<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AYHAN AYDIN &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/yazarlar/ayhan-aydin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Feb 2016 23:52:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>GENÇLERE KALACAK MİRAS</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/genclere-kalacak-miras/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/genclere-kalacak-miras/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 16:40:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[AYHAN AYDIN]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[AYHAN AYDIN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/genclere-kalacak-myras/</guid>
				<description><![CDATA[Ayhan Aydın Gençler geleceğimiz, her şeyimiz. Dünyayı atalarımızdan değil gençlerden miras aldık. Onlara barış dolu, yeşili bol, hastalıklara çare bulunmuş; sanatta, bilimde, edebiyatta yepyeni ufuklara yol alacakları bir dünya bırakmak boynumuzun borcudur. Hangi dinden, dilden, renkten, cinsten olursa olsun, hangi yöreden, ülkeden, bölgeden olursa olsun Gençlerimize aynı huzur dolu havayı soluyacakları bir dünya bırakmak en ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ayhan Aydın</p>
<p> Gençler geleceğimiz, her şeyimiz.<br /> Dünyayı atalarımızdan değil gençlerden miras aldık. <br /> Onlara barış dolu, yeşili bol, hastalıklara çare bulunmuş; sanatta, bilimde, edebiyatta yepyeni ufuklara yol alacakları bir dünya bırakmak boynumuzun borcudur.<br /> Hangi dinden, dilden, renkten, cinsten olursa olsun, hangi yöreden, ülkeden, bölgeden olursa olsun Gençlerimize aynı huzur dolu havayı soluyacakları bir dünya bırakmak en büyük ödevimizdir.<br /> Düşünce okyanuslarında dünyanın her renginin canlanacağı, açlığın kalmadığı, herkesin birbirini dost, kardeş bilecekleri bir dünyayı hazırlamak bizim birinci görevimizdir. <br /> Onlar delikanlılar, heyecanlılar&#8230; <br /> Onlar aşk yüklüler, büyülü bir atmosferde yaşayanlar&#8230;<br /> Onlar duygulular, sabırsızlıklar, meraklılar&#8230;<br /> Onlar uzay çağındalar, bilgisayarın dünyasındalar&#8230;<br /> Bizim görevimiz onlara yaşanır bir dünya bırakabilmek&#8230; Onların işlerini, aşlarını kolay edinecekleri ortamları hazırlamak, tertemiz yollardan yürümelerini sağlamak bizim hedeflerimizdir&#8230;<br /> Bugün ülkemizde bir sömürü düzeni devam etmektedir, dünyanın dört bir yanında olduğu gibi. Talan edilen bir gençlikle, umutları tüketilmiş gençlerle, çocuklarla karşı karşıyayız. Hayalleri çalınan, küçükcük ellerinde umutsuzluk büyüyen gençlerimizin bin bir türlü sorunları var. Biz büyükler, ne çabuk da büyüdük, boy attık&#8230; Ne çabuk ta unuttuk o hülyalı günleri, yılları&#8230; Hemencecik gençlik çağından &#8220;kurtulduk&#8221;, kocaman adamlar oluverdik!.. Ana kucağının sıcaklığı, bir yare düşen gönül, geometride, mantıkda, tarihte sorulan soruları yanıtlamanın hazzı, Fransızca&#8217;yı öğrenmenin zorluğu, sınıfı geçme koşuşturmaları, kendisinin adam olduğunu ispatlama yarışları ne de çabuk gerilerde kaldı? Hani bıyıklarımız yeni terlemişti, haylaz gülüşlerimiz hiç  bitmesin, hiç akşam olmasın, yeni bir şiir ezberleyip gönül çalma gayretleri nerelerde?<br /> Kuşatılan bir gençlik var çağımızda&#8230; <br /> Çocukluğunu yaşamadan bir yarış atına döndürülen, duygularını yaşayamayan köleleştirilen gençlerimiz öfkeyle yüklüyorlar gemilerinin yelkenlerini. Cinayetler, intiharlar, gasplar, darplar, yaralamalar, aldatmalar, okulu bırakmalar, çocuk yaşta cinselliği sömürülenler&#8230; <br /> Ne oldu bu gençliğe, ne olacak bu çocukların hali?<br /> Doyuramadığımız gençlerimizi nasıl bir gelecek bekliyor? Ülkemiz ve dünya daha aydınlığa mı gidiyor, karanlığa mı gidiyor? <br /> Suları kirletilen, ormanları kesilen, tarihi eserleri tahrip edilen, kültür dokusu yok edilen, tarihi değerlerinden soyutlanan, yaşadığı toplumdan yalıtılmış, hayatın gerçeklerinden soyutlanmış bu genç kitleleri neyle avutacığız? Bunun korkusunu, paniğini yaşıyor muyuz? Yoksa her şeye boş vermiş bir halde gençlerin sorunlarını da mı bir kenara attık?<br /> Ya kendi kültürünün, inancının, yaşam anlayışının dışında farklı kültür ve inanç yapıları arasında sıkışıp kalan, kimlik bunalımlarında olan, yönünü çizmekte zorlanan gençlerin durumu ne olacak? Hangi kökenden gelirse gelsin, genç olmasından dolayı, tüm dünya gençliği gibi gençliğini yaşamak istediği halde bu haklardan koparılanlar ne haldedir?<br /> Ülkemiz için  söyleyecek olursak, devrimci-demokrat; özgürlükçü-laik; aydınlanmacı-bilimden yana; kültür-sanat-edebiyat harmanında savrulmak isteyen, tiyatroyla, sinemayla, kitapla, söyleşi ve sempozyumlarla bilgilenmek, iyi bir eğitim almada fırsat eşitliğini yaşamak isteyen gençlerin durumu ne olacak? Türkiye Cumhuriyeti Devleti neden bir türlü totaliter yapısından kurtulamaz, devleti yönetenler devlet içine yuvalanan faşist zihniyeti neden bir türlü yıkamazlar? Ülkemiz neden korkularla, baskılarla, darbelerle yönetilir, yıllarımız ellerimizden alınır? Gençlere neden mutlu olabilecekleri, geleceklerini güvenle kurabilecekleri bir yurt bırakılmaz, bırakılmak istenmez? Daha doğrusu yüzde onu geçmeyen mutlu bir azınlık ve onların gençleri her türlü imkan içinde yüzerken, ülkenin büyük bir bölümü açlığa, yokluğa terk edilir? Yıllar yılı neden bu kısır döngüden kurtulamayız?<br /> Gençlerimiz araştırıyor, soruyor, sorguluyorlar. Gençlerimiz okuyorlar, Avrupa kendi yaşıtlarının hangi okullarda hangi imkanlarla okuduklarını görüyorlar. Kendileri de en iyi olanaklar içinde okullarından mezun olup en iyi şartlarda iş kurmak, aile kurmak istiyolar. Bu onların en doğal haklarıyken, biz büyükler ve devleti yöneten &#8220;büyükler&#8221;, köşe başlarını tutanlar, fabrikalar kurup, tez zamanda ilerleyenler, İsviçre&#8217;den bile daha refah içinde yağda, balda yüzenler, dünyanın en lüks konutlarında oturanlar, en pahalı arabalarını kullananlar neden gençlerden bu imkanları saklarlar? Bu mudur adalet, bu mudur hak, hukuk?<br /> Ülkemizde gençlerimiz böyle de dünyanın geri kalanında çok mu farklı? Hayır oralarda da aynı sorunlar var. Ama ülkemizde travmatik sorunlar halen yakamızı bırakmıyor. Ülkede bir yobaz tayfası her zaman ola gelmiştir. Gelip karanlıklarıyla üstümüze çökenler, insanları kesenler, genç fidanları asanlar, insanları yakanlar bu ülkede yaşabiliyorlar.<br /> Bu ülkede kitap okumak suç gibi anlatıldı, kitaplar yasaklandı. Haklarını arayan gençlere işkenceler yapıldı. Özerk üniversite, parasız eğitim diyen öğrenciler coplandı, yerlerde sürüklendi, aylarca dört duvar arasına hapsedildi. Bizi yakıp yıkanlar, bize, gençlerimize kıyanlar, geleceğimiz bizden çalıp hoyratça üzerinde tepinenler bu ülkede ödüllendirildiler. Bizi faşist, gerici, karanlık kafalar mahfetti. Umutlarımızı tüketenler, çiçekleri ezenler, din sömürüsü yapanlar, menfatleri peşinde koşanlar bu ülkenin gerçek düşmanları, gerçek katilleridir. <br /> Gençlerimize kimse dokunmasın, onları kimse yönlendirmesin, kendi siyasi görüşleri doğrultusunda onları şekillendirmesin. İsteyen genç istediği gibi yaşasın, özgürce siyasi görüşünü seçsin, okusun, araştırsın, aydınlansın, ülkemizi aydınlatsınlar. Gençlere fırsat verilsin, ellerindeki kalemler alınmasın, ürettikleri projeler dikkate alınsın, onlara kulak verilsin, onlar hoş görülsün. <br /> Değerli okurlarım,<br /> Ülkemizde yüzyıllardır sürdürülen, sömürülen bir konu da Alevi-Sünni ayrımı meselesidir. Bu soğukluk, bu kin, bu nefret ne zaman bitecek?  Ne zaman Sünni vatandaşlarımız Alevilerin varlığını kabul edecekler, onların da kendilerine ait ibadet anlayışları, dini ve yaşam anlayışları olduğunu, hayatlarına yön veren değerler manzumeleri olduğunu ne zaman takdir edecekler? Aleviler hoş görülmek istenmiyorlar, en doğal haklarını istiyorlar. Alevinin neyini hoşgöreceksin be adam? Alevi olmak suç mu, bir kabahat mi, bir eksiklik mi ki onu hoşgöreceksin? Zaten hoş görü deyince bu kelime sen beni hoşgör manasına getiriliyor ülkemizde. <br /> Bu güzel ülkemin aydınlık insanları özellikle gençleri; Avrupa&#8217;da ve dünyanın dört bir tarafında yaşayan Türkler, Kürtler, Anadolu toprağından kopup gitmiş Rumlar, Ermeniler&#8230; Rumeli ve Anadolu dediğimiz bu kutsal bereketli toprakların kültüründe harmanlananlar&#8230; <br /> Bu inanç farklılıklarının devam etmesinden, yaşanmasından ne zaman kurtulacaklar?.. <br /> Neden Sünni İslam inancında olan, bu anlayışta olan, bu inancın gereklerini yerine getirenler kendileri dışında Hıristiyanların, Yahudilerin, aynı İslam inancına dahil olsalar da farklı bir yorum olan, yol olan, inanç yapısı olan Alevileri-Bektaşileri-Mevlevileri-Nusayrileri-Caferileri oldukları gibi kabul etmezler? Onların da kendilerine ait bir inançlarının, felsefelerinin, kültürlerinin olduğunu kabul etmemekte direnirler? Neden kendileri dışındakileri &#8220;kafir&#8221; olarak nitelendirmeye devam ederler, sözleriyle kin ve nefret söylemleriyle her gün kalp kırarlar, gönül yıkarlar, insan eti yercesine dedikodu yaparlar, insanlara kara çalarlar? Yetmedi mi artık? Kimi gazete adı altında, kitap adı altında piyasaya sürülen paçavraları okudukça bu çağda utanmamak elde mi? Halen Alevileri Bektaşileri dinsiz, imansız, bölücü, yıkıcı olarak anlatan bu adileşmiş yazarlar nasıl içimizde olabiliyorlar?<br /> Gençlerimize Alevisiyle, Sünnisiyle, böyle dedikoduların toplumu yönlendirdiği bir ülke mi bırakacağız? Birbirimizi anlamaya hiç mi çalışmayacağız? Sünni vatandaşla evlenen Alevi genç kızları &#8220;Kızılbaş kızı&#8221; diye aşağılanmaya devam mı edecek? Ya birbirine sevdalanan insanlar Alevidir, Sünnidir diye birbirinden mi koparılacak bu çağda? Hani Yunus&#8217;un, Mevlana&#8217;nın, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin, erenlerin, ozanların, bilge insanların hoşgörüsü? Neden gençlerimize ön yargılarla dolu bir dünya bırakıyoruz? Avrupa Türk, Kürt kimliğinin yanında Alevi Bektaşi kimliğiyle var olmak isteyen büyük bir gençlik kümesi neden görülmek istenmiyor? Onların sorunlarına neden eğinilmiyor?<br /> Pırıl, pırıl; ışıl ışıl varlıklarıyla, çaldıkları bağlamalarıyla, semahlarıyla, deyişleriyle bir pırlanta gibi parlayan Avrupa&#8217;daki gençlerimize niçin sahip çıkamıyoruz, neden inancımızın, kültürümüzün zenginliklerini, derinliklerini anlatamıyoruz? <br /> Cahil, cühela, adı dernek başkanına çıkmış kimi sömürücülerin elinde bu gençlerimiz niçin helak oluyor? Pir Sultan&#8217;ın davası nerede kaldı? Ya dedelerimiz, Bektaşi Babaları, dervişleri?&#8230; Gençlerimizin psikolojisinden anlayan, onlara yaklaşmasını bilen, bu çağın verileriyle donanmış dedelerimiz, babalarımız neredeler? İlim, irfan sahibi, bilgi sahibi, sürüp geldikleri ulu pirlerin yolunda olduklarını gösterebilen gerçek dedelerimiz nerelerdeler? Konuşmasıyla, yürüyüşüyle, tavırlarıyla, gönülleri fetheden, titreten inanç önderlerimiz neredeler? Neden eski cemler yapılmıyor, neden her şey menfate döküldü? Kin, kibir, haset bize yakışıyor mu? Hani sevgi, hoşgörü, insanları kuçaklama, insanlar arasında ayrım yapmama? Büyükleneceksin, herkesi küçük göreceksin, menfaat peşinde koşacaksın, benlik atına bineceksin sonra da ben dedeyim, dernek başkanıyım, yazarım, diyeceksin? Oldu mu şimdi? Bu bizim inancımızda var mı? Bu haliyle mi kimileri gençlere örnek olacaklar?</p>
<p> Sevgili Dostlar,<br /> Ben gençlerin kokularında geleceği buluyorum, aşkı buluyorum, mutluluğu buluyorum. Gençlerimizin kimi hataları, kabahetleri olabilir. Bu da gayet doğaldır. Ama bunu hiç abartmamak lazımdır. Kusurun büyüğü hatanın çoğu büyüklerdedir. Ne ekersen onu biçersin. Gençlere nasıl bir dünya bırakıyoruz ki, onlardan da daha iyi bir dünya bekleyelim?<br /> Bizce gençlerin gelecekleri aydınlıklar içindedir. Güvercinin kanatları içindedir. Erenlerin, ozanların himmetiyle barışın büyüsüne kapılıp faşizmin zindanlarında kafalarını körleştirmeyecek gençlerimiz Alevisiyle Sünnisiyle; Türküyle Kürdüyle birbirlerini anlayacaklar, saygı duyacaklar, çok güzel dostluklar kuracaklardır. Yeter ki biz bu dünyanın içine etmeyelim. Yeter ki insanları Alevi-Sünni; Kürt-Türk, Yahudi, Hıristiyan, Yunan, Ermeni, Rum, Arap, Çerkez diye ayırmayalım, birbirlerine düşman belletmeyelim. Kin tohumları ekmeyelim, hangi dinden, renkten, kökenden, coğrafyadan olursa olsun tüm insanların hiç birinin birbirine bir üstünlüklüklerinin veya eksikliklerinin olmadığını anlayalım, söyleyelim. Toplumları birbirine düşman gösteren egemen güçler, daha çok silah satmak için yapmadıkları yapmayacakları şerefsizlikler olmayıp sadece ve sadece kendi menfatlerini düşünürler. Dünyayı zengin para babaları ve onların emirlerinden ayrılmayan faşist totoliter diktatörler yönetmektedir. <br /> Gençlere kalacak miras karabasanlar içinde olmamalıdır. Ozanların dizeleri onların yollarını aydınlatmalıdır. Yollar gül bahçeleri içinden geçmelidir. Sevgiler, dostluklar paylaştıkca çoğalmalıdır. Gençler kumrular gibi koklaşmalıdırlar.<br /> Gençler doğal ölümden başka bir derdin olmadığı, kederin silindiği bir dünyada barış içinde yaşamalılar. </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/genclere-kalacak-miras/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Abdal Musa Dergahı&#8217;nda Kaygusuz Abdal Erkanı Sürülüyor!..</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/abdal-musa-dergahinda-kaygusuz-abdal-erkani-suruluyor/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/abdal-musa-dergahinda-kaygusuz-abdal-erkani-suruluyor/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 16:35:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[AYHAN AYDIN]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[AYHAN AYDIN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/abdal-musa-dergahynda-kaygusuz-abdal-erkany-suruluyor/</guid>
				<description><![CDATA[Ayhan Aydın Hoy kentinden gelmiş, Pir Hacı Bektaş Veli&#8217;nin yolundan gitmişti. Bir alp eren olarak Batı Anadolu&#8217;nun, Bursa&#8217;nın alınmasına, Ehlibeyt sevgisinin gönüllere girmesine, Rum diyarının Türkleşmesinde önemli roller üstlenmiş Bektaşiliğin temellerini atmıştı. Tüm Batı Anadolu ta Marmara&#8217;dan, Akdeniz&#8217;e kadar Ege Denizi&#8217;ne kadar Türkmenler onun ismini anmış, dillerde, gönüllerde yaşatmış, adına cemler yapılmış, nice koçlar onun ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ayhan Aydın</p>
<p> <img class=" alignleft size-full wp-image-1223" style="margin: 5px; float: left" src="https://www.kizildelisultan.com/wp/wp-content/uploads/2011/08/yazarlar_abdal_musa_tekkesi.jpg" alt="abdal_musa_tekkesi.jpg" title="abdal_musa_tekkesi.jpg" width="202" height="270" />Hoy kentinden gelmiş, Pir Hacı Bektaş Veli&#8217;nin yolundan gitmişti. <br /> Bir alp eren olarak Batı Anadolu&#8217;nun, Bursa&#8217;nın alınmasına, Ehlibeyt sevgisinin gönüllere girmesine, Rum diyarının Türkleşmesinde önemli roller üstlenmiş Bektaşiliğin temellerini atmıştı. Tüm Batı Anadolu ta Marmara&#8217;dan, Akdeniz&#8217;e kadar Ege Denizi&#8217;ne kadar Türkmenler onun ismini anmış, dillerde, gönüllerde yaşatmış, adına cemler yapılmış, nice koçlar onun adına kurban edilmişti. Anadolu&#8217;da Rumeli&#8217;de gönülleri fetheden Rum ve Horasan Erenlerinin en çok bilineni, Anadolu toprağındaki en önemli Alevi-Bektaşi İnanç merkezinin güneşi olarak her tarafı aydınlatmıştı. İmamların soyundan geliyordu, Hünkar Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Dergahı&#8217;nda pişmişti, yürüyü yürüyü dağlar aşmıştı, diyardan diyara göçmüş sonunda ala karlı dağlar eteğinde büyük bir ovaya kurmuştu dergahı ve insanların gönül köşklerine oturmuştu sonsuza kadar. Yüzlerce dervişiyle, muhibiyle, talibiyle mihmanların gönül kıblegahlarından birisi olmuştu. <br /> Evet bir büyük Alevi-Bektaşi ulusudur Abdal Musa Sultan&#8230; <br /> İnsanı kutsal bilmiş, toprağı kutsal bilmiş Ehlibeyt&#8217;in damarlarından sevgi tohumları ekmişti Anadolu&#8217;ya&#8230; <br /> Kurmuş olduğu dergaha Çin&#8217;den Maçin&#8217;den ziyaretçileri gelmiş, gönüller durağı olan Tekkesi&#8217;nde nice ilim irfan sahibi inanç önderleri, ozanlar yetişmişti. Gönülleri teklemiş, ikiliklerden birliğe ulaşmış, sevgiyle, Hüseyin aşkıyla dağları yürütmüş, döndüğü semahlarla nadanların ateşlerini söndürmüş, gönlündeki ışıkla ağulu ağızları bal, düşmanı dost, ceylanı insan etmiş, küleklerden yağlar taşırmış, bolluk ve bereket getiren, Zülfikar&#8217;ı kuşanmış, Düldül&#8217;e binmiş bir Hz. Ali gibi, eren gibi, veli gibi, ata gibi, dilimizi, inancımızı, kültürümüzü yaşatmış, hastaların iyi olduğu bir şifa merkezi olmuştur Pir Abdal Musa&#8230;<br /> Ve de bu ulu dergahtan yetişen özünü, varlığını, ruhunu Alevi Bektaşi İslam Yolu&#8217;na teslim edip, varlığından geçip, tüm kaygılarından kurtulan Kaygusuz Abdal gibi bir büyük Ozan çıkmıştır bu topraklardan&#8230; <br /> Abdal Musa&#8217;dan, bu dergahtan yetişen gönüllerde ölümsüz bir bayrak gibi yaşayan Kaygusuz Abdal&#8217;ımız da vardır. Yazdığı eserler, söylediği şiirler Mısır&#8217;dan Balkanlar&#8217;a halkın gönlüne girmiş, dertlerine, dileklerine tercüman olmuştur. Sözünü çekinmeden söyleyen, doğru bildiği yoldan yılmadan yürüyen, bu büyük Derviş, bir inanç önderi, bir halife, bir abdaldır. Ama o büyük bir ozandır. Ulu ozanlardan bir ulu ozan, ulu gönül erlerinden bir er olarak çağlar boyunca çağıl çağıl akarak bugünlere ulaşmış, gönlümüzün değirmeninden aşk, sevgi, muhabbet türküleri söyler olagelmiştir. </p>
<p> Değerli dostlar; on &#8211; on beş kez ziyaret ettiğim Abdal Musa Türbesi&#8217;ne yani Antalya, Elmalı İlçesi Tekke Köyü&#8217;ne bu sefer gidişim bir başka gidişti. Törenlerin veya günübirlik koşuşturmaların dışındaki bir ziyaretti bu seferki. Bu sefer genç yaşında yolun haliyle hallenmiş, yoğrulmuş bir genç dervişimiz Hüseyin Durak ve Nesimi&#8217;nin rengine boyanmaya and içmiş Nesimi Doğan ve aynı özelliklerdeki eşi gönlümde açan Yasemin Doğan&#8217;la düştük yollara&#8230; Dağlarında kar, dağ eteklerinde çiçekler, yeşile batmış bir büyük ovada şavkı ve şulesi gözlerimizi kamaştıran türbesindeki Pir Abdal Musa&#8217;ya, Kaygusuz Abdal&#8217;a, Budala Sultan&#8217;a, Mestan Dede, ve Dervişanlara burada nice hizmetler görmüş dervişlerin, babaların yanına gitmek için yol almıştık. <br /> Ve vardık&#8230; Sarmaş dolaş olduk&#8230; Yorgunluklarımız gitti&#8230; Ağrılarımız çekip gitti bedenlerimizden&#8230; Gönlümüz huzur buldu&#8230;  Mihman olduk bir haneye&#8230; Yolu yaşatanların, var edenlerin, Anadolu&#8217;nun gerçek sahipleri olan, sevgi, barış, dostluk, misafirperverlik, kardeşlik, paylaşım, içtenlik kavramlarının yerli yerine oturduğu Sarıkaya ailesine mihman olduk&#8230; Kurulduk sanki kırk yıldır bizim evimizmiş gibi rahat ettiğimiz evin ortasına&#8230; <br /> Dikme Baba, Derviş, Hüseyin Sarıkaya bu yolun haliyle hallenmiş bir dost gülüşüyle bizi karşıladı, sevgili eşiyle birlikte, annesiyle, çocukları hısım ve akrabalarıyla birlikte. <br /> Bu altı gün boyunca iliklerimde hissettiğim gibi insanlık yaşıyordu bu topraklarda. Ulu sultanlarıma bin şükür ki, inancımız, kültürümüz, adetlerimiz, törelerimiz buralarda halen yaşıyor, yaşatılıyordu. Şükür, bin şükür, Tanrım, bin şükür&#8230; On beş yıldır Anadolu ve Balkanlar&#8217;daki, Suriye&#8217;deki her ziyaretimde olduğu gibi her birisi birer anam, her birisi birer babam, kardeşim, bacım olan canlarla birlikteyim yine, bin şükür. <br /> Hava yağmurlu, serin. Dağ başları halen karlı&#8230; Dumanlar zaman zaman dağları örtüyor. Tekke Köyü yeşile batmış bir masal kenti gibi.  Sobalar yanıyor, ördekler su birikintilerinde nasiplerini arıyorlar, çiftciler tarlalarda, binlerce elma ağacının, domates, biber fidanlarının altında yaşam kavgasındalar, yollarda traktörler&#8230; Önlükleriyle çocuklar el ediyorlar, asırlık çınar ağacı yerli yerinde&#8230; Susamlar, (irisler) dört bir yanı sarmış&#8230; Soluğu ulu dergahta alıyoruz&#8230; Diz boyu otlar içinden geçip dualarımızı yapıyoruz, ulu pire&#8230; Fırsat bu fırsat, hazır kimsecikler yokken birçok kez onlarca karelik fotoğrafla belgeliyorum bu emsalsiz güzellikleri&#8230; <br /> Derken ara sokaklar ve en çok sevdiğim ve Anadolu Rumeli diyarlarında özlediğim mis gibi tezek kokusunu solumak istiyorum, taze çayır kokularına, ayva, elma, erik çiçeklerinin kokularına karışan, tezek kokuları genzimi yakıyor. Çok şükür diyorum, hayli inek var demek ki, horozların ötüşüne o kadar mutlu oluyorum ki, burası bir köy diyorum, Yarabbi sana bin şükür hala yok edemediler köyü, köyümüzü, köylümüzü, bin şükür sana Tanrım! <br /> Suyunu içiyorum kana kana, özlemle çayını içiyorum korkusuz&#8230; <br /> İşte kirden, pislikten, irinden, kötülükten arınmış bir hayat kaynağı olan su ve su aydınlığında, berraklığında Tekke Köyü&#8217;nün canları&#8230; <br /> Eyvallah diyorum yine eyvallah!&#8230; <br /> Yaşam tüm zorluklarına, hastalıklarına, zorbalıklarına rağmen ne güzel. Ne güzel, ne güzel yaşamak ne güzel. Doğaya, tarihe, inanca, insana dair bir beldeye gelmek, yolu sürenlerle birlik olmak ne güzel, diyorum. Şükrediyorum. Yanlış anlamayın dostlar, &#8220;Çok Şükür&#8221;cü birisi değilim ama öyle mutluyum ki bu anları yaşamaktan, beni buraya getirenlerin Hakk ömürlerine ömür katsın!<br /> Evet dostlar; Nesimi ve Yasemin&#8217;in İkrar Verme (Nasip Alma) Cemi vardı Abdal Musa Dergahı&#8217;nda&#8230; Kurban alınıp, abdest aldırıldıktan sonra tığlandı&#8230; Getirilip köyün ortak kullanılan cemevinde dinlenmeye bırakıldı. Lokma için gençler alış-veriş için Elmalı&#8217;ya gittiler&#8230; Lokma etmek için bir güzel yemekler hazırlandı. Yani Kurbancı görevini yerine getirirken (peyik-pervane) te muhip canları akşamki ceme davet etmeye çıktı. İmece usulü lokmalar bir güzel hazırlandı&#8230; Muhipler cemevindeki yerlerini almaya başladılar. Tam bu sırada sadece bıçak kullanılarak etler etlerden ayrıldı iki ayrı kazana konuldu. Çiğerler, et parçaları bir büyük tencereye, kemikli etler bir başka kazana konuldu. Kurban cemin başlamasıyla ateşe verilmiş oldu. İşte o kurban eti cemin sonunda lokma edilecekti!<br /> İlk önce Halife Baba Hüseyin Eriş halife postuna oturdu. Sonra Mürşit postuna Ali Koca Baba onun yanına da Dikme Baba Hüseyin Sarıkaya Derviş gelip oturdu. Derviş Hüseyin Durak ve tüm hizmet sahipleri yerlerini aldılar. Tahtı muhammediye&#8217;de on iki çerağ dualarla yakıldı&#8230; Gözcü Gözcü Postu&#8217;ndaki yerine geçip oturdu, Rehber kendi postuna oturdu..<br /> Olanı Hüseyin Derviş&#8217;ten (Durak)&#8217;tan aktaralım:</p>
<p> Kişi meydan evine girdiği zaman ilk önce Pervane Postuna varır. Bu Kaygusuz Abdal Postu&#8217;dur. Pervanenin diğer manası da peyiktir. Yani cemin olacağını muhiplere haber verir.<br /> Aşçı Postuna ve Ayakçı Postu&#8217;na niyaz ederiz. <br /> Aşçı Postu&#8217;nun piri Kızıldeli Sultan&#8217;dır. <br /> Ayakçı Postu&#8217;nun piri Abdal Musa Sultan&#8217;dır. <br /> Sonra eşik tercümanını okuyarak meydana gireriz.&#8221;&#8230;Bismi şah Allah, Allah! Eşik özüm, meydan yüzüm, çırak gözüm&#8221; deyip eşiği niyazlayıp içeri gireriz. <br /> Girdikten sonra İznikçi Postu&#8217;na niyaz ederiz. İznikçi Gözcü yardımcısıdır. Ordan Gözcü Postu&#8217;na gideriz. Gözcü postunun piri Karacaahmet Sultan&#8217;dır. <br /> Oradan Baba Postuna&#8217;na gideriz. Baba Postu&#8217;nun piri Hünkar Hacı Bektaş Veli&#8217;dir. <br /> Sonra Dikme Baba&#8217;yı niyazlarız. Sonra Tahtı Muhammediye&#8217;ye niyaz ederiz. Ordan Güvende Postu&#8217;na niyaz ederiz. Sonra Meydancı Postuna gideriz. Piri Sarı İsmail Sultan&#8217;dır.  <br /> Güvende Postu&#8217;nda birçok sürekte İmam Zeynel Abidin olarak geçmesine rağmen bizde İmam Muhammed Bakır olarak geçmektedir. Sonra üçlü Hakk Muhammed Ali Çerağı&#8217;na niyaz ederiz. Sonra meydana gelir Cümleden cümleye deyip, cümlesini niyazlarız. Burada on iki niyaz yapılmış oluyor.<br /> Bunların haricinde; kurbancı Halil İbrahim Postu, namı diğer kasabı Cömert&#8217;tir. <br /> Selman Postu, tezekar yani (el yıkatan)dır. <br /> Süpürgeci yani Seyyid Farraş olarak hizmet devamlılığını sürdürür. Sofracı Kamber Ali Sultan, Saki İmam Hüseyin&#8217;dir.</p>
<p> Bugün 13 Mayıs Cuma&#8230; <br /> Bugün bir cem var, bir bayram var bugün&#8230; Hakk Muhammed Ali Yolunda, süreğinde Alevi-Bektaşi yolunda, Abdal Musa&#8217;nın, Kaygusuz Abdal&#8217;ın izinde Babagan Bektaşilik düsturunda bir cem var bugün&#8230; Bir bayramlık gün bugün&#8230; Rahmet gökten yere yağıyor&#8230; Bulutlar karlı dağların üzerinden çekiliyor, bir ay ışığı ortalığı sarıyor, bir yeni gün doğuyor, yeni bir başlangıç oluyor bugün&#8230; Bu gece her geceden farklı bir gece bir cift can ulu bir yola gönül rızalıklarıyla girip Alevi Bektaşi İslam Yolu&#8217;nda menzil alacaklar&#8230; İki kurbanlık can, Hz. Hüseyin&#8217;in sancağı altında toplananlara katılmak isteyen Nesimi ve Yasemin Doğan ilk önce şeriat abdestini aldılar, kendilerine kefil olan yol anası ve babasının eşliğinde eşikten içeri niyaz ederek geldiler. Duaları yapıldı. Dara durdular, mürşit muhip canlara meydanda olan aşıkları tanıttı. Onların yola girmek istediklerini, kendileri gibi birer muhip olmak istediklerini, bu konuda kararın kendilerinin olduğunu, bunu onaylayıp onaylamadıklarını sordu. Her birinin onayını, rızalığını aldı. <br /> Nesimi ve Yasemin canlar tüm hizmetleri öyle bir aşk ile yaptılar, duaları öyle içten, yürekten söylediler, öyle tatlı bir heyecan içindeydiler ki, bu gerçekten de yeni bir doğumdu, yeni bir başlangıç&#8230; Artık geçmiş bir tarafta kalmıştı. Önlerine yepyeni bir sayfa açılmıştı. Özlerini dara çektiler, yolun ululuğunda aşk harmanına girdiler, kazanda pişip kavruldular. Kendileri de niyazlarını yaptıktan sonra yerlerine oturduktan sonra her bir hizmet yerine getirildi. <br /> Evet dostlar; Abdal Musa Sultan yolunda Babagan Erkanı&#8217;nda on iki postun, on iki hizmeti de eksiksiz yerine getirildi. <br /> Yaklaşık altı saat süren bu ibadette tüm hizmet sahiplerinin, muhiplerinin kendi görevlerini bildiklerini ve büyük bir aşkla yerine getirdiklerine tanık olmaktan yüreğimin yağı eridi. Gönlüm aşk okyanuslarında savrulan bir gemi gibi hafifledi, hafifledi savruldu bilinmez diyarlara&#8230; <br /> Allah, Allah! Nidaları göğe yükseldi. <br /> Nefesler söylendi, aşk badesinden içildi, semahlar dönüldü&#8230; <br /> Böyle bir aşk, böyle bir sevgi, muhabbet&#8230; <br /> Yaşanmadan anlaşılmaz can dostlar, yaşanmadan anlaşılmaz. <br /> Böyle inançlı, itikatli, kararlı, sevgi dolu, yolun kurallarıyla donanmış gençlerin yola girmeleri Bektaşi Yolu&#8217;nu sürmeleri beni çok duygulandırdı hem de umutlandırdı. <br /> Bin şükür Hakk&#8217;ıma, Bin şükür Tanrı&#8217;ma, Bin Şükür Allah&#8217;ıma!&#8230; <br /> Yollar sürüyor, erkanlar yürüyor&#8230; <br /> Abdal Musa&#8217;nın ulu Dergahın&#8217;da, Kaygusuz Abdal Süreğinde cemler yürüyor. <br /> Bin şükür, bin şükür, bin şükür&#8230;<br /> Aynı aşkı, aynı heyecanı canım, gönlümün gülü, genç yol önderimiz Hüseyin Durak Derviş&#8217;in 15 Mayıs&#8217;taki ceminde de yaşadım&#8230;<br /> Gaip, zahir ulu pirlerin yolundan giden, yolağını süren, sonsuza kadar bu çerakları yakacaklara bin şükür&#8230;</p>
<p> Söyleşiler&#8230; <br /> Ali Koca Baba<br /> Hüseyin Sarıkaya Derviş (Dikme Baba)<br /> Hüseyin Durak Derviş</p>
<p> Hakkında kitaplar yazılan, araştırmalar yapılan, etkisi yüzyıllar boyunca sürüp günümüze gelen Pir Abdal Musa hakkında neler söylersiniz?</p>
<p> Ali Koca Baba: Pir Abdal Musa Sultan, İmam Rıza torunlarından gelir. Abdal Musa&#8217;nın babası Hacı bektaş Veli&#8217;nin amcası olan Hasan Gazi&#8217;dir. Abdal Musa Hacı Bektaş&#8217;la amca çocukları olduğu bilinmektedir. Bursa&#8217;nın fethine katılıyor, sonra Elmalı Tekke Köyü&#8217;ne gelip yerleşiyor. Yerleştiğinin nedenini kendi nefesinde şöyle anlatır; &#8220;Bir zaman arslan idim &#8211; Fethedip küffarı kıraldan beri (kırmak) &#8211; Şimdi Abdal Musa oldum geldim cihana &#8211; Elmalı&#8217;ya mekan kuraldan beri.&#8221; Bu kendi sözüdür, buna çok güzel inanırız. Bu tarafı tümüyle İslamiyet donuna kattı. (Bektaşiliği insanlara anlattı.) Kaygusuz&#8217;la beraber güzel çalışmalar yaptı. Bugüne kadar bu yol geldi. O zaman dört yüz kusur talebesi vardı, Abdal Musa Sultan&#8217;ın. Batı&#8217;ya Romanya&#8217;ya kadar Otman Baba kadar bunlara bütün Abdal Musa Dergahı&#8217;na tayin olma, Yunanistan Kızıldeli Dergahı&#8217;na kadar Abdal Musa Dergahı&#8217;ndan tayin olmadır, Abdal Musa&#8217;nın Okulundan tayin olmadır. Bektaşilik tarikatını güzelce on iki post üzerine sürdürüyor.</p>
<p> Bektaşilik Tarikatı dediniz, nedir Bektaşilik?</p>
<p> Baba İlyas savaşırken bir tek kendi vardı, Hacı Bektaş ziyaretine gitti; Bektaş ben bittim isminle tarikatını yürüt, dedi. Ve de Bektaşilik ismini aldık.  O zamandan beni yana Hacı Bektaş ve Abdal Musa Sultan Elif Taç (resimlerde Hünkar&#8217;ın başındaki Arapça Elif Harfini sembolize eden ve dostdoğru olmak anlamına gelen tacın adı) giydi. Fakat Kaygusuz Abdal Sultan On İki Terekli, Hüseyni Taç giydi. (On iki dilim: Oniki İmamı temsil ediyor ama aynı zamanda on iki kötü huydan arınmayı da temsil ediyor. Ve bir gül vardır o tereklerin birleştiği tepe noktada ona da herşeyin vahdet olduğu &#8220;CEM&#8221; Noktası diyoruz.)<br /> Bektaşiliğin esas simgesi bu Hüseyni Taç&#8217;dır, on iki simgelidir. Başka tarikatlarda, yollarda, Alevilik&#8217;te bu on iki dilimli tacı göremeyiz. Sarık (özellikle tahtacıların kullandığı ceme onsuz ceme girilmeyen &#8220;poşudur&#8221;) kullanırlar. Dünya Bektaşileri de baş okuturken &#8220;Kaygusuz&#8217;dan Giydik Tacı&#8221; diye tercümanını okuturlar. </p>
<p> Bismi şah Allah, Allah!<br /> Erenler ceminde kemter kemine <br /> Özümü Hakk eyledim <br /> Ruhi zemine<br /> Giyip Kaygusuz&#8217;dan tacı izzeti<br /> Hü diyelim gerçeklerin demine<br /> Bercemal.</p>
<p> O zamandan bu zamana erkanlarımız sürüyor. Abdal Musa Dergahı&#8217;nı 1943&#8217;e kadar (Şefik Baba&#8217;ya) kadar Mücerret babalar yönetti. Mücerret Mürşitler yönetti. Bu tarihten sonra, Şefik Baba&#8217;dan sonra,  mücerret olmadığı için mütehille dönüldü. Bizler de mütehil olaraktan dedeliğini, babalığı yapıyoruz, Bektaşi tarikatını yürütmeye çalışıyoruz. </p>
<p> Sizin öykünüzü biraz dinleyelim, hangi babadan nasip aldınız?</p>
<p> Benim öyküm şu: 1941 doğumluyum. Aydın&#8217;da Yunus Ölmez diye bir babaya, 1963&#8217;de ikrar verdim. O mürşidimdir. Burada onun ilk evladı benimdir, bir gecede on kişi ikrar verdi, onu mürşit olarak getirdik, ama o zamanda Mücerret Baba aramıştık. Ta Mersin&#8217;e Cafer Sadık Bektaş Baba&#8217;ya kadar gittik. Kendisi mücerretti. Sadık Baba da, çocuklar mücerret kalmadı, bir ben varım, benim de gitmeme imkan yok ihtiyarım, dedi. Size Yunus Ölmez&#8217;i tavsiye edeceğim, ondan başkası sizi kurtaramaz, dedi. Onu getirdik, 1963&#8217;de nasiplendim, ikrar verdim.<br /> 1975-1980 arasında Dikme Baba&#8217;lığı yaptım. On iki hizmetin altı tanesini yaptım. Dikme Baba&#8217;lıktan sonra 1997&#8217;de Hasan Asuman Halifebaba&#8217;dan Dervişlik kisveti giydim. (Hakk şifa versin, şu anda çok hasta, İzmir&#8217;de yaşıyor.) 1999&#8217;da da Mustafa Eke Baba&#8217;dan da babalığı aldım. İcazetli baba oldum. Şu anda da bunu yürütüyoruz. (O nedenle Ali Koca&#8217;ya da mürşit denmektedir. Dergahın mürşidi konumundadır.)<br /> On iki post üzerine gider. <br /> Şimdi aslında Bektaşilik dört çeşittir. Balım Sultan Bektaşiği, Kaygusuz Bektaşiği, Kızıldeli Bektaşiği ve Kerbela Bektaşiği&#8217;dir.  (bu da yine tarihi kaynakları incelediğimizde Balım Sultan Erkanıdır. İncelediğimizde orada atanmış babalar olduğunu görüyoruz. Kerbela Bektaşiği denmesinin sebebi de Dergahın Kerbala&#8217;da olmasıdır.  (Hüseyin Durak))<br /> Balım Sultan, Kaygusuz ve Kızıldeli Bektaşiliği&#8217;nin üçüne de girdim, cemlerine girdim, saz çaldık, söyleştik, muhabbet ettik. <br /> Buradaki bir fark Balım Sultan Bektaşiği&#8217;nde tek alınır (menzil alınır; kişiler, aşıklar (yola girmek isteyenler, meyil duyanlar) teker teker yola girerler. Teker teker ikrar verirler (babanın huzurunda (mürşit) tarikatın bir üyesi olurlar. Gerekli dualar ve erkanlar teker teker uygulanır. Balım Sultan Bektaşiliğinde bir kural daha vardır. Kişiler evliyse ve tek eş yola girmek istiyorsa, bu da mümkündür, diğer eşin rızası alındıktan sonra eşlerden birisi yola girebilir. (Hüseyin Durak Derviş)<br /> Kızıldeli ve Kaygusuz Abdal Sultan Bektaşiği çift menzillidir. ((genellikle) eşlidir. Tek alanlar da vardır.)<br /> Biz Balım Sultan Bektaşiliği&#8217;nden önceki yolu erkanı  sürdürüyoruz, Abdal Musa Kaygusuz Abdal Sultan Süreği olarak. Balım Sultan Erkanı&#8217;nda semah zorunluluğu olmamasına rağmen bizlerde semah zorunludur. Balım Sultan Bektaşiği&#8217;nde On İki Erkan, On İki Hizmet yoktur; Bizler de On İki Erkan, On İki Hizmet zorunludur. </p>
<p> Hüseyin Sarıkaya Derviş (Dikme Baba): 1967 doğumluyum. Nasibimi 1997&#8217;de Abdal Musa Dergahı&#8217;nın son postnişini Hüsni E(İ)htiyar&#8217;dan nasip aldım. 2001 yılında yine Ali Koca Baba&#8217;dan Dervişlik kısvetini giydik. 2007 yılında da Dikme Baba olarak göreve başladım. <br /> Bektaşilik bizce; Hacı Bektaş&#8217;ın izini sürenlerce onun adına kurulmuş bir tarikattır. Temelde insan sevgisi, özdeşlik, sevgi, saygı vardır. <br /> Tacımız da Kaygusuz&#8217;dan kalmadır. Onun himmetleriyle tacımızı giydik erenler.</p>
<p> Genç diyeceğim, bu yolda gençlik farklı anlamları var. Ama gerçekten de yaşı genç, yola giriş yaşı genç olan bir ümidimiz olan, aynı zamanda sanatçı kimliği olan, çok değerli bir kardeşimiz, bir genç dervişimiz var yanımızda. Hüseyin Durak var. Kendisi Ali Koca Mürşitten nasip almış bir can. Kendisini bize tanıtsın, yine aynı şekilde Abdal Musa, Kaygusuz Sultan, Bektaşilik üzerinde görüşlerini açıklasın, diyorum. </p>
<p> Hüseyin Durak Derviş: 2009 yılında Ali Koca Baba&#8217;dan nasip alarak, Kaygusuz-Abdal Musa Erkanı&#8217;na dahil oldum. 2010 yılında da yine Ali Koca Baba&#8217;dan dervişlik hırkasını giydik ve yola hizmet ediyoruz. <br /> Bektaşilik Ehlibeyt ve On İki İmamların yolunu ilke edinip, Kırklar Cemi&#8217;ni baz alıp, Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa ve tüm Anadolu ve Rumeli Erenlerini benimseyerek sürülen Ehlibeyt Tarikatı&#8217;dır. <br /> Abdal Musa Sultan Bektaşiliğin temelini, biraz önce Ali Koca Baba&#8217;nın söylediği Kızıldeli Bektaşiliği, Balım Sultan Bektaşiği&#8230; Bunların temelini Abdal Musa&#8217;yla Kaygusuz Abdal kurmuştur. Balım Sultan o temelin üzerine kendi binasını inşa etmiştir. Bunun temelinde Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal Sultan vardır. Kaygusuz Abdal&#8217;ın tekke edebiyatındaki, dergah edebiyatındaki rolü çok büyük. O yüzden bunlar tercümanlara, gülbenklere de yansımış, Balım Sultan Bektaşilik&#8217;te Piri Sani olmasına rağmen; çoğu Alevi Ocakları dahi diğer Bektaşi kollarının bir kısmı da Abdal Musa Sultan&#8217;ı Piri Sani olarak benimsemektedirler. Abdal Musa Sultan&#8217;ı üç boyutuyla incelemek mümkündür: Bir, Alevi-Bektaşi inanç önderi olarak; İki, keremetkani olarak yani büyük mücizatlarla halki irşat etmesi o menkibelerdeki anlamların dahi çözülmesi büyük gelişmeler sağlıyor, kişinin kamilleşmesinde. Üçüncü olarak Abdal Musa&#8217;nın sosyolojik olarak bir toplumbilimci, birlikçi bir bilinç yaratmış olması  bizim için çok önemlidir. Abdal Musa bu şekilde karşımıza çıkıyor. <br /> Abdal Musa Sultan adına cem yapılan tek Pirdir, Abdal Musa Birlik Cemleri vardır.</p>
<p> Tabii Kaygusuz Abdal çok önemli?</p>
<p> Elbette Kaygusuz  Abdal çok önemli. Abdal Musa&#8217;nın elinden yetişmiş, o büyük pirin elinden yetişmiş, Ehlibeyt&#8217;in çok önemli temsilcilerinden bir tanesi. Çok eseri var. Kendisi hem zahiri yönden, hem batini yönden çok donanımlı bir pir. Tekke Edebiyatı&#8217;nda çok çok önemli. Batini kitapları, eserleri var. Bunlar yola, tarikata, Bektaşiğe girenler için çok önemli eserler. Çünkü irşat olmaktır Bektaşilik&#8217;teki amaç, kamil olabilmektir. Bu eserlerde de, kişinin kendindeki cevheri farkedebilmesi adına mistik anlatımlar yapılır. Kişi ilk önce bu anlatımları kavrayamayabilir. Ama daha sonra irşat olmayı ilke edindikce, onu daha çok sahiplendikçe bu manaların anlamlarını çıkarmaya başlar. Ve kaygı duyduğu şeyler anlamlanarak muhibe yeni kapılar açar. Bu devrede Kaygusuz&#8217;u kişileri de ikilik kaygısından arındıran çok önemli bir ulu yanının olduğunu görüyoruz. <br /> Kaygusuz tam bu devrede yani kaygılarından arındığı zamanda Mısır&#8217;a tayin ediliyor, Hz. Pir tarafından yani Abdal Musa tarafından. Ve kendisine bir icazetname yazılıyor. Kendisin bu icazetnameyi yırtıyor, içtiği ayranın içine koyup onu bir güzel içiyor. Abdal Musa Sultan ona &#8220;ne yaptın Kaygusuzum&#8221; deyince, o da diyor ki, &#8220;ben bunu içimden başka saklayacak yer bulamadım, onun tam manasıyla bir gezginci, irşad yeteneğinin olması yoluna ve pirine duyduğu bu aşktan ileri geliyor. Ve Mısır&#8217;a kırk dervişiyle birlikte gidiyor. Kaygusuz&#8217;un hemen hemen bütün menkıbelerinde ikilikten birliğe geçiş söz konusudur. Örneğin; Mısır&#8217;a giderken önce kendi seçtiği kırk dervişi götürüyor. Ama sonra hata yaptığını anlayıp, Pir&#8217;in ona rehber yaptığı kırk dervişle gidiyor. Bir başka örnek; Abdal Musa&#8217;nın onu çok sevmesine rağmen başka dervişlerini kendi yayına almasına rağmen onu dağa odun kesmeye göndermesi, bunun sonucunda Kaygusuz&#8217;un duyduğu büyük hüzün onu üzüyor. Ama sonra kendisinin o ikilikten çıkıp Pir&#8217;in eşiğine yatmasıyla Abdal Musa&#8217;dan nasibini alıyor.</p>
<p> Rumeli&#8217;ye gittiğini biliyoruz?</p>
<p> Edirne dolaylarına gittiğini biliyoruz. Rumeli&#8217;de gördüğü bazı olumsuz olaylar karşısında, oranın ağalarına, beylerine, ayanlarına, hanfendilerine kaygısızca nefesler yazdığını, onları hiçbir şeyden çekinmeden eleştirdiğini biliyoruz.<br /> Kaygusuz&#8217;un ünlü Dilguşa, Dolapname, Sarayname isimli eserleri vardır. </p>
<p> Bu söyleşide sizlerden daha çok On İki Postu, On İki Hizmeti, yol ve erkanı öğrenmek istiyorum. Abdal Musa nasıl bir erkan sürmüştü ve bugün Tekke Köyü&#8217;nde veya başka yörelerde bulunan baba olarak nitelendirdiğimiz, derviş olarak nitelendirdiğimiz bu canlar, inanç önderleri ve muhipler onun yolundan gittiğine inanıyorlar. Peki Abdal Musa Sultan&#8217;ın süreğinin, yolunun, inancının boyutlarının  özellikleri nelerdir?Abdal Musa Yolu&#8217;nda örneğin bir mevsim var mı cemler için, cemler ne zaman başlar, en önemli günler hangileridir?Cemlerin özellikleri nelerdir ve Abdal Musa&#8217;dan bu yana aynı erkan mı uygulanıyor?</p>
<p> Aynı erkandır. Hüseyni Taç ile birlikte Abdal Musa Sultan, erkanın desturunu Kaygusuz Abdal&#8217;a vermiştir. Kaygusuz&#8217;la birlikte on iki post üzerine erkanlar bugünü kadar değişmeden devam etmiştir. Hiç kimse kimsenin vazifesine karışmaz, herkes kendi hizmetini yapar. Herkes sırası gelince post vazifesini yapar. Ayhan  Aydın Bey de gelip gördüler bunu. <br /> Abdal Musa&#8217;nın erkanı kurmasındaki dava şu; Hakk&#8217;a yaklaşmanın en güzel yolu budur diyeböyle devam ediyor. <br /> Cem demek toplanıp, Hakk&#8217;a ibadet yapmak demektir. Muhabbet, sohbet etmek demektir. Şimdi bizim ayni cemler üçe ayrılır; birinci bölüm ibadet diye geçer; ikinci bölüm muhabbet; üçüncü bölüm hizmet ve kurban- lokma olarak geçer. Birinci bölüm ibadet bölümünde; niyazlar, namazlar, ibadetler vardır. İkincide muhabbet; sohbet söyleşi bölümü, anlatmalar, muhipler sorular sorarlar, halife baba, mürşit baba yanıtlarlar, nefesler, semahlar olur. Kırklar Semahı dönülür. En az üç kez semah olmak zorundadır. On iki&#8217;ye kadar semahlar dönülebilir. <br /> Cemler Hıdırellez&#8217;de kesilir. Ekime kadar cem yapamayız. Köylüyüz, iş işliyoruz cem yapamayız. (Ekimde her baba Abdal Musa Cemi&#8217;yle cemlerini açarlar. Herkes kendi gurubuyla kurban kesip, Abdal Musa&#8217;nın Kilidini Açtık, diyerekten cemler başlar. Hüseyin Durak Derviş.)<br /> Şah Hatayi&#8217;nin güzel bir sözü vardır; Yılda bir kurban talibin borcu&#8230; diye bir nefesi vardır. Bizde tüm canlar kurban kesip cem yapıp meydan açmak mecburiyetindedirler. Tüm ikrarlı muhipler her sene teker teker kurban kesmek zorundadırlar. </p>
<p> Bu ekim ayından Hıdırellez&#8217;e kadar yapılan cemlerin tümü aynı cem midir? Katılanlar, hizmetler, şekil bakımından tümüyle aynı mıdır?</p>
<p> Aynı cemdir. Fakat nasip verme erkanı, derviş erkanında bazı değişiklikler vardır; onların  tercümanları daha uzundur. Mesala, çırak uyarırken normal cemlerdeki tercüman daha kısa derviş erkanı&#8217;ndaki çırak uyandırma erkanı ve okunan tercümanlar daha uzundur. </p>
<p> On İki Post diyoruz, bu on iki postun manası nedir?</p>
<p> Şimdi bir söz vardır, dört yüz talebeden bir veya iki profesör çıkar, diye. Erenlerin dergahında da güzel yeşiten kimseler, tam manasıyla kavrayan kimseye post verilmiştir. Kızıldeli Sultan ayaklarını uzatıp kazan kaynatmıştır; Kızıldeli ismini almıştır vede Aşçı Postu&#8217;nu almıştır.<br /> Gözcü Postu; seyredin tüm dünyayı çiftleştirin o gözcü postunu almıştır.  (Hünkar Sulucakarahöyük&#8217;e gelince erenler Karacaahmet&#8217;e hele bir bak dünyaya tekleştir, ciftleştir, dünyada yalnız başına olan bir nesne var mı, bak deyince, o da bakıyor bir güvercin donunda yalnız bir er görüyor. O manada.)</p>
<p> Bu on iki hizmetin manaları nelerdir? </p>
<p> Hüseyin Derviş (Durak): Bu hizmetleri yapmaktaki amaç kişinin hizmet ederek kendi nefsini terbiye etmesidir. Mesela süpürge çalındığı zaman çalan kişi hem kendini arındırdığını, hem de oradaki cemdeki kişilerin kendilerini arındırmaları gerektiğini bize anlatmış oluyor.<br /> Kurbancı bize Hz. Hüseyin gibi teslim olmayı, ya da meydancı hizmetini yaparak; hem kendindeki hem ayni cemdeki muhiplere gönlünüzdeki ve aklınızdaki sevgi, hoşgörü, erenler ışığını fark ederek insanlığa ışık saçıp nefsimizi mum gibi eritmeyi söylemek istiyor. Bu hizmetlerden geçin muhiplerse bir meydan terbiyesi alarak kendi insani vasıflarının farkına varıyor. Böylece sevgi, saygı, hoşgörü bir topluma yayılmış oluyor. Kişi hizmetinde ne kadar doğru, dürüst olursa ve onu teslim kılarak (kendini) yaparsa, erenlerin ve Hakk&#8217;ın himmetine nail olur. Hizmetler erenler okulundaki öğrencilerin yapması gereken ödevlerdir. </p>
<p> On İki Hizmet var?</p>
<p> On iki Posta oturup o pirin hizmetini yapana hizmet sahibi denilir ve bunlar on iki hizmeti oluştururlar. </p>
<p> On İki İmamlar&#8217;la bir ilgisi var mı?</p>
<p> Bir bağlantısı vardır. </p>
<p> Bir de niyazlara çok dikkat ettim. Gerçi tüm Bektaşi kollarında bu önemlidir. Sizce niyazın anlamı nedir, niçin bu kadar önemlidir cem içinde?</p>
<p> Niyaz namazın bütün bir parçasıdır. Niyaz içinde hem kıyam, hem rüku, hem secde var. Ve Hakk&#8217;ın Taha Suresi&#8217; Ayet 116&#8217;da emrettiği gibi ademe secde kılarak niyazımızı gerçekleştiririz. Bu ayet şöyle diyor; &#8220;Bismi Şah Allah Allah!, Hani biz meleklere secde edin demiştik de iblis hariç bütün melekler secde etti. Ama iblis secde kılanlardan olmadı.&#8221; Biz Bektaşiler on sekiz bin aleme sığmayan Hakk&#8217;ın kamil insanın gönlüne sığdığını düşündüğümüz için ve erenler yoluna baş eğenleri o meydanda hizmet edenleri tertemiz pak gördüğümüz için cemal cemale niyaz yapar, secde kılarız. Niyazda önce turaba (toprak) secdeyle başlar, çar ana sırdan bir tanesidir (Hava-su-toprak-ateş). Ayrıca özü benlikten çıkarıp turabı indirgemeyi simgeler. Sonra mürşidin (babanın) sağ ve sol dizine niyaz ederiz ki, ayak hizmeti temsil eder. Sağdan sola bütün hizmet erleri ve mürşidi kamillerin selamlayıp onların gönül kabesini secde kılarız. Sonra gönlüne varır, (gönlüne niyaz eder) ve gönlü Hakk&#8217;ın evi olduğunu bilip cemalimizi gönle tutarak onu kendimize ayna yaparız. Hakk&#8217;ın gönülde olduğuyla bir kez daha yüzleşmiş oluruz. Sonra cemale döneriz. Cemali niyazlarız. Hepimizin bildiği gibi mürşid-i kamil&#8217;in cemalinde yedi ayet yazılıdır; Fatiha Suresi&#8217;nin ayetleridir. Böyle Hakk&#8217;ın didarına nail oluruz. Sonra avcunun için niyazlarız.Elin dışı zahir alem, içi ise batın yani mana alemidir. İç alemimizi niyazlayarak onların hakikatine nail olmayı murat ederiz. Sonra yine turaba (toprağa) secde eder, topraktan gelip toprağa geri döndüğümüzü hatırlarız. <br /> Bu niyazla tasavvufun üç safhası gerçekleşmiş olur: La mabude illahlah. Bir diğeri; La maksuda illallah ve sonuncu la mevcuda illallah. Niyazi yapan kişi mabuda (Yaradanın barındığı mekana, gönüle yönlenir) gelir, onu maksut (arzu) ettiği için niyaza gelmiştir. Ve niyaz gerçekleştiğinde secde kıldığında ve kendinde mevcut oluduğunu görmüştür. Böylece niyaz hakikatini ortaya koyar. </p>
<p> Kendisini cemlerde hizmetleriyle birlikte gördüğümüz Hüseyin Sarıkaya Derviş&#8217;e dönmek istiyorum. Derviş deyince, baba deyince kendisi neler söyler?</p>
<p> Hüseyin Sarıkaya Derviş: Erenlerim dervişlik bilindiği gibi doğru yol, dürüstlük anlamlarına gelir. Hacı Bektaş Veli&#8217;nin, Abdal Musa&#8217;nın, Kaygusuz Abdal&#8217;ın süreğini süren, yolundan gitmeye dervişlik, babalık denir. Bizler de bu sürekteyiz. Bu yoldan yürüyoruz, devam ettiriyoruz inancımızı. Derviş kendisini hizmet eri olarak görüyor. Derviş yolun hizmetinde, babaların hizmetinde olan kimsedir. </p>
<p> Dervişlik sadece cemde olmuyor. Sokaktada derviş, dervişliği sürdürecek?</p>
<p> Evet aynen katılıyorum. Derviş her yerde derviştir, dervişliği sürdürecektir. Bizler her koşulda Abdal Musa&#8217;ya hizmet eriyiz. </p>
<p> Acaba Abdal Musa Süreğiyle, Kaygusuz Abdal Süreği arasında bir fark var mı?</p>
<p> Hüseyin Durak Derviş: Kaygusuz Abdal Abdal Musa eğitiminden geçtiği için onları birbirinden kesinlikle ayıramayız. Çünkü Abdal Musa demek Kaygusuz Abdal demek, Kaygusuz Abdal demek Abdal Musa demektir. Onları birbirinden ayıramayız. Demin Ali Baba söyledi; Abdal Musa Sultan Dergah&#8217;ın işleriyle uğraşırken, o dış işleriyle uğraşırken, iç işleriyle uğraşma görevini de Kaygusuz Abdal&#8217;a veriyor. Ki onu Mısır&#8217;a vekil tayin etmiştir. Kaygusuz Abdal Mısır&#8217;dan döndüğü zaman Abdal Musa&#8217;nın postuna oturmuştur. Bu nedenle söylüyor: &#8220;Bir isteğim vardır, gani kerimden-Münkir bilmez evliyanın sırrından- Kaygusuzam ayrı düşdüm pirimden-Ağlar gelir şahım Abdal Musa&#8217;ya&#8221; <br /> Buraya döndükten sonra Abdal Musa&#8217;nın postuna oturmuş, onun on iki hizmetini yürütmüştür. Kaygusuz&#8217;un koyduğu on iki hizmet, Ehlibeyt temelli, On İki İmam temelli, İmam Cafer&#8217;i Sadık temellidir. Bu hizmetlerin hepsinde Kaygusuz insanlara derviş gibi yaşamayı aşina etmeye çalışmıştır, aşılamaya çalışmıştır. Bu on iki hizmetin on iki postun hepsinde kişi kendini hem dış olarak, hem iç mana olarak eğitmeye çalışır. </p>
<p> Kaygusuz Abdal,  Abdal Musa Dergahı&#8217;nda hizmet yürütüyor ama birçok derviş gibi bir &#8220;Gezgin Derviş&#8221; aynı zamanda? Kendisi hem geziyor, aynı zamanda kendi adına bir dergah kuran bir derviş, abdal? </p>
<p> Çünkü kendisi tam anlamıyla bir &#8220;Derviş&#8221;tir. Dervişliği çok iyi kavramasından ileri gelir. Onu pir gözetiminde büyük hizmetler yapmasına vesile olan, onu Mısır&#8217;a gönderen, onu gezginci yapan, onun bu hizmetlerde olmasını sağlayan bizzat kendisinin derviş özelliğini kavramasından ileri geliyordu. Çünkü derviş dediğimiz zaman; dervişin &#8220;d&#8221; si dünyayı terk etmek, &#8220;r&#8221;si riyayı terk etmek, &#8220;v&#8221;si vuslatı arzulamak, &#8220;ş&#8221;si şehveti terk etmektir&#8230; Bunları terk eden birisi için zaten dünya zahir gözüyle önemsizdir. <br /> Kaygusuz Abdal&#8217;ın Bektaşi öğretisini ne kadar iyi özümsediğini bir menkıbeden anlayabiliriz. <br /> Kaygusuz Abdal Mısır&#8217;a gidiyor. Kırk dervişiyle birlikte Mısır Sultan&#8217;ın huzuruna varıyorlar. Mısır Sultan&#8217;ı bir sofra açıyor. O sofraya Mısır&#8217;daki sofuları da davet ediyor. Sultan sofralara birer metre uzunluğunda kaşık indiriyor ve bunlarla yiyeceksiniz, diye talimat veriyor. Kimse üstüne başına dökmeyecek, diye bir koşul koyuyor. Önce sofular oturuyorlar. Birer metrelik kaşıklarla yemek yemeğe çalışırlarken, ya üstlerine döküyorlar ya da sağındakinin solundakinin gözüne batırıyorlar, kaşıkları. Sonra Kaygusuz Abdal ve Kırk dervişi oturuyor sofraya. Her biri cemalinin önüdekine uzatıyor kaşığı. Böylece herkes karnı tok, birbirine zarar vermeden kalkıyor. <br /> Kaygusuz&#8217;un aldığı eğitim, paylaşımcı ahlak, onu &#8220;Kaygusuz&#8221; kıldı zaten. </p>
<p> O büyük bir ozan aynı zamanda, eserleri var, bin beyitlik eseri var mesala. Ama onun ozanlar için de ayrı bir yeri var. Onun bir de kendi adıyla anılan bir süreği var. Siz bu süreğe nasıl dahil oldunuz? Kaygusuz sizi hangi yönüyle etkiledi? Kaygusuz ömrünü, bir gününü nasıl geçiriyordu? Siz bir sanatçısınız, üniversite eğitimi almışsınız, bir dünya görüşünüz var. Ne mutlu ki, bu yola, bu süreğe girmişsiniz. Bu süreç nasıl oldu?</p>
<p> Bu soruya cevap vermek aslında çok zor. Kişi dikkate aldığı zaman Kaygusuz Abdal her yönüyle cezbeder. Kaygusuz Sultan&#8217;ın dik duruşu, doğru bildiği şeyi sonuna kadar savunuşu, yeri geldiğinde Tanrı&#8217;yla bile o özel çekişmesinden doğan o güzellik herhalde bu bilince aşina olan herkesi mest eder diye düşünüyorum. Çünkü isminin özelliğini bile incelediğimiz zaman bile piri Abdal Musa diyor ki, ona, Kaygılarından arındın, Kaygılarından reha buldun dahi şimdi Kaygusuz oldun. Yani bir insanın hiçbir &#8220;kaygısının&#8221; kalmadığını düşünün Hakk ile Hakk olmaktan başka. </p>
<p> Abdal Musa&#8217;nın, Kaygısız Sultan&#8217;ın namı dört bir tarafa yayılmış. Özellikle Batı Anadolu&#8217;da onlar çok büyük bir sevgiyle anılmaktadır. Mısır&#8217;dan, Balkanlar&#8217;a uzanmış olarak etkisi yaşamıştır, yaşıyor. Peki somut olarak bu köyün dışında, siz çok cemlere giden, muhabbetlere çağrılan bir kişisiniz, sazıyla, sözüyle, sohbetiyle çok sevilen bir kişisiniz. Abdal Musa&#8217;nın Kaygusuz Abdal&#8217;ın insanlar üzerindeki etkilerini nasıl görüyorsunuz? İnsanlar Abdal Musa&#8217;yı, Kaygusuz  Abdal Sultan&#8217;ı nasıl yaşatıyorlar?</p>
<p> Ali Koca Baba: Bunlar ozanlığı şurdan kazanıyor: Hakk&#8217;tan alıp halka veren kişiye ozan derler. Hakk sözüyle halkı irşat eden kişilere ozan derler. Sadece şiir yazmakla ozan olunmaz. Sen kendinin nereden geldiğini bilmezsen, nereye gittiğini bilmezsen ozan olamazsın. İşte onlar bunu bildikleri için ozan ismini aldılar, gerçekci birer kişi oldukları için ozan denmiştir bunlara. Edebiyatta bunların büyük yerleri vardır. Fuzuli&#8217;nin, Nesimi&#8217;nin, Virani&#8217;nin, Kaygusuz Abdal&#8217;ın edebiyatta çok büyük yerleri vardır.<br /> Kaygusuz Abdal Mısır&#8217;a Bektaşi Halifesi olarak gitmiştir. İkrarlarda söylediğim gibi Hakk&#8217;tan al, halka ver, yalan söyleme, haram yeme, zina yapma, demiştir. </p>
<p> Onların ismini anan, onların ismiyle yapılan etkinliklere gelen onbinlerce insan var. Onları görebiliyoruz. Siz bir inanç önderi olarak bu insanlarımızın halini nasıl yorumluyorsunuz? Gerçekten bu inancı itikati, felsefeyi, yaşatabiliyor mı, inancını yaşatabiliyor mu?</p>
<p> Bir karınca varmış, Hacca gidiyormuş. Demişler ki sen nasıl hacca gideceksin? O da demiş ki varamazsam da yolunda ölemez miyim?, demiş. Şimdiki insanlarımız inançları güzel, hizmetleri güzel ama okuma zayıflığı var. İkra Suresi buyurur ilk ayet; &#8220;Oku&#8221; der. Okumadan olmaz. Bir derviş olsun, talip olsun hizmeti verdiğimiz zaman çok güzel yapıyorlar. On İki Post&#8217;tan (Hizmet) hangisini versek güzel yapıyorlar. Fakat derine dalmalarına imkan yok, herkes dalamıyor. İste Kaygusuzların o yoldan gittikleri için o isimleri öyle almışlardır. </p>
<p> Söyleşi: 16 Mayıs 2011, Pazartesi Günü, Tekke  Köy, Elmalı, Antalya </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/abdal-musa-dergahinda-kaygusuz-abdal-erkani-suruluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>BEKTAŞİ KİME DERLER?</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/bektasi-kime-derler/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/bektasi-kime-derler/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 16:31:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[AYHAN AYDIN]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[AYHAN AYDIN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/bektathy-kyme-derler/</guid>
				<description><![CDATA[Bektaşilik BEKTAŞİ KİME DERLER? AYHAN AYDIN BEKTAŞİLİK Büyük pir Hünkar Hacı Bektaş Veli&#8217;nin ismiyle ete kemiğe bürünen Bektaşilik; bugün de Türkiye&#8217;de, Balkanlar&#8217;da, ABD.&#8217;de dört kıtada  tüm canlılığıyla yaşayan, Alevi İslam Yolu&#8217;nun kopmaz bir parçası, bu İslam inancına yeni ufuklar açan bir büyük koludur. Bir tarikat olarak da isimlendirilen Bektaşilik, sürekleriyle (farklı uygulamalarıyla) birlikte bugün milyonlarca ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bektaşilik<br /> BEKTAŞİ KİME DERLER?</p>
<p> AYHAN AYDIN</p>
<p> BEKTAŞİLİK</p>
<p> Büyük pir Hünkar Hacı Bektaş Veli&#8217;nin ismiyle ete kemiğe bürünen Bektaşilik; bugün de Türkiye&#8217;de, Balkanlar&#8217;da, ABD.&#8217;de dört kıtada  tüm canlılığıyla yaşayan, Alevi İslam Yolu&#8217;nun kopmaz bir parçası, bu İslam inancına yeni ufuklar açan bir büyük koludur. Bir tarikat olarak da isimlendirilen Bektaşilik, sürekleriyle (farklı uygulamalarıyla) birlikte bugün milyonlarca insanın inanç sistemi olmuştur. Bektaşiliğin en büyük piri ve Piri Piran, Piri Türkistan Koca Ahmet Yesevi ekolünden gelen bir Horasan Ereni olan Hacı Bektaş Veli&#8217;dir. Kendi varlığını alemleri yaratan ve sonsuzluk ve nur kaynağı olan Tanrı&#8217;nın varlığı içinde eritebilen kamil insan profilinin en büyük temsilcilerinden birisi olarak ünü dört kıtaya yayılan Hünkar Hacı Bektaş Veli; Bektaşiliğin profilini çizen bir büyük yol ulusu, yol önderidir.</p>
<p> HACI BEKTAŞ VELİ<br /> Musa-yı Kazım&#8217;a uzanan soyuyla inancını yaşatmak için zalimlerin atlıları altında canını ve en sevdiklerinin varlıklarını çiğneten İmam Hüseyin&#8217;in ve onun gibi çile çekerek bu inancı yaşatanların, On İki İmamların, Ehlibeyt&#8217;in kutsal emanetlerini devralan Hacı Bektaş, Anadolu bozkırının ortasında sönmez bir ateş yakmıştır. <br /> O hünkarlığa ve pirliğe ancak kötü nefsini yenmekle, kendini Hakk yoluna teslim etmekle, dünyanın her türlü ihtişamından, nimetinden geçebilerek erişebilmiştir. O teker teker hücrelerini ayırsalar bile yolundan dönmeyecek, Alevi İslam Yolu&#8217;nun yılmaz bir savaşçısıdır. Yeter ki, Ehlibeyt&#8217;i seven, doğruluk uğruna canını verecek canlar olsun. Milyonlarca insan bu yoldan, bu sürekten menzil alabilirse insanlık kurtuluşa erişebilir. Ancak ilk önce insanın pişmesi gerekir. İnsan tek başına bir varlık olarak kainatın bir parçası olarak, Yaratanın dünyadaki yansıması olarak kendi özünü birlemeli, dört kapı kırk makamdan geçebilmeli (doğru ve dürüst yaşamın kurallarına uyabilmeli), alemi kendisine dost edebilmeli, kuşlarla konuşabilmeli, her gününü, her saatini, her dakikasını varlık deryası içinde nefeslendirebilmelidir. Yani kişi özünü dara çekebilmeli, kendisine dürüst olmasını öğrenmelidir. Nefsine hükmedemeyen, benliğini yenemeyen, kamil insan olma yolunda ilerlemeyen kişi toplum karşısında çok iyi bilinse de bunun bir değeri yoktur. Eline diline beline sahip olamayan, dürüst olamayan kişinin Aleviliğinden dolayısıyla Bektaşiliğinden söz edilemez. <br /> Bin iki yüzlü yıllarda yaşamış Hacı Bektaş&#8217;ı Rum ve Horasan Erenlerinin Piri yapan, Türk halkının Hünkarı yapan nefsiyle verdiği mücadeleyi başarmış olmasıdır, kendisini topluma adamış olmasıdır, her daim dilinin Hakk kelamı söylemiş olmasıdır. Hacı Bektaş&#8217;a göre insan kendisine dürüst olursa, topluma karşı sorumluluklarını yerine getirirse, alemleri yaratan Tanrı&#8217;nın sırrına erebilirse menzile ulaşmış olur. Tanrı&#8217;ya ulaşmak, Tanrı sırrına ermek hiç de zor bir şey değildir. Ama uyulması gereken kurallar, aşılması gereken bentler vardır, engeller vardır. İnsan niçin iki yüzlüdür, niçin kişi yalan söyler? Elbette kişisel menfaati için, kolaylıkla bazı zorlukları savuşturmak için, rahatlamak için, emellerine kavuşabilmek için. Öyleyse kişi bunlardan sıyrılırsa, zoru başarırsa, en büyük cihadı yani nefsiyle yaptığı cihadı başarabilirse, kendisine karşı samimi olursa Hakk&#8217;a karşı da samimi olmuş olur. Zaten kişi Hakk&#8217;ı aldatamaz ama eğer ilk önce kendini düzeltmezse insan, kendi kendisine dürüst olmazsa, Tanrı&#8217;nın huzuruna dürüst olarak çıkamaz.<br /> Hacı Bektaş eliyle, deliyle, beliyle dürüst olan kişilerden oluşan toplumun da dürüst olacağını ön görmüş, hayatı boyunca bunun mücadelesini vermiştir. Kendinden sonra sistemleştirilmiş olsa da, bizzat kendisinin temellerini attığı Tekkesi&#8217;nde, (Dergahı&#8217;nda, Ocağı&#8217;nda) tasavvufun temellerini yanındaki taliplere, mihmanlara, dervişlere, canlara anlatmış, orayı bir okul olarak kurumsallaştırmıştır. <br /> Bektaşilik Hacı Bektaş&#8217;ın ruhaniyetini kendisine rehber alan bir Alevi İslam yoludur. <br /> Bektaşiliğin farklı kollardan ilerleyen birçok süreğiyle karşılaşırız. Yol bir sürek bin bir ifadesi doğru bir ifadedir. Yol; Hakk Muhammed Ali yoludur. Yolun sonunda ulaşılması planlanan şey bellidir. Rıza Şehri&#8217;ne giden yolda herkesin razılığının alınması temel şarttır. Sabırla, çalışmayla, dürüstlükle, dört kapı kırk makamdan geçilerek, tüm dünya insanlarıyla müsahip (kardeş) olma düsturuna dayanan Hakk Muhammed Ali yolu, Ehlibeyt&#8217;in ve onların yolundan giden ulular tarafından kurulmuştur. Yolun değişmez, değiştirilemez kuralları vardır. Gönüllerin harmanlandığı bu yolda kurallar vardır. Bu kurallar etten kemikten yaratılmış ham ervah olan insanı gerçek bir insan yapmanın kurallarıdır. Elbette bu kurallara uymak çok kolay değildir. İlk önce buna niyet etmek gerekir, şartlarını bilmek gerekir, bu yolda ilerlemek gerekir. Ama bunlar uyulamayacak kadar zor kurallar bütünü değildir, her insanın aşabileceği kurallardır. Yüzyıllar boyunca binlerce şehit verilerek bu kurallar korunmuş, onlardan ödün verilmemiştir. O yüzden bu yolda; gelme gelme, dönme dönme,  denir. Yani iyi düşün, taşın geleceksen tam gel, gelmeyeceksen hiç gelme, felsefesi vardır bu yolda. <br /> Hacı Bektaş Alevi İslam Yolu&#8217;nda sabırlı olmayı öğretmiştir insanlara. Alçakgönüllü olarak sürekli çalışmayı öğütleyen Hacı Bektaş her insanın bir sanatla uğraşabileceğini, yaratanın bu kudreti kullarına verdiğini söylemiş, insanda gizli tüm yetenekleri açığa çıkararak ilk önce kendisine, sonra topluma faydalı bir birey olarak yetişmesini öngörmüştür. Azla yetinen, kendisiyle, toplumla barışık, paylaşmayı bilen insandır hedeflenen. <br /> İşte Hacı Bektaş&#8217;ın manevi dünyasını kendisine rehber edinen Bektaşiler de onun yolundan gitmektedirler.  <br /> Anadolu&#8217;ya Hacı Bektaş&#8217;tan önce gelen Rum Erenleri de vardır, büyük dedeler, babalar da vardır. Ama aralarında bir uyumsuzluktan söz edilemez. Belki zaman faktörü, coğrafi farklılıklar, çevrelerinde farklı halk toplulukları, kültürel farklılar söz konusu olabilir. Bundan doğal ne olabilir? Her birisi nice farklı yollar kat ederek Anadolu&#8217;ya ve Balkanlar&#8217;a gelmemiş miydiler? Kimi iki yüz yıl önce, kimisi iki yüz sonra gelmişse elbette bazı farklılardan söz edilmesi gerekir. Nice kültürlerin harmanlandığı başka başka coğrafyalardan gelmişlerdi, nice zorluklarla baş etmek zorunda kalmışlardı. Kimisi geride yazılı eserler bırakırken, kimisi kerametlerle, menkıbelerle  örülü yaşamından geriye bir büyü atmosferi, destanlar bırakmıştı. Evet ifade tarzları farklıydı, dilleri farklıydı, insanları eğitme yöntemleri farklıydı; Ama tüm erenler, veliler, dedeler, babalar, ozanlar Hakk Muhammed Ali yolunun, Ehlibeyt okulunun temsilcileri, öğreticileri oldukları için özünde aynı inançta buluşuyorlardı. <br /> İşte Hacı Bektaş gerek kendisinden önce bu topraklara gelenlerle birlikte, gerekse kendisinden sonra bu topraklara gelen tüm erenler tarafından saygıyla anılan en ender velidir. O yüzden kendisine Serçeşme denmiştir, yani çeşmelerin, suyun, özün başı, kaynağı denmiştir. Seyyid soyundan, tasavvuf okulunda yetişmiş, kendi kişilik özellikleriyle bulunduğu coğrafyayı, çağı aşabilmiş bir profil oluşturmuştur. <br /> Gerek büyük Alevi Ocaklarının temsilcisi olan dedeler, gerek Hacı Bektaş&#8217;ın soyundan geldiği söylenen Çelebiler, gerekse başta Babagan Bektaşi kolu ve diğer Bektaşi Süreklerinin babaları, yolları Hacı Bektaş&#8217;ın bir büyük mürşit olduğu konusunda hem fikirdirler.<br /> Balım Sultan Hacı Bektaş&#8217;tan sonra, yaşadığı Bin beş yüzlü yıllarda Bektaşiliğin temel kurallarını sistemleştirmiş, bunları genel geçer bir şekilde yazılı hale getirmiş, Bektaşiliğin esasen gerçek örgütleyicisidir. Balım Sultan Hacı Bektaş&#8217;ın yaşamını, kurallarını, görüş ve düşüncelerini kendisine rehber ederek, dağınıklık içindeki erkanları, örf ve adetleri, gelenek ve töreleri yeni bir yorum getirmiştir. Kendisinden sonra kendi yolundan gidenler yani Babagan Bektaşi kolunun temsilcileri yani inanç önderliği olarak derviş, baba, halifebaba, dedebaba isimleriyle hizmet edenlerin uymaları gereken ana kuralları belirlemiştir. </p>
<p> BEKTAŞİĞİN BABAGAN KOLU<br /> Bektaşiliğin Babagan Kolu&#8217;nda bel evlatlığı değil, yol evlatlığı önemlidir. Alevi İslam Yolu&#8217;nun Ocakzade Dedeler Kolu&#8217;nda bilindiği gibi soy ve onun devamı olan soy zinciri önem kazanmıştır. Yani bu sistemde Muhammed Ali soyundan, On İki İmamların soyundan gelenler dini hizmetleri yerine getirip inanç önderliği görevini üstlenebilirler. Bu ana kuraldır. Seyyid olarak bilinen dedeler dışında başka insanlar cem yapma, ana ibadetleri yerine getirme hakkına sahip değillerdir. Yani burada bel evlatlığı, soy önemlidir. <br /> Bektaşiğin Babagan Bektaşi Kolu&#8217;na hakim olan görüşe göre Hünkar Hacı Bektaş Veli mücerret (evlenmemiş) olarak yola hizmet etmiştir. Zaten kendisi de yolun önemli olduğunu, soyun önemli olmadığını söylemiştir. Bu nedenle kendileri de, On İki İmamların Soyundan Masayı Kazım Soyundan gelmesine rağmen, evlenmediği için soyu yürümemişse  de Onun yolunu sürdüren babalar sayesinde bu yolun yani Bektaşiliğin sürdürüldüğüne inanırlar. Bektaşiliği özellikle Babagan Bektaşi Kolu&#8217;nu Alevilik içinde farklı kılan bu yorumdur. <br /> Alevi inancı içinde ağırlıklı olan görüşe göre ise Hünkar Hacı Bektaş Veli evlenmiş onun soyu Çelebiler olarak nitelendirilen ailece devam ettirilmiştir. Anadolu Alevileri de bu aileye atalarından dolayı saygı duyarlar. Özellikle İç Anadolu, Batı Anadolu, Karadeniz bölgelerinde bizzat Hacı Bektaş Veli Ocağı&#8217;na (Dergahı&#8217;na) bağlı Alevi Ocağı dedelerinin ve onların taliplerinin bu soya büyük hürmetleri bugün de devam etmektedir. <br /> Büyük Alevi Ocakları&#8217;nın ise kendilerine ait farklı cem uygulamaları, gelenekleri de mevcuttur. Bu da Dedeler ve Babalarla ilgili bir başka yazının konusudur. <br /> Bektaşilik&#8217;te önemli olan Hakk Muhammed Ali yolunun yürümesidir. Gönül kalsın, yol kalmasın genel bir düsturdur. Yani uyulması gereken kuraldır. Yol cümleden uludur. Bu yol için nice başlar feda edilmiştir. O nedenle yol her şeyden üstündür. Yol doğruluk, dürüstlük, erdemlilik yoludur. İnsanların birbirinden razı olmaları gereken; Muhammed Ali&#8217;nin yaktıkları çerağların yakıldığı yoldur. Yol kir, leke götürmez. Yola uymayanlar, yolun kurallarını yerine getirmeyenler, yolun dışına atılırlar. Bu benliğin yok edildiği, herkesin, her şeyin üstünde bir değerler sistemi olduğu için bir kişinin benliğine yenilerek yaptığı kabahatlerle kirletilemeyecek kadar kutsal ve ulu bir yoldur. O nedenle yol cümleden uludur, o nedenle her kim olursa olsun, hangi mevkide, makamda olursa olsun, dünyanın en güzel insanı olsa da, en zengin insanı olsa da, ordu komutanı olsa da, devlet başkanı olsa da eğer yolun kurallarına uymuyorsa yola alınmaz, yolun yürüdüğü gerçek bir ceme, meydana alınmaz. Hatta sohbete bile dahil edilmez. Onunla sohbet de edilmez. <br /> Babagan Bektaşi Kolu&#8217;nda yola aşk duymak vardır, aşık olmak vardır. Hayatı boyunca yaşamak istediği gerçek erenlerin yolundan gitmek için herkesin yaşadığı görünen yani zahir dünyanın dışında bir dünyada yaşamı seçme tercihi vardır. Bu katarda On İki İmamların, erlerin, pirlerin, velilerin ve erenleri, ozanların isimleri anılır. Onların gittiği yola layık olmak için çaba harcanır. Yolun bir temsilcisi vardır; o da Hacı Bektaş Veli&#8217;yi kendisine rehber edinen inanç önderidir. Sevdalanmayan, bu yolun kurallarına uyamayacak kişiler bu yola giremezler. Yola girenler de yolun kurallarına uyarlar. Yolda herkes bacı, kardeştir; herkes eşittir, birdir, tekdir. Bir üzüm tanesinden Kırk kişinin mest olması gibi birisin acısı tümünün acısıdır, birisinin sevinci tüm cemde, medyanda olan canların sevincidir. Her şey rızalığa tabiidir. Muhipler, talipler, canlar inanç önderi olan Baba&#8217;dan izin almadan bir iş görmezler. Ona sevgiyle, saygıyla bağlıdırlar. O da yolun kendisine verdiği hakları, kuralları uygular.<br /> Bir baba Halifebaba&#8217;ya, halifebabalar da Dedebaba&#8217;ya bağlıdırlar. Yüzyıllar boyunca bu sistem böyle yürümüştür. <br /> Dedebaba inanç önderlerinin en tepesinde bulunan kamil insan örneği, Hacı Bektaş&#8217;ın yeryüzündeki temsilcisi olan inanç önderidir. Kendisine bağlı halifebabalarla, babalarla, dervişlerle ve muhip canlarla Babagan Bektaşi Yolu&#8217;nun tüm dünyadaki temsilcisidir. Tarihler boyunca dünyadaki Bektaşi dergahlarında halifebabalar, babalar hizmet etmişler onların hizmetleri de Hacı Bektaş&#8217;ta ikamet eden Dedebaba tarafından organize edilmiştir.<br /> Bektaşilik Anadolu&#8217;da Balkanlar&#8217;da kurduğu binlerce tekke ve dergahta varlığını tüm Osmanlı boyunca sürdürmüştür. <br /> Cumhuriyet döneminde tekke ve zaviyelerin kapatılmasına rağmen bir inanç sistemi olarak elbette günümüze kadar yaşamını sürdürmüştür. Çünkü onun hedefinde Muhammed Ali Yolu&#8217;nu sürdürmek olduğu için, ibadette mekanın çok büyük bir önemi olmadığı için bugün de Anadolu&#8217;da ve Balkanlar&#8217;da Bektaşilik tüm canlılığıyla yaşamaya devam etmektedir.<br /> Dergahlarda yaşanan Bektaşilik ve oralardaki babaların hiyerarşisi, görevleri, buralardaki yaşam ayrı bir yazının hatta ayrı bir kitabın konusu olduğu için burada bunlara girecek değiliz. Ama yola hizmet etmede sınır tanımayan Bektaşilik&#8217;te önemli bir kurum olarak da Derviş&#8217;liğin olduğunu söylememiz gerekir. </p>
<p> DERVİŞ<br /> Gerek dergahlarda, gerek tekkelerde, gerekse de şimdi evlerde babanın baş yardımcı olan, inanç kurallarının yerine getirmesi konusunda azami gayreti gösteren dervişler Bektaşiliğin solmaz renkleridir. Muhammed Ali Yolu&#8217;nun kurallarını en iyi bildiği gibi, uygulamada da sürekli hizmet ehli olan dervişlerde yaşın bir önemi yoktur. Kişi otuz yaşında da derviş olabilir, altmış yaşında da. Onu hizmete götüren yol aşkıdır. Eğer bir aşık, yola girmek isteyen kişi can olarak, muhip olarak yola kabul edilmişse, kurbanını kesip, yeminini edip bir baba&#8217;dan, yani bir mürşitten el etek tutmuşsa, ona bağlanmışsa, o doğal olarak bir derviş adayıdır. Eğer insan isterse, hizmet yürütebilirse, meydandaki canlar onu kabul ederlerse, baba da uygun görürse muhip can derviş olabilir. Dervişlik hırkasını giyer, dervişlik postuna oturup hizmetlerini yerine getirir. Belki beş yıl, belki on yıl, belki daha fazla bu görevi yerine getirir. Eğer Hakk&#8217;tan emir gelirse cemin inanç önderi olan baba Hakk&#8217;a yürürse, oradaki canların istemiyle Halifebaba o dervişi baba olarak o ceme, o meydana atayabilir. Yani derviş o cemde, Alevi İslam Yolu&#8217;nun, Bektaşiliğin temel değerleriyle pişmiş olgunlaşmış, kendisinden bekleneni verebilmiş, Hacı Bektaş&#8217;ın emanetini taşıyabilecek bir olgunlukta olduğu anlaşılmış ve böylece o göreve layık görülmüştür. Pişmeden, olgunlaşmadan zaten bir derviş baba postuna oturamaz. <br /> Tüm dünyada aslında tek bir Dedebaba&#8217;nın olması genel kuraldır. Yüzyıllar boyunca bu yol böyle gelmiştir. Hiyerarşi bu şekilde kurulmuştur. Ama bugün değişik nedenlerden dolayı ülkemizde iki Dedebaba vardır. Bir de Arnavutluk Tiran merkezli olmak üzere yurtdışında da bir Dedebaba olduğu için şu anda dünya üzerinde üç Dedebaba vardır. Bunun bir önemli sebebi de, halen Bektaşilik üzerinde, Alevilik üzerinde sürüp giden kimi yasaklar, engellerdir. Son Dedebaba Bedri Noyan&#8217;dan sonra Dedebaba olarak Ali Haydar Ercan seçilmiş ama daha sonra bir araya gelen bir kısım halifebaba Mustafa Eke&#8217;yi Dedebaba seçmişlerdir. Bu şekilde Türkiye&#8217;de Babagan Bektaşi koluna mensup Bektaşilerin inanç önderi olan iki Dedebabası vardır. Ama bunun eninde sonunda bir çözüme kavuşacağını biliyoruz. Çünkü Bektaşiliğin aydınlık dolu insanları bu sorunu kendi aralarında halledeceklerdir. Beş yüz yıl boyunca işleyen kurallar, yolun selameti için işleyecek ve tek Dedebaba&#8217;ya geçilecektir. <br /> Bir de Arnavutluk&#8217;ta Tiran merkezli bir Dedebabalık sistemi de vardır. Türkiye&#8217;de Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasından sonra, fiilen belli bir mekanda Bektaşilik yaşayamadığı için Arnavutluk&#8217;taki çok büyük zorluklardan sonra gelişen bu sistemle de Arnavutluk&#8217;ta Bektaşiliğin yasal olduğu, serbestçe yaşadığını söyleyen Arnavut Bektaşiler, Dedebabalığın;  Bektaşiğin kamu alanında yaşayamadığı Türkiye&#8217;nin değil, kendilerinin hakkı olduğunu ileri sürmektedirler. <br /> Ayrıca Balım Sultan&#8217;ın mücerretliği (evlenmeme geleneği, evlenmeyip dünya nimetlerinden kendisini soyutlayabilen, kutsal bekarlık sistemi) getirdiğini ve bu yolu kendilerine emanet bıraktığını, şimdi ise buna kendilerinin uyduğunu söyleyip şu andaki  (mücerret) Hacı Reşat Bardi Dedebaba&#8217;yı Dünya Bektaşilerinin inanç önderi sayan bir anlayış özellikle Batı Balkanlar&#8217;da hüküm sürmektedir. Arnavutluk, Makedonya, Kosovo, Bosna Hersek&#8217;te bu sistem yürümektedir. <br /> Bir başka yazımız Sürekler, bölümünde kısmen de olsa gireceğimiz gibi Bektaşiliğin ana kolu olan Babagan Bektaşi kolu dışında da Babai, Kızıldeli, Bedreddini (Gülşeni), Ali Koçlu  gibi başka Bektaşi kolları da vardır. <br /> Bektaşilik bugün ülkemizde ve Balkanlar&#8217;da, ABD.&#8217;de yaşamaktadır. Türkiye&#8217;de Trakya&#8217;da, Ege Bölgesi daha doğrusu Batı Anadolu Bölgesi&#8217;nde yoğunluğunu hissettirmektedir. Bugün net bir sayı vermek pek mümkün değildi. Çünkü ikrar verip yolun gereğini yerine getiren inanç bazında şaşmadan yolundan yürüyenler yanında kendisini bu inanç ve felsefe içinde gören de yüz binlerce insan vardır. Yani Bektaşi denilince kurbanını kesen, cemin içinde olan canlar olduğu kadar, bunun misliyle fazla olmak üzere  kendini bu yoldan, bu sürekten, bu kültür atmosferinden gören yüz binlerce insan vardır. Yani fiilen Bektaşi Erkanı görmeyen, yola girmemiş ama kendisini Bektaşi olarak nitelendiren milyonlarca insan vardır. <br /> Önemli bir unsur olarak Bektaşilik sadece Alevi veya Bektaşi kökenli insanlar arasında değil Sünni İslam inancından olan insanlarca da kabul edilen bir anlayıştır. </p>
<p> Bektaşi Kime Denir?<br /> Bektaşi ülkemizde aydın insan tipini temsil eder.<br /> Bektaşi Atatürkçüdür, cumhuriyetçidir, demokrattır, reformcudur. <br /> Bektaşi yurdunu, bayrağını canı kadar, belki de canından daha fazla sever.<br /> Osmanlı&#8217;nın kuruluşunda, Cumhuriyet&#8217;in temelinde Bektaşi&#8217;nin harcı vardır.<br /> Bektaşi kurmuş olduğu dergah ve tekkelerde oluşturduğu kütüphanelerdeki kitaplarla Türk edebiyatının temel eserlerini muhafaza etmiştir. Bektaşi dergahları 1826 yılında yakılıp yıkılıncaya, kapatılıncaya kadar; birer ilim, irfan, muhabbet, ibadet mekanları olarak tüm insanlığa hizmet etmiştir. <br /> Bektaşi Türk kültürünün dört kıtadaki gerçek temsilcisi, Türk dilinin gerçek koruyucusudur. <br /> Bektaşi hazır cevaptır, yobazın karşısındadır. <br /> Bektaşi minnetsiz yaşar, esprilidir, çağın bilgisiyle donanmış, açık sözlüdür. <br /> Bektaşi &#8220;mektep medrese görmüş&#8221;, sanat severdir, edebiyattan anlayan, ezbere şiir okuyandır. <br /> Karadeniz&#8217;de gemileri batanlara hal hatır sorup, mahallenin sorunlarının tercümanı olup, halkı için dilekçe yazabilen insandır Bektaşi. <br /> Rum&#8217;un, Ermeni&#8217;nin diline vakıf, mürekkep yalamış, sahafların yolunu bilen, şarabın, turşunun, pekmezin tadından anlayan kişiye Bektaşi, derler.<br /> Denizin içindeki balıkların, gökyüzündeki yıldızların isimlerinden haberdar, kıtalar ötesi ülkelerden haberler veren, sıcak, samimi, tok gözlüdür Bektaşi.<br /> Masanın en iyisini hazırlayan, kahvenin en iyisini içen, şaşmaz bir terazide doğru bildiğini doğru söyleyen Bektaşi, üç kuruşa minnet etmeyen, aç kalsa da alçalmayan, temiz giyinen, protokolden çok iyi anlasa da paşanın, beyin nazını çekmeyen kişidir. <br /> Köşk adamıdır ama dalkavuk değildir Bektaşi.<br /> Halk adamıdır ama şarlatan değildir Bektaşi.<br /> Fransa&#8217;dan, Almanya&#8217;dan, Rönesans ve Reform&#8217;dan bilgi verir ama Avrupa yalakası değildir Bektaşi. <br /> Her çağda mantıklı karar verir, çocuğunu daha ileriki bir çağ için yetiştirir, ilimden, irfandan haberdardır Bektaşi. <br /> Kent insanıdır, yürüyüşünden, konuşmasından hemen ayrılır diğerlerinden, nüktedandır ama gösteriş için söz söylemez, dil dökmez, halk pazarından alış veriş yapan kişidir Bektaşi. <br /> Kentteki, köydeki tüm insan portrelerinden haberdardır, kır tilkisinin, boz ayının derdinin ne olduğunu, softa tayfasının ne istediğini, çocuğun gönlünden geçeni su gibi sezen, hakkını zamanında hak edene verendir Bektaşi.<br /> Gönüllerin hekimine Bektaşi derler.<br /> Derdinizi, sırrınızı anlatacağınız has komşunuza Bektaşi derler.<br /> Yiğit adama, delikanlı adama, komşusunu bacı, kardeş bilene Bektaşi derler.<br /> Kıtalar aşsanız, sohbetinden bıkmayacağınız, güven veren, dostu için canını veren, hal ehli, naz ehli, gönül ehli olandır Bektaşi. <br /> Kemandan, sazdan anlayan, notadan çakan, dertlilerin derdine ortak olandır Bektaşi.<br /> Bektaşi fıkralarıyla anılan, post bıyıklı, eli tespihli, kadir kıymet bilen, çınar ağacı gibi olmak isteyen, Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli&#8217;yi kendisine rehber edinen kişiye Bektaşi derler. <br /> Rumeli kokusu vardır teninde, Rumeli&#8217;nin gerçek kültürünü Anadolu&#8217;ya taşıyan barışsever insandır Bektaşi. <br /> Gül koklar, gülü gülle alıp, tartar, yeri gelince bir lokma bir hırkayla yaşayıp Hakk&#8217;ın ismini her daim zikreden kişidir Bektaşi. <br /> Dostuna güvercin gibi masum, hasmına, zalime, haine arslan gibi kükreyen gerçek vicdan sahibidir Bektaşi. <br /> Anadolu&#8217;nun, Rumeli&#8217;nin solmaz renkleri, gerçek cevherleridir Bektaşiler.<br /> Ekmeğimizin mayasında, tülbent&#8217;imizin işlemesinde, özgürlük ve bağımsızlık savaşında yiğit erdirler Bektaşiler. <br /> Hakk söyleyen dillerinden dost kelamı çıkan, her elinde bir marifet olan, kadınları kınalı elleriyle keyveni, ana sütü gibi aktırlar Bektaşiler. <br /> Yurduna dosta dost, yurduna düşmana düşman, tarlasında tırpanını, orağını sallayan, imeceyle köyünün sorunlarını halleden, kolektif çalışmadan, sendikadan, işçi hak ve hukukundan anlayandır Bektaşi.<br /> Horasan Yurdundan, Budapeşte&#8217;ye kurduğu binlerce tekkede, dergahta Hakk aşkını yakan, uyandıran; Hacı Bektaş Dergahı&#8217;nın halka halka tüm Anadolu&#8217;ya, Mısır&#8217;a, Bağdat&#8217;a, tüm Balkanlar&#8217;a, Kırım&#8217;a kadar altı yüz yıl hükmetmiş bir kültürün, medeniyetin yaratıcısıdır Bektaşi. <br /> Bugün de tüm bu değerlerle yaşamına devam eden, Avrupa Birliği&#8217;nin hedeflediği birliği çoktan kurmuş, hoşgörülü, yurduna sımsıkı bağlı, Afrikalı&#8217;nın, Asyalı&#8217;nın derdini dert edinen, elleri göğe ulaşan, insanoğlu insandırlar Bektaşiler. </p>
<p> Aslıma Karışıp Toprak Olunca</p>
<p> Aslıma karışıp toprak olunca<br /> Çiçek olur mezarımı süslerim<br /> Dağlar yeşil giyer bulutlar ağlar<br /> Gökyüzünde dalgalanır seslerim</p>
<p> Ne zaman toprakla birleşir cismim<br /> Cümle mahluk ile bir olur ismim<br /> Ne hasudum kalır ne de bir hasmım<br /> Eski düşmanlarım olur dostlarım</p>
<p> Evvel de topraktır sonra da adım<br /> Geldim gittim bu sahnede oynadım<br /> Türlü türlü tebdilata uğradım<br /> Gahi viran şen olurdu postlarım</p>
<p> Benden ayrılınca kin ve buğuzum<br /> Herkese güzellik gösterir yüzüm<br /> Topraktır cesedim güneştir özüm<br /> Hava yağmur uyandırır hislerim</p>
<p> Alimler alemi ölçer biçerler<br /> Hamını hasını eler seçerler<br /> Bu dünya fanidir konar göçerler<br /> Veysel der ki gel barışak küslerim<br /> Aşık Veysel </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/bektasi-kime-derler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Rumeli&#8217;de Yedi Gün</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/rumelide-yedi-gun/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/rumelide-yedi-gun/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 23:08:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ayhan Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[AYHAN AYDIN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/tarihin-dodanyn-ve-erenlerin-yzinde/</guid>
				<description><![CDATA[Rumeli&#8217;de Yedi Gün: Tarihin, Doğanın ve Erenlerin İzinde&#8230; Ayhan Aydın Dedim ismin nedir, dedi Vatandır Dedim başın karlı, dedi Balkan&#8217;dır Dedim tarihi ne, dedi al kandır Dedim ya esaret, dedi ki yok, yok Dedim Karadeniz, dedi sevdalım Dedim Trakya, dedi ipekten halım Dedim meyve bağlı, dedi her dalım Dedim sarı beniz, dedi ki yok, yok ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>Rumeli&#8217;de Yedi Gün:<br /> Tarihin, Doğanın ve Erenlerin İzinde&#8230;<br /> Ayhan Aydın<br /> </strong><br /> Dedim ismin nedir, dedi Vatandır<br /> Dedim başın karlı, dedi Balkan&#8217;dır<br /> Dedim tarihi ne, dedi al kandır<br /> Dedim ya esaret, dedi ki yok, yok</p>
<p> Dedim Karadeniz, dedi sevdalım<br /> Dedim Trakya, dedi ipekten halım<br /> Dedim meyve bağlı, dedi her dalım<br /> Dedim sarı beniz, dedi ki yok, yok</p>
<p> Dedim Rodop dağın, dedi altın kaz<br /> Dedim çok mu yoksa, dedi kelam az<br /> Dedim insanları dedi destan yaz<br /> Dedim var mı mutlu, dedi ki yok, yok</p>
<p> Dedim şu Dobruca, dedi ambarım&#8230;<br /> Dedim tarlaları, dedi bir varım<br /> Dedim güllerinde, dedi bal arım<br /> Dedim huzur var mı, dedi ki yok, yok</p>
<p> Dedim salkım üzüm, dedi bağımda<br /> Dedim sür davar, dedi dağımda,<br /> Dedim bin bir hikmet, dedi çağımda<br /> Dedim gülen var mı, dedi ki yok, yok</p>
<p> Dedim cihanda pak, dedi yüzüm var<br /> Dedim her tarafta, dedi sözüm var<br /> Dedim mert halkına dedi övgüm var<br /> Dedim şan  düşmesin, dedi ki yok, yok</p>
<p> Latif Ali</p>
<p> Tarihi boyunca dünyanın ticaret, yerleşim, tarım, ulaşım merkezlerinden birisi olan Balkanlar sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış dünyanın çok kültürlü ana coğrafyalarından birisidir. <br /> Yüzyıllardır Anadolu&#8217;yla birlikte Türklerin ve Alevilerin-Bektaşilerin yoğun bir şekilde yaşamlarını sürdürdükleri yerlerden birisi de Balkanlardır. <br /> Bugün de iki milyona yakın soydaşımızın yaşadığı ve Türkler tarafından &#8220;Rumeli&#8221; olarak da bilenen bu topraklar bir kültür beşiğidir. <br /> Birçok güzel kentin bulunduğu bu coğrafyada aynı zamanda birçok Alevi Bektaşi ereni de yaşamış, bugün onların türbeleri aynen Anadolu&#8217;da olduğu gibi ziyaret edilen ana mekanlardan olmuştur. <br /> Doğasıyla da tüm Avrupa&#8217;nın en güzel yörelerinden birisi olan Balkanlar kendisine özgü bitki örtüsü ve hayvanlarıyla dikkat çekmektedir. Derin vadilerin, dağların, ormanların, nehirlerin, göllerin bulunduğu Balkanlar aynı zamanda üç tarafı denizlerle kaplı sahilleriyle de meşhur bir turistlik cennettir.<br /> Yurdumuzun kurtarıcısı cumhuriyetimizin kurucusu büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere nice büyük insan yetiştiren Rumeli toprakları altı yüz elli yıl boyunca yapılan binlerce han, köprü, dergah, tekke, camii, hamam, bedesten, çarşı, medrese, hastane, köşk,  su bentleri, saray, dükkanlarla&#8230; adeta bir Türk yurdu olmuştur. <br /> Şanslı birisi olarak daha önce de on kez gezip gördüğüm bu toprakları ve bu topraklar üzerindeki inanç merkezlerini bir seferde görme şansına ulaşacaktım ama elbette daha önce gezip gördüğüm bir çok türbeyi ve mekanı göremezsem de aynı coğrafya üzerinde yürüyecektim uzun bir yolda. <br /> Bir büyük inancın adı olan Alevi &#8211; Bektaşi İslam yolu, Hz. Muhammed, başta Hz. Ali ve Hz. Hüseyin olmak üzere On İki İmamların, Ehlibeyt&#8217;in, Seyyidlerin, Pirlerin, Mürşitlerin, Rehberlerin, Kırkların, Alp Erenlerin, Velilerin, Ozanların ulu yoludur. <br /> Kendi canı yanında en sevdiği değerlerin; çocuklarının ve en yakın akrabalarının, yoldaşlarının canını zalimlerin atlılarının altında feda ederek İslamiyeti ve insanlığı kurtaran Şehitler Şahı, Kainat yıkılana kadar sevgi ve saygıyla anılacak İmam Hüseyin&#8217;le başlamıştır bu yolculuk. Dünyanın hangi ulusları onun önünde saygıyla eğilir ve onun ve yoldaşlarının anısına kaç gün oruç tutarlar; yolun sonu nereye varır, bu büyük inanç nerelerde, kimlere, nasıl, ne şekilde anlatılır bilemiyorum ama Muhammed Ali&#8217;yi ve Onu yolundan gidenleri kılavuz edinen bir büyük halk kitlesi de Balkanlar&#8217;da yaşamıştır, yaşamaktadır. <br /> Bu kitle hakça bölüşümü, adaleti ve eşitliği yaşamlarının merkezine koymuşlardır. Eline, deline, beline hakim olarak, yetmiş iki milleti bir gören,  Şeriat-Tarikat-Marifet ve Hakikat kapılarından ve bunların içindeki kırk makamdan geçenlerce Hakk&#8217;ı insanda gören, Tanrı&#8217;ya korkuyla değil sevgiyle yaklaşıp kavuşmak için gönül kırmamayı bir inanç düsturu yapmış bir kitledir bu kitle. &#8220;Ete kemiğe büründüm &#8211; Yunus diye göründüm&#8221; diyenlerin, ağulu sözleri bala çeviren, kan göz yaşı akıtsa da, hoşgörüsünden bir şey kaybetmeyen, sadece insana değil yaratılmış tüm canlılara sevgiyle bakan bir kitledir bu kitle. <br /> Bizim yapacağımız; tüm değer ve erdemleriyle yaşayanların büyük coğrafyalarının bir bölümünde çok kısa sürebilecek anı gezisiydi. <br /> Eğer Alevi/Bektaşi İslam yolunda bir büyük geziden bahsetmek gerekseydi bu uğurda bir kısmı büyük çileler çekmiş şu erenleri anmadan da geçmek olmazdı: Ebu Müslim-i Horasani (ö. 755),  Beyazıd-ı Bestami (ö. Yaklaşık 875) Cüneyd-i Bağdadi (ö. 910), Hallacı Mansur (ö. 922), Koca Ahmet Yesevi (ö. 1167), Ebul Vefa (Tacu&#8217;l-Arifin Seyyid Ebü&#8217;l-Vefa Bağdadi) (ö. 1107), Dede Garkin, Haydariliğin kurucusu Kutbeddin Haydar (ö. 1221), Kalenderiliğin kurucusu Cemalü&#8217;d-Din Savi (ö. 1232/33), Şıhabeddin es Sühreverdi (ö. 1234), Baba İlyas (ö. 1240), Baba İshak (ö. 1240), Muhyiddin İbnü&#8217;l Arabi (ö. 1241), Ahi Evran (ö. 1261), Hacı Bektaş Veli (ö. 1270), Mevlana Celaleddin Rumi (ö. 1273), Sarı Saltık (ö. 1293), Barak Baba (ö. 1307), Tabduk Emre, Yunus Emre (1320),  Şeyh Edebali (1326),  Abdal Musa, Abdal Murad, Abdal Mehmed, Postinpuş Baba, Şeyh Mehmed Küşteri (I. Murat Dönemi (1362/1389), Seyyid Ali Sultan (ö. 1402), İmameddin Nesimi (ö. 1408), Şeyh Bedreddin (ö. 1416), Kaygusuz Abdal (ö. 1424) Hacı Bayramı Veli (ö. 1429), Otman Baba (ö. 1478/79), Şah İsmail gibi &#8230;<br /> Bu uluları birbirleriden ayırmak mümkün müdür? Bir Nesimi&#8217;yi, Virani&#8217;den, Muhyittin Abdal&#8217;dan ayrı düşünebilir misiniz? Ya da Hallac-ı Mansur&#8217;u Nesimi&#8217;den; Süceattin Veli&#8217;yi Otman Baba&#8217;dan; Akyazılı Sultan&#8217;ı Demir Baba&#8217;dan ayrı düşünebilir misiniz? Farklı yüzyıllarda yaşamışlarsa da, farklı coğrafyalarda yaşamışlarsa da, onların tümü birbirini etkilemiş, birbirini beslemiş, öncekilerin ve çağdaşlarının mirasını gelecek kuşaklara taşıyan köprüler olmamış mıdırlar? </p>
<p> &#8220;&#8230;. <br /> Özünü yandırdı şem&#8217;a yapıştı<br /> Pervaneyi gör nare sadık oldu</p>
<p> Cuşa geldi çün enelhak söyledi<br /> Şol Mansur(u) gör dare sadık oldu</p>
<p> Postunu soydurdu Seyyid Nesimi<br /> Nice nice esrare sadık oldu</p>
<p> Muhyiddin bülbül figane başladı<br /> Yine taze bahara sadık oldu&#8221;</p>
<p> (İbrahim Aslanoğlu, Muhyiddin Abdal, Ekin Yayınları)<br /> Alevi/Bektaşi inancının ana damarından beslenen yol önderlerinin yolundan giden  bir büyük kitle de çok farklı inançların ve kültürlerin harmanlandığı Rumeli dediğimiz, Balkanlar dediğimiz büyük medeniyetlerin uğradığı, büyüleyici bir coğrafyaya sahip yerlere gelip yerleşmişlerdi. Altı yüz elli yıl boyunca birbirinin içine karışa karışa, harmanlana harmanlana, değişe değişe günümüze kadar gelip varlığını sürdüren kimi zaman kendilerine Işıklar denen, Kızılbaşlar denen, Torlaklar denen, Kalenderiler denen; Batini, Tasavvufi bir İslam yolunu kuran öncüler ve onlardan derin bir şekilde etkilenmiş bir büyük halk kitlesi, bugün adına Aleviler, Bektaşiler denilen binlerce insan vardır bu topraklarda. <br /> Balkanlar&#8217;da Türklerin en yoğun yaşadığı ülke Bulgaristan&#8217;dır. Bugün bilimsel ciddi kitapların yayınlandığı Bulgaristan Aleviliği Bektaşiliği ile ilgili daha önceki gezi notlarımızda daha ayrıntılı bilgiler mevcut olduğu için burada bazı köy isimlerini vermekle yetineceğiz: Bulgaristan Deliorman denilen bölgede; Silistre&#8216;ye bağlı Baltacı Yeniköy (Bradvari), Söğütçük (Vodno), İlçe Merkezi: Akkadınlar (Dulovo) hemen yanında Karalar (Çernik), Razgrat&#8217;a bağlı Kemaller (İsperih) İlçesi, Balpınar (Kubrat) İlçesi arasında Demir Baba Türbesi: Mumcular (Sveştari) Köyü. Yine Razgrat&#8217;a bağlı Kazcılar (Bisertsi), Mesim Mahallesi (Mıdrevo), Caferler (Sevar), Yeniceköy (Preslavstsi). <br /> Varna Bölgesi&#8217;nde Balçık Akyazılı Türbesi yakınlarında Kumluca (Pyasaçnik, Saçlı/Koçlu Baba türbeleri varmış.), Keçideresi (Dobric Kasabası- Poruçik Kırcıevo, Ali Dede Türbesi varmış) köyleri.<br /> Gerlevo Bölgesi, İslimye (Sliven) İli Kazan (Kotel) İlçesi&#8217;ne bağlı: Alvanlar (Elvanlar) (Y(J) ablanovo), Veletler (Mogilets), Küçükler (Malko selo) köyleri.<br /> Haskovo (Haskov) Ve Kırcali Bölgesi&#8217;nde: Otman Baba çevresindeki köyler: Tekke, Karalar, Paşaköy, Beyköy, Alanmahalle, Babalar, Pındıcak, Koşukavak, Kocakışla, Güveçler, Koçaşlı, Rahmanlar, Yenişarköy, Elmalı, Sürmenler, Karamanlar, Balolar&#8230; gibi.<br /> Türkiye&#8217;ye çok yoğun göçler olup iki üç milyonla ifade edilen bir insan kitlesi &#8220;Anavatan&#8221; olarak söylenen ki, bin yıl yaşadığımız (hadi Osmanlı&#8217;dan öncekilerden az miras kalmışsa, hiç kimse tarafından inkar edilemeyen yedi yüz yıllık canlı birliktelik var) Balkanlar da Anavatan&#8217;ın bir devamı değil midir? <br /> Gelip yerleşen soydaşlarımızın Rumeli&#8217;yle bağlarının devam etmesi için yoğun mücadele veren insanlar, kurumlar da vardır. Bizim tüm dileğimiz bir Ata yurdu, Anayurdun kopmaz bir parçası olan Rumeli&#8217;yle, orada yaşayan soydaşlarımızla bağlarımızın çok daha kuvvetli devam etmesidir. Zaten tarihsel olarak önemli bir kısmı Anadolu üzerinden bu topraklara, Rumeli&#8217;ye giden ama oralardan zorla koparılan şimdi Türkiye&#8217;nin ayrılmaz parçaları olmuş, bu toprağa ekilmiş olan bu büyük kitlenin çocuklarının yurdumuzun bir parçası olan Balkanları tanımalarını sağlamaktır. Fakat bir görev de, bunun kadar önemli olmak üzere o topraklarla fiili bir bağı olmayan &#8220;Anadolu&#8221;lu kitlenin de o güzelim ata yadigarı toprakları görmelerini sağlamaktır. <br /> Yani Balkanların, Rumeli&#8217;nin kapısını tekrar ülkemiz insanına açmak bir insanlık görevidir. <br /> Bu konuda çalışmak ibadettir, diyorum. </p>
<p> CEM Vakfı Tarafından <br /> Bulgaristan-Makedonya-Yunanistan&#8217;a Bir Haftalık Gezi Yapıldı</p>
<p> CEM Vakfı tarafından, &#8220;Balkanları Ziyaret İbadettir&#8221; anlayışıyla 4-11 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz altmış beş kişini katıldığı ve Cem Televizyonu&#8217;nun belgelediği Rumeli gezisiyle hem tarihi bağlarımız olan, hem inanç yönünden doğal uzantılarımız sayılan ve Türkiye&#8217;nin Trakya bölgesinin bir devamı olan Balkanlarda yedi günlük Kültür-İnanç-Doğa birlikteliğini bu tura katılanlara yaşatmaya çalıştık.</p>
<p> Ayhan Aydın<br /> CEM Vakfı Basın Halkla İlişkiler Birimi</p>
<p> <strong>Gün Gün GEZi</p>
<p> 4 Haziran 2010 Cuma, Hareket<br /> </strong><br /> Akşam Saat: 24.00&#8217;de, İstanbul Yenibosna Cem Kültür Evi&#8217;nden hareketle Edirne üzerinden Kapıkule&#8217;ye sabah saat: 05.00&#8217;de vardık.</p>
<p> <strong>1.    Gün, 5 Haziran 2010 Cumartesi <br /> </strong><br /> Kalbim küt küt atıyor&#8230; duygudan gözlerimden yaşlar geliyor&#8230; heyecan&#8230; hasretlik&#8230; yurt özlemi&#8230; ıhlamurların kokusu&#8230; itlerin ürüşü&#8230; yaşamayan anlamaz anlar&#8230; yüz bin yıldız altında yüz bin melek kanat çırpar&#8230; çocuklar sıcak yataklarındalar&#8230; ben ise altı kez gidip yedincide reddilen vizemle kainatın başıma yıkılışından üç sene sonra yine kapısındayım Bulgaristan&#8217;ın. Allah&#8217;ın bir Şiran&#8217;lısı niye bu kadar sever, niye bu kadar özler, neden ikinci vatan bilir bu toprakları da, sınırdan geçince inip toprağını öper? Yine büyüksün, yine ulusun Allah&#8217;ım, Şanın yaşasın. <br /> Bu sevgimi anlayacaklardan birisi de can dostum Veysel Bayram&#8217;dır. Bu gezide Bulgaristan boyunca bizlere yardımcı olan Bayram,  bizleri tüm gece yarısı beklemeden bıkmamışcasına sarılıyor, hasretle, özlemle bizlere&#8230; Nihayet kabus bitti! Bulgaristan topraklarındayım! Beni lime lime etseler ne gam! Erenlere bin şükür&#8230;!</p>
<p> Tüm duygulardan üstün bir duygu var ya,<br /> Şahlanır damarlarda atarak.<br /> Bir yiğit ölümsüzlüğe yönelmiş Rodoplar&#8217;da<br /> Onurunu gençliğine katarak.</p>
<p> Süleyman Yusuf Adalı</p>
<p> Kırcaali, Mestanlı<br /> Elmalı Baba Dergahı</p>
<p> Otobüsler tüm hızıyla ilerleseler de burada yollar zamanı yavaşlatıyor. Kırcaali&#8217;ye (Kurdzhali)&#8217;ye bağlı Mestanlı&#8217;daki (Momçilgrad) Elmalı Baba Türbesi&#8217;ni ziyaret ilk hedefimiz. <br /> Tarihi kayıtlarda hayatı hakkında fazla bir bilgi olmasa da bize miras kalan türbeden ve diğer dergah yapılarından buranın zamanında önemli bir inanç merkezi olduğunu anlıyoruz. Zaten büyük çabalar sonucunda  burada şimdi geniş halk kesimlerine hizmet verecek şekilde çeşitli  binalar yapılmış durumda; kurbanlıklar için kesimhane, mutfak, cemevi gibi. Bir meydan içinde bir kuyu hemen yanı başında bir dut ağacı oradaki ahengin merkezleri durumunda. Elmalı Baba türbesi ve ziyaret yeri bir tepenin eteğinde ağaçlarla kaplı bir alanda. Çevresinde ise çiftçiler güneş altında tarlalarında çift çubuk peşindeler. Bu yörede onların en büyük yardımcıları eşekler hayatın kendilerine yükledikleri kahrı çekiyorlar, mihnetsizce. Tarlalardan gelip geçen gençler bizlere selam ediyorlar. Anadolu&#8217;dan hiçbir farkı olmayan bu topraklara bir daha bir daha sağlam basıyoruz; Elimizden avucumuzdan çoktan kayıp gitmişse de boşu boşuna, geçmiş günlerin özlemiyle soluyoruz Balkan Havası&#8217;nı&#8230;</p>
<p> <strong>Haskova<br /> Otman Baba</strong></p>
<p> Odman Baba&#8217;nın dergâhını soranlar<br /> Dergâhı cennettir Odman Baba&#8217;nın<br /> Eşiğinde yaslanuban yatanlar<br /> Dergâhı cennettir Odman Baba&#8217;nın<br /> Meczup Abdal</p>
<p> Haskova&#8217;da  (Hasköy) 1378&#8217;de doğup 1478&#8217;de Hakk&#8217;a yürüdüğüne inanılan, asıl adı Hüsam Şah olan, Gani Baba da denilen, Oğuz diliyle konuşan, &#8220;Kutbül Aktap&#8221; yani çok önemli Alevi-Bektaşi erenlerinden Otman (Odman) Baba&#8217;nın Türbesi&#8217;ni ziyaret ediyoruz.<br /> On yıl önce de buraya gelmiş Tarihçi Ahmet Hezarfen ve Bektaşi Babası yazar Hakkı Saygı ve Haskova&#8217;da yaşayan Hasan Asarlı Baba&#8217;yla hayır himmetlerini almak için dualarla anmıştık bu çağının büyük kutbunu. Şimdi ise özellikle son yıllarda duyduğum gelişmeleri, yenilikleri görmek beni çok ama çok mutlu ediyor. Çünkü bir dönemler çivi üstüne çivi çakılamayan tekke ve dergahlarımızda fedakar ve cesaretli insanlarımız sayesinde bugün büyük yatırımlar yapılabilmiştir. Özellikle Bulgaristan&#8217;da Türklerin haklarını korumayı öncelikli hedefi haline getiren HÖH (Hak ve Özgürlükler Hareketi) ve onun Genel Başkanı Ahmet Doğan ve yardımcıları sayesinde bir zamanlar hayal olan gelişmeler yaşanır olmuştur Bulgaristan&#8217;da. <br /> Otman Baba&#8217;nın hayatını ve kerametlerini onun dervişlerinden Gö&#8217;çek (veya Küçük) Abdal&#8217;ın yazdığı Velayetname&#8217;den öğrenmek mümkün. Büyük evliyaların hayatlarının, destansı bir şekilde anlatıldığı Velayetnameler aynı zamanda bizler için ayrıca tarihçiler için de eşi bulunmaz yazılı kaynaklar. İşte Otman Baba Velayetnamesi&#8217;ne göre; ela gözlü, iri cüsseli, endamı encamıyla gönülleri, yürekleri titreten Otman Baba; gökteki bulutlara ve yıldırımlara hükmeden, Tanrı Zeus gibi dünyaya hakim, Zaloğlu Rüstem gibi yiğit, bir o kadar da mert, açık sözlü bir erendir. Onun nasıl davranacağını kestirmek güçtür. Dervişleriyle birlikte ta Varna&#8217;ya kadar gidip Türk illerinde dolaşan ve kendisine verilen &#8220;Hakkullahları&#8221; yani inançtan dolayı kendisine ve postnişini &#8211; inanç önderi ve yöneticisi- olduğu Dergaha bağışlanan başta koyun, kuzu gibi hayvanlar olmak üzere her şeyi toparlayıp  dervişleriyle mekanlarına getiren Otman Baba aslında Od-man Baba&#8217;dır. Cefakar, fedakar, kanaatkar, adaletli bu ateş gibi adam gücü ve kuvvetiyle dikkatleri üzerinde toplamıştır. Dergahı halka açıktır, burada açlar doyar, susuzlar kanar. <br /> Prof. Dr. Halil İnalcık&#8217;ın da işaret ettiği gibi, İstanbul&#8217;un fethi sırasında Fatih&#8217;le karşılaştığına inanılır. Hatta ve hatta Fatih&#8217;e bile meydan okumuştur, gör ki sen mi bu mülkün padişahısın yoksa ben mi bu mülkün sultanıyım, demiştir. Günlerden bir gün sefere çıkan Fatih&#8217;in önüne çıkmış fütursuzca ona seslenmiş, nereye gidiyorsun böyle, demiş? O da sefere, deyince; o savaşta başarısız olacaksın ama ondan sonra başarılı olacaksın, Fatih olacaksın, demiştir. Nihayetinde cezalandırılması yanındaki ulema tarafından engellenmiş, fakat gerçekten bir seferde başarısız olduktan sonra İstanbul&#8217;un fethinde başarılı olunca Otman Baba&#8217;nın büyüklüğünü takdir etmiştir, büyük han Fatih Sultan Mehmet. (Doğu Batı, Halil İnalcık, Makaleler I, 2005, Sayfa: 139)<br /> Tüm Haskova (Hasköy)&#8217;nın en önemli inanç merkezi olan bu bölge tarihçi Ahmet Hezarfen&#8217;den dinlediğimize göre aynı zamanda bir zaman yörenin en büyük panayırının kurulduğu bir düzlüğün sonunda yer alıyor. Hemen bitişiğindeki Tekke Köyü&#8217;ne hayat veren Otman Baba Dergahı tarihte oynadığı role benzer roller üstleneceğine benzer. <br /> Çünkü oniki odasıyla, lüks bir restoranıyla, cemeviyle, bahçesiyle burası tarihinde olduğu gibi uzaklardan buralara gelecek konukları ağırlamaya namzet bir yer olmuş. <br /> Lokmalar yenilince cem salonuna çıkılıyor. Burası oldukça ferah, geniş, aydınlık bir yer. Ayrıca özellikle kubbesiyle dikkat çekiyor. Tavanda cam üzerine işlenen On İki İmamların resimleri bizleri gözetliyor. Onların ruhaniyetine sığınarak yerlerimizi alıyoruz. Burada Çorlu&#8217;dan geziye katılan Mahrem Tezol Baba&#8217;nın duaları, Tekirdağ&#8217;dan Mehmet Tiryaki Baba&#8217;nın sazından dinlediğimiz nefeslere herkes iştirak ediyor; Allah! Allah! Nidaları cem salonunda yankılanıyor. Bir büyük yol ulusunun huzurunda,  yaşadığı dönemden beş yüz yıl sonra onun yolundan gidenler bu yolu sürüyorlar! Sınırlar kalkmış aradan, gönüller birlenmiş, büyük bir atamıza kavuşmanın huzurunu yaşıyoruz, hep birlikte. Ben ise bir başka ruh alemindeyim, nefesler okunup her bir ulu ozanın ismi anıldıkça secdeye varan başımdaki ağrılar yok oluyor, gönlümdeki gamlar dağılıp bir derviş olarak Otman Baba&#8217;nın yanına gidiyor, ona ve o ulu ozanlara yaklaşıyorum&#8230; Bu atmosferi ancak yaşayanlar anlar&#8230; <br /> Dergahın önündeki çiçekleri koklamaya, bahçedeki dutları yemeye, kuş seslerine dinlemeye doyamadan buradan ayrılıyoruz. <br /> Bu arada Prof. Dr. Fuat Bozkurt Hoca tüm gezi boyunca mükemmel yazısıyla notlarını sürekli tutuyor, sorular soruyor, derlediği bilgileri yazıyor. <br /> Uzun bir yolculuktan sonra Karadeniz sahilindeki Varna&#8217;ya, otelimize varıp burada konaklıyoruz. <br /> Odman Baba ve Akyazılı Sultan inancı çevresinde yetişen bir büyük Alevi Bektaşi (Hurufi) ozanı da Muhyiddin Abdal&#8217;dır. O da taşkın bir Ehlibeyt sevgisiyle şiirler yazarken, dünya güzelliklerini şiirlerinde konu etmiş, varlığın yaratandan dolayı güzelliğini, onun bir eseri olduğunu dile getirmiştir.</p>
<p> Hızır&#8217;ın suyu benim<br /> Ab-ı hayat bendedir<br /> Kevser dileyen gelsin<br /> Kadr ü berat bendedir</p>
<p> Üş ben ile sen benim<br /> Delil ü burhan benim<br /> Levh ile Kur&#8217;an benim<br /> Savm ü salat bendedir</p>
<p> Geldi iman hassası<br /> Gitti gönül gussası<br /> Ali Hamza kıssası<br /> Ol hikayet bendedir</p>
<p> On dört mafsal on parmak<br /> Can ile Hakk&#8217;ı görmek<br /> Yedi deniz dört ırmak<br /> Şatt ü Fırat bendedir</p>
<p> Musa ile Tur benem<br /> Cennet ile hur benem<br /> İki benem bir benem<br /> Bin kainat bendedir<br /> &#8230;.<br /> Muhyiddin&#8217;im eğlence<br /> Düş oldum gizli gence<br /> Hem yetmiş iki rence<br /> Özge necat bendedir</p>
<p> (İbrahim Aslanoğlu, Muhyiddin Abdal, Ekin Yayınları)</p>
<p> <strong>2.    Gün, 6 Haziran 2010 Pazar</p>
<p> Varna, Balçık, Obreşiste<br /> Akyazılı Sultan</strong></p>
<p> Bende uyku ne arar. Çok erkenden kalkıp otel çevresinde ağaçlar altında dolaşıyorum. Daha önce de gelmiştim gündüzü bir başka güzel, gecesi bir başka güzel bu şehre. Işıklar caddeleri yıkıyor karanlıkta Varna&#8217;da. <br /> Balkanlar&#8217;ın en güzel kenti kabul edilen, tatil ve turist cenneti Varna&#8217;yı otobüs içinde de olsa gezdikten sonra Balçık (Batovo) yakınlarındaki Obrociste&#8217;deki (Obrochishte) zamanın inanç önderi (kutbu) sayılan Akyazılı Sultan&#8217;ın Türbesi&#8217;ni ziyaret ediyoruz. <br /> Bir zamanlar Türk yurdunun bir parçası olan bu yörede Türkler başta Türkiye olmak üzere başka yerlere göç etmişler. Ama burada kalan Türkler burayı korumayı kendilerine bir görev sayıyorlar. <br /> Yine tarihi kayıtlardan öğrendiğimize göre 1478&#8217;de Hakk&#8217;a yürüyen Otman Baba&#8217;dan sonra 1495&#8217;li yıllardan sonra onun postuna oturan Akyazılı Sultan&#8217;nın Dergahı da Otman Baba Dergahı gibi kendi yöresinin inanç ve kültür merkezi olmuş, Akyazılı Sultan Otman Baba müritleri tarafından onun yerine postnişin olarak kabul edilmeye başlanmıştır. <br /> İçinde yattığı türbenin büyüklüğü ve yapımında kullanılan mermerler Akyazılı Sultan&#8217;a verilen önemi gösteriyor. Türbenin önünde büyük bir karaağaç var. Evliya Çelebi bu dergahı ziyaretinde bahçedeki at kestanelerinden bahsediyor. Yine ondan öğrendiğimize göre gelen konukları en iyi şekilde ağırlayan Dergahta görevli dervişlerinin her birinin yaptığı bir ayrı iş var; kimisi bağda, kimisi dağda-ormanda, kimisi gelen misafirlerin önünde hizmet yarışındalar&#8230; Akşamları ise sohbet, ibadet ve eğitimle zaman geçiriliyor. Şimdilerde ise üstü Türk Rus Harbi&#8217;nde yakılan dergahın ana binasının duvarları ve ocağın bacası ayakta kalabilmiş. Dergahta yatan Akyazılı Sultan da diğer erenler gibi dergahları dolaşan, tüm yörede inancın canlı bir şekilde yaşaması için mücadele veren, bir yol önderi olarak anılıyor. (Aşağıda Ek: 1&#8217;de Evliya Çelebi Seyahatnamesi&#8217;nden aktarılan ayrıntılar vardır.)<br /> Bu dergahla ilişkilendirilen en önemli Alevi &#8211; Bektaşi ozanlarından birisi de Yemini&#8217;dir. Yemini Akyazı Sultan&#8217;ın döneminde yaşamış, aynı zamanda onun halifesi olmuş, bir dönem Demir Baba Dergahı&#8217;nda kalmış, Alevilerce çok bilinen Faziletname isimli kitabı 1519&#8217;da yazmıştır.  Yemini; Yunanistan&#8217;daki Eğriboz Adası&#8217;ndan olduğu, asıl adının Mehmet olduğu, türbesinin Manastır&#8217;da olduğu söylenen, şiirlerinde taşkın bir Ali sevgisini ortaya koymuş büyük ozanlardandır.</p>
<p> Dediler ki keramet kanı Haydar<br /> Dayanmaz derdimin dermanı Haydar</p>
<p> Kamu mü&#8217;minlerin kalbinde mihrin<br /> Olupdur dini hem imanı Haydar</p>
<p> Hakk&#8217;ın kudreti sende ayandır<br /> Velayet mülkünün sultanı Haydar<br /> &#8230;.</p>
<p> Yemini derd-mende kıl inayet<br /> Delalette komagıl anı Haydar</p>
<p> Yemini</p>
<p> Sonrasında Tuna Nehri kıyısındaki tarihi Silistre (Silistra) kentine gidip orada bir otelin restoranında yöreye ait balıklardan tadıyoruz.<br /> Ben bir gece yarısı Tuna&#8217;nın akışını izlemiştim, Tuna&#8217;yı dinlemiştim. Tuna&#8217;yı Avusturya&#8217;da Viyana&#8217;da da görmüştüm. Zaman zaman düşlerime girer Tuna. En sevdiğim isimlerden birisi Tuna&#8217;dır. Türlü kuşları, balıkları vardır Tuna&#8217;nın, beslenip geldiği toprakların kokuları, renkleri vardır derinliklerinde. Bir büyük denize dökülüşü mü, bunca ağaçları, tarlaları yarması mı, insanı yürekten yaralayan gece kuşları mı, içindeki gemiler midir onu ölümsüz kılan? Aha da buraya yazıyorum; olur ya bir gün artık toprak üstünde bana huzur kalmazsa derinliklerinde kaybolmak istediğim sulardan biri de Tuna&#8217;dır. Tuna bana Ana kucağı gibi yakın geliyor.</p>
<p> Tuna çocuklar çocuğu<br /> Ta Bohemya&#8217;dan başlar akmağa<br /> Ta Karadeniz&#8217;de bulur kendini<br /> Tuna çocuklar çocuğu</p>
<p> Toplar sevinçleri<br /> Avusturya, Yugoslavya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya<br /> Yavruları türküler söylerken<br /> Toplar sevinçleri</p>
<p> Maviyle karıştırır yeşili<br /> Eflatunla kırmızıyı azıcık<br /> Pembeyle sarıyı daha<br /> Maviyle karıştırır yeşili</p>
<p> Köy oyunlarına benzer<br /> Akar dağ bayır ova<br /> Flüt sesleri, davul sesleri akar içinden<br /> Köy oyunlarına benzer</p>
<p> Tuna çocuklar çocuğu<br /> Bir ucu masal sanki bir ucu ben<br /> Çiçek ülkeleri birleştirir çiçeklere<br /> Tuna çocuklar çocuğu</p>
<p> (Fazıl Hüsnü Dağlarca)</p>
<p> <strong>Hüseyin Baba<br /> </strong><br /> Razgrat (Hezergrat)&#8217;a bağlı Adaköy (Ostrovo) yakınlarındaki Bulgar kral ve devlet adamlarının konaklama ve avlanma alanı da olan Voden Milli Parkı&#8217;nı ve park içindeki tarihi Hüseyin Baba Türbesi ile harabe haldeki Mazhar Paşa Konağı&#8217;nı ziyaret etmemizin heyecanı bir başka oluyor. Geyiklerin otladığı bu sık meşe ağaçlarıyla kaplı parktaki kuş sesleri insanı büyülüyor. On altıncı yüzyılda yaşamış olan çok meşhur Demir Baba&#8217;nın çağdaşı, hatta kardeşi olarak kabul edilen Hüseyin Baba yine bu yöreye manevi anlamda hayat vermiş bir Alevi-Bektaşi ulusu. 1826&#8217;dan sonra Yeniçerilikle birlikte Bektaşi Dergahlarının faaliyetlerinin yasaklanması, mallarına el konulması, inanç önderlerinin sürgün edilmesinden burası da nasibini alıyor. Dergahın mallarına sahip olan Mazhar Paşa yöredeki köylülere çok kötü davranıyor, onların da mallarını yağmalıyor, bölgede bir derebeylik düzeni kuruyor. Bu talan zihniyetinden şimdi sadece bu paşanın konağının yıkık duvarları ayakta kalmış durumda. <br /> Burada ilginç bir doğa güzelliği de var. Yer altından akan büyük bir dere yer yüzüne yakın bir yerden geçerken keşfedilmiş ve bölgenin tüm köylerine su sağlayan ana su kaynağı olmuş. Su yatağından çıkarılarak bölgedeki köylere dağıtılıyor. </p>
<p> Zalim felek ne istedin sazımdan<br /> Ne istedin benim tatlı sözümden<br /> Yaş yerine kan akıttın gözümden<br /> Dertli sazım yeter artık ağlama<br /> Gel sinemi oda yakıp dağlama!</p>
<p> Benim dilim, senin telin bağlandı<br /> Benim sinem, senin bağrın dağlandı<br /> Tuz basılan kalp yaramız kanlandı<br /> Dertli sazım yeter artık ağlama<br /> Gel sinemi oda yakıp dağlama!<br /> &#8230;<br /> Ümmetoğlu,(Memiş Memişov) Kazcılar (Bisertsi), Razgrat, 1989 </p>
<p> Yörenin inanç önderi olarak kabul edilen ve &#8220;Aga&#8221; olarak anılan Süleyman Selman Dede bizleri bırakmıyor.  Ağalar hep aynı olmaz. Öyle mi, öyle! Hiçbir ayrım yapmadan çalıştırdığı işçilerin haklarını veren, insanlara yardım eden Süleyman Selman Dede önemli bir masraf yaparak Hüseyin Baba türbesini yıkık haldeyken onarıyor, çevre düzenlemesini yapıyor. Onun şimdiki hedefi yine Dergahın virane haldeki meydanevi&#8217;ni (cemevi) onarmak. <br /> Onun misafiri olarak Adaköy&#8217;e (Ostrovo) uğrayıp çaylarımızı içiyoruz. Bu köyde hem Aleviler, hem Sünniler, hem Bulgarlar iç içe yaşıyorlar. Köyde hem camii var, hem kilise var, yakınlarda da işte Hüseyin Baba Dergahı var. </p>
<p> <strong>Demir Baba</strong></p>
<p> Bektaşi yolunun azametinden<br /> Pir Balım eseri Demir Baba&#8217;dır<br /> Akyazılı hakkın kerametinden<br /> Beliren Hak eri Demir Baba&#8217;dır</p>
<p> Münkir&#8217;in kalbinden uzağa kaçan<br /> Kanaralarından yıldırım saçan<br /> Dipsiz gölde engin deryalar açan<br /> Gerçekler serveri Demir Baba&#8217;dır</p>
<p> Sanında az gelir onun ne desen<br /> Muhiplere aşkı sabaca esen<br /> Batın kılıcıyla ejderha kesen<br /> Dervişler haberi Demir Baba&#8217;dır</p>
<p> Hep akar deresi yadigarınca<br /> Pir Hacı Bektaş&#8217;ın Akpınar&#8217;ınca<br /> Beşparmak suyunu o çıkarınca<br /> Gösteren hüneri Demir Baba&#8217;dır</p>
<p> Türbe kubbesinde olan nişanın<br /> Tarzı ey Haydari Balım Sultanım,<br /> Hacı Bektaşım söyler Beyanım<br /> Hakk&#8217;ım erenleri Demir Baba&#8217;dır.</p>
<p> <strong>Haydar Cemil Baba</strong></p>
<p> Sonrasında Kemaller (İsperih) İlçesi, Mumcular (Sveştari) Köyü yakınlarındaki  Balkanların en çok tanınan, on beşinci ve on altıncı yüzyılda yaşamış, Akyazılı Sultan&#8217;dan sonra onun yerine postnişin olmuş Deliorman&#8217;ın büyük erenlerinden, Dipsiz Göl denilen büyük vadi dibinde iki yüz merdivenle inilen, orman içindeki Demir Baba&#8217;nın Türbesini ziyaret ediyoruz. <br /> Balkanları fetheden alp erenlerin, erenlerin, velilerin, babaların, dedelerin sayısı binlerle ifade ediliyor. Bunlar içinde bazılarının ismi çok biliniyor. Çünkü onlar çağlarını aşan kimlikleriyle bugünlere ulaşabilmeyi başarmışlar. Akyazılı Sultan&#8217;dan sonra Balkanları fetheden büyük dalganın altın halkalarından birisi de Demir Baba&#8217;dır. Buraya Horasan&#8217;dan gelmeyip, bu coğrafyanın bir evladı olduğuna da inanılan Demir Hasan Pehlivan olarak da bilinen Demir Baba, gücü ve kuvvetiyle, güreşçi kimliğiyle, ejderhaları yenen, Hıristiyanlar tarafından da kutsanan, ünlenmiş bir Alevi Bektaşi erenidir. Yine kendisiyle ilgili bilgileri Demir Baba Velayetnamesi&#8217;nden öğrendiğimiz Demir Baba bölgede &#8220;adaletin bekçisi&#8221; olarak ün salmıştır. Her zaman fakirin yanında yer aldığı için mazlumların yardım için koştukları bir merkez olan Demir Baba Türbesi ve dergahı derin bir vadinin dibinde yer almaktadır. Buradan kaynayan billur gibi su yöreye hayat vermektedir. Çevresi tümüyle ağaçlarla çevrili bu vadinin bir yamacı küçük mağaraların, inlerin bulunduğu geçirimli bir toprak yapısına sahiptir. Vadinin içi ise burada bir yaşam alanı kurmaya imkan sağlıyor.<br /> Bir kayanın üstünden göğe doğru yükselen taş ve mermerden yapılmış, Türk varlığının buradaki bayrağı gibi azametle duran Demir Baba Türbesi yine kendisinin zamanında ne derece öneme sahip olduğunu gösteriyor. Türbenin yanında yer alan duvarlardaki taşların bir kısmının üstünde birçok dini motif var. Taşlar işlenerek oluşturulmuş bu motiflerin doğrudan Dergahla bir ilişkisinin olup olmadığını bilemiyoruz. Belki de yakın bir yerden buraya getirilmişlerdir, ama en azından &#8220;fındık taşı&#8221; denilen ve Demir Baba&#8217;nın fındıklarını kırdığına inanılan büyük yuvarlak taş halen türbenin önünde duruyor. Vadinin bir ucunda ise demir çarıklar giydiğine inanılan Demin Baba&#8217;nın ayak izlerinin, bu arada atının ve öküzlerinin ayak izlerinin bulunduğu kayalık alan halen ziyaret ediliyor.<br /> Canlı tanıklarımızdan dinlediğimiz gibi, daha elli altmış yıl önce, değirmenleri ve başka binaları varken, şimdi bu vadide sadece bunların temellerini bulmak mümkün. Sadece insan kıyımı değil, doğa yıkımları da tarihi eserlere, binalara büyük zararlar vermiştir. Yine öğrendiğimize göre elli altmış yıl önce bir korkunç yağmur sonrası seller geride kalan değirmeleri önüne katıp sürüklemiş, yok etmiş. Kuşların hiç dinmeyen seslerinin büyüsü içinde gür ağaçların dallarından sızan altın ışıkları gün bitmeden yakalamaya çalışırken, buradaki nem genzimizi yakıyor. Daha önce altı kez geldiğim Bulgaristan&#8217;da belki de on beş kez ziyaret ettiğim bu büyülü alanda bedenim ve ruhum aynı anda ürperiyor. Adım adım gezmek istiyorum dervişlerin bir zamanlar çiğnedikleri bu toprakları, her ininde, her bir ağaç dibinde bir kutsallık hissettiğim Demir Baba&#8217;nın aşkı sarıyor beni. Bulgar Ressam Todor Todorof, kendisiyle yaptığım bir söyleşide; ben gerçeği Tasavvufta buldum demişti, yaptığı onlarca Demir Baba türbesi resimlerini bana gösterirken. Çok iyi hatırlıyorum; esrarengiz bir ışık kaynağının altından gümüş rengiyle parlayan Demir Baba Türbesi ateşin harlandığı bir köz olarak sanki evrenin merkezini betimliyordu. Gökten ışık, yerden ateş karanlığı yarmış, hayatı bize sunmuştu, Demir Baba&#8217;nın sayesinde. Geceyi gündüz eden, karanlığı aydınlığa çeviren, bereket ve bolluk pınarı olan Demir Baba&#8217;dan ve bu tılsımlı yerden kopmak istemiyor canım, bir gece sabahlasam, günün ilk ışıklarıyla selamlasam diyorum, Demir Baba&#8217;mı.<br /> Bu bölgeyi ziyaret etmiş şarkiyatçıların çizdikleri resimlerde betimledikleri değirmenler ve diğer hizmet birimleri aynen Elmalı Baba&#8217;da, Otman Baba&#8217;da, Akyazılı Sultan&#8217;da, Demir Baba&#8217;da da yapılır inşallah, diyorum. En azından Otman Baba&#8217;nın kavuştuğu yenilikleri dünya gözüyle bir gün diğer dergahlarda da görürüz umuduyla türlü dilekler dileyerek ağır ağır çıkıyoruz merdivenlerden.<br /> Burada şu anda bir Bulgar bekçinin konakladığı ahşap bina ayakta kalan tek yapı birimi. Fare avlayan kediyi, birbirine sarmaş dolaş olmuş iki kara yılanı, kuş seslerini, hafif çağıldayan su yatağını geride bırakıp iki yüz yirmi merdiveni hızla çıkıp bizi beklemeden usanmış yolcularımıza dahil olup, tüm Bulgaristan yollarında olduğu gibi iki yanımız ağaçlarla bir tünelde ilerler gibi yolumuza revan oluyoruz. <br /> Demir Baba Dergahı&#8217;na uğradığına hatta onunla görüştüğüne inanılan bir büyük Alevi Bektaşi Ozanı, ereni de Virani&#8217;dir. Alevilerin-Bektaşilerin büyük ozanlardan birisi olarak her zaman andıkları Virani Hurufiliğin etkisiyle özellikle Hz. Ali başta olmak üzere On İki İmamları yücelten, onları eserlerinde eşsiz bir şekilde anan şiirler yazmıştır. </p>
<p> İstemem alemde gayri meyveyi<br /> Tadına doyulmaz balımdır Ali<br /> İstemem eşyayı verseler dahi<br /> Kokmazam sünbül ü gülümdür Ali</p>
<p> Ali&#8217;mdir kadehim Ali&#8217;mdir şişe<br /> Ali&#8217;m sahralarda morlu menekşe<br /> Ali&#8217;m dolu yedi iklim dört köşe<br /> Ali&#8217;m saki-i Kevser dolumdur Ali<br /> &#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p> Nedir ey gaziler benim yandığım<br /> Haldan bilmez yar elinden dertliyim<br /> Bu aşkın ateşi yaktı sinemi<br /> Pervaneyim nar elinden dertliyim</p>
<p> Gafletten uyandım gözümü açtım<br /> Aşkın küresinde kaynadım piştim<br /> Yavru şahan gibi tuzağa düştüm<br /> Kurtulamam tor elinden dertliyim<br /> &#8230;&#8230;</p>
<p> Virani&#8217;yem çekem yarın kahrını<br /> Ver doldur içeyim aşkın zehrini<br /> Muhabbete saldık gönül bahrını<br /> Geçti zaman zar elinden dertliyim</p>
<p> Virani<br /> Akşam Razgrat&#8217;a (Hezergrat) vardık, akşam yemeğimizi yiyip bir otelde konaklamamızı yapıyoruz. </p>
<p> <strong>3.    Gün, 7 Haziran 2010 Pazartesi <br /> </strong><br /> vatan ufukları açılırken balkanlar&#8217;da,<br /> razgrat kız çeşmesi&#8217;nden sevgiler akar,<br /> nöbetimizi tutanlar, bize hasret oralarda.<br />     ninniler zamana aşı olmuş,<br />     &#8217;vidin kalesi&#8217; kalmış destanlarda&#8230;<br />     <br /> şehit ağıtları söyleyen tuna bin yaşa.<br /> plevne&#8217;den selam eder osman paşa.<br /> tarihin bağrında donmuş al kanlar,<br /> tırnakla et gibidir bizimle balkanlar.<br />     rüyalarıma girer şu bizim eller.<br />     ağlıyor insanıma gökteki hilaller&#8230;</p>
<p> <strong>Mustafa Ermiş</strong></p>
<p> Sabah kahvaltısından sonra Deliorman&#8217;ın en şirin kenti ve Ibrahim Pasa Camii, saat kulesi, çeşmeleri, heykelleri, kültür merkezleri ve birçok Türk Konağı&#8217;nın bulunduğu Razgrat&#8217;ı geziyoruz. Küçük ama çok temiz bir kent olan Razgrat kendine has bir dinginliği yaşar gibi. Yeşile batmış bu kenti gezerken Manastır&#8217;ı (Bitola)&#8217;yı düşünüyorum. Her iki kenti de birbirine benzetiyorum; Mütevazi ve sakin olan bu kentte sanki aşk tanrıları buralarda dolaşmış gibi. İçinden bir dere akıyor (Ak Lom) Razgırat&#8217;ın. Tiyatro ve kültür salonuyla, heykelleriyle, yeşilliğiye olduğu kadar tarihiyle de önemli bir merkez olan bu kent Bulgaristan&#8217;da benim en çok sevdiğim şehir.  </p>
<p> Niğbolu (Nikopol), Ali Koç Baba<br /> Ocak-Dedeler-Bektaşilik- Yablonovo (Elvanlar (Alvanlar))</p>
<p> &#8230;.<br /> Eşiğin taşına yüzümü sürsem<br /> Baba çeşmesinden nûş edip kansam<br /> Çerağın şem&#8217;ine pervane dönsem<br /> Mürüvvet senden Ali Koç Baba</p>
<p> Selim&#8217;in kusuru çoktur yanında<br /> Senin muhabbetin saklar canında<br /> Pirin huzurunda Hak divanında<br /> Mürüvvet senden Ali Koç Baba</p>
<p> Büyük Alevi Bektaşi ulularından ve aynı zamanda 1396 yılında Niğbolu Zaferi&#8217;nde büyük yararlılıklar gösterdiği söylenen Ali Koç Baba&#8217;nın türbesini Niğbolu&#8217;da (Nikopol) arayıp bir tepenin üstünde buluyoruz. Tuna&#8217;ya ebedi istiratgahı olan tepeden bakan Ali Koç Baba önemli bir Alevi-Bektaşi ocağı ve süreğinin kurulmasına öncülük etmiş bir alp-erendir. <br /> Kendi soyundan olanlar ve oğlu Hüseyin Baba&#8217;nın yine Bulgaristan&#8217;da, Gerlova (Burada eskiden Girlevo kasabası varmış) Bölgesi, Eski Zağra (Stara Zagora) İli, İslimye (Sliven) ilçesi, Kotel&#8217;e (Kazan) bağlı Y(J)ablanovo (Elvanlar (Alvanlar))&#8217;da olduğunu bildiğimiz Ali Koç Baba&#8217;nın kültür atmosferinden geziye katılan bu ocağa bağlı canlar duygusal anlar yaşıyorlar ortak atalarına kavuşunca.  Tepenin eteğinden bir dere akıyor. Türbenin önünde ise kurumuş olsa da dimdik ayakta duran bir kara ağaç var. Türbenin kapısında ise hem Bulgarca, hem de Türkçe bir kitabe var. Türkçe kitabede şunlar yazılı: &#8220;Niğbolun Büyük Evliyası Ali Koç Baba Türbesi Koyun Babanın Müridi Hacı Bektaş Torunu Osmanlı Zamanında Bilgilere Göre Derviş Ali Koç Baba İnsanları Allah Yoluna Davet Eden Tasavvuf Bilgilerini Nigboluda Yaymış ve Dergah Kurmuş.&#8221;<br /> Bu gezimizde  uğramak istediğimiz yerlerden birisi de Alvanlar Köyü&#8217;ydü. Gerçi yaklaşık bin hanelik yöreye nasıl köy denebilir ki?<br /> Daha önce iki kez ziyaret ettiğim köyde bir Dedeevi var. Buraya Tekke de deniyor. Dedelerin yaşadığı bu ev aynı zamanda cemevi olarak da kullanılıyor. Dede soyundan gelenlerin ayrı bir mezarlıkları var. Bu köyde belki de bin yaşını aşkın meşe ağaçları da var. </p>
<p> </span><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>Ocak-Dedeler-Bektaşilik</strong></span><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"></p>
<p> Batın yüzünde biz aşk meydanında<br /> Şahın çerağından uyandık hü dost<br /> Gerçek erenleriz şah erkanında<br /> Pirin ocağından biz yandık hü dost</p>
<p> <strong>Haydar Cemil Baba</strong></p>
<p> Tümüyle Türkler ve Alevilerden oluşan köy aslında bir inancın merkezi olması bakımından da çok önemlidir. Burada Anadolu&#8217;daki Ocak sistemine çok benzeyen bir inanç önderliği kurumu var. Büyük bir erenin, velinin, ulunun soyunun uzandığı ve kutsallığına inanılan bir aidiyeti ifade eden Ocak kavramı Anadolu Aleviliğinde dedelik sisteminin bağlı olduğu yapıyı izah eder. Buna göre Ehlibeyt&#8217;e soyca bağlı, büyük kerametleri (mucizeleri) görülen erenlerin soyundan gelen, seyyidler, dedeler, Alevilerin temel ibadetleri olan cemleri yürütebilme gücüne ve yeteneğine, olanağına sahip yegane inanç önderleridir. İşte bu sistem Anadolu Alevileri&#8217;nin yüzyıllardır inanç dünyasına yön vermiş ana yapıdır. Baba Mansur, Ağucan, Seyyid Mahmut Hayrani (Kureyşan), Seyyid Cemal Sultan gibi nice ulu erenin soyundan gelen dedeler cemleri Hakk Muhammed Ali aşkıyla yürütmüşler bugün de halen bu ocaklardan gelen dedeler cemevlerinde veya kendi imkanları ölçüsünde evlerde, ibadete müsait mekanlarda cemlerini yürütmektedirler. Bu ocakların ana merkezleri yanında, o ocaktan kopup zaman içinde başka bir yöreye yerleşmiş yine ulu bir erenin, yani ilk ocağın içinden gelen başka soyların pirlerinin de kutsal ziyaret mekanları vardır. <br /> Ama Balkanlar&#8217;da, Batı Anadolu&#8217;da durum farklıdır. Bu yörelerde belli bir erenin soyundan gelmezse bile o kutlu erenin yolundan yani inançsal-kültürel kaynağından gelenler de cemler yapabilirler. İşte burada Bektaşilik kurumu ortaya çıkmış oluyor. Yani kökü, özü Alevi İslam inancı olan, bu inancın temel değerleriyle yoğrulmuş bir tasavvuf anlayışını ifade eden Bektaşilik, inanç önderlerinin özellikleri dolayısıyla Alevilikten farklılıklar göstermektedir. Bektaşilik&#8217;te erenlerin soyundan gelen dedelik kurumuna saygı olmakla birlikte, soydan gelmeyen ama bu inanca hizmet etmek isteyen dervişler, babalar hizmet yürütebilmektedir. Bu inanca göre Alevilerin aksine, zaten bu yolun pirlerinden birisi olan Hünkar Hacı Bektaş da bir yol ulusu olarak, önemli olanın yol olduğunu, yola hizmet etmenin esas olduğunu, soydan yani babadan oğla geçen sistemin çok önemli olmadığını söylediğine hatta onun hiç evlenmediğine, mücerret olduğuna inanç vardır. <br /> İşte başta Seyit Battal Gazi, Abdal Musa, Otman (Odman) Baba, Akyazılı Sultan, Demir Baba gibi Rumeli erenleri evlenmeden, bir mürşid (yol gösterici-aydınlatıcı), bir postnişin (kutlu postun en yetkin temsilcisi), bir şeyh olarak; yanlarındaki yüzlerce derviş ve babayla yola hizmet etmişlerdir. Hatta yolun ikinci piri olarak kabul edilip Babagan Bektaşi kolunu kurumsallaştıran ve Seyyid Ali Sultan Dergahı&#8217;nda yetişip Hacı Bektaş Dergahı&#8217;nda hizmet yürütmeye devam etmiş olan Pir Balım Sultan da bir mücerret babadır.<br /> Ama Seyyid Ali Sultan, Ali Koç Baba gibi erenler ise evlenip de bu yola hizmet etmişlerdir. Uzunca bir dönem Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli)&#8217;ın soyundan gelenler onun ismiyle ünlenen Dergahta/Ocakta hizmet etmişler; farklı nedenlerle mücerret dervişler ve babalar bu Ocakta-Dergahta hizmet etmeye devam etmişlerdir. <br /> İşte bunun gibi Ali Koç Baba da mücerretliği değil mütehhilliği yani evlenmeyi esas alıp yuva kurmuş ve onun soyundan gelenler, onun yolunu sürdürenler de Alvanlar Köyü&#8217;ne gelip hizmet yürütmeye başlamışlardır. Bu yol Ali Koç Dede&#8217;nin oğlu Hüseyin Dede&#8217;nin soyundan gelenlerce yürütülmüş. <br /> Bizlerin de bizzat gerek Alvanlar&#8217;da, gerekse Türkiye&#8217;deki bu ocağın dedelerinden (babalarından) dinlediğimiz gibi bu iş babadan oğla geçen dedelik sistemi gibi işlemektedir. Genelde büyük oğla dedelik (babalık) geçer. Ama burada yine de bir yetkin baş dededen icazet almak bir gelenek olmuştur. <br /> Trakya&#8217;daki, Rumeli&#8217;deki Bektaşilik&#8217;le ilgili özellikle günümüzdeki durum ve erkanlar (inanç uygulamaları)&#8217;la ilgili en geniş araştırmaları Araştırmacı- Yazar dostumuz Refik Engin yapmaktadır. <br /> Bu konuyla ilgili, Çorlu&#8217;dan, erken yaşta kaybettiğimiz Mustafa Koç Baba&#8217;nın bana anlattıklarını önemlidir. Bu geziden sonra 2 Temmuz Cuma günü bizleri ziyaret eden Ali Koç Dede&#8217;nin oğlu Hüseyin Dede&#8217;nin soyundan gelen Hüseyin Marangoz Dede&#8217;den aldığım bilgilerle bu konuda daha detaylı bir bilgiye ulaştık. Söyleşi metni aşağıdadır. (Bakınız; Ek:2)</p>
<p> İndim Koç Baba&#8217;yı tavaf eyledim<br /> Bu gün yaylımdır geliyor koçlar<br /> Mübarek cemâlin seyran eyledim<br /> Bu gün yaylımdır geliyor koçlar</p>
<p> Biri beyaz idi biri kırmızı<br /> Onlar da seçerdi baharı yazı<br /> Aynen Zülfikâr&#8217;a benzer boynuzu<br /> Bu gün yaylımdır geliyor koçlar</p>
<p> Alnın ortası yazılı Kur&#8217;an <br /> Hiç mahrum kalır mı cemâlin gören<br /> Yarın mahşer günü şefaat uman<br /> Bu gün yaylımdır geliyor koçlar</p>
<p> Yağmur yağar çiselenir izleri<br /> Elham suresine benzer gözleri<br /> Ay ile gün gibi parlar yüzleri<br /> Bu gün yaylımdır geliyor koçlar</p>
<p> Pir Sultan&#8217;ım biz çekeriz yasları<br /> Dört kapıdan beyan olur sesleri<br /> Âşıklarda söyler bu nefesleri<br /> Bu gün yaylımdır geliyor koçlar</p>
<p> Alvanlar&#8217;da Ali Koç Baba çevresinde gelişen çok büyük bir inanç yapısı vardır. (Aşağıda Ek: 2&#8217;de Ali Koç Ocağı Dedelerinden Hüseyin Marangoz&#8217;la yapılan söyleşi mevcuttur.)<br /> Bu köydeki türbeleri Veysel Bayram bizlere aktarıyor. <br /> Ali Baba türbesi &#8211; Alvanlar köyü / Yablanovo / Kotel ilçesi / Sliven ili &#1058;&#1102;&#1088;&#1073;&#1077; &#1085;&#1072; &#1040;&#1083;&#1080; &#1041;&#1072;&#1073;&#1072; &#8211; &#1089;. &#1071;&#1073;&#1083;&#1072;&#1085;&#1086;&#1074;&#1086;,&#1086;&#1073;&#1097;&#1080;&#1085;&#1072; &#1050;&#1086;&#1090;&#1077;&#1083;, &#1086;&#1073;&#1083;. &#1057;&#1083;&#1080;&#1074;&#1077;&#1085;<br /> Koçlu Baba türbesi &#8211; Alvanlar köyü / Yablanovo / Kotel ilçesi / Sliven ili // &#1058;&#1102;&#1088;&#1073;&#1077; &#1085;&#1072; &#8211; &#1089;. &#1071;&#1073;&#1083;&#1072;&#1085;&#1086;&#1074;&#1086;,&#1086;&#1073;&#1097;&#1080;&#1085;&#1072; &#1050;&#1086;&#1090;&#1077;&#1083;, &#1086;&#1073;&#1083;. &#1057;&#1083;&#1080;&#1074;&#1077;&#1085; <br /> Hüseyin Baba türbesi &#8211; Alvanlar köyü / Yablanovo / Kotel ilçesi / Sliven ili // &#1058;&#1088;&#1073;&#1077; &#1085;&#1072; &#1050;&#1086;&#1095;&#1083;&#1091; &#1041;&#1072;&#1073;&#1072; &#8211; &#1089;. &#1071;&#1073;&#1083;&#1072;&#1085;&#1086;&#1074;&#1086;,&#1086;&#1073;&#1097;&#1080;&#1085;&#1072; &#1050;&#1086;&#1090;&#1077;&#1083;, &#1086;&#1073;&#1083;. &#1057;&#1083;&#1080;&#1074;&#1077;&#1085;<br /> Hasan Baba türbesi &#8211; Alvanlar köyü / Yablanovo / Kotel ilçesi / Sliven ili // &#1058;&#1102;&#1088;&#1073;&#1077; &#1085;&#1072; &#1061;&#1072;&#1089;&#1072;&#1085; &#1041;&#1072;&#1073;&#1072; &#8211; &#1089;. &#1071;&#1073;&#1083;&#1072;&#1085;&#1086;&#1074;&#1086;,&#1086;&#1073;&#1097;&#1080;&#1085;&#1072; &#1050;&#1086;&#1090;&#1077;&#1083;, &#1086;&#1073;&#1083;. &#1057;&#1083;&#1080;&#1074;&#1077;&#1085;<br /> Hazır Nazır Baba türbesi &#8211; Alvanlar köyü / Yablanovo / Kotel ilçesi / Sliven ili // &#1058;&#1102;&#1088;&#1073;&#1077; &#1085;&#1072; &#1061;&#1072;&#1079;&#1098;&#1088; &#1053;&#1072;&#1079;&#1098;&#1088; &#8211; &#1089;. &#1071;&#1073;&#1083;&#1072;&#1085;&#1086;&#1074;&#1086;,&#1086;&#1073;&#1097;&#1080;&#1085;&#1072; &#1050;&#1086;&#1090;&#1077;&#1083;, &#1086;&#1073;&#1083;. &#1057;&#1083;&#1080;&#1074;&#1077;&#1085;<br /> Öksüz Baba türbesi &#8211; Alvanlar köyü / Yablanovo / Kotel ilçesi / Sliven ili // &#1058;&#1102;&#1088;&#1073;&#1077; &#1085;&#1072; &#1049;&#1086;&#1082;&#1089;&#1091;&#1079; &#1041;&#1072;&#1073;&#1072; &#8211; &#1089;. &#1071;&#1073;&#1083;&#1072;&#1085;&#1086;&#1074;&#1086;,&#1086;&#1073;&#1097;&#1080;&#1085;&#1072; &#1050;&#1086;&#1090;&#1077;&#1083;, &#1086;&#1073;&#1083;. &#1057;&#1083;&#1080;&#1074;&#1077;&#1085;<br /> Topuz Baba türbesi &#8211; Alvanlar köyü / Yablanovo / Kotel ilçesi / Sliven ili // &#1058;&#1102;&#1088;&#1073;&#1077; &#1085;&#1072; &#1058;&#1086;&#1087;&#1091;&#1079; &#1041;&#1072;&#1073;&#1072; &#8211; &#1089;. &#1071;&#1073;&#1083;&#1072;&#1085;&#1086;&#1074;&#1086;,&#1086;&#1073;&#1097;&#1080;&#1085;&#1072; &#1050;&#1086;&#1090;&#1077;&#1083;, &#1086;&#1073;&#1083;. &#1057;&#1083;&#1080;&#1074;&#1077;&#1085;<br /> Alvan Baba türbesi &#8211; Alvanlar köyü / Yablanovo / Kotel ilçesi, Sliven ili // &#1058;&#1102;&#1088;&#1073;&#1077; &#1085;&#1072; &#1040;&#1083;&#1074;&#1072;&#1085; &#1041;&#1072;&#1073;&#1072; &#8211; &#1089;. &#1071;&#1073;&#1083;&#1072;&#1085;&#1086;&#1074;&#1086;,&#1086;&#1073;&#1097;&#1080;&#1085;&#1072; &#1050;&#1086;&#1090;&#1077;&#1083;, &#1086;&#1073;&#1083;. &#1057;&#1083;&#1080;&#1074;&#1077;&#1085;<br /> Havada bulut yok<br /> Söğütler yağmurlu<br /> Tuna&#8217;ya bakıyorum<br /> Akıyor<br /> Çamurlu çamurlu<br /> Hey, Hikmet&#8217;in oğlu, Hikmet&#8217;in oğlu<br /> Tuna&#8217;nın suyu olaydın<br /> Karaorman&#8217;dan geleydin<br /> Karadeniz&#8217;e döküleydin<br /> Mavileşeydin, mavileşeydin, mavileşeydin<br /> Geçeydin Boğaziçi&#8217;nden<br /> Başında İstanbul havası<br /> Çarpaydın Kadıköy iskelesine<br /> Çarpaydın, çırpınaydın<br /> Vapura binerken Memet&#8217;le anası</p>
<p> Nazım Hikmet</p>
<p> Sofya&#8217;ya (Sofia) varıp akşam yemeğimizi kent dışında lüks bir otelin restoranında yedik. <br /> Sonrasında sınırdaki işlemler sorunsuz  bir şekilde tamamlayıp Bulgaristan&#8217;dan Makedonya&#8217;nın başkenti Üsküp&#8217;e (Skopje)  varıp o gece orada konakladık.</p>
<p> <strong>4.    Gün, 8 Haziran 2010 Salı</p>
<p> Üsküp (Skopje)</strong></p>
<p> Sabah kahvaltısından sonra  tarihi bir kent olan Üsküp&#8217;e (Skopje), yüksek bir tepeden baktık. Profesyonel rehberler eşliğinde şehri gezdik. Sonrasında içinde hummalı bir çalışma devam eden kaleye çıktık. Yarı çıplak gençler toz toprak arasında alın terleriyle ekmek kavgasındalar. Ama hepsinin yüzünde bir neşe, bir sevinç&#8230; Sayısız tarihi eser kazılardan çıkarılmış. Kent içinde modern binalar göze çarpıyor. Daha doğrusu Vardar Nehri kenti ikiye ayırıyor. Eski Üsküp tarihi ahşap evleriyle, hanlarıyla, hamamlarıyla, camileriyle, kalesiyle büyük yıkımlar, savaşlar, yangınlar geçirmiş olsa da Türk varlığının buradaki simgesi gibi. Yeni şehirde ise lüks binalar yükseliyor. Bu binaların sokaklarında cıvıl cıvıl gençler, çocuklar devinim halindeler. İki üç saatlik şehir gezisi bize yetmiyor. Burada daha fazla kalıp çağlayan hayatın soluğunu daha fazla teneffüs etmek istiyorum. Cadde üstünde Yahya Kemal ismiyle karşılaşıyoruz. Burada onun adına bir kolej var. Bu büyük vatan şairi, Balkanların rüzgarıyla büyümüş, dizelerini akan nehirlere söylemiş, tüm dünya denizlerine ulaşmasını sağlamış Türkçe&#8217;nin sesinin, soluğunun.</p>
<p>  Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik; <br /> Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!<br />  <br /> Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!<br /> Bir yaz günü geçtik Tuna&#8217;dan kaafilelerle&#8230; <br />  <br /> Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan, <br /> Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan. <br />  <br /> Bir gün yine dolu dizgin boşanan atlarımızla <br /> Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla&#8230; <br />  <br /> Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de <br /> Hâlâ o kızıl hâtıra titrer gözümüzde! <br />  <br /> Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, <br /> Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik! <br />  <br /> Yahya Kemal Beyatlı</p>
<p> İçimizde türkü türkü Üsküp&#8230; Hayallerimizde hamamlarda akan suların ezgileri&#8230; Arkamızda tüm görkemiyle Üsküp Kale&#8217;si&#8230; Biraz buruk, hüzünle doyamadan ayrılıyoruz bu ata yadigarı şehirden.<br /> Sonrasında hareketle Tetova&#8217;ya (Kalkandelen) varıyoruz.  Tüm Balkanlar&#8217;daki en iyi korunmuş tarihi Bektaşi Harabati (Sersem Ali Dedebaba) Dergahı&#8217;nı ziyaret ediyoruz. Burada Baba Mondi (Edmond Brahimaj), Derviş Abdülmüttalip (Bekiri) ve diğer canlar tarafından sıcak bir şekilde karşılanıyoruz. Kurbanları olanların kurbanları burada kesiliyor. Lokmalar hep birlikte yeniliyor. Dualar ve nefesler söyleniyor.  <br /> Upuzun sakalındaki aklar her geçen sene artan biraz da açık kızıla dönen Derviş Abdülmüttalip, türlü çilelerin içinden sıyrılıp gelmiş gibi mahcupluğu, tebessümü altında yorgunluğunu gizleyemiyor. Ben onunla daha önce dokuz gün geçirmiştim, bu dergahta. Tarih kitaplarında okuduğumuz, Alevi Bektaşi klasiklerince bize aktarılıp kavramaya çalıştığımız &#8220;derviş&#8221;in kim ve ne olduğunu öğrenmek isteyenler onunla belli bir zaman geçirmek zorundadırlar. Bıkıp usanmaz bir çalışma azmi; bitmez tükenmez bir yol aşkı, sabır ve tevekkülü, davası için canını ortaya koymaya azmetmiş büyük bir yüreğin ifadesidir Derviş Abdülmüttalip. O da evlenmiş bir yuva kurmuş, yıllar yılı inşaatlarda işçi olarak çalışmıştır. Ama bu Ulu Yola girdikten sonra, aşk deryasına daldıktan sonra kendisini buraya, bu köklü dergaha adamış, hayatını Bektaşiliğe vakfederek, cennete bu dünyada girmeyi başarmıştır. <br /> Alaca Camisiyle, hamam ve köprüleriyle, konaklarıyla Türklerin birçok varlığını görmemiz mümkün olan Kalkandelen, Şar Dağlarının eteklerinde kurulmuş bir kent. Kışları oldukça soğuk geçen bu yörede dağların başında halen karları görmek mümkün. Yazları ise doğanın uyandığı ağaçların yeşerdiği bir cennet köşe.<br /> Harabati Dergahı tüm güzellikleri yanında hüzünleriyle de karşıladı bizi. Burada İslam Dini Birliği adındaki bir kurumun adamları olduklarını söyleyen bir avuç zorba arkalarında çok büyük bir güç varmışçasına hareketle burada terör estiriyorlar. Onlarca Bektaşi mezar taşı, meydanevi, at evi, kiler, mihman evi, Harabati Sultan&#8217;ın Türbesi ve diğer tüm varlıklarıyla beş yüz yıllık bir Alevi-Bektaşi mabedi olan bu dergah, binalarıyla, arazileriyle şimdi bir büyük trajediyi ve işgali yaşıyor. <br /> Amaç &#8220;dinsiz Bektaşilerden&#8221; ve uzun süre müze olarak kullanılan ve &#8220;Hristiyanlar elinde mahrum kalan&#8221; bu binaya &#8220;İslam Bayrağı&#8221; dikmek! Minaresi olmayan, beş yüzyıllık bir meydan evini hoparlörler marifetiyle camiye çevirmek! <br /> Burada inançlarıyla hizmet yürütmeye çalışan Bektaşi canları buradan zor kullanarak atmak, asırlık ata yadigarı ağaçları kesmek, mezar taşlarını kırmak! <br /> Sırpların bile yapmadığını yüce İslam dini adına, onunla hiçbir ilgisi olmayan ve burayı kendi amaçlarında kullanılmak üzere merkezleri yapmak isteyenler tarafından silahlar atılarak, insanlara korku salınarak işgal etmek!<br /> Buna tahammül etmek mümkün mü; insanlık adına? Bu durumu öğrenen canlar daha bir hüzünleniyorlar. Buraya daha çok yardım etmek istiyorlar. <br /> CEM Vakfı Genel Başkan Yardımcı ve Avukat olan Namık Sofuoğlu da konuyla çok yakından ilgileniyor. Olayın detaylarını onlardan öğreniyor ve bu davanın peşinde olacağını, elinden gelen her şeyi yapacağını, bunun hukuki mücadelesini vereceğini, oradaki dostlara söylüyor. <br /> Sonra Gostivar, Kiçevo (Kiçova- veya Kırçova) kentleri üzerinden Arnavutluk&#8217;la Makedonya arasındaki Balkanlar&#8217;ın en derin gölü, Ohrid Gölü kıyısında Ohri (Ohrid) yakınlarındaki  turistlik Struga&#8217;da konaklıyoruz.<br /> Yolları hızla kat ediyoruz ama tam da yanlarından geçtiğimiz Gostivar&#8217;da, Kiçevo&#8217;da da Alevi Bektaşi ulularının türbeleri olduğunu söylemeliyim. Üstelik programımızda olmadığı için kendilerini aramadığımız halde geziden haberdar olan babalar bizleri telefonla arayıp kendilerine uğramamızı istiyorlar. Yollar uzun, zaman kısa. Bir başka sefere bu ziyaretleri bırakıp otelimize yerleşiyoruz. </p>
<p> Artık demir almak günü gelmişse zamandan, <br /> Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. </p>
<p> Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; <br /> Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. </p>
<p> Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, <br /> Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli. </p>
<p> Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu. <br /> Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. </p>
<p> Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; <br /> Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler. </p>
<p> Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden. <br /> Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden</p>
<p> Yahya Kemal Beyatlı<br /> l<br /> <strong>5.    Gün, 9 Haziran 2010 Çarşamba</strong></p>
<p> Struga&#8217;da Ohrid Gölü kenarındaki otelden ayrılıp sabah yürüyüşü yapıyorum. Çağıl çağıl bir su sesi beni kendisine çekiyor. Bir de bakıyorum ki bir ırmak coşmuş akıyor kent merkezine doğru. Allah, Allah! Tam tersi olmamalı mıydı? Gölden bir ırmak coşmuş akıyor? Nasıl olur? Evet, dostlar, gölün fazla suyu kendini dışarı atıyor, bir büyük kanalla kentin içinden geçip buraya bir başka canlılık veriyor. Kanalın iki yanı restoranlarla, kafelerle dolu. Ama yeşillik, türlü ağaçlar burayı süslüyor. Zaten Ohrid Gölü&#8217;nü kelimelerle anlatmak imkansız. Yüce dağların, ağaçların eteğinde, derinlerden derin, berrak mı berrak, binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce balığın korunağı bu göl dünyada görülmesi gereken ender yerlerden birisi herhalde. </p>
<p> <strong>Sarı Saltuk</strong></p>
<p> Turistlik merkez Ohrid&#8217;yi gezdikten sonra Sarı Saltuk&#8217;un da makamının olduğu tarihi Sveti Naum Manastırı yine rehber nezaretinde ziyaret edildi. <br /> On üçüncü yüzyılda Rumeli&#8217;yi fetheden ululardan başında yer alan Sarı Saltuk yüzyıllar boyu tüm Balkanlar&#8217;da ve Anadolu&#8217;da en etkili inanç önderlerinden birisi olmuştur. Öyle ki kendisi adına tam on yedi adet türbenin (yatır, ziyaret, makam) olduğunu biliyoruz. Anadolu&#8217;da Tunceli Hozat merkezli türbesi Anadolu&#8217;nun en büyük ulu ocaklarından birisi olarak anılmasını sağlamış, onun soyundan geldiğine inanılan dedeler yüz yıllarca cemler yürütmüşler ve de yürütmeye devam etmektedirler. <br /> Sadece bu mu? Babaeski&#8217;de de bir türbesi halen ziyaret edilmektedir. Onun hatırana, hayır himmetlerini dilemek için mumlar yakılmaktadır. <br /> Asıl ününün yayıldığı Balkanlar&#8217;da da birçok yerde türbesinin olduğuna inanılır. Asıl türbesinin ise Romanya Babadağ&#8217;da olduğunu biliyoruz. Fedekar bir dede soylu Alevi işadamı tarafından restore edilen türbe Dobruca&#8217;da &#8220;Babadağ&#8221; olarak yani Türkçe olarak söylenen bölgede halkın ziyaretine açık durumdadır. <br /> Selçuklu sultanı İzzettin Keykavus&#8217;la Dobruca bölgesine gelmiş, manevi cazibesiyle Hıristiyanları da kendisine hayran bırakan, dahası kendisine bağlayıp bir postnişin, ulu şeyh, alp eren olarak ünlenen Sarı Saltuk Balkanlardaki öncü Türk ulusudur. Bilindiği gibi bin yıl öncesinden Balkanlar&#8217;a Türk akınları olmuştu. Karadeniz&#8217;in kuzeyinden bu topraklara gelen Türkler buralarda büyük yerleşim alanları kurmuşlardır. Osmanlı&#8217;dan önce Selçuklu Döneminde Kalenderi yani ön Alevi-Bektaşi inancının bir büyük temsilcisi olarak olan Sarı Saltuk bu inancın bu topraklarda yeşermesini ve uzun süre muhafaza edilmesini sağlamıştır. Kendisinden sonra Şeyh Bedreddinler, Akyazılı Sultanlar, Demir Babalar ve onların kurduğu dergahlar, dergahlarda yetişen babalar, dervişler, ozanlar bu bölgeye ve Deliorman&#8217;a etki etmiş, bir inanç ve kültür merkezi olan bu topraklarda Aleviliğin-Bektaşiliğin bugüne kadar yaşamasını sağlamışlardır. <br /> Bulgaristan Kaliakra (Kaligra) Burnu&#8217;nun, Arnavutluk&#8217;ta makamları olan Sarı Saltuk&#8217;un bir dönem ziyaret ettiği, yaşadığı hatta Hakk&#8217;a yürüdüğüne inanılan bir yer de Ohrid Gölü kıyısında çok ünlü Sveti Naum Manastırı içindedir. Tümüyle bir manastıra dönüşmüş tavus kuşlarının koruduğu bu tarihi yapıyı yüzyıllar boyunca Müslümanlar Sarı Saltuk makamı olarak ziyaret etmişlerdir. Hatta kapıdaki bekçi de &#8220;Sarı Saltuk&#8221; diyince kafasını sallıyor ve Sarı Saltuk, diyor. <br /> Resne (Resen)&#8217;de İttihat ve Terakki Hareketi&#8217;nin en ünlü simalarından Resneli Niyazi&#8217;nin Sarayı&#8217;nı gezdikten sonra, Pirlepe&#8217;ye (Prilep) bağlı yöredeki tek Türk-Bektaşi Köyü olan Kanatları (Kanatlarci) ve buradaki Dikmen Baba ve diğer türbeleri ziyaret ediyoruz.</p>
<p> Pirlepe, Kanatlar Köyü<br /> Dikmen Baba Dergahı</p>
<p> Niyazına geldik Dikmen Baba&#8217;nın,<br /> İsteriz himmeti Dikmen Baba&#8217;dan<br /> Dertliler de derde derman ararlar,<br /> İsteriz dermanı Dikmen Baba&#8217;dan.</p>
<p> <strong>Mehmet Baba</strong></p>
<p> Dikmen Baba&#8217;yla ilgili bir anlatıyı üç yıl önce Kırçova&#8217;yı ziyaretim sırasında meşhur Ziya Paşo Halifebaba&#8217;nın hanımı Şefika Anabacı bana anlatmıştı. Buna göre Brod&#8217;da Hıdır Baba&#8217;nın yanında derviş olan Dikmen Baba dergaha sürekli su taşırmış. Suyu hiç dökmeden dergaha getirdiğini gören Hıdır Baba onun nasıl sadakatle dergaha hizmet ettiğini anlamış, demiş ki artık senin de bir dergah uyarman gerekir. Elindeki yanan köz halindeki odun parçasını fırlatmış atmış. O da bir ova köye düşmüş. Ama ilkin buranın insanları onu kabul etmemişler. O da uçarak şimdiki Kanatlar Köyü&#8217;nün olduğu yere gelmiş. Orada bulananlar onun kerametini anlayıp ona bağlanmışlar. Onu bir ulu kişi, ermiş bir kişi bilmişler. Öldükten sonra türbesi sürekli ziyaret edilir olmuş. Adına dergah kurulmuş, nice dervişler, babalar onun adına bu yola hizmet vermişler. Şimdi de bu aşk ve sevgi azalmadan devam edip sürüp gidiyor. <br /> Köye gelişimizde köylüler bizlere büyük bir sevgi gösterisinde bulundular. Hemen çevremizi onlarca çocuk çevirdi. Burada Baba Cafer ile ikinci bir dergah uyarmış bulunan İdris Baba&#8217;nın oğlu Veli Baba&#8217;yı makamı olan meydanevinde ziyaret ettik. <br /> Cafer Baba (Baba Cafer) canlarla Türbeyi ziyaret etti. Burada da Hz. Ali&#8217;nin, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin, Bedri Noyan Dedebaba&#8217;nın fotoğrafları duvarları süslüyordu. Hep bir ağızdan, Mahrem Tezol&#8217;dan Baba&#8217;dan sonra Cafer Baba&#8217;nın okuduğu duaya Allah! Allah! Denilerek ortak olundu.  </p>
<p> &#8220;Bism-i Şah Allah Allah. Çün çerağı uyardık ol Hüda&#8217;nın aşkına. Dü Cihan Fahr-i Alem Mustafa&#8217;nın aşkına. Saki-i Kevser Ali-el Murteza&#8217;nın aşkına. Hem Hatice, Fatıma Hayrünnisa aşkına. On İki İmam, On dört Masum-i Pak Aşkına. Ta haşre dek yansın yakılsın billahın aşkına! Bercemali Muhammed, Kemali İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra bülende Salavat! Akşamlar hayrola, hayırlar fethola, münkirler berbad ola!&#8221;</p>
<p> Bir başka geziye bıraktığımız gibi Kırçova yakınlarında hatta buradan da bir yolun tam da ortasından geçtiği Makedonski Brod&#8217;da Hıdır Baba türbesi vardır. Ohrid Sarı Saltuk&#8217;ta olduğu gibi hemen hemen tümüyle bir Hıristiyan mabedine dönüştürülen bu Dergah ise tarihte çok iyi bilinen ve tümüyle Bektaşilere hizmet veren bir Türk inanç merkeziydi. Hatta bu Hıristiyan kuşatma sonucunda inançlarına ve kültürlerine sahip çıkan Kırçova&#8217;daki Bektaşi canlar &#8220;gurbette&#8221; yani Avrupa&#8217;da yaşayan canlarında yardımıyla çok büyük bir cem kültür evinin, (tekke veya dergahın) temelini, bizim de törenine katıldığımız, 2004&#8217;te atmış üç yıl içinde bunu bitirmeyi başarmışlardı. <br /> İşte o ulu dergahta Hıdır Baba&#8217;nın yanında yararlılıklar gösteren Dikmen Baba bugünkü Kanatlar Köyü&#8217;ne geliyor ve burada çerağını uyarıyor, insanları aydınlatıyor, sevilip sayılıyor ve adı bugüne kadar yaşıyor. <br /> Makedonski Brot dışında Kırçova merkezine yakın Arnavut Çervivçi Köyü&#8217;nde ise daha önce burada bir dergah uyarmış bulunan Muharrem Baba&#8217;nın türbesi ve Bektaşi mezar taşları var. <br /> Yine 2004&#8217;de yaptığımız bir gezide, Gostivar İli yakınlarında yaşayan, Hıdır Baba Tekkesi Babası Eyüp Rakibi&#8217;yi, yaşadığı  Vardar Nehri&#8217;nin doğduğu Vrutok Köyü&#8217;nü ve köye bir km. uzaklıkta bulunan erenlerden Cafer Baba Türbesi&#8217;ni de ziyaret etmiştik.<br /> Akşam oteldeyken telefonla bağlantı kurduğum Kanatlar Köyü&#8217;nden, Manastır&#8217;da oturan öğretmen aynı zamanda yazar Muharrem Yusuf bizleri ziyaret ediyor. Makedonca&#8217;dan Türkçe&#8217;ye; Türkçe&#8217;den Makedonca&#8217;ya çeviriler yapan Yusuf&#8217;la dertleşirken, benim çok fukara gördüğüm Kanatlar Köyü&#8217;nün aslında ekonomik yönden çok da kötü olmadığını anlıyorum. Burada tarım ve hayvancılık insanlarımızın geçimini sağlayacak ölçüde gelir getiriyormuş. Buna seviniyorum.<br /> Neredeyse beş yüzyıllık bir köy olan Kanatlar&#8217;dan Türkiye&#8217;ye yoğun göçler olmuş, önemli bir kısmı İstanbul&#8217;a gelen Kanatlarlı canlarla bugün de temaslarımız sürüp gitmektedir. Musa Pak Baba, Derviş Kemal Kanatlı sürekli görüştüğümüz inanç önderleri. Köylülerle yaptığımız söyleşide ve aynı köyden olan rehberimiz Coşkun&#8217;un verdiği bilgilere göre yine de nüfusu binden fazla olan köyde çocuklar okullarına devam ediyorlar. Dikmen Baba aşkına kurbanlar kesilip, çerağlar uyarılıyor. Ne diyelim Bektaşilik konusunda araştırmalar yapan ve kendisi büyük uzman olarak takdim edilen Prof. Dr. Metin İzzeti&#8217;ye selam olsun diyoruz! Çünkü kendisi bu sene Çorum&#8217;da yapılan bir sempozyumda tüm Makedonya&#8217;daki Bektaşi nüfusun bin kadar olduğunu, Harabati Dergahı&#8217;ndaki işgali de bizim abarttığımızı söylemişti.<br /> Bense yıllar öncesine dönüyorum. Rahmetli Abidin Özgünay&#8217;ın bizler ve toplum adına açtığı büyük Cem Dergisi kapısından içeri kimler girmemişti? Sadem Açıkgöz bunlardan birisiydi. Kendisi Kanatlarlı olan bu can dost, inançlı olduğu kadar kararlı bir tutum gösterir, dur durak bilmeden inanç konusunda ödün vermeden geleneğin yaşatılması için mücadele verirdi. Kendi hazırladığı yazıların Cem&#8217;de yayınlanmasını çok isterdi. Sohbetlerimizde köklerinin olduğu Kanatlar Köyü&#8217;nden de söz ederdi. <br /> Zaman zaman görüştüğümüz yine &#8220;inatçı ve kararlı&#8221; yol müdavimlerinden birisi, Cem Dergisi&#8217;nin de bir dönem temsilciliğini yapan de şu anda Belçika&#8217;da yaşayan Hamza Güler&#8217;i, Rahmetli Hıdır Çokçeken Baba&#8217;yı da bu vesileyle hatırlamış oldum. <br /> Burasıyla ilgili aynı zamanda Makedonya&#8217;daki diğer ibadet merkezlerini ve Arnavutluk&#8217;ta yaşayan Bektaşilik&#8217;le ilgili bilgileri araştırmacı, gazeteci arkadaşımız Murat Küçük de çok güzel derlemişti. Şimdi onun gezi notları ve araştırmaları Horasan Yayınları&#8217;ndan çıkan &#8220;Bir Nefes Balkan&#8221; isimli ikinci baskısı yapılan kitapta yer almaktadır. <br /> Aynı akşam tarihi bir kent olan Manastır&#8217;a (Bitola) varıp burada konaklıyoruz.   </p>
<p> <strong>6.    Gün, 10 Haziran 2010 Perşembe</strong></p>
<p> Manastır&#8217;da sabah kentin tarihi ve turistlik merkezleri ve şimdi müze olan, Atatürk&#8217;ün okuduğu Askeri İdadi  ziyaret ediliyor. 2007&#8217;de Cem Televizyonu için burada uzun bir çekim yapmıştık. O zaman da Kamereman Murat vardı. Yüreğimin derinliklerinden gelen duygularla Atatürk&#8217;e özlem şiirleri okumuştum.<br /> Kent merkezindeki canlılık başımı döndürüyor. Çünkü genelde Balkan şehirleri sakin kentler görünümünde. Özellikle gençlerin sokaklardaki akını dikkat çekiyor. Anlıyoruz ki artık bugün okullarının son günüymüş. Tüm gençler kendilerini sokaklara atmış durumdalar. Kafeler tıklım tıklım, pizzalar, kolalar, dondurmalar, sarmaş dolaş gençler cıvıl cıvıl şakıyorlar. Bense televizyon kameraları karşısında oldukça çekingen olan gençlerden bir kaçını &#8220;kandırıp&#8221;  Cem Televizyonu için kısa sohbetler yapıyorum. Gençlerin tümü Türkiye&#8217;yi biliyor, tanıyor. Daha da ilginci gençlerden televizyonlarda Türk dizilerini izlediklerini öğrenmem oluyor. Bu sevimli, küpeli, saçlarını türlü şekillerde kestirmiş, taramış veya jölelemiş gençler gelecek konusunda oldukça umutlular. Kendi ülkelerinin güzelliğinin farkındalar. </p>
<p> <strong>Yunanistan, Selanik</strong></p>
<p> Bu sefer Makedon Yunan sınırındaki işlemlerimizden sonra Selanik&#8217;e (Thessaloniki) doğru yol alıyoruz. Yol boyu Türkiye&#8217;nin kırsalına çok benzer görüntüleri arkamızda bırakıyoruz. Tarlalar, kıraç alanlar, işçiler, çiftçiler tümüyle hayatın kavgası buralarda da var. Ama Bulgaristan ve Makedonya&#8217;daki yeşilliğin yoğunluğu, ağaçların bolluğu burada yok. <br /> Selanik&#8217;te yurdumuzun kurtarıcısı, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün doğup bir zaman yaşadığı evi ziyaret ediyoruz. Halkın heyecanı ve duyguları bir başka oluyor. <br /> Yemyeşil bir bahçesi olan evin içindeki eşyalar Atatürk&#8217;ün yaşadığı döneme ait olmasa da özenle seçilmiş, o tarihi hatıraları hatırlatır vaziyette düzenlenmiş. <br /> Selanik&#8217;in simgesi olarak kabul edilen tarihi Beyaz Kule&#8217;nin ziyaretleri yapıldıktan sonra Serez (Serres), Drama üzerinden müthiş güzel bir kent olan tertemiz, ışıl ışıl bir turistlik cennet Kavala&#8217;ya varıyoruz ve o akşam orada konaklıyoruz.<br /> Kavala&#8217;yı tanıtmak, anlatmak çok zor. Yunanistan&#8217;daki belki de en güzel kentlerden biri Kavala. Ben gitmediğim için bilemiyorum ama bir Bodrum, Marmaris vd. tatil cennetleriyle karşılaştırılabilir belki.  Ben hem akşam, hem ertesi sabah bu kentin havasını daha fazla solumak için sokakları arşınlıyorum. </p>
<p> <strong>7. Gün, 11 Haziran 2010 Cuma</strong></p>
<p> Sabah kahvaltısından sonra Kavala&#8217;da şehir turu yapıldı.<br /> İskeçe (Ksanthi), Sofulu (Soufion), Küçük Derbent (Mikro Derio) üzerinden Balkanların öncü alp erenlerinden, velilerinden biri olan, Ruşenler Köyü (Roussa) yakınlarındaki Seyit Ali (Kızıldeli) Sultan Türbesinin de içinde olduğu Dergahı ziyaret ettik. <br /> Yol boyu insanlara yöreyle ilgili, Seyyid Ali Sultan&#8217;la ilgili bilgiler aktarmaya çalıştım. Yörenin ünlü kurabiyelerinden almak için İskeçe&#8217;ye uğramadan geçemedik. Sonrasında ise yine yörenin ipek cenneti Sofulu&#8217;ya uğrayıp ipek hediyelik eşyalar aldık. Arkasından  Kızıldeli Çayı&#8217;nın üstündeki demir köprüyü geçtikten hemen sonra,  Çay&#8217;ın kıyısındaki patika bir yolda ağaçlar altından ilerleyip &#8220;Aşağı Tekke (Tekye)&#8221; ziyaretimizi yaptık. Burası Küçük Derbent denen köyün (Mikro Derio) hemen yakınında.<br /> Burada Kızıldeli Sultan&#8217;ın yolundan gidenler göz yaşları içinde niyazlarını yapıyorlar. <br /> Seyyid Ali Sultan Koruma Heyeti tarafından çevre düzenlemesi yapılmaya çalışılan Aşağı Tekke&#8217;de türbenin yanında kurban kesim yeri, etlerin pişirildi bir bölüm ve yemek yenilen bir alanın üzeri çatıyla kapılmış halde konuklara hizmet vermeye hazır hale getirilmiş. <br /> Sonrasında ise Ruşenler Köyü&#8217;nün içinden geçip Seyyid Ali (Kızıldeli) Sultan Dergahı&#8217;na varıyoruz. Burada bizleri Seyyid Ali Sultan Koruma Heyeti Başkanı, dedeler ve kalabalık bir halk topluluğu karşılıyor. Daha önceden kesilen kurbanlarla hazırlanan lokmalar hep birlikte yeniliyor.  </p>
<p> <strong>KIRKLAR Ve <br /> Seyyid Ali (Kızıldeli) Sultan Dergahı</strong></p>
<p> Yolumuz gözlenir karşı dağlara<br /> Gidip bir mürşide mihman olmaya<br /> Erenler bağında güller dermeye<br /> Şah Kızıldeli&#8217;ye varasım gelir</p>
<p> Bağında bahçende açınca gülüm<br /> Sevdanda tutuşur köz olur külüm<br /> Sığmayıp bendine taşınca gönlüm<br /> Damlanda deryanda coşasım gelir</p>
<p> Akıyor yaşlarım sellere döndü<br /> Yakıyor hasretin bağrımı deldi<br /> Şu ömrüm geldi ve geçiyor sanki<br /> Zamının tez eyle himmetin gelir</p>
<p> Ayrılık ne zormuş aşık olana<br /> Sürerek gelsem de yüzüm turaba<br /> Cefana vefadır garip canımda<br /> Uğruna ser verip ölesim gelir</p>
<p> Dilimde besmele özümde sensin<br /> Dinimden imanım önümde yolsun<br /> Nerede arasam orada varsın<br /> Kıblemi yönüne dönesim gelir</p>
<p> Budak Ali&#8217;nim yanmışım özümden<br /> Hiç kötülük geçmez deli gönlümden<br /> Bilmem ki ne kalır geri ömrümden<br /> Tabuta koysalar göresim gelir<br /> Ali Kaykı</p>
<p> Türklerin, Alevi &#8211; Bektaşi öncü erenlerinin; dedelerin, babaların Balkanlar&#8217;a yani Rumeli&#8217;ye geçişleri aslında bin ikiyüzlü yıllarda Sarı Saltuk&#8217;la başlıyor. İkinci büyük göç dalgası ise 1354 yılında Orhan Bey&#8217;in oğlu Süleyman Paşa komutasında erenlerin Rumeli&#8217;ye geçişleriyle devam ediyor. Evronos Paşa, Ece (İce) Sultan, Şeyh Bedreddin&#8217;nin dedesi Hacı İsrail ve Seyyid Ali (Kızıldeli) Sultan gibi öncüler bir sel gibi Rumeli&#8217;ye akıyorlar. Yüreklerindeki Hakk sevgisi, insanlık aşkı, onların sadece öncü birer alp eren olmalarıyla değil, mensubu oldukları büyük Alevi Bektaşi inanç ve kültür yoluyla açıklanabilir ancak. Çünkü çok iyi bilinen bir söylenceye göre Rumeli&#8217;nin fatihi bu KIRK EREN bu toprakları ebediyen gönülleriyle fethetmişlerdir. Gittikleri yere barış, kardeşlik, birlik ve huzur götürmüşlerdir. Gerçekten hiçbir din, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan yetmiş iki milleti bir nazarla görmüşlerdir. Bu KIRKLAR, KIRK EREN anlatısı, peygamberin bile kapısında &#8220;Ahir zaman peyganberi Muhammed Mustafa&#8217;yım&#8221; dediği zaman &#8220;sen git peygamberliğini ümmetine yap, bize peygamber gerekmez, insan-ı kamil gibi bir er gerekir&#8221; diyen ve tüm canların bir cem olduğu, yani aynı-eşit olduğu &#8220;KIRKLAR CEMİ&#8221;ndeki KIRKLARIN bir devamı gibidir.<br /> Rumeli Erenleri bu KIRK kişinin yolundan giden, izinden gidenler, üç koldan Balkanlarda ilerlemişler, Tuna&#8217;yı aşıp, Viyana kapılarına kadar ulaşmışlardır. Her gittikleri yerde kinden, kibirden, hasetten eser olmayan felsefeleriyle tekkeler, dergahlar kurmuşlar insanlara aşk, sevgi, barış, aş, iş, eşitlik, birlik, razılık, çalışkanlık, şükr, ilim, irfan, maneviyat, üretim, doğa ve hayvan sevgisi hediye etmişlerdir. Alevi, Bektaşi, Mevlevi, Ahi olarak namuslu üretimle bereketi köylere, kasabalara ulaştırmışlar, sosyal hayatın canlanmasını sağlamışlar, üretimin artmasını sağlamışlar. Her bir dergah türlü yeteneklerin sergilendiği birer üretim merkezine dönüşmüştür. Binlerce hektar boş arazi göçlerle buraya gelen insanlar tarafından işlenmiş, on binlerce at, öküz, inek, koyun beslenmiş, arıcılık, ipekçilik bu yöreye bu erenler sayesinde gelmiştir. Bunlar bizim bir uydurmamız değil, tarafsız tarihçilerin birer kayıtlarıdır. Çok büyük bir uygarlık merkezi olan Balkanlar Türklerden sonra &#8220;istilayla&#8221; gerilememiş, bilakis sürekli gelişmiş, ilerlemiştir. Bugün bile Yunanlıların, Bulgarların, Makedonların, Sırpların, Arnavutların seksen beş yıldır yıka yıka bitiremedikleri eserler bunların kanıtlarıdır. Köprüler sırf askerlerin ulaşımını sağlamak için inşa edilmemiştir, binlerce çarşı, pazar, han, hamam da halkın ihtiyacı için yapılmıştır. Türklerin girdikleri tüm bölgelere bir canlılık gelmiş, Balkanlar tarihinde olmadığı kadar bir ticaret, ulaşım, kültür, alış veriş  ve inanç merkezi konumuna yükselmiştir. <br /> Bu gelişmenin başında olan erenler ise kurdukları dergahlarla halka hizmetin Hakk&#8217;a hizmet olduğunu en iyi şekilde göstermişlerdir. <br /> Bunun tek bir örneğini ararsanız sadece ve sadece Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Dergahı&#8217;na bakmanız yeterlidir. </p>
<p> <strong>Seyyid Ali Sultan</strong></p>
<p> Kendisi bir Seyyid olan yani kutsal Ehlibeyt&#8217;e bağlı olarak yaşamını sürdürmüş Seyyid Ali Sultan diğer bir ismiyle Kızıldeli Sultan, gelip fethettiği bu toprakların canlanmasını sağlamıştır. Büyük arazileri içinde yirmi dört köyün bulunduğu, onlarca değirmeninde, yüzlerce atı, büyük baş hayvanıyla çevresinin sosyal yaşamını kalıcı bir şekilde etkilemiş ve geliştirmiş olan Seyyid Ali Sultan 1354&#8217;ten sonra yarım asırda yerleştiği bu toprakların şenlenmesini, hayat alanı bulmasını sağlamıştır. Kendisinden sonra onun yolunda hizmet eden dervişler babalar aynı şekilde 1826 yılına kadar binlerce insanın geçim kapısı, uzak yollardan gelen konukların, savaşlarda yaralanan askerlerin, kimsesizlerin sığınağı, barınağı olmuş, açlara aş, susuzlara su dağıtmıştır. Bu dergah aynen diğer Bektaşi Dergahları gibi tembellerin, yan gelip yatanların, asker kaçaklarının, avarelerin değil hakça üretip, hakça bölüşüp, tüketenlerin, paylaşanların merkezleri olmuştur. Bu topraklar ipekçiliği bu dergahtaki babalar sayesinde öğrenmişlerdir. Buralar çölde birer vaha olmuştur, dağlar başında bir sığınak olmuştur. Kanıt mı? Altı yüz elli yıl boyunca nice savaşlara, doğal afetlere, baskınlara direnmiş bu dergahta ayakta kalmış hizmet yapıları, yüzlerce dervişin, babanın mezar taşları, ekili dikili araziler, korunmuş ağaçlar ve doğal örtü, burada yetişmiş ozanların divanları, risaleleri, nutukları, nefesleri, ha, ayrıca Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bu dergahla ilgili yüzlerce belge bunun kanıtıdır. İşte bir kanıt daha isteniyorsa üç göbektir burada türbedarlık yapan Çolak ailesi, bu dergahı korumak için kurulan Seyyid Ali Sultan Koruma Heyeti sizlere bunu anlatmaya yeter sanırım.  Bir de sevgili dostumuz Dursun Gümüşoğlu&#8217;nun büyük bir emek vererek hazırladığı bu ulu dergahtan yetişmiş onlarca ozandan birisi olan Sadık Abdal&#8217;ın Divanı&#8217;na bakmak yeterlidir. (Sadık Abdal Divanı, Dursun Gümüşoğlu, Horasan Yayınları, 2009, İstanbul) <br /> En son yayın ise Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan bilimsel içeriği ile çok önemli bir boşluğu dolduran; Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Kış 2010, 53. Sayı Kızıldeli Özel Sayısı&#8217;dır. <br /> Aynı zamanda bu konuda tek ciddi çalışmanın sahibi olan Yrd. Doç. Dr. Rıza Yıldırım&#8217;ın editörlüğünde hazırlanan dergi konuyla ilgili bilgileri derli toplu sunan bir yayın organı olmuştur. <br /> (Aşağıda EK: 3&#8217;de Kızıldeli Ocağı Dedelerinden Lütfi Aykurt&#8217;tan derlediğimiz bilgiler bulunmaktadır.)</p>
<p> <strong>Serez (Seres), Şeyh Bedreddin</strong><br /> Tabii Balkanlardan söz etmişken Şeyh Bedreddin&#8217;den söz etmemek olmazdı. Tüm gezi boyunca dolaştığımız başta Bulgaristan Deliorman, Kızıldeli yakınlarındaki Simavne (Samavna &#8211; Kyprinos)  ve içinden geçilen Serez ismi Şeyh Bedreddini hatırlatmaktadır. <br /> Kendisi düşüncelerinden ve eylemlerinden dolayı düzmece bir mahkemede yargılanıp idama mahkum edilmiş bir büyük düşünür olarak her zaman büyük bir saygıyla anıla gelen Şeyh Bedreddin, Rumeli topraklarının bir evladıdır. Esas ürünlerini Anadolu&#8217;yu Mısır&#8217;ı dolaştıktan sonra vermiş olsa da, onun düşünce temellerinde Balkanların yeri çok büyüktür. <br /> Kendisi bir kadı oğludur. Çok iyi bir eğitim almış özellikle Mısır&#8217;da bir Alevi ulusu olan Hüseyin Ahlati&#8217;den hem iyi bir ders almış hem de ondan çok etkilenmiş, ona bağlanmış, onun halifesi olmuştur. Batini tasavvuf yolunun tüm derinlikleri içinde yol alan Şeyh Bedreddin hal ve hareketleriyle bir mistik inanç önderi ve kutbu olarak saygı duyulan bir tasavvuf önderi olduğu kadar ezilen halkın yanında, ezenlerin karşısında hem halkı bizzat kendisini ve çeşitli yönetici zümreyi de yanına almayı başararak, haksızlığa karşı ayaklanmıştır. Her ne kadar ayaklanması veya bu hareketi büyük bir başarı kazanamamışsa da Batı Anadolu&#8217;da ve Rumeli&#8217;de etkisi çok uzun süren bir hareketin başlamasına sebep olmuştur. Kendisi 1360&#8217;larda doğmuş;  (1402 ve izleyen yıllarda) 1412&#8217;li yıllarda bugünkü Yunanistan&#8217;daki Serez (Seres)&#8217;de, çıplak bir şekilde ağaca asılarak idam edilmiştir. <br /> Adına büyük destanlar yazılan, birçok ciddi kitap yayınlanan Şeyh Bedreddin&#8217;in adı yüzyıllar boyunca sevenlerince Alevi-Bektaşi toplumu tarafından yaşatılmıştır.<br /> Bu konudaki ciddi bir çalışma şudur: Michel Balivet, Şeyh Bedreddin, Tasavvuf ve İsyan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000. <br /> Ayrıca onun kutlu yolundan giden, kendilerine onu bir inanç öncüsü olarak kabul eden bir Alevi-Bektaşi topluluğu da vardır. Bedreddin&#8217;e bağlanan bu inanç başta Seres olmak üzere Rumeli&#8217;de adına yapılan dergah çevresinden başlayarak göçlerle Türkiye Trakyası&#8217;na gelen mensuplarınca yaşatılmıştır ve yaşatılmaya devam etmektedir. Bu konuda kendileriyle söyleşiler yaptığımız taliplerince &#8220;Büyük Sultan&#8221; olarak da tanımlanan &#8220;Gülşeni&#8221; kolundan dedeler (babalar) halen onun anısını yaşatmaktadırlar. (Aşağıda EK: 4&#8217;de Gülşeni İnanç Önderleriyle yapılan söyleşiler vardır. )</p>
<p> Aynı akşam sınırdaki işlemlerin yapılmasından sonra İstanbul&#8217;a hareket edildi. Yolcularımız sağ salim evlerine ulaştırıldılar. </p>
<p> Sevgili Dostlar bizlere sürekli sorulan veya rica edilen bir şey de Alevilik/Bektaşilik konusunda okunabilecek bir kitap listesidir. Bu konuda el çabukluğuyla hazırladığı liste Ek:5&#8217;dedir. </p>
<p> <strong>EKLER</strong></p>
<p> Ek: 1, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Akyazılı Sultan Bölümü<br /> Ek: 2, Mustafa Koç Dede&#8217;den Alınan Bilgiler ve <br /> Ali Koç Dede Soyundan Hüseyin Marangoz Dede&#8217;yle Söyleşi<br /> Ek: 3, Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Dergahı/Ocağı&#8217;ndan &#8211; Lütfi Aykurt Dede<br /> Ek: 4, Bedreddini (Gülşeni) İnanç Önderleri<br /> Ek: 5, Bir Kitap Listesi</p>
<p> <strong>Ek: 1, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Akyazılı Sultan Bölümü</strong><br /> Çok sevgili Araştırmacı Yazar dostumuz, Ali Duran Gülçiçek&#8217;ten aktararak, Evliya Çelebi&#8217;nin dergahla ilgili izlenimlerini veriyoruz: &#8220;Evliya Çelebi, 1652&#8217;lerde Balkan ülkerinde yaptığı gezisi sırasında Karadeniz&#8217;in batı kıyısında Varna ile Balçık arasında bir geniş ova içinde, koruluklar arasında yedigen biçiminde yapılmış Akyazılı dergâhını da ziyaret eder ve Akyazılı Baba hakkında şu bilgileri verir: &#8230; Bu zat Belh, Buhara ve Horasan&#8217;da ün salan ulu atamız Türk-i Türkân Hoca Ahmed Yesevi halifelerindendir. Hacı Bektaş-ı Veli ile birlikte Bursa fethinde bulunup, fetihten sonra izin alarak Rumeli&#8217;ye geçmiş ve post sahibi erenlerden olmuştur. Pravadi&#8217;de Dobruca kralını İslâm&#8217;a çağırdıktan sonra  Batova&#8217;da mekân tutup yerleşti&#8230; <br /> Akyazılı hazretleri (kendisinin diktiği, söylenceye göre gösterdiği kerametle biten, sonra kutsallaşan ve  meyveleri  atların hastalığına iyi gelen) bir atkestanesi ağacının altında, yuvarlak, kurşunla örtülü kubbe içinde gömülüdür. Sandukasının dört yanında hüsnühatla ayetler yazılı olup, gülabdan, şamdan, buhurdan ile Horasankâri çerağdanlar çoktur. İnsan içeri girince vücudunu bir titreme alır. Misk ve anber kokularıyla ziyaretçinin damağı dolar. Türbedarı da her gelene gülsuyu döküp, buhur yakar. Dört tarafındaki pencerelerin çevresinde irem bahçelerini andıran gül, sünbül, nesrin ve yaseminle kaplı bahçeler vardır. Bu bahçelerde yerleşmiş, yuva tutmuş binlerce bülbülün nağmelerini dinleyen ziyaretçiler taze hayat bulurlar. Hakir bu ziyarete geldiğimde bir parça sıtmadan rahatsızdım. Bu türbeye girip yatır hazreit için bir Fâtiha okuyunca aklıma şu dize geldi:<br />     Humma elemin çektim yok zerrece dermânım<br />         Himmet et bana şimdi Akyazılı Sultânım<br /> Bu dizeyi başucundaki duvara celi hatla yazdıktan sonra sandukayı örten yeşil sof örtünün altına girip «dahilek ya aziz» yani «sana sığındım» dedim. Allah bilir ve tanıktır, bu zavalıya bir uyku geldi, uyuyakalmışım, neden sonra uyanınca kusurlu vücudumu tere batmış buldum. Ama sanki yeniden hayata gelmiş gibi kendimi güçlü hissediyordum. Allah&#8217;a şükür böylece sıtmadan kurtuldum. Hazretin ruhuna bir hatim indirmeye başladım. Allah rahmet eyleye&#8230; <br /> Tekke, deniz kıyısında Varna ile Balçık arasında bir geniş ova içinde, koruluklar arasında yedigen biçiminde taştan göklere baş çekmiş bir kale gibidir. Sanki İstanbul&#8217;un Galata kulesidir. Kurşun örtülü, sivri külahlı üstündeki alemi pırıl pırıl parlar. Külah ise tahtadan yapılmıştır. İçi nakışlarla bezeli tek levha tavandır. Şaşılacak şu ki böyle koca bir kubbeyi tutan tek bir sütun bile yoktur. Hemen geniş bir alana bukalemun gibi renk renk bezenmiş tavandır. Tam ortasında üç yüz kandilli bir çerağdan asılıdır. Bu da kubbe için ağır bir yüktür. Dervişler her gece bu kandilleri uyandırırlar, kubbe de pırıl pırıl aydınlanır, altında ise devişler çeşitli işlerle uğraşıp can sohbeti ederler. Denizlerde, karalarda dolaşan gezginler bu kubbenin böyle hiç dayanaksız duruşuna parmakları ağızlarında hayret içinde bakarlar. Kapudan ocağa varınca yüz ayaktır. Baştan aşağı ham mermerle döşeli beyaz bir meydandır. Ortasında bir şadırvan çağlar. Bü-tün canlar ondan içip susuzluklarını giderirler. Ortada nice yüz adam bo-yunda, her biri bir padişahın hatırası olan sarı pirinçten yapılma çerağ-danlar vardır. Hakir bu kubbe tavanının böyle durmasına hayran kaldım. Postnişin Arslan Baba&#8217;ya başvurarak iznini alıp kubbeye çıktım ve inceledim. Yüce Allah! Üstad mimarlar kubbe içinde ta alemden tavan yüzüne kadar bir uzun ahşap direk koyup nice yüz bin tahta direği de ona bağlayıp öyle yapmış ki sanki bir ağaç ormanı olmuş.<br /> Meydanın çevresindeki demir pencerelerden çevredeki bahçeler görülür. Her pencerenin arasında kat kat derviş odaları vardır. Meydanın her yanı da çevreden gelen adaklarla, yani kurban postlarıyla döşelidir. Her postta bir görüş sahibi, Tanrı&#8217;dan bilge, gönlü yanık bir âşık oturup her biri bir işle, bir araştırmayla uğraşır. Bu degâhta iş bilmeyen bir derviş bulunmaz. Nicesi karaçalı kökünden beş yüz parça doğrama saplı kaşık, keşkül, çevgan, arka kaşağısı, hançer kabzası v.b. eşyalar yaparak «el-kâsibu habibu&#8217;llah» yani «Allah çalışanları sever» diyerek gelen geçene ar-mağan ederek birer hırka baha alırlar. Ama lokmaları ay yıl, sabah ve akşam, genç ihtiyar, fakir ve zengine açıktır. Hazretin gününden beri mutfaktaki ocakları sönmeyip her an yemekleri hazırdır. Adak ve vakıf-larından geliri çoktur. Değirmenleri, baltalık koruları, koyun, sığır, hergele sürüleri ve tarlaları çoktur&#8230; Yüz kadar dervişi vardır, hepsi de işleri-nin ehlidirler; her biri bir işle uğraşır. Kimi kayyim, kimi meydancı, kimi türbedar, kimi çavuş, kimi üstühancı, kimi ferraşbaz, kimi de misafir-hanecidir. Bu tekkeden başka bir misafirhane daha vardır. Her gece iki yüz misafir kalıp, çul ve torba çıkartmadan ağırlarlar, hizmet ederler. Misafir isterse üç gün oturabilir ama ondan sonra «safa geldin imanım» diye pabuçlarını çevirip yol gösterirler. Her gelene kahvaltı vermek âdetleridir. Bir güzel mutfağı vardır. Sözün kısası ne Anadolu&#8217;da, ne İran&#8217;da böyle bir tekke görmedim. Öyle ulu bir âsitanedir. Meğer Irak&#8217;taki İmam Ali ve İmam Hüseyin durakları ola.&#8220;  (Ali Duran Gülçiçek, Alevilik ve Onlara Yakın İnançlar, Etnographia Anatolica Yayınları)</p>
<p> <strong>Ek 2: Mustafa Koç Baba&#8217;dan Alınan Bilgiler ve Ali Koç Dede Soyundan Hüseyin Marangoz Dede&#8217;yle Söyleşi</p>
<p> Mustafa Koç Baba</strong><br /> Mustafa Koç Baba 1953 doğumlu. Ali Koç süreğini sürdüren ailelerden birisine mensup olan Baba, teknik liseden sonra bir süre üniversite de okumuş, bilinçli, aydın bir insan. Ali Koç Dede&#8217;nin büyük oğlu Hüseyin Dede&#8217;nin soyundan geldiklerini söyleyen Mustafa Koç Baba, kendileriyle ilgili bilgilerin Refik Engin&#8217;in çalışmalarında doğru bir şekilde aktarıldığını, yazıldığını söylüyor. <br /> Mustafa Koç aslında kendilerinde soydan gelme bir geleneğin olduğunu ama herkesin dedelik/babalık yapamadığını, belli insanlara bu görevin verildiğini söylüyor. <br /> Kendisini Eskişehir&#8217;de oturan Seydi Özkoç Baba&#8217;nın posta oturttuğunu söyleyen Mustafa Koç Baba, Türkiye&#8217;de şimdilik el verme, posta oturtma yetkisi vermeye karar veren iki baba olduğunu; bunların Seydi Dede ve Hüseyin Marangoz olduğunu söylüyor. Seydi Baba&#8217;nın on beş yıl önce posta oturduğu için el vermeye daha yetkili olduğunu söyleyen Koç Baba, şu anda Ali Koç soyundan hizmet yürüten 4 dedenin olduğunu belirtiyor. Bulgaristan&#8217;da Hasan Molla, Türkiye&#8217;den ise; Hüseyin Marangoz, Seydi Özkoç ve kendisi. Bunlar aynen Sultan Süceattin Veli Dergahı Postnişini Nevzat Demirtaş Dede gibi tüm taliplerin her hizmetini yapabiliyor. <br /> Kofçaz Terzidere&#8217;de oturan Aşık Hasan ise Ali Koçlu olmakla birlikte her hizmeti yerine getirme getiremezse de hizmet yürüten değerli bir dikme dededir. <br /> Şu görevleri yapamıyor; ahret (müsahiplik), el alma (ikrar verme) merasimlerini yapamıyor. Diğer hizmetleri yapabiliyor. (Ayhan Aydın, Anadolu ve Trakya&#8217;da Erenler Bahçesi, 2. Baskı, Can Yayınları, 2008)</p>
<p> <strong>Ali Koç Dede Yolundan<br /> Hüseyin Marangoz Dede&#8217;yle Söyleşi</p>
<p> Bize yaşamınızdan bahseder misiniz?</strong></p>
<p> Ben Hüseyin Marangoz olarak Alvanlar&#8217;da 1934 yılında doğdum. Ali Koç soyundan dünyaya gelmişim. Büyük dedemin adı Hüseyin, dedemin adı Ali, babamın adı Mustafa. Ben Ali Koç Dede&#8217;min on altıcı kuşaktan torunuyum. Ali Dedem Bulgaristan&#8217;da hayatın güçleştiğini görünce Türkiye&#8217;ye 1928&#8217;de göç etmiş. Göç ettikten sonra Lüleburgaz Umurca Köyü&#8217;ne yerleşmiş. Babam 1934 yılında yıl başı gecesi Türkiye&#8217;ye gelmiş ve ocak on veya on ikisinde dedem babamın tacını giydirmiş. Babam üç ay Türkiye&#8217;de kaldıktan sonra tekrar Bulgaristan&#8217;a dönüp dedelik yapmaya başlamış. Ben de bu zaman zarfında üç dört yaşlarında bir çocukmuşum. Tekkede doğmuş, tekkede büyümüş bir oğlan olarak 1978 yılına kadar Bulgaristan&#8217;da yaşadım. 1973 yılına kadar da babamla birlikte kaldım. Babam Hakk&#8217;a yürüdükten sonra, 78 yılında, Bulgaristan&#8217;da Türklerin isimlerinin değiştirilmesi ve Türklere Bulgar isimlerinin verilip kabul ettirilmek istenmesi nedeniyle göç ettim. Türkiye&#8217;ye ağabeymin yanına geldim. 1950 yılında Hamza Koçerdin, abim, Türkiye&#8217;ye göç etmişti ve babam da onun tacını giydirmişti. Umurca&#8217;da yaşayan Ali Dede&#8217;m 1940 yılında Hakk&#8217;ın rahmetine kavuşmuştu. 1996 senesinde abim Hamza Koçerdi tarafından tacım giydirildi. O günden bugüne Murat&#8217;lı dedelik görevini yapmaktayım. <br /> <strong><br /> Ali Koç hakkında neler söylersiniz?<br /> </strong><br /> Ali Koç dedem ilk olarak orduda bir subay olarak çalışmış, Bursa&#8217;nın fethine katılmış, orduda görev almış, Bursa&#8217;nın fethinde zafer kazanılınca bir koç bulalım da keselim, demişler. Ali dedem, beni kesin, ben böyle bir kasaba için kurban olurum, demiş. O günün Bursa&#8217;yı fetheden hükümdar, hey koçum sen bana çok lazımsın, seni bir Bursa için kurban edemem, sen bana daha ne kaleler fethedeceksin, demiş. Bu günden sonra dedemin adı Ali Koç olarak kalmış. Ve Bursa&#8217;yı fethettikten sonra Lapseki&#8217;den, Eceabat&#8217;tan beri yakaya, yani Rumeli&#8217;ye geçmişler. Oradan Koru Yaylası&#8217;na (Koru Dağlarının Eteğinde, Çanakkale tarafında) çadır kurmuşlar. Çadırın üstünde erkan yürütmüşler. Oradan ilerleye ilerleye Dimetoka&#8217;ya gelmişler. Dimetoka kralına Müslümanlığı kabul ediyor musun, yoksa savaşalım mı seninle, demişler. O da bana horoz ötüşünü kadar mühlet verin, düşünme fırsatı verin demiş. Niyeti kaleyi terk edip gitmekmiş. Dedem yatsı namazını kılınca ne durursunuz ya mübarek horozlar ötüşsenize demiş. Hemen horozlar o anda ötüşmeye başlamışlar. O günden bugüne kadar Dimetoka&#8217;nın horozları yatsı namazdan sonra millet namazdan çıkarken ötüşürlermiş. Dedem hemen kapısına dayanıp, horozlar öttü, ne dünürsün, demiş. O da horozlar bugüne kadar hiç bu zamanda ötmedi, sizler gerçek kişilersiniz, Müslümanlığı kabul ediyom, demiş. Dimetoka&#8217;nın fethi bu kadar kolay olmuş. <br /> Ali Koç Dede&#8217;nin büyük bir arazisi varmış. Niğbolu&#8217;da büyük bir vakıf arazisi varmış. Oraya gelen Osmanlı ordusunu ağarlarmış. Onların yemesi içmesi, hayvanlarının bakımı buradaki dergah tarafından karşılanırmış, Avrupa&#8217;ya giden ordu burada dinlenirmiş. <br /> Zaten Osmanlı Arşivlerindeki belgeler, yazışmalar Ali Koç Dede&#8217;nin arazileri hakkında bilgi vermektedir. <br /> Hacı Bektaş Veli Dergahı&#8217;nın kayıtları, kitapları yok edildiği için herkes bir şey uydurmuş. Hacı Bektaş Veli aslında evlidir. Onu mücerret olarak gösteriyorlar, biz buna inanmıyoruz. <br /> Hacı Bektaş&#8217;ın üç oğlu var ama bir de Bektaş Dede var. O da dördüncüsü müdür tam bilemiyoruz. Bu konuda bir nefes de var;</p>
<p> Yine imam nesli zuhura geldi<br /> Biri Elmalı&#8217;da, biri Bursa&#8217;da kaldı<br /> En küçük kardeşim Urumu aldı<br /> Gel sana methettiğim Kızıldelidir (Seyit Ali&#8217;dir)</p>
<p> Timurtaş, Hıdır Lale, Kızıldeli. Ali Koç Dede Kızıldeli (Seyyid Ali) Sultan&#8217;ın oğludur. Bizim bildiğimiz kayıtlar böyledir. Hacı Bektaş Veli&#8217;nin soyu Musa&#8217;yı Kazım&#8217;a çıkmaktadır. <br /> Ali Koç Baba&#8217;nın müsahibi Alvanlar Köyü&#8217;nde Hasan Dede diye bir türbe var, onu biliyoruz. Kurak geçen senelerde de oraya gidip yağmur duası yapılınca mutlaka yağmurun yağdığını görürüz. <br /> Ali Koç Dedemin türbesinin önünden batıya doğru bakılınca Niğbolu Kalesinin kale kapısı görülmektedir. Ben oraya çıkıp gezdim. Kalenin duvarları çok sağlam. Kalenin kapıları da meşe ağacından üstünde de parçalanmasın diye, iki el büyüklüğünde lama demirlerle kalenin dış yüzüne gelen kısmı kaplı. Kalenin duvarları dört beş metre vardır. Kale kapısını kırmasınlar diye arkasında dayanak olması için yirmi beşe yirmi beş büyüklüğünde duvar içinde boşluk var. Demek ki o boşluğa sürgüler geliyor, yani odun parçası konuluyormuş. </p>
<p> <strong>Onun birlikte kimler varmış?<br /> </strong><br /> Onun babası Seyyid Ali (Kızıldeli) Sultan ve diğer erenler varmış. Kızıldeli Sultan Çanakkale&#8217;yi geçerken eteğindeki toprağı denize atmış, orayı yürüyerek geçmiştir. </p>
<p> <strong>Erenlerden bir de Demir Baba varmış?<br /> </strong><br /> Akyazılı Sultan&#8217;ın bir dervişi varmış. İsmi Hacı Ali imiş. Mücerretmiş, hayatını Akyazılı Sultan Dergahı&#8217;nda hizmete adamış. Bir gün Akyazılı Sultan Ya Hacı Ali senin evlenmen lazım.  O da ben hayatımı sana adadım, ben hayatımı sana hizmetle, dergaha hizmetle geçireceğim, demiş. Tamam ama senin evlenmen lazım, Kara Demir&#8217;in gelmesi yakın oldu çok, demiş. Ama ben yaşlandım, deyince, olsun zararı yok demiş. Ondan sonra ona Kara Demir Köyü denen yerden bir hanım almış. O da Gerlova Alçağı&#8217;ndadır. Bir hanımla onu evlendiriyorlar. Evlendikten sonra Kara Demir dünyaya geliyor, ismini Hasan olarak koyuyorlar. Arkadan Hüseyin Baba (Voden köyünde) dünyaya geliyor. İsmini Hüseyin koyuyorlar. Arkadan da bir çocuk daha dünyaya geliyor onun da adını Yunus (Abdal, Yankovo Köyünde) koyuyorlar. Bunlar büyümekte olsun. Demir Baba Sultan çok büyük kerametler gösteriyor. Bir gün babasına gezmeye geliyor.  Baba, Yunus nerede diyor. O da kavun karpuz ekmeye gitti, diyor. Yunus gelince eve, Yunus ne yaptın bugün diyor. Karpuz kavun ektim diyor. Ulan aptal diyor, insan kavun karpuz ekerde birkaç tane koparmadan eve gelir mi, diyor. Yok abi, ben onları daha bugün ektim, onların olgunlanmasına daha kırk gün lazım diyor. Ondan sonra Demir Baba diyor ki, hadi gidip toplayalım birkaç tane diyor. Ondan sonra gidiyorlar tarlaya. Bir de ne görsünler; kavunlar, karpuzlar olmuş, yenecek hale gelmişler. Birkaç tane koparıp geliyorlar baba evlerine. Demir Baba bu mucizesini gösterince bir daha seçkin dervişlerden olduğu anlaşılıyor. </p>
<p> <strong>Daha sonra ne olmuş?<br /> </strong><br /> Oradan yavaş yavaş ilerleyip dedem Niğbolu Kalesi&#8217;ne yetişip İvan Şişman&#8217;ı muhasara altına alıyor. İvan Şişman bir gece gafil avlayıp onları kaleden kaçıp gidiyor. Bunlar sabahleyin İvan Şişman&#8217;ın gittiğini görünce onun peşine düşüp, İvan Şişman&#8217;ın izini sürüp, onun Rila Manastırı&#8217;na gittiğini öğrenip peşine düşmüşler, İskar Deresi boyunda bir yüksecik, Mısır Kuyuları adı verilen bir yerde yetişip İvan Şişman&#8217;ı hakkından gelmişler. <br /> Dedem bir daha yaşlanınca sen çok kaleler fethettin, yoruldun deyip onu Rusçuk Valisi tayin etmişler. Uzun yıllar orada valilik yapmış. Ve Alvanlar denen yerde, daha önce akıncıların gittiği yer, burada Bulgar çetelerinin halka zulmettiğini öğreniyorlar. Oğlu Hüseyin Baba&#8217;yı bir çoban gibi bir koç sürüsüyle Alvanlar Köyü&#8217;ne gönderiyor. O koçları güderken Bulgarca&#8217;yı bildiğinden çetelerle dostluk kuruyor. Bulgarlar Hıdırellez&#8217;i çok büyük bir törenle kutlarlar, Yorgi&#8217;nin Günü adı altında onlar da Hıdırellez günü kutlarlar. Dedem onlara der ki, ben de Yorgi&#8217;nin Günü&#8217;nü kutlamanız için sizlere iki koç vereğim. İki koç verir. O gün için babasından iki tabur asker ister. Bu askerleri iki derenin alçağına, çökeğin içine yerleştirir. Kutlama yapılacak olan çetelerin bulunduğu yere Tozkale derler. Bu Tozkale&#8217;nin yanında büyük büyük taşlar vardır; tam uğruna menzil alıp siper olacakları zaman dedem kendi başına uzun bir kırmızı şapka yapar, Kızılbaşlığımız anılsın, diye. Ve çetelerin arasında seçilebilmisi için. Ben üç el ateş edeceğim, ondan sonra siz saldırıya geçeceğiniz der. Beni de başımdaki kırmızı büyük şapkadan bileceksiniz, diyor. Ve çetelere şarap içkisini dağıtmak için sakiliğe başlar. Doldurup doldurup şarap kadehlerini çetelere dağıtır. Çetelerin iyice kafayı bulduğunu anladıktan sonra, çete başına der ki, efkare geldim, ver şu silahını üç el ateş edeyim. Çete başı da sen bize iki koç verdin, biz de sana silah verip üç el ateş etmene her daim karar veririz der. Hemen alır, çete başının silahını. Havaya üç el ateş eder. Askerlere hücum anını bildirmiş olur. Ve kendi hemen kayaların arkasına, askerlerin olduğu yere atar. Askerler dört taraftan çetelerin üstüne  yağmur gibi ateş ederler. Çeteler o anda tek kişi kalmayıncaya kadar, imha olurlar. Böylece dedem Gerlova Alçağını Bulgar çetelerinden kurtarmış olur. Gerlova Alçağı denilen yerde otuz beş kırk tane Türk köyü var. </p>
<p> Dedem bir daha Alvanlar&#8217;da kalıp yolunu erkanını yürütmeye başlamış. Yalnızlıkla onun, Alvanlar Köyü&#8217;ne konmuş olan Topuz Baba, kalkıp derenin öbür tarafına Topuzlar denen yere gitmiş, şimdi burada da Topuzlar Köyü vardır ama onlar Aleviliğini kaybetmişlerdir, Topuz Baba&#8217;nın türbesi oradadır. Ayrıca; Tekkeler (İki Köy) şimdi Tekeler diyorlar; birine Büyük Tekke, diğerine Küçük Tekke deniyormuş, onlar da Alevi köyüymüş. Karaatlar (Karatlar) Köyü de Alevi köyüymüş. Şimdi onlar da Sünnileşmişler. Kademler ve de Mürvetler Alevi köyüymüş, onlar da kaybetmişler, Sünnileşmişler. Şimdi sadece Veletler, Küçükler, Alvanlar Alevi köyü olarak bilinmektedir, bugün de Alevilik burada devam etmektedir. </p>
<p> Siz de dedelik ve babalık kurum nasıl işliyor?</p>
<p> Bizde dedelik babadan oğla devam eder. Eğer soydan değilse, ihtiyaç olan yerlerde hizmet yürütenlere baba denir. Onlar her hizmeti göremezler. Müsahip yapamaz, aşure namazı kıldıramaz, tarikten geçiremez. </p>
<p> <strong>Aşure namazı nedir?<br /> </strong><br /> Biz Kerbela şehitleri için Muharrem ayının dokuzunu ona bağlayan gece on rekat şehitler namazı kılarız. Ve onuncu günü öğlen namazına müteakip, kırk rekat şehitler namazı kılarız, toplam elli rekat olur, buna aşure namazı deriz. </p>
<p> <strong>Bildiğimiz Sünni namazı gibi midir?<br /> </strong><br /> Namaz şekli aynıdır, ama okunan ayetleri başkadır. </p>
<p> <strong>Yol, erkan, müsahiplik hakkında neler söylersiniz?<br /> </strong><br /> Bizler yol ve erkanlarımızı halkın tarımla uğraşması, yaşam koşulları nedeniyle yazları yürütmeyiz. Kasımdan on beş gün geçtikten sonra ibadetler başlar. Baştan Tekkeye Çıkma diye, tekkeyi ziyaret bayramı yaparız. Yani Hüseyin Dede&#8217;nin türbesine çıkarız, Ali Koç Dede&#253;i anarız. Halk toplanıp &#8220;Barışık&#8221; yaparız. Bizim cemimizde küs insan olmaz. Küsler barışır. Ondan sonra bayramlar devam eder. Arkadan şükür Bayramı diye, bütün hasılatı topladık, Allah ağız tadıyla yemek nasip etsin, diye Şükür Bayramı yaparız. Yine tekkeye toplanır, ziyaret edilir. Kış günü Ara Bayramı diye bir bayram yaparız. Ve nevruz bayramı yaparız. İlk yazın ağaçlarımız çiçek açma döneminde bir bayram yaparız. <br /> Canlar birbirini sevince müsahiplik olurdu. Müsahiplikte kurban kesilirdi. Bu kurban etinden müsahip olmayan yiyemezdi. </p>
<p> <strong>Dedelik biraz daha bilgi verir misiniz? Gerçek bir dedenin özellikleri nelerdir?<br /> </strong><br /> Gerçek bir dede dürüst olmak, yalan söylememek, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin dediği gibi eline, diline, beline sahip olması gerekir. Halk arasında güven kazanmış olması gerekir. Bilgi donanımının olması da gerekir. Tekkede yetişmiş olup, araştırmalarını devam ettiren, bu erkanın inceliklerini tekkede yetişmiş olursa bilebilir. </p>
<p> <strong>Alvanlar Köyü hakkında neler söylersiniz?<br /> </strong><br /> Alvanlar Köyü Gözcü Ali Babalar, akıncılar zamanından kurulmuş bir köydür. İlk önce Baba Konağı denen bir yerde oturup yemek yiyorlar. Yemek yedikten sonra su ihtiyaçları oluyor, salıyorlar yanlarındaki hizmetçilerinden birisini bir alçağa, hendeğe doğru. Git su ara bul getir, diyorlar. Gidiyor alçakta bir yudum su bulamıyor. Tam onların yanına çıkarken, iyice (Ali Koç Dedemin Türbesi tepesi gibi) tepenin doruğuna çıktığı zaman sesleniyor, ne oldu, nerdesin su bulamadın mı diyorlar? Sizin yüz metre altınızda bir tepenin ordayım, diyor. Su bulamadım, diyor. Bize karşı yere diz çök Amin de, diyorlar. Buradan Gözcü Ali Baba Sultan bir dua ediyor. Hemen olduğun yerde eş ellerine doldur suyunu, diyorlar. Elleriyle eşip oracıktan suyu getiriyorlar. Bu Baba Pınarı&#8217;dır. Onlar Akyazılı Sultanlar&#8217;la beraber gidenlerdir. Baba Pınarı denen yerde sofra kurup yemek yemişler, bu pınarı bünyat etmişler, ordan oklarını atmışlar, herkes okunun düştüğü yere gidip yerleşmiş. Alvanlar&#8217;da Gözcü Ali Baba&#8217;nın oku Gözcü Ali Baba tepesinin üstüne düştüğü için Gözcü Ali Baba&#8217;nın türbesi oradadır, diyorlar. Alvanlılar her sene temmuz ayı sonlarına doğru, kirazlar, dutlar olduğu müddetçe bu tepeye, Şehitlik (Bulgar çeteleri bir çok kişiyi şehit etmişler Şehitler Çeşmesi de vardır), Soğucak (Çok soğuk su, gani bir kaynak, elini soksan elin donar) onun başına Gözcü Ali Baba&#8217;yı anmak için senede bir gün toplanırlar. Biz onu bir gün analım, o bizi bütün yıl koruyup gözetlesin, denir. Ve de koruyup gözetlediğine de inanılır. </p>
<p> <strong>Çocukluk dönemizdeki yaşantınız nasıldı? Alvanlar&#8217;daki dönemden bahsedelim?<br /> </strong><br /> Benim küçüklüğümde İkinci Cihan Harbi koptu. Ama bu İkinci Cihan Harbi&#8217;nden bizim köyümüz zarar görmedi. Biz bunu Gözcü Ali Koç Baba&#8217;dan biliyoruz. Hayvancılığımız da vardı, tarımla da uğraşırdık, hayvancılık fazla olmazdı. Ormanın altındadır. Tütüncülük de vardı. Çok büyük yokluklar içinde geçirdik. Okula giderdik kalemimiz, defterimiz yoktu. Harp olduğu için hiç çalışır fabrika yoktu. Stokta malları olanlar rahat yaşardı, olmayanlar kıtlık içinde yaşardı. Ve de şu vardı ki, bu kıtlığın sebebi fabrikaların çalışmamasıydı. Komünizmden önce ekmek bile karneylen, kuponlaydı. Nüfusuna göre verirlerdi. <br /> Eğitim amacıyla gençlere, çocuklara bayram yapılırdı. <br /> <strong><br /> Babanız sizi nasıl yetiştirdi?<br /> </strong><br /> Babamız bizi dürüst olarak yetiştirdi. Elinize belinize, dilinize sahip olun diye yetiştirdik. Biz tekkede yetiştik, onları sesleyerek (dinleyerek) yetiştik. </p>
<p> <strong>Cemler dede evinde mi yapılıyordu?<br /> </strong><br /> Evet.</p>
<p> <strong>Ne sıklıkla yapılıyor?<br /> </strong><br /> Çok sık olmasa da perşembeyi cumaya bağlayan geceler cem yapılır. <br /> Türkiye&#8217;ye geldikten sonra da cemlerimiz devam etti. Abim 1950 yılında tacı giyip geldiği için o cemleri yürütüyordu. Biz de onunla birlikte devam ettik. Cemlerimiz devam ediyor. </p>
<p> <strong>Şu anda Ali Koç talipleri nerelerde yaşıyor?<br /> </strong><br /> Eskişehir&#8217;de Merkeze bağlı Büyükyayla Köyü  Seydi Koç<br /> Tekirdağ Muratlı<br /> Tekirdağ Muratlı Aydın Köy (Hoca Aydın, tümü Ali Koç talidir)<br /> Tekirdağ Muratlı Ballı Hoca Köyü (birkaç kişi var)<br /> Tekirdağ Çorlu Merkez<br /> Tekirdağ Çorlu Sağlık Mahallesi (En yoğun olunan yer)<br /> Tekirdağ Çorlu Türkgücü (bir kısmı)<br /> Kırklareli Merkez<br /> Kırklareli Lüleburgaz (merkez)<br /> Kırklareli Lüleburgaz (Umurca karışık, bir kısmı)<br /> Kırklareli Lüleburgaz Evrensekiz (çok az var)<br /> Kırklareli Lüleburgaz Hamza bey (yarı yarıya)<br /> Kırklareli Lüleburgaz Küçük karıştıran (karışık)<br /> Kırklareli Kofçaz Merkez<br /> Kırklareli Kofçaz Tastepe (yarı yarıya (diğer kısmı Amuca Kabilesi&#8217;nden)<br /> Kırklareli Kofçaz Terzidere (yarı yarıya (diğer kısmı Amuca Kabilesi&#8217;nden)<br /> Kırklareli Kofçaz Molkoçlar (yarı yarıya)<br /> Kırklareli Kofçaz Devletliağaç (yarı yarıya)<br /> Kırklareli Demirköy Merkez (var)<br /> Kırklareli Demirköy Sivriler Köyü (var)</p>
<p> <strong>Yablonovo&#8217;yla bağlantınız nedir?<br /> </strong><br /> Uzun zamandır gidip gelmedim. 1989&#8217;da Mesut Yılmaz&#8217;ın dışişleri bakanlığı döneminde cifte vatandaşlık hakkı tanındı. Bundan çok kişi yararlandı. Bize bu hakkı tanımadılar, bizler 1978 göçmeniyiz. Ama köyden gelip giden çok oluyor. Onlardan haber alıyoruz. </p>
<p> <strong>Nasıl haberler alıyorsunuz?<br /> </strong><br /> Aldığımız haberler de pek iç açacı değil. Halk biraz itikatını kaybetmeye başlamış. Komünizm çok çalıştı dinsiz insan yetiştirmeye, itikat, inanç orda da azalmış. </p>
<p> <strong>Kevser Koçerdin <br /> ((45) Çorlu, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir,<br /> Hamza Koçerdin Dede&#8217;nin oğlu Yusuf Koçerdin Dede&#8217;nin kızı)<br /> </strong><br /> Çocukluğumuzda bayramların sırasını bilmiyorduk. Bizim evde yapılırdı bayramlar. Bizde çocukken onlarla birlikte olurduk, o dönemde Sağlık Mahallesi&#8217;nde oturuyorduk. Babamız çok genç yaşta bu görevi almış, Sağlık Mahallesi&#8217;nde hizmet vermiştir. O dönemde her şey çok gizli yapılırdı. Seksen öncesiydi. Oturtuğunuz yerde &#8220;yabancılar&#8221; dediğimiz Sünni kesim de mevcuttu. Evimize gelen babamın canları teker teker gelirlerdi, toplu olarak gelmezlerdi ki, toplu bir geliş olmasın, o görüntüyü vermek istemezlerdi. Çok sıkı gözcümüz vardı, gözcü babamızın görevi çoktu. Biz çocuklar da onun yanında bulunurduk. Cemlerimizde Hz. Ali Efendimizin resmi Atatürk&#8217;ün resmi, bayrağımız mutlaka bulunurdu, On İki İmamların resimleri bulunurdu. Daha sonra bizler büyümeye başladıkça babam bekar olan gençlere yönelik olarak eğitim amaçlı yaptığı cemlere; &#8220;Kız Bayramı (yolumuzla ilgili kızları eğitmek için), delikanlılara da Çocuk Bayramı derdi. Onlara da bayramlar yaparak bizleri eğitmeye çalışırlardı, biz şimdi bunları daha iyi anlıyoruz. <br /> Giyimlerimiz; bayramlarda mutlaka şalvar giyerdik, üstümüz başımız düzenli, ayaklarımızda (abdest alınır Musa&#8217;nın Tur Dağı&#8217;na çıktığı gibi çıplak) bayram yapardık. Baş örtüsünü arkadan bağlanır, sarınmak, bürünmek hiçbir zaman olamamıştır. Semah dönmeyi öğrettiler, Niyazımızı öğrendik, bilgileri öğrettiler, onları öğrendik önce. Bu cemlerin dışında perşembeyi cumaya bağlayan gece evimize babamın taliplerinden toplanılırdı; babam kitap okurdu taliplere ve bizlere, Ehlibeyt&#8217;le ilgili bilgiler verirdi, halkını bilgilendirirdi. Babamız çok kitap okurdu, okuduklarını da talipleriyle paylaşırdı. O zaman yolumuzla ilgili, cemevlerinin açılması, bazı problemlerle ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;na yazılar yapılmıştı. Babamın önderliğinde taliplerin yardımıyla, kendi bahçesinde bir cemevi yaptı, bir mutfağı ve ibadetin yapılabileceği bir salon vardı. Yetmişli yıllarda birlikten kuvvet duyulacağını söyleyip mücadele verirdi. Sağlık Mahallesi&#8217;nde herkesin sorunuyla ilgilenirdi. Devlet erkanıyla ilişkileri iyi tutmuş ve cemlerin rahat bir şekilde yapılmasını sağlamış. </p>
<p> <strong>Alvanlar&#8217;a gitme şansınız oldu mu?<br /> </strong><br /> Köye gittim. Koçlu dedemin mezarını, aile mezarını ziyaret ettim. Çok duygulandım, çok farklı bir şey bunu kelimelerle anlatmak imkansız. Bir tarihimiz orada. Oradan da Niğbolu&#8217;ya geçtik. Orada Ali Koç Dede&#8217;yi ziyaret ettik. Plevne&#8217;de bize Bulgarlar kötü davrandılar. Niğbolu&#8217;da ise bir Türk bize yolu gösterdi. Fakat türbe kapalıydı. Ben çok üzüldüm. Bizi götüren arkadaş bize yardımcı oldu. Bir anahtarın yaşlı teyzede ve camii hocasında anahtarların olduğunu söyledi. Camii hocası bizi sorguya çekti. Nereden Ali Koç&#8217;un torunu oluyorsunuz, diye sordu. Ben de bilgilerimi anlattım. O da Ali Koç&#8217;a çok sahiplenmiş, bağlanmış, rüyalarında da görmüş zaten.  Sen ona benziyorsun, dedi, inandım dedi. Niğbolu&#8217;da Türkler var, Bulgarlar var sayıları az, Çingeneler de var. Burada da Aleviler var.<br /> Onlar çok yüce insanlar. Hem Bulgarların, hem de Sünnilerin onları seviyor olmaları onların yüceliğinden kaynaklıyor. </p>
<p> <strong>Gülfer Ümit (Koçerdin) <br /> ((42) Çorlu (Serbest Muhabeci , Mali Müşavir,  <br /> Hamza Koçerdi Dede&#8217;nin oğlu Yusuf Koçerdin Dede&#8217;nin kızı)<br /> </strong><br /> Babamın dedelik yaptığı dönemde bizler de onları yaşadık. Babam çok genç yaşta vefat etti. Ben o zaman üniversite öğrencisiydim. Babam dini hizmetleri yanında bilime ve bilgiye çok önem verdi. Bizlerin okumasını çok isterdi, bunu başardı da. Soya çok önem verirdi. Soy soydandır, derdi. Bizler sorduğumuz zamanda Ali Koç Dede&#8217;nin eşinin Hüsniye nine yani babaannemiz Abdal Musa&#8217;nın kardeşi olup, onun bahçesinde yatmaktadır. Oraya neden geri döndüğünü bilemiyoruz. </p>
<p> Daha önce Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Dergisi&#8217;nde yayınlansa da hatalar olan Hüsniye Ninem&#8217;in nefesini sizlere sunmak istiyorum. Ali Koç Dede seferde, savaştayken, Hüsniye Ninem&#8217;in Elmalı&#8217;yken onu özleyip söylediği nefes. </p>
<p> Seher yellerinden haberin geldi<br /> Lutfeyle halimi Ali Koç Babam<br /> Kimseler bilmez oldu halimden<br /> Gözlerimin yaşını sil Koçlu Babam</p>
<p> Ben bir derde giriftar oldum çekerim<br /> Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim<br /> Pirim gelir diye yollarına bakarım<br /> Yetiş imdadıma gel Koçlu Babam</p>
<p> Gerçek ersin şek getirmem özüme<br /> Darıldın mı ne bakmazsın yüzüme<br /> Artık eksik kalma imdi özüme<br /> Hayır himmet nazarını kıl Koçlu Babam</p>
<p> Mecnun&#8217;un serine kuşlar dünedi<br /> Ah ettikçe didelerim kanadı<br /> Nice erler geldi kılıç sunadı<br /> Hamle sana kaldı çal Koçlu Babam</p>
<p> Dedemoğlu eydir bu dergaha gelenler<br /> Hani bizden önce bu hana konanlar<br /> Dünya benim deyip dava kılanlar<br /> Sabrın selametine dur Koçlu Babam</p>
<p> <strong>Söyleşi; 3 Temmuz 2010, İstanbul.</p>
<p> Ek: 3, Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Dergahı/Ocağı&#8217;ndan &#8211; Lütfi Aykurt Dede<br /> </strong><br /> Kızıldeli Sultan Hakkında, Dedesi Dergahta Dedelik yapmış Kızıldeli Sultan Dedesi (Babası) LÜTFİ AYKURT&#8217;dan Derlediğimiz Bilgiler</p>
<p> Dünyada 54 ana tekke vardır. Bunlardan bazıları ve önemlileri şunlardır; Hacı Bektaş, Kızıldeli, Mısır&#8217;da Kaygusuz, Elmalı&#8217;da Abdal Musa. <br /> Belirli tarihten sonra Kalender Çelebi, orayı ele geçiren Nakşibendilere verilince Kızıldeli ana tekke konumuna geliyor. <br /> Bütün icazetler oradan alınmaya başlıyor. <br /> Demek ki Kızıldeli tekke olunca diğer ufak tekkeler Kızıldeli&#8217;ye bağlanmalı. <br /> Kızıldeli&#8217;nin bir efsanevi yönü var; Kırklareli Rumeli&#8217;nin fethiyle ilgili önemli bir eski Türkçe, el yazması belge vardır. Ahmet Hüseyin Pehlivan Dede vardır, oradan gelme, o bana verdi. <br /> Ben eski Türkçe bilmediğim için fotokopisini aldım sonra baktım Bedri Noyan&#8217;ın Seyit Ali Sultan kitabında biraz benzerlikler var. <br /> Nafiz Karaçam&#8217;ın Efsane&#8217;den Gerçeğe Kırklareli kitabında da I. Murad&#8217;ın ordularıyla geçtik, yine Süleyman Paşa ile geçmek efsane de ama Süleyman Paşa zaten I. Murad&#8217;ın kardeşi, Evronos Bey, Hacı İlbey bunlar bugüne yansıtırsak ordunun generalleri. <br /> Bunları da Bursa&#8217;ya davet edildikleri için bu 40 kişi Kara Rüstem Gaziler, Abdül Sametler&#8230; Demek ki orduya katılmışlar hem manevi lider olarak hem de birer vekil olarak.<br /> 1. Murat zaten Malkara sırf balcılıkla o kaza ilgileniyormuş Balkara sonradan Malkara olmuş. <br /> Çorlu&#8217;nun etrafı kaleymiş ama halkı yok etmiş Çorlu&#8217;yu ele geçirdiği zaman sonra karargahı Lüleburgaz&#8217;a kuruyor sonra Babaeski&#8217;ye kuruyor. <br /> Buraları aldığı zaman zaten bunların ön yapısı var. Alperenleri dediğimiz öncü erenleri zaten Balkanların çoğu arazileri boş. <br /> Bizanslar ile Selçuklunun bir barışık dönemi oluyor. Eski Rumeli dediğimiz o zaman Moğol istilalarında Orta Asya&#8217;dan gelen obalar Konya&#8217;nın kuraklık üzerine oradaki aç, sefil halleri Bizans ile Selçukluyu bir araya getiriyor diyorlar ki; bunları Balkanlara sevk edelim, oradaki boş arazilerde hem çalışsın, hem de yerleşik düzene alışsınlar. Çünkü Türklerin kaderi Müslümanlığı kabul ediyorlar, Türkmen adını alıyorlar sonra Yörük adını alıyorlar. <br /> Selçuklunun son dönemlerinde Balkanlara doğru iki devletin mutabakatı halinde geçişler de oluyor. <br /> Türkler burada hiç silah kullanma ihtiyacını duymadılar. Çünkü oradaki elde ettiğimiz mahsulleri helallarımız  (eşlerimiz) hariç hepsini eşit paylaşacağız. Biz de dedik ki, Müslümanlık bu kadar güzel bir din çoğumuz Müslüman olduk, onların hiç kılıç kullanmasına gerek kalmadan böyle bir anım var. Daha önce de Kanta Kuzenin oğlu Bulgarlarda esir kalınca Umur Bey&#8217;den rica ediyorlar oğlumu kurtar, diye. Umur Bey de kurtarınca Kanta Kuzeni bu sefer Gelibolu&#8217;daki kaleyi Umur Bey&#8217;e hediye ediyor. Umur Bey ne kadar da bağımsız da olsa Osmanlı&#8217;ya bağlı. Zaten I. Murat geçtiği zaman genelde Çardak üzerinden geçiyorlar Gelibolu&#8217;ya, ama teşkilatlar daha da hazırlanmış. Dimetoka&#8217;da falan Kızıldeli&#8217;ye bazı fütüvvet ehli kişilere bu araziler veriliyor, çalışın bu ekmeği yiyin. <br /> Bugün Yunanistan&#8217;da Seçek Yaylası dediğimiz, Gaziler Tepesi&#8217;nde her sene oluyor, o mahsulü elde ediyorlar, diye sonra herkes birleşip mahsulü pay ediyorlar. Sonra diyorlar ki, Allah bize bu nasibi verdi bunun şenliğini, bayramını yapalım, Allah&#8217;a şükredelim, kurbanlar keselim, diyorlar. Öyle başlıyor toplanmalar, törenler, 1370&#8217;lerde. Zaten yaylanın manası yaz sonu demek yani yaz sonu bayramı. <br /> Seyit Ali Sultan&#8217;dan sonra Resul Bahri ondan sonra Mürsel Bali ve Mürsel Bali&#8217;nin oğlu Balım Sultan dergahın başına geçiyorlar.<br /> Ak Ahmet Baba, Kara Halil Baba bir de Vahdettin Baba hatta Vahdettin Baba zamanında hacca da gitmiş bir yerde istesen de istemesen de Hıristiyanlarla beraber yaşıyorsun bir kültür alış-verişi olacak bundan kaçamazsın. Onların kültüründen bize, bizim kültürümüzden onlara geçişler, etkileşimler olmuş. Çok yerde Nevruz&#8217;da Yumurta dağıtma, yeme olayı vardır. Trakya&#8217;da Nevruz Cem&#8217;lerinde yumurta muhakkak vardır, belki de onların paskalyasından bize bu kültür gelmiş.<br /> Erkanlarımızı incelediğimiz zaman ben şimdi bu erkanımı Şah Hatayi&#8217;nin nefeslerine göre, Pir Sultan&#8217;ın nefeslerine göre sürdürüyorum. Şimdi cem birlenir, herkes barıştıktan sonra üç nefesler bölümü vardı; &#8220;ilk evvela şu dünyaya Hakk Muhammed Ali geldi, yüz bin erden yüz çevirmez ol şahıma dolu geldiği&#8221;  Buradaki doluyu iyi incelemek lazım. <br /> Pir Sultan&#8217;dan önce ne vardı da, nasıl oldu. <br /> Balım Sultan geldi II. Bayazıd&#8217;ı İstanbul&#8217;da dergaha soktu. <br /> Hatta onun öyküsü de vardır, erkana soktuktan sonra diyor ki sana altın veriyorum hediye olarak kabul etmiyor Balım Sultan, sana ne vereyim hediye olarak, sana Sultan ismini hediye edeyim, Balım Sultan da diyor ki, ben de sana Veli ismini karşılığında vereyim. <br /> 36 tane Osmanlı padişahına bakıyorsun bir tek II. Bayazıd; Veli olarak geçer. Mehmet Şilli Baba kendisi doktor, Yenibedir&#8217;de babalık yapıyor ve Refik Engin, diyorlar ki; onlar mücerret, ben de diyorum ki; Kızıldeli&#8217;de musahiplik hep var, bu nasıl oluyor? Çünkü olmasa bu böyle gelmez, benim babaannemden dinlediğim budur. Çünkü yıllarca tekke dervişliği yapmış, Türkiye&#8217;ye geliyorlar benim kaynatam da Kızıldeli&#8217;de halife babaydı, dedi. <br /> 1826&#8217;da II. Mahmut Yeniçerileri ortadan kaldırıyor biliyorsunuz. Aradan 50 sene geçiyor, sıkıntılar devam ediyor. Derken kendilerini bulamadan 1893 Harbi patlıyor. Orada da yine bir karışıklık bir muhaceret var tam kendilerini bulmaya çalışırken zaten akıllarında tekke mi kalır, babalık mı, dervişlik mi yani geçim derdi var. Bu sefer de Balkan Harbi&#8217;nde Türkiye&#8217;ye göçtüler, Türkiye&#8217;de zaten kendilerini yerleşik düzene alıştırana kadar, 1925&#8217;de de Tekke ve Zaviyeler Kanunu çıkıyor. Her şey bu defa daha değişik oluyor. Nerde ne bulacaklar? <br /> Merdivenköy&#8217;de bir Tahsin Baba varmış ki oradan el alalım dediler, Tahsin Baba&#8217;dan el aldılar. Sonra Hacı Bektaş&#8217;a gidelim, bir el de oradan alalım, dediler. Şimdi bunun sıkıntısını çok çekiyoruz. Kızıldeli&#8217;de en üst makam halife baba makamı. <br /> Çünkü tekkenin 24 parça köyü var ama bu köyler 100-200-300 hanelik köy değiller, belki bir mezra gibi. Hep seçimle gelinmiş yoksa Kızıldeli&#8217;nin evlatlarından postnişinlik bugüne kadar gelirdi. Hep erbabını seçmişler, oraya koymuşlar, bir halife baba seçilmiş o köylere de halife baba el vermiş bu böyle gelmiş.  Biz de şimdi diyoruz ki, işte Medeni Babalar, İbrahim Manaf Babalar dediler ki biz de seni halife baba seçelim, bu sistem böyle otursun. Benim de saygım var, Ulusoylar&#8217;a ama onlar o misyonu layıkıyla yerine getiremediler. 1994&#8217;de Feyzullah Çelebi Hakk&#8217;a yürüdükten sonra hepsi bir havada oldu. Bektaşileri de iki kategoriye ayırmak lazım. Kızıldeli&#8217;yi ele aldığınız zaman, Kızıldeli&#8217;nin tekkedeki vakıftaki köylerin yerleştiği yöreler belli. Bursa&#8217;nın; İsmetiye, Atıcılar, Uzunköprü&#8217;nün Yeniköyü, Umurca, Beyköy, Kırklareli İslambey köy, Silivri Ortaköy mesela Firüzköy&#8217;de Kızıldeli Ocağı&#8217;na bağlı ama kazamız Ortaköy bizim. Uzunköprü&#8217;nün Çobanpınar gibi köylerde şimdi çok acı hepsi kapalı. Mesela Silivri Ortaköy&#8217;e ben bakıyorum, Babaeski Kumrular Köyü&#8217;ne ben gidiyorum. Firüzköy&#8217;de Gürbüz Baba var, Yeniköy&#8217;de İbrahim Manaf Dede var. Mesela Musalca tartışılır Ali Osman Dede ve Mustafa Dede var biri diyor ki, Seyit Ali Sultan&#8217;a bağlıyız, diğeri diyor ki Odman Baba&#8217;ya bağlıyız. Onları da çözemedim ben. Seyit Ali Sultan&#8217;a bağlıysan mesela Bursa&#8217;ya gidin, bizim Ortaköy&#8217;ün cemine gelin, çok az fark olsa bile cemin ana temaları aynıdır&#8230;&#8221; </p>
<p> <strong>Ek: 4, Bedreddini (Gülşeni) İnanç Önderleri<br /> </strong><br /> Bu babalardan bir kısmının görüşleri ise şu şekildedir:</p>
<p> <strong>Habib Özkaynak Baba, Lüleburgaz, Deveçatağı Köyü<br /> </strong><br /> &#8220;&#8230;Gidecek çok fazla yerimiz, söyleşecek çok fazla babamız olduğu için çok acele hareket ederek Deveçatağı Köyü&#8217;ne varıyoruz. Habib Özkaynak Baba&#8217;yı bularak evine gidip detaylı bir söyleşi gerçekleştiriyorum. Burada da ilginç bir gelenekle karşılaşıyoruz. Burada dede bir nevi babaya yardımcı olan rehberlik görevini yerine getiren bir inanç kurumu. Burada analar kelam, yani nefesler söyleyerek bizi karşılıyorlar. <br /> Tümüyle Amuca kabilesine ait bir köy olsa da zamanla Sünni&#8217;leşmeler yaşanmış ve şu anda Alevi/Sünni karışık bir köy yapısına bürünmüş Deveçatağı. 73 yaşında olan Habib Özkaynak yine köklerinin Bulgaristan olduğunu, Kaybılar köyünden buraya geldiklerini söylüyor. Ayrıca zamanla bu köye Belören ve Gündüzler gibi köylerden de gelip yerleşenler olmuş. Dedenin hanımı Arzu Ana (73) hemen bize yemek için bir şeyler hazırlarken muhabbete de katılıyor. <br /> Kendilerinin Amuca kabilesinden, Bedreddin yolunu sürenler olarak tanımlayan Özkaynak Baba, kendilerinin gülü çok sevdiklerini, çiçeğin insanın ve yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu söylüyor. <br /> Gülşeni olarak isimlendirilen bu insanlarda Şah Bedreddin&#8217;e büyük bir bağlılık var. <br /> Onun ismi geçince saygı işareti olarak ellerini dudaklarına götüren bu canlara göre gül Muhammed&#8217;den, Bedreddin&#8217;e ondan da kendilerine geçen kutsal bir emanet. Öyleki ibadetlerinde gülün çok büyük bir anlamı var. Yalnız burada şunu belirtmek lazım, gülün kokusunun ve varlığının sindiğine inandıkları bir bez parçası burada önemli. Bu bez parçasının Hz. Muhammed&#8217;in Kırklar Meclisi&#8217;nde semah ederken keşkülünden kopan bir bez olduğuna, onun da zamanla Şah Bedreddin&#8217;e geçtiğine ondan da kendilerine intikal ettiğine inanıyorlar. İbadetlerini bu bez parçası olmadan yapmıyorlar. Buna &#8220;gül kuşanmak&#8221; deniyor. <br /> Şeyh denilen burada daha çok yaygın olarak Şah denilen, Bedreddin&#8217;in talipleri gül kuşanmışlardır. <br /> Aynı görüşü dedeyle birlikte söyleşiye katılan Talip Talih Dede de onaylıyor. <br /> Erkan kapıları güzün açılmaya başlayınca İsmail Kurbanı, yani büyük kurban keserek cem ve cemaatlar başlıyormış. <br /> Cem, Cemaat, Dergah, Cebrail Muhabbeti toplanıp cem ibadeti yapmak için kullanılan kelimeler.<br /> 5 veya 7 veya 9 dedenin bir araya gelip yapabildikleri büyük ibadetler dışında küçük hayvanlar keserek (tavuk, horoz, hindi vb.) tümüyle muhabbet ve sohbet için de toplanmaların yaşandığı köyde insanlar arası inançsal bazda bir sorun yok. İbadete herkes davet edilir, yolun kurallarına uyanlar buraya alınır, Hakk, Muhammed Ali isimleriyle birlikte Şah Bedreddin adı da burada yaşatılır&#8230; <br /> Burada da Anadolu Aleviliğinde olduğu gibi dedelik kurumu soydan gelen, soyu takip eden bir kurum. <br /> Her bir dedenin ayrı bir görevi var. Tüm dedelerin başında bir baba bulunuyor. Büyük Dede diye tabir edilen en yetkili dede ise Ali postuna oturan, baba olmadığı zamanlar tüm hizmetleri yürütebilen baş dede konumundaki kişi oluyor. 12 gün Muharrem Orucunun tutulduğu, nasip almadan yola girilemeyen, küskün, dargın veya suçluların ceme dahil edilmediği bu köyde de Alevi Bektaşi inanç ve kültürünün tüm canlılığıyla yaşadığına tanık oldum. Tabii ki ilk dikkat çeken husus, tüm evlerin bahçelerinin içinde gül ve diğer çiçeklerin olması&#8230;&#8221; </p>
<p> <strong>Selahattin Dağ</strong>; 1961 yılında Kısmet Aktaş Baba&#8217;dan nasip alarak yola girmiş, bir Gülşeni. <br /> Kendisini; Şeyh Bedreddin&#8217;e bağlı bir Gülşeni kuluyum, diye tanıtan Dağ, Alevilik, Bektaşilik&#8217;le ilgili birçok kaynağı tarayan, kökenlerini araştıran, bölgede Alevi İslam inancının yaşaması için çaba harcayan canlarımızdan birisi aslında. <br /> Onun temel kaygısı, Alevi kurum ve kuruluşlarıyla, yazarların kendilerini tatmin edecek araştırmalar yapamamaları ve ocakları ve inanç önderleri konusunda bir boşluk olmasından dolayı arayış içinde, çeşitli bocalamalar sergileyen bir kişilik göstermesi.<br /> Gülşeniler&#8217;de Gülbenkli muhabbet (dört ayaklı kurban kesilen muhabbet, koyun, koç vd.) ve gülbenksiz muhabbet (iki ayaklı (tavuk, horoz vb.) muhabbet, yani cebrail kurbanı kesilen muhabbet) olduğunu söyleyen Dağ, on üç yaşından beri bu yola gönül verdiğini, babasıyla cemlere girdiğini, eski dede ve babaların kendilerini kendi inançları konusunda aydınlatmalarına rağmen şimdi mürşit sıkıntısı çektiklerini, hali hazırda da Gülşenileri temsil eden dedeler olsa da bir baş, bir baba olmaması dolayısıyla ve köylerin boşalması, kente göçün artması ve ekonomik nedenlerle insanların inançlarından ödün verdiklerini bu sorunun Kofçaz İlçesi&#8217;nde çok yoğun bir şekilde yaşandığı söyledi. Edirne&#8217;de Hasan Şezai Hazretlerinin türbesi varmış. Ayrıca onun Gülşeni olduğunu duyduk diyen Dağ, bir de Gülşeniler Sokağı olduğundan bahsediyor. Kendilerinde baş okutmanın, müsahipliğin olmadığını söyleyen Selahattin Dağ, kendilerinin topluca tövbeden geçtiklerini, bunu aksatmadan sürdürdüklerini söylüyor. <br /> İstanbul&#8217;da Paşabahçe&#8217;de Davut; Lüleburgaz Turgutbey Köyü&#8217;nde Levent Baba&#8217;nın (Kısmet Aktaş&#8217;ın yerine baba olmuş), Kırklareli&#8217;nin Koruköy&#8217;ünde de Ali Baba&#8217;nın hali hazırda bildikleri babalar olduğunu söyleyen Dağ; Kofçaz Deveçatağı Köyü&#8217;nde Habib Dede ile Talih Özkaynak&#8217;ın, Ahmetler Köyü&#8217;nde Mehmet Ali Uzun&#8217;un dede olduklarını; Devletliağaç&#8217;ta Yaşar Aktürk&#8217;ün, Lüleburgaz&#8217;da Tatlıpınar Köyü&#8217;nde Nuri Çakar Dede&#8217;nin görevleriniz yapmaya çalıştıklarını söyledi. Ahmetler Köyü&#8217;nde Mehmet Öztürk Baba var. <br /> (Birkaç kez başka başka yerlerde dile getirdiğim gibi dedelik, babalık, ocak, tekye vd. kelimeler farklı yörelerde, farklı anlamlar kazanmaktadır. Nihayetinde buradaki dede de, ocakzade bir dedeliği ifade etmeyen, cemlerde hizmetleri yerine getiren kişi anlamındadır.)<br /> <strong>Levent Aktaş Baba</strong>: Lüleburgaz Turgutbey Köyü&#8217;nden olan 1968 doğumlu Levent Aktaş, 2003&#8217;te babalık postuna oturmuş. 2002 yılında Hakk&#8217;a yürüyen Kısmet Aktaş&#8217;ı sevgi ve saygıyla yad eden Levent Baba, büyük amcası olan Kısmet Aktaş&#8217;tan  çok şey öğrendiğini ve bir ölçüde onun sayesinde baba postuna oturduğunu söylüyor. Levent Aktaş kendisiyle yaptığım söyleşide şu bilgileri benimle paylaşıyor: Ortaokul mezunuyum. Çiftçilikle geçiniyorum. Bizde önce meydanda hizmet etmek esastır. Ben de önce meydanda hizmet ettim. Kısmet Baba ölünce canların isteğiyle bu göreve beni layık gördüler. Kısmet Baba&#8217;dan  nasipli, el almış İstanbul&#8217;daki Ali Baba&#8217;dan babalık postu görevini aldım. <br /> Bizler Amuca Kabilesi&#8217;ne bağlı olarak yaşayan Gülsani, yani Bedreddin Sultan&#8217;a bağlı olarak yaşayan insanlarız. Ben de onların şu andaki en önemli inanç önderi oluyorum. Ocak merkezi olarak Turgutbey Köyü var. Merkez burasıdır. <br /> Yenibedir Köyü var. Önceden tümü Gülşani&#8217;ydi. Tümü Aleviydi. Şimdi bir kısmı kalmış, çoğu Bektaşi olmuş, bir kısmı ise yozmuş (yola, erkana gelmez olmuş.) Deveçatak Köyü; yarısı Gülşani, yarısı Bektaşi&#8217;dir. Kırklareli Merkezde Gülşaniler vardır. Kırklareli Kofçaz İlçesi&#8217;nde Ahmet Köy; önceden tümü Gülşani&#8217;ymiş, şimdi yarısı Bektaşi olmuş. <br /> Topçular Köyü; biraz yozlaşma olsa da, bir kısmı Gülşani, bir kısmı Bektaşi. <br /> Ahlatlı ve Karaabalılar Köyleri; buralarda yozlaşmalar çok.Terzidere Köyü; bir kısmı Gülşani, bir kısmı Ali Koçlu. Beyce Köyü; bir kısmı bağlıdır. <br /> Bizlerin inanç sisteminde normalde 3 dede, bir baba olunca erkan açılıyor. (Buradaki dede kelimesi Anadolu Aleviliğindeki dede terimini karşılamıyor. Bir ölçüde on iki hizmet sahiplerini simgelese de bu gurup içinde onların daha özel yerleri var. Örneğin bazı bir takım görevleri buradaki mürşit olan &#8220;baba&#8221; olmadığı zaman, birkaç dede bir araya gelerek yapabiliyorlar. Bir nevi Tahtacılar&#8217;daki &#8220;mürebbilik&#8221; kurumuna benzer bir kurum yani.)<br /> Aslında normal şartlarda on iki dedenin olması gerekir. (Anadolu Aleviliğinde ise bilindiği gibi bazen on iki hizmet sahiplerine veya bir kısmına ise &#8220;baba&#8221; denmektedir. Örneğin &#8220;gözcü baba&#8221; gibi). Dedeler bizde on iki hizmet sahipleridirler. Babanın yardımları dedelerdir. Bazı ufak muhabbetleri dedeler yürütebilmektedir. <br /> Şu anda bizlerde 3 baba vardır. Davut Bağlama İstanbul&#8217;da yaşayan Gülşani Babasıdır. Şu anda hem benim, hem de Davut Baba&#8217;nın köylerde kendimize bağlı, bizlere yardım eden dedelerimiz bulunmaktadır. Tüm dedeler mürşide bağlı olmak zorundadırlar. Köylerdeki dedeler bizleri çağırırlar, bizlerde sırasıyla gider onların hizmetlerini yerine getiririz. <br /> Bir baba meydan açar, ikrar verir, &#8220;büyük muhabbet&#8221; i yapar. Bu büyük muhabbet Bedreddin Sultan için yapılan muhabbettir. Bu güz döneminde yapılır. Büyük kurban kesilmesi gerekir. Bu kurban ortaklaşa alınarak, kesilir. (Normal şartlarda bunu babanın kendisinin kesmesi gerekiyormuş. Ama günümüzde bu zor olduğu için, ekonomik nedenlerle ortak alınarak kesiliyor.)<br /> Bizler ilk önce büyük meydanı açarız. Büyük muhabbeti, yani Bedreddin Sultan için yapılan törenden sonra diğer köylerden gelen isteklere bakarız. Siz muhabbetinizi açtınız, bize de gelin, deyip bizleri davet ederler. Bizler de sırasıyla oraya gideriz. <br /> Benim şimdi baş dedem Metin Başa&#8217;dır. Onunla birlikte, beraberce meydanda muhabbeti yürütürüz. Sagcit Korucu, Kurbancı Dedesi; Ahmet Çalışır, Kurbancı Dedesi; Necati Kendi, Saki Dedesi. <br /> Ben şimdi bu dört dedeyle meydan açıp hizmet yürütüyorum. <br /> Bizlerde yola girmek için ikrar verilmek zorundadır. İkrar için kurban keser. Bu kurban büyük kurbandır, koçtur. Biz de yola tek girilmez, çift girilmelidir, eşiyle girilmelidir. <br /> Bizler Muharrem (Matem), Nevruz (Kurban var) ibadetlerini aksatmayız. Öldükten sonra bir yıl içinde dardan indirme olur. Bu 40. gün ile bir sene arasında yapılmalıdır. Dardan indirmeyi baba yapar. <br /> Bize bağlı birçok dede vardır. Bunlar içinde Deveçatağı Köyü&#8217;nden Talip Talih saki dedesidir. </p>
<p> Turgutbey Köyü: Alevi/Sünni karışık bir köydür. Burada Laz&#8217;ı, Çerkes&#8217;i, Arnavud&#8217;u karışık olarak yaşamaktadır. Eskiden küçükken zamanla büyümüş bir köydür. Şu anda 500 hanelik bir yerleşimdir. Bizim önemli önderimiz Kısmet Aktaş Baba&#8217;nın kurucularından olduğu bir köydür. Kendisi burada zamanında hem muhtarlık, hem imamlık, hem tarikat hocalığı, hem babalık yapmıştır. Şu anda ise burada 20/30 hane Gülşani vardır ama yola gelen 15 hanedir. <br /> Diğer canlardan da şu bilgileri alıyoruz. Kofçaz&#8217;ın Beyce Köyü&#8217;ndeki Hasan Karaca Dede&#8217;nin bilgili bir Gülşani dedesi olduğunu öğreniyoruz.<br /> Çeşmekolu&#8217;nda ise Ali Ersoy, Bektaş Erol&#8217;un yanı sıra Bahtiyar Kombal&#8217;ın yeni baba postuna oturduğunu öğreniyoruz. Onu ziyaret için Çeşmekolu&#8217;na hareket ediyoruz&#8230; <br /> (Ayhan Aydın, Anadolu ve Trakya&#8217;da Erenler Bahçesi, 2. Baskı, Can Yayınları)</p>
<p> Tuna&#8217;ya Şiirler:</p>
<p> Tuna&#8217;ya Bakıyorum</p>
<p> Oyun oynayan çocukların <br /> Kaybolan zamanlarından<br /> Rüzgarların yıkadığı altın başaklardan <br /> Türkü söyleyen martıların kanatlarından<br /> Tuna&#8217;ya bakıyorum</p>
<p> Ahir zaman gemilerinin yelkenlerinden<br /> Viyana&#8217;dan, Silistre&#8217;den, Tutrakan&#8217;dan<br /> Ihlamur ağaçlarının kokularından<br /> Tuna&#8217;ya bakıyorum</p>
<p> Ateşle yakılan Evengalistlerin feryatlarından<br /> Demir Baba, Hüseyin Baba, Yunus Abdal<br /> Sarı Saltuk, Şeyh Bedreddin, Odman Baba<br /> Akyazılı Sultan, Ali Koç Baba&#8217;nın kutlu nefeslerinden <br /> Tuna&#8217;ya bakıyorum.</p>
<p> Tuna&#8217;ya Özlem</p>
<p> Düşlerime girer zaman zaman Mavi Tuna<br /> Uykularımı böler en tatlı saatlerinde<br /> Direkleri upuzun, kürekleri yağlı gemiler<br /> Alıyla, yeşiliyle elleri kınalı bir gelin gider Tuna&#8217;dan</p>
<p> Tuna&#8217;ya özlem anlatılamaz ancak yaşanır<br /> Bir Arap atının sekişi, ayçiçeklerinin gülüşüdür <br /> Bir kimsesizin hayata feryadının <br /> Zifiri karanlıklar içinde uğultulu akışıdır Tuna&#8217;nın</p>
<p> Razgart&#8217;ı, Dulovo&#8217;sı, Kubrat&#8217;ı, Alvanları<br /> Çok uzaklardan da olsa işitir sesini Tuna&#8217;nın<br /> Yaklaştıkça dayanılmaz olur özlemi kavuşmanın<br /> Nazlı yare sarılmak gibidir ulaşmak Tuna&#8217;ya</p>
<p> Eski çağ tanrısı Apollon&#8217;un gözleri gibi mahzun<br /> Mahzun bakar adama Tuna<br /> Martı kuşlarının gagasındaki balık olur<br /> Hayat verir tüm yüreği yanıklara Tuna </p>
<p> Tuna</p>
<p> En mutlu olduğum günlerden bir gün<br /> Üstümde kucak kucak bulutlarla<br /> Tuna&#8217;ya varacağım<br /> Mavi meşe ağaçları altından</p>
<p> Ne nilüfer, ne orkideler olan <br /> Bir kıyısına gidip<br /> Hıçkıra hıçkıra ağlayacağım<br /> Bıkıp usanmadan</p>
<p> Gönül köşkümde bir ana sevgisi<br /> Hatıralarımda vefasız bir yar yarası<br /> Yeşil gözlü bir oğlan çocuğu özlemi<br /> Bayrak bayrak bir sevgi Yurdumdan</p>
<p> Kulaklarımda Mahzuni ve Bach<br /> Kara bahtıma bakıp bakıp<br /> Dalacağım dalacağım derinlerine Tuna&#8217;nın<br /> Bir kez bile arkama bakmadan <br /> Ayhan Aydın</p>
<p> 3 Temmuz 2010, Cumartesi, Etiler-Kocasinan</p>
<p> <strong>EK: 5, Bir Kitap Listesi</p>
<p> ALEVİLİK BEKTAŞİLİK KONUSUNDA <br /> POPÜLER BAZI KİTAPLAR LİSTESİ<br /> </strong><br /> Kimi dostlar zaman zaman bizlerden kitap listeleri istiyorlar; biz neyi, hangi kitabı okuyalım, okuyabiliriz, diye. Yirmi yıldır Alevilik Bektaşilik&#8217;le ilgilenen birisi olarak, bence yararlanılabilecek bir kitaplar listesi hazırlamak elbette çok güç olurdu. Bu konuda diğer konularda olduğu gibi yöntem, içerik, yaklaşım olarak birbirinden çok farklı kitap türleri vardı. Birçok değerli yazarı ve kitabı dışarıda bırakma endişesi bendeki en önemli endişedir. Ama ne yapalım ilk etapta okuduğum kitaplar içinden aşağıdaki gibi bir liste yaptım. Bu arada Bektaşilik ve Balkanlar&#8217;la ilgili kitaplar da bu listede yer aldı. Yararlı olması dileğiyle. Dışarıda kalan değerli yazarlardan ve kıymeti ölçülemeyecek hazineler olan kitaplardan özür dilerim.</p>
<p> 1.    Alevilik Nedir?                Baki Öz                Der Yayınları<br /> 2.    Bektaşilik Nedir?            Baki Öz                Der Yayınları<br /> 3.    Osmanlı&#8217;da Alevi Ayaklanmaları     Baki Öz                Can Yayınları<br /> 4.    Ahilik                     Baki Öz                Can Yayınları<br /> 5.    Dersim Olayı                Baki Öz                Can Yayınları <br /> 6.    Belgelerle Koçgiri Olayı            Baki Öz                Can Yayınları<br /> 7.    Osmanlı Arşivinden Belgeler         Baki Öz                Can Yayınları<br /> 8.    Hacı Bektaş Efsaneden Gerçeğe    İrene Melikoff            Cumhuriyet Yay.<br /> 9.    Uyur İdik Uyardılar            İrene Melikoff            Demos Yayınları<br /> 10.    Kırkların Ceminde             İrene Melikoff            Demos Yayınları<br /> 11.    Alevilik İnanç Edep Erkan        Mehmet Yaman         Garipdede Yayınları<br /> 12.    Alevilerde Cem                Mehmet Yaman<br /> 13.    Alevilik&#8217;te Cenaze Hizmetleri         Mehmet Yaman<br /> 14.    Alevilik&#8217;de Dedeler ve Ocaklar        Ali Yaman            Karacaahmet Yay.<br /> 15.    Allahçılar Ortaasya&#8217;da Yesevilik Kızılbaş.Ali Yaman            Nokta Yayınları<br /> 16.    Alevilik ve Kızılbaşlık Tarihi        Ali Yaman            Nokta Yayınları<br /> 17.    Alevilik                İsmail &#8211;Havva Engin            Kitap Yayınevi<br /> 18.    Tahtacılar                İsmail Engin            Ant Yayınları<br /> 19.    Aleviler (3 Cilt)                Engin-Franz            Almanya&#8217;da<br /> 20.    Alevi Kimliği            T. Olsson, E. Özdalga, C. Rauduere    Tarih Vakfı Yurt Yay.<br /> 21.    Alevi İslam İnancı Kültürü        İzzettin Doğan- (Ayhan Aydın)    Cem Vakfı Yay.<br /> 22.    Alevilik Bektaşilik            Prof. Dr. Mehmet Eröz        Türk Düny. Araş. Vak.<br /> 23.    Din, Laiklik, Alevilik Yazıları        Prof. Dr. Niyazi Öktem        Der Yayınları<br /> 24.    Serçeşme Yazıları Veliyettin Ulusoy    Ahmet Koçak            Alev Yayınları<br /> 25.    Alevi Hareketinin Siyasallaşması    Elese Massicard        İletişim Yayınları<br /> 26.    Alevi Dosyası                Prof. Dr. Zekariya Beyaz    Sancak Yayınları<br /> 27.    Alevilik Olayı                Cemal Şener            Etik Yayınları<br /> 28.    Atatürk Ve Aleviler            Cemal Şener            Ant Yayınları<br /> 29.    Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik    M. Cemil Kılıç            Kum Saati Yayınları<br /> 30.    Bektaşilik Alevilik Nedir?        Doç. Dr. Bedri Noyan        Ant-Can Yayınları<br /> 31.    Alevilik Bektaşilik (7 Cilt)        Doç. Dr. Bedri Noyan        Ardıç Yayınları<br /> 32.    Bektaşilik ve Bektaşi Dergahları        Şevki Koca            Cem Vakfı Yay.<br /> 33.    Yeniçeri Ocağı ve Devşirmeler        Şevki Koca            Nazenin-Tarih <br /> 34.    Soru ve Cevaplarla Alevilik Bektaşilik     Hakkı Saygı            Cem Vakfı Yay.<br /> 35.    Mevlana Sohbetleri            Hasan Çıkar            Cem Vakfı Yay.<br /> 36.    Enel Hakk&#8217;ın Hakkı            İlhan Selçuk            Cumhuriyet Yayınları<br /> 37.    Anadolu Aleviliği            Anton Jozef Dıreyl        Ant Yayınları<br /> 38.    Anadolu Bilgeleri            İsmail Kaygusuz        Su Yayınları<br /> 39.    Hünkar Hacı Bektaş Veli        İsmail Kaygusuz        Alev Yayınları<br /> 40.    Müsahiplik                İsmail Kaygusuz        Alev Yayınları<br /> 41.    Abdal Musa                 Musa Seyirci            Der Yayınları<br /> 42.    Anadolu&#8217;da Bektaşilik            Surayia Faroqhui        Simurg Yayınları<br /> 43.    19. Yüzyılda Bektaşilik            Dr. A. Yılmaz Soyyer            <br /> 44.    Çerağlar Uyanırken            Dr. A. Yılmaz Soyyer        Doğan Kitap<br /> 45.    Kurtuluş Savaşı&#8217;nda Bektaşiler        Hülya Küçük            Kitap Yayınevi<br /> 46.    Dönüyordu    Bektaşilikte Zaman Kavramı    Reha Çamuroğlu    Kapı Yayınları    <br /> 47.    Yeniçerilerin Bektaşiliği            Reha Çamuroğlu        Kapı Yayınları<br /> 48.    Sabah Rüzgarı EnelHakk Demişti NesimiReha Çamuroğlu        Kapı Yayınları<br /> 49.    Tarih, Heteredoks ve Babailer        Reha Çamuroğlu        Kapı Yayınları<br /> 50.    Osmanlı Arşivinden Belgeler        Cemal Canpolat        Can Yayınları<br /> 51.    Öz Kaynaklarına Göre Alevilik BektaşilikRıza Zelyut            Karacaahmet Yay.<br /> 52.    Osmanlıda Karşı Düşünce ve İdam Edilenler Rıza Zelyut        Alev Yayınlan <br /> 53.    Hacı Bektaş-ı Veli            Rıza Zelyut            Hürriyet Gaz.  Eki<br /> 54.    Aleviler Ne Yapmalı             Rıza Zelyut             Yön Yayınları<br /> 55.    Bozkırda Yanan Ateş             Şakir Keçeli            Ardıç Yayınları<br /> 56.    Safavi Devletinin Kuruluşunda ve Gelişmesinde Anadolu Türkmenlerinin Rolü<br /> Prof. Dr. Faruk Sümer        Türk Tarih Kurumu<br /> 57.    Şeyh Bedreddin             Micheal Balivet            Tarih Vakfı Yurt Y.<br /> 58.    Hallacı Mansur                Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk    Boyut Yayınları<br /> 59.    Aleviler&#8217;de Semah            İlhan Cem Erseven        Ürün Yayınları<br /> 60.    Alevilikte Dua Gülbeng            Ömer Uluçay            Gözde Yayınları<br /> 61.    Ya Sin                    A. Fethi Erdoğan<br /> 62.    Alevilik Bektaşilik Sözlüğü        Esat Korkmaz            Anahtar Yayın.<br /> 63.    Alevi Bektaşi Kültürü            Prof. Dr. Hüseyin Bal        Fakülte Kitapevi<br /> 64.    Alevi Bektaşi Sosyolojisi        Prof. Dr. Hüseyin Bal        Ant Yayınları<br /> 65.    Alevi Bektaşi Kültürü Sosyolojik Araşt.    Prof. Dr. Hüseyin Bal        Fakülte Yayınevi<br /> 66.    Sosyolojik Açıdan Alevi Sünni Farklılaşması ve Bütünleşmesi  Isparta&#8217;nın Alevi Sünni Ortak Yaşayan İki Köyü Üzerine Yapılmış Karşılaştırmalı Bir Araştırma<br /> Prof. Dr. Hüseyin Bal        Ant Yayınları<br /> 67.    Alevi Bektaşi Köylerinde Toplumsal Kurumlar Burdur ve Isparta&#8217;nın İki Köyünde Karşılaştırmalı <br /> Bir Araştırma                Prof. Dr. Hüseyin Bal        Ant Yayınları<br /> 68.    Semahlar                Prof. Dr. Fuat Bozkurt        Kapı Yayınları    <br /> 69.    Aleviliğin Toplumsal Boyutları         Prof. Dr. Fuat Bozkurt        Tekin Yayınevi<br /> 70.    Sivas Kitabı                                Edebiyatçılar Derneği<br /> 71.    Hüsnüye                 Sefer Aytekin            Emek Basım-Yayınevi<br /> 72.    Anadolu Evliyaları            Nezihe Araz            Atlas Kitapları<br /> 73.    Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum        Prof. Dr. Mikail Bayram<br /> 74.    Abidin Özgünay            Söyleşiler            Niyaz Yayınları<br /> 75.    Murtaza Demir                Alevilik                Nokta Yayınları<br /> 76.    Toplu Kıyımlar- Katliamlar        Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu<br /> 77.    Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Alevi Tarih ve Kültürü <br /> İbrahim Bahadır (hazırlayan), Bielefeld Alevi Kültür Merkezi Yayınları<br /> 78.    Bilgi Toplumunda Alevilik, <br /> İbrahim Bahadır (hazırlayan), Bielefeld Alevi Kültür Merkezi Yayınları<br /> 79.    Amuca Kabilesinde ve Trakya&#8217;da KurbanRefik Engin            Can Yayınları<br /> 80.    Şeyh Bedreddin            Refik Engin            IQ Yayınları<br /> 81.    Okunacak En Büyük Kitap İnsandır    R. Yörükoğlu            Alev Yayınları<br /> 82.    Alevilik ve Onlara Yakın İnançlar (3 Cilt) Ali Duran Gülçiçek    Etnographia Anatolica Yay.<br /> 83.    Asbuğa Horasandan Anadolu&#8217;ya     Kutluay Erdoğan            Büyüdükçe Grafik<br /> 84.    Alevi Bektaşi Gerçeği            Kutluay Erdoğan        IQ Yayınları<br /> 85.    Onlar Işık Oldular            Ahmet Koçak            Alev Yayınları<br /> 86.    İlm-i Cavidan        (Hazırlayan)    Prof. Dr. Osman Eğri    Türk Diyanet İşleri Baş.<br /> 87.    Kitab-ı Cabbar Kulu    (Hazırlayan)    Prof. Dr. Osman Eğri        Türk Diyanet Vakfı<br /> 88.    Kitab-ı Dar        (Hazırlayan)    Prof. Dr. Osman Eğri        Türk Diyanet Vakfı<br /> 89.    The World Of The Alevis        Gloria L. Clarke     AVC Publications New York İstanbul <br /> 90.    Alevism-Bektashism A Brıef kUntroductıon Dr. Ali Yaman- Dr. Aykan Erdemir        <br />                         England Alevi Culturel Centre and Cemevi<br /> 91.    2. Uluslar arası Türk Kültür Evreninde Alevi Bektaşi Bilgi Şöleni (2 Cilt)<br /> Filiz Kılıç- Tuncay Bülbül    Bildiri Kitap</p>
<p> Hz. Ali, On İki İmamlar, Ehlibeyt, Kerbela</p>
<p> 1.    Hz. Ali                     Abdülbaki Gölpınarlı        Der Yayınları<br /> 2.    On İki İmamlar                Abdülbaki Gölpınarlı        Der Yayınları<br /> 3.    Hazreti Ali Divanı             Şerif Radi Çev. Vedat Atila    Ant Yayınları<br /> 4.    Hz. Ali-Muaviye Çatışması         Oral Çalışlar             Pencere Yayınları <br /> 5.    On İki İmamlar                 Cemşid Bender            Berfin Yayınları<br /> 6.    Hazret-i Ali, Nehç&#8217;ül-Belâga         Şerîf Radıy Muhammed . b. Hüseyun<br /> Çev. Abdülbaki Gölpınarlı    Der Yayınları<br /> 7.    Hz. Fatıma                Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk    Boyut Yayınları<br /> 8.    Hadükadus Sueda (Erenler Bahçesi)    Fuzuli<br /> 9.    Ritüelden Drama Kerbela, Muharrem, Ta&#8217;ziye Metin And        Yapı Kredi Bank. Yay.<br /> 10.    Kur&#8217;an Ehlibeyt ve Alevilik        Murteza Dinçer</p>
<p> Ahmet Yaşar Ocak</p>
<p> 1.    Babaîler İsyanı                            Dergah Yayınları<br /> 2.    Veysel Karanî ve Üveysilik                     Dergah Yayınları<br /> 3.    Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri<br /> Bektaşî Menâkıbnâmelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri    İletişim Yayınları<br /> 4.    İslâm-Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır-İlyas Kültü         Türk Kül. Araş. Enst.<br /> 5.    Türk Folklorunda Kesim Baş                    Türk Kültür Araş. Enst.<br /> 6.    Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Manâkıbnâmeler             Türk Tarih Kurumu Yay.<br /> 7.    Kalenderîler                            Türk Tarih Kurumu Yay.<br /> 8.    Menakıbu&#8217;l-Kudsiyye Fi Menasıbi&#8217;l-Ünsiyye, Elvan Çelebi, Ocak, Ahmet Yaşar-Erünsal, İsmail E., (Baba İlyas-ı Horasani ve Sülalesinin Menakevi Tarihi)     Türk Tarih Kurumu<br /> 9.    Türk Sufiliğine Bakışlar                        İletişim Yayınları<br /> 10.    Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (15.-17. Yüzyıllar)    Tarih Vakfı Yurt Yay.<br /> 11.    Türkler, Türkiye ve İslam                     İletişim Yayınları<br /> 12.    Sarı Saltuk                             Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 13.    Tarihten Teolojiye İslam İnançlarında Hz. Ali (Hazırlayan)    Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 14.    Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler (Editör)        Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 15.    Geçmişten Günümüze Alevi-Bektaşi Kültürü (Editör)        T.C. Kültür ve Turizm Bakan.</p>
<p> Balkanlar&#8217;da Alevilik-Bektaşilik</p>
<p> 1.    Bulgaristan&#8217;da Alevi Bektaşi Kültürü    Lyubomir Mikov            Kitap Yayınevi<br /> 2.    Anadolu ve Balkanlarda Bektaşilik    Husluck            Ant Yayınları<br /> 3.    Bektaşilik Tarihi                John Kingsley Birge        Ant Yayınları<br /> 4.    Anadolu ve Balkanlar&#8217;da Alevi Yerle.    Nejat Birdoğan            Alev Yayınları<br /> 5.    Bulgaristan Alevileri ve Demir Baba Tek. Çev.: Türker Acaroğlu        Kaynak Yayınları<br /> 6.    Deliorman&#8217;ın Koca Çınarı A. Hezarfen    Ayhan Aydın            Niyaz Yayınları<br /> 7.    Bir Nefes Balkan            Murat Küçük            Horasan Yayınları<br /> 8.    Sol Kol Osmanlı Egemenliğinde Via E. Elzabeth. A. Zachariadou    Tarih Vakfı Yurt Yay.<br /> 9.    Refik Engin&#8217;in Makaleleri         (www.refikengin.com)<br /> 10.    Yrd. Doç. Dr. Haşim Şahin&#8217;in Makaleleri<br /> 11.    Coşkun Kökel&#8217;in Yazıları, Araştırmaları</p>
<p> Velayetnameler &#8211; Erkannameler</p>
<p> 1.    Buyruk                 Sefer Aytekin     Emek Basım-Yayınevi, (Ankara, 1956.)<br /> (İmam Cafer Buyruğu Şahkulu Sultan Dergahı Koruma Onarma ve Yaşatma Derneği Yayını. Anadolu Matbaası, İstanbul. (Tıpkı Basım))<br /> 2.    Buyruk                 Ayyıldız Yayınları            Sahibi Bektaş Ayyıldız<br /> (Buyruk&#8217;la aynı eserde Muaviye&#8217;den Kayser Rum&#8217;un 100 Suali        Ayyıldız Yayınları) <br /> 3.    Makalâtı Hacı Bektaş Veli     Sefer Aytekin      Emek Basım-Yayınevi, (Ankara, 1956)<br /> 4.    Buyruk                    Prof. Dr. Fuat Bozkurt         Kapı Yayınları<br /> 5.    Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi    Abdülbaki Gölpınarlı        İnkılap Yayınları<br /> 6.    Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi     Esat Korkmaz            Can Yayınları<br /> 7.    Şeyh Bedreddin ve Varidat        Esat Korkmaz             Anahtar Yayınları<br /> 8.    İmam Cafer Buyruğu            Esat Korkmaz            Ant Yayınları<br /> 9.    Seyyid Ali Sultan Kızıldeli ve Velayetnamesi Rıza Yıldırım        Türk Tarih Kurumu<br /> 10.    Odman Baba Vilayetnamesi        Şevki Koca            Bektaşi Kültür Der.<br /> 11.    Otdan Baba Vilayetmamesi        Prof. Dr. Filiz Kılıç        G. Üni. TKHBAM<br /> 12.    Demir Baba Vilayetnamesi        Doç. Dr. Bedri Noyan        Can Yayınları<br /> 13.    Bektaşi Erkannamesi            D. Gümüşoğlu- R. Yıldırım    Horasan Yayınları<br /> 14.    Hacım Sultan Velayetnamesi Ocaklar    İsmail Özmen                <br /> 15.    Rumeli Erkanları            Hakkı Saygı            Saygı Yayınları<br /> 16.    Abdal Musa Velayetnemasi        İsmail Kaygusuz        Karacaahmet Yay.<br /> 17.    Bilinmeyen Gerçekler Erkanname ve Gönül Yolu (Kızıldeli Erkanı) Ramazan Balkan Bay Ajans<br /> 18.    Buyruklar                Doğan Kaplan            Diyanet Vakfı Yayın.<br /> 19.    Kaygusuz Abdal (Alaeddin Gaybi) Menakıbnamesi<br /> Prof. Dr. Abdurrahman Güzel    Türk Tarih Kurumu<br /> 20.    Buyruk (Menakıbı Şeyh Safi-Musul ve Çevresindeki Şebeklerin Buyruğu) <br /> Ahmet Taşgın         Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü<br /> Ozanlar<br /> 1.    Alevi Bektaşi Edebiyatı            İsmet Zeki Eyüboğlu        Der Yayınları<br /> 2.    Alevi Bektaşi Nefesleri            Abdülbaki Gölpınarlı        İnkılap Yayınevi<br /> 3.    Alevilik Bektaşilik ve Edebiyatı        Atilla Özkırımlı            Cem Yayınları<br /> 4.    Bektaşi Nefesleri ve Şairleri        Turgut Koca            İst. Maarif Yayınevi<br /> 5.    Aşıklık Geleneği             Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı    Ürün Yayınları<br /> 6.    Ozanlık Gelenekleri ve Türk Saz Şiiri    Metin Turan            Ürün Yayınları<br /> 7.    Tarihten Mekana Türk Halk Şiiri (Dertli-Seyrani-Karacaoğlan-Köroğlu-Dadaloğlu-Cemal Hoca- Aşık Veysel- Yaşar Reyhani- Kaplani)    Metin Turan            Ürün Yayınları<br /> 8.    Yedi Ulu Ozan                Prof. Dr. Filiz Kılıç                 Gazi Üni. TKHBAM<br /> 9.    Virani                     Divan ve Risalesi        Can Yayınları<br /> 10.    Nesimi    Divanı                Hüsamettin Aydın        Can Yayınları<br /> 11.    Nesîmî Divanı                Hazırlayan: Hüseyin Ayan    Akçağ Yayınları<br /> 12.    Yemini                     Faziletname            Can Yayınları <br /> 13.    Köroğlu                    Memet Fuat            Yapı Kredi Yayınları<br /> 14.    Dadaloğlu                Memet Fuat            Yapı Kredi Yayınları<br /> 15.    Karac&#8217;oğlan                Prof. Dr. İlhan Başgöz<br /> 16.    Dadaloğlu Tüm Şiirleri (Akademik)    Prof. Dr. İsmail Görkem        E Yayınları<br /> 17.    Evrene Sığmayan Ozan Nesimi        Koordi. Gülağ Öz        Hüseyin Gazi Vakfı <br /> 18.    Pir Sultan Abdallar            İbrahim Aslanoğlu        Can Yayınları<br /> 19.    Şah İsmail Hatai ve Anadolu Hataileri    İbrahim Aslanoğlu        Der Yayınları<br /> 20.    Kul Himmet                İbrahim Aslanoğlu        Ekin Yayınları<br /> 21.    Muhiddin Abdal                İbrahim Aslanoğlu        Ekin Yayınları<br /> 22.    Teslim Abdal                İbrahim Aslanoğlu        Ekin Yayınları<br /> 23.    Kul Himmet Üstadım            İbrahim Aslanoğlu        Can Yayınları<br /> 24.    Erzurumlu Emrah            Orhan Ural            Özgür Yayınları<br /> 25.    Bugünün Diliyle Mevlana        A. Kadir<br /> 26.    Yunus Emre                Sabahattin Eyüboğlu<br /> 27.    Pir Sultan Abdal        Abdülbaki Gölp.-Pertev Naili Boratav.    Türk Tarih Kururumu<br /> 28.    Pir Sultan Abdal            Ali Haydar Avcı<br /> 29.    Bütün Yönleriyle Mevlana        İsmet Zeki Eyüboğlu        Özgür Yayınları<br /> 30.    Dostlar Beni Hatırlasın            Aşık Veysel            İnkilap Yayınlar<br /> 31.    Sadık Abdal Divanı            Dursun Gümüşoğlu        Horasan Yayınları<br /> 32.    Edip Harabi Divanı            Dursun Gümüşoğlu        Can Yayınları <br /> 33.    Haydar Cemil Baba (Haydari) ve Şiirleri    <br /> Filiz Kılıç, Orhan Kurtoğlu, Tuncay Bülbül Gazi Üni. Türk Kül. HBV<br /> 34.    Yunus Emre ve Hümanizm        Prof. Dr. Hüseyin Bal        Fakülte Kitapevi<br /> 35.    Halk Şiirinde Gerçekçilik         Rıza Zelyut             Yön Yayınları<br /> 36.    Halk Şiirinde Başkaldırı            Rıza Zelyut             Sosyal Yayınları </p>
<p> Günümüz Ozanları</p>
<p> 1.    Alevi Bektaşi Ozanları            İsmail Özmen            Kültür Bakanlığı<br /> 2.    Günümüz Alevi Ozanları        Ayhan Aydın            Cem Vakfı Yay.<br /> 3.    Mahzuni Şerif        <br /> &#8226;    Dolunaya Tül Düştü                    Ürün Yayınları<br /> &#8226;    Mahzuni Şerif         2000 Mahzuni            Hasat Yayınları<br /> &#8226;    Seçme Şiirler          İslam Çankaya            Prospera Yayınları<br /> &#8226;    İşte Bizim Mahzuni     Süleyman Yağız         Hasat Yayın<br /> &#8226;    Mahzuni Şerif        Süleyman Zaman<br /> 4.    Şah Damarı                   Kemal Özcan (Derviş Kemal)    Alev Yayınları<br /> 5.    Aşık İhsani (Sırlıoğlu)<br /> &#8226;    Yazacağım                        Son Telgraf Maatbası<br /> &#8226;    Bakalım Hele                        Son Telgraf Maatbası<br /> &#8226;    Dünden Bugüne İhsani                     May Yayınları<br /> &#8226;    Vur Ağanın Başına                    May Yayınları<br /> &#8226;    Beyaz Köle                        İlgi Yayınları<br /> &#8226;    Düş Değil Bu                        Hasat Yayınları<br /> &#8226;    Ağalı Dünya                        Berfin<br /> &#8226;    Bıçak Kemikte                        Berfin<br /> 6.    Derinliklerin Ozanı Daimi        Süleyman Zaman        Can Yayınları <br /> 7.    Ozanın Feryadı                Musa Merdanoğlu<br /> 8.    Yaz Baharım Döndü Kışa        Osman Dağlı (Aşık Maksudi)<br /> 9.    Gönülden Gönüle            Aşık Ali Metin            Can Yayınları<br /> 10.    Bütün Evren Semah Döner         Aşık Hüdai            Güldikeni Yayınları<br /> 11.    Yirminci Yüzyılın İnsanlarıyız        Kul Hasan (Gören)        Alev Yayınları <br /> 12.    Binboğadan Marmaraya        Aşık Tanırlı Yener        Can Yayınları <br /> 13.    Aşk ve Gurbet                Ali Ekber Gülbaş (Ekberi)    Can Yayınları<br /> 14.    Yar Elinden Gelen Bade      Aşık Yusuf Kemter&#8217;in Nutukları    Anadolu Aydın. Vak. Y.<br /> 15.    Özleyiş                    Telli Suna Gölpek<br /> 16.    Aşık Dertli                Adil Ali Atalay            Can Yayınları<br /> 17.    Koca Turgut Baba Divanı        Şevki Koca            Nazenin Kültür<br /> 18.    Bir Ozanın Kaleminden            Mahmut Erdal<br /> 19.    Gerceğe Hu                Ozan Seyfili <br /> 20.    Yirminci Yüzyılın İnsanlarıyız        Kul Hasan (Gören)        Alev Yayınları <br /> 21.    Şemsettin Kubat<br /> &#8226;    Deyişlerin Dilinden<br /> &#8226;    Yüzbin Oldu Yarelerim<br /> &#8226;    Güzelleme<br /> &#8226;    Nefeslerin Özü<br /> &#8226;    Destanlarım<br /> &#8226;    Duygularla, Nefeslerde Evrensel Şiirlerimiz<br /> &#8226;    Sevgi Yolunda<br /> 22.    Erzurumlu Aşık Garip Bektaş <br /> &#8226;    Geldim                             Can Yayınları<br /> &#8226;    Gördüm                         Can Yayınları<br /> &#8226;    Gezdim                            Can Yayınları<br /> &#8226;    Yazdım                            Can Yayınları<br /> &#8226;    Gidiyorum                        Can Yayınları <br /> 23.    Muharrem Yazıcıoğlu    <br /> &#8226;    Uyandık                        Özbilgi Matbaası<br /> &#8226;    Göze                             Çağ Matbaası<br /> &#8226;    Kaynağımı Kurutma                     Şafak Matbaası<br /> &#8226;    Anadolu&#8217;nun Meyvaları                     Göze Yayınları<br /> &#8226;    Kitaplar Ağlıyor                        Eko Yayınları<br /> &#8226;    Birbirinden Kaçar Oldu İnsanlar             Eko Yayınları<br /> &#8226;    Sevdalıyım    Görüşü ve Şiirleri             Ürün Yayınları<br /> &#8226;    Ayrıca Ozanlar Vakfı Kültür Serisi&#8217;nden Kültür Bakanlığı&#8217;nın desteğiyle yayınlanmış; Haykıran Yürek isimli bir kaseti vardır.<br /> 24.    Tutulduk Sevdaya            Ali Kaykı (Budak Ali)        Alev Yayınları </p>
<p> Oyunlar</p>
<p> 1.    Yunus Emre                Recep Bilginer            Atatürk Kültür Mer.<br /> 2.    Sevgi ve Barış                Recep Bilginer            Atatürk Kültür Mer.<br /> 3.    Mevlana Aşık ve Maşuk            Recep Bilginer             Atatürk Kültür Mer.<br /> 4.    Kaygusuz Abdal            Sevgi Sanlı            Cumhuriyet Kitap<br /> 5.    Kerbela                    Ali Berktay            Mitos Boyut</p>
<p> Dergiler</p>
<p> 1.    Cem Dergisi Sayıları<br /> 2.    Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi<br /> Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Merkezi<br /> 3.    Nefes Dergisi Sayıları<br /> 4.    Serçeşme Dergisi Sayıları<br /> 5.    Folklor Edebiyat Dergisi Sayıları<br /> 6.    Yol Dergisi Sayıları<br /> 7.    Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi, Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü</p>
<p> Genel Kültür</p>
<p> 1.    Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Kuruluşu    Prof. Dr. Fuat Köprülü        Akçay Yayınları<br /> 2.    Osmanlı İmp.- Toplum ve Ekonomi    Prof. Dr. Halil İnalcık        Eren Yayınları<br /> 3.    Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda Klasik Çağ    Prof. Dr. Halil İnalcık        Yapı Kredi Yayınları<br /> 4.    Osmanlı Devlet Anlayışı        Yusuf Oğuzoğlu        Eren Yayınları<br /> 5.    Osmanlı Devletinin Kuruluşu        Raif Kaplanoğlu        Avrasya Etnografya Vak. Yay.<br /> 6.    Efsaneler ve Gerçekler            Ortak                İmge Yayınları<br /> 7.    İslamiyet (3) Cilt        Gustave Edmund Von Brunebaum    Bilgi Yayınevi<br /> 8.    İslamiyet                Claude Cahen            Bilgi Yayınevi<br /> 9.    100 Soruda Tasavvuf            Abdülbaki Gölpınarlı        Gerçek Yayınevi<br /> 10.    100 Soruda İslam Mezhepleri        Abdülbaki Gölpınarlı        Gerçek Yayınevi<br /> 11.    Tarihte Araplar                 Bernard Lewis             İ. Ü. Ede. Fak. Yay.<br /> 12.    İslam Tarihi                 Prof. Dr. Philip K. Hitti        Boğaziçi Yayınları<br /> 13.    Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd         Walther Hınz            Türk Tar. Kur.Yay.<br /> 14.    Mezhepler Tarihi             Prof. Dr. Muhammed Ebu Zehra Hisar Yayınları <br /> 15.    Ca&#8217;feri Mezhebi            Muhammed Huseyn Alu Kâşifil-Gıtâ    Minnetoğlu Yay.<br /> 16.    Bir Türk Kurumu Olarak Ahilik        Prof. Dr. Neşet Çağatay        Türk Tarih Kurumu<br /> 17.    Son Göçebeler Baraklar        Cuma Karataş            Bumerang<br /> 18.    Topal Osman Olayı            Cemal Şener            Etik Yayınları<br /> 19.    Çerkes Ethem Olayı            Cemal Şener            Etik Yayınları<br /> 20.    Türk Kimliği                Prof. Dr. Bozkurt Güvenç    Kültür Bakanlığı<br /> 21.    Osmanlı&#8217;da Seyyidler ve Şerifler    Rüya Kılıç            Kitap Kitapevi<br /> 22.    Nasrettin Hoca                M. Sabri Koz            Kitapevi<br /> 23.    Din Devlet İlişkileri Sempozyumu                    CEM Vakfı Yayınları<br /> 24.    Kent Sosyolojisi            Prof. Dr. Hüseyin Bal        Fakülte Kitapevi<br /> 25.    Hukuk Sosyolojisi            Prof. Dr. Hüseyin Bal        Fakülte Kitapevi<br /> 26.    Bilginin Felsefi ve Sosyolojik Boyutları    Prof. Dr. Hüseyin Bal        Fakülte Kitapevi<br /> 27.    Kentsel Yapı ve Kentlileşme         Prof. Dr. Hüseyin Bal        Fakülte Kitapevi<br /> 28.    Esat Korkmaz                 Sözlük Çalışmaları<br /> 29.    Pertev Naili Boratav             Tüm Eserleri<br /> 30.    Dr. Yaşar Kalafat            Eserleri<br /> 31.    Ethem Ruhi Fığlalı             Eserleri</p>
<p> Balkanlarla İlgili Bazı Kitaplar</p>
<p> 1.    Bulgaristan ve Türk-Bulgar İlişkileri    Pars Tuğlacı        Cem Yayınları<br /> 2.    Bulgaristan&#8217;da Türk Kültürü    Prof. Dr. Hüseyin Memişoğlu    Türk Kültürü Araştırma Enist.<br /> 3.    Balkan Savaşları            Richard Hall        Homer Kitapevi<br /> 4.    Balkan ve Osmanlı Devleti        Sacit Kutlu        İstanbul Bilgi Üni.Yayınları <br /> 5.    Şarkı Rumeli ve Buradaki Türkler    Ali Kemal Balkanlı    Elhan Kitap<br /> 6.    Rumeli Şairi Priştineli Mesihi        Prof. Dr. İrfan Marina    Bay Yayınları<br /> 7.    Balkanlarda Savaş            John Reed        Pencere Yayınları<br /> 8.    Tarih ve Memleketim            Abdurahim Dede    Trakya&#8217;nın Sesi Yayınları<br /> 9.    Balkanlar&#8217;da Türk İstiklal Harpleri     Abdurahim Dede    Türk Dünyası Yayınları<br /> 10.    Yunanistan&#8217;daki Türk Eserleri<br /> Turkısh Monumentsın Greece        Nusret Çam        Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 11.    Üsküp&#8217;te Türk Mimarisi            Mustafa Özer        Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 12.    Balkan Harbi Sırasında Rumeli&#8217;den Türk Göçleri    <br /> Yrd. Doç. Dr. Ahmet Halkaoğlu    Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 13.    Büyük Mübadele             Kemal Arı        Tarih Vakfı Yurt Yay<br /> 14.    Türkler ve Yunanlılar    Vamık D. Volkan-Norman Hzkowitz    Bağlam Yayınları<br /> 15.    Makedonya Sorunu            Fikret Adanır        Tarih Vakfı Yurt Yayınları<br /> 16.    Balkanlar&#8217;da İsyan            Mithat Aydın        Yeditepe Yayınları<br /> 17.    Şarki Rumeli Vilayeti            Mahir Aydın        Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 18.    Niğbolu&#8217;da Haçlılar            A.S. Atiye        Genelkurmay Basımevi<br /> 19.    Batı Trakya Türkleri ve Gerçekler    Aydın Ömeroğlu    Avcı Ofset<br /> 20.    Balkanlar                 Mustafa Balbay        Cumhuriyet Kitap<br /> 21.    Bulgaristan Türkleri            Bilal N. Şimşir        Bilgi Yayınevi<br /> 22.    Balkan Harbi                Mahmut Muhtar        Tercüman 1001 Temel Eser<br /> 23.    Sokullu Mehmet Paşa            Radovan Samercıc    Nokta Kitap<br /> 24.    Balkanlarda Kaynayan Kazan        Robert D. Kaplan    Yayınevi Yayıncılık<br /> 25.    Seyyid Ali Sultan Velayetnamesi    Doç. Dr. Bedri Noyan    Ayyıldız Yayınları<br /> 26.    Rumeli Türküleri            Hüseyin Rasim Güler    Bay Yayınları<br /> 27.    Yunan Mezalimi            Kadir Mısıroğlu        Sebil Yayınevi<br /> 28.    Bosna Tarihi                Hekimoğlu Ali Paşa    Kültür Bakanlığı Yayınları<br /> 29.    Sen Benimsin                Ahmet Mehmet        Aydın 2 Sofya 2002<br /> 30.    Günümüz Bulgaristan Aleviliği        Doç. Dr. İlyas Üzüm    Horasan Yayınları<br /> 31.    Jön Türkler ve Makedonya Sorunu    Mehmet Hacısalihoğlu    Tarih Vakfı Yurt Yayınları<br /> 32.    Demet Çocuk Şiirleri             Kazım Memiş        Balon Dergisi-Sofya 1999<br /> 33.    Gagauzlar                 Harun Göngür-Mustafa Argunşah Ötüken Yayınları<br /> 34.    Şarki Rumeli ve Buradaki Türkler    Ali Kemal Balkanlı    Elhan Yayınları<br /> 35.    Batı Trakya Sorunu            H. Bülent Demirbaş    Arbayayıncılık<br /> 36.    Trakya&#8217;da Milli Mücadele (2 Cilt)    Tevfik Bıyıkoğlu        Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 37.    Bulgaristan&#8217;da Çağdaş Türk Edebiyatı Antolojisi (2 Cilt) Prof. Dr. Nimetullah Hafız    <br /> Kültür ve Turizm Bakanlığı<br /> 38.    Balkanların Tarihi            Georges Castellen    Milliyet Yayınları<br /> 39.    Dimetoka&#8217;dan Erzincan&#8217;a Bir Alevi Oymağı    Vatan Özgül    Pan Yayınları<br /> 40.    Gagauz Halk Kültürü                        Kültür Bakanlığı<br /> 41.    Saltık-Name        Yrd. Doç. Dr. Mehmet Dursun Erdem    Destan Yayınları<br /> 42.    Docruca Türk Halk Edebiyatı Metinleri     Prof. Dr. Enver Mahmut- Dr. Nedred Mahmut <br /> T.C. Kültür Bakanlığı <br /> 43.    Romanya Dobruca  Türkleri ve Mukayeseleriyle Doğum, Evlenme ve Ölüm Adetleri     <br /> T. C. Kültür Bakanlığı<br /> 44.    Bulgarlar ve Bulgaristan Üzerine Yüzyıllık Türkçe Kaynakça <br /> M. Türker Acaroğlu    Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 45.    Makedonya ve Kosova Türklerince Kullanılan Atasözleri ve Deyimler<br /> Prof. Dr. Hamdi Hasan    Türk Dil Kurumu Yayınları<br /> 46.    Balkanlar El Kitabı    (3 Cilt)        Tarih &#8211; Çağdaş Balkanlar- Dil ve Edebiyat<br /> Karadeniz Araştırmaları Merkezi- Vadi Yyn. KaraM<br /> 47.    Balkanlar            Ortadoğu ve Balkan İncelemeleri Vakfı (OBİV)  Eren Yayınları<br /> 48.    Balkanlar                R.J. Crampton        Yayın Adayı<br /> 49.    Anadolu ve Rum Göçmenlerinin Kökeni    Georglus Nakracas    Kitabevi<br /> 50.    Ege&#8217;yi Geçerken 1923 Türk &#8211; Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi<br /> Derleyen: Renee Hırschon        Bilgi Üniversitesi Yayınları<br /> 51.    Balkanlarda Kimlik ve Egemenlik    Şule Kut        Bilgi Üniversitesi Yayınları<br /> 52.    Selanik                Merapı Anastassıadou        Tarih Vakfı Yurt Yayınları<br /> 53.    Rodos&#8217;taki Türk Eserleri ve Tarihçesi    Zeki Çelikkol        Türk Tarih Kurumu Basımevi<br /> 54.    Tuna Velayeti&#8217;nin Köy Nüfusları     Slovka Draganova    Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 55.    Osmanlı İmp. Bulgarlar ve Voynuklar      Prof. Dr. Yavuz Ercan    Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 56.    Doğu Trakya Yerli Ağzı            Selahattin Olcay    Türk Dil Kurumu Yayınları <br /> 57.    Rumeli&#8217;den Türk Göçleri        Yrd. Doç. Dr. Ahmet Halaçoğlu    <br /> Türk Tarih Kurumu Yayınları<br /> 58.    Balkanları Tahayyül Etmek         Maria Tudarava     İletişim Yayınları<br /> 59.    Ukrayna&#8217;da Osmanlılar            Mehmet İnsaşı        Yeditepe Yayınları<br /> 60.    Bahçede Bir Türk             Yionnis Xanthavlis    Galata <br /> 61.    Yücel Teşkilatı                H. Yıldırım Ağanoğlu    Rum. Türk Kül. ve Day. Dern.<br /> 62.    Balkan Savaşları            Rıchard C. Hall        Homer Kitapevi<br /> 63.    Tarih Boyunca Balkanlardan Kafkaslara Türk Dünyası Semineri Bildiriler<br /> Edebiyat Fakültesi Basımevi<br /> 64.    Balkanlarda Tasavvuf            Metin İzeti        Gelenek<br /> 65.    Osmanlı&#8217;da Sırp İsyanları        Selim Aslantaş        Kitap Yayınevi<br /> 66.    Balkan Harbi Tarihi            Aram Andonyan    Sander Yayınları<br /> 67.    Gagauzlar (Hıristiyan Türkler)        Atanas Manov        Türk Tarih Kurumu<br /> 68.    Krifçe&#8217;den Yeşil burç&#8217;a Mübadil Yaşamları    Lütfi Kuzucu            <br /> Lozan Mübadilleri Vakfı Yayınları<br /> 69.    Bitmeyen Muhacirlik            Süreyya Aytaş            <br /> Lozan Mübadilleri Vakfı Yayınları<br /> 70.    Yugoslavya&#8217;da Türk Halk Edebiyatı        Dr. İ. Güven Kaya            <br /> Boğaziçi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü<br /> 71.    Bulgaristan Türkleri Üzerine Araştırmalar Türker Acaroğlu    T.C. Kültür Bakanlığı<br /> 72.    Rıza Mollov                Nimetullah Hafız    T.C. Kültür Bakanlığı<br /> 73.    Balkanların Sesi            Akif Atakan        Rodopi-Kırcaali Yayın-Basım<br /> 74.    Osman Nuri Peremeci                        Ece Yayınları<br /> 75.    Şeyh Safi Buyruğu ve Rumeli Erkanları     Hakkı Saygı        Mert Maatbası<br /> 76.    Otman Baba Velayetnamesi        Hakkı Saygı        Saygı Yayınları<br /> 77.    Demir Baba Velayetnamesi        Hakkı Saygı        Saygı Yayınları<br /> 78.    Rumeli Erenleri             Hüsamettin Aydın    Bayrak Yayınları<br /> 79.    20. Yüzyıl Bulgaristan Türkleri Şiiri (Antoloji) Mehmet Çavuş    Yaylacık Matbası<br /> 80.    Ali Bayram                 Şiirler<br /> 81.    Mustafa Keloğlan            İğneli Heybe<br /> 82.    Urumeli&#8217;de Zaman            Şerif Baykurt        Ürün Yayınları<br /> 83.    Sensiz Olmuyor            Ali Karagöz        <br /> 84.    Balcıbük&#8217;ten Firüzköy&#8217;e            Ali Karagöz        Anadolu Matbaacılık<br /> 85.    Conference on Culture ant İdentitiy in The Balkans,         Beykent Üniversitesi<br /> 86.    Teqeja Harabatie Tetoves Dhe Roli İsaj Histarit&#8230;         Prof. Dr. Ali Vishko            Kulturar Ne Te Kolu<br /> 87.    Mapzapuma KapamusraBara npakezkaja OcmaH baba<br /> 88.    Bektashizmi Ne Shqiperi Bibliografi            Maks Gjinaj-Petrit Bezhani-Nuri Çınar</p>
<p> Dergiler</p>
<p> 1.    Hoşgörü Dergisi<br /> 2.    2023 Dergisi        Balkanlar                15 Temmuz 2006<br /> 3.    Atlas Dergisi        Farklı Sayılar</p>
<p> Fikret Otyam Eserleri<br /> &#8226;    Karasevdam Anadolum             Günizi Yayınları<br /> &#8226;    Harran Koçaklaması            Günizi Yayınları<br /> &#8226;    Hü Dost                    Pencere Yayınları<br /> &#8226;    Şiirli Fotoğraflar                Toplumsal Dönüşüm<br /> &#8226;    Ağlama Anam                Gendaş<br /> &#8226;    Can Pazarı                    Günizi Yayınları<br /> &#8226;    Ceylanlar Suya İndi                Kaynak Yayınları<br /> &#8226;    Pavli Kardeş                Günizi Yayınları<br /> &#8226;    Cancana                    Günizi Yayınları<br /> &#8226;    Dosttan Gelen Selamsın            Günizi Yayınları<br /> &#8226;    Gide Gide 1-2-3                Ok Yayınları<br /> &#8226;    Fikret Otyam                Halkbank</p>
<p> Ahmet Hezarfen Eserleri<br /> &#8226;    Ho Amca (Ho Chi Minh)<br /> Esperanto&#8217;dan Çeviri (Muhsin Yürük&#8217;le),         Habora Yay.<br /> &#8226;    Faşizmin Zindanlarında, Bulgarca&#8217;dan Çeviri (&#8220;Zad Jeleznite Reşetki &#8211; Bulgaristan&#8217;da Faşist Cezaevler Tarihi&#8221;, Ninko Kosaşki), Bilim Yay., <br /> &#8226;    17.-20. Yüzyıllarında Osmanlı Devletinde Esnaf, <br /> İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği<br /> &#8226;    Vak&#8217;anüvis Ahmet Lütfi Efendi Tarihi&#8217;nin 1. Cildi,     Tarih Vakfı Yayınları<br /> &#8226;    Rumeli ve Anadolu Ayan ve Eşkıyası, (2. Cilt)     Kaynak Yayınları<br /> &#8226;    Japonya (Tarih Tezi Işığında)             Tarih Bilimi Kitapları<br /> Dr. Hikmet Kıcılcımlı, (Osmanlıca&#8217;dan Çeviri)                 <br /> &#8226;    Osmanlı Arşivi&#8217;nde Mühimme ve İrade Defterleri&#8217;nde Aleviler-Bektaşiler, (130 Adet Orijinal Belge / Osmanlıca &#8211; Türkçe),<br /> Karacaahmet Sultan Kültür Derneği<br /> &#8226;    Osmanlı Belgelerinde Dersim Tarihi,         Etik Yayınları<br /> &#8226;    Osmanlı Belgelerinde Diyarbakır Tarihi         Etik Yayınları<br /> &#8226;    Tarihi Belgeler Işığında Kızıldeli Sultan (Seyit Ali Sultan) Dergahı,<br /> CEM Vakfı Yayınları</p>
<p> </span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/rumelide-yedi-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Kızıldeli Sultan Gezi Notları</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kyzyldeli-sultan-gezi-notlary-2/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/kyzyldeli-sultan-gezi-notlary-2/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 07 Dec 2007 15:08:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[AYHAN AYDIN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kyzyldeli-sultan-gezi-notlary-2/</guid>
				<description><![CDATA[Ayhan AYDIN Yunanistan, 15/18 Nisan 2005 Prof. Dr. Cemal Kafadar&#8217;ın danışmanlığını yaptığı ve bug&#252;ne kadar olduk&#231;a emek verildiği anlaşılan Şeyh Bedreddin Belgeseli&#8217;ni hazırlayan Ajans 21 ekibiyle d&#252;şt&#252;k yollara. T&#252;rklerin Balkanlar&#8217;daki ilk yerleşim b&#246;lgesi olan Batı Trakya T&#252;rk topraklarına&#8230; T&#252;rkl&#252;ğ&#252;n soluk alıp vermeye devam ettiği, iliklerimize kadar akıncıların ve erenlerin kutlu nefeslerini hissettiğimiz emsalsiz g&#252;zellikteki yaylalara ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> Ayhan AYDIN<br /> Yunanistan, 15/18 Nisan 2005  </p>
<p> Prof. Dr. Cemal Kafadar&rsquo;ın danışmanlığını yaptığı ve bug&uuml;ne kadar olduk&ccedil;a emek verildiği anlaşılan Şeyh Bedreddin Belgeseli&rsquo;ni hazırlayan Ajans 21 ekibiyle d&uuml;şt&uuml;k yollara. <br /> T&uuml;rklerin Balkanlar&rsquo;daki ilk yerleşim b&ouml;lgesi olan Batı Trakya T&uuml;rk topraklarına&#8230; T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml;n soluk alıp vermeye devam ettiği, iliklerimize kadar akıncıların ve erenlerin kutlu nefeslerini hissettiğimiz emsalsiz g&uuml;zellikteki yaylalara doğru uzandık&ccedil;a sevincimiz sevin&ccedil;lerimize karıştı da i&ccedil;imiz bir başka balkıdı Ahmet Hezarfen&rsquo;le, bu kutsal topraklarda. </p>
<p> Nihayetinde 15/18 Nisan tarihlerinde, yani &uuml;&ccedil; g&uuml;nl&uuml;k bir gezi de olsa, bu gezinin &ccedil;ok yararlı olduğa inanıyorum. <br /> Sanat Y&ouml;netmeni Nurdan Arca ismi; bu yola g&ouml;n&uuml;l vermiş sadece iyi bir belgeselcinin merakı, bilgisi ve hayranlığıyla değil de, tarihimize, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;ze, inan&ccedil;larımızın zenginliğine de aynı aşkla bakan g&uuml;zel bir isim olarak beliriyor. <br /> Ona yardımcı olan &ccedil;alışma disiplinini daha ilk g&uuml;nden g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z g&ouml;r&uuml;nt&uuml; y&ouml;netmeni Mete Şener Bey, yine ekibin diğer elamanları Tuce, Togay, Serkan ve Canan (Balan) her gittikleri yeri, her g&ouml;rd&uuml;kleri objeyi inceleme merakında olan insanlar.</p>
<p> Edirne, Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;de Uzunk&ouml;pr&uuml;<br /> &nbsp;<br /> Edirne&rsquo;ye doğru yol alırken ger&ccedil;ekten de bir zamanlar &ccedil;ok &ouml;nemli bir işlevi g&ouml;ren ve ger&ccedil;ek anlamıyla uzun mu uzun bir k&ouml;pr&uuml; olan Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;n&uuml;n bulunduğu Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;ye yolumuz sapıyor. <br /> Ger&ccedil;ekten ben daha &ouml;nce de fark etmiş, aklımdan ge&ccedil;irmiştim, b&ouml;ylesine kıymetli tarihi bir yapıya sahip olduğumuzun tam anlamıyla farkında mıydık acaba?<br /> Belki de d&uuml;nyanın elle yapılan, en eski en b&uuml;y&uuml;k taş k&ouml;pr&uuml;lerinden birisi olan Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;n&uuml;n ne ifade ettiğini tam kavrayabiliyor muyuz? <br /> Hi&ccedil; sanmıyorum. <br /> Neredeyse yarısı şimdi &ccedil;amurlar i&ccedil;inde yok olmaya terk edilmiş gibi g&ouml;r&uuml;nen, tarihin b&uuml;y&uuml;k y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmesi yetmiyormuş gibi hala insanlara hizmet vermeyi s&uuml;rd&uuml;r&uuml;rken en ufak bir vefa borcu &ouml;denmeden hala hala, hi&ccedil;bir bakım yapılmadan hizmet beklenen, hem de yine de hi&ccedil;bir karşılık beklemeden hizmet etme aşkını da kaybetmemiş bu ata yadigarı ulu k&ouml;pr&uuml;y&uuml; tekrar bu sefer daha yakından ve başka bir g&ouml;zle izlerken kafama başka d&uuml;ş&uuml;nceler de geliyor. Aşağıda anlatacağım &ouml;rneklerde olduğu gibi, T&uuml;rk varlığına karşı Yunan hoşg&ouml;r&uuml;s&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, tarihi eserlerimizi tahrip etme yarışlarını yanarak, i&ccedil;imiz kan ağlayarak anlatıyoruz da, kendi yurdumuzda, kendi tarihimize yaptığımız haksızlığı, değil haksızlığı vahşiliği niye dile getirmeyelim?<br /> Hele şimdi yakın il&ccedil;elerin t&uuml;m&uuml;yle zehir akıtan kimyevi fabrika atıklarının boşaltıldığı, bir d&ouml;nemin Hali&ccedil;&rsquo;ine benzemeye başlayan bu alan i&ccedil;in, simgesel değerini bile yitirmek &uuml;zere olan Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;ye biraz ilgi, biraz şefkat dilemek devlet b&uuml;y&uuml;klerimizden &ccedil;ok şey mi istemek olur? <br /> Yoksa nank&ouml;rce yok etmeye başladığımız k&uuml;lt&uuml;rel değerlerimizin yanı sıra birer sanat ve uygarlık abideleri olan tarihi eserlerimize sahip &ccedil;ıkmak T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml;n, insanlığın ta kendisi değil midir?<br /> Eğer kendi değerlerimizi b&ouml;yle hoyrat&ccedil;a yok edersek, elin Yunan&rsquo;ının yaptığına ne demek d&uuml;şer bize?<br /> Bizden sonraki torunlarımıza; ABD.&rsquo;de olduğu gibi,&nbsp; ancak son birka&ccedil; y&uuml;z yılda yapılan, o da eskisini bin kere arattıran eserlerle mi soylu, b&uuml;y&uuml;k ge&ccedil;mişimizi g&ouml;stereceğiz?<br /> Haa! Bazıları&nbsp; diyebilir, yahu o kadar &ccedil;ok eser var ki, nasıl olsa birka&ccedil; tanesi gelecek nesile kalabilir!?<br /> Evet doğrudur, bazı eserler sonsuza kadar yaşar, yaşamlarını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;rler. <br /> Ama yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n ger&ccedil;ekten en b&uuml;y&uuml;k a&ccedil;ık hava m&uuml;zesi olan g&uuml;zel yurdumuzun her karış toprağının bir hazineyi barındırması, onları &ccedil;ok devasa olmayan b&uuml;t&ccedil;elerle onarıp, koruyup, hem bug&uuml;ne, hem geleceğe daha sağlıklı aktarmanın ne y&uuml;k&uuml; var bize?<br /> Yoksa ger&ccedil;ekten de biraz barbarlık mı var bizde de?<br /> Yoksa ger&ccedil;ekten biraz hayınlık mı var bizde de?<br /> Yoksa ger&ccedil;ekten bazı uluslar gibi şuursuzlaştırılıyor muyuz bizde de?<br /> Yoksa ge&ccedil;tiğin yerleri toprak diyerek ge&ccedil;me, tanı, diyen b&uuml;y&uuml;k şairin dizelerini hala okuyup anlıyamamış mıyık?<br /> Aman ha, aman ha diyorum, kendi kendime.<br /> Aman ha!<br /> Yok. Yok b&ouml;yle bir şey. &Ouml;yle şey olur mu? Biz b&ouml;yle şuursuzlaşamaz, diyorum kendi kendime.<br /> Tarihimizden, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;zden, hoşg&ouml;r&uuml;m&uuml;zden, anlayışımızdan &ouml;d&uuml;n verirsek;&nbsp; kucaklayıcı, bağışlayıcı olmaktan &ccedil;ıkarsak, yapıcı olamazsak, &uuml;retemezsek, bir&ccedil;ok millet gibi yok olur gideriz bizler de. <br /> Bu d&uuml;ş&uuml;ncelerle bu gezi i&ccedil;in &ouml;zel tutulmuş sağlam m&uuml;nib&uuml;sle Yunanistan sınırlarına doğru yaklaşıyoruz. <br /> Pazarkule&rsquo;den Yunanistan&rsquo;a ge&ccedil;erken sınır kapılarında hem n&ouml;bet bekleyen askerlerimizi, hem de sabaha kadar &ccedil;alışan g&ouml;revlileri de g&ouml;rm&uuml;ş oluyoruz. <br /> Bize candan davranan g&ouml;revliler, memurlar, polisler bizlere &ccedil;ay bile hazırlıyorlar, dost&ccedil;a sohbetimize katılıyorlar, dertlerini anlatıyorlar. <br /> Ge&ccedil; vakit vardığımız Yunanistan Dimetoka&rsquo;da Hotel Hermes&rsquo;te kalıyoruz. </p>
<p> 16 Nisan Cumartesi</p>
<p> Bug&uuml;nk&uuml; program &ccedil;ok y&uuml;kl&uuml;. <br /> Kent merkezini gezeceğiz, tarihi kalede ve kent merkezindeki ecdatlarımızdan geriye kalan eserleri g&ouml;rme şansımız olacak. <br /> Daha sonra ise &ccedil;ekim ekibinin amacına uygun olduğu gibi bizim i&ccedil;in de tarihi bir şans olacak Şeyh Bedreddin&rsquo;in doğduğu kente gideceğiz. </p>
<p> Dimetoka (Didymoteichon)</p>
<p> Dimetoka (Didymoteichon) bir Anadolu kasabasını hatırlatıyor. <br /> Y&uuml;ksek&ccedil;e bir tepenin engininde tarihi bir kale, onun &ouml;n&uuml;nde tarihi binalarla &ouml;r&uuml;l&uuml; k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kent. <br /> Kale Bizanslılar d&ouml;neminden kalma ama yoğun bir şekilde T&uuml;rk damgası da yemiş. Ger&ccedil;ekten de iyi korunmuş olan kalenin bur&ccedil;larından kentin değişik noktalarını g&ouml;rmek olası. <br /> Olduk&ccedil;a sert bir r&uuml;zgar esiyor. Ahmet Bey arabada kalıp, kitap okumayı yeğliyor. <br /> Kale&rsquo;nin Kızıldeli Suyu&rsquo;nu g&ouml;ren burcunda Prof. Dr. Cemal Kafadar&rsquo;la s&ouml;yleşi yapıyorum. 1913&rsquo;le kadar on, onbeş civarında camiinin bulunduğu, y&uuml;zlerce T&uuml;rk eserini barındıran Dimetoka&rsquo;da (Didymoteichon) hem T&uuml;rk n&uuml;fusu, hem de T&uuml;rk eserleri olduk&ccedil;a azalmış.<br /> Doksan yıl &ouml;nce &ccedil;ok canlı bir İslami yapının olduğu kentte bundan bug&uuml;n pek bir eser kalmamış. <br /> Kentin T&uuml;rkler tarafından fethiyle ilgili farklı tarihlerden bahsedildiğini s&ouml;yleyen Kafadar, kentin 1360/70 arasında fethedildiğini s&ouml;yl&uuml;yor.<br /> Hacı İlbey tarafından fethedilen kent &ouml;nemli bir T&uuml;rk yerleşim birimi oluyor. <br /> Kafadar&rsquo;ın verdiği bilgiye burada Kızıldeli Sultan&rsquo;ın bir de makamı varmış. <br /> Tarihi kalenin yakınlarında &ccedil;ok eski devirlerden kaldığı anlaşılan b&uuml;y&uuml;k bir tapınak dikkat &ccedil;ekiyor. <br /> Hıristiyanlığa ait &ccedil;eşitli fig&uuml;r kabartmalarının yer aldığı tapınak da sunaklar, &ccedil;ile odaları dikkat &ccedil;ekiyor. <br /> Burada olduk&ccedil;a eski bir &ccedil;an kulesinin yanında bir &ccedil;ok eski T&uuml;rk konağına benzer bir yapı dikkat &ccedil;ekiyor. <br /> &ldquo;Kale gezintilerimize katılan&rdquo;&nbsp; bir Yunan polisi, birden saygısızlığı abartarak elinde tespih sallaya sallaya bize m&uuml;dahale eder gibi, a&ccedil;ık&ccedil;ası da bizi bir an &ouml;nce buradan ayrılmamız i&ccedil;in ekibi taciz ediyor. Bu durum bizde soğuk bir duş etkisi yapıyor.<br /> Kalenin dibindeki kafeden &ccedil;aylarımızı, kahvelerimizi i&ccedil;iyoruz. <br /> Burada &ccedil;ok yaygın bir i&ccedil;ecek de soğuk kahve. Yani buzlu kahve. <br /> Kentin hemen kenarından ise bizim i&ccedil;in daha da &ouml;zel anlamı olan Kızıldeli &Ccedil;ayı akıyor.&nbsp; <br /> Dimetoka&rsquo;nın&nbsp; (Didymoteichon) T&uuml;rkler tarafından fethedilmesinin &uuml;zerinden altı y&uuml;z yıl ge&ccedil;miş. <br /> T&uuml;rl&uuml; y&ouml;ntemlerle T&uuml;rk n&uuml;fusu azaltılmaya &ccedil;alışılsa da nafile her yerde T&uuml;rk&ccedil;e sesleri geliyor. <br /> Koca bıyıklarıyla, giyim kuşamlarıyla T&uuml;rkler, hele de bu Yunanistan&rsquo;da, yıldız gibi parlıyorlar kentte. <br /> Nihayetinde bir&ccedil;oğuyla konuşuyoruz, dertleşiyoruz. <br /> Civar k&ouml;ylerde bir&ccedil;ok ziyaret yerinin, t&uuml;rbenin olduğunu sadece yazılı metinlerde değil de, canlı varlıklardan da duymuş oluyoruz. </p>
<p> Ulu Camii (Yıldırım Beyazıt Camii)</p>
<p> Kentin merkezine hakim, daha doğrusu ilk kurulan &ccedil;arşının ana merkezini teşkil eden Ulu Camii, yani Yıldırım Camii t&uuml;m ihtişamıyla ayakta duruyor. <br /> Minaresinin tepesini tahrip etseler de (bir bilgiye g&ouml;re bunu buraları işgal eden Bulgarlar yapmış) &ouml;yle b&uuml;y&uuml;k, &ouml;yle b&uuml;y&uuml;leyici ve etkileyici ki bu camii insan b&uuml;y&uuml;k hayranlıkla bakakalıyor. <br /> &Ouml;yle ya taa 1420 yılında tamamlanan ve kapılarında, duvarlarında, pencerelerinde taş işlemeciliğinin en g&uuml;zel &ouml;rneklerinin bulunduğu ve iki ayrı kapısındaki kitabeleri (&ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r ki) &ccedil;ok iyi korunmuş olarak muhafaza olmuş bu camii T&uuml;rkler&rsquo;in buralardaki hakimiyetinin silinemez, &ouml;l&uuml;ms&uuml;z bir abidesi olarak yaşamaya devam ediyor. <br /> 1390 yılında başlamasına rağmen araya giren Fetret Devri nedeniyle daha ge&ccedil; tamamlanan camiinin bitirilişi Şeyh Bedreddin&rsquo;in asılışından 3-4 yıl sonra tamamlanabiliyor. <br /> Sınırdan girişimizden itibaren vardiya değiştirerek zaman zaman iki otomobille bizleri takip eden Yunan sivil polisleri camii &ccedil;evresinde bu kadar kalıp bu kadar &ccedil;ekimler yapılmasına ne diyorlar bilmiyorum ama, bu &ccedil;ekimler &ccedil;evrede de bayağı ilgi topluyor. </p>
<p> Kent Merkezi</p>
<p> Kent merkezindeki d&uuml;kkanlar &ccedil;ok g&uuml;zel dizayn edilmiş, tarihi yapılar kadar, modern yapılar da dikkat &ccedil;ekiyor. <br /> Her yerde olduğu gibi gen&ccedil;ler burada da cıvıl cıvıl. <br /> Hemen camiinin karşısında bug&uuml;n artık &ccedil;ok az bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; ayakta kalabilmiş bir hamamdan arta kalanları fotoğraflıyorum. <br /> Bunun yanında tipik T&uuml;rk konakları bakımsızlıktan neredeyse &ccedil;&ouml;kmek &uuml;zereler. <br /> Girdiğimiz bir lokantadaki yemekler ise T&uuml;rk yemekleriyle hemen hemen aynı. Bu arada yemeklerde, salatalarda &ccedil;ok bol zeytinyağı kullanıldığını s&ouml;yleyelim. <br /> G&uuml;milc&uuml;ne&rsquo;den&nbsp; (Komitini)&nbsp; iş i&ccedil;in buraya gelmiş bazı T&uuml;rklerle sohbet ediyoruz. <br /> Dertleşmemizde insanların b&uuml;y&uuml;k problemleri g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne seriliyor. İşsizliğin azgınlaştığı, alım g&uuml;c&uuml;n&uuml;n kalmadığı Yunanistan&rsquo;daki sıkıntılar g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne serilirken, buradaki T&uuml;rkler T&uuml;rkiye&rsquo;nin d&ouml;rt nala, arkasına &ouml;n&uuml;ne bakmadan nasıl AB.&rsquo;ye b&ouml;yle f&uuml;tursuzca koştuklarına şaştıklarını s&ouml;yl&uuml;yorlar.<br /> &Ccedil;&uuml;nk&uuml; AB.&rsquo;den sonra Yunanistan&rsquo;da yaşayan insanların durumu daha da k&ouml;t&uuml;leşmiş.<br /> Tabii bu arada bir Allah&rsquo;ın Şiranlısı ben miyim bu kutsal Balkan topraklarında diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken nereden bilecektim hızlı kaptan, gen&ccedil; s&ouml;f&ouml;r Hasan Yayla&rsquo;nın da Şiran&rsquo;lı olduğunu. &ouml;ğrenince şaşmamak elde değildi doğrusu. <br /> &Ouml;yle ya, G&uuml;m&uuml;şhane Şiran nere, Dimetoka (Didymoteichon)&nbsp; nere? <br /> Hem siz şu işe bakın Dimetoka&rsquo;da Allah&rsquo;ın iki Şiran&rsquo;lısı var aynı anda?</p>
<p> Simavne (Samavna &#8211; Kyprinos)</p>
<p> B&uuml;y&uuml;k T&uuml;rk d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml; ve eylem adamı Şeyh Bedreddin&rsquo;in doğduğu kente gitmek tarihin i&ccedil;inde, sanki uzay gemisinde yolcuğa &ccedil;ıkmak gibi bir his veriyor insana. <br /> &Ouml;yle ya, adına nice kitaplar yazılan, şiirler dizilen, adı destanlaşan bir b&uuml;y&uuml;k T&uuml;rk &ouml;nc&uuml;s&uuml;n&uuml;n doğup b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml; toprakları g&ouml;rmek, o devirden bug&uuml;ne kadar nelerin kalıp-kalmadığını merak etmek elbette bizim hakkımız. <br /> Cemal Kafadar&rsquo;ın verdiği bilgilere g&ouml;re Simavne (Samavna &#8211; Kyprinos), Dimetoka (Didymoteichon), Kum&ccedil;iftliği (Orestiada) b&ouml;lgeleri olduk&ccedil;a verimli araziler oldukları i&ccedil;in &uuml;st d&uuml;zey devlet b&uuml;y&uuml;klerinin &ouml;nemli oranda haslarını yani &ouml;nemli toprak par&ccedil;alarını oluşturan yerleşim birimleriymiş buralar. <br /> II. Beyazıt olsun L&uuml;tfi Paşa olsun burada &ouml;nemli has arazilerine sahipmişler. Emeklilik d&ouml;nemlerinde zamanlarını burada ge&ccedil;irme d&uuml;ş&uuml;nceleri olan y&ouml;neticiler bu verimli ve &ccedil;ok g&uuml;zel arazilerden toprak almışlar. <br /> Şeyh Bedreddin&rsquo;in doğduğu yer aslında &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir yerleşim birimiymiş. <br /> Şeyh Bedreddin&rsquo;in babası da muhtemelen k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir m&uuml;frezeyle burayı fethetmiş. <br /> Burada bir arkeolojik kazı yapılsa kentle ilgili &ouml;nemli kalıntılara ulaşılabilir. <br /> Belki burada &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir kale yokmuş ama en azından devrin &ouml;zelliklerini yansıtan palanka denen tahta ve kerpi&ccedil; karışımı k&uuml;&ccedil;&uuml;k kale benzeri yapıların olabileceğini s&ouml;yleyen Kafadar y&ouml;reyle ilgili ayrıntılı bilgi veriyor. <br /> Ama yine y&ouml;reyi ve b&ouml;lgenin tarihini &ccedil;ok iyi bilen ger&ccedil;ekten &ccedil;ok iyi bir danışman olan Cemal Kafadar&rsquo;ın &ouml;nerisine nasıl hayır diyebiliriz; b&ouml;lgedeki Ece Sultan&rsquo;ın makamını nasıl ziyaret etmeyiz. <br /> O Ece Sultan ki Balkanlar&rsquo;ın, Batı Trakya&rsquo;nın kapılarını T&uuml;rkler&rsquo;e ilk a&ccedil;an alperenlerden, b&uuml;y&uuml;k komutanlardan, b&uuml;y&uuml;k kumandanlardan. <br /> Ama bir de neyle karşılaşalım t&uuml;rbeyi ziyaret etmek i&ccedil;in &ccedil;ıktığımız virajlı yoldan sonra dersiniz?<br /> Ger&ccedil;ekten g&ouml;rd&uuml;klerimizden sonra buradaki T&uuml;rklerin durumunun ne derece i&ccedil;ler acısı olduğunu daha iyi kavradık.</p>
<p> Kum&ccedil;iftliği (Orestiada), Lepti K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde<br /> Ece Sultan&rsquo;a Yapılan Saygısızlık</p>
<p> Her seferinde T&uuml;rkleri barbar ilan edip, tarihe, inanca saldırdıklarından dem vuran Yunanlı komşularımız asıl saygısızlığı kendilerinin yaptıklarının farkındalar mı acaba?<br /> Bizler samimiyetle T&uuml;rk &#8211; Yunan Dostluğu diyoruz, ama onların yaptıklarına tanık olduk&ccedil;a esas mesafe kat etmesi gerekenlerin T&uuml;rkler değil de, Yunanlılar olduğu anlaşılıyor. <br /> T&uuml;rkleri Hıristiyan inancına, kiliselere, tarihi eserlere saygısızlık yapmakla su&ccedil;layan Yunanlıların, en azından bir kısmının, saygısız insanlar olduklarını bu gezimle daha iyi g&ouml;rd&uuml;m. <br /> Bir kere binlerce camii, tekke, hamam, mezarlık, mezar taşları, k&ouml;şk gibi T&uuml;rk tarihi eserlerini tahrip eden bazı Yunanlılar, T&uuml;rkler&rsquo;e ait her şeye d&uuml;şmanca bakıyorlar. <br /> Bundan maalesef ama maalesef Ece Sultan&rsquo;ımız da nasibi almış.<br /> Yine b&ouml;lgedeki yerleşim birimlerinden olan Kum&ccedil;iftliği (Orestiada), Lepti K&ouml;y&uuml;&rsquo;ne yakın, b&uuml;y&uuml;k bir tepelik &uuml;st&uuml;nde, cam ağa&ccedil;ları i&ccedil;indeki t&uuml;rbesi tahrip edilip, yok edilerek, kutsal mezarı kazınarak talan edilen Ece Sultan&rsquo;ınızın t&uuml;rbesinin bulunduğu alan &uuml;zerine her şeyiyle &ccedil;ok yeni olduğu g&ouml;r&uuml;len bir kilise kondurmuş Yunanlılar. <br /> Hemen yakınlarından hi&ccedil;bir evin olmadığı (yakında sadece bir restorantın işletildiği) bu alanda kilise ni&ccedil;in kurulur? <br /> Ni&ccedil;in başka bir inan&ccedil; ve k&uuml;lt&uuml;r unsuruna bu kadar tahamm&uuml;ls&uuml;zl&uuml;k g&ouml;sterilir? <br /> Anlamak m&uuml;mk&uuml;n değil?<br /> Her zaman yaptığım gibi zaman olmasa da biraz &ccedil;evreyi dolaşıyorum. <br /> Evet acı tabloyu yine maalesef&nbsp; ben g&ouml;r&uuml;yorum. <br /> Kilisenin bulunduğu alana &ccedil;ok uzak olmasa da bir tarlaya atılmış hen&uuml;z t&uuml;m&uuml;yle yok edilememiş, &ccedil;ok ş&uuml;k&uuml;r ki parampar&ccedil;a edilmemiş, t&uuml;rbeden arta kalanları buluyorum. <br /> Evet bunlar t&uuml;m&uuml;yle bir t&uuml;rbeden kalanlar. <br /> Kesme taşlar, birleştirildiğinde oval bir t&uuml;rbe girişi olacak ve eritilmiş demirlerle birbirlerine tutturulmuş taş bloklar, t&uuml;rbe kapısı ve nihayetinde bir mezar taşı. <br /> Bulunduğu alandan s&ouml;k&uuml;l&uuml;p atılan bu ecdadımızın hazineleri, bize miras kalmasın, T&uuml;rkl&uuml;k bilinci buralardan silinsin, diye s&ouml;k&uuml;l&uuml;p bir tarlaya atılıyor. <br /> Ayrıca bize yine şans yardım ediyor. <br /> Hindi &ccedil;obanlığı yapan bir T&uuml;rk bayandan kesik kesik de olsa bazı bilgiler almaya &ccedil;alışıyoruz. <br /> Her şeyi ulu orta s&ouml;yleyen bu kardeşimiz şifa bulmak i&ccedil;in insanların t&uuml;rbenin yakınlarında yattıklarını, buraya her taraftan insanların geldiklerini, kilisenin daha yeni yapıldığını, her sene insanların burada toplanıp kurban kestiklerini s&ouml;yl&uuml;yor. <br /> Hatta şimdi yok edilen kurban kesilen alanları bize g&ouml;steriyor.<br /> &Ccedil;aban Ece Sultan&rsquo;ı telaffuz ederken; İce Sultan, diyor. Dimitrini&rsquo;nin annesi burayı bekliyor. Bek&ccedil;i o diyor. Anlaşılan bir Hıristiyan T&uuml;rbedar buraya bakıyormuş, veya şu andaki kiliseyi kastederek bunu s&ouml;yl&uuml;yor. Ama nerede o?, diyince &ldquo;işliy&rdquo; o diyor. </p>
<p> Ece Sultan<br /> &nbsp;<br /> Prof. Dr. Cemal Kafadar&rsquo;ın verdiği bilgilere g&ouml;re zaman zaman Yakup Ece, Ecce Sultan olarak da isimlendirilen Ece Sultan bu b&ouml;lgenin fethine katılmış ilk &ouml;nc&uuml; alperenlerden. <br /> Kızıldeli Sultan Menakıbnamesi&rsquo;nde de ismi ge&ccedil;en ve Hacı İlbey, Gazi İsrail, Fazıl&rsquo;la ismi ge&ccedil;en Ece Sultan&rsquo;ın Eceabad&rsquo;da da ismini veren komutan olduğuna inanılıyor. <br /> Bu insanlar Trakya&rsquo;nın fetih ve iskanında sorumlu olan &ouml;nc&uuml;ler. <br /> Ece Sultan&rsquo;ın birka&ccedil; makamının bulunduğu da s&ouml;yleniyor. <br /> Cemal Kafadar Ece Sultan&rsquo;ın buradaki t&uuml;rbesinin yerini aynen İznik Yenişehir&rsquo;de bulunan Postunpuş Baba T&uuml;rbesi&rsquo;ne &ccedil;ok benzetiyor. Y&uuml;ksek&ccedil;e bir tepelik alanda, &ccedil;am ağa&ccedil;ları i&ccedil;indeki t&uuml;rbe s&uuml;rekli ziyaret edilen bir mekanmış. </p>
<p> Simavne (Samavna &#8211; Kyprinos)</p>
<p> Şu anda Gagavuzların yani Hıristiyan T&uuml;rkler&rsquo;in konakladıkları k&ouml;y&uuml;n dışında, daha &ouml;nce burayı ziyaret etmiş olan Cemal Kafadar&rsquo;ın g&ouml;sterdiği alanda bir camiinin kalıntılarını g&ouml;r&uuml;yoruz. <br /> Buraya kalıntı demek ne derece m&uuml;mk&uuml;n bilemiyorum. K&ouml;yde s&ouml;yleştiğimiz insanlar buradaki camii gayet iyi hatırlıyorlar. Ama maalesef bug&uuml;n tek bir duvarının, tek bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; bile ayakta değil.<br /> Kente hakim bir tepelik alanda kalenin olma ihtimali y&uuml;ksek. Ama tam anlamıyla nerede olduğunu bilemiyoruz. <br /> Uzaktan Meri&ccedil;&rsquo;in aktığı alan g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. <br /> Yeni yapılmış bir kilisenin bulunduğu k&uuml;&ccedil;&uuml;k kent (k&ouml;y)&rsquo;de aslında tarihe dair &ccedil;ok şeyler var. <br /> K&ouml;y merkezinde bir kahvehaneye gidiyoruz. <br /> &Ouml;zellikle eski kuşak T&uuml;rk&ccedil;e konuşabiliyor. <br /> Bir rehberin yardımıyla yine tarihi bir mekanın olduğu yere hareket ediyoruz. Anlatılana g&ouml;re burası esas kalenin olduğu alanmış. <br /> &Ccedil;evresinde d&uuml;zl&uuml;kler olsa da kente hakimliğine ve y&uuml;ksekliğine bakarak bir kale alanı i&ccedil;in uygun bir yer olduğunu g&ouml;rebildiğimiz bu y&uuml;ksek alanda kalıntılar zaten bir binadan bize arta kalanları g&ouml;steriyor. <br /> En u&ccedil; en y&uuml;ksek noktadan &ouml;yle g&uuml;zel bir manzara bakıyorum ki g&ouml;r&uuml;lmeye değer doğrusu.<br /> Baharın getirdikleri yanında zaten binlerce yıldır burada olan tabii g&uuml;zellikler muazzam. <br /> T&uuml;rk sınırına olduk&ccedil;a yakın olan bu alanın az ilerisinden Edirne&rsquo;den Selimiye Cami&rsquo;nin minarelerinin g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; bile s&ouml;yleniyor. <br /> Engebeli alan şimdi yemyeşil. <br /> Rehberin anlattıklarına g&ouml;re burada o kadar b&uuml;y&uuml;k su yatakları varmış ki, askerler bile bu su yataklarından gizlice girip ilerlemişler. <br /> Hatta Dimetoka (Didymoteichon) kalesinden bile daha &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; bir şekilde buradaki kalenin fethedilmesi &ouml;yk&uuml;s&uuml;nde de Rumların kurnazlık sonucunda kendi askerlerini b&uuml;y&uuml;k (rehber bunu ispatlamaya &ccedil;alışıyor) su kuyularından, yataklarından&nbsp; ge&ccedil;irerek kalenin m&uuml;dafaasında kullandıkları y&ouml;n&uuml;nde bilgi veriliyor. <br /> Bunların ne kadar doğru olduğunu bilemiyoruz ama en azında burada &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k su yataklarının olduğunu, bir kale s&ouml;ylencesinin doğduğuna anlıyoruz. </p>
<p> Kırkpınar</p>
<p> Daha sonra hep beraber meşhur Kırkpınar&rsquo;a gidiyoruz. <br /> Evet yanlış okumadınız, Kırkpınar&rsquo;a. <br /> Yani asıl Kırkpınar&rsquo;ın olduğu, g&uuml;reşlerin yapıldığı, pınarın aktığı alana doğru ilerliyoruz. <br /> T&uuml;rkler g&uuml;reş&ccedil;i bir millet oldukları i&ccedil;in bu konuda da b&uuml;y&uuml;k bir anlatı geleneğimiz oluşmuştur. <br /> Bu s&ouml;ylencelerden birisi de yine alperenlerin g&uuml;reşlerine ilişkin olanlarıdır. <br /> Komutanlar, erler, &ouml;nc&uuml;ler yiğit ve kahraman insanlar olarak &uuml;nlenirken aynı zamanda i&ccedil;lerinden &ccedil;ok fazla g&uuml;reş&ccedil;i de &ccedil;ıkmıştır. <br /> G&uuml;reş bir ata sporu olarak &ccedil;ok uzun y&uuml;zyıllardan g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze, bizlere hediye kalan bir k&uuml;lt&uuml;r unsurumuzdur. <br /> G&uuml;&ccedil;l&uuml;, kuvvetli, babayiğit erler, gen&ccedil;ler g&uuml;reş tutarak bu &ouml;zelliklerini ispata y&ouml;nelirler. G&uuml;nler s&uuml;ren m&uuml;sabakalar yapılır. &Ouml;zel g&uuml;reş alanları kurulur. Hatta bunun i&ccedil;in panayırlar oluşturulur. Haftalarca s&uuml;ren yarışmalar d&uuml;zenlenir&#8230; <br /> B&uuml;y&uuml;k m&uuml;cadeleler sonucunda kazananlar b&uuml;y&uuml;k iltifatlarla &ouml;d&uuml;llendirilirler. <br /> Bu insan i&ccedil;in bir b&uuml;y&uuml;k &ouml;v&uuml;n&ccedil; kaynağıdır. <br /> Ama g&uuml;reşte en &ouml;nemli yararlardan birisi hi&ccedil; ş&uuml;phesiz insanların bir nevi antramanlı, din&ccedil; olmalarını da sağlayan bir uğraş olmasıdır. İnsanları kaynaştıran, yakınlaştıran, bir sosyal etkinlik olarak g&uuml;reşle ilgili bir&ccedil;ok kitap yayınlandı. <br /> Bu arada elbette Kırkpınar&rsquo;la da ilgili yayınlanmış olabilir en azından, buradan bahsedilmiştir, diğer kitaplarda. <br /> Ama ben her zaman olduğu gibi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml; anlatacağım. <br /> Yine Cemal Kafadar&rsquo;ın rehberliğinde Kırkpınar olarak isimlendirilen alana gittik.<br /> Burası ana karayoluna yakın bir mevkide, her ne kadar bakımsızlık i&ccedil;inde derelik/tepelik bir alan gibi g&ouml;r&uuml;nse de ger&ccedil;ekten d&uuml;md&uuml;z bir alanla &ccedil;evrili geniş bir d&uuml;zl&uuml;k i&ccedil;inde bir mevki.<br /> Ve de yanı başında ger&ccedil;ekten de &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir pınar akıyor. <br /> Kırkpınar ismi de elbette akan kırk tane pınardan geliyor. <br /> S&ouml;ylenceye g&ouml;re kırk er g&uuml;reş g&uuml;reşe birbirin yene yene g&uuml;nler s&uuml;ren bir m&uuml;sabakadan sonra aşırı yorgunluk ve g&uuml;reşin etkisiyle vefat ediyorlar ve kırk g&uuml;reş&ccedil;inin &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; bu yerde kırk pınar akmaya başlayınca buraya bu isim veriliyor. <br /> Yine bir başka s&ouml;ylence g&ouml;reyse b&ouml;lgenin en yiğit g&uuml;reş&ccedil;iler &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir etkinlik i&ccedil;in burada g&uuml;reşe tutuşuyorlar, kırk pınarın aktığı bu alan zamanla g&uuml;reşlerin yapıldığı bir yer olarak &uuml;nleniyor ve tarihte de Kırkpınar G&uuml;reş Alanı olarak dile getirilir oluyor. </p>
<p> Kızıldeli Sultan&rsquo;a Doğru</p>
<p> Yine bu uzun yolları, &ccedil;eşitli saat dilimlerinde n&ouml;bet değiştirerek ve bizi rahatsız edecek şekilde burnumuzun dibine kadar sokulan Yunan polisinin g&ouml;lgesinde ge&ccedil;iyoruz. <br /> Bu arada acı bir olay ise, kalenin yerini bulmada bize rehberlik eden kişinin polislerce engellenmesi ve kendisiyle uzun uzun konuşulduktan sonra bize bir şey s&ouml;yleyemeden bizi terk etmesi oluyor. <br /> Yani a&ccedil;ık&ccedil;ası &ccedil;alışmalarımıza da m&uuml;dahale ediliyor. <br /> Bizler Kızıldeli Sultan&rsquo;a yaklaştığımızda bu sefer buraya gidemeyeceğimiz resmen Yunan polisi tarafından bizlere iletiliyor. <br /> &Ccedil;ekim i&ccedil;in resmi izin almamıza rağmen engellenmemiz doğrusu işin nereye vardırıldığını g&ouml;steriyor. <br /> AB. &Uuml;yesi bir &uuml;lkenin resmi izin alınmasına rağmen insanların seyahatlerini, &ccedil;ekim yapmalarını a&ccedil;ık&ccedil;ası engellemeleri &ccedil;ok &uuml;z&uuml;c&uuml;. <br /> Ama kolay pes edilmiyor. <br /> Cemal Kafadar girişimde bulunarak hareket etmemizi sağlıyor. <br /> K&uuml;&ccedil;&uuml;kderbent&rsquo;i (Mikro Dereio) ge&ccedil;ip Ruşenler K&ouml;y&uuml;&rsquo;ne vardığımızda saat dokuz olmuş oluyor. <br /> İki polis arabasının bizleri takip etmesinin can sıkıcı halinde bir şeyler yemeye &ccedil;alışırken, bizi ısrarla konuk etmek isteyen Hasan &Ccedil;engel&rsquo;in iyi niyetine rağmen, ekip bir otelde kalmanın daha mantıklı olduğu sonucuna varıyor. <br /> Nihayetinde sabah buluşmak &uuml;zere biz, Ahmet Hezafen&rsquo;le birlikte Hasan &Ccedil;engel&rsquo;e misafir olurken, &ccedil;ekim ekibi otelde kalmak &uuml;zere bizlerden ayrılıyor. <br /> Yatmadan &ouml;nce Ahmet Hezarfen&rsquo;le durum değerlendirmesi yapıyor ve Yunan polisinin tutumunun bizde yarattığı &uuml;z&uuml;nt&uuml;y&uuml; paylaşıp, yarınla ilgili program yapıyoruz. </p>
<p> 17 Nisan Pazar</p>
<p> Kızıldeli Sultan Dergahı</p>
<p> Ahmet Hezarfen, Mehmet Ko&ccedil; Baba ve Hasan &Ccedil;engel&rsquo;le Ruşenler&rsquo;den Dergah&rsquo;a varmamızın hemen ardından &ccedil;ekim ekibi de dergaha geliyor. <br /> Onlar &ccedil;ekimlerini tamamladıktan sonra, Ahmet Hezarfen&rsquo;le de tarihi bir s&ouml;yleşi ger&ccedil;ekleştiriyorlar. <br /> &Ccedil;ok duygulanıp, heyecanlanan Ahmet Hezarfen 86 yaşının verdiği tecr&uuml;be, birikim ve donanımla hem Şeyh Bedreddin&rsquo;den, hem Kızıldeli&rsquo;den, hem de Balkanlar&rsquo;daki Alevilik-Bektaşilik ve T&uuml;rkl&uuml;k&rsquo;ten bahsediyor. <br /> Ger&ccedil;ekten de yoğun &ccedil;alışmalar i&ccedil;inde g&uuml;zel bir belgesel hazırlayacaklarına inancımızla, samimi bir &ccedil;alışma sergileyen Ajans 21 ekibini uğurlarken, sonu&ccedil;ta iyi bir Şeyh Bedreddin Belgeseli&rsquo;nin hazırlanması dileğiyle onlarla vedalaşıyoruz. </p>
<p> Yakın D&ouml;nem Dergah&rsquo;ta &Ccedil;evresinde Olan-Bitenler</p>
<p> Misafirhanede dinlendikten sonra, sırasıyla son d&ouml;nem Dergah&rsquo;ta ve yakın &ccedil;evresinde gelişen olayları en iyi anlatan insanlar olarak tavsiye edilen; Ahmet Karah&uuml;seyin (77), H&uuml;seyin Delimolla (65), Ali Kırmacı (68),&nbsp; H&uuml;seyin Kamber (45), elli yıldır dergahın t&uuml;rbedarlığını&nbsp; yapan Elif &Ccedil;olak (76) (Uzun yıllar burada tek başına kalan, şimdi vefat etmiş Ali &Ccedil;olak&rsquo;ın eşi) ile detaylı s&ouml;yleşiler yapıp, onlardan bilgi derliyorum.</p>
<p> Ruşenler Cemevi&rsquo;nde Toplantı</p>
<p> Aynen ge&ccedil;en sene bana g&ouml;sterdikleri ilgi gibi, hem bana ama ger&ccedil;ek bir değer olarak b&uuml;y&uuml;k takdir toplayan Ahmet Hezarfen&rsquo;e &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k ilgi g&ouml;steren k&ouml;y halkı cemevine doluyor. <br /> Ahmet Hezarfen duygu y&uuml;kl&uuml; olmasının yanında yaşamının kilometre taşlarını anlattığı, Alevilik-Bektaşilik, Balkanlar&rsquo;daki T&uuml;rkl&uuml;k ve Bulgaristan&rsquo;da yaşadığı tecr&uuml;belerini halkla paylaştığı konuşmasında insanları da hayli bilgilendiriyor. <br /> Dinleyicilere Seyyid Ali Sultan hakkında da bilgiler aktaran Ahmet Hezarfen ger&ccedil;ekten de yaşının verdiği birikimi halka &ccedil;ok g&uuml;zel bir şekilde aktarıyor. <br /> Halkın kendisine g&ouml;sterdiği ilgiden de &ccedil;ok memnun kalan Ahmet Hezafren&rsquo;in konuşmalarına zaman zaman ben de katılıyorum. <br /> Saatler gece yarısını ge&ccedil;tiği halde halkın hala bizleri dinler olması, &ccedil;eşitli sorular sormaları ise not etmeye değer şeylerdi doğrusu. </p>
<p> 18 Nisan 2005</p>
<p> Bir g&uuml;n &ouml;nce başladığımız &ccedil;alışmaları tamamlamak i&ccedil;in Ahmet Hezarfen ve Hasan &Ccedil;engel&rsquo;le birlikte tekrar Ruşenler K&ouml;y&uuml;&rsquo;nden Kızıldeli Sultan Dergahı&rsquo;na hareket ediyoruz. <br /> Tekrar T&uuml;rbeyi ziyaret ediyoruz. <br /> Ayrıca ben daha ayrıntılı fotoğraf &ccedil;ekimleri yapıyorum. &Ouml;yle ki, dergahı uzaktan ve t&uuml;m binaları alacak şekilde tepelik alandan &ccedil;ekimler yapıyorum. <br /> Kuş sesleri, doğanın insana sunabileceği en b&uuml;y&uuml;k armağanlar olarak g&ouml;r&uuml;len tertemiz bir hava, yemyeşil bir alan&#8230; <br /> İnsan daha ne ister ki, altı y&uuml;z yıl &ouml;nce barıştan, kardeşlikten, hoşg&ouml;r&uuml;den yana bir d&uuml;nyanın kurulduğu, nice yağmalara, nice kurşunlara, nice savaşlara direnmiş; nice haydutlukları bertaraf etmiş, sadece Ege&rsquo;nin iki yakasındaki iki b&uuml;y&uuml;k toplumu değil, t&uuml;m d&uuml;nya insanlığını kucaklarcasına kainata tevazuyla bakan bir b&uuml;y&uuml;k ulu zatın huzurunda sonsuzluk ve &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k tılsımına kavuşan, Hızır Nebi gibi &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k suyu i&ccedil;miş&ccedil;esine mutlu olan bizler Ahmet Hezarfen&rsquo;le birlikte bizlerin buraya gelmesine olanak tanıyanlara ş&uuml;kran ve minnet duygularımızla dua ediyoruz. <br /> Buradaki &ccedil;alışmalarımızı &ouml;ğlen saatlerine kadar tamamlıyoruz. <br /> Hasan &Ccedil;engel, G&uuml;m&uuml;lcine&rsquo;ye (Komitini)&nbsp; bizleri davet ediyor. <br /> Bizlerin T&uuml;rkiye&rsquo;nin G&uuml;milcine (Komitini) Başkonsolosu Sayın &Uuml;mit Yardım&rsquo;la bir g&ouml;r&uuml;şme yapmamızın yararlı olacağını s&ouml;yl&uuml;yor. <br /> Bizler olduk&ccedil;a sarp olan tepelerden ge&ccedil;erek &ouml;nemli oranda T&uuml;rk yerleşim birimi olan Batı Trakya&rsquo;nın havasını soluya soluya kent merkezine gidiyoruz. <br /> Hasan &Ccedil;engel&rsquo;le evine giderken tarihi b&uuml;y&uuml;k bir camiyi,&nbsp; bir kesik baş ziyaretini not ediyorum. <br /> Bizleri &ccedil;ok sıcak karşılayan Sayın &Uuml;mit Yardım&rsquo;la bir g&ouml;r&uuml;şme yapıp, Batı Trakya&rsquo;da T&uuml;rklerin yaşadıkları dramları paylaştık. <br /> CEM Vakfı &ccedil;alışmalarından bahsettiğimiz ve buradaki soydaşlarımızla ilişkilerimizi geliştirmek istediğimizi s&ouml;ylediğimiz anda Yardım, bu konuda bizlere her t&uuml;rl&uuml; yardımda bulunacağı s&ouml;z&uuml;n&uuml; veriyor. <br /> Ger&ccedil;ekten de yararlı bir g&ouml;r&uuml;ş alış-verişinden sonra bizler T&uuml;rkiye&rsquo;ye d&ouml;nmek &uuml;zere bize her konuda &ccedil;ok yardımcı olan Hasan &Ccedil;engel&rsquo;in evine hareket ediyoruz. <br /> Kendi &ouml;zel işi i&ccedil;in T&uuml;rkiye&rsquo;ye hareket edecek olan sayın Hasan &Ccedil;engel&rsquo;le birlikte bizler de Anavatanımıza doğru hareket ediyoruz. <br /> Bu sefer yeni yapılan b&uuml;y&uuml;k otobandan &ccedil;evreyi &ouml;zellikle geniş ve &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k G&uuml;milcine (Komitini) Ovası&rsquo;nı seyrede seyrede, sohbet ede ede, İpsala Sınır Kapısı&rsquo;ndan T&uuml;rkiye&rsquo;ye giriş yapıyoruz, gece yarısından sonra. <br /> T&uuml;rkiye sınırına vardan ge&ccedil;tiğimiz alanlardaki k&ouml;ylerin &ccedil;oğu T&uuml;rk k&ouml;y&uuml;ym&uuml;ş. <br /> Bu arada ana karayolu Dedeağa&ccedil;&rsquo;a (Alexandroupoli) yaklaşınca denizi de g&ouml;r&uuml;yoruz. <br /> Dedeağa&ccedil;&rsquo;a (Alexandroupoli) varmada uzaktan g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z Miri K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde, son d&ouml;nemin Kızıldeli Sultan Ocağı Halife Dedesi olan L&uuml;tfi Aykurt Baba&rsquo;nın taliplerinin olduğu bilgisini de Hasan &Ccedil;engel bizlere aktarıyor. </p>
<p> Dergah&rsquo;a Ait Notlar</p>
<p> Belli bir eğimle y&uuml;kselen bir tepenin eteğinde kurulan Dergah&rsquo;ın a&ccedil;ık&ccedil;ası yerleşim yeri &ouml;ylesine bilin&ccedil;li se&ccedil;ilmiş ki, buna hayran olmamak imkansız. <br /> Dergah&rsquo;ın &ouml;n&uuml; &ouml;yle a&ccedil;ık ki, kilometrelerce uzaktaki fazla y&uuml;ksek olmayan dağ sıralamaları g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.<br /> Dergahın arkasında sağ ve solundaki alan ağa&ccedil;lık, makilik. <br /> Hemen yakınlarında tarla olarak uzun yıllardır kullanıldığı anlaşılan &ccedil;ok geniş toprak par&ccedil;aları uzanıyor. <br /> Yine Dergah&rsquo;ın g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;n&uuml; daha iyi almak, daha doğrusu t&uuml;mde Dergah&rsquo;ı g&ouml;r&uuml;nt&uuml;lemek merakıyla &ccedil;ıktığımız bir makilik yama&ccedil; i&ccedil;inde, ağa&ccedil;lar arasında uzun, geniş ve &ccedil;ok sağlam temelleri olan bir b&uuml;y&uuml;k taş duvar kalıntısıyla karşılaşıyoruz, Hasan &Ccedil;engel&rsquo;le birlikte. <br /> Bunun yanı sıra Dergah&rsquo;ın alt sınırında, şimdi t&uuml;m&uuml;yle yıkılmış olan camii&nbsp; ve tarihi mezarlığın bulunduğu alan yanında da epeyce uzun, tarihi, kalın duvarların kalıntılarını kaydetmek gerekiyor. Şimdi ağa&ccedil;larla kapanmış olan ve uzun bir dereye uzanan bu tarlayla mezarlığı ve camiiyi ayıran duvarın kalıntılarının kilometre boyutunda uzandığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Anlayabildiğimiz kadarıyla zamanında Dergah&rsquo;ın belli b&ouml;l&uuml;mleri sağlam, y&uuml;ksek, uzun taş duvarlarla &ccedil;evriliymiş. <br /> Yine Dergah&rsquo;ın alt kısmında kalan mezarlık ve camilik alanın karşısında Dergah&rsquo;a yakın bir yerde tarlanın ortasında, tarladan ayrılan ve bir bina kalıntısı olduğu anlaşılan bir yapıdan arta kalanları g&ouml;r&uuml;yoruz. <br /> Buranın bir ahır veya tarlayla, tarımla ilgili bir bina kalıntısı olması ihtimali &uuml;zerinde duruyoruz. <br /> Dergahın tarihi sınırlarının tam anlamıyla nerelerle &ccedil;evrili olduğu, burada ka&ccedil; tane mezarın bulunduğu, belki şimdi makilik alan i&ccedil;inde kalmış başka sınırlarının olup olmadığı burada bir ekip tarafından yapılacak sistemli bir &ccedil;alışma sonucunda ortaya &ccedil;ıkarılacaktır. </p>
<p> Şu anda ise Kızıldeli Sultan&rsquo;ın T&uuml;rbesi&rsquo;nin de bulunduğu&nbsp; Dergah&rsquo;ın ana g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; şu şekildedir: </p>
<p> Tam ortasında y&uuml;zlerce yıllık olduğu kesin olan bir b&uuml;y&uuml;k dut ağacı ki Dergahı&rsquo;nda burasının ana merkezi noktasını belirleyin bu tarihi anıt &ccedil;eşitli dayanaklarla dallarını artık taşıyamayacak bir k&uuml;lt&uuml;r hazinesi olarak karşımızda duruyor. <br /> Tarihi dut ağacının hemen &ouml;n&uuml;nde ise par&ccedil;alanmış b&ouml;l&uuml;mlerinin zamanla birleştirilmesinden oluşturulan yine tarihi bir &ccedil;eşme bulunuyor. <br /> Yine tarihi ahşap kapısından girince k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir avlusu olan &ouml;n duvarında bir kitabesiyle insanları karşılayan Kızıldeli Sultan T&uuml;rbesi mevcut. <br /> T&uuml;rbe kapısından i&ccedil;eri girince sol tarafta duaların yapılıp, kitapların okunabileceği bir boş alanın (Niyazevi) yanında, giriş kapısının sağından bir başka kapıyla girilen Seyyid Ali Sultan&rsquo;ın T&uuml;rbesi bulunuyor. <br /> Tavanları ahşap ve orijinal bir şekilde t&uuml;rbelerde g&ouml;r&uuml;len sistemle birbirine bağlana kolonlarla muhkem bir şekilde ayakta duran yanının tam ortasında mezar bulunuyor. <br /> T&uuml;rbeden bir girişin olduğu, yirmi kadar mezarın bulunduğu, uzun ağa&ccedil;ların boy verdiği ve taş duvarlarla &ouml;r&uuml;lm&uuml;ş bu alanda burada hizmet etmiş, babalar, dervişler yatıyor. <br /> Canların gayretleri ve yardımlarıyla yapılmış bir b&uuml;y&uuml;k misafir evi (ki gece burada konaklamak da m&uuml;mk&uuml;n) ve aynı &ccedil;atı altında aynı giriş kapısından girilen orijinali g&ouml;zetilerek tamir edilmiş Kızıldeli Sultan Erkanı&rsquo;nın uygulandığı cemlerin yapıldığı bir meydanevi ise en &ouml;nemli yapılardan birisi.<br /> Yine buranın da orijinal kapısında bir kitabe mevcut. <br /> Ana giriş kapısından ilerledikten sonra bu sefer dış avluya a&ccedil;ılan bir başka kapıyla karşılaşıyorsunuz. Yine burada da geniş bir boşluk alan var. Bu alan ise yine şimdi &ouml;nemli &ouml;l&ccedil;&uuml;de yıkılmış kalın ve y&uuml;ksek bir taş duvarlarla &ccedil;evrilmiş bir vaziyette. Zaten artık onun ilerisin tarlalar ve ağa&ccedil;lık alan g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. <br /> Dergahın ayakta kalan bir diğer yapısıysa Mihman evi. <br /> Şu anda burada t&uuml;rbedarlık yapan ailenin barındığı ve &ouml;n&uuml;nde k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir avlunun bulunduğu bu tarihi bina olduk&ccedil;a b&uuml;y&uuml;k. <br /> Ocak, yemekevi ise b&uuml;y&uuml;k kazanların korunduğu ve b&uuml;y&uuml;k bir ocağı barındıran ahşaptan bir tarihi bina. <br /> Ayrıca yine ekmek vb. yapımında kullanılan bir başka ateşgedelerin bulunduğu bina daha var. <br /> Bir kısmı &ccedil;&ouml;km&uuml;ş olan ahırlık, &ouml;nemli &ouml;l&ccedil;&uuml;de yıkılmış iki başka hizmet binası da Dergah&rsquo;ın b&ouml;l&uuml;mlerinden bir ka&ccedil;ı. Son zamanlarda yapılan iki tuvaleti barındıran binadan da bahsetmek gerekiyor. <br /> Bir &ouml;nemli &ouml;zellik olarak buradaki binaların &ccedil;atılarının ince, uzun, sağlam blok taş par&ccedil;alarından oluşmasıdır. Hatta k&ouml;yl&uuml;lerle s&ouml;yleşilerimizde bize aktarılan bir bilgi de b&ouml;lgeye has olmak &uuml;zere ateşte ısıtılınca ekmek vb. pişirmeye yarayacak &ouml;zellikte taşların bu b&ouml;lge &ccedil;ıkıyor olması. &Ouml;yle ki, bu taşlar ticari anlamda da bir d&ouml;nem toprak altından &ccedil;ıkarılıp satılmış bile. <br /> Ama şimdi bu işi yapan kalmamış.&nbsp; </p>
<p> Dergahın Son D&ouml;nem (1919 / 2005) Gelişmeleriyle İlgili Satır Başları</p>
<p> Dergahın son d&ouml;nemine ilişkin bilgiler edinebileceğimiz s&ouml;ylenen bazı insanlarla &uuml;&ccedil; saatlik bir s&ouml;yleşi ger&ccedil;ekleştirdim. Kimlikleri aşağıda bulunan bu isimler birbirlerini&nbsp; tamamlayan şekilde bence &ouml;nemli bazı bilgileri bizimle paylaşarak bazı ger&ccedil;eklerin aydınlanmasını sağlamışlardır. </p>
<p> &Ouml;zetle edindiğim bilgiler bile insanı olduk&ccedil;a d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;yor. </p>
<p> 1826&rsquo;dan sonra adeta yağmalanırcasına talan edilen Dergah&rsquo;ın arazileri, malları, m&uuml;lkleri, değirmenleri, hayvanları, g&uuml;nl&uuml;k ara&ccedil;-gere&ccedil;leri t&uuml;rl&uuml; ellere ge&ccedil;miş; i&ccedil; sızlatan, ne devlet kimliğine, ne insanlığa yakışmayacak şekilde tarumar edilen bir b&uuml;y&uuml;k inan&ccedil; ve k&uuml;lt&uuml;r ocağından adeta geride hi&ccedil;bir şey kalmamıştır. <br /> Mezarlıkları bile kurşunlanıp, yakılıp-yakılan, bir d&ouml;nem binlerce dervişin, yolcunun, insanın barınıp yararlandığı altı y&uuml;zyıllık bir insanlık abidesinin hoyrat&ccedil;a yok edilmesi karşısında bir şeyler yapılması gerektiğini s&ouml;ylemek i&ccedil;in sadece sıradan bir insan olmak yetiyor.<br /> 1920&rsquo;li yıllardaki Yunan, Bulgar işgalleri, Balkan Savaşları, Birinci, İkinci D&uuml;nya Savaşları, derken Yunan İ&ccedil; Savaşı, dram &uuml;st&uuml;ne dram, zul&uuml;m &uuml;st&uuml;ne zul&uuml;m, yaşatmıştır b&ouml;lge insanına ve d&uuml;nyanın belli başlı birka&ccedil; b&uuml;y&uuml;k Bektaşi Dergah&rsquo;ından birisi olan Seyyid Ali Sultan, (Kızıldeli) Sultan&rsquo;a. <br /> 1950&rsquo;li yıllara kadar y&ouml;redeki savaşlar ve i&ccedil; &ccedil;atışmalar nedeniyle b&uuml;y&uuml;yen dramdan dolayı b&ouml;lgenin n&uuml;fus hareketliliği en hat safhaya varıyor. <br /> K&ouml;yler boşalıyor. <br /> Yeni k&ouml;yler kuruluyor.<br /> &Ccedil;ok yoğun yer değiştirmeler oluyor. Hatta insanlar belli d&ouml;nemlerde ayrı ayrı k&ouml;ylerde yaşıyorlar. &Ouml;yle ki buradaki yerli (yer değiştirmemiş) k&ouml;ylerin sayıları olduk&ccedil;a d&uuml;ş&uuml;k. <br /> Hi&ccedil; değişmeden, dağılmadan kalabilen k&ouml;ylerden bir kısmı Ebil (Hebil) Musacık, Merikoz. <br /> Ruşenler, B&uuml;y&uuml;k Derbent, Babalar, Meseller 1950&rsquo;lerden sonra kurulan k&ouml;yler. <br /> T&uuml;m bunlara rağmen &ccedil;evredeki Alevi olsun, S&uuml;nni olsun, karışık olsun t&uuml;m k&ouml;yler bu Dergah&rsquo;ın, Tekke&rsquo;nin &ouml;nemini bilip, kavrıyorlar. <br /> İkinci D&uuml;nya Savaşı&rsquo;ndan sonra yaşanan Yunun İ&ccedil; Savaşı&rsquo;nda Batı Trakya B&ouml;lgesi &ccedil;ok yoğun ve b&uuml;y&uuml;k bir gerilla savaşına şahit olmuş, başta Rusya olmak &uuml;zeri Kominist sistemlerce desteklenen Yunan sol gerillalar birka&ccedil; yıl neredeyse bağımsız bir devlet kurarak &ouml;zellikle 1945/1947 yılları arasında tam anlamıyla b&ouml;lgede b&uuml;y&uuml;k bir kaosun yaşanmasına sebep olmuşlardır. <br /> Bu i&ccedil; &ccedil;atışmadan Allah&rsquo;ın ne hikmetidir bilinmez, erenler hep zorluklarla m&uuml;cadele etmiş olduğu i&ccedil;in olsa gerektir, yine T&uuml;rkler, Aleviler/Bektaşiler zarar g&ouml;rm&uuml;şler, ger&ccedil;ekten &ccedil;ok, &ccedil;etin zamanları olmuştur b&ouml;lgedeki insanların.<br /> Dergahın onarılmasıyla ilgili Yunan devletinin bir engeli olmadıysa da, yardımı da olmamış. Zaten insanlar da bunu istememişler. <br /> 1950&rsquo;li yıllardan sonra normale d&ouml;nen yaşamdan sonra, insanlar yavaş yavaş kendilerine gelmeye başlıyorlar. K&ouml;yler yeni d&uuml;zenlere kavuşuyor. Dergah&rsquo;ta da yaralar sarılmaya başlanıyor. <br /> T&uuml;m&uuml;yle &ouml;zveriyle dergahın hizmet birimleri onarılıyor. Yeni birimler eklenerek burası biraz daha adına yakışır bir kimliğe b&uuml;r&uuml;nen dergahla ilgili en &ouml;nemli gelişmelerden birisi hi&ccedil; ş&uuml;phesiz yakın zamanda kurulan Seyyid Ali Sultan Tekkesi Vakfı Koruma Heyeti g&uuml;zel &ccedil;alışmalar i&ccedil;inde. <br /> Kızıldeli Sultan Dergahı&rsquo;nın yakınlarından T&uuml;rkiye&rsquo;ye g&ouml;&ccedil; edenler şimdi şuralarda ikamet ediyorlarmış: <br /> Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;n&uuml;n i&ccedil;inde Kavakmahalle&rsquo;de, Muratlı&rsquo;da, Yenik&ouml;y&rsquo;de, İstanbul Fir&uuml;zk&ouml;y&rsquo;de, Avcılar&rsquo;da, Gaziosmanpaşa&rsquo;da, Zeytinburnu&rsquo;nda (ilk &ouml;nce Taşlıtarla&rsquo;ya gitmişler, bir kısmı Zeytinburnu&rsquo;na ge&ccedil;miş.), Bursa İsmetiye K&ouml;y&uuml;, Aydın. </p>
<p> S&ouml;yleşideki insanlar:<br /> &nbsp;<br /> Ahmet Hezarfen (85): Bulgaristan&rsquo;da Razgrat&rsquo;a bağlı Yunus Abdal (Yonkovo) K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde doğdu. 1951&rsquo;de T&uuml;rkiye&rsquo;ye g&ouml;&ccedil;t&uuml;. Hem Bulgaristan&rsquo;da, hem de T&uuml;rkiye&rsquo;de &ouml;ğretmenlik yaptı. Onlarca dergide, &ccedil;ok farklı konularda y&uuml;zlerce makalesi yayınlandı. Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinden &ccedil;evirdiği y&uuml;zlerce belgeden bir kısmı sekiz kitapta yayınlandı. <br /> Ahmet Karah&uuml;seyin (77): G&uuml;milcine&rsquo;ye (Komitini) bağlı Musacık K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde 1928 yılında doğan ve 16 yaşında Kızıldeli Dergahı&rsquo;nın en yakınında bulunan k&ouml;ylerden olan Ruşenler&rsquo;e gelmiş kişi.<br /> H&uuml;seyin Delimolla (65), Ali Kırmacı (68),&nbsp; H&uuml;seyin Kamber (45), elli yıldır dergahın t&uuml;rbedarlığını&nbsp; yapan Elif &Ccedil;olak (76) (Uzun yıllar burada tek başına kalan, şimdi vefat etmiş Ali &Ccedil;olak&rsquo;ın eşi)</p>
<p> Benim babam 1913&rsquo;teki savaşta savaşmış bir insan. Bulgarlar o zaman her tarafı işgal etmişler. Hatta İstanbul&rsquo;da &Ccedil;atal&ccedil;a&rsquo;ya, &Ccedil;ekmece&rsquo;ye, Hadımk&ouml;y&rsquo;e kadar gelmişler. <br /> 1912&rsquo;lerde buralarda işgal edilmiş. Buradaki insanlar &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml;kler yaşamışlar. <br /> Kızıldeli Dergahı&rsquo;nın &ccedil;ok arazisi, &ccedil;ok malı m&uuml;lk&uuml; varmış. Su değirmenleri, abadolapları varmış. Hatta bir zamanlar Bektaş Dede, (Ağa) denen birisi varmış. Osmanlı zamanında buradaki arazi satılınca o da satın almış. O zaman da kendisine bir tabu verilmiş. Gel zaman git zaman, onun bir torunu 1962&rsquo;de buraya gelmiş. Dedesinden kendisine kalan tapuyu g&ouml;stermiş, hak iddia etmiş. Ama Yunan h&uuml;k&uuml;meti bu belgeleri tanımamış. Kendisine de bir hak tanımamış. Zamanla buradaki araziler b&ouml;lgedeki insanlara taksim edildi. Ruşenler K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde bulananlara d&ouml;rder d&ouml;n&uuml;m arazi verildi. Ama bundaki ama&ccedil; buraya fakir, kimsesiz, yurtsuz Rumlar var onlara da arazi verelim, bahanesiyle, bu y&ouml;renin Rumlaştırılmasına &ccedil;alışıldı. Ama gelen Rumlar da gittiler. Bug&uuml;ne kadar kimseye de tapu verilmedi. Son zamanlarda tapular verilmeye başlandı. K&ouml;yl&uuml;lerin ortak isteğiyle Tekke&rsquo;ye 30 d&ouml;n&uuml;m arazi bırakıldı. Şimdi resmen Tekke&rsquo;nin otuz d&ouml;n&uuml;ml&uuml;k arazisi var. (Ahmet Karah&uuml;seyin)<br /> Musacık Alevi/S&uuml;nni karışık bir k&ouml;yd&uuml;r. Y&uuml;ze yakın hanesi vardır. <br /> &Ccedil;ete zamanında, savaş zamanında burada hizmetler yapılmaz olmuştur. Sadece m&uuml;rşitler gelir, mart ayında gelirler, hizmetlerini alır giderlerdi. Savaş zamanında tabii kimse gelemezdi. Tam kapalı sayılmazdı burası ama insanlar burada ibadet yapamazlardı. Tabii burası tam kapanmadı. &Ccedil;ete Savaşı zamanında burada hastane bile kurdular. Aşağıdaki camiyi &ccedil;eteler yıktılar.<br /> İ&ccedil; savaş zamanlarında uzaktan uzağa &ccedil;ok zor bazı ziyaretler olsa da burada herhangi bir ibadet yapmak olanaksızdı. Ger&ccedil;ekten burada bir b&uuml;y&uuml;k &ccedil;atışma vardı. Zaten burası t&uuml;m&uuml;yle bir harabelik bir alandı. Ben &ccedil;ok iyi hatırlıyorum, buralarda oturmaya yer yoktu. Hi&ccedil;bir eşyası kalmamıştı. <br /> 1960&rsquo;lardan sonra yavaş yavaş buralar d&uuml;zene girdi. H&uuml;k&uuml;metin hi&ccedil;bir desteği olmada. İyi ki de olmadı. Biz zaten bunu istemiyorduk. Halkın kendi olanaklarıyla bazı d&uuml;zenlemeler oldu. Her taraf yıkık-d&ouml;k&uuml;kt&uuml;. Yavaş yavaş şimdi g&ouml;r&uuml;yorsunuz hala devam ediyor, &ccedil;alışmalar sayesinde buralar belli bir d&uuml;zene girebildi. <br /> Burada oturan insan yoktu. &Ccedil;etelerin savaşı 1947&rsquo;li yıllarda bitti. (Ahmet Karah&uuml;seyin)<br /> 1946&rsquo;lı yıllardan 1949&rsquo;a kadar buralar işgal altındaydı. Ben o zamanlar Babalar K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde oturuyordum. &Ccedil;eteler zorla bizim babalarımızı, b&uuml;y&uuml;klerimizi toplayıp asker yaptılar. Bunu hatırlıyorum. (H&uuml;seyin Delimolla).<br /> Hatta biliyorsunuz bir General Markos&rsquo;tan bahsedilir. <br /> Burada neredeyse bir devlet bile kurulmuş. Sonra General Markos Bulgaristan&rsquo;a sığınmış, hatta Rusya&rsquo;ya da gitmiş sanırım. <br /> Bir S&uuml;leyman Faik Efendi varmış buralardan. Hatta 2000 yılında Ayhan Bey&rsquo;le Bulgaristan&rsquo;a yaptığımız bir gezide benim de sınıf arkadaşım olan Razgrat&rsquo;a bağlı Ca&rsquo;fer&rsquo;ler K&ouml;y&uuml;&rsquo;nden H&uuml;seyin Fı&ccedil;ıcı bana bir kitap vermişti. O kitapta bazı notlar vardı. Bu notlardan birisinde Kızıldeli Dergahı&rsquo;ndan S&uuml;leyman Faik Efendi&rsquo;nin 1920&rsquo;lerde orayı ziyaret ettiği yazılıyordu. Bunu acaba duyan, bilen var mı? Mezarını bilen var mı?<br /> Kitaba işlediği not ş&ouml;yleymiş:<br /> &ldquo;Trakya Edirne Yunanlılar tarafından işgaliyle de Bulgaristan&rsquo;a ilticamız ve bir vasıtayla ile de Ca&rsquo;fer&rsquo;ler Karyesi&rsquo;nde Fı&ccedil;ıcı Mehmet Baba&rsquo;yla muhibbanı kiram ile hem dem olup fakir acizanenin bir hatırası olmak &uuml;zere zirde vaz-ı imza ediyorum.&rdquo;<br /> 3 kamirsani (Kanun-i Sani (?)) 336 (3 Ocak 1920, Cumartesi) Seyyid Ali Sultan Meydan-ı Zir M&uuml;tevvelilisi Ali Mollazade S&uuml;leyman Faik.<br /> (S&uuml;leyman Faik Aşağı Tekke&rsquo;de hizmet y&uuml;r&uuml;tm&uuml;ş.)<br /> Ahmet Bey&rsquo;in sorusunu yanıtlayan &ccedil;ıkmadı. <br /> Burada Kom&uuml;nist sistem kurmak i&ccedil;in Tito&rsquo;yla, hatta başka g&uuml;&ccedil;lerle de işbirliği yaptılar buradaki &ccedil;eteler. (Ahmet Hezarfen).<br /> Onlarda olan silahlar askeriyede bile yoktu. Rusya onları destekliyordu. &Ccedil;eteler yiyeceklerini &ccedil;evredeki k&ouml;ylerden, G&uuml;milcine (Komitini) ovasından karşılıyorlardı. Hatta &ccedil;evre k&ouml;yl&uuml;lerin hayvanlarını alıp, ka&ccedil;ırıp dağlara g&ouml;t&uuml;r&uuml;yorlardı. Devamlı askeriyeyle &ccedil;atışma halindeydiler. Dergah &ccedil;atışmaların arasında kaldı. Dergah &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; durumdaydı. Burasını ahır yaptılar. Buralar g&uuml;bre doluydu. Burası harabe halindeydi. Kim bakacaktı buraya? (Ahmet Karah&uuml;seyin)<br /> 1919 yılında Yunanlılar burayı ilkin işgal ediyorlar. <br /> Buradaki k&ouml;yl&uuml;ler de o zaman T&uuml;rkiye&rsquo;ye ka&ccedil;ıyorlar. Buralardan g&ouml;&ccedil; ediyorlar. Burada insan kalmıyor, azalıyor. Burası boşalıyor. G&uuml;milcine&rsquo;den, uzaktan ziyaret&ccedil;iler tabii devam etmişler. <br /> Hangi tarihte olduğunu tam bilemiyorum ama sanırım 1925&rsquo;lerde, burada bir katliam da oluyor. <br /> Karaka&ccedil;anlar gelmişler, buradaki insanlara &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k kahırlıklar vermişler, zul&uuml;mler yapmışlar. <br /> Bunlar &ccedil;oban, Yunan &ccedil;obanlar. <br /> Tekke&rsquo;ye &ccedil;evre k&ouml;ylerden gelmiş beş altı aile varmış. Onlar toplanıp, burada barınmak istemişler, yani Tekke yakınlarında. Karaka&ccedil;anlar ise onların yerlerine g&ouml;z koymuşlar. O zamanki askerlere r&uuml;şvet veriyorlar, altın veriyorlar, kendi yanlarına &ccedil;eviriyorlar. Askerler onları g&ouml;rmemezlikten geliyorlar. Bir akşam karaka&ccedil;anlar geliyorlar, bağırıp &ccedil;ağırıyorlar, biz askeriz, dışarı &ccedil;ıkın diyorlar. Erkekler &ccedil;ıkmışlar dışarı. Kızanlar (&ccedil;ocuklar)la kadınlar i&ccedil;erde kalmışlar. Onlar erkekleri bir yere topluyorlar, orada hepsini kesiyorlar. Altı, yedi kişiyi b&ouml;ylece kesiyorlar. Bunlar hala t&uuml;m y&ouml;rede anlatılır, durur. Bir kadın gizleniyor, gidip &ccedil;evredeki k&ouml;ylere haber veriyor da, &ouml;ylece haberdar oluyor, insanlar. (H&uuml;seyin Delimolla)<br /> G&uuml;ya T&uuml;rkiye Cumhuriyeti kurulunca bir kısım karaka&ccedil;an konsolosluğa başvuruyor da, biz Osmanlı&rsquo;dan &ccedil;ok memmunduk, bizleri T&uuml;rkiye kabul etsin, istediği yere yerleştirsin de, bizler de T&uuml;rkiye&rsquo;de yaşayalım, diye s&ouml;ylemişler. (Ahmet Hezarfen)<br /> Tabii korkudan buradaki insanlar ka&ccedil;mışlar. Yani bir d&ouml;nem bu Tekke&rsquo;ye, bu b&ouml;lgeye karaka&ccedil;anlar yerleşiyorlar. Hatta kendileri bir de ağıl yapıyorlar burada. Buralarda &ccedil;ok&ccedil;a k&ouml;pek de yetiştiriyorlar. <br /> 1950&rsquo;li yıllarda tabii savaşlar bitince, biraz huzur gelince de insanlar tekkar buraya yerleşmeye başlıyorlar. K&ouml;yler tekrar canlandı. H&uuml;k&uuml;met te buradaki k&ouml;ylere yardım etmeye başladılar. (H&uuml;seyin Delimolla)<br /> Tekkenin her ne malı varsa onun altında Osmanlıca &ldquo;Tekke&rdquo; veya &ldquo;Tekke Malı&rdquo; diye bir yazı varmış. Tekke&rsquo;nin malları satışa &ccedil;ıkarılınca &ccedil;evre k&ouml;ylerden de alanlar olmuş. Ben hep duyardım, filanca da Tekke&rsquo;nin bir malı varmış, diye. <br /> Kep&ccedil;eler, &ccedil;atallar, kaşıklar, kazanlar&#8230; ne varsa her şeyi satılmış, Tekke&rsquo;nin. <br /> Değil Birinci D&uuml;nya Savaşı 1878 T&uuml;rk &#8211; Rus Savaşı&rsquo;ndan beri bu sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. <br /> Ger&ccedil;ekten buradaki savaşlar buraya &ccedil;ok zarar vermiştir. (H&uuml;seyin Kamber)<br /> Bizim Babalar k&ouml;y&uuml;nde ila&ccedil; i&ccedil;in arasan yabancı yoktur. Hi&ccedil; de olmamıştır. K&ouml;y&uuml;m&uuml;z elli haneliktir ama şimdi olduk&ccedil;a b&uuml;y&uuml;k bir cemevimiz var. Bizim k&ouml;yde hizmetler aksamadan y&uuml;r&uuml;yor. Şimdi biliyorsunuz; dedeler var, babalar var. Dede babaların &uuml;st&uuml;ndedir. Her k&ouml;yde baba vardır ama her k&ouml;yde dede yoktur. Biliyorsunuz bir dede vardır. Dede babaların &uuml;st&uuml;ndedir.<br /> Bizim k&ouml;yde Ali Nalbant 45 yaşında bir babadır. <br /> Buralarda 21 Martta tarikten ge&ccedil;me oluyor. Bizim i&ccedil;in bu &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Biz de m&uuml;sahiplik &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Aşure &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Nevruzdan sonra artık g&uuml;n yoktur, ayda mı, on beş g&uuml;nde bir mi, insanların isteğine g&ouml;re toplanılır. <br /> 21 Martta Tekke&rsquo;de yunaktan ge&ccedil;tikten sonra, yani dedenin huzurunda hizmetleri yapıldıktan sonra babalar da gelirler, bizlerin hizmetini g&ouml;r&uuml;rler, bizleri tarikten ge&ccedil;irirler. <br /> En son bu sene Mehmet Ko&ccedil; Dede, Kızıldeli Sultan&rsquo;da babaları yunaktan ge&ccedil;irdikten sonra bizlerin hizmetlerini g&ouml;rd&uuml;. (Ali Kırmacı)<br /> Pazarı pazartesine bağlayan gece ve her Perşembe akşamı&nbsp; &ccedil;erağlar yanar. <br /> Tekke&rsquo;de 12 &ccedil;erağ yakılır. Babapınar&rsquo;ında 2 &ccedil;erağ yakılır. Aşağıtekke&rsquo;de 2 &ccedil;erağ yakılır. G&ouml;zc&uuml;ler Makamı vardır, 2 &ccedil;erağ yakılır. Mesela bu g&ouml;zc&uuml;ler ger&ccedil;ekten g&ouml;zc&uuml;l&uuml;k yaparlarmış. Atlar, atlılar, yabancılar gelirse onları haber verirlermiş, onlar ger&ccedil;ek g&ouml;zc&uuml;ym&uuml;şler. (H&uuml;seyin Kamber)</p>
<p> Elif &Ccedil;olak (76) Tekke&rsquo;nin T&uuml;rbedarı:</p>
<p> Ben Kamberler K&ouml;y&uuml;&rsquo;nden geldim. Benim babam &ccedil;ok fukaraydı. Babam Mustafa Kamber&rsquo;di. Kendine Kamber Mustafa, derlerdi. Amcalarım &ccedil;oktan T&uuml;rkiye&rsquo;ye g&ouml;&ccedil;t&uuml;ler. <br /> Annemin adı S&uuml;mb&uuml;l, babamın adı Mustafa.<br /> Evlendikten sonra da buraya geldim. Daha &ouml;nce babamla gelirdim. Babam buraya gelirdi. Hizmet yapardı. Ben 13 yaşında da buraya babamla gelir giderdim. Eskiden Tekke&rsquo;ye Bakkal H&uuml;seyin bakarmış, sonra babama vermişler. <br /> Bozgunculuk d&ouml;neminde insanlar Sarpdere&rsquo;de oturuyorlarmış. <br /> Babam buraya bakım yapardı. Buranın tamir işlerini yapardı. &Ccedil;erağ yakardı, mum uyarırdı (yakardı), ben hatırlıyorum. <br /> Babam Kamberler&rsquo;den Yılanlı&rsquo;ya gelip oturdu. Sonra &Ccedil;ekekli&rsquo;de de biz oturduk. Evlendikten sonra ben tekrar Kamberler&rsquo;e gittim. Benim kısmetimmiş en sonunda yine evlendikten sonra buraya geldim. &Ccedil;olak Ali&rsquo;yle evlenmiştim. Baba bizi yanına aldı. Biz de artık temelli buraya geldik. <br /> Babam zamanında burada hi&ccedil;bir şey yoktu. O zamanlar insanlar hasırlarda otururlardı. Ne &ouml;rt&uuml;, ne d&ouml;şek hi&ccedil;bir şey yoktu. &Ccedil;ok fukaraydık o zamanlar. Bozgunculuk, savaş vardı. <br /> İnsanlar uzaklardan gelirlerdi ama yatacak bir şey yoktu. Beraberlerinde &ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml;, m&ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml; getirirlerdi. Burada yatmaya hi&ccedil;bir şey yoktu. Burada ufacık bir odacık vardı. (Şimdi meydanevinin yanında konukevi olarak kullanılan yapı)<br /> İnsanlar merhamet ettiler, topluyorlar, yapıyorlar, d&uuml;z&uuml;yorlar, şimdi.<br /> Ben 18 yaşında evlendim. Eşim de daha askere gitmemişti. 5 &ccedil;ocuğum var. Torunumun torunu bile var. İkinci nine oldum şimdi. Biz eşim &Ccedil;olak Ali ile iyi ge&ccedil;indik. <br /> T&uuml;rbede eskiden kazı yapmışlar, para aramışlar. <br /> Biz burada ekin, buğday, &ccedil;avdar ilerde ekerdik. Şimdi tarlalar az kaldı. Şimdi ge&ccedil;im daha zor. &Ccedil;ocuklarımı okutamadım. Ben de okuma yazma bilmem. &Ccedil;ocuklar gidiyor, &ccedil;alışıyorlar da ge&ccedil;iniyorlar. <br /> Kışın ağa&ccedil;ları kesip yakıyoruz. Kışın buraya kimse gelmez. Yakıyoruz sobaları oturuyoruz.<br /> Biz burada bir aileyiz. Oğlumun &ccedil;ocuklarıyla oturuyoruz. Onlar &ccedil;alışıyorlar. Hasta olursak, gelip yolları a&ccedil;ıyorlar, uğraşıyorlar. <br /> Ben Recep Dede&rsquo;yi, H&uuml;seyin Dedeleri hatırlıyorum. Atlarla gelirlerdi onlar. Dedeler gelip burada kurbanlara dua yaparlardı. <br /> Ben hep burada kaldım. Hi&ccedil;bir yere gitmedim. Benim akrabalarımın hepsi T&uuml;rkiye&rsquo;dedir. <br /> Yazın buraya g&uuml;n&uuml;birlik gelip gidiyorlar. <br /> Benim de eşim Sa&ccedil; Kayası (G&ouml;zleme Kayası, Yağlı Kaya) denilen iyi ekmek yapılan bir kaya &ccedil;ıkarırlardı. Bir de maden vardı. Ama şimdi kimse bundan istemiyor. Kimse bununla ilgilenmiyor. </p>
<p> Y&ouml;rede Hatırlanan En Son İnan&ccedil; &Ouml;nderleri:</p>
<p> Alaca Ahmet Baba:<br /> 1944&rsquo;e kadar baş babaymış, dedeymiş. <br /> Kendisi Salıncak K&ouml;y&uuml;&rsquo;nden, Merikoz&rsquo;danmış. Burada yaşaman t&uuml;m olumsuzluklara rağmen babalık yapmaya devam etmiş. İlk kendisi hatırlanıyor. </p>
<p> Bu&ccedil;uk Ali Baba:<br /> Hebil K&ouml;yl&uuml;ym&uuml;ş. 1954&rsquo;e kadar Baş Babaymış. </p>
<p> H&uuml;seyin Bekir Usta Baba:<br /> 1988&rsquo;e kadar babalığa devam etmiş. Baş babalık yapmış. Hebil K&ouml;yl&uuml;ym&uuml;ş. Mezarı Babalar K&ouml;y&uuml;&rsquo;ndeymiş. <br /> H&uuml;seyin Bekir Usta Baba, Recep Dede&rsquo;yle birlikte hizmetler y&uuml;r&uuml;tm&uuml;ş. H&uuml;seyin Baba &ouml;l&uuml;nce onun yerine Recep Dede hizmetleri onun yerine y&uuml;r&uuml;tmeye başlamış. Yani baş babalık, dedelik yapmış. </p>
<p> Recep Dede:<br /> Kendisi &ccedil;ok sevilen bir inan&ccedil; &ouml;nderi olarak, y&ouml;rede anılan bir dede. <br /> 1955&rsquo;te Hacı Bektaş Dergahı&rsquo;nı ziyaret ederek burada kurban kesmişler. <br /> O yıllardan beri kendisi baba olarak biliniyor. <br /> Uzun zamandan beri hizmet yapmayı bırakan, sağlığı ve yaşı buna uygun olmayan Recep Dede bu senenin ocak ayının 22 veya 23&rsquo;&uuml;nde Hakk&rsquo;a y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş. Bizlerin en b&uuml;y&uuml;k arzularından birisi ge&ccedil;en sene kendisine ulaşamadığımız bu doksan yaşındaki dedeyle s&ouml;yleşi yapmaktı. Ama buna m&uuml;mk&uuml;n olmadı. Bu sene de &ccedil;ok istememize rağmen sene başında yine Kızıldeli Sultan&rsquo;la ilgili yapılan bir s&ouml;yleşi i&ccedil;in y&ouml;reye gitmekti bu da m&uuml;mk&uuml;n olmadı. </p>
<p> K&uuml;&ccedil;&uuml;k Ali Dede:<br /> Babalar K&ouml;y&uuml;&rsquo;nden. Recep Baba&rsquo;yla birlikte hizmet y&uuml;r&uuml;tt&uuml;. Ama şimdi g&ouml;revi bırakmış.</p>
<p> Mehmet Ko&ccedil; Dede:<br /> Şu anda bu hizmeti yapan Mehmet Ko&ccedil; Dede&rsquo;yle ayrıntılı bir s&ouml;yleşiyle yaşamı, g&ouml;r&uuml;ş ve d&uuml;ş&uuml;nceleri hakkında detaylı bir bilgiye sahibiz. </p>
<p> Tekkede Son D&ouml;nem Hizmet Y&uuml;r&uuml;ten Bek&ccedil;iler (Tekke-nişinr)</p>
<p> 1950&rsquo;li yıllarda Kamberler K&ouml;y&uuml;&rsquo;nden Mustafa Kamber (Kamber Mustafa) Tekke&rsquo;nin bulunduğu yere gelip, yerleşiyor ve o tarihten itibaren Tekke&rsquo;nin her t&uuml;rl&uuml; işlerini &uuml;stleniyor. <br /> Daha sonra damadı olan Ali &Ccedil;olak (&Ccedil;olak Ali) buraya geliyor. O da buraya yerleşiyor. Ali &Ccedil;olak&rsquo;tan sonra oğlu M&uuml;sl&uuml;m &Ccedil;olak&nbsp; bu hizmeti y&uuml;r&uuml;tmeye devam ediyor. <br /> H&uuml;seyin Kamber&rsquo;in babasıyla, M&uuml;sl&uuml;m &Ccedil;olak&rsquo;ın annasi (Elif) kardeşmiş. B&ouml;yle bir akrabalık bağları da var. <br /> Bu aile elli yıldır Tekke&rsquo;nin her t&uuml;rl&uuml; onarımını, bakımını, korumasını yapıyorlarmış. <br /> Buradaki otuz d&ouml;n&uuml;ml&uuml;k araziyi ekip, bi&ccedil;iyorlar, en yakın yerleşim birimine kilometrelerce uzakta olan bu Tekke&rsquo;nin g&ouml;zc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; de onlar yapıyorlarmış. <br /> Eskiden daha bol verimli arazileri işleten aile şimdi ise kendi ge&ccedil;imini sağlamakta zorluk &ccedil;ekiyor. M&uuml;sl&uuml;m &Ccedil;olak&rsquo;ın &ccedil;ocukları &ccedil;alışmak i&ccedil;in başka yerlere gitmek zorunda kalıyorlar. Burada verimli ceviz ağa&ccedil;ları varmış. Ama bunların sayısı da verimi de azalmış. </p>
<p> Bu yazı şurada yayınlanmıştır: Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Kış 2005/36, 233-252, Gazi &Uuml;niversitesi T&uuml;rk K&uuml;lt&uuml;r&uuml; ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi</p>
<p> L&uuml;tfi Aykurt Baba&rsquo;yla S&ouml;yleşi</p>
<p> Kızıldeli Sultan Ocağı&rsquo;nın Halife Baba&rsquo;sı (Dedesi) pozisyonunda olan L&uuml;tfi Aykurt&rsquo;u evinde Fethi Erdoğan Dede ve Celal Arslan&rsquo;la, ziyaret ettik. <br /> Ziyarette L&uuml;tfi Aykurt&rsquo;tan &ccedil;ok detaylı bilgiler derledim. <br /> Ziyaretten olduk&ccedil;a mutlu olan L&uuml;tfi Aykurt bu konuda yapılacak her t&uuml;rl&uuml; &ccedil;alışmayı desteklediklerini s&ouml;yl&uuml;yor. <br /> 17 Nisan 1937&rsquo;de Silivri Ortak&ouml;y&rsquo;de doğduğunu s&ouml;yleyen L&uuml;tfi Aykurt Baba, atalarının ve eşinin ailesinin Yunanistan&rsquo;tan buraya g&ouml;&ccedil;t&uuml;ğ&uuml;n&uuml; anlatıyor. <br /> M&uuml;badele d&ouml;neminde &ccedil;ok sıkıntılar &ccedil;ekildiğini, insanların birbirlerinden koparıldıklarını anlatan Aykurt, Kızıldeli Sultan&rsquo;ın da Balkanları İrşat eden bir pir olduğunu, ona bağlı olmaktan dolayı onur duyup, layıkıyla hizmetlerini yerine getirmeye &ccedil;alıştıklarını belirtiyor. </p>
<p> L&uuml;tfi Aykurt&rsquo;un verdiği bilgiler şu şekilde: <br /> Bizler Aleviler, Bektaşiler olarak &ccedil;ok sıkıntılar &ccedil;ekmiş insanlarız. <br /> Bir&ccedil;ok kez d&uuml;zenimiz bozulmuş. <br /> &Ouml;zellikle 1826&rsquo;daki olaylarla Bektaşi Dergahları, Tekkeleri tar&uuml; mar edilmiş. <br /> Kaynak kitaplar yakılmış. Doksan &uuml;&ccedil; Harbi olmuş (1876-77). Daha sonra biliyorsunuz, Balkan Harbi var. Birinci D&uuml;nya Savaşı var. 1925&rsquo;de tekke ve zaviyeler kapatılıyor. <br /> Buna rağmen bizler hizmetlerimizi yerine getirmeye &ccedil;alışmışız. <br /> Biz bug&uuml;nlere kolay gelmedik, nice badireler atlattık. O y&uuml;zden bug&uuml;n&uuml;n değerini de iyi bilmemiz gerekir. Ben nacizane bu yola hizmet etmeye &ccedil;alışıyorum.<br /> Bizlerin geldiği yerin ismi de Ortak&ouml;y&rsquo;d&uuml;r. Dedemlerin bağlı oldukları kaza.<br /> O nedenle bizler de aynı ismi yaşatıyoruz. Biliyorsunuz, eskiden M&uuml;sl&uuml;manlarla Hıristiyanlar i&ccedil;i i&ccedil;e bir yaşam s&uuml;r&uuml;yorlarmış. Birbirlerini etkilemişler. İnan&ccedil;lar arası hoşg&ouml;r&uuml; olmuş. Biz zaten hoşg&ouml;r&uuml;den yanayız. <br /> Kızıldeli Sultan&rsquo;a bağlı 24 k&ouml;y varmış. Vakıf arazileri varmış. <br /> 1370 tarihide Birinci Murat t&uuml;rbeyi yaptırmış. <br /> Aslında bizlere Karag&ouml;z y&ouml;r&uuml;kleri de denirmiş. Kızıldeli&rsquo;yle ilgili anlatıları biliyorsunuz. <br /> Benim bilebildiğim kadarıyla Do&ccedil;. Dr. Bedri Noyan&rsquo;ın eski yazıdan &ccedil;evirdiği bir kitap var. <br /> Ayrıca H&uuml;seyin Pehlivan Dede de bir elyazması vardı. <br /> Bunun yanı sıra Hasan &Ouml;zg&uuml;ner (Kadir Hasan)&rsquo;ın da T&uuml;rklerin Rumeli&rsquo;ni Fethi isimli bir kitabı vardır. <br /> Bir de bende Faziletname var. <br /> Kırcaali&rsquo;de bir de Seyit Baba varmış. <br /> Kızıldeli Sultan (Seyyid Ali Sultan) Yunanistan Dimetoko&rsquo;da Gaziler Tepesi&rsquo;ndedir. Temmuzun 27/28&rsquo;nde Se&ccedil;ek Yaylası Şenliği olur. Aslında bir yayla etkinliği değildir bu. Burada bir yaylaya &ccedil;ıkma yoktur. Ama insanla bu şenlikte bir araya gelip, birlikte olurlar. <br /> Benim duyduğuma g&ouml;re o b&ouml;lgede 10 Alevi Bektaşi k&ouml;y&uuml; kalmış. <br /> Şu anda Medeni Yağcı, İbrahim Manaf, Burhan S&uuml;t&ccedil;an bana bağlı babalar. <br /> Kızıldeli Sultan Ocağı&rsquo;na bağlı olarak Bursa İsmetiye K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde Demirtaş&rsquo;ta, İsmail Baba varmış. Bir de bana Orhangazi, Ortak&ouml;y&rsquo;de oturan Erdoğan Baba hizmet yapıyor. <br /> Bana G&uuml;rb&uuml;z Baba ve&nbsp; İsmail Pastırmacı Babalar bağlı değiller. <br /> Ben on yıldır babalık yapıp, g&ouml;revlerimi yerine getiriyorum. Bana bağlı Nail Derviş ve Salih Dervişler var. <br /> Bizde m&uuml;sahiplik &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Ahret kardeşliği denen bu olay insanı tamamlayan, eksikliklerini gideren bir b&uuml;y&uuml;k inan&ccedil; kurumudur. (Bizde m&uuml;sahipsizlere yediler denir.)<br /> Bir kişi yola girip, nasip alacaksa ilk &ouml;nce m&uuml;rebbisini bulur. <br /> Daha sonra ahret anasını ve babasını bularak, kurban kesip yola girer. <br /> Bizde 12 post vardır. Bu on iki postun, hizmetin sahipleri &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Bir nevi bakanlar kurulu gibi &ccedil;alışırlar. Bizler cemlerimizi kesinlikle aksatmadan hem de &ouml;d&uuml;n vermeden devam ettiriyoruz. <br /> Her cemde sizlerin g&ouml;rg&uuml;den ge&ccedil;me dediğiniz şeyleri bizler yaparız. <br /> Cemin bir başlama ve bitme ayı, haftası yoktur. Her an canlar cem yapabilirler. Yalnız 12 g&uuml;n Muharremde Matemde kapalıdır. <br /> Kişi Almanya&rsquo;dan gelmişse, babaya s&ouml;yler, daha sonra canlara haber verilir ve cem yapılır. <br /> O cemde de mutlaka t&uuml;m hizmetler yerine getirilir. <br /> Bizim hi&ccedil;bir cemimizde hizmetler aksamaz. <br /> Ger&ccedil;ekten de sabahlara kadar s&uuml;rer. <br /> Biz bu sene de Kumrular da, Ortak&ouml;y&rsquo;de aynı şekilde cemlerimizi yaptık. Bizde aynı zamanda Sarı &Ccedil;orba da &ouml;nemlidir. Bu Aşuredir. Herkes orucunu tuttuktan sonra Sarı &Ccedil;orbası&rsquo;nı yapar. <br /> Burada da bizlerde tarikten ge&ccedil;me olayı vardır. Aynı zamanda Nevruzda da insanları pen&ccedil;eden ge&ccedil;iririz. Eğer kişi yolu zarara uğratacak bir iş işlerse ona ceza verilir. <br /> Hi&ccedil; kimseye imtiyaz tanınmaz. <br /> Bizde kişinin ceza alması ceme katılanların taktiriyle olur. İnsanlar babayı da d&uuml;şk&uuml;n yapabilirler, cemden d&uuml;ş&uuml;rebilirler. <br /> O kişi bir daha ceme giremez. <br /> Nitekim bir baba taliplerinin isteğiyle babalıktan d&uuml;ş&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Toplumdan dışlandı. Sıkı kurallarımızla Hakk Muhammed Ali yoluna zarar gelmemesi i&ccedil;in, canımızı bu yola feda ettik. By pass oldum, b&ouml;breklerimden ve diğer bir&ccedil;ok yerimden şikayetim var ama yol daha ulu olduğu i&ccedil;in hizmetleri yerine getirmeye devam ediyoruz. <br /> Şu anda Ortak&ouml;y&rsquo;de d&ouml;rt g&ouml;l&uuml;m var. <br /> (G&ouml;l: b&ouml;l&uuml;m, b&ouml;l&uuml;k anlamındadır. Yani talip sayısı &ccedil;ok fazla olduğu i&ccedil;in bunlar kısım kısım ayrılır. Hepsinin hizmeti de ayrı ayrı g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Buna bazen ocak, oğul, dergah vb. isimler de verilebiliyor.)<br /> Bize bağlı k&ouml;yler şunlardır:<br /> Edirne&rsquo;de&nbsp; Lalapaşa&rsquo;da Taşlım&uuml;sellim (yarı yarıya); Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;de Yenik&ouml;y, Esk&ouml;y (bir kısmı, İl&ccedil;e merkezinde), &Ccedil;obanpınar, Akıncılar&nbsp; (Dravşan); Malkara&rsquo;ya bağlı Pişman (Yenidibek), Teslim (Sarıpolat), Yayla g&ouml;ne; Meri&ccedil;&rsquo;te Omurca (Medeni Yağcı), Nasuhbey K&ouml;y&uuml;; Pınarhisar&rsquo;a bağlı İslambey, Silivri Ortak&ouml;y, Fir&uuml;zk&ouml;y, Bursa Merkez; İsmetiye K&ouml;y&uuml;, Atıcılar K&ouml;y&uuml;.<br /> (Bir &ouml;nceki sene yine aynı b&ouml;lgeye yaptığım uzun ve kapsamlı bir gezinin notları i&ccedil;in bknz: Ayhan Aydın, Erenler Bah&ccedil;esi, Aspaş Matbası, 2003, İstanbul.)</p>
<p> Fir&uuml;zk&ouml;y, 26 Mart 2004<br /> Ser&ccedil;eşme Dergisi, Sayı: 7, Şubat 2005</p>
<p> T&uuml;rk &ndash; Yunan Şiiri</p>
<p> sıla&nbsp; derdine d&uuml;ş&uuml;nce anlarsın<br /> yunanlıyla kardeş olduğunu<br /> bir rum şarkısı duyunca g&ouml;r<br /> gurbet elde istanbul &ccedil;ocuğunu</p>
<p> t&uuml;r&ccedil;enin ferah g&ouml;nl&uuml;nce k&uuml;fretmiş<br /> olmuşuz kanlı bı&ccedil;aklı<br /> yine de bir sevgidir i&ccedil;imizde<br /> b&ouml;yle barış g&uuml;nlerinde saklı</p>
<p> bir soyun kanı olmasın varsın<br /> damarlarımızda akan kan<br /> i&ccedil;imizde şu deli r&uuml;zgar<br /> bir havadan</p>
<p> bu yağmırlu c&ouml;mert<br /> bu g&uuml;neşle sıcak<br /> g&ouml;nl&uuml;m&uuml;zden bahar dolusu kopan<br /> iyilikler kucak kucak</p>
<p> bu sudan bu tattandır ikimizde de g&uuml;nah<br /> b&uuml;t&uuml;n i&ccedil;kiler gibi zararı kadar leziz<br /> bir iklimin meyvasından sızdırılmış<br /> bir i&ccedil;kidir k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerimiz</p>
<p> aramızda bir mavi b&uuml;y&uuml;<br /> bir sıcak deniz<br /> kıyılarında birbirinden g&uuml;zel<br /> iki milletiz</p>
<p> bizimle dirilecek bir g&uuml;n<br /> ege&rsquo;nin altın &ccedil;ağı<br /> yanıp yarının ateşinden<br /> eskinin ocağı<br /> bir kahkaha &ccedil;alınır kulağına<br /> sonra rum şiveli t&uuml;k&ccedil;eler<br /> o Boğaz&rsquo;dan s&ouml;z eder <br /> sen rakıyı hatırlarsın</p>
<p> Yunanlıyla kardeş olduğunu<br /> sıla derdine d&uuml;ş&uuml;nce anlarsın</p>
<p> B&uuml;lent Ecevit</p>
<p> Kızıldeli Sultan Hakkında L&Uuml;TFİ AYKURT Baba&rsquo;dan Derlenen Bilgiler</p>
<p> D&uuml;nyada 54 ana tekke vardır. Bunlardan bazıları ve &ouml;nemlileri şunlardır; Hacı Bektaş, Kızıldeli, Mısır&rsquo;da Kaygusuz, Elmalı&rsquo;da Abdal Musa. <br /> Belirli tarihten sonra Kalender &Ccedil;elebi, orayı ele ge&ccedil;iren Nakşibendilere verilince Kızıldeli ana tekke konumuna geliyor. <br /> B&uuml;t&uuml;n icazetler oradan alınmaya başlıyor. <br /> Demek ki Kızıldeli tekke olunca diğer ufak tekkeler Kızıldeli&rsquo;ye bağlanmalı. <br /> Kızıldeli&rsquo;nin bir efsanevi y&ouml;n&uuml; var; Kırklareli Rumeli&rsquo;nin fethiyle ilgili &ouml;nemli bir eski T&uuml;rk&ccedil;e, el yazması belge vardır. Ahmet H&uuml;seyin Pehlivan Dede vardır, oradan gelme, o bana verdi. <br /> Ben eski T&uuml;rk&ccedil;e bilmediğim i&ccedil;in fotokopisini aldım sonra baktım Bedri Noyan&rsquo;ın Seyit Ali Sultan kitabında biraz benzerlikler var. <br /> Nafiz Kara&ccedil;am&rsquo;ın Efsane&rsquo;den Ger&ccedil;eğe Kırklareli kitabında da I. Murad&rsquo;ın ordularıyla ge&ccedil;tik, yine S&uuml;leyman Paşa ile ge&ccedil;mek efsane de ama S&uuml;leyman Paşa zaten I. Murad&rsquo;ın kardeşi, Evronos Bey, Hacı İlbey bunlar bug&uuml;ne yansıtırsak ordunun generalleri. <br /> Bunları da Bursa&rsquo;ya davet edildikleri i&ccedil;in bu 40 kişi Kara R&uuml;stem Gaziler, Abd&uuml;l Sametler&#8230; Demek ki orduya katılmışlar hem manevi lider olarak hem de birer vekil olarak.<br /> 1. Murat zaten Malkara sırf balcılıkla o kaza ilgileniyormuş Balkara sonradan Malkara olmuş. <br /> &Ccedil;orlu&rsquo;nun etrafı kaleymiş ama halkı yok etmiş &Ccedil;orlu&rsquo;yu ele ge&ccedil;irdiği zaman sonra karargahı L&uuml;leburgaz&rsquo;a kuruyor sonra Babaeski&rsquo;ye kuruyor. <br /> Buraları aldığı zaman zaten bunların &ouml;n yapısı var. Alperenleri dediğimiz &ouml;nc&uuml; erenleri zaten Balkanların &ccedil;oğu arazileri boş. <br /> Bizanslar ile Sel&ccedil;uklunun bir barışık d&ouml;nemi oluyor. Eski Rumeli dediğimiz o zaman Moğol istilalarında Orta Asya&rsquo;dan gelen obalar Konya&rsquo;nın kuraklık &uuml;zerine oradaki a&ccedil;, sefil halleri Bizans ile Sel&ccedil;ukluyu bir araya getiriyor diyorlar ki; bunları Balkanlara sevk edelim, oradaki boş arazilerde hem &ccedil;alışsın, hem de yerleşik d&uuml;zene alışsınlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; T&uuml;rklerin kaderi M&uuml;sl&uuml;manlığı kabul ediyorlar, T&uuml;rkmen adını alıyorlar sonra Y&ouml;r&uuml;k adını alıyorlar. <br /> Sel&ccedil;uklunun son d&ouml;nemlerinde Balkanlara doğru iki devletin mutabakatı halinde ge&ccedil;işler de oluyor. <br /> T&uuml;rkler burada hi&ccedil; silah kullanma ihtiyacını duymadılar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; oradaki elde ettiğimiz mahsulleri helallarımız&nbsp; (eşlerimiz) hari&ccedil; hepsini eşit paylaşacağız. <br /> Biz de dedik ki, M&uuml;sl&uuml;manlık bu kadar g&uuml;zel bir din &ccedil;oğumuz M&uuml;sl&uuml;man olduk, onların hi&ccedil; kılı&ccedil; kullanmasına gerek kalmadan b&ouml;yle bir anım var. <br /> Daha &ouml;nce de Kanta Kuzenin oğlu Bulgarlarda esir kalınca Umur Bey&rsquo;den rica ediyorlar oğlumu kurtar diye, Umur Bey de kurtarınca Kanta Kuzeni bu sefer Gelibolu&rsquo;daki kaleyi Umur Bey&rsquo;e hediye ediyor. <br /> Umur Bey ne kadar da bağımsız da olsa Osmanlı&rsquo;ya bağlı. Zaten I. Murat ge&ccedil;tiği zaman genelde &Ccedil;ardak &uuml;zerinden ge&ccedil;iyorlar Gelibolu&rsquo;ya, ama teşkilatlar daha da hazırlanmış. <br /> Dimetoka&rsquo;da falan Kızıldeli&rsquo;ye bazı f&uuml;t&uuml;vvet ehli kişilere bu araziler veriliyor, &ccedil;alışın bu ekmeği yiyin. <br /> Bug&uuml;n Yunanistan&rsquo;da Se&ccedil;ek Yaylası dediğimiz, Gaziler Tepesi&rsquo;nde her sene oluyor, o mahsul&uuml; elde ediyorlar, diye sonra herkes birleşip mahsul&uuml; pay ediyor sonra diyorlar ki, Allah bize bu nasibi verdi bunun şenliğini, bayramını yapalım, Allah&rsquo;a ş&uuml;kredelim, kurbanlar keselim &ouml;yle başlıyor 1370&rsquo;lerde, zaten yaylanın manası yaz sonu demek yani yaz sonu bayramı. <br /> Seyit Ali Sultan&rsquo;dan sonra Resul Bahri ondan sonra M&uuml;rsel Bali ve M&uuml;rsel Bali&rsquo;nin oğlu Balım Sultan.<br /> Ak Ahmet Baba, Kara Halil Baba bir de Vahdettin Baba hatta Vahdettin Baba zamanında hacca da gitmiş bir yerde istesen de istemesen de Hıristiyanlarla beraber yaşıyorsun bir k&uuml;lt&uuml;r alış-verişi olacak bundan ka&ccedil;amazsın. Onların k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nden bize, bizim k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;zden onlara ge&ccedil;işler, etkileşimler olmuş. &Ccedil;ok yerde Nevruz&rsquo;da Yumurta dağıtma, yeme olayı vardır. <br /> Trakya&rsquo;da Nevruz Cem&rsquo;lerinde yumurta muhakkak vardır, belki de onların paskalyasından bize bu k&uuml;lt&uuml;r gelmiş.<br /> Erkanlarımızı incelediğimiz zaman ben şimdi bu erkanımı Şah Hatayi&rsquo;nin nefeslerine g&ouml;re, Pir Sultan&rsquo;ın nefeslerine g&ouml;re s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yorum. Şimdi cem birlenir, herkes barıştıktan sonra &uuml;&ccedil; nefesler b&ouml;l&uuml;m&uuml; vardı; &ldquo;ilk evvela şu d&uuml;nyaya Hakk Muhammed Ali geldi, y&uuml;z bin erden y&uuml;z &ccedil;evirmez ol şahıma dolu geldiği&rdquo;&nbsp; Buradaki doluyu iyi incelemek lazım. <br /> Pir Sultan&rsquo;dan &ouml;nce ne vardı da, nasıl oldu. <br /> Balım Sultan geldi II. Bayazıd&rsquo;ı İstanbul&rsquo;da dergaha soktu. <br /> Hatta onun &ouml;yk&uuml;s&uuml; de vardır, erkana soktuktan sonra diyor ki sana altın veriyorum hediye olarak kabul etmiyor Balım Sultan, sana ne vereyim hediye olarak, sana Sultan ismini hediye edeyim, Balım Sultan da diyor ki, ben de sana Veli ismini karşılığında vereyim. <br /> 36 tane Osmanlı padişahına bakıyorsun bir tek II. Bayazıd; Veli olarak ge&ccedil;er. Mehmet Şilli Baba kendisi doktor, Yenibedir&rsquo;de babalık yapıyor ve Refik Engin, diyorlar ki; onlar m&uuml;cerret, ben de diyorum ki; Kızıldeli&rsquo;de musahiplik hep var, bu nasıl oluyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; olmasa bu b&ouml;yle gelmez, benim babaannemden dinlediğim budur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yıllarca tekke dervişliği yapmış, T&uuml;rkiye&rsquo;ye geliyorlar benim kaynatam da Kızıldeli&rsquo;de halife babaydı, dedi. <br /> 1826&rsquo;da II. Mahmut Yeni&ccedil;erileri ortadan kaldırıyor biliyorsunuz. <br /> Aradan 50 sene ge&ccedil;iyor, sıkıntılar devam ediyor. <br /> Derken kendilerini bulamadan 1893 Harbi patlıyor. <br /> Orada da yine bir karışıklık bir muhaceret var tam kendilerini bulmaya &ccedil;alışırken zaten akıllarında tekke mi kalır, babalık mı, dervişlik mi yani ge&ccedil;im derdi var bu sefer de Balkan Harbi&rsquo;nde T&uuml;rkiye&rsquo;ye g&ouml;&ccedil;t&uuml;ler, T&uuml;rkiye&rsquo;de zaten kendilerini yerleşik d&uuml;zene alıştırana kadar, 1925&rsquo;de de Tekke ve Zaviyeler Kanunu &ccedil;ıkıyor. Her şey bu defa daha değişik oluyor. Nerde ne bulacaklar. <br /> Merdivenk&ouml;y&rsquo;de bir Tahsin Baba varmış ki benim oradan el alalım dediler, geldiler verdiler, k&ouml;yden Tahsin Baba&rsquo;dan el aldılar. Sonra biraz daha şey olunca Hacı Bektaş&rsquo;a gidelim, bir elde oradan alalım, dediler. <br /> Şimdi bunun sıkıntısını &ccedil;ok &ccedil;ekiyoruz. <br /> Kızıldeli&rsquo;de en &uuml;st makam halife baba makamı. <br /> &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tekkenin 24 par&ccedil;a k&ouml;y&uuml; var ama bu k&ouml;yler 100-200-300 hanelik k&ouml;y değiller, belki bir mezra gibi. <br /> Hep se&ccedil;imle gelinmiş yoksa Kızıldeli&rsquo;nin evlatlarından postnişinlik bug&uuml;ne kadar gelirdi. <br /> Hep erbabını se&ccedil;mişler, oraya koymuşlar, bir halife baba se&ccedil;ilmiş o k&ouml;ylere de halife baba el vermiş bu b&ouml;yle gelmiş.&nbsp; <br /> Biz de şimdi diyoruz ki, işte Medeni Babalar, İbrahim Manaf Babalar dediler ki biz de seni halife baba se&ccedil;elim, bu sistem b&ouml;yle otursun. <br /> Benim de saygım var, Ulusoylar&rsquo;a ama onlar o misyonu layıkıyla yerine getiremediler.<br /> 1994&rsquo;de Feyzullah &Ccedil;elebi Hakk&rsquo;a y&uuml;r&uuml;d&uuml;kten sonra hepsi bir havada oldu. <br /> Bektaşileri de iki kategoriye ayırmak lazım. <br /> Kızıldeli&rsquo;yi ele aldığınız zaman, Kızıldeli&rsquo;nin tekkedeki vakıftaki k&ouml;ylerin yerleştiği y&ouml;reler belli. <br /> Bursa&rsquo;nın; İsmetiye, atıcılar, Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;n&uuml;n Yenik&ouml;y&uuml;, Umurca, Beyk&ouml;y, Kırklareli İslambey k&ouml;y, Silivri Ortak&ouml;y mesela Fir&uuml;zk&ouml;y&rsquo;de Kızıldeli Ocağı&rsquo;na bağlı ama kazamız Ortak&ouml;y bizim. <br /> Uzunk&ouml;pr&uuml;&rsquo;n&uuml;n &Ccedil;obanpınar gibi k&ouml;ylerde şimdi &ccedil;ok acı hepsi kapalı. <br /> Mesela Silivri Ortak&ouml;y&rsquo;e ben bakıyorum, Babaeski Kumrular K&ouml;y&uuml;&rsquo;ne ben gidiyorum. Fir&uuml;zk&ouml;y&rsquo;de G&uuml;rb&uuml;z Baba var, Yenik&ouml;y&rsquo;de İbrahim Manaf Dede var. <br /> Mesela Musalca tartışılır Ali Osman Dede ve Mustafa Dede var biri diyor ki, Seyit Ali Sultan&rsquo;a bağlıyız, diğeri diyor ki Odman Baba&rsquo;ya bağlıyız. Onları da &ccedil;&ouml;zemedim ben. Seyit Ali Sultan&rsquo;a bağlıysan mesela Bursa&rsquo;ya gidin, bizim Ortak&ouml;y&rsquo;&uuml;n cemine gelin, &ccedil;ok az fark olsa bile cemin ana temaları aynıdır. <br /> Tekkeden gelen Mehmet Ali Efendiler vardı, Halil Ağalar vardı işte dedemlerin ama o belgeler de &ouml;yle bir hale gelmiş ki benim musahibimin babası vardı tahsildar Turgut Dayı, haydi Turgut Dayı şurdan şunu &ccedil;ıkar buradan bunu &ccedil;ıkar şimdi elimde y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;m Kızıldeli Erkanı var. <br /> Bir n&uuml;shasını hazırladım diyelim ki, Birlik Cem&rsquo;inde hangi nefesler s&ouml;yleniyor, hangi dualar, musahip kurbanında hangileri bunları toparladım. <br /> Babaannem &ccedil;ok diplomat bir kadındı, hikayesi de olsa anlatacağım sizlere; Kızıldeli kerametini g&ouml;sterdi, nasıl oldu nene dedim, bu g&ouml;zler bunu g&ouml;rd&uuml;, nasıl g&ouml;rd&uuml;, tekke de kalkıyor gece tuvalete sultanlarımız, sultanlarımız diyorlar sultanlar g&ouml;stersin bakalım kendilerini başlıyor işemeye, tekkenin birka&ccedil; tane &ccedil;ıkış kapısı var birinden &ccedil;ıkarken bir adımını atmış dışarı bir adımı i&ccedil;erde kalmış, oğlum bu g&ouml;zler bunu g&ouml;rd&uuml;, derdi babaannem. Yığıldı kaldı orada, baktık ki ağzı iyice yamulmuş bir tarafına da fel&ccedil; gelmiş orada &ouml;ylece kaldı, derdi. <br /> Bunu b&ouml;yle duydum; Kızıldeli kerametini g&ouml;sterdi mi g&ouml;stermedi mi?, diye.<br /> Kızıldeli Erkanını ş&ouml;yle sınıflandırdık; erkan nefesleri bir de destur nefesleri her zaman s&ouml;ylenen. <br /> Mesela cem s&uuml;r&uuml;l&uuml;rken nasıl ki namazda şu dua okunacak bu dua okunacak bizim bu erkanda cem şeriatında bu klasikleşmiş.</p>
<p> 12. 3. 2005</p>
<p> Yunanistan Kızıldeli Sultan Dergahı Ziyareti ve <br /> Kasım Kurbanı Etkinlikleri<br /> (2005)</p>
<p> Ge&ccedil;en sene olduğu gibi bu sene de CEM Vakfı adına ger&ccedil;ekleştirdiğimiz gezimiz ve katıldığımız etkinlik olduk&ccedil;a yararlı ge&ccedil;ti. Soydaşlarımızla tekrar buluşmak, konuşmak, kaynaşmak bizi &ccedil;ok mutlu kıldı.</p>
<p> Ge&ccedil;en sene olduğu gibi bu sene de tabiri tacizse ucu ucuna yetiştirdiğim vize işlemleri ve soğuk bir sonbahar İstanbul&rsquo;unda konsolosluk &ouml;n&uuml;ndeki beklemelerim uzadık&ccedil;a, aslında heyecanım da artıyordu. &Ouml;yle ki tam anlamıyla oraya nasıl ulaşabileceğimizi bile daha netleştirmeden bir g&uuml;n sonra yapılacak etkinliğin vizesini almak, &ccedil;ok yakın olmasına rağmen bazen &ccedil;ok uzaklardaymış gibi hislere kaptırıldığımız Yunanistan ve komşu sınırı, bir mitolojik efsaneler diyarındaki erenler ereni, hemi de alp eren Seyyid Ali Sultan&rsquo;ı ziyaret edebilmek umudu, toprak altındaki bir filiz gibi canlanıyor i&ccedil;inde. <br /> Keşan ve oradan İpsala&rsquo;ya ulaşımımız g&uuml;n&uuml;m&uuml;z koşullarına g&ouml;re eski bir otob&uuml;sle, oradan sınır kapısına varmamız ise bir az duyan taksicinin kendi kafasına g&ouml;re uyguladığı para politikasıyla bir par&ccedil;a pahalı da olsa ne gam! Abidin Harman&rsquo;la &ccedil;ok mutluyuz. İşlemlerimiz sorunsuz hallediliyor ve Seyyid Ali Sultan Koruma Heyet Başkanı Hasan &Ccedil;engel ta evinden kilometrelerce yol kat edip bizzat kendisinin gelmesiyle birka&ccedil; saatte ulaşıyoruz, Ruşenler K&ouml;y&uuml;&rsquo;ne. <br /> Ge&ccedil; zamana kadar sohbetler, muhabbetler yine Kızıldeli Sultan hakkında, yine T&uuml;rkiye&rsquo;deki Alevilik-Bektaşilik konularındaki gelişmeler &uuml;zerine, yine dostluk, kardeşlik &uuml;zerine. Ama bu sefer yine bizi h&uuml;z&uuml;nlendiren bir anıyı birlikte yaşıyoruz. Rahmetli Ahmet Hezarfen&rsquo;le buraya nisan ayında da gelmiştik, aynı evde, aynı kanepede sohbet etmiştik. Ahmet Hezarfen &ccedil;ok i&ccedil;ten, samimi bir şekilde g&ouml;zyaşlarını d&ouml;kerken, bu şimdi gurbet olan eski vatan topraklarında, soydaşlarımızın yanında olmaktan aldığı hazzı hi&ccedil;bir şeyden almadığını s&ouml;yl&uuml;yordu. O anda oradaki herkes duygulanmış, ne yapacağını bilemez olmuştu. Seksen altı yaşındaki pir-i fani Ahmet Hezarfen y&uuml;zyılların &ouml;zlemini, bu &ccedil;ile &ccedil;ekmiş soydaşlarımızla giderirken T&uuml;rkiye&rsquo;den buraya ulaşan bir barış g&uuml;vercini gibi kanatlarıyla t&uuml;m insanları kucaklıyordu. Bizler de şimdi o anları hatırladık&ccedil;a ev halkıyla birlikte yine duygulandık. </p>
<p> 8 Kasım 2005</p>
<p> Her gezide&nbsp; ve her zaman olduğu gibi &ccedil;ok erkenden kalktım. Abidin Harman&rsquo;la birlikte bir an &ouml;nce Seyyid Ali Sultan Dergahı&rsquo;nı, T&uuml;rbesi&rsquo;ni ziyaret etmek i&ccedil;in can attık. Sabahın seherinde yapraklarını t&uuml;rl&uuml; renklere b&uuml;r&uuml;nd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; sonbahar i&ccedil;inde ama g&uuml;neşli, ama sıcak bir havayla karşıladı yine bizleri Kızıldeli Sultan. <br /> Dergah&rsquo;ın avlusunda hem de tam merkezindeki tarihi dut ağacı t&uuml;mden sarıya kesmişti, g&ouml;zlerimiz kamaşıyordu. <br /> Civardaki t&uuml;m tepelerdeki, dergahtaki b&uuml;t&uuml;n ağa&ccedil;lar dahil olmak &uuml;zere sonbaharın c&uuml;mb&uuml;ş&uuml;ne kendilerini bırakmışlardı. <br /> Ka&ccedil;ırılmayacak manzaralar. <br /> Her zamanki gibi kameram ve fotoğraf makinem g&ouml;revlerinin bilincinde &ccedil;alıştılar. <br /> Daha sonra yola g&ouml;n&uuml;l vermişlerden Ali Bey&rsquo;le, t&uuml;rbeyi ziyaret etmek i&ccedil;in yola koyulmuşken, t&uuml;rbenin &ouml;n&uuml;nde seksen yaşındaki Mehmet Karapancar isimli bir soydaşımızla karşılaşıyoruz. Olduk&ccedil;a hoş sohbet olan Mehmet Amca, &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşlardan beri burayı ziyaret ettiğini, dergaha ziyaretlerin hi&ccedil;bir zaman kesilmeden devam ettiğini s&ouml;yl&uuml;yor. <br /> Daha sonra ise Abidin Harman eren ve evliyalara yakışır bir şekilde dualar ediyor, Kuran okuyor. <br /> Bu sene nisan ayından bu yana gerek t&uuml;rbede, gerekse dergah &ccedil;evresinde bazı farklılıklar g&ouml;r&uuml;yorum. <br /> Bir kere Kızıldeli Sultan&rsquo;ın t&uuml;rbesi i&ccedil;indeki mezar &uuml;zerindeki dikd&ouml;rtgen şeklinde korunaklar bu sene kaldırılmış, yerlerine bir bu&ccedil;uk metreden daha y&uuml;ksek bir mermer lahit yapılmış. <br /> Yine tarihe yenik d&uuml;şm&uuml;ş bulunan Dergah&rsquo;ın dış avlu duvarları onarılmaya başlanmış, bu konuda hayli yol alınmış. <br /> Bunun yanı sıra dergaha giriş kapısı dikkatimizi &ccedil;ekiyor. Giriş kapılarının 12 olduğunu s&ouml;yleyenler oluyor. Bug&uuml;n ise bunlardan birisi t&uuml;m&uuml;yle onarılmış, aslına uygun bir şekilde inşa edilmiş. Ayrıca sadece dış avlu duvarlarının değil, i&ccedil; avludaki bazı yıkılan, bozulan taş duvarların da yapıldığına şahit oldum. <br /> Dergahı &ccedil;epe&ccedil;evre tekrar tekrar gezerek, &ccedil;ekimler yaptım. <br /> Derken aynen ge&ccedil;en sene olduğu gibi, bu sene de Bulgaristan Haskova ve Kırcaali b&ouml;lgelerinden soydaşlarımız teşrif ediyorlar. <br /> Bir otob&uuml;s dolusu insan, yeni yapılan giriş kapısından i&ccedil;eri girdiler. Teker teker t&uuml;m&uuml; b&ouml;lge insanı tarafından karşılandı. Hasret giderildi. Daha sonra hep birlikte t&uuml;rbe ziyareti yapıldı. Okunan dualar, Kuran&rsquo;lar, s&ouml;ylenen nefeslerle insanlar hem hal oldular. Ayrıca adak olarak, nezir olarak dergaha getirilen &ccedil;eşitli eşyalar ve para şeklindeki yardımlar t&uuml;rbeye bırakıldı. <br /> Bunun ardından misafir evine ge&ccedil;en konuklar ve onları karşılayan ev sahipleri ve T&uuml;rkiye&rsquo;den giden bizler yine kaynaşmanın &ouml;rneklerini sergiledik. <br /> Kızıldeli Sultan&rsquo;ın &ouml;nemi, ziyaretin amacı, Kasım Kurbanı Etkinliğinin &ouml;nemine ilişkin kısa konuşmalardan sonra, Hasan Ali Osman Baba&rsquo;nın &ccedil;aldığı saz eşliğinde Haskova ve Kırcaali Semahları d&ouml;n&uuml;ld&uuml;. Bu şekilde saatler ge&ccedil;ti. <br /> Daha sonra hep birlikte esas Kasım Kurbanı etkinliklerinin yapıldığı ve dergaha &ccedil;ok yakın bir mesafedeki tepeye vardık. M&uuml;rsel Baba Sırtı olan bu alanda bir Pazar kurulmuştu. <br /> Ge&ccedil;en sene hava &ccedil;ok soğuk olduğu i&ccedil;in etkinliğe katılım d&uuml;ş&uuml;kken, bu sene havanın &ccedil;ok g&uuml;zel olması nedeniyle katılımda bir artış vardı. <br /> S&ouml;yleştiğimiz insanlar bu alış/veriş işinin son zamanlarda ortaya &ccedil;ıktığını, daha &ouml;nce b&ouml;yle bir şeyin olmadığını s&ouml;ylediler. Burada b&uuml;y&uuml;k bir Pazar kurulmuştu. Daha &ccedil;ok dayanıklı t&uuml;ketim eşyalarının satıldığı bu Pazar yerinde her yaştan insana rastlamak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;. Buraya &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; gelişim olduğu halde, bir &ccedil;ok soydaşımızın Abidin Harman&rsquo;la birlikte bize sevecenlikle yaklaşmaları beni sevindirdi. <br /> On &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k kazan et harlı ateşler &uuml;zerinde dumanları t&uuml;terek pişerken, insan karşı tepeleri, tepelerdeki k&ouml;yleri, ağa&ccedil;ları, insanları, buradaki inancı, hayatın devinimini, kuşları, inekleri, yakılmak i&ccedil;in kesilip yığın yığın biriktirilen odunları, kara kış bastırınca yapılacak sohbetleri d&uuml;ş&uuml;nmeden edemiyor. <br /> &Ouml;yle ki g&uuml;z &ccedil;iğdemleri fışkırmış ağa&ccedil; altlarında, eski dostlar buluşmuşlar koyu sohbetlere tutuşmuşlar, bir yandan cigara t&uuml;tt&uuml;r&uuml;p, bir yandan acıkan karınlara bir yemek olarak değil de bir lokma olarak, bir ila&ccedil; olarak girmek i&ccedil;in fokurdayan etlerin enfes kokusu ve bu kurbanları halkın birlikte almalarının verdiği ortaklık ve birlik duygusu insanı bir hoş ediyor. <br /> 1300&rsquo;l&uuml; yıllardan beri insanları aynı bereketli toprağın &uuml;st&uuml;nde, aynı kutsal g&ouml;k kubbenin altında renk, din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı g&ouml;zetmeden buluşturan Kızıldeli Sultan Hazretleri, yine ululuğunu g&ouml;steriyordu. <br /> Aynı sofranın başında Alevisi, S&uuml;nnisi, Hıristiyanı, Yunanı, T&uuml;rk&uuml;, genci, yaşlısı, Bulgaristan&rsquo;da yaşayanı, T&uuml;rkiye&rsquo;de yaşayanı, Yunanistan&rsquo;da yaşayanı ile T&uuml;rkler buluşabiliyordu. Nihayetinde ilk yurt dışı g&ouml;revini yerine getiren T&uuml;rkiye&rsquo;nin G&uuml;milcine Başkonsolos Vekili gen&ccedil; m&uuml;lkiyeli kardeşimiz yanında eski milletvekillerinden Mustafa Mustafa, Yunanlı araştırmacı&nbsp; Giorgos Mavrommatis (Yorgo), Rodop R&uuml;zgarı&rsquo;nın değerli sahibi İbrahim Baltalı, ismini hatırlayamadığım&nbsp; diğer bir&ccedil;ok katılımcı buradaydı. Bu arada Bulgaristan&rsquo;dan Haskovo B&ouml;lgesinin &uuml;nl&uuml; babası Hasan Asarlı da konuklar arasındaydı. <br /> Bu sofra erenlerin Hakk sofrasıydı. <br /> Bu sofrada a&ccedil;lar doyacak, susuzlar kanacaktı. <br /> Değil Zeus&rsquo;un kutsal nefesi t&uuml;m kutsalların nefesleri geziyordu bu tepenin başında. Bu tepe d&ouml;rt nala gelip uzak Asya&rsquo;dan bir kısrak başı gibi uzanılan, bir bayram sabahı huşu i&ccedil;inde y&uuml;r&uuml;nen kutsal ve bereketli k&uuml;lt&uuml;rler toprağıydı, inan&ccedil;lar toprağıydı. <br /> Seyyid Ali Sultan&rsquo;ın kutsal nefesi, kurumuş dut ağacını yeşerten &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k iksiri, &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;k meyveleri bu havadaydı, bu sudaydı, bu topraktaydı, bu ateşteydi. <br /> Bu kutsal ateş hi&ccedil;bir zaman s&ouml;nmemişti. Hi&ccedil;bir g&uuml;&ccedil; bu ateşi s&ouml;nd&uuml;rememişti. <br /> Şimdi Yunanistan topraklarında kalsa bile sonsuzluk alemine kadar insanlığın bu &ouml;l&uuml;ms&uuml;z kalesi ayakta kalıp, t&uuml;m d&uuml;nyayı değerleriyle aydınlatmaya devam edecekti. </p>
<p> Aynı akşam g&uuml;n batımında tekrar dergaha geliyoruz. Burada bu sefer g&uuml;neş batarken dergahın g&ouml;r&uuml;nt&uuml;lerini alıyorum. <br /> Bizlere refakat eden Ali Pen&ccedil;al (29) arkadaşımızla sohbet ediyoruz. Konuya duyarlı ve meraklı olan gen&ccedil; arkadaşımız olduk&ccedil;a bilin&ccedil;li birisine benziyor. &Ouml;zellikle Abidin Harman onunla sohbete &ouml;nem veriyor ve sorularını uzun uzun yanıtlıyor. Daha sonra yanımıza diğer arkadaşlar geliyor. Onlarla da sohbet ediyoruz.<br /> Aynı akşam Hasan &Ccedil;engel&rsquo;in evinde devam ettiğimiz sohbetimize Ruşenler K&ouml;y&uuml; Cemevi&rsquo;nde devam ediyoruz. <br /> Burada halkın yoğun katılımı oluyor. Ayrıca Bulgaristan&rsquo;dan gelen soydaşlarımızın da katılımıyla cemevi tıklım tıklım doluyor. <br /> Mehmet Ko&ccedil; Dede&rsquo;nin konuşmalarıyla a&ccedil;ılan sohbetimizde &ouml;zellikle Abidin Harman Baba&rsquo;nın halkı aydınlatan konuşmaları ilgiyle dinleniyor.<br /> Bu arada Bulgaristan&rsquo;dan gelen soydaşlarımız yine sazlarıyla nefesleri ve semahlarıyla akşamki muhabbeti renklendiriyorlar, daha da anlamlandırıyorlardı. <br /> Abidin Harman&rsquo;ın konuşmaları Bulgaristan&rsquo;dan gelen soydaşlarımızı uğurladıktan sonra da devam etti, gece yarısına kadar s&uuml;rd&uuml;. <br /> Sonra teker teker t&uuml;m gelen canlarla sarılıp &ouml;p&uuml;şerek bir daha buluşmak &uuml;zere onlardan ayrılıyoruz. </p>
<p> 9 Kasım 2005</p>
<p> Ricamı kırmayan ve g&uuml;n&uuml;n&uuml; arabasıyla birlikte bize ayıran Abdi Pen&ccedil;al (55)&rsquo;in refakatiyle Yunanistan&rsquo;da birka&ccedil; ziyaretimiz daha oluyor ve gezimiz daha da i&ccedil;erik kazınıyor. <br /> Benim temel merakım ve &ouml;ğrenmek istediklerim; b&ouml;lge insanı nasıl bir ortamda, nasıl bir coğrafya &uuml;zerinde yaşıyorlar, neler ekip/bi&ccedil;iyorlar, nasıl ge&ccedil;iniyorlar. Yani &ccedil;evre ve yaşam şartları nasıl?<br /> Sabah erkenden kalkıp yola &ccedil;ıkıyoruz. Yine uğrak yerimiz Kızıldeli Sultan Dergahı. Duasız, destursuz yola &ccedil;ıkmak istemiyoruz. <br /> Bu arada Abdi Pen&ccedil;al&rsquo;la sohbet ediyoruz. Kendisi Yunanistan&rsquo;da T&uuml;rklerin haklarını almak konusunda verdiği m&uuml;cadelelerle anılıp &ouml;l&uuml;ms&uuml;zleşen isimlerden eski milletvekili ve dava adamı Sadık Ahmet&rsquo;in yardımcılarındanmış. <br /> Abdi Pen&ccedil;al T&uuml;rklerin, M&uuml;sl&uuml;manların, Alevi-Bektaşilerin haklarını almak i&ccedil;in bazı arkadaşlarıyla b&ouml;lgede m&uuml;cadele etmiş isimlerden birisi. Bu uğurda &ccedil;ok g&ouml;zaltına alınmış, hapis yatmış. Sadık Ahmet&rsquo;in yiğit bir &ouml;nder, toplumunun &ouml;z&uuml;nden &ccedil;ıkmış bir kahraman, d&uuml;r&uuml;st bir insan olduğunu s&ouml;yleyen Pen&ccedil;al, onunla &ccedil;alışmaktan &ccedil;ok gurur duyduğunu, &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n arkasındaki sırrın hala aydınlatılamadığını ama &ouml;l&uuml;m&uuml;yle ilgili ş&uuml;phelerin ortadan kalkmadığını dile getiriyor. <br /> Kendisi &ccedil;evreyi iyi tanıyan Pen&ccedil;al aynı zamanda uzun yıllar SE&Ccedil;EK K&uuml;lt&uuml;r Derneği Başkanlığı yapmış. Şimdi ise Seyyid Ali Sultan Koruma Heyeti Y&ouml;netim Kurulu &uuml;yesi.<br /> Şu anda Dergah&rsquo;ın bakım işlerini yapan ve burayı koruyan t&uuml;rbedar konumundaki M&uuml;sl&uuml;m &Ccedil;olak&rsquo;la da s&ouml;yleşiyorum. Aslında y&ouml;re ve dergah hakkında belli bir bilgi birikimi olan &Ccedil;olak benden daha detaylı bilgi alabilmeniz i&ccedil;in daha beş/on sefer buraya gelmeniz gerekir, ayrıca burada bir m&uuml;ddet de kalırsanız iyi olur, diyor. Ben de keşke, nerede o fırsatlar, diyorum. G&uuml;n ola da odunları kesmeye (yanlışlıkla ayağımı kesmessem), tarla işlerinde sizlere yardım i&ccedil;in birka&ccedil; ay, belki g&uuml;n&uuml;n birinde temelli burada kalmak isterim, diyorum. O da memnuniyetle, her zaman kapımız a&ccedil;ık, diyor. <br /> Bu duygularım aslında benim i&ccedil;ten, samimi duygularım. B&ouml;yle bir ulu dergahta zaman zaman ya da hayat boyu hizmet vermek d&uuml;nyanın en onurlu işlerinden birisi olurdu.&nbsp; </p>
<p> Babalar K&ouml;y&uuml;</p>
<p> &Ccedil;ok engebeli olmasa da inişli/&ccedil;ıkışlı yolları tepeleri aşarak, &ouml;nceki g&uuml;n etkinliklerin yapıldığı y&uuml;ksek tepeden aşağı inerek benzersiz doğa i&ccedil;inden Babalar K&ouml;y&uuml;&rsquo;ne varıyoruz. Burası da bir Alevi/Bektaşi k&ouml;y&uuml;. Evleri olduk&ccedil;a dağınık olan k&ouml;y&uuml;n n&uuml;fusu aslında &ccedil;ok fazla değil. Ama evler yeni. Karadeniz B&ouml;lgesi&rsquo;ndeki gibi dağınık mahallelerden oluşan k&ouml;ydeki cemevini ziyaret ediyoruz. Aynen Ruşenler K&ouml;y&uuml;&rsquo;ndeki gibi &uuml;&ccedil; d&ouml;rt y&uuml;z kişilik olarak inşa edilen cemevi &ccedil;evreye hizmet verecek şekilde yapılmış. Daha doğrusu burada bir ziyaret varmış. İnsanlar kurban kesiyorlarmış. Şimdi ise ziyaretin hemen yanında, ihtiya&ccedil;lardan dolayı hem mutfağın, hem kurban kesimhanesinin de bulunduğu bir cemevi yapılmış. Cemevinin avlusunda ise eski yazılı taşların olduğu mezarlar var. Ayrıca cemevinin hemen yanında &ouml;zel bir arazi i&ccedil;in de tarihi mezarlar g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Abdi Pen&ccedil;al insanların &ccedil;ok eskiden beri buraları ziyaret ettiklerini, buranın kutsal bir yer sayıldığını s&ouml;yl&uuml;yor. <br /> Bizlere refakat eden ve T&uuml;rkiye&rsquo;de okumuş gen&ccedil; bir bayan arkadaşım ise gen&ccedil;lerin olaya &ccedil;ok ilgi duyduğunu, bu konuda kendilerine destek olunmasını istediklerini s&ouml;yledi. <br /> Yine inişli &ccedil;ıkışlı yollardan tepeler aşarak B&uuml;y&uuml;k Derbent&rsquo;e&nbsp; (Makro Dereio) varıyoruz. Abdi Pen&ccedil;al&rsquo;ın evinde birer kahve i&ccedil;iyoruz. Burası Alevilerle S&uuml;nnilerin ortaklaşa yaşadıkları bir şirin belde. G&ouml;z&uuml;m&uuml;ze ilişen ise kasım patları başta olmak &uuml;zere bir&ccedil;ok t&uuml;rden &ccedil;i&ccedil;eğin her evin bah&ccedil;esinde olduk&ccedil;a bol olması aynen t&uuml;m y&ouml;re k&ouml;ylerinde ve evlerinde olduğu gibi. Ayrıca burası meyve konusunda da olduk&ccedil;a verimli bir yer ayva, nar&#8230; her &ccedil;eşitten g&uuml;z meyvesini kendileri yetiştiriyorlar.<br /> B&ouml;lge insanının aslında ekonomik durumu pek i&ccedil; a&ccedil;ıcı değil. &Ouml;yle &ccedil;ok verimli tarım alanları da fazla yok. Daha &ccedil;ok hayvancılık ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k tarlalarda kendi ihtiyacını bile karşılayamayan ekim/dikim işleriyle uğraşıyorlar. Gen&ccedil;ler b&uuml;y&uuml;k kentlere g&ouml;&ccedil; etmenin yollarını arıyorlar. Yaşlıların aldıkları emeklilik parası ise ge&ccedil;imlerine bile yetmeyecek d&uuml;zeyde.&nbsp; </p>
<p> Nefes Baba T&uuml;rbesi</p>
<p> Daha sonra ise Dedeağa&ccedil; (Alexandroupolis) Vilayeti yakınlarındaki Ilıca K&ouml;y&uuml; (Lotra)&rsquo;n&uuml;n dışında bulunan ve Evliya &Ccedil;elebi Seyahatnamesi dahil bir&ccedil;ok kaynak eserde ismi ge&ccedil;en ve &ccedil;ok y&uuml;ksek&ccedil;e bir tepenin &uuml;zerinden Ege Denizi&rsquo;ni g&ouml;ren muazzam g&uuml;zellikteki Nefes Baba Dergahı&rsquo;na ulaşmak i&ccedil;in hızla yol alıyoruz. <br /> Yaprakları bir g&uuml;z şarkısı gibi h&uuml;z&uuml;nl&uuml; ağa&ccedil;lar altından ge&ccedil;erken, Batı Trakya&rsquo;nın ne kadar g&uuml;zel ve eşsiz bir b&ouml;lge olduğunu bir kez daha g&ouml;r&uuml;yorum. <br /> Yol boyu ormanlık alanları, vadileri, tepeleri aşarak hedefimize ulaşıyoruz. Aynı zamanda kaplıcalarıyla da &uuml;nl&uuml; y&ouml;rede bir&ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k otel de kurulmuş. <br /> Ana yoldan i&ccedil;eri saptığımızda ise bizi bir s&uuml;rpriz karşılıyor. Yunanca harflerle &ldquo;Manastıra Gider&rdquo; yazan bir levhanın yanından bir dağ yoluna sapıyoruz. Olduk&ccedil;a bozuk olan yoldan ilerlerken &ccedil;evreye hakim tepeye vardığımızda şimdi t&uuml;rbesinden de binalarından da artık eser kalmamış bir &ouml;ren yerine &ccedil;ıkıyoruz. <br /> Bir su sarnıcının yanında yeni yapılmış bir beyaz badanalı binayla karşılaşıyoruz. Bu sonradan yapma uyduruk bina bir manastırmış! Manastıra benzer yanı olmasa da, y&uuml;zlerce resim, fotoğraf, ikona benzeri simgeleriyle bir Hıristiyan ziyaret mekanına sonradan &ccedil;evrilmiş bu yapı b&uuml;y&uuml;k ihtimalle Nefes Baba&rsquo;nın t&uuml;rbesinin bulunduğu yer veya bir başka yapı tahrip edilerek yapılmış bir bina.<br /> Binanın hemen yanında &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir ha&ccedil; ve b&uuml;y&uuml;k bir Yunan bayrağı b&uuml;y&uuml;k tepenin kayalarından t&uuml;m b&ouml;lgeden g&ouml;r&uuml;lecek şekilde endam ediyor. <br /> &Ccedil;evreyi gezince &ccedil;ok kalın duvarları olan bina kalıntılarını, bu arada &ccedil;ok derin bir kuyuyu, bir b&uuml;y&uuml;k dibeği g&ouml;r&uuml;nt&uuml;l&uuml;yoruz. <br /> Keskin bir sırt &uuml;zerinde olduk&ccedil;a d&uuml;zg&uuml;n bir alan &uuml;zerinde kurulu bu dergah muhtemelen &ccedil;ok işleyen bir inan&ccedil; ve k&uuml;lt&uuml;r merkezi olarak uzun zaman halka hizmet vermişken şimdi yok olmuş, yok edilmiş bir tarihi hatıra olarak h&uuml;z&uuml;nle bizlere bakıyor. <br /> Durum karşısında ne Abidin Harman Baba&rsquo;nın, ne Abdi Pen&ccedil;al, ne benim yapabilecek bir şeyimiz yok. <br /> T&uuml;rbe yakınlarında kalan tek T&uuml;rk ailesinden daha fazla bilgi alabiliriz, diye aşağı iniyoruz. &Ccedil;evrede g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z tarlalara, koruya bakarak belki de bir zamanlar dergahın arazileriydi buralar, diyoruz. <br /> Bizi &ccedil;ok sıcak karşılayan T&uuml;rk ailesinin bah&ccedil;esine adım atar atmaz, daha sandalyeye oturmadan hemen avluda bir kadın beliriyor. <br /> Sa&ccedil;ları r&ouml;fleli olduğu halde, başını sıkı sıkı kapatan bizlere sert ve soğuk bakışlar y&ouml;nelterek bir d&uuml;şmanmış gibi bakan bu kadının gelmesiyle ortamın havası birden değişiyor. İlk &ouml;nce komşu olarak bir şey isteyecek diye, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lse de, biraz sonra ziyaret sebebi anlaşılıyor. Bizlerin kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, ne yaptığımızı Yunanca T&uuml;rk aileye soran bu kişi, Abdi Pen&ccedil;al&rsquo;la daha konuşmaya başlamadan lafa bozgunculukla giriyor ve Nefes Baba diye bir şeyin olmadığını buranın bir manastır olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Ev sahibi bayan ise &ldquo;bu kadın geldi, &ouml;n&uuml;m&uuml;z kesti&rdquo; diye T&uuml;rk&ccedil;e derdini anlatınca, Abidin Harman&rsquo;la biz kadının bilin&ccedil;li bir şekilde bizi takip edip, buraya geldiğini amacının başka bir şey olduğunu fısıldaşıyoruz, daha doğrusu dilimizle değil de g&ouml;nl&uuml;m&uuml;zle birbirimize s&ouml;yl&uuml;yoruz. <br /> Neyse Abdi Pen&ccedil;al da lafı uzatmıyor. Ama kadın kalkmak istemiyor. Maalesef bazı konularda bilgi alabileceğimiz bu aileden yararlanamadan oradan ayrılıyoruz. Fakat ziyarette edindiğimiz bir bilgi ise, &ccedil;ok yoğun bir şekilde T&uuml;rklerin burayı bir kutsal ziyaret yeri olarak bilip her zaman gelip burada kurban kestikleri şeklinde oluyor. <br /> Abdi Pen&ccedil;al bizleri sınırdan ge&ccedil;iriyor, bir fedakarlıkta daha bulunup zorluk &ccedil;ekmeyelim, diye Keşan&rsquo;a kadar ulaştırıyor. <br /> Sonra bizler İstanbul&rsquo;a hareket ediyoruz. <br /> Her gezide olduğu gibi bu gezimde de yine bir&ccedil;ok şey &ouml;ğreniyorum. Yeni insanlarla tanışıp, kaynaşıyorum. Bu &ouml;nemli ve anlamlı toprak par&ccedil;asına bir kez daha gelmek beni gururlandırıyor.&nbsp; Ama ziyaretlerin &ccedil;ok kısa olması verimli ge&ccedil;mesini engelliyor. Uzun ve araştırmaya dayalı gezilerle, Balkanlar &ouml;zelde Batı Trakya&rsquo;yla ilgili&nbsp; daha &ccedil;ok &ouml;ğrenecek şeyimiz olduğuna inanıyorum.<br /> İnşallah yeni gezilerle yeni bilgiler edinip, yeni insanlar tanırım diye g&ouml;nl&uuml;mden ge&ccedil;iriyorum.  </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kyzyldeli-sultan-gezi-notlary-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
