<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. A.Yılmaz SOYER &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/yazarlar/dr-a-yilmaz-soyer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Mar 2016 21:57:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.3</generator>
	<item>
		<title>ŞAH HATAÎ&#8217;NİN MEŞAYIHNAMESİNDE MÜRŞİD VE MÜRİD ANLAYIŞI</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/sah-hatainin-mesayihnamesinde-mursid-ve-murid-anlayisi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/sah-hatainin-mesayihnamesinde-mursid-ve-murid-anlayisi/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 17:51:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[A.Yılmaz Soyyer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dr. A.Yılmaz SOYER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/thah-hatainyn-methayihnamesynde-murthyd-ve-muryd-anlayithi/</guid>
				<description><![CDATA[A.Yılmaz Soyyer 13.yüzyılda başlayıp 16. yüzyılda en olgun noktasına ulaşan Safevi Aleviliği,  İran ve Anadolu&#8217;yu yani Türkçe konuşan coğrafyayı derinden etkilemiştir. Safevi geleneği Şeyh Safi ismiyle tanınan Şeyh Safiyyüddin Erdebili (ö: 735/1334) ile başlar. Sufi geleneğin merkezi Şah İsmail dönemine kadar Erdebil&#8217;dir. Şah Hatai[1] olarak meşhur olan Şah İsmail tasavvufi hareketin ve bu harekete bağlı ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">A.Yılmaz Soyyer</p>
<p> 13.yüzyılda başlayıp 16. yüzyılda en olgun noktasına ulaşan Safevi Aleviliği,  İran ve Anadolu&#8217;yu yani Türkçe konuşan coğrafyayı derinden etkilemiştir. Safevi geleneği Şeyh Safi ismiyle tanınan Şeyh Safiyyüddin Erdebili (ö: 735/1334) ile başlar. Sufi geleneğin merkezi Şah İsmail dönemine kadar Erdebil&#8217;dir. Şah Hatai[1] olarak meşhur olan Şah İsmail tasavvufi hareketin ve bu harekete bağlı olarak kurduğu devletin merkezini Tebrize taşımıştır.[2]
<p> Şeyh Safi&#8217;nin mürşid&#8217;i İbrahim Zahid-i Gilani&#8217;ni Zahidiyesi kendisinden sonra Halvetilik ve Safevilik isimleriyle ikiye ayrılmış, Safevilik Şeyh Safiyyüddin&#8217;in halifeleri vasıtasıyla sürdürülmüştür.[3]
<p> Tarikatın bir devlet yapılanmasına dönüşümü Şeyh Safi&#8217;den birkaç yüzyıl sonra kardeşi Şeyh Ali&#8217;nin öldürülmesiyle çocuk yaşta şeyh olan Şah İsmail zamanında gerçekleşmiştir. &#8220;Şeyh&#8221;liği ve &#8220;Şah&#8221;lığı tam anlamıyla ele alıncaya kadar çok iyi bir eğitim dönemi geçiren Şah İsmail Şirvan Şah&#8217;ı Ferruh Yesar&#8217;ı mağlup ederek ilk zaferini kazanmış, 1501&#8217;de de şahlık tacını giymiştir.[4]
<p> Yavuz Sultan Selimle Çaldıranda yapacağı ve mağlubiyetle sonuçlanacak olan savaşa kadar Anadolu Aleviliği üzerinde Şah Hatai mahlasıyla çok büyük bir itikadi etki yaratan Şah İsmail, hem divanı hem de muhtelif Mesnevileriyle Türkçe konuşulan çevrelerde büyük üne sahip olmuştur. Anadolu&#8217;da ve İran&#8217;da yaşayan Türkmen zümreleri, bu şiirleri okuyarak Osmanlı Devletine karşı hem kültürel hem de silaha dayalı bir mücadelenin içerisine girmişlerdir. Bu coğrafyayı etkilemiş bulunan şiirlerden biride Şah Hatai&#8217;nin Meşayıhname adlı mesnevisidir. 1086/1675 yılında Abbas Yazıcı tarafından istinsah edilmiş,  Kızıldeli Bektaşi geleneğine ait olan bir elyazmasında[5] yazılı bulunan bu mesnevi&#8217;de göze çarpan en önemli husus Şah Hatai&#8217;nin bir mürşidin özelliklerini belirtmesidir.</p>
<p> Bütün bir Anadolu Aleviliği tarafından mürşid kabul edilen Şah Hatai&#8217;nin mürşidin nasıl olması gerektiğini anlatışı ayrıca bu bakımdan da önemli hale gelmektedir.</p>
<p> Mesnevisine,</p>
<p> <em>Evvel Hakk&#8217;ın âdını yâd idelüm<br /> Dilde zikr-i Hakk&#8217;ı bünyâd idelüm<br /> </em><br /> mısralarıyla başlayan Şah Hatai, Anadadolu&#8217;da yaygın bulunan Muhammediye, Ahmediye, Mevlid gibi mesnevilerin geleneksel başlangıcı olan Tanrı&#8217;nın adını zikretme geleneğine uymaktadır. Şah Hatai mesnevinin devamında Hz. Muhammed ve Ali yi methetmektedir <br /> <em><br /> Her ne iş kim duta ma&#8217;bûdundur ol<br /> Her işin dârîsi mak&#8217;ûdundur ol</p>
<p> Pes andan sonra yâd it Mustafa&#8217;yı<br /> Mekân-ı ma&#8217;den-i kân-ı vefâyı</p>
<p> Yakîn ol sâhib-i sûr-i lîkâdır<br /> Hüdâdır Mustafâdır Murtazâdır</em></p>
<p> Bunların arkasından gelen beyit ise şeyhlikle şahlığı birleştirmiş bir kişinin söyleyeceği biçimdedir. Dönemin özellikleriyle  On iki imam geleneğinin dini düzene yön vereceğini arzulayış olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak 16 ve 17. yüzyıllar bir yana bırakılırsa Anadolu Aleviliği, Şah İsmail &#8216;i bu unvanından soyutlayarak Şah Hatai tanımlamasıyla benimsemiştir. Onlar için Şah Hatai bir devletin şahı değil, gönüllerin sultanıdır.</p>
<p> <em>Teveccüh kıl bu on iki imâma<br /> Yete ta devleti dinin nizâma</em></p>
<p> söyleyişi tarihin belirli bir döneminin anlayışı olarak kalmıştır. Zaten hemen altındaki beyitte vurgunun birden bire tasavvufi anlayışa kayışı da bu yorumu doğruluyor gibidir.</p>
<p> <em>Bu on yedi kemerbesti imâmın<br /> Ki şeksiz kullarıdır evliyânın</em></p>
<p> beyitiyle ehl-i beyt soyu evliya kavramıyla, yani tasavvufi literatür çerçevesinde değerlendirilmektedir. Devam eden beyitlerde de Hz. Ali ve ehl-i beyte tasavvufi yolda bağlılığın önemi anlatılmaktadır.<br /> <em><br /> Bu on dört ma&#8217;sûmîn kurretü&#8217;l-aynîn<br /> Bulardurur murâd-ı her dü kevneyn</p>
<p> Buları sevmişem men cân u dilden<br /> Be-hem cân-ı birle cân u gönülden</p>
<p> Ali&#8217;nin düşmanına oku la&#8217;net<br /> Gele her dem sana Hüdâ&#8217;dan rahmet</p>
<p> Eyvallah eyle evlâd-ı safiyye<br /> Safi oldu ol nakd-i aliyye<br /> </em><br /> Şah Hatai de bütün Alevi kökenli tasavvuf ekollerinin takipçilerinde olduğu gibi tasavvufiterbiyeyi ehl-i beyt ve on iki imam kanalıyla öğrenilen bilgilere dayandırmaktadır. Bu sebeple mersiyenin devamında,</p>
<p> <em>Bulardan alagör irşâd u ta&#8217;lîm<br /> Buların dinine gel eyle tazîm<br /> </em><br /> demektedir. Çünkü bu eğitimin alınması gereken ehl-i beyt mensupları  talipleri yetiştirebilecek yegane kaynaktır.</p>
<p> <em>Bular tâliblere irşâd elidürür<br /> Kim çok şâkirdleri ustlu aydırır</p>
<p> Halîfe koydular her bir delîle<br /> Ki tâ yol göstere her bir zelîle</p>
<p> Erenler emriyle yola varalar<br /> Bu uzâğ menzile tâ sağ varalar</p>
<p> Gerekdir tâlib içün pir-i kâmil<br /> Tasavvufda hünermend ehl-i te&#8217;vîl<br /> </em><br /> Hatai yukarıdaki son beyitte ehl-i beytin günümüzdeki devamı olan mürşidlerin özelliklerini anlatmaya geçmiştir. Mürşid talip için hünerli ve tevil ehli bir pir olmalıdır. Tevil Kızılbaş ocakları ve Bektaşi yolu kadar diğer tasavvuf ekollerinde de önemli bir konudur. Çünkü Kur&#8217;an genel karakteri itibarıyla hem zahiri hem de batıni anlamlar taşıyan bir kitaptır. İşe mürşid Kur&#8217;an&#8217;ın batıni manalarını taliplere anlatacak maharette olmalıdır.</p>
<p> Aşağıdaki beyitler ise tasavvufun dört kapı denilen anlayışını vurgulamaktadır:</p>
<p> <em>Şerîatde hemîşe kâim ola<br /> Tarikatde kadîm ü dâim ola</p>
<p> Ma&#8217;riftde hem ola cest ü çalâk<br /> Hakikatde hem ola ehl-i idrâk<br /> </em><br /> Tasavvufta kişinin fiziki gözünün çok fazla önemi yoktur. Asıl önemli olan gönül gözü denilen ve mana alemini idrak edebilecek gönül gözünün açılmasıdır. Talipte bu gözü açtıracak olan mürşidin öncelikle kendisi bu gözle bakabilmelidir. Bu gözün açılmasının yolu da Allah&#8217;ın cemalini dileyip ona aşık olmakla olabilir.<br /> <em><br /> Gönül gözüyle baka sâdık ola<br /> Cemâlullah deyüb âşık ola</em></p>
<p> Tasavvuf yolunda velayet yani Allah&#8217;a dost oluş öne çıkan unsurlardandır. Hz. Ali şah-ı velayet yani Allah dostlarının şahı sayılır. Bu yolun takipçisi mürşid de böyle olmalıdır. Hatai aşağıdaki beyitte böyle olabilmek için de vücudun tertemiz olması gerektiğini belirtmektedir.</p>
<p> <em>Velâyet dâim ola anda zâhir<br /> Vücûdu pâk ola Hakk&#8217;a mathîr</em></p>
<p> Şah Hatai mesnevisinde bir mürşidin şu özelliklere sahip olması gerektiğini belirtir. Mürşid fena aleminden beka alemine geçmiş yani &#8220;ölmeden önce ölünüz&#8221; sırrını gerçekleştirmiş olmalıdır. İslam inancında Hz. Ali cennette müminlere şarab-ı kevser sunacaktır. Mürşid de talibine ölmeden önce ölmeyi öğretip bu şarabı sunmalıdır. O hakikat yolunda insanların değerlendirmelerinin dışına çıkabilmelidir. Tasavvuf yolunda buna namusu arı taşa çalmak da denilir. Namus ve ardan vazgeçmek ahlaksız olmak anlamına gelmez, yalnızca dünyayı önemsememek anlamı taşır.  Bir mürşid de bütün varlığını bir pula satacak derecede olmalıdır. Aşağıdaki beyitlerde çok açık bir biçimde görüleceği üzere mürşid tasavvuf yolunu ailesinden ve sahip olduğu maddi birikimlerden üstün tutmalıdır. O sıfatlardan soyunup zata ulaşmış olmalıdır. Onun katında malın Hiçbir değeri olmamalıdır. O atlas kumaşla adi bir şala aynı gözle bakmalıdır.</p>
<p> <em>Fenâyı koya dâim ola bâki<br /> Ola tâliblere kevserde sâki</p>
<p> Elinden sala hem nâmus u ârı<br /> Sata evlâdı hem bir pula varı</p>
<p> İyâl ü mâl ü mülkü yola sata<br /> Sıfâtı değiştire hem vire zâta</p>
<p> Hiç olmaya katında kadri mâlın<br /> Bir ola kıymeti atlas şâlın<br /> </em><br /> Aşağıdaki beyit de tasavvufun bir başka özelliğini anlatır:<br /> <em><br /> Tekebbürlük makâmından arına<br /> Teberrâ eyleye kibr ile kine</em></p>
<p> Şah Hatai bu beyitle birlikte müridin yani talibin özelliklerini anlatmaya geçer. Tasavvuf talibin yokluk makamına ulaşmasını ister bu da kibirden kinden ve böbürlenmekten sıyrılmakla olur.</p>
<p> Şah Hatai tasavvufun dört kapısı olan şeriatın gerekleri olan ibadetler konusunda da şunları söylemektedir:</p>
<p> <em>Namâz-ı rûze fer&#8217;-i şerîat<br /> Gerekdir tâlibe asl-ı şerîat</p>
<p> Dahî hacc u zekât penç erkân<br /> Bulları fer&#8217; ohımış ehl-i irfân</p>
<p> Bu fer'(i) koyuben aslını döngil<br /> Zâtı dut sıfâtı hem unutgil</em></p>
<p> Yani ona göre gündelik beş vakit namaz şeriatın aslı değil füruu(yan unsuru)dur. Hac ve zekat da aynı biçimdedir. İrfan ehli yani vasıtasız bilgiye ulaşanlar bunları böyle değerlendirirler. Hatai talibin inancın ikincil unsurlarını bırakıp aslına dönmesini, sıfatı (dış özellikleri) bırakıp zata yani Hakk&#8217;a ulaşmasını ister.</p>
<p> Özüne sandugun konşuna sangil<br /> Hüdâ&#8217;dan Mustafâ&#8217;dan hem utangil</p>
<p> Talip komşusunu kendisinden fazla düşünmeli ve önemsemelidir. Tanrıdan ve Peygamberden utanan biri de ancak böyle davranır.</p>
<p> <em>Azabdır didi yalan söylemegil<br /> Terâzünle de güç eylemegil</em></p>
<p> Talip aynı zamanda yalan söylememeli ve ticarette dürüst olmalıdır.</p>
<p> Şah Hatai mesnevisinde talip olmaya soyunup şeriatın kabuğunda kalmış olanları da şiddetle tenkit etmektedir. Mescide beş vakit gitmek değil kötü huyları terk etmek önemlidir. Eğer talip kötü özelliklerini terk etmezse namazı da niyazı da kabul olunmaz. Hele bir de hile ile mal yığıp halkın vebalini alırsa onun durumu tamamen berbattır. Böyle davrananlar adeta Hakk&#8217;ın kendilerini görmediğini sanmaktadırlar.</p>
<p> <em>Girersün mescide her günde beş vakt<br /> Bir fi&#8217;lin terk edemazsün ey bedbaht</p>
<p> Sanursun ki kabûl olur namâzın<br /> Eyâ makbul geçer her dem niyâzın</p>
<p> Yığarsın hîleyle özüne mâlîn<br /> Alursun boynuna halkun vebâlin</p>
<p> Sanırsun Hak senün işini görmez<br /> Eyâ tezvîr ile fi&#8217;lin bilmez<br /> </em><br /> Mesnevinin devamında Şah Hatai dünya malının önemsizliğini, bu mülkün Hz. Süleyman&#8217;a bile kalmadığını anlatmaktadır. Talip bu malın hayalinden kurtulmalıdır. Aksi taktirde din ve imanını parayla değişmiş olacaktır. Böyle davrandığında da hiçbir ibadeti kabul olmayacaktır. Böyle talibin rehberi ve piri şeytan olur, vücudu ise kin dolar.<br /> <em><br /> O mülk virdi Süleymân&#8217;a cihânı<br /> Ki mülk kaldı  Süleymân emri hani</p>
<p> Sana dahî kalmaya bu dünya malı<br /> Virdinden hayâli eyle hâlî</p>
<p> Satarsın din ü îmânını pula<br /> Anınçün tâatin geçmez kabula</p>
<p> Rehber ü pirin şeytân olubdur<br /> Vücudun küfr ile kinden dolubdur</em></p>
<p> Tasavvuf talibin insan-ı kamil yani olgun insan olmak için girmiş olduğu yoldur. Buraya mürid olarak girip mürşidliğe ulaşmak için gayret sarfeder. Kendisi de gerek Kızılbaş ocakları gerekse muhtelif Bektaşi guruplarca mürşid kabul edilen Şah Hatai bu mesnevinde hem mürşidin hem de müridin özelliklerini anlatmıştır.</p>
<p> Şah Hatai pek çok şiiri ve bunların bestelenmiş hali olan nefesleriyle tasavvufun büyük kısmında tanınan ve ulu kabul edilen bir kişiliktir. İnsanları yüzyıllardan beri etkilemiş, Türkçe konuşan coğrafyada önemli izler bırakmıştır.</p>
<p> [1] Şah Hatai&#8217;nin ismini Hatayi olarak da yazmak mümkün ve doğrudur. Ancak, sondaki &#8220;i&#8221; uzun okununca &#8220;y&#8221;yi de telaffuz etmiş oluruz. Bizim tercihimiz &#8220;y&#8221;nin yazılmaması dğrultusundadır.</p>
<p> [2]    Serap Şah, Saffetü&#8217;s-Safa&#8217;da Safiyyüddin Erdebili&#8217;nin Hayatı, Tasavvufi Görüşleri ve Menkıbeleri, Marmara Ü. Sosoyal Bilimler Ens. Basılmamış Doktora tezi, İstanbul, 2007, s.23</p>
<p> [3]    S.Şah, a.g.e., s.70</p>
<p> [4]    Nevzat Şensizoğlu, Şah İsmail Devrinde Anadolu&#8217;da Safevi Alevi Faaliyetleri,  Marmara Ü. Sosyl Bilimler Ens. Basılmamış Yüksek Lisans tezi, İstanbul 2005, s.24-27</p>
<p> [5]    Şu an İstanbulda yaşayan bir kişde bulunan bu yazma eseri sahibinin ismine hürmeten &#8220;Bektaşbey elyazması&#8221; olarak adlandırdık.</p>
<p> </span> </p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/sah-hatainin-mesayihnamesinde-mursid-ve-murid-anlayisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>8 TEMMUZ, BİR FACİANIN YIL DÖNÜMÜ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/8-temmuz-bir-facianin-yil-donumu/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/8-temmuz-bir-facianin-yil-donumu/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 01 Jan 2009 11:57:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[A.Yılmaz Soyyer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dr. A.Yılmaz SOYER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/8-temmuz-byr-facyanin-yil-donumu/</guid>
				<description><![CDATA[A.Yılmaz Soyyer Osmanlı Devleti 8 Temmuz 1826 tarihinde Bektaşiliği yasaklamıştır. Bu olay Yeniçeriliğin tarihe gömülüşünden bir ay sonra olmuştur. Sultan II. Mahmud Topkapı Sarayı&#8217;ndaki camide ulema (medrese bilginleri) ve meşayıh (tarikat şeyhleri) ı toplantıya çağırarak Bektaşiliğin yasaklanma kararını aldırmıştır. Ulema zaten Bektaşiliğin yasaklanmasından yana tavır takınmış, tarikat şeyhlerinin bir kısmı bu girişime karşı oldukları halde ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p> A.Yılmaz Soyyer</p>
<p> Osmanlı Devleti 8 Temmuz 1826 tarihinde Bektaşiliği yasaklamıştır. Bu olay Yeniçeriliğin tarihe gömülüşünden bir ay sonra olmuştur. Sultan II. Mahmud Topkapı Sarayı&#8217;ndaki camide ulema (medrese bilginleri) ve meşayıh (tarikat şeyhleri) ı toplantıya çağırarak Bektaşiliğin yasaklanma kararını aldırmıştır. Ulema zaten Bektaşiliğin yasaklanmasından yana tavır takınmış, tarikat şeyhlerinin bir kısmı bu girişime karşı oldukları halde devletin kararlı tutumu sonucu kapatılışa en azından ses çıkarmamak zorunda kalmışlardır.</p>
<p> Bu kararın sonucunda, devlet İstanbul başta olmak üzere Rumeli ve Anadolu&#8217;daki bütün Bektaşi tekkelerine girmiş, tekkelerin mal varlıkları kitaptan iğneye, öküzden buğdaya kadar tek tek sayılarak kayıt altına alınmıştır. Pirevi olarak adlandırılan Hacıbektaş ilçesindeki içinde Hacı Bektaş Veli&#8217;nin türbesin de bulunduğu merkez tekke Nakşibendî tekkesine çevrilmiş, 60 yıldan yeni olan tekkeler yıktırılmış, eski olanlar medreseye dönüştürülmüştür.</p>
<p> Osmanlı Devleti Bektaşi tekkelerini Yeniçerilerle olan yakınlıklarından dolayı kapatmıştır. Ancak kapatılış fermanında bu duruma hiçbir şekilde atıf yapılmamaktadır. Bu fermanda Bektaşiliğin, dine karşı laubali tavır sergilediği, Hulefa-i Raşidin&#8217;in (dört halife) üçüne saygısız davrandığı, Kuran sayfalarını içki şişelerine tıkaç yaptığı, namazı ve orucu terk etmeyi mübah gördüğü şeklindeki suçlamalarla kapatıldığı kayıtlıdır. Ne burada ne de sonradan yayınlanan fermanlarda Yeniçerilik-Bektaşilik ilişkisi vurgulanmaktadır. Çünkü bu ilişkinin kanıtlanması hem çok zordur hem de bu ilişki bir sivil toplum örgütü yapılanmasındaki bir tarikatı kapatmak için yeterli değildir. İncelediğimiz Osmanlı Arşivi kayıtlarına göre Bektaşilerle Yeniçeriler arasında ilişki bulunmaktadır. Bu ilişki Osmanlının toplum yapısının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yani meşruiyetini buradan almaktadır. Yeniçeri komutanlarının oturup dinlendikleri, sohbet ettikleri, hatta zaman zaman kaldıkları &#8220;Et Meydanı&#8221; adı verilen mekândaki yere tekke adı verilmektedir. Osmanlı toplumu zaten tekke ağırlıklı bir yapının ürünüdür. Bu genel tavı olarak böyledir, özelde ise Yeniçeri ortalarında sembolik Bektaşi babaları yer almaktadır. Arşiv kayıtları 99. Bektaşi ortasında Bektaşi babalarının bulunduğunu ve bunların diğer yeniçeriler gibi düzenli maaş aldıklarını belirtmektedir. Yeniçeri ayaklanmalarında bu babaların da yer aldığı bir gerçekliktir. Anca bütün bunlar böyle olmakla birlikte &#8220;Yeniçeriler Bektaşi&#8217;ydiler&#8221; yargısında bulunmak zor görünmektedir. Çünkü Bektaşi olabilmek için &#8220;ikrar ayini&#8221; denilen bir törenden geçmek gerekir. Oysa Yeniçeriler böyle bir törenden geçmemektedir. Onların Yeniçeriliğe giriş töreni (Saka Yeniçerilerinin töreni) yazma eser olarak Millet Kütüphanesinde mevcuttur. Bu da Bektaşi ikrarına değil, Ahi törenlerine benzemektedir. Bütün bunlar göz önüne alınırsa Yeniçeriler ancak Bektaşiliği seven, Hacı Bektaş Veli&#8217;ye gönül bağı taşıyan askerlerdir. Askerlerdir kelimesine yaptığımız vurgu önemlidir. Çünkü bir askerin tarikat yapılanmasında yer alması mesleki bakımdan da çok zordur. Asker komutanlarına, derviş ise baba ve dedelerine mutlak itaat zorundadır. </p>
<p> Bektaşiliğin kapatılışında karşımıza çıkan en önemli unsur Nakşibendilerin Bektaşilere olan olumsuz tavırlarıdır. Burada Şeriat kurallarına en sıkı bir biçimde bağlı bir tarikat olan Nakşibendîliğin, kadın erkek ilişkilerindeki rahatlıktan, dini algılayışlarındaki özgür tavra kadar bütün unsurlarına karşı çıktıkları Bektaşiliği yok etmek arzusu yatmaktadır. Zaten kapatılış fermanına konulan ve tek doğru suçlama olan Bektaşilerin kadın erkek beraber ibadet etmeleri konusu da Nakşîlerce her zaman ön plana çıkarılmış ve kullanılmıştır. Nakşibendîler bu kapatılış olayından sonra önce merkez tekkeyi (Pirevi) ele geçirmişler, sonra diğer kapatılan Bektaşi tekkelerini Nakşibendî tekkesi olarak açma girişimlerine başlamışlardır hem Bektaşiliğin ekonomik tabanına (tekkeler tarım ve ticaretle uğraştıklarından önemli gelir merkezleriydi) hem de bürokrasideki makam ve mevkilerine sahip çıkma emelleri içerisindedirler. Günümüzdeki Nakşibendî tarikatının Halidi kolu yapılanmasının ve etkinleşmesinin temelleri o dönemde atılmıştır. 19. yüzyıl bir bakıma Anadolu&#8217;nun Nakşibendîleşme dönemi olarak da karşımıza çıkmaktadır. Nakşibendiler bu nüfuzlarını sağlayabilmek için II.Mahmud&#8217;un erkek kıyafetlerinde yaptığı inkılaplara onay vermişlerdir. Kadınların son derece sıkı bir kıyafet (örtünme) takibinde tutulduğu yüz yıl, erkeklerin Batılılara &#8211;sadece görünümde- benzeme asrı olmuştur.</p>
<p> Bu dönem yalnız Bektaşiliğin yasaklandığı bir süreç değildir. Mevlevilik gibi hem kadın erkek ilişkilerinde hem de sanat faaliyetlerinde müsamahakâr ve gelişmiş bir tasavvufi grup da son derece sıkı kontrollere tabi tutulmuştur. Bu önemde özellikle İstanbul&#8217;da tasavvufi çevreler büyük baskılar görmüşlerdir. Bunda kapatılan Bektaşiliğin dervişlerinin Mevlevilik, Halvetilik gibi tarikatlara sığınışının da önemli payı vardır. Tasavvuf yani tekkeler, kadın erkek ilişkilerinde her zaman medreseye göre daha toleranslı olagelmiştir. Bunun en önemli istisnası Nakşibendîliktir. Bugün de Çarşamba Cemaatinden İskenderpaşa Cemaatine kadar bütün Nakşibendî gruplar, kadınların giyimi ve kadın erkek ilişkilerinde son derece müsamahasızlardır.</p>
<p> Kapatılan Bektaşi tekkelerinde o günün şartlarında mühim addedilecek çapta kütüphaneler bulunmaktadır. Örneğin Antalya Elmalı yakınlarındaki Abdal Musa Bektaşi tekkesi kütüphanesinde 150 civarında kitap vardır. Bu kitapların İstanbul&#8217;daki tekkelerde olması normal karşılanabilir ancak Elmalı gibi Anadolu&#8217;nun ücra bir yerindeki bir dergahta bu kadar kitabın oluşu çok önemlidir. 1826&#8217;da Bektaşi tekkelerinin yasaklanması Anadolu&#8217;daki eğitim ve kültür hayatına da çok olumsuz bir katkı yapmıştır.</p>
<p> Bektaşilik Sultan II. Mahmud&#8217;un ölümüyle tekrar canlanma ve bir uyanış faaliyetine başlamıştır. Burada, Padişah&#8217;ın (II. Mahmud&#8217;un) hanımı Pertevniyal Sultan&#8217;ın Bektaşilere olağanüstü yardım ve katkıları görülmektedir. Oğlu padişah olan ve kendisi de valide sultan olarak çok önemli güç kazanan Pertevniyal Valide Sultan açıkça Bektaşileri desteklemiştir. Ancak yine de medrese ve Nakşibendîleri aşarak tarikatın serbest bırakılmasını sağlayamamıştır. Osmanlının bu döneminde Bektaşilik hem yasaklıdır hem de gayrı resmi olarak serbesttir. Bürokraside yavaş yavaş güçlenen Bektaşiler de bu konuda etkili olamamışlardır. Devletin kurumları arasındaki güç mücadelesinin en önemli örnekleri bu dönemde görülmektedir. Şeyhülislamlık (Bab-ı Meşihat), medrese ve Nakşibendîler, Padişahın annesi ve bürokrasideki Bektaşilere karşı amansız bir örtülü mücadele vermişlerdir. Padişah bu konuda oldukça tarafsız bir tutum sergilemek zorunda kalmıştır. Hatta annesinin tarikatına karşı açık destek verememiştir.</p>
<p> 8 Temmuz 1826 Anadolu&#8217;daki İslam anlayışının -bir bakıma- katılaşma dönemidir denilebilir. Bu tarih, Bektaşilerin, Mevlevilerin sanat ve güzellik dolu din anlayışlarının sekteye uğratılıp, toleranstan uzak dini tutumun yerleşme dönemidir.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/8-temmuz-bir-facianin-yil-donumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>MUHARREM VE YILBAŞI</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/muharrem-ve-yilbasi/</link>
				<comments>https://www.kizildelisultan.com/muharrem-ve-yilbasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 13:03:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[A.Yılmaz Soyyer]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Dr. A.Yılmaz SOYER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/muharrem-ve-yilbathi/</guid>
				<description><![CDATA[MUHARREM VE YILBAŞI   A.Yılmaz Soyyer Bu yıl muharrem ve miladi takvimle yeni yıl bir gün ara ile ardı ardına başlıyor. Vitrinler yine ormanlar katledilerek doğadan çalınan çam ağaçları ve yeni yıl hediyelikleriyle süslenmeye başladı; insanlar aile fertlerine ve yakınlarına yeni yıl hediyesi almak için adeta hummalı bir telaş içindeler. Yine eğlence yerleri sabahlara kadar ...]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>MUHARREM VE YILBAŞI<br />  <br /> A.Yılmaz Soyyer</p>
<p> Bu yıl muharrem ve miladi takvimle yeni yıl bir gün ara ile ardı ardına başlıyor. Vitrinler yine ormanlar katledilerek doğadan çalınan çam ağaçları ve yeni yıl hediyelikleriyle süslenmeye başladı; insanlar aile fertlerine ve yakınlarına yeni yıl hediyesi almak için adeta hummalı bir telaş içindeler. Yine eğlence yerleri sabahlara kadar yeni yıla müzik ve dansla girmek isteyen müşterilerini memnun edecek programlar hazırlamakta; yine en mütevazı ailelerin evlerinde dahi yılbaşı sofraları donatılmakta. Türkiye 2009&#8217; a çılgınca eğlenerek girmek için sabırsızlanıyor.<br /> Bu madalyonun bir yüzü&#8230; Sakın yeni yılı kutlamaya ve eğlenmeye karşı olduğumu zannetmeyin, sıradan bir hicri aya denk gelseydi ben en azından yarım kilo çerez alır eşim ve çocuklarımla televizyonun karşısına geçerdim ama bu yıl muharreme rastladı yeni yıl. Muharrem demek Kerbela demek, Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının kendisine Müslüman ismi veren zavallılar tarafından zalimce şehid edilişlerinin yıl dönümü demek. İnsanlar oruçlu, insanlar yasta, lakin bu vitrinler pırıl pırıl, bu televizyon ekranları şıkır şıkır. İnsan nefsi hiç bu günkü kadar azgın olmamıştı, bırakın bu yaslı insanlara saygı göstermek için &#8211;en azından- gizli gizli alış veriş yapmayı, haberdar bile değiller bu ayın muharrem, muharremin matem olduğundan.  <br />  Akşam muharrem duygularını misliyle çoğaltıyor, karanlık yavaş yavaş çöküyor ve ben odamın ışığını uyandırmıyorum. Teypten Hilmi Dedebaba&#8217;nın nefesini Sebilci Hüseyin Efendi&#8217;nin uşşak makamındaki bestesiyle dinliyorum.</p>
<p>  Abidan-ı Mustafayız biz Hüseynilerdeniz</p>
<p> Sonra saba makamında nefis bir rebab taksimi duyuluyor, ardından yine Hilmi Dedebaba&#8217;nın saba makamındaki nefesi</p>
<p> Alem yüzüne saldı ziya al-i Muhammed </p>
<p> Yıl hicri takvime göre 1430, yine hicri takvim hesabıyla 1368 yıl önce Hz. Muhammed&#8217;in ciğerparesi Hz. Fatıma&#8217;nın göz bebeği, Hz. Hüseyin Efendimiz günlerce devam eden eziyetlerden sonra şehid edildi. Kazım Paşa:  </p>
<p> &#8220;Düştü Hüseyn atından sahra-i Kerbelâ&#8217;ya<br /> Cibril, var haber ver, Sultan-ı Enbiya&#8217;ya&#8221;</p>
<p> diyerek pek çok kişiye sıradan bir tarihi olaymış gibi görünen bu durumun ne kadar derin ve ciddi bir metafizik hadise olduğunu belirtmekte. Bu hadise Hallac-ı Mansurlarla Nesimilerle, Hamza Balilerle devam edecek olan tasavvufa yeni bir boyut ekliyor: Vahdet-i vücud anlayışı bu olayla adeta yeniden yapılanıyor. Şehadet kültürü bu feci vakayla farklı bir metafizik derinlik kazanıyor.<br /> Sokaklar bunlardan habersiz, kalabalıklar akın akın, rengarenk ve ışıl ışıl mağazalara koşuyorlar. Yıl başı yaklaşıyor hem de muharremi kucaklayarak&#8230; Güzel bir söz aklıma geliyor: Bütün bunlar görene, köre ne&#8230;</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/muharrem-ve-yilbasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
