtulmaları esasına dayanır. Bir Türk boyu tam 400 yıl bir vadiye sıkışıp kaldıktan sonra, bir gün bir Bozkurt&#8217;un önlerine düşüp yol göstererek, onları buradan kurtardığı anlatılır. İşte bu günün Türkler&#8217;in kurtuluşu anlamında algılanarak &#8220;Ergenekon&#8217;dan Çıkış Bayramı&#8221; olarak kabul edilip her yıl kutlana gelir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de, diğer ülkelerde yaşamakta olan Şii ve Alevi topluluklar da, Sultan Nevrûz&#8217;u en büyük bayramları olarak kabul ederler. Öyle ki, bahar ya da yeni yılda, doğada ve yaşamda karşılaşılan canlanma ve değişimin gizi ve güzelliği ile Hz. Ali&#8217;nin manevi kudreti arasında doğrudan bir bağ kurularak, 21 Mart&#8217;a son derece büyük bir anlam ve önem atfedilmiştir.<br />
Alışılageldiği gibi, kutsal sayılan günleri daha da yüceltmek için, insanlık tarihinde belirleyici öneme sahip ve fakat ne zaman meydana geldikleri kesin olarak bilinmeyen bir çok olayın da, o gün ortaya çıktığını ileri sürmek gelenek haline gelmiştir.</p>
<p>Osmanlı döneminde herhangi bir Nevrûz yasağı ile karşılaşılmıyor. Osmanlı sarayında da Nevrûz özel bir gün olarak kabul edilip kutlanmış. Her yıl 21-22 Mart&#8217;ta, Nevrûziyye adı altında özel macunlar, kuvvet macunları hazırlanıp kristal kâseler içinde Padişah&#8217;a ve devlet ileri gelenlerine ikram edilmiş. Sarayda özelliği olan sofralar kurulmuş, farklı yiyecekler sofralara konulmuştur. Sultan Abdülhamid&#8217;in kızı Şadiye Osmanoğlu&#8217;nun anılarından öğrendiğimize göre, İranlıların Heft Sin sofrasına özenilerek, fakat değişik yiyeceklerden oluşan bir sofranın hazırlanması sarayın âdetlerinden biri haline gelmiştir. Yine Yedi-S gelenek olarak benimsenmiş, ama yiyecekler farklı olmuştur. Susam, süt, simit, su, salep, safran, sarımsak gibi yiyecekler Osmanlı  saray sofrasını süslemiş. Görüldüğü gibi bunlar, İslami dönemin Nevrûz sofrasında yeralan geleneksel nimet ve nesnelerden oldukça farklı şeylerden ibarettir. Sarımsak dışındakiler, s harfiyle başlıyor olmaktan öte herhangi bir benzerliğe sahip değiller. Böyle de olsa Nevrûz&#8217;un Osmanlı sarayına da girdiğini görüyoruz. Saray çevresindeki şairler de, çeşitli ihsanlar koparmak amacıyla Nevrûziyye diye adlandırılan şiirler yazıp padişahların beğenisine sunmuşlar. Müneccimbaşı da her yıl 21 Mart&#8217;ta, yeni takvimi padişaha sunarken, yine Nevrûziyye adı altında padişahtan bir ihsan alırdı.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti dönemindeyse Nevrûz&#8217;un yasaklandığına, unutturulup ortadan kaldırılmak istendiğine tanık oluyoruz. Hele özellikle 1970&#8217;li yıllardan itibaren Kürtler&#8217;in Nevrûz&#8217;u, özgürlük ve kurtuluş bayramı haline getirme çabaları arttıkça, yöneticiler tutumlarını daha da sertleştirip, ağır baskı uyguladılar. Sözkonusu yasaklama, Aleviler&#8217;in de uzun süre Sultan Nevrûz&#8217;u ve Hz. Ali&#8217;nin Doğum Günü&#8217;nü anmaları önünde büyük bir engel oluşturmuş, bunun sonucu Nevrûz geleneği zamanla zayıflamaya yüztutmuş, mezar ziyaretleri gibi cılız bir takım uygulamalarla yetinilmek zorunda kalınmıştır.</p>
<p>Bir yandan Türkiye&#8217;deki iç gelişmelerin etkisi, öteyandan Türkiye&#8217;nin Türki Devletler&#8217;le iyi ilişkiler içine girme gereğini duyması gibi nedenler Türkiye&#8217;deki yasağın delinmesine yolaçtı. Hatta daha da ileri giderek, yasakçı politika terkedilip, Nevrûz&#8217;a topyekün sahip çıkılmaya başlandı. Bu kez de onun İrani karakteri gözden kaçırılıp, Türk kökenli bir gelenek olduğu savına ağırlık verilmeye başlandı. Onun kökeni, anlamı ve kutlanma biçimlerine ilişkin görüş ve tartışmaları konu alan çeşitli resmi sempozyum ve toplantıların düzenlenmesine hız verildi.</p>
<p>Yasaklama ve anlamından uzaklaştırma çabalarına Sovyetler Birliği döneminde de rastlanır. Belirtildiğine göre, Nevrûz&#8217;un &#8220;İslami&#8221; bir özellik kazanmış olmasından korkulur ve Müslüman halkları asimile etmek amacıyla anlamından koparılmaya çalışılır, hatta yasaklanır. Nihayet Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılması, kendilerine bağlı devletlerin kopup bağımsızlıklarını elde etmeleri sonucu, herbirinin tekrar kendi tarihsel, ulusal ve kültürel değerlerine dönmesiyle Nevrûz da yeniden önplana çıkıp kutlanmaya başladı.</p>
<p>3. İmam Ali ve Nevrûz:</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin 598&#8217;in 21 Mart&#8217;ında Nevrûz günü doğmuş olması ya da doğumunun bu güne rastlamış olması, son derece büyük bir anlam taşır. Hz. Ali gibi sayısız üstün meziyetlere sahip olan bir önderin, Nevrûz gibi her bakımdan oldukça anlamlı bir günde doğmuş olması, hem Nevrûz&#8217;un değerini yücelterek onun daha geniş bir kesimce benimsenmesini sağlamış, hem onun kişiliğinin anlamını ve gizini daha da derinleştirmiştir.</p>
<p>Ali ve evlatlarının, Emeviler&#8217;in, zamanın Arap töre ve geleneklerini İslam&#8217;a egemen kılma gayretlerine, müslümanları Arap ve Mevali biçiminde bölme  çabalarına, çeşitli haksız uygulamalarına cesurca karşı çıkmaları, Arap olmayan halklar arasında saygınlığının artmasına neden oldu. İran, Uzak-Doğu, Mezopotamya, Küçük-Asya vb. memleketlerin Arap-olmayan halkları tarafından sempatiyle karşılandı. Nitekim Ehl-i Beyt, Araplar içinde barınma olanağı bulamadığı için, kurtuluşu ancak adı geçen halklar arasında buldu. Bunlar ağırlıkla Ali ve Ehl-i Beyt&#8217;in temsil ettiği tarafı benimseyip Şia-i Ali saflarına katıldılar.</p>
<p>Bu olgu Aleviliğe, Ali taraftarlığı&#8217;na duyulan ilginin genişlemesiyle kalmadı; onun içerikçe renklenip güçlenmesine de yol açtı. Sadece Kuran&#8217;a ve onun buyruklarına dayanarak, toplumsal yaşamı tüm yönleriyle ayakta tutup yönlendirmek güçtü. Toplumun sahib olduğu eski töre ve geleneklerden de yararlanılmalıydı. Emeviler, sözkonusu alandaki ihtiyacı, Arap töresini egemen kılarak gidermeyi yeğlemişti. Bununsa diğer halklarca, özellikle de Arap-soylu olmayan ve de Mevali diye adlandırılıp horlananlarca kabul edilmesi pek mümkün değildi. Ali ve Ehlibeyt&#8217;in, biçime takılıp kalmak yerine, işin özüne, hakikate ve insani olana değer vermeleri, Mevali halkları her bakımdan rahatlatıyordu. İyi ve güzel olan, akla ve mantığa uyan, insanın yararına olan her ne varsa, tümüne kapılar açık tutuldu. Mevali halkların Şia-i Ali saflarına gelişleriyle, eski inanç ve kültürlerin insancıl gelenek ve görenekleri, düşünsel ve felsefi yaklaşımları bir kısmıda beraberlerinde geldi. Böylece Şia-i Ali hattı, değişik inanç ve kültür sistemleri arasında gerçekleşen büyük bir kaynaşmaya sahne oldu. Yeni ve ileri bir anlayışın, hoşgörünün, barış, sevgi ve dostluğun yolu daha da genişleyip güzelleşti. Geniş bir alanda, değişik inanç ve kültür sistemlerinin etkileşimi temelinde, eşine rastlanması güç, büyük ve yeni bir sentez  gerçekleşti.  İş bu kadarla da kalmadı, Alevilik de Aleviler de başlangıçta ve İslam dini kapsamında ortaya çıkan durumdan çok daha ileri,  karmaşık ve farklı bir anlayış düzeyine ulaştılar. Ali adıyla başlayan bu inanç ve kültür sistemi, olduğu yerde kalmadığı gibi, onu tarihin akışına uyarlayarak, gelişip ilerlemenin yolunu açtı. İnanç sistemi ile sosyal ve siyasal mücadelesini birleştirerek, değişime ve gelişmeye açık bir yapılanmayı gerçekleştirdi. Engin hoşgörü ve evrensel değerler, işte bu zemin üzerinde ve belirtilen tarihsel koşullar ortamında oluştu denilebilir. Nevrûz ve onun gibi daha pek çok değer, Alevilik&#8217;te yer buldu, onu renklendirip zenginleştirdiler.</p>
<p>4. Nevrûz Edebiyatımızda İmam Ali:</p>
<p>Alevi şair ve ozanları, Nevrûz&#8217;u konu edinen çokça şiir ve deyiş yazıp söylemişler. Nevrûziyye diye adlandırılan bu şiir türüne, Bâki, Nef&#8217;î , Nedîm gibi Divan şairlerinde de rastlıyoruz. Anlaşılma güçlüklerinden ötürü Divan şiirindeki sözkonusu örneklere burada yerverme gereğini duymuyoruz. Pir Sultan Abdal gibi Alevi şairleri, Nevrûziyye&#8217;lerinde, Nevrûz&#8217;un anlam ve önemini, İmam Ali&#8217;nin bugünle bütünleşen doğumu olayını, kişiliğini işliyor; bugünün büyük bayram olduğunu vurguluyorlar. 16. yüzyıl  Dede ve şairlerimizden olan Pir Sultan Abdal&#8217;ın aşağıdaki bu deyişinin, kendi türünün en güzel örneklerinden olduğu kanısındayız:</p>
<p>Sultan Nevrûz günü cemdir erenler,<br />
Gönüller şad oldu ehl-i imanın,<br />
Cemâl yâri görüp doğru bilenler,<br />
Himeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Cümle eşya bugün destur aldılar,<br />
Aşk ile didâra karşı yandılar,<br />
Erenler ceminde bâde sundular,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Erenler dergâhı rûşen bu günde,<br />
Doldurmuş bâdeyi, sunar elinde,<br />
Susuz olan kanar kendi gönlünde,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Sultan Nevrûz günü canlar uyanır,<br />
Hal ehli olanlar nura boyanır,<br />
Muhib olan bugün ceme dolanır,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Pîr himmet eyledi bugün kuluna,<br />
Cümle muhib bugün cemde buluna,<br />
Cümle eşya konar kudret balına,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Aşık olan canlar bugün gelürler,,<br />
Sultan Nevrûz günü birlik olurlar<br />
Hallâk-ı cihandan ziya olurlar,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Pîr Sultan&#8217;ın eydür, erenler cemde,<br />
Akar çeşmim yaşı her dem bu demde,<br />
Muhabbet ateşi yanar sinemde,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Pir Sultan Abdal, &#8220;Sultan Nevrûz günü cemdir erenler&#8221; deyip herkesi &#8220;ceme dolanma&#8221;ya çağırıyor. &#8220;Aşık olan canlar&#8221;ın Sultan Nevrûz günü biraraya geldiklerini, &#8220;birlik&#8221; olduklarını söyler. &#8220;Cümle eşya bugün destur aldılar&#8221; dizesi ile de, Nevrûz gecesinde, sabaha doğru &#8220;cümle eşya&#8221;nın secdeye kapanıp &#8220;destur&#8221; yani izin alıp, varlıklarını yeni süreçte veya girilen yeni yılda da devam ettirmek istediklerine işaret eder.</p>
<p>Yine Hüsnü Baba, Nevrûziyye&#8217;lerinden birinde bu konuyu anımsatır ve Kuran&#8217;ın Nevrûz günü vahyedildiği inancını yineler:</p>
<p>Geldi dünyaya bu dem lütf-u adâletle Ali<br />
Nûra gark oldu heman arz-ü semavât-ü celi<br />
Cümlece ins ile cinn yüz sürüp dedi belî<br />
Ehl-i islama bugün vahy ile Kur&#8217;an geldi</p>
<p>Bu dörtlükte yeralan Cümlece ins ile cinn yüz sürüp dedi belî dizesi ise Nevrûz&#8217;da veya Mart Dokuzu&#8217;nda, &#8220;ins ile cinn&#8221; cümle mahlukatın, bütün varlıkların secdeye gelerek &#8220;yüz sürüp&#8221; ikrar verdiklerini, yani &#8220;beli&#8221; dediklerini belirtir. Özellikle Türkiye&#8217;de yaşayan Aleviler arasında yaygın olan bir inanca göre, bu gece yarısından sonra, ağaçlar ve diğer varlıklar secdeye gelirken, bir çok değişiklikler olur, hatta derelerde su yerine süt aktığına inanılır. Kim o sırada suya girip yıkanır ve o secde anını gözetlerse, tüm günahlarından arınır, Hak nezdinde makul olup büyük sevap kazanır. Bu yüzdendir ki, ağırlıkla Dersim, Erzincan, Sivas gibi yörelerde, kimi yaşlılar, söz konusu gece, suların soğukluğuna aldırış etmeden derelere koşup yıkanmak için çaba gösterirler.<br />
Hüseyin Hüsnü Erdikut Baba, Hz. Ali ve Nevrûz bağlantısını şöyle dile getiriyor:<br />
Nübüvet izharı bugünde oldu,<br />
Cenâb-ı Ali de bugünde doğdu,<br />
Kâinât bugünde nûr ile doldu,<br />
Bugün Nevruz oldu eyyam bizimdir<br />
Sevinelim canlar bayram bizimdir.</p>
<p>Görüldüğü gibi Hüsnü Baba &#8220;Nübüvet izharı bugünde oldu&#8221; diyerek nur-u nübüvet&#8217;in, yani nebiliğe yolaçan o erişin de bugün de gerçekleştiğini, İmam Ali&#8217;nin Nevrûz gününde dünyaya gelmesiyle evrenin nûrla dolduğunu dile getirmektedir.</p>
<p>Y. Fahir Ataer Baba da &#8220;Bugün her günden üstündür&#8221; dedikten sonra, &#8220;Hemen Sâki kadeh döndür&#8221; dizesinde, bu bayramda bâde içildiğini de belirtir:</p>
<p>Ali&#8217;nin doğduğu gündür<br />
Bu gün her günden üstündür<br />
Hemen Sâki kadeh döndür<br />
Bu gün Nevrûz-u Sultandır</p>
<p>Şükrü Metin Baba ise Nevrûziyye&#8217;lerinden birinde aynı temayı yineler:</p>
<p>Sâki-i kevserdir ol Şâh-ı Merdân<br />
Sundular kevseri ol demde heman<br />
Süreriz demleri yıkılsa cihan<br />
Şâh olur kalbimiz Sultân-ı Nevrûz.</p>
<p>14.-15. yüzyıl Alevi-Bektaşi şairlerinden Kaygusuz Abdal da, Hz. Ali&#8217;nin doğumunu söz konusu etmeden doğrudan Nevrûz&#8217;u işler:</p>
<p>Erişti bâd-ı nevrûz gülistane<br />
Gülistan vakti yetti kim uyane</p>
<p>Temamen yeryüzü cünbişe geldi<br />
Behişte benzedi devr-i zamâne</p>
<p>Gülistan goncesin açtı donandı<br />
Divane oldu bülbüller divane</p>
<p>Yine simurga haber verdi hüdhüd<br />
Otağın başına konmuş sahane</p>
<p>Güvercin çifti ile ötegeldi<br />
Dudak dudağa verdi canı cane</p>
<p>Kışın hâmûş olan kuşlar aceb kim<br />
Fırak ü derd ile geldi lisane</p>
<p>Yine bülbül gülistan arzu kıldı<br />
Tutiye şekker ü baykuş virane</p>
<p>Zihi fazl-ı bahar ü revnak-ı gül<br />
Zihi zevk ü safâ nâm ü nişane</p>
<p>Bezendi dağ ü sahrâ nûr-i rahmet<br />
Nihâni nesneler geldi iyâne</p>
<p>Hazaran ravnaka geldi çemenler<br />
Ki serzeniş kılar hûr-i cihâne</p>
<p>Eğer bildinse hoş Kaygusuz Abdal<br />
Yüzün hâk eylegil pir ü cüvâne</p>
<p>(bâd-ı nevruz: nevrûz rüzgârı; gülistan: güllük, gül bahçesi; cünbiş: hareket, canlanma; behişt: Cennet; simurg: tasavvufu sembolize eden, onun sembolü olduğuna inanılan mitolojik bir kuş, anka kuşu; hâmûş: susan, sessizleşen; tutiye şekker: güzelce ötüşen sevgili papağanlar; &#8220;Zihi fazl-ı bahar ü revnak-ı gül&#8221;: Baharın erdemi ne kadar hoş ve gül ne kadar güzel, &#8220;Zihi zevk ü safâ nâm ü nişane&#8221;: ne güzel zevk ve keyf, adlar ve işaretler; nihâne: gizli, saklı; hâk: toprak.)</p>
<p>Nevrûz&#8217;un İran kökenli olması, onun mitolojik yanı ile Hz. Ali&#8217;nin kişiliğinin içiçe geçmesinde etkili olmuştur. Bu olgu bir yandan Hz. Ali&#8217;nin, üstün sıfatlarla bezenip insan-ı kâmil&#8217;in biricik proto-tipi, temel örneği haline getirilmesi, hatta ilahlaştırılması üzerinde etkili olurken; diğer yandan söz konusu geleneğin, onun şahsında daha çekici bir hale gelmesine, geniş taraftar bulmasına neden olmuştur. Dahası, Hz. Ali&#8217;nin 21 Mart&#8217;ta doğmuş olması, Nevrûz gibi eski bir geleneğin, özellikle de Hz. Ali taraftarlığı çizgisinde de olsa, varlığını ve etkinliğini İslami dönemde de sürdürmesini kolaylaştıran önemli bir etken olmuştur.</p>
<p>5. Heft Şin (Yedi-Ş) &#8216;in yerine Heft Sin (Yedi-S)&#8217;li Nevrûz Sofrası:<br />
<img style="float: left; margin: 5px; width: 174px; height: 227px;" src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/newruz12.jpg" alt=" " width="200" height="446" />Eski İran&#8217;ın geleneksel Nevrûz Sofrası&#8217;na sıradan şeyler konulmazdı. Onun düzenlenmesi, çekici bir görünüme kavuşturulması için âdeta bir estet gibi hareket edilirdi. Nevrûz&#8217;un içerdiği tema ve motifler, onun sofrasına konulan şeylerde ifadesini bulurdu ve herşeyin kendine özgü bir yeri ve anlamı vardı. Şerab bu sofranın belirleyici nimetiydi; çünkü Hükümdar Cem&#8217;in kadehindeyken kutsanmış ve yeniden doğuşu simgeliyordu.  Onun ilk sesili/harfi olan Ş ile başlayan Heft Şin (Yedi Ş)&#8217;li nimetlerin bezediği sofra, İran&#8217;ın İslamiyet&#8217;i kabulünden sonra önemli bir değişikliğe uğradı. Sofra gene olmalı, ancak günah sayılan Şarap orada yer almamalıydı. Onu izleyen ve Ş ile başlayan diğer nesneler de anlamlarını yitirmeden yerini S ile başlayan yenilerine terketmeliydi.<br />
&#8220;Heft Şin&#8221;li tarihi Nevrûz Sofrası&#8217;nda şu nimetler yer alıyordu:</p>
<p>1. Şerab /Şarap: Diriliş, yeniden doğuş.<br />
2. Şir / Süt: Temizlik.<br />
3. Şirini / Tatlılar: Yaşama sevinci, mutluluk.<br />
4. Şem / Mum: Güneş&#8217;in ve ateşin kutsallığının sembolü.<br />
5. Şerbet: Dinlenme, serinlenme.<br />
6. Şeker: Refah.<br />
7. Şane / tarak: Güzellik.</p>
<p>Bunların yanısıra, sofraya mai (balık), ayna, sümbül gibi şeyler de konulurdu.</p>
<p>Yeni dinin, özellikle Şerab&#8217;ı hedef alan değişiklik isteği, bundan böyle Nevrûz Sofrası&#8217;na Kur&#8217;an konulmasını ve tören esnasında, ondan âyetler okunmasını, İslam uğruna savaşlarda ölen şehitlerin adlarının anılmasını da emrediyordu. İran&#8217;da bunların tümü yapılmakla birlikte, hala eski geleneği bozmadan hareket eden, Heft-Şin&#8217;li sofraları devam ettiren kesimlerin de bulunduğu unutulmamalı. Halife Ömer&#8217;in, Nevrûz&#8217;a yönelik isteklerinin ve İran&#8217;ı elegeçirme eyleminin, İranlılarca pek hoş karşılanmadığını gösteren bir çok geleneğin hala varlığını sürdürmekte olduğunu da hatırlatmakta yarar var. Yakın zamanlara kadar İran&#8217;da, Ömerkujan (Ömer&#8217;e ölüm!) adıyla anılan olumsuz ama önemli bir gün daha vardı. Geniş katılımlı gösterilere sahne olurdu. Meydanlarda Ömer&#8217;i temsil eden kuklalar yakılırdı.</p>
<p>Halihazırdaki Nevrûz Sofrası&#8217;nda yeralan Heft-S&#8217;li nimet ve nesneler de şunlardır:</p>
<p>1. Sir / Sarımsak.<br />
2. Sencet / İğde.<br />
3. Sumak.<br />
4. Sib / Elma.<br />
5. Semenu (Un, pekmez vb. şeylerin karışımından yapılan bir yiyecek).<br />
6. Sirke.<br />
7. Sebzi (Buğday, mercimek vb. tahılların çimlendirilmiş olanı).</p>
<p>Sümbül, nergis, gül, lale gibi çiçekler ile akvaryumda canlı balık (mai), narenciye türleri (narınc), madeni para (sikke), bademli şeker (nokh), boyanmış yumurta, su, şamdan, ayna, ekmek de Nevrûz Sofrası&#8217;na konulur.</p>
<p>Görüldüğü gibi, şarap ve onun baş harfi ile başlayan diğer nesneler, İslamiyet&#8217;le birlikte değiştikleri halde, Nevrûz bir gelenek olarak varlığını, İran halklarının yaşamındaki yerini ve anlamını az bir değişiklikle yine sürdürebilmiştir. Bunun gibi, tarih boyunca bazı şeyler bırakıp, her defasında yeni bir takım şeyler alarak, belirli bir değişim geçirmekle birlikte, ama niteliğinden bir şey kaybetmeden günümüze kadar gelen geleneklerin, önemli tarihi günlerin sayısı az değildir. Bununla birlikte, şarabı Nevrûz Sofrası&#8217;ndan kaldırmış, ama onu günlük sofrasında korumuş, şiirinde, sanatında işlemeye devam etmiştir. Bâtiniliğin yetiştirdiği ünlü şair Ömer Hayyam, şiirlerinde sözü şaraptan sektirmemiş; bir elinde şarap testisi ve diğer elinde maşraba ile şarap ikram eden, şuh kadın minyatürleri İran sanatında hiç eksik olmamıştır. Özcesi şarap, bazen aşk ve sevginin yerine geçerek, bazen de iyiye, doğruya, güzele giden yolu açan dolu ve bâde olarak var ola gelmiştir. Ne var ki, bahardaki &#8220;dirilişi ve yeniden doğuşu&#8221; sembolize eden anlamı unutulmaya başlanmış, tarihin külleri altında kaybolmaya yüztutmuştur.</p>
<p>21 Mart&#8217;tan hemen öncesindeki Çarşamba günü, Çarşembe-i Sûri(Kızıl Çarşamba) olarak adlandırılır. Bu günün de özel bir önemi var ve Nevrûz öncesindeki kutlamalardan birini oluşturur<br />
Çarşembe-i Sûri&#8217;de, gece ateş yakmak için, komşular birlikte çalı-çırpı toplamaya çıkarlar. &#8220;Kötüyü, sarıyı sen al; iyiyi, kırmızıyı bana ver!&#8221; deyip yakılan ateşin üzerinden atlarlar. Bu fasıl bittikten sonra, akşam sofrasına oturmak üzere evlere dönülür. Yemekler yenir, sofraya çerez konulur, içilip eğlenilir. Bu arada evin hanımı veya ev halkından birisi bir çift kaşık eline alıp, kapının arkasına gizlenerek &#8220;kulak hırsızlığı&#8221; yapmayı da ihmal etmez. Duyduklarını ise kaşıklarını birbirine çarparak oradakilere anlatır.</p>
<p>6. Alevi-Bektaşi Toplumunda Sultan Nevrûz ve Erkânı:</p>
<p>Günümüzde dünyanın bir hayli genişçe bir kesiminde Nevrûz görkemli bir şekilde kutlanmaktadır. İran, Türki Devletler, Türkiye, Afganistan, Tacikistan ve dünyanın daha bir çok yöresinde Nevrûz&#8217;un bayram olarak kutlandığına tanık oluyoruz. Son birkaç yılı saymazsak, Nevrûz&#8217;un, Cumhuriyet dönemi boyunca yasak altında tutulduğunu anımsatalım. Son bir kaç yıldır hayırhah bir tutum izlendiğini görmekteyiz. Ancak bunun henüz yasal bir güvenceye kavuşmadığını, resmi bayram olarak ilan edilmediğini de anımsatmakta yarar var. Nevrûz kutlamalarının henüz beklenen ilgi ve görkeme kavuşmadığı, tema, motiflerinden de bir şeyler kaybettiği söylenebilir.</p>
<p>Alevi-Tahtacılar da Sultan Nevrûz&#8217;u kendi bayramları olarak kabul eder ve coşkuyla kutlarlar. 22 Mart günü kadınlar çamaşır yıkarken, erkekler de bayram alışverişi için kente inerler. Nevrûz günü ıspanaklı börek, soğan kabuğuyla boyanmış yumurtalar, yufka, sarı-burma, şeker, leblebi, lokum yenilir. Günün akşamı için hazırlanan sofraya, evhalkının yanısıra, ziyarete gelen akrabalar da otururlar ve topluca yemek yenir. 23 Mart sabahı, alaca karanlıkta yola düşüp mezarlığa gidilir. Herkes, özellikle de çocuklar en güzel giysilerini giyerler. Herkes güleç yüzlüdür bu »gün. Küsler barışır, suçlular afedilir, kabahatler bağışlanır. Mezarlığa gidenler, birlikte götürdükleri yiyeceklerini, bir mezarın yanıbaşına açtıkları bir savanın üzerine yerleştirirler. Mezar başlarında yapılması âdet olan ocaklardan biri yakılarak kahve cezvesi ateşe sürülerek kahve hazırlanır. Topluca yemek yenir, içki içilir. Bu iş de bittikten sonra, sırayla mezar taşı öpülerek, ardından evlere dönülür.</p>
<p>Nevrûz&#8217;da mezar ziyaretleri, hemen hemen tüm Şii ve Alevi kollarınca yapılır. Mezar başına yiyecek götürüp gelenlere dağıtmak âdeti yaygındır. Tava ekmeği, pêsare diye adlandırılan yağlı ekmek mezar başında dağıtılıp yenilen yiyeceklerin en güzel olanlarıdır. Bunun yanında adak kesenlere de rastlanılır.</p>
<p>21 Mart veya  &#8220;eski hesapla&#8221; Mart Dokuzu diye de adlandırılan Sultan Nevrûz&#8217;a gelmeden önce Kara Çarşamba ve Ahir Çarşamba&#8217;lar da belirli bir öneme sahiptirler. Kara Çarşamba, Mart ayının ilk Çarşambası&#8217;dır ve pek hayırlı sayılmaz. Uğursuzluk taşıdığından korkulur. Sona ermekte olan yılın bir çok sıkıntısının, Kara Çarşamba ile geride bırakılacağına inanılır. Kars ve çevresinde kapı ve baca dinleme âdetlerine rastlanılır. Evlerde bolca kuru yemiş ve meyve bulundurulur, baca-baca gezenlere bundan ikram edilir. Dersim (Tunceli), Erzincan, Varto, Malatya, Erzurum ve Sivas&#8217;ın bazı yörelerinde ise, erkekler alın kısımlarına kara kurum sürerek gözelere, dere, göl ve nehirlere gider, orada alınlarını yıkar, dua eder ve niyaz olurlar.</p>
<p>Mart&#8217;ın son ya da Nevrûz&#8217;dan önceki ilk  çarşambası, İranlılar&#8217;da olduğu gibi Çarşembe-i Sûri (Kızıl Çarşamba) olarak değil, Ahir Çarşamba olarak adlandırılır. Bunun hayırlı olduğu, Nevrûz&#8217;a geçiş niteliği taşıdığı anlaşılıyor. Bugün çalı-çırpı toplatılır ve gece ateşler yakılarak üzerinden atlanır. Ateşin arındırıcı, temizleyici ve kötülükleri yakıp yokeden bir simge olduğu düşünülürse, Nevrûz&#8217;la birlikte kutlanacak olan Yılbaşı öncesinde, son kez eski yılın kalıntılarından kurtulunmak istendiği  anlamına geldiği düşünülebilir. Zaten Nevrûz gününün gecesi ise, daha önce de değinildiği gibi, her şeyin yenilendiği, belirli bir anda cümle varlıkların Hakka şükür secdesine indikleri, o anda derelerden, akarsulardan su yerine süt aktığına inanılır.</p>
<p>Alevi-Bektaşi toplumu, Sultan Nevrûz&#8217;a büyük önem verir; onun Muharrem Matemi içinde gelmesi halinde, sabahtan öğleye kadar Nevrûz erkânı yapılır, öğleden sonra yine mateme devam edilir.</p>
<p>Bektaşiler&#8217;de, Nevrûz&#8217;a girilmeden önceki gece, Nevrûz erkânına geçilmeye başlanır. Doç. Dr. Bedri Noyan Dede-Baba&#8217;nın yazdığına göre, önceki gece , bir yılın her günü için bir kez olmak üzere, yani 366 kez şu yakarışta bulunulur:</p>
<p>Ey gönüllerimizi ve gözlerimizi iyiye döndürücü,<br />
Ey geceleri gündüzlere çevirici,<br />
Ey yılları yıllara ekleyen bizim halimizi en iyi hale çevir!</p>
<p>Bundan sonra da bir kez de şöyle yakarılır:</p>
<p>Tanrım, isteğimi ver! Senin elçin Muhammed Mustafa hakkı  için&#8230; Ey Düldül&#8217;ün binicisi Ali&#8230; Bize güven, inancımız ve gücümüz senin yolunadır&#8230; Ayıplarımızı ört, suçlarımızı bağışla. Ey örtücü, ey bağışlayıcı&#8230; İyiliği çok kişilerin ve Hz. Peygamber&#8217;in yakınında bulunmuşların hürmetine isteğimi kabul et!</p>
<p>Nevrûz sabahı ise, usulüne uygun olarak Meydan odasına, yani cemin yapıldığı odaya girdikten sonra, herkes yerli yerine oturur. Erkân gereğince çerağlar uyarılır ve Mürşid oturduğu yerden,Türkçesi aşağıdaki gibi olan Arapça bir dua okur:</p>
<p>Ey yılları yıllara ekleyen bizim halimizi en iyi hale çevir.<br />
Ey gönüllerimizi ve gözlerimizi iyiye döndürücü,<br />
Ey geceleri gündüzlere çevirici!</p>
<p>Tanrım senin dönüb dönüb saldıran Arslan&#8217;ın hakkı için, isteklerimizi kabul et!<br />
Ey dayanağımız yüce Tanrı, Dost. Hü!..</p>
<p>Bundan sonra Baba  efendi, sağında ve solunda duran ve ellerinde birer çerağ tutan iki dervişi, meydandaki tüm diğer kişilerle birlikte ayağa kalkarlar. Ve Baba efendi bir de şunu okur:</p>
<p>B-ism-i Şah, Allâh Allâh!<br />
Belegâni murâdi, bi-hakk-ı Muhammed-il -Mustafâ Nebi-yyike ve bi-hakk-ı Ali-yyel-Murteza veli-yyik-el-ahyâr. Yâ Ali Düldülsüvar, aleyke İ&#8217;timadi ve mink-el-İ&#8217;tikaadi v-el-iktidari. Üstur uyubena, vağfir zünübena&#8230; Ya Settar. Ya Gaffar &#8230; Bi-hurmet-il -Ahyâr ve Ashâbik-el Muhtar. Salâvatullâh-i aleyhim ecma&#8217;in.</p>
<p>Gülbenk bitince,  makamına uygun olarak Hz. Nevrûziyye&#8217;lerden biri okunmaya başlanır. Nevrûziyye&#8217;yi ayakta okumak erkân gereğidir. Yeri belirtilmemiş olmakla birlikte, Ali Mevlüdü &#8216;nün de bu bölümde ve Nevrûziyye&#8217;lerden önce okunduğunu sanıyoruz. Sözkonusu  Ali Mevlüdü şöyledir:</p>
<p>Şah-ı Merdan, Şir-i Yezdan Murteza doğdu bugün,<br />
Pişüva-yı evliya vü esfiya doğdu bugün.</p>
<p>Fatıma bint-i Esed&#8217;dir ol velinin ânesi,<br />
Haşimi gülzârının nev goncesi, bir dânesi.</p>
<p>Ol asâlet menbaı, ol kâmile,<br />
Çün Ebu Talib&#8217;den oldu hâmile.</p>
<p>Bir sedef veş, hayli dem dürdaneyi,<br />
Sakladı batnında  mehveş hâleyi.</p>
<p>Geçti hayli haftalar, günler ve mah,<br />
Doğdu böyle bir mübarek günde Şah.</p>
<p>Öyle bir gün doğdu, ol Nevrûz idi,<br />
Öyle ki bir yevm-i nûr efrûz idi.</p>
<p>Başka bir gün olamaz ol yevme eş,<br />
Bürc-i hamle girdi ol günde güneş.</p>
<p>Kâinata nûr saçıp feyz-i bahar,<br />
Nev hayata girdi her yer, cümle var.</p>
<p>Sayesinde Hayder&#8217;in buldu hayat,<br />
Fâhira serta beşer, bu kâinat.</p>
<p>Doğdu Beytullah&#8217;da ol Sah-ı Necef,<br />
Kimseye vaki  değildir bu şeref.</p>
<p>Bendegân-ı Ehl-i Beyt-i Mustafa,<br />
Böyle günde eylesin zevk u sefa.</p>
<p>Nûr-ı pâk-i Hayder etsin iltimâ,<br />
Hep beraber eyleyin canlar semâ.</p>
<p>Dem sürülsün aşkına, devranına,<br />
Baş kesilsin Murteza erkânına.</p>
<p>Bundan sonra sıra süt ikram etmeye gelmiştir. Baba efendiden başlayarak herkese süt verilir. İkramda hazır bulunanlar hep bir ağızdan , &#8220;Uçmakdaki süt ırmağı, Ali, Hüseyin ve Hasan&#8217;dan!&#8221; sözlerini seslenirler.</p>
<p>En sonunda da Mürşid&#8217;in okuyacağı gülbenkle erkân tamamlanmış olur. Ne var ki bu gülbenk bir tane değil, sözleri farklı, uzun ve kısa olmak birden çok türleri var. Biz burada kısa ve özlü olan birini vermekle yetineceğiz:</p>
<p>B-ism-i Şah, Allah Allah!<br />
Nevruz-u Sultan, mevlud-ü Şâh-ı Merdân&#8230; Sipas-ü şükr-ü Yezdan &#8211; Tulû -u afitâb-ı cihan, burak-ı nâr u asiman, iyd-el-eyyam-ı nişan. Sürûr-u ihvan ve ehl-i iman, hurrem-ü şâd-ü handân&#8230; Bezm-i cemi&#8217;i ehlullah Küşâde-i meydan, icra-yı erkân. Küll-i yevm&#8217;in Hüve fi şân&#8230;</p>
<p>Allah Allah ! Vakitler hayr&#8217;ola, hayırlar feth&#8217;ola, beliyyeler def&#8217;ola. Hak erenler yıllarımızı mübarek eyleye. Meydanlarımız şen, gönüllerimiz rûşen ola. Hak Muhammed Ali Meydanı&#8217;mızdan, soframızdan yâran ve ihvanımızın eksikliğie üç ni göstermeye.</p>
<p>Tuttuğunuz işler âsan ve gönüllerimizin umduklarını ihsan eyleye.<br />
Hazır, gaib, zâhir, bâtın Hakerenlerin hayır-himmetleri üzerlerimizde sâyebân ola.<br />
Dervişlere kötülük düşünen münkir müfsid ve münafıkların boynundan Zülfikâr-ı Hayder-i Kerrar eksik olmaya. Yuf münkire, lanet Yezid&#8217;e, rahmet mümine&#8230; Hazır ve gaib erenlerin demine, keremine Hü!&#8230;</p>
<p>Mehmet Yaman&#8217;ın aktardığı Aleviler&#8217;deki bir diğer erkâna göre de, Nevrûz günü akşamı, halk elinde lokmalarıyla toplanılacak yere gelir. Dede lokma sahiplerine dua verir. Bunun ardından, iyice kaynatılmış bir tas süt bir tepsinin üstüne konur ve etrafı da mevsimin çiçekleriyle süzlenerek, tepsi Dede&#8217;nin önüne getirilir. Sütün içine iki adet saman çöpü atılır ve onların birleşmeleri gözlenir. Bu iki çöpün biraraya gelmesi, itikat ve gönül birliğinin işareti olarak yorumlanır. Gece biraz ilerleyince Dede sırasıyla Nâd-ı Ali duasını okur, Oniki İmamlar&#8217;ın adlarını zikreder ve bir dua daha okur.</p>
<p>Bundan sonra zâkir bağlamayı eline alıp 3 Nevrûziyye veya deyiş ve üç Düvaz-İmam okur. Bir tevhid yürütülür:</p>
<p>Fâilâtün Fâilâtün Fâilât<br />
Ver Muhammed Mustafa&#8217;ya salevat<br />
Çekelim aşkın yayın, Cem&#8217;e girmesin hayin<br />
Tevhid kararın buldu, yol erkân yerin aldı<br />
Müminler şad oldu güldü<br />
Diyelim ah Hüseyin, Şah Hüseyin<br />
Evveli Hü diyelim, ahiri Hü diyelim<br />
Yuh olsun yalancıya<br />
Gâziler, gerçekler demine Hü diyelim<br />
Hatâyim hân oğludur, han tutmuş han oğludur<br />
Bu yola ser vermeyen, Şimir Mervan oğludur<br />
Hatâyim hâna gider, hân tutmuş hâna gider<br />
Gâfil olman gâziler bu yol Şâh-ı Merdân&#8217;a gider<br />
Kul Himmet üstadımız, yoktur bizim yâdımız<br />
Şâh-ı Merdân aşkına, ver Mevlâ muradımız</p>
<p>Bir dua daha okunur, &#8220;Edeb erkân getire, herkes yerine otura&#8221; denir ve herkes rahat oturur. Sonra ortaya süpürge çalınır ve cem sona erer.</p>
<p>Nevrûz erkânının her yerde aynı biçimde yürütülmediği, belirli farkların bulunduğu doğrudur. Ancak işin özünde kayda değer bir ayrılık bulunduğunu sanmıyoruz. Geleneksel Sultan Nevrûz&#8217;un yanısıra anılan Hz.Ali&#8217;nin kişiliği, doğuşu nedeniyle duyulan sevinç ve ona duyulan saygıdır.</p>
<p><a href="http://www.aleviakademisi.de/">www.aleviakademisi.de</a></p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>MUHARREM MATEMİ VE MATEM ORUCU</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/muharrem-matemy-ve-matem-orucu-2/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/muharrem-matemy-ve-matem-orucu-2/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 09 Dec 2007 13:49:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖNEMLİ GÜNLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/muharrem-matemy-ve-matem-orucu-2/</guid>
				<description><![CDATA[Hazırlayan: Mustafa Düzgün Kerbela olayı (680) meydana geleli beri, 1327 yıldır tüm Şia-i Ali kolları, özellikle Aleviler, bitmek nedir bilmeyen, acısı dinmeyen bir yası sürdürmektedirler. Bu aynı zamanda inanç ve ibadetin de belirleyici bir öğesi ve ilkesi haline gelmiş. Her yılın Muharrem ayında 12 günden az olmamak üzere, yer yer 15 güne varan bir süre, ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Hazırlayan: </strong></span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Mustafa Düzgün</strong><br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><img src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/kerbeladeveci_tanik_olduklarini_anlatiyormakteli_ali_resul_tiem.jpg" border="0" alt="kerbeladeveci_tanik_olduklarini_anlatiyormakteli_ali_resul_tiem.jpg" title="kerbeladeveci_tanik_olduklarini_anlatiyormakteli_ali_resul_tiem.jpg" hspace="5" vspace="5" width="194" height="264" align="left" />Kerbela olayı (680) meydana geleli beri, 1327 yıldır tüm Şia-i Ali kolları, özellikle Aleviler, bitmek nedir bilmeyen, acısı dinmeyen bir yası sürdürmektedirler. Bu aynı zamanda inanç ve ibadetin de belirleyici bir öğesi ve ilkesi haline gelmiş. Her yılın Muharrem ayında 12 günden az olmamak üzere, yer yer 15 güne varan bir süre, yas tutulur. Hazret-i Hüseyin başta olmak üzere, Kerbelâ şehitlerine, Oniki İmamlar&#8217;a olan bağlılık duyguları daha da canlanır, belirtilen sürenin her anı şehitleri anmakla, onlarla ilgili bilgileri yinelemekle, kitap ve mersiyeler okumakla geçer. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Hazret-i Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Oniki İmamlar&#8217;ı anmayan Alevi ve Şii şair ve düşünür yok gibidir. Doğrudan Kerbela faciasını konu alan mersiyelerin kimileri Muharremiye diye de adlandırılır. Dünyada, hakkında çeşitli dillerde en çok mersiye (ağıt) yazılan kişi, hiç kuşkusuz ki Hz. Hüseyin&#8217;dir. Şiir ve deyiş edebiyatımızın köşe taşlarından birini oluşturan &#8220;Düvazde İmam&#8221;larda O ve bütün İmamlar veciz bir şekilde anıla gelmiş ve Cem Ayını&#8217;nın vazgeçilmez kesitlerinden biri durumuna gelmiştir. Cem, Kerbela&#8217;da Ehl-i Beyt mazlumlarına yaşatılan susuzluğu, açlık ve eziyetleri, inanç ve doğruluk konusunda gösterilen kararlılığı ifade eden çeşitli motiflerle donatılmış, bu nedenle akıtılacak olan gözyaşları işlenecek sevabın kaynağı olarak kabul edilmiştir.<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Hz. Hüseyin, askeri anlamda, Kerbela&#8217;da yenilmiş; ancak sergilediği tutum ve kararlılık, Emevi baskı ve hileleri sonucu sönmeye yüz tutan Hak-Muhammed-Ali yolunun şahlanışı bakımından da tarihte eşine az rastlanan bir büyük zaferin öncüsü, önderi ve kahramanı olmuştur. Bu sadece Aleviler için değil, başka mazlumlar için de ciddi bir örnek oluşturmuş, ezilenlerin cesaret ve iman kaynağı olmuştur.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Hicri ve Miladi Takvim Sorunu:</strong> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Muharrem Mâtemi&#8217;nin, Hicri takvime göre hesaplanıp tutulması öteden beri tartışıla gelen konulardan biridir. Özellikle Miladi takvimin kullanıldığı ülkelerde yaşayan Aleviler, sabit bir tarihin ya da olayın geçtiği miladi tarihin, yani her yılın 10 Ekim gününün benimsenmesini arzu etmekte, Hicriye göre yılda onbir gün önce gelen dönerli tarihlerden vazgeçilmesini istemektedirler. Halihazırdaki uygulamada sık sık karşılaşılan tarih belirleme zorluklarından böylece kurtulunacağı, durumun daha bir netlik ve kolaylık kazanacağı görüşü önesürülmekte. Gerçi söz konusu Miladi tarih konusunda başka öneriler de var, ancak bunlar doğru bir hesaplamanın değil, keyfi ve bilimsel esaslardan yoksun oldukları için üzerinde durmaya değmez. Biz burada 10 Ekim 680 tarihini temel almakta ve değerlendirmemizi buna göre yapmaktayız. Doğrusu, miladi takvimin getirdiği kolaylıkları yakından bilen ve yaşayan toplumlar bakımından bu yaklaşım ilk bakışta makul ve çekici bir görünüme de sahip. Ne var ki iş bu kadar basit ve rizikosuz değil. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kerbela olayı 10 Ekim 680 yılında meydana gelmiş. Söz konusu görüş yanlılarına göre, Muharrem Matemi&#8217;nin her yıl bu tarihte başlaması daha doğrudur. Hz. Ali&#8217;nin Doğum Günü ve Sultan Nevruz, Hızır Orucu gibi Aleviler&#8217;e de ait olan diğer günlerin, her  yıl aynı tarihlerde gündeme gelmesi ve bu yüzden herhangi bir güçlüğün yaşanmaması, insanları Muharrem Matemi&#8217;nin de böyle sabit bir tarihte başlatılması düşüncesine yöneltmekte. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Besbelli ki böyle düşünenler, muharrem Matemi&#8217;nin dayandığı nedenleri, uyulması gereken zorunlulukları dikkate almıyor, işin kolayına kaçıyorlar. Anımsanacağı gibi Muharrem baştan sona yas temeline oturtulmuş, çeşitli zevk ve eğlenceden uzak durmak esas alınmıştır. Matem günlerinde hiç bir nedenle kan dökülmemesine, karınca gibi can taşıyan en küçük hayvanın dahi çiğnenmemesi, taze yeşilliklere dahi basılmaması, gülme ve neşelenmeden uzak durulması, giyim-kuşam ve temizlik konularında keyif ve gösterişten feragat edilmesi ve benzeri bir çok dünya halinden el çekilmesi, uyulması gereken başlıca kurallardır. Oysa Muharrem&#8217;de oruç, &#8220;matem&#8221;den bağımsız olarak ne düşünülür ne de tutulur. Çünkü yalnız &#8220;oruç&#8221; değil, &#8220;Matem Orucu&#8221; olarak kabul edilmiştir. Meseleyi sadece oruca indirgemek, bilerek ya da bilmeyerek, işi çığırından çıkarma çabalarının hile-şeriyesi olarak karşımıza çıkar. Kimileri de Sünni yurttaşlarla adeta yarış içine girerek, &#8220;Bizim de orucumuz var&#8221; deyip kendilerini savunma duygusunu tatmin etme dürtüsüyle bu tür yollara düşerler.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">O halde öyle bir yöntem bulunmalı ki, hem Muharrem Matemi anlamından ve özünden bir şey kaybetmemeli, hem Kurban gibi bolca kanın akıtıldığı bir Bayram ile Muharrem Matemi&#8217;nin aynı günlere rastlamasını önlemeli. Ve de Oniki İmam Yası&#8217;nı tutan milyonlar hayvan kesme, can alma, kan akıtma gibi bir manzara ile yüzyüze gelmemeli. Kaldı ki Kurban Bayramı Alevi toplumu için de mukaddes bir gün sayılır ve her yıl düzenli olarak kutlanır. Bununla birlikte sadece Aleviler&#8217;in değil, diğer Müslümanlar&#8217;ın da Kurban Bayramı&#8217;nı kutladıklarını akıldan çıkarmamalı. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Hicri takvim dönerlidir ve her 36 yılda bir aynı tarihe gelip oturur. Peki gelip Muharrem Matemi ile çakışırsa ne olacak?  Alevi toplumu iki kutsal töreden birini seçmek, diğerinden vazgeçmek gibi bir çıkmazla karşı karşıya bırakmak akıl kãrı değildir. Esasen miladi takvim kullanacağız diye böylesine büyük bir rizikoyu göze almanın ciddiye alınır bir tarafı da yok. Tüm bu durumlar dikkate alınırsa, -ki alınmak zorunda- şimdiye kadar yapıla gelen uygulamanın doğru ve gerçekçi olduğu açıkça görülür. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bu durumda Muharrem Matemi; Kurban Bayramı&#8217;nın ilk gününden başlayarak &#8220;bir&#8221; deyip yirmi gün saydıktan sonra, yirminci günün gecesi niyetlenip yirmi birinci gün başlatılmalıdır. Matem, yerel bazı farklılıklar dikkate alınırsa, genel olarak12 ila 15 gün kadar bir süreyi kapsar.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bazı bölgelerde yas 12 gün sürer ve onikinci günün öğle vakti aşure ile bozulur. Bazıları da 13. güne sarkıtırlar. Bazıları da 15 gün tutarlar. Bir çok yerde kadınlar, Ana Fatma için bir gün önceden başlamak üzere bir günlük fazlasıyla tutarlar. Bunlar uygulamada görülen farklılıklar olup işin özünü değiştirmeyen özellikler olarak karşımıza çıkar.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>2. Kerbelâ&#8217;ya Yolaçan Gelişmeler:</strong></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kerbela olayı, İslam tarihinde ciddi bir dönüm noktasıdır ve bu faciaya yolaçan gelişmeleri sadece Hz. Ali ile Muaviye arasındaki gerginliğe dayamak yetmez. Onun İslam dininin ortaya çıktığı, Muaviye&#8217;nin babası Ebu Süfyan ile Peygamber arasında geçen savaşlara kadar geri götürülmesi gerekir. Her ne kadar bazı çevreler gerçeği örtmeye çalışıyorlarsa da, Ebu Süfyan ailesinin İslam&#8217;a karşı savaşan kuvvetlerin başında bulundukları, İslam&#8217;ın zafere ulaşmasıyla ekonomik ve siyasal egemenliklerini büyük oranda yitirdiklerini görmezlikten gelmemeli. Ebu Süfyan&#8217;ın bu savaşlarda, özellikle Bedir&#8217;de, yakınları ve en güçlü savaşçıları öldürülür. Bozguna uğratılırlar. Bu savaşın iki önemli kahramanı Hz. Hamza ve Hz. Ali&#8217;diler. Ebu Süfyan&#8217;ın karısı ve Muaviye&#8217;nin annesi olan Hind de babasını ve kardeşini kaybeder. Nitekim kiraladığı bir zencinin Hamza&#8217;yı arkadan vurarak öldürmesi sırasında Hind, büyük bir hırçınlıkla cesede saldırıp, tırnaklarıyla cesedin göğsüne dalarak söküp çıkardığı kalbini yemeye başlaması kin ve intikam duygularının boyutlarını göstermek bakımından önemlidir. Tarihlerin yazdığına göre, soyuna vasiyette bulunarak &#8220;Bedir&#8217;in intikamını mutlaka almalısınız&#8221; demiştir. Bundan uzun zaman sonra  meydana gelen Kerbela faciasında, Yazid&#8217;in, kesilip kendisine sunulan Hz. Hüseyin&#8217;in başına bakarak yaptığı konuşmadan da anlaşılıyor ki Ebu Süfyan ailesi hala Bedir&#8217;in intikamını alma, kandavası gütme peşindedir.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Peygamber&#8217;in bir çok kere açıkça belirttiği Hz. Ali&#8217;nin vasiliği kararına uyulmadan Ebu Bekir&#8217;in hilafeti ele geçirmesi, tarafların tutumunu sergileyen ilk ve dikkate değer bir gelişme olmuştur. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Ebu Bekir zamanında &#8221;Peygamber&#8217;in malı kamunun malıdır&#8221; gerekçesiyle  Hz. Fatma&#8217;dan alınan Fedek, halifenin bir yakınına mülk olarak bağışlanmıştır. Ömer ve Osman zamanında bu gibi meşru olmayan tasarruflar daha da artarak sürdü. Muhammed dininin esaslarına ters düşen çokça işler yapıldı, Kur&#8217;an&#8217;ın derlenip toparlanmasında uygunsuz yol ve yöntemler izlenerek, onun varlığına ve kutsallığına gölge düşürüldü. Osman; Beytülmal&#8217;ı, Muhammed&#8217;e düşmanlık yapanlara ve O&#8217;nun cezalandırdığı kimselere, kendi akraba ve yakınlarına sonuna kadar peşkeş çektirdi. Örneğin, kızının kocası Haris bin Hakem&#8217;e Fidek hurmalığını mülk olarak verdi ve büyük miktarda  para bağışında bulundu. Peygamber&#8217;e karşı savaşıp yenildikten sonra &#8220;mecburen&#8221; İslam&#8217;ı kabul eden Ebu Süfyan&#8217;a Beytülmal&#8217;dan 200 bin dirhem vermekte tereddüt etmedi. Yapılan hesaplara göre, Osman&#8217;ın akrabalarına Beytülmal&#8217;dan sağladığı çıkar, 126 milyon 770 bin dirheme ulaşmıştır.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Genel kanıya göre, Mekke aristokrasisinin önderi ve Umeyyeoğulları&#8217;nın başı Ebu Süfyan ailesi, başından beri İslam&#8217;a direnmiş, savaşı kaybettiğini anlayınca, taktik değiştirerek dini kabul eder görünmüş, bu kez kaleyi içinden fethetmeyi planlayıp durmuştur. Yani inanıp gönül bağlayarak değil, onu her vesile ile kendi yararına kullanma amaç ve hedefini seçmiştir. İslam&#8217;ın esaslarına bağlı kalmak yerine, onu, kurmayı düşlediği Roma İmparatorluğu gibi güçlü bir saltanatın ideolojisi haline getirmeyi planlamış ve bunda başarılı da olmuştur. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">İmam Ali; Peygamber&#8217;in vasisi olduğu halde, hakkının yendiği duygusuna kapılıp, işi iktidar kavgasına ve kanlı çatışmalara vardırmamış. Kardeş kanının dökülmesinden şiddetle kaçınmış ve &#8220;müminlerin emiri&#8221; ve İmam olarak kalmayı yeğlemiştir. Nitekim Osman&#8217;ın halk tarafından linç edilmesinden sonra, kendisine gelip Halife olmasını rica eden ileri gelenlere verdiği cevap da bu yargımızı doğrular niteliktedir:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;Bırakın beni, benden başka birini arayın, bulun! Çünkü görüyorum ben, bu işin sonunda çok işler var; çok renklere boyanacak bu iş. Öyle bir hâle gelecek ki yürekler dayanamayacak, akıllar almayacak. Çevre sislendi, delil inkâr edilir oldu. Davetinize uyarsam, biliyorum neye uğrayacağım. Beni bırakırsanız, ben de içinizden biri gibi olurum; kimi emir yaparsanız onu dinlerim, ona itâat ederim; benim size vezir olmam, emir olmamdan daha hayırlıdır sizin için.&#8221; </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Çünkü İmam Ali ve evlatları, yani Ehlibeyt, İslam&#8217;ın başından beri sahip olduğu inanç ve değerlerin korunması için ciddi ve acılı bir gayretin temsilcisi ve öncüsü oldular. Onlar için İslam&#8217;a uymak esastı. Yöneticilerin buna göre davranmaları, işi saptırmamaları başlıca ilke olmalıydı. Oysa daha önce keyfi bir dönem yaşanmış, en çok da Osman&#8217;ın yapıp ettikleri, bir çok şeyin bozulmasına yolaçmış, din bir başka mecraya sokulmaya çalışılmıştı. İmam Ali, tüm karşı çıkışlarına rağmen, halk tarafından halife yapılıp işbaşına geldiğinin hemen ikinci günü verdiği hutbede Osman&#8217;ın yaptıklarını ve kendisinin yapacağı düzeltmeleri şöyle dile getirir:</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">&#8221;Osman&#8217;ın şuna-buna verdiği arazinin, şuna-buna verdiği malların hepsi de Allah malıdır; âmmenin hakkıdır; hepsi bâtıldır ve hepsi Beytü-l Mal&#8217;e alınacaktır. Hatta evlendiği kadınlarla, parasiyle aldığı cariyeleri bile bulursam, onları bile ona ait saymam. Çünkü adâlette genişlik vardır; adâletle hükmetmekte âciz olan kişi, cebirle hükmederse, daha da âciz bir hâle düşer.&#8221;</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Çarçur edilmiş olan para ve malların büyük bir bölümünü Beytülmal&#8217;e alan İmam Ali, bu kurumda ciddi bir düzenleme yaparak, kendisi dahil herkese sadece üçer dinar verilmesini kararlaştırdı. Geçmişte büyük maaş ve ikramlarla ödüllendirilmiş bulunanlar bu durumdan büyük rahatsızlık duyarak İmam&#8217;ın karşısına geçtiler. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Peygamber&#8217;in Veda Haccı&#8217;ndan dönerken Gadiru Humm&#8217;da yaptığı konuşmaya, vasiyetnamesini yazdırmak istemesindeki duyarlığına bakılırsa, O&#8217;nun da kendisinden sonra olacaklar konusunda ciddi endişeler taşıdığı söylenebilir. Bu konuşmasında İmam Ali&#8217;yi yerine vasi tayin ettiğini bildirmesi, ümmetinden Kur&#8217;an&#8217;a ve Ehlibeyt&#8217;e saygılı davranmalarını istemesinin sadece bir rastlantı eseri olmadığı anlaşılıyor. Mâide Sûresi, 5. Âyeti&#8217;nin gereği, yani Allah´ın emri olarak sözkonusu hutbenin irad edilmiş olması bile, İmam Ali&#8217;nin halife olmasına, haksızlıklarla karşılaşmamasına yetmedi. Bir yolunu bulup Ebu Bekir&#8217;i, ardından da Ömer ve Osman&#8217;ın halife yapmaları, sıra Ali&#8217;ye geldiğinde ise Şam Valisi Muaviye&#8217;nin, Osman&#8217;ın ölümünü bahane ederek ayaklanması, boşuna değildi. Çünkü İmam Ali ve evlatlarının sahip oldukları İslam anlayışı ile Muaviye&#8217;ninki arasında büyük fark vardı. Ehlibeyt, koşullar ne olursa olsun inancı önde tutuyor, sadakatte kusur etmiyor, inancın saptırılması girişimlerine seyirci kalmak istemiyordu. &#8220;Boylarınıza dönünce emin olduğunuz, inandığınız kişilere sözlerimi duyurun, onları çağırın; çünkü ben bu gerçeğin sörnüp yıpranmasından, yitip gitmesinden korkuyorum; ama Allah, kâfirler hoşlanmasa da nurunu parlatır&#8221; talimatının verilmesi, durumun nasıl bir noktada bulunduğunu ortaya koyuyordu.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Osman zamanında temelleri atılan, Muavi&#8217;ye döneminde sistemli bir biçimde yürütülen, Ali&#8217;nin İslam anlayışı ile bağdaşmayan bir diğer politika da, Araplar&#8217;ın &#8220;asıl Müslüman&#8221;, Arap olmayan diğer halkların da &#8220;mevali (yani alınıp satılmayan köle)&#8221; olarak  sınıflandırılmasıydı. Bununla birlikte, İslam öncesi Arap gelenek ve göreneklerinin giderek İslam dininin yerine konulması, &#8220;Şeriat&#8221; etiketi altında ve daha çok da Arap milliyetçiliğini empoze eden yaklaşımın her geçen gün ağırlık kazanmaya başlaması da Ali ve evlatları tarafından kabul edilir şey değildi.<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Muaviye&#8217;ninse hesabı kendisine, Emevi saltanatının ihyasına dönüktü. İslam&#8217;ın esasları, kural ve normları, onun önüne koyduğu hedefe ulaşmasına yaradığı sürece değerli, değilse yerine başka şeyler koymakta sakınca yoktu. Emeviler, dünyanın dört bir tarafından Beytülmal&#8217;e akan büyük servete tek başına konmayı hedeflemiş, İslam&#8217;ın birçok ilkesini kendi çıkarları yönünde evriltmiş, buna karşı çıkan Ehlibeyt`i ise çıkarlarının önünde en büyük engel olarak görmüştür.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Muaviye, Hz. Ali&#8217;nin halife seçilmiş olmasını hazm edemedi, karşı çıkmak için Osman&#8217;ın öldürülmesini bahane edip Ali&#8217;yi bu olayın sorumlusu olarak gösterdi. Oysa Ali ve çocukları Osman&#8217;ı kurtarmak için çok çaba göstermişlerdi. Ali ile Muaviye arasında başgösteren Sıffın Savaşı&#8217;nda Muaviye kuvvetleri yenilmek üzereyken, ortaya atılan hileli bir öneri sonucu (Hakem olayı), zaman Muaviye yararına işlemeye başladı. Ali&#8217;nin bir rivayete göre Küfe&#8217;nin dar sokaklarından birinde kıstırılıp ağır yaralanması, bir diğer rivayete göre ise Küfe mescidinin önünde bir Harici tarafından 19 ramazan 661&#8217;de zehirli kılıç darbesiyle yaralanıp üç gün sonra şahadete ermesi, Muaviye&#8217;nin önünü açtı.<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kerbela Faciası:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><img style="width: 200px; height: 303px" src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/kerbelaimam_huseyinin_sehid_oldugu_son_savas_maktelali_resul_tiem.jpg" border="0" alt="kerbelaimam_huseyinin_sehid_oldugu_son_savas_maktelali_resul_tiem.jpg" title="kerbelaimam_huseyinin_sehid_oldugu_son_savas_maktelali_resul_tiem.jpg" hspace="5" vspace="5" width="200" height="303" align="left" />İmam Hasan&#8217;ın şehit edilmesinden sonra, Ümeyyeoğulları&#8217;nın çekindiği tek kişi İmam Hüseyin&#8217;di. Muaviye daha ölmeden önce, bunun önemini oğlu Yezit&#8217;e anlatmıştı. Hüseyin, Muaviye&#8217;ye ne biat etmiş ne de yüz vermişti. Muaviye, daha ölmeden, oğluna yeteri kadar destek bulabilmek amacıyla İmam Hüseyin&#8217;e bir mektup yazmış, fakat sert bir cevapla karşılaşmıştı. Hüseyin cevabi mektubunda şöyle diyordu:</span> </p>
<p align="justify"> <strong><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;Halka senin hükmetmenden daha büyük bir fitne bilmiyorum&#8221;.</span></strong> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bununla birlikte, Muaviye&#8217;nin yaptığı kötülükleri bir bir sayıp dökerek, Yezit gibi &#8220;ahlaksız bir adamı&#8221; halife diye dayatmasını kınıyordu. İmam Hüseyin bir inanç önderi olarak dünya malına, saltanata değil, sahip olduğu inanca ve onun pürüzsüz olarak varlığını korumasına önem veriyordu. <br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Muaviye, 680&#8217;de öldü ve Yezit halife oldu. Emevi saltanatının tam da bu esnada sahib olduğu debdebeyi, a. Gölpınarlı şu sözlerle ifade ediyor:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;&#8230; Müslümanlıkta saltanat sarayıyla-debdebesiyle, vezirleriyle-nedimeleriyle, ordusuyla-kumandanlarıyla, zındanlarıyla-celladıyla, ihsanıyla-inamıyla, zulmüyle-kahrıyla ve saltanat hanedanıyla-keyfi idaresiyle, hazinesiyle ve yoksul, sürünen halkıyla kurulmuştu. Kisralar, Arap Kisrası&#8217;nın makamını bir bir alacaklardı; Roma İmparatorluğu, ayrı bir dille, hükümlerine baş eğilmeyen bir dinle, fakat İslam kisvesine bürünerek tarih alanına çıkmıştı artık. Kendisine böyle bir saltanatı devreden babası ölürken bile başucunda bulunmak lüzumunu duymayan, avlanmakla gönül eğleyen Yezid, gününü-gecesini çalgı-çağanak dinlemekle, köçek-çengi oynatmakla, içip kendinden geçmekle sürdürmeyi adet edinmiş bir kişiydi&#8230;&#8221; Yezit ilk iş olarak Medine Valisi Velid&#8217;e bir mektup göndererek, derhal Hüseyin&#8217;i çağırıp Yezit&#8217;e biatını almasını, değilse kellesini emretti. Ancak Hüseyin buna boyun eğmedi ve kellesini almaya da cesaret edemediler. Mervan «Hüseyin&#8217;i bırakma, hapset; giderse bir daha ele geçmez; ya biat etsin, ya boynunu vurdur» sözleriyle Velid&#8217;e çıkışınca, Yezid ve yandaşlarının niyetleri iyice açığa çıkmış oldu. Hz. Hüseyin taraftarlarının kapının önünü tutmuş olmalarının anlaşılması sonucu kan dökülmesi önlenmiş oldu. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bu olaydan bir gün sonra, İmam Hüseyin büyüklerinin kabirlerini ziyaret ettikten, Haşimoğulları&#8217;na ve Basralılar&#8217;a birer mektup yazdıktan sonra Kûfe&#8217;ye gitmek üzere harekete geçti. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Haşimoğulları&#8217;na, yani akrabalarına yazdığı mektupda &#8220;Kendileriyle gelenlerin şehid olacaklarını, kendilerine uymayıp kalanların da bir fethe, bir huzura erişemeyeceklerini&#8221; bildirdi. Basralılar&#8217;a hitaben yazdığı mektubunda ise, karşı karşıya bulunulan durumu ve hareketinin gerekçelerini anlatıyordu. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Mekke&#8217;de kalması ve olmazsa Yemen&#8217;e gitmesi gibi önerilere iltifat etmeden, kendisine mektup yazıp dâvet eden Kûfeliler&#8217;e daha önce söz verdiğini, bu nedenle oraya gideceğini bildirdi. Bu yüzden gerekli hazırlıkların yapılması amacıyla Amcası Akil&#8217;in oğlu Müslüm&#8217;ü önden gönderdi. Yezid, bu sırada Kûfe&#8217;ye Ziyad&#8217;ın oğlu Abdullah´ı Vali tayin etmişti. Sonunda Müslüm&#8217;ün Kûfe&#8217;de olduğunu öğrenen Abdullah bin Ziyad, Kûfeliler&#8217;in ihanetinden de yararlanarak onu ve çocuklarını bazı yandaşlarıyla birlikte katletti. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Denilir ki İmam, bu acı haberi ve Küfeliler&#8217;in ihanetini Kerbela yolundayken öğrenir ve şöyle söyler:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Dünya güzel gelse de, iyi saysan onu sen,<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Allah&#8217;ın sevap yurdu daha güzel, bir bilsen,<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bırakılmak içindir toplanan bütün mallar;<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Öyleyse neden düşkün mallara insan, neden? <br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Değil mi ki bedenler ölüm için çatılmış<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Daha üstün elbette Allah yolunda ölmen, kılıçla öldürülmen<br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Allah esenlik versin ey Ahmed soyu size<br /> Görüyorum yakında ayrılacağım sizden.</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kerbelâ; Bağdat`ın 90 km kadar güneybatısına düşen, Fırat`ın sağ kıyısından 25 km uzaklıkta, Irak sınırları içinde, çöl sayılan bir yörenin adıdır. Aleviler buradan bahsederken &quot;Kerb-ü belâ&quot;, &quot;Gelbelâ&quot; gibi duydukları acıyı dile getiren deyimler de kullanırlar. Kerbelâ olayının meydana geldiği zaman bir çölden ibaret olan burası Osmanlılar zamanında bir şehir halini almıştır. Kerbelâ, İslam tarihinde Hz. Hüseyin, ailesi, akrabaları ve dostlarının, Muaviye oğlu Yezit tarafından burada ablukaya alınıp katledilmeleriyle bilinen bir yerdir.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Tarih, Hicret&#8217;in 61. yılı Muharrem ayının onuncu gecesini, yani 10 Ekim 680&#8217;i<img src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/kerbelaimam_huseyin_yezidin_ordusuna_sesleniyor_hadika_bl.jpg" border="0" alt="kerbelaimam_huseyin_yezidin_ordusuna_sesleniyor_hadika_bl.jpg" title="kerbelaimam_huseyin_yezidin_ordusuna_sesleniyor_hadika_bl.jpg" hspace="5" vspace="5" width="200" height="286" align="right" /> gösteriyordu. Kerbela denilen yere ulaşmışlardı. Karşılarında ilkin 20 bin, daha sonra sayısı 30 bine çıkarılan kocaman bir ordu vardı. İmam Hüseyin&#8217;in karargâhında korku ve hüzün havasından çok âdeta bir bayram havası vardı. Herkes son savaşını en kusursuz biçimde ve kahramanca başarmak için hazırlık yapmaktaydı. Savaş düzenine girmekten başka çare kalmamıştı. Hüseyin sağ koluna Kayn oğlu Züheyr&#8217;i, sol tarafına da Habib&#8217;i memur etmişti. Sancaksa Eb&#8217;ül Fazl Abbâs&#8217;ın elindeydi. İlkin İmam Hüseyin öne çıkıp kendisini tanıttı ve herhangi bir kusuru bulunmadığını yineledi. Düşmansa &#8221;Yezid&#8217;e biat etmedikçe, bu sözlerin yararı yok&#8221; dedi ve Sa&#8217;doğlu, yayını gerip ilk oku Hz. Hüseyin&#8217;e atarak, savaşı başlatmış oldu.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Evet, savaş başlamıştı. Hurri Riyahi, Yezid ordusunda yeraldığı için çoktan pişman olmuştu. Yanında oğlu, kardeşi ve kölesi olduğu halde, Yezid ordusundan ayrılarak, at sürüp İmam&#8217;ın huzuruna geldiler. &#8221;Mahçubum. İlk karşı duran bendim, izin verin ilk ölen de ben olayım!&#8221; dedi. Kahramanca dövüştükten sonra ilkin Hurr ve ardından da kardeşi, oğlu ve kölesi şehid oldular.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bunları Avsece oğlu Müslüm, Muzahir oğlu Habib, Ebû-Veheb Abdullah ve annesi, Ebu Sumame, Habib, İmam Hüseyin oğlu Ali Ekber, İmam Hasan oğlu Kasım ve bir kardeşi, Ebül Fazl Abbas, İmam Hüseyin oğlu henüz altı aylık olan Asgar gibi onlarcası peşpeşe sehid oldular&#8230;<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Zeynel Abidin 24 yaşlarında ve hastaydı. Meydana girip savaşmak istedi, ama İmam Hüseyin izin vermedi. Soyunun, Ehl-i Beyt soyunun yürümesi için onun yaşamasının gerekli olduğunu bildirdi.<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><img src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/kerbelahurrun_sehid_olmasi_hadika_bl.jpg" border="0" alt="kerbelahurrun_sehid_olmasi_hadika_bl.jpg" title="kerbelahurrun_sehid_olmasi_hadika_bl.jpg" hspace="5" vspace="5" width="200" height="327" align="left" />Sıra İmam Hüseyin&#8217;e geldiğinde, artık geride erkek kalmamıştı. Kahramanca dövüştü ve sonunda ordunun dört koldan saldırması sonucu şehid oldu. Kimse başını kesmeye cesaret edemedi. Ancak Şimr koşup, oniki kılıç darbesiyle başını kesti.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Toplam 72 kişi şehit olmuştu.</span> </p>
<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Hz. Hüseyin&#8217;in başı ve diğer başlar ile esirler ise Şam&#8217;a, Yezit&#8217;e gönderildi.<br /> </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Evet, Şah Hüseyn-i Kerbela&#8217;nın çok güzel belirttikleri gibi, &#8220;suret aleminde&#8221; yani görünürde 72 kişi, 30 bin kişilik bir zulüm ordusuyla kahramanca dövüşmüş ve fakat yine &#8220;bu alemde&#8221; yenilmişti. Ne var ki söz konusu Emevi ordusu ve önderi Yezit; insanlık vicdanında ve mana aleminde &#8220;lanet&#8221; damgasını yemiş, İmam Hüseyin ve yandaşları karşısında tarih boyunca yenilmişti. İnsanoğlunun nefretle yükselttiği &#8221;lanet Yezid&#8217;e!&#8221; sesleri arasında sayısız kereler kahrolmuştu. Dahası işlediği bu insanlık ayıbının utancıyla, belleklerden silinmeyen bir kötülüğün, insanlık tarihi boyunca işlenebilecek kötülüklerin sembolü olarak anılacak ve daha nice bin yıllar &#8221;lanet&#8221;e müstehak görülmeye devam edecektir.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Muharrem Mâtemi Erkânı:</strong></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Daha önce belirtildiği gibi, Kurban Bayramı&#8217;nın ilk gününden başlayarak 20 gün sayıldıktan sonra, yirminci günün akşamı, yer yer farklı olmakla birlikte şu &#8220;niyet tercümanı&#8221; okunarak niyet edilir:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Er Hak- Muhammed-Ali âşkına, İmâm Hüseyin Efendimiz&#8217;in susuzluk orucu niyetine, Kerbelâ&#8217;da şehid olanların tertemiz ruhlarına, Fâtıma-tüz Zehra&#8217;nın şefaatına, Oniki İmamlar, Ondört Masum-u Pakların şevkına!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Onyedi Kemerbestler&#8217;in hürmetine; hazır, gaip ve gerçek erenlerin himmetleri üzerimizde hazır ve nazır ola. Yuf münkire, lanet Yezid&#8217;e, rahmet mümine!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Gerçek erenler demine, dost erenler hü!<br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Sekkahüm ya Hüseyin!<br /> Allah eyvallah hü dost!&#8221;</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Alevi toplumunda, oniki gün süresince, Hz. Hüseyin&#8217;i ve Kerbelâ şehidlerini anma ve Yezid&#8217;e lânet okuma anlamında, hemen hemen her dakika değerlendirilebilir. Bu tümüyle kişinin kendisine ve ona uygun düşen koşullara bağlıdır. Bunu belirli sözlerle sınırlamanın olanağı yok.</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">İftar zamanı saat ve dakika ile belirlenmiş değil, bu genellikle akşamın geç dakikalarına tekabül eder. Gecenin onikisinden önce ve aşırı derecede doymamak üzere, sadece bir kez yenir, tâ ertesi gün aynı zamana kadar<strong>.</strong> Buna <strong>&#8220;iftar&#8221; değil &#8220;ağız mühürü&#8221;</strong> olarak adlandırılır. </span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Ağız mühürünü bozmak ya da iftar için genellikle şu tercüman okunur:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">İmam Hüseyin&#8217;e, onun soyuna ve dostlarına selâm olsun! Yezide, soyuna ve yandaşlarına sed hezaran (yüz bin kere) lanet olsun! <br /> Hak matem oruçlarımızı kabul eylesin. Gerçeğe Hü!&#8221;</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Yasın bitiminde, Aşure kazanının başında okunacak dua şöyledir:</span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Bârekallah, şehidler Şâhı İmam Hüseyin Efendimiz&#8217;in ve Kerbelâ şehidlerinin yüce ruhlarının şâd olması için bârekallah! <br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Cümle erenlerin ruhları için bârekallah! <br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Kurbanlarımızın kabülü için bârekallah!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Âhirete göçenlerimiz ve yaşamakta olanlarımız için bârekallah! <br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket vermesi için bârekallah! <br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Muhammed Mustafa, Ali el-Murtaza, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli hakkı için barekallah!<br /> Gerçeğe Hü!&#8221;</span></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times"><strong>Aşure yendikten sonra da şu dua okunur:</strong></span> </p>
<p align="justify"> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">&#8220;B-ism-i Şâh, Allah Allah!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Allah-Muhammed ya Ali!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Oniki İmam Efendilerimiz&#8217;in ruh-u revanları şad-ü handan ola!<br /> </span><span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Münkir-münafıklar mat ola!<br /> </span><span style="font-family: times new roman,times"><span style="font-size: 12pt">Müminler şad ola!<br /> Cümlemize Hak&#8217;dan hayırlı kısmetlerin verilmesi için Nur-u Nebi, kerem-i Ali, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli demine Hü!</span></span> </p>
<p> <span style="font-size: 12pt; font-family: times new roman,times">Matem süresince, Matem&#8217;le ilgili bilgilendirme yapılır, kitaplar okunur ve dualar edilir.</span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/muharrem-matemy-ve-matem-orucu-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Ghadirkhum Olayı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/ghadirkhum-olayy/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/ghadirkhum-olayy/#respond</comments>
				<pubDate>Sun, 09 Dec 2007 13:37:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GHADİRKUM BAYRAMI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/ghadirkhum-olayy/</guid>
				<description><![CDATA[&#8220;ĞADİR HUMM&#8221; GER&#199;EĞİ Enis EMİR Esirgeyen ve bağışlayan y&#252;ce mevlamız Allah&#8217;ın adıyla başlamak istiyorum. İslam tarihinde &#246;nemliliği hi&#231; ş&#252;phesiz olan Ğadir Humm olayı, ana kaynaklarda geniş bir şrkilde rivayet edilmiştir. Şia ve s&#252;nni ana kaynaklarında bu olayla ilgili haberler farklı olsa da, olayın &#246;nemine işaret eden haberler ise , iki taraftan ihmal edilmemiştir. Ğadir Humm ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<div align="center"> <b> &ldquo;ĞADİR HUMM&rdquo; GER&Ccedil;EĞİ</b> </div>
<div align="left"> Enis EMİR </div>
<p> Esirgeyen ve bağışlayan y&uuml;ce mevlamız Allah&rsquo;ın adıyla başlamak istiyorum.</p>
<p> İslam tarihinde &ouml;nemliliği hi&ccedil; ş&uuml;phesiz olan Ğadir Humm olayı, ana kaynaklarda geniş bir şrkilde rivayet edilmiştir.<br /> Şia ve s&uuml;nni ana kaynaklarında bu olayla ilgili haberler farklı olsa da, olayın &ouml;nemine işaret eden haberler ise , iki taraftan ihmal edilmemiştir.<br /> Ğadir Humm olayını s&uuml;nni ana kaynaklardan aktarmak istiyorum.Ehli Beyt imamlarına dayalı olan rivayetlerde Ğadir Humm olayı, ş&uuml;phe bırakmıyacak şekilde g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar aktarılmıştır.<br /> Ğadir Humm hadisini, rivayetlerin ortaklaşa aktardıkları noktalarıyla sunmak istiyorum.<br /> Hicretin 10. yılında Peygamber efendimiz hz.Muhammed, (Allah&rsquo;ın hayır duası ve selamı onun ve Ehli Beytinin &uuml;zerine olsun), onun getirdiği dine, yola inanmış olan insanların Hac&rsquo;ca katılmalarını sağlamak amacıyla etrafa haber yollamıştı.<br /> Bu &ccedil;ağrısına onbinlerce insan icabet etmişti.Peygamber efendimiz bu hac cağrısının insanları bir araya getireceğini ve kuşkuyu ortada kaldıracak bir ortam sağlıyacağını biliyordu.<br /> Onbinlerce insanla beraber,Medine&rsquo;den Mekke&rsquo;ye doğru yola &ccedil;ıkar.<br /> Mekke&rsquo;ye vardıklarında insanlara Haccın nasıl eda edileceğini ve gerceğini &ouml;ğretir.Daha sonra Arafat&rsquo;ta insanlara hitab eder ve vasiyetlerde bulunur.Haccın bitiminden sonra,<br /> Mekke&rsquo;den Medine&rsquo;ye doğru geri d&ouml;nerken, Cuhfe nahiyesinde Ğadir Humm olarak bilinen bir g&ouml;l&uuml;n etrafına varılır.Bu esnada Cebrail aleyhisselam, Peygamber efendimize gelip, şu ayeti okudu : &ldquo;Ey Rasul (el&ccedil;i) ! Sana Allah tarafından indirileni bildir ! Şayet bunu yerine getirmezsen , Allah&rsquo;ın el&ccedil;iliğini ifa etmemiş olursun ! Allah, sana zarar vermemeleri i&ccedil;in, seni (inanmayan) insanların şerrinden koruyacaktır.Allah, Kafir olan topluluğa,(yapmak istedikleri k&ouml;t&uuml;l&uuml;k i&ccedil;in) rehber olmaz.&rdquo; (Maide suresi: 67) (1*)<br /> Peygamber efendimiz, bu ayetin neden indiğini iyi biliyordu.Fakat beraberinde bulunan insanların i&ccedil;inde &ccedil;ok sayıda m&uuml;nafıkların ve kafirlerin (inkarcıların) bulunduğunu da &ccedil;ok iyi biliyordu.Ayet, bu teredd&uuml;t&uuml; bertaraf etmek i&ccedil;in a&ccedil;ık bir beyan getirmştir.Allah, Peygamberini hazır olan insanların ve aralarında bulunan kafirlerin şerrinden koruyacağını beyan etmişti. <br /> Peygamber efendimiz geride kalan insanların yetişmesi ve &ouml;nde giden insanların geri d&ouml;nmesi i&ccedil;in haber yolladı.<br /> G&ouml;l&uuml;n etrafında bulunan ağa&ccedil;ların altına kendisi i&ccedil;in yer yapılmasını emretti.Ağa&ccedil;ların altı s&uuml;p&uuml;r&uuml;ld&uuml; ve harkes yerini aldı.<br /> Vakit &ouml;ğleye doğruydu.Sıcaklıktan insanlar elbiselerinin bir kısmını başlarına ve bir kısmını kavurucu toprağın sıcaklığından korunmak i&ccedil;in altlarına sermişlerdi. (2*)<br /> Hazır olan insanlarla&nbsp; topluca ibadeti yerine getirdikten sonra, onun i&ccedil;in orta bir yerde, g&ouml;lgeliğin altında&nbsp; deve semerlerinden yapılan y&uuml;ksekliğe &ccedil;ıktı. (3*)<br /> En y&uuml;ksek sessiyle insanlara ş&ouml;yle hitab etti :<br /> &ldquo; Allah&rsquo;ı hamd eder , O&rsquo;na sığınır , O&rsquo;na inanır ve O&rsquo;na tevekk&uuml;l ederiz.Ve Allah&rsquo;a, nefsimizin şerrinden ve k&ouml;t&uuml; işlerimizden sığınırız.O&rsquo;na ki, sapıklığa gidene rehber olmaz ve doğru yolda olanı da yolundan &ccedil;ıkarmaz.<br /> Allah&rsquo;tan başka bir İlah olmadığına ve Muhammed&rsquo;in de O&rsquo;nun kulu ve el&ccedil;isi olduğuna tanıklık ederim.<br /> Ey insanlar ! Latif ve her şeyden haberdar olan Allah, her peygamberin ondan &ouml;nceki&nbsp; peygamberin &ouml;mr&uuml;n&uuml;n ancak yarısı kadar yaşıyacağını bana haber etti.<br /> Allah&rsquo;ın katına davet edildiğimde ş&uuml;phesiz olarak icabet edeceğim ve aranızdan ayrılacağım.Ben sorumluyum sizde sorumlusunuz, bu hususta ne diyeceksiniz ?&rdquo;<br /> &nbsp; Hazır olanlar dediler ki : &ldquo; Tanık oluruz ki sen, bildirdin, nasihat ettin ve gereken m&uuml;cadeleyi yaptın.Buna karşılık Allah sana hayırla m&uuml;kafatını versin.&rdquo;<br /> Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz s&ouml;zlerine ş&ouml;yle devam etti:<br /> &ldquo;Allah&rsquo;tan başka bir İlah olmadığına ; Muhammed&rsquo;in de O&rsquo;nun el&ccedil;isi olduğuna ; O&rsquo;nun cennetinin ve cehenneminin hak olduğuna ; &ouml;l&uuml;m&uuml;n hak olduğuna ; kıyamet vaktinin hi&ccedil; ş&uuml;phesiz geleceğine ve kabirde olanların hepsini Allah&rsquo;ın bir daha dirilteceğine dair şahitlik etmezmisiniz ?&rdquo;<br /> Hazır olanlar dediler ki : &ldquo;Evet, hepsine şahitlik ediyoruz.&rdquo;<br /> Peygamber efendimiz ş&ouml;yle devam buyurdu : &ldquo; Ey Allah&rsquo;ım ! Şahit ol ! Ey insanlar, beni duyuyormusunuz ?&rdquo;<br /> Hazır olanlar dediler ki : &ldquo; Evet, seni duyuyoruz.&rdquo;<br /> Bunun &uuml;zerine ş&ouml;yle buyurdu : &ldquo;Ben sizden &ouml;nce Kevser havuzu başı ucunda olacağım.Sizlerde oraya varacaksınız.O havuzun genişliği San&rsquo;a (Yemen de bir şehir) ve Busra (Suriye de, Şam civarındaki yer) mesafesi kadardır.Etrafında, yıldızların sayısı kadar g&uuml;m&uuml;şten kadehler vardır.Bakayım iki ağır emanetime karşılık nasıl amel edeceksiniz ?&rdquo; <br /> Peygamber efendimiz bu iki ağır emaneti zikrettiğinde bir kişi ş&ouml;yle nida etti : &ldquo;Ey Allah&rsquo;ın el&ccedil;isi ! Zikrettiğin iki ağır emanet nedir ?&rdquo;<br /> Peygamber efendimiz buyurdu ki : &ldquo; Daha b&uuml;y&uuml;k olan emanet Allah&rsquo;ın kitabıdır.Bir tarafı Allah&rsquo;ın elinde ve &ouml;b&uuml;r tarafı da sizin elinizdedir.Ona tutunun ve sapıklığa uğramayın ! İkincisi ve k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml; olan ise z&uuml;rriyetim olan akrabamdır (Ehl-i Beytim dir).Latif ve herşeyden haberdar olan (Allah) bana bildirdiki , ikisi kevser havuzuna varıncaya kadar asla birbirinden ayrılmıyacaklar.Onların b&ouml;yle olmasını kendim Allah&rsquo;tan istedim.Sakın ikisinin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;meyiniz aksi takdirde helak olursunuz (yok olup gidersiniz) ; sakın ikisinin hakkında kusurda bulunmayın yoksa helak olursunuz !&rdquo;<br /> &nbsp;Bunun &uuml;zerine yanında bulunan hz.Ali&rsquo;nin elinden tutarak o kadar havaya kaldırdı ki, ikisinin koltukaltları g&ouml;r&uuml;nd&uuml; ve b&uuml;t&uuml;n toplum onu tanıdı.Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz ş&ouml;yle buyurdu : &ldquo;Ey insanlar ! M&uuml;minlerin &uuml;zerine kendi nefislerinden ziyade kim tasarruf sahibidir ?&rdquo; Hazır olanlar ş&ouml;yle dediler: &ldquo;Allah ve el&ccedil;isi bunu daha iyi bilirler.&rdquo; Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz ş&ouml;yle devam buyurdu: &ldquo;Allah benim (&uuml;zerimde tasarruf sahibi olan) mevlamdır.Ben de m&uuml;minler &uuml;zerinde tasarruf sahibi olduğum gibi, onlara nefislerinden daha evlayım.Ben kimin (&uuml;zerinde tasarruf sahibi) mevlası isem, Ali&rsquo;de onun &uuml;zerine mevlasıdır (tasarruf sahibidir)!!!&rdquo; <br /> Bunu &uuml;&ccedil; kere tekrarladı.(Hanbeli mezhebinin imamı Ahmed ibin Hanbel&rsquo;in aktardığı haberde 4 kere tekrarlandığı zikredilmiş.) Daha sonra Peygamber efendimiz ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Ey Allah&rsquo;ım ! Ali&rsquo;yi tasarruf sahibi kabul edenleri Sen de kabul et ; ve onu (Ali&rsquo;yi) &uuml;zerinde tasarruf sahibi olduğunu&nbsp; inkar edip d&uuml;şmanlık edene Sen de d&uuml;şman ol !!! Ali&rsquo;yi seveni Sen de sev ve onu buğz edeni Sen de buğzet !!! Ali&rsquo;ye destek olana Sen de destek&ccedil;i ol ve Ali nerede olursa hakkı onunla beraber kıl !!! Hazır olanlar hazır olmayanlara bu s&ouml;ylediklerimi tebliğ etsinler !!!&rdquo;&nbsp; (4*)<br /> Peygamber efendimizin s&ouml;zleri bittiğinde ve halk daha dağılmadan Cebrail aleyhisselam şu vahiy ile indi : &ldquo; &#8230;Bug&uuml;n size dininizi ikmal ettim, &uuml;zerinize nimetimi tamamladım ve sizin i&ccedil;in din olarak İslam&rsquo;ı uygun buldum&#8230;&rdquo; (5*) (Maide suresi : 3. ayet)<br /> Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Dinin ikmali, nimetin tamamlanması, Rabbimin benim el&ccedil;iliğime razı olması ve Ali&rsquo;nin benden sonra velayet sahibi (otorite sahibi) olmasına karşı Allah&rsquo;ın y&uuml;celiğine ş&uuml;k&uuml;rler olsun !!!&rdquo; (6*)<br /> Bunu duyan sahabe, başta Ebu Bekr ve &Ouml;mer olmak &uuml;zere, hz.Ali&rsquo;yi tebrik ederek ş&ouml;yle dediler: <br /> &ldquo; Sana kutlu olsun ey Ebu Talib&rsquo;in oğlu ! Bug&uuml;n bizim ve kadın- erkek b&uuml;t&uuml;n iman edenlerin mevlası (tasarruf sahibi) oldun !!!&rdquo; (7*)<br /> Sahabeden Hassan ibin Sabit, Peygamber efendimizin huzuruna gelerek ş&ouml;yle dedi :<br /> &nbsp;&ldquo; Ey Allah&rsquo;ın el&ccedil;isi ! M&uuml;saade edersen Ali hakkında s&ouml;ylemek istediğim beyitleri sana dinlendireyim.&rdquo; Peygamber efendimiz ş&ouml;yle buyurdu : &ldquo;Allah&rsquo;ın bereketi &uuml;zere s&ouml;yle !&rdquo;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br /> Bunun &uuml;zerine Hassan ş&ouml;yle s&ouml;yler :<br /> &ldquo;Humm yerinde Ğadir g&uuml;n&uuml;nde Peygamberleri onlara nida etti&#8230;.<br /> &#8230;..<br /> ve ona : kalk ey Ali ! Seni benden sonra imam ve doğru yola sevk eden kıldım, dedi &#8230;.<br /> (8*)<br /> Peygamber efendimiz gereken biati hz.Ali i&ccedil;in aldıktan sonra sahabeleri ile Medine&rsquo;ye doğru yol almaya devam eder.Peygamber efendimiz Medine&rsquo;ye vardıktan sonra, Ğadir Humm olayını duyan Haris ibin Nu&rsquo;man el-Fehriy, Peygamber efendimizin huzuruna gelip ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Ey Muhammed ! Allah tarafından bizlere ; Allah&rsquo;tan başka bir İlah olmadığına ve senin de O&rsquo;nun el&ccedil;isi olduğuna tanıklık etmemeizi emrettin, biz de bu emrini kabul ettik.Beş vakit ibadet etmemizi emrettin, bunuda kabul ettik.Zekat vermemizi emrettin, kabul ettik.Oruc tutmamızı emrettin, kabul ettik.Hac etmemeizi emrettin, bunu da kabul ettik.B&uuml;t&uuml;n bu emrettiklerinle yetinmeyip, amcanın oğlu Ali&rsquo;nin elinden tutup, onu bizim &uuml;zerimizde &uuml;st&uuml;n kılarak : Ben kimin mevlası isem Ali onun mevlasıdır, demişsin !? Ali hakkında s&ouml;ylediğin senden mi yoksa Allah tarafından mı emredildi ?&rdquo; Peygamber efendimiz buyurdu ki : &ldquo;Ondan başka bir İlah olmayan Allah&rsquo;a yemin olsun ki, Ali hakkında s&ouml;ylediğim Allah tarafından bana emrolundu !!!&rdquo; Bunları duyan Haris ibin Nu&rsquo;man bineğine doğru giderek ş&ouml;yle dedi : &ldquo;Ey Allah&rsquo;ım ! Muhammed&rsquo;in dediği doğru ise, g&ouml;kten &uuml;zerimize taş yağdır veya acı bir azap ile bizi cezalandır!!!&rdquo; Haris s&ouml;zlerini bitirdikten sonra bineğine varmadan g&ouml;kten başına d&uuml;şen taşla yerinde &ouml;l&uuml;r.Bu olaydan hemen sonra vahiy iner : &ldquo;Birisi, y&uuml;ksek dereceler sahibi olan Allah tarafından, inkarcılara gelip &ccedil;atacak ve hi&ccedil; kimsenin savamıyacağı azabı istedi.&rdquo; (Me&rsquo;aric suresi : 1-3) (9*)<br /> Muhtasar olarak Ğadir Humm ger&ccedil;eğinin akışını en muteber s&uuml;nni kaynaklarının ortaklaşa haberlerinden aktardım.<br /> Ge&ccedil;en Ğadir bayramı b&uuml;t&uuml;n seven ve inanan insanlara kutlu olsun.</p>
<p> Allah&rsquo;ın rahmetine muhtac kulu</p>
<p> Augsburg, Almanya<br /> 01.02.2006</p>
<p> KAYNAK&Ccedil;A</p>
<p> (1*)<br /> 1.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Ca&rsquo;far Muhammed ibin Cerir et-Tabari ; &ldquo;Velayet&rdquo; adlı kitabında (S&uuml;nni ulemasından, vefatı 310 Hicri yılında.)<br /> 2.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız İbin Ebi Hatim Ebu Muhammed el-Hanzaliy el-Reziy ; Suyuti&rsquo;nin &ldquo;Durrel-Mensur&rdquo; adlı Tefsir kitabından naklen.Vefatı 327 Hicri yılında.<br /> 3.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Abdullah el-Mahamiliy ; &ldquo;Amaal&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 330 Hicri yılında.<br /> 4.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Bekr el-Farisi el-Şiraazi ; &ldquo;Ma nuzila min el-Kuran fi Emir el-mu&rsquo;minin&rdquo; adlı kitabından.Vefatı 408 ile 411 Hicri yılları arasında.<br /> 5.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız İbin Merduveyh.Suyuti&rsquo;nin &ldquo;D&uuml;rrel-Mensur&rdquo; adlı tefsirinden.Vefatı 416 Hicri yılında.<br /> 6.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu İshak el-Sa&rsquo;alabiy el-Niysaburi ; &ldquo;El-Keşf vel-Beyaan&rdquo; adlı tefsi kitabında.Vefatı 427 ile 437 Hicri yılları arasında.<br /> 7.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Nu&rsquo;aym el-Esbahaani ; &ldquo;Ma nuzila min el-Kuraan fi Ali&rdquo; adlı tefsir kitabında.Vefatı 430 Hicri yılında.<br /> 8.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebul-Hasan el-Vahidiy el-Niysaaburiy ; &ldquo;Esbaab el-Nuzul&rdquo; adlı tefsir kitabında.Vefatı 468 Hicri yılında.<br /> 9.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Sa&rsquo;id el-Sicistaaniy ; &ldquo;El-Velayatu&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 477 Hicri.<br /> 10.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız el-Haakim el-Hasikaniy Ebu el-Kaasim ; &ldquo;Şevahid el-Tenzil&#8230;&rdquo; adlı tefsir kitabında.Vefatı 490 Hicri yılından sonra.<br /> 11.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Kaasem İbin &lsquo;Asakir el-Şafi&rsquo;i ; Suyuti&rsquo;nin &ldquo;Durrel-Mensur&rdquo; adlı tefsir kitabında naklen.Vefatı 571 Hicri.<br /> 12.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebul-Feth Muhammed ibin Ali ibin İbrahim el-Natanziyu ; &ldquo;Hasais el-&lsquo;Alaviya&rdquo; adlı kitabında.Doğumu 480 Hicri. <br /> 13.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Abdullah Fahruddin el-Raziyu el-Şafi&rsquo;i ; &ldquo;Tefsir el-Kebir&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 606 Hicri.<br /> 14.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Celaleddin el-Suyuti el-Şafi&rsquo;i ; &ldquo;Durrel-Mensur&rdquo; adlı tefsir kitabında.Vefatı 911 Hicri.<br /> S&uuml;nni ulemasından daha 16 muteber alim olayı kitaplarında zikretmişlerdir.</p>
<p> (2*) ve (3*)<br /> 1.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kadı Ebi Bekr el-Baaklaniyu el-Basri ; &ldquo;El-Temhid&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 403 Hicri.<br /> 2.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kadı Abdurrahman el-İyciy el-Şafi&rsquo;i ;&nbsp; &ldquo;El-Mavaakif&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 756 Hicri.<br /> 3.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Seyyid Şerif el-Curcaani ; &ldquo;Şerh el-Mavaakif&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 816 hicri.<br /> 4.&nbsp;&nbsp;&nbsp; El-Baydaviy ; &ldquo;Tuvaali&rsquo; el-Envaar&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 685 Hicri.<br /> 5.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şemseddin el-Esfahaani ; &ldquo;Metaali&rsquo; el-Enzaar&rdquo; adlı kitabına.Vefatı ?.<br /> 6.&nbsp;&nbsp;&nbsp; El-Teftazaaniy ; &ldquo;Şerh el-Makaasid&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 792 Hicri.<br /> 7.&nbsp;&nbsp;&nbsp; &lsquo;Alaeddin el-Kuşci ; &ldquo;Şerh el-Tecrid&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 879 Hicri.<br /> 8.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ali ibin Ebi Bekr ibin Suleymaan el-Heysemiy ; &ldquo;Mecma&rsquo;uz-Zevaaid&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 807 Hicri.</p>
<p> &nbsp;(4*)<br /> 1.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Abdullah Muhammed ibin İdris el-Şafi&rsquo;i, Şfi&rsquo;i mezhebinin imamı.İbn-ul Esir&rsquo;in &ldquo;El-Nihaye&rdquo; adlı kitabında nakledilmiş.Vefatı 204 Hicri.<br /> 2.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Sa&rsquo;id ibin Mansur ibin Şu&rsquo;be el-Nesei ; &ldquo;Sunen&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 227 Hicri.<br /> 3.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Yahya ibin &lsquo;Abdelhamiyd el-Himmaani ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 228 Hicri.<br /> 4.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız ibin Raahuveyh İshaak ibin İbraahim el-Hanzaliy el-Meruziy ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 237 Hicri.<br /> 5.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız &lsquo;Usmaan (Osman) ibin Muhammed ibin Ebi Şeybe el-&lsquo;Absi ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 239 Hicri.<br /> 6.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Abdullah Ahmed ibin Hanbel el-Şeybeni , Hanbeli mezhebinin imamı ; &ldquo;Musned&rdquo; ve &ldquo;Menaakib&rdquo; adlı hadis kitaplarında.Vefatı 241 Hicri.<br /> 7.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Abdullah Muhammed ibin İsmaail el-Buhari ; &ldquo;Tarih el-Kebir&rdquo; adlı hadis bilgisi kitabında.Vefatı 256.<br /> 8.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ahmed ibin Mansur ibin Syyaar Ebu Bekr el-Bağdadi ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında. Vefatı 265 Hicri.<br /> 9.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Muhammed ibin Yezid el-Kazvini Ebu Abdullah İbin Maace ; &ldquo;Sunen&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 273 Hicri.<br /> 10.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ahmed ibin Haazem el-Ğaffari ibin &lsquo;Uzeyze ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 276 Hicri.<br /> 11.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Muhammed ibin İsa Ebu İsa el-Termizi ; &ldquo;Sahih&rdquo; (&ldquo;Sunen&rdquo;) adlı hadis kitabında.Vefatı 279 Hicri.<br /> 12.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ahmed ibin Yahya el-Balazuri , &ldquo;Ensaab-ul Eşraaf&rdquo; adlı tarih kitabında.Vefatı 279 Hicr.<br /> 13.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız İbraahim ibin Huseyn el-Kesei el-Hamadaniy Ebu İshak ibin Diyziyl ; &ldquo;Sıffin&rdquo; adlı tarih kitabında.Vefatı 281 Hicri.<br /> 14.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ahmed ibin &lsquo;Amr Ebu Bekr el-Bezzaar el-Basri ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 292 Hicri.<br /> 15.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız İbraahim ibin Abdullah ibin Muslim el-Kecci el-Basri ; &ldquo;Sunen&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 292 Hicri.<br /> 16.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Abdurrahmaan Ahmed ibin Şu&rsquo;ayb el-Nesei ; &ldquo;Sunen&rdquo; ve &ldquo;Hasais&rdquo; adlı hadis kitaplarında.Vefatı 303 Hicri.<br /> 17.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Hasan ibin Sufyan ibin &lsquo;Amir Ebul-&lsquo;Abbas el-Şeybani ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 303 Hicri.<br /> 18.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Ya&rsquo;la Ahmed ibin Ali el-Musuli ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 307 Hicri.<br /> 19.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Muhammed ibin Cerir el-Tabari Ebu Ca&rsquo;far (S&uuml;nni alimi) ; Ğadir Humm ile ilgili &ouml;zel tarih kitabında.Vefatı 310 Hicri.<br /> 20.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Muhammed ibin Cum&rsquo;a ibin Halef el-Kahistani Ebu Kureyş ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 313 Hicri.<br /> 21.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Abdullah ibin Muhammed el-Bağaviy Ebu Kasem ; &ldquo;Mu&rsquo;cem&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 331 Hicri.<br /> 22.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu el-&lsquo;Abbaas Ahmed ibin &lsquo;Ukde ; Ğadir hadisiyle ilgili &ouml;zel bir kitabında.Vefatı 333 Hicri.<br /> 23.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız el-Heysem ibin Kuleyb Ebu Sa&rsquo;iyd el-Şaaşiy ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 335 Hicri.<br /> 24.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Abdullah Muhammed ibin Ya&rsquo;kub İbin Yusuf el-Şeybaani ibin El-Ehrem ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 344 Hicri.<br /> 25.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Du&rsquo;lec ibin Ahmed ibin Du&rsquo;lec ibin &lsquo;Abdurrahman el-Sicistaani ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 341 Hicri.<br /> 26.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Bekr Muhammed ibin Hasan Muhammed el-Nakkaaş ; &ldquo;Şifaa el-Suduur&rdquo; adlı tefsir kitabında.Vefatı 351 Hicri.<br /> 27.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Hatim Muhammed ibin Hubbaan el-Temiymi el-Bustiy ; Muhibeddin el-Tabari&rsquo;nin &ldquo;Riyaad&rsquo;un-Nadara&rdquo; adlı tarih-hadis kitabından naklen.Vefatı 354 Hicri.<br /> 28.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Suleymaan ibin Ahmed ibin Eyub Ebu Kasem el-Tabarani ; &ldquo;Mu&rsquo;cem&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 360 hicri.<br /> 29.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ahmed ibin Ca&rsquo;far ibin Muhammed ibin Sulm Ebu Bekr el-Hanbeli ; &ldquo;Musned&rdquo; adlı hadis kitabında.Vefatı 365 Hicri.<br /> 30.&nbsp;&nbsp;&nbsp; El-Kadi Muhammed ibin el-Tayyib ibin Muhammed Ebu Bekr el-Baaklaniyyu ; &ldquo;El-Temhid&rdquo; adlı kelam bilgisini ihtiva eden kitabına.Vefatı 403 Hicri.<br /> 31.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Muhammed ibin Abdullah ibin Muhammed Ebu Abdullah el-Hakim el-Niysaaburiy ; &ldquo;El-Mustedrek&rdquo; adlı hadis kitabında.<br /> Daha onlarca en muteber kaynakları zikretmek m&uuml;mk&uuml;n&#8230;</p>
<p> (5*) ve (6*)<br /> 1.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Ca&rsquo;far Muhammed ibin Cerir el-Tabari (s&uuml;nni) ; &ldquo;Velayet&rdquo; Ğadir hadisi ile ilgili yazdığı &ouml;zel kitabında.Vefatı 310 Hicri.<br /> 2.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız ibin Merduveyh el-Esfahaani ; İbin-i Kesir&rsquo;in &ldquo;Tefsir&rdquo; kitabından naklen.Vefatı 410 Hicri.<br /> 3.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Nu&rsquo;aym el-Esbahaani ; &ldquo;Ma nuzila fil Kuraan fi Ali&rdquo; adlı tefsir kitabında.Vefatı 430 Hicri.<br /> 4.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Bekr el-Hatib el-Bağdadi ; &ldquo;Tarih Bağdaad&rdquo; adlı tarih kitabında.Vefatı 463 Hicri.<br /> 5.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Sa&rsquo;id el-Sicistaani ; &ldquo;Velayet&rdquo; adlı Ğadir hadis ile ilgili &ouml;zel kitabında.Vefatı 477 Hicri.<br /> 6.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Hasan el-Mağaziliy el-Şafi&rsquo;i ; &ldquo;Menakib&rdquo; adlı tarih-hadis kitabında.Vefatı 483 Hicri.<br /> 7.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Kaasem el-Haakim el-Hisakaniy ; &ldquo;Şevahid el-Tenzil&rdquo; adlı tefsir kitbında.Vefatı 490 Hicri sonrası.<br /> 8.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebul-Kaasem ibin &lsquo;Asakir el-Dimaşki el-Şafi&rsquo;i ; Suyuti&rsquo;nin &ldquo;Durrel-Mensur&rdquo; adlı tefsir kitabından naklen.Vefatı 571 Hicri.<br /> 9.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ahtab el-Hutaba el-Havarazmi ; &ldquo;Menakib&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 568 Hicri.<br /> 10.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebul-Feth el-Natanziy ; &ldquo;Hasais el-&lsquo;Alaviya&rdquo; adlı kitabında.Doğumu 480 Hicri.<br /> 11.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Muzaffar Sıbt ibin Cuvziy el-Hanafi el-Bağdaadi ; &ldquo;Tezkire&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 654 Hicri.<br /> 12.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şeyhul-İslam el-Hamviyni el-Hanefi ; &ldquo;Feraid el-Samatayn&rdquo; adlı menakib kitabında.Vefatı 722 Hicri.<br /> 13.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ğimededdin ibin Kesir el-Kureyşi el-Dimaşki el-Şafi&rsquo;i ; &ldquo;Tefsir&rdquo; kitabında.Vefatı 774 Hicri.<br /> 14.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Celaleddin el-Suyuti el-Şafi&rsquo;i ; &ldquo;Durrel-Mensur&rdquo; adlı tefsir kitabında.Vefatı 911 Hicri.<br /> &#8230;.</p>
<p> (7*) bunu (4*) işareti altında saydığım kaynakların &ccedil;oğunluğu zikretmişler.</p>
<p> (8*)<br /> 1.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Abdullah Merzabaani Muhammed ibin Gumraan el-Hurasani ; &ldquo;Merkaat el-Şu&rsquo;r&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 378<br /> 2.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafiz Abdelmelik ibin Ebi &lsquo;Usmaan el-Harguşi Ebu Sa&rsquo;d ; &ldquo;Şeref el-Mustafa&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 408 Hicri.<br /> 3.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Nu&rsquo;aym el-Esbahaani ; &ldquo;Ma nuzila minel-Kuraan fi Ali&rdquo; adlı tefsir kitabındaVefatı 430 Hicri.<br /> 4.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Sa&rsquo;id el-Sicistaani ; &ldquo;Velayet&rdquo; Ğadir hadisi ile ilgili yazdığı &ouml;zel kitabında.Vefatı 477 Hicri.<br /> 5.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ahtab el-Hutaba el-Havarazmi ; &ldquo;Menakib&rdquo; ve &ldquo;Maktel el-Sıbt el-Şehid&rdquo; adlı kitaplarında.Vefatı 568 Hicri.<br /> 6.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebul-Feth el-Natanziy ; &ldquo;Hasais el-&lsquo;Alaviya&rdquo; adlı kitabında.Doğumu 480 Hicri.<br /> 7.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu Abdullah Muhammed ibin Yusuf el-Kenci el-Şafi&rsquo;i ; &ldquo;Kifayet el-Taalib&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 658 Hicri.<br /> 8.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebul-Muzaffar Sıbt ibin Cevziy el-Hanefi ; &ldquo;Havassul-Eimme&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 654 Hicri.<br /> 9.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şeyhul-İslam Sadreddin el-Hammaviy ; &ldquo;Fereid el-Samatayn&rdquo; adlı kitabnda.Vefatı 722 Hicri.<br /> 10.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Cemaaledin Muhammed ibin Yusuf el-Zerendi el-Hanefi ; &ldquo;Nazmu Durer el-Samatayn&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 750 Hicri.<br /> 11.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şeyh Taaceddin ibin Mektum el-Hanefi ; &ldquo;Tezkire&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 749.<br /> 12.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Celaaleddin el-Suyuti ; &ldquo;El-İzdihaar fiyma &lsquo;akadahu el-Şu&rsquo;aara min-el Eş&rsquo;aar&rdquo; adlı risalesinde.Vefatı 911 Hicri.</p>
<p> (9*)<br /> 1.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Ebu &lsquo;Ubeyd el-Harevi ; &ldquo;Ğariyb el-Kuraan&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 223-4 Hicri.<br /> 2.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Bekr el-Nakkaaş el-Musuliy el-Bağdaadi ; &ldquo;Şifa el-Sudur&rdquo; adlı tefsir kitabında.Vefatı 351 Hicri.<br /> 3.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu İshaak el-Sa&rsquo;alabiy el-Niysaaburiy ; &ldquo;El-Keşfu vel-Beyan&rdquo; adlı tefsir kitabında.Vefatı 427-37 Hicri.<br /> 4.&nbsp;&nbsp;&nbsp; El-Haakim Ebu Kaasem el-Hasikaani ; &ldquo;Du&rsquo;aat el-Hudaat&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 490 Hicri sonrası.<br /> 5.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Bekr Yahya el-Kurtubi ; &ldquo;Tefsir&rdquo; kitabında.Vefatı 568 Hicri.<br /> 6.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şemseddin Ebul-Muzaffar Sıbt ibin Cevzi; &ldquo;Tezkire&rdquo; adlı kitabında.<br /> 7.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şeyh İbrahim ibin Abdullah el-Yemeniy el-Vassabiy el-Şafi&rsquo;i ; &ldquo;El-İktifa fi fadail el-Erba&rsquo;ati el-Hulafa&rdquo; adlı kitabında.<br /> 8.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şeyhul-İslaam el-Hammaviyni ; &ldquo;Fereid el-Samatayn&rdquo; adlı kitabında.<br /> 9.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şeyh Muhammed el-Rezendi el-Hanefi ; &ldquo;Me&rsquo;aaric el-Vusuul&rdquo; ve &ldquo;Nazmu Durer el-Samatayn&rdquo; kitaplarında.<br /> 10.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şehaabeddin Ahmed Devlet-aabaadi ; &ldquo;Hidaayet el-Su&rsquo;adaa&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 849 Hicri.<br /> 11.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nureddin ibin Sabbaağ&nbsp; el-Mekki el-Maaliki ; &ldquo;Fsuul el-Muhimme&rdquo; adlı kiabında.Vefatı 855 Hicri.<br /> 12.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Seyyid Nureddin el-Hasaniyu el-Semhudiy el-Şafi&rsquo;i ; &ldquo;Cevaahir el-&lsquo;Akdayn&rdquo; adlı kitabında.Vefatı 911 Hicri.<br /> 13.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Su&rsquo;uud el-&lsquo;Amaadi Muhammed ibin Muhammed el-Hanefi ; &ldquo;Tefsir&rdquo; . Vefatı 982 Hicri.<br /> &#8230;.<br /> Ve daha 16 muteber s&uuml;nni alimi bu olayı aktardığım gibi zikretmişlerdir.</p>
<p> B&uuml;t&uuml;n varlığın Rabbi olan Allah&rsquo;a hamd ve ş&uuml;k&uuml;rler olsun.</p>
<p> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/ghadirkhum-olayy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
