<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İBADET ERKANLARI &#8211; Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/ibadet-erkanlari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Feb 2016 20:33:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.5.3</generator>
	<item>
		<title>FARKLI İNANÇ ve KÜLTÜRLERDE Nevruz Bayramı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/farkli-inanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/farkli-inanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2007 18:55:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNEMLİ GÜNLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/farkli-ynanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ali Duran Gülçiçek: FARKLI İNANÇ ve KÜLTÜRLERDE Nevruz Bayramı „Nevruz&#8221;, „Newroz&#8221; veya „Roz-i nau&#8221; kelimesinin Türkçe karşılığı „yeni gün&#8221; demektir. (Farsça ve Kürtçe&#8217;de new/nau „yeni&#8221;; ruz/ roz „gün&#8221; demektir). Güneşin koç burcuna girdiği 21 Mart&#8217;a rastlayan Nevruz, ilkbaharla birlikte, yeni bir hayatın, canlılığın, bereketin ve bolluğun başlangıcını simgeler. Hiristiyanlıktaki Osterfest (Paskalya Bayramı) ile çok yakın ...</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/farkli-inanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/">FARKLI İNANÇ ve KÜLTÜRLERDE Nevruz Bayramı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ali Duran Gülçiçek:</p>
<p>FARKLI İNANÇ ve KÜLTÜRLERDE Nevruz Bayramı<br />
„Nevruz&#8221;, „Newroz&#8221; veya „Roz-i nau&#8221; kelimesinin Türkçe karşılığı „yeni gün&#8221; demektir. (Farsça ve Kürtçe&#8217;de new/nau „yeni&#8221;; ruz/ roz „gün&#8221; demektir).<br />
Güneşin koç burcuna girdiği 21 Mart&#8217;a rastlayan Nevruz, ilkbaharla birlikte, yeni bir hayatın, canlılığın, bereketin ve bolluğun başlangıcını simgeler. Hiristiyanlıktaki Osterfest (Paskalya Bayramı) ile çok yakın benzerlikleri olan 21 Mart Nevruz Bayramı, yeniden dirilmenin, canlanmanın ve yenilenmenin bir ifadesidir.[1]
<p>21 Mart, baharın başlangıcıdır. Güneşin Koç burcuna girdiği 21 Mart nevruz günü gündüz ve gece eşittir. Nevruz bu anlamda eşitliğin de bir ifadesidir. &#8220;Nevruz gibi eşit ve adil ol!&#8221; deyimi burdan gelmektedir. Yılın eşit olan günlerinden biri de güneşin Terazi burcuna girdiği ve sonbahrın başlagıcı olan 23 Eylül&#8217;dür. Gündüzün en uzun olduğu 21 Haziran günü yazın, gündüzün en kısa olduğu 21 Aralık ise kış mevsiminin başlangıcıdır.[2] Bu günlerde doğa kültünden ve eski halk inançlarından kalma &#8220;yıldönümü&#8221; veya &#8220;gündönümü&#8221; dediğimiz, coğrafyaya, inanç ve kültürlere göre değişen ve farklı isimlerle adlan-dırılan çeşitli bayramlar kutlanılmaktadır.</p>
<p>Tabiat kültüne dayanan Nevruz, birçok eski takvimlerde, özellikle Celâli, İlhâni ve günümüzde İranlıların kullandığı Şemsi takvimlerinde yılbaşı olarak kabul edilmiş ve halen İranlılar, İslâmiyet&#8217;ten önceki inançları olan Zerdüştlük&#8217; ten kalma, Ferverdin ayının (Bahar mevsiminin ilk ayı) ilk günü olan Nevruz&#8217;u yılbaşı olarak kutlarlar. Ferverdin ayının ilk gününe „Nevruz-ı âmme&#8221; denir. Bu ilk gün, İran&#8217;ın efsanevi dördüncü hükümdarı olan Cemşid (Cem) Şahın tahta geçtiği, âlemi nura boğduğu ve Cenab-ı Hakk&#8217;ın âlemi ve Âdemi halkettiği (yarattığı) gün olarak kutlanır. Ferverdin ayının 6. Gününe ise „Nevruz-ı hassa&#8221; denir. O gün, Cemşid, devletin yönetiminde olan tüm adamları yanına çağırtıp, sorgudan geçirir; kendisi hakkındaki şikâyetleri de dinler, suçlu görü-nürse, o da diğerleri gibi cezalandırılır. Böylece yönetimdeki aksaklıklar, hak-sızlıklar giderilmeye çalışılır.</p>
<p>„İran Hükümdarları ‘Nevruz&#8217; ve ‘Mihrican&#8217; günlerinde bütün efradın hazır bulundukları umumi büyük bir içtima akdederlerdi ve hûkümdar o gün bütün şikâyetleri dinlerdi. Eğer kendisi aleyhinde bir şikâyet vâki olmuşsa, onun hakkında bir hüküm itasını (yargılamayı) ruhanilerin en büyüğü olan onun ‘Mubed-i Mubedan&#8217;a (Zerdüşt din adamlarına) havale eder ve kendi hakkında müsamahakâr davranmayıp adaletten ayrılmamasını tenbih eylerdi. O vakit münadi (tellal), hükümdar hakkında kimlerin şikâyeti varsa bir tarafa ayrıl-mamalarını söylerdi. Hükümdar tekrar Mubed&#8217;e tevcih-i hitapla: ‘Allah indinde hükümdarlar tarafından irtikâp edilen (işlenen) günahlar kadar büyük günah olamıyacağını, hükümdarların, tebaasının (halkın) iyiliğine çalışmakla mükellef olduğunu, eğer hükümdarlar adaletsizlik ederlerse, askerlerin de Allah&#8217;ı unuta-rak adaletsizliğe koyulacaklarını, o zaman memleket ve hükümdar ailesi üzerine Allah&#8217;ın gazabı davet edileceğini, binaenaleyh bu husuta asla adaletten ayrılmamak vazifesinin şimdi Mubed-i Mubedan&#8217;a teveccüh ettiğini (verildiğini) söylerdi&#8230; Alelâde zamanlarda (âdet olduğu üzere) hükümdara en yakın ve en nüfuz sahibi olanlar, bu toplantı gününde en uzak ve en nüfuzsuz kalırlardı&#8230;&#8221;[3] Nevruz günü halkın istekleri ve ihtiyaçları yerine getirilir, sorunları ve sıkıntıları giderilmeye çalışılır; küskünler barıştırılılır; suçlular ve hapis yatanlar affedilirdi. Daha açıkçası, yeni yılla birlikte, yeni bir yaşam başlardı.</p>
<p>İranlılar tarafından aynı şekilde kutlanan ikinci büyük bayram da, güz mevsi-mine denk gelen (21 Eylül-21 Ekim) Mihrican veya Mihrigân bayramıdır. Nevruz bayramından iki hafta önce yapılan bayrama, (İran takviminin son ayı olan Esfend&#8217;ten) „Esfendan&#8221; bayramı denir. Ayrıca „Çarşamba suri&#8221; dedikleri yılın son çarşamba günü, güneşin batışından sonra, toplanan kuru dikenler ve çalılardan ateş yakılır. Ateşin üzerinde atlayanlar, „sarılığım sana, kırmızılığın bana!&#8221; (zerdiye men ez to, surhğiye to ez men) diye tekerlemeler okurlar. Ayrıca o gün „Çarşamba suri acili&#8221; dedikleri kuru yemişlerden oluşan bir lokma dağıtılıp yenilir. Nevruz günü, „Nevruziye&#8221; denilen bir çeşit macun veya tatlı yapılır. Osmanlılarda da âdet olan Nevruziye tatlısı „heftsin&#8221;, ilk harfi „sin&#8221; olan yedi maddeden (somak, sebze, sümbül, semek, sirke, sir, senced&#8217;ten) yapılırdı. Söylentiye göre bu tatlı, ilk dönemlerde, Cemşid zamanında, „Ş&#8221; harfiyle başlayan yedi maddeden yapılıyormuş. O zaman „Ş&#8221; harfiyle başlayan Şarap&#8217;ta kullanılıyormuş. Daha sonraki dönemlerde (İslâmiyet&#8217;e geçişten sonra) içki yasaklanınca, „Ş&#8221; harfi de „S&#8221; harfine çevrilip, o zaman „S&#8221; harfiyle başlayan maddeler kullanılmış. Kırk bir türlü baharat ve koyuca şerbetle yapılan macun çeşidine ise „semenu&#8221; denir.</p>
<p>Osmanlı devrinde Nevruz bayramıyla ilgili özel törenler düzenlenirdi. „.. Güneşin Koç burcuna girdiği anda „nevruziye&#8221; denilen bir mâcun veya tatlı yemek âdet olmuştur. Sarayda hekimbaşı, misk, anber, türlü baharat ve kokulu otlar ilavesi ile hazırladığı macunu porselenden yapılmış kapaklı kaseler içinde padişaha akşamdan takdim eder ve kendisine hil&#8217;at (kaftan) giydirilirdi. Nevruziye, kadın efendilere, sultanlara ve mühim şahsiyetlere de verilir ve bu macundan yemenin, kuvvet ve şifa verici bir tesiri olduğuna inanılırdı. Osmanlıların son zamanına kadar nevruz ananesinin devam ettiği ve saray eczahanesinde tertip olunan nevruziyelerin mevki sahiplerine gönderildiği, hal-kın da bu âdete uyarak, nevruzda hiç olmazsa tatlı yediği bilinmektedir. Nevruz münasebeti ile sadrazam padişaha donanmış atlar, murassa (değerli taşlarla döşenmiş) silahlar ve pahalı kumaşlar bibi hediyeler verir, bunlara „nevruziye pişkeşi&#8221; (armağanı) denilirdi. Nevruzda divan edebiyatı şairlerinin câize (armağan, bahşiş) almak için, büyüklere kaside (övgü şiirleri) sunduklarını da kaydetmek lâzımdır.&#8221;[4] Osmanlı saray çevresinde sürdürlen bu kutlamalar daha çok eski İran/Pers geleneklerine dayanır. „Eski Iran edebiyatında, özellikle Persler zamanında nevruz dolayısıyle sultanlara, şahlara kaside sunmak, yeni yılı kutlamak bir gelenek niteliği taşırdı. Zamanla bu gelenek birçok müslüman ülkesinde de benimsendi.&#8221; [5]
<p>Eskide Nevruz günü, komşulara, yakın dostlara nevruziyeler ikram etmek, hatta nevruz gününün anlamını ifade eden tebrik kartları (tebriknâme-i nevruz) göndermek; ayrıca nevruz günü nevruziyeler yiyerek ağızları tatlandırmak, yaygın bir gelenekti. „Bilhassa İstanbul&#8217; da Nevruz&#8217;a çok önem verilir, törenlerle kutlanır ve Nevruz günü, bir sevgili gibi beklenirdi.<br />
Gerek zengin, gerek orta halli, gerekse fakir aileler arasında ‘Nevruz-i Sultani&#8217;yi kutlamayanlar hemen hemen yok gibiydi. Daha Mart ayının ilk dokuzunda nevruz hazırlıkları başlar, evlerde temizlik yapılır, tahtalar gıcır gıcır ovulur, tozlar alınır, camlar silinirdi. Nevruziyeler için de kristal taklidi kapaklı kâseler, surahiler, bardaklar dolaplardan (büfelerden) çıkarılır; eskileri kırılmış ise, yenileri alınırdı.</p>
<p>Nevruz&#8217;un gelişi, geceye tesadüf ederse o vakite kadar uyumamaya çalı-şılırdı. Tam saatinde Nevruziye yenilirdi. Uyuyanlar olursa uyandırılırdı. Bütün ev halkı, neşeli, şenü şâtır, memnun ve bahtiyar yeni yılı kutlardı. Yine o yıllarda yüksek tabakaya mensup kişilerin konaklarına, dairelerine, bildik eczahane-lerden zimbaki canfes örtülere, renkli kâğıtlara sarılı tepsiler içinde, cicili bicili kâselere konulmuş ‘Nevruziye&#8217;ler gönderilirdi. Kâselerin üstüne yapıştırılan armut biçimindeki etiketlere bu leziz taamin (lezzetli yemeğin) hangi saatin hangi dakikasında yenilmesi gerektiği de yazılırdı. Ellerinde böyle birer rehber olmayanlar Müneccimbaşı takvimine[6] baş vururlardı (Müneccimbaşı Takvimi, eski devrin bir nevi almak&#8217;ı[7] idi. Taş basması olarak basılır ve satılırdı. Takvim, ufak çapta ve cepte taşınır şekildeydi. Bu takvimde her türlü takvimi bilgiler yazılı bulunurdu).</p>
<p>O devirlerde, halk arasında Nevruziye hakkında sarsılmaz bir inanç vardı. Bu inanca göre Nevruziye, bazı hastalıkların en birinci ve en etkili bir ilacı idi. Örneğin: Nevruz sabahı aç karnına alınacak bir kaşık Nevruziye, körlükten kötürümlüğe; ısıtmadan romatizmaya kadar birebir gelen bir ilâçtı. Hatta kısır-lığın, cinsi iktidarsızlığın (ananetin) yegane sağaltıcı (tedavi edici) bir ilacıydı&#8230;&#8221;[8]
<p>Görkemli törenlerle kutlanan Newroz (Nevruz) bayramının Kürtler&#8217; de de önemli bir yeri vardır. Bu olayı, kurtuluş günü olarak Dehak (Dahhâk)[9] efsanesine dayandıran görüşler olduğu gibi, bunu Kürtlerin ve İranlıların İslâmiyetten önceki inançlarına (Zerdüştlüğe) dayandıran görüşler de vardır.</p>
<p>Kürd yazarılarından Kurdiye Bitlisi (Halil Hayali)&#8217;nin, ilk sayısı 7.11.1918&#8217;de İstanbul&#8217;da Kürdçe ve Türkçe olarak yayınlanan ve Kürdistan Teali Cemiyeti (Kürdistan Gelişme Derneği)&#8217;nin resmi olmayan yayın organı olan ve daha sonra kurulan Teşkilât-ı İctimayie Cemiyeti (Sosyal Örgüt Derneğin)&#8217;nin yayın organı olarak günlük gazeteye dönüşen „Jin&#8221; (Hayat) dergisinde, Dehak efsa-nesi ili ilgili yazdığı yazıda, „Kürd halkının ulusal bayramı&#8221; olarak tanımladığı Kawe ihtilalinin tarihi 31 Ağustos olarak verilmektedir.</p>
<p>Bitilisi, Dehak efsanesini şöyle özetler: „Dehak adlı bir Arap fatihi var. İran&#8217;ı istilâ eden bu zalim, iki omuzundaki yılanları beslemek için her gün dört kişinin beynini çıkartıyor. Bu işin görevlisi, millettaşlarının verdikleri kayıpları bir ölçüde azaltmak için, günde iki kişinin beyni yerine iki koyunun beynini koyuyor ve kurtardığı iki çaresizi çevredeki dağlara kaçırıyor. Dağlara sığınan bu adamlar çoğalıyorlar. İşte bunlardan Kürd ulusu meydana geliyor.</p>
<p>Efsanenin geriye kalan bölümüne gelince; bir gün Demirci Kawe (Gâve)&#8217;nin iki çocuğunu birden kaldırıyorlar. Bunu haber alan baba, meşin önlüğünü bir (&#8230;) bayrak yapıyor, bağıra çağıra sokakları dolaşıyor. Sonunda taşan ulusal kin ve nefretin karşısında zulüm ve keyfi yönetim layık olduğu cezayı buluyor; Dehak öldürülüyor, Feridun tahta çıkarılıyor ve ulus kurtuluyor.<br />
Bir Kürd tarafından yazılan ve zamanına göre iyi bir Kürd tarihi olan „Şerefname&#8221;, Kürdlerin milliyet kökeni konusunda anlattığı söylentiler arasında bu efsaneyi önemle kaydediyor&#8230;&#8221;<br />
Bitlisi, Dehak efsanesini böylece özetledikten sonra, olayın tarihi hakkındaki görüşlerini ise şöyle açıklar: „İşgalcileri ülkeden kovup çıkarmaya çalışmakla vatanın kurtuluşunu göçe tercih eden diğer kısımlar, gerçekten ulusal galeyana bayrakta olan Demirci Kawe&#8217;nin yönettiği savaş hareketleri ile umduklarına kavuşmuşlar ve yurtlarını bağımsızlığa kavuşturmuşlardır. Her millet, tarihinde bu gibi büyük olaylara kaynaklık eden günleri özel gün kabul eder ve tantanalı törenlerle kutlar. Gerçekten, Kürdlerce de, yılın 31 Ağustos&#8217;una rastlayan Kurtuluş Günü, layık olduğu önemle kabul edilmiş ve her yıl Ağustosun otuzbirinde Demawen&#8217;de ulusal Kurutuluş adına bayram yapılmıştır&#8230;&#8221;[10]
<p>Jin Dergisi de, baharın ve yeni yılın başlangıcı olan 21 Mart Newroz bayramını, İranlılar gibi, „Sersal&#8221; (Yılbaşı) ve „sosyal gün&#8221;, Kawe ihtilalini ise ulusal bayram olarak kabul etmiştir.</p>
<p>Ahmed-i Hani de Mem u Zin&#8217;de, Newroz&#8217;dan sözetmiş ve onu Sersal (yılbaşı) olarak göstermiştir:<br />
Dewra felekê ji bextê fîrûz<br />
Dîsan ku numa ji nû ve Newrûz<br />
Mebnî li wî adetê mubarek<br />
Şehrî û sipahîyan bi carek<br />
Bajêr û kelat û xanî berdan<br />
Teşbîhê bi nijdîyan û cerdan<br />
Sef sef dimeşîne kûh û deştan<br />
Ref ref dixuşîne seyr û geştan<br />
(Feleğin dönüşü mavi talihten<br />
gösterince Newroz&#8217;u yeniden<br />
o kutlu geleneğe göre<br />
tüm kentliler, varıncaya dek askerlere,<br />
terketti kenti, kaleleri, evleri<br />
andırarark avcıları ve talancıları<br />
Saf saf tepelere ve ovalara yürüdüler<br />
Öbek öbek gezmeye, seyretmeye döküldüler).<br />
Sersalî û bakir û ruwalan<br />
Sedsalî-w ciwan û pîr û kalan<br />
Sersal-i li resam û rahê ma&#8217;hûd<br />
Gêrane diçû meqamê mehmûd<br />
(Yılbaşına katılan bakireler, delikanlılar<br />
gençler, yüzüne varmiş erkek ve kocakarılar<br />
geleneksel yol ve yöntemle yılbaşını<br />
kutladılar, göklere dek yükselterek seslerini.&#8221; [11]
<p>Eski Med, Asur, Babil kültürlerinden etkilenen Zerdüşt takvimine göre Newroz, yeni yılın, yeni bir yaşamın başlangıcıdır. Newroz, aynı zamanda kötü-lüklerden, kötü ruhlardan, kötü yönetimlerden, hastalıklardan, baskı ve zulüm-lerden kurtuluşun günüdür.</p>
<p>Newroz&#8217;un altıncı günü Zerdüşt&#8217;ün (Zerdüşt öğretisinin kurucusu, M.Ö. 599-521) doğum günü olarak ta kutlanırdı; Avesta&#8217;dan (kutsal kitaptan) dualar okunurdu. Ahura Mazda&#8217;ya (Zerdüştçülükte iyi ruhları simgeleyen Bilge Tanrı&#8217;ya) övgüler dizilirdi. Ölümün, hastalıkların, soğuğun ve karanlığın yaratıcısı Ahriman&#8217;ın kötülüklerinden kurtulmak için dualar edilirdi; ateşler yakılıp, lokmalar (kutsal yiyecek ve içecekler) dağıtılırdı. Ateş, toprak ve su Zerdüşt inancında kutsaldı. Ateş, güneşin, aydınlığın, sıcaklığın, iyiliğin ve erdemin bir simgesidir; insanları karanlıktan, soğuktan, hastalıktan ve kötü ruhlardan korurdu. Anadolu&#8217;nun halen bir çok yörelerinde, özelikle de Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;da güneşin, ayın ve bunların yeryüzündeki simgesi olan ateşin ve ocağın kutsallığı, daha çok bu geleneklerden kaynaklansa gerektir.</p>
<p>Türklerin, Türkmenlerin İslâmiyetten önceki inançları olan Şama-nizm&#8217;de de ateş, ocak, bazı hayvan ve ağaç türleri kutsaldı. Bu inanış-ların ve âdetlerin bir kısmı Anadolu ve Balkanlardaki, özellikle Alevi Türkler/Türkmenler tarafından halen sürdürülmektedir. Yunanistan Türklerinden araştırmacı Abdurrahim Dede, II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirilerinde konuyu şöyle açıklar:</p>
<p>„Şamanizme göre dağlar, göller, ırmaklar (Yer-Su) hep canlı nesnelerdir. Ötüken ormanlarının Gök Türkler ve Uygurlar devrinde bütün Türklerce mukaddes sayıldığını biliyoruz. V. Gordlevski de Karakoyunlu Alevi Türkmen-ler&#8217;de orman kültünü tespit etmiştir&#8230;[12] Orman kültünden mâda bazı ağaçların ve bilhassa kayın ağacının (ve ardıcın) Şamanistlerce kutsal olduğu bilin-mektedir. Abdülkadir İnan&#8217;ın tespitlerine göre kayın ağacı koruyucu ve merhametli Ana Tanrı Umay ile beraber Ülgen tarafından yere indirilmiştir. Kaç Şamanı da kayın ağacına kurban sunarak şöyle hitap edermiş:</p>
<p>Altın yapraklı mübarek kayın, sekiz gölgeli mukaddes kayın, dokuz</p>
<p>köklü, altın yapraklı bay kayın! Ey mübarek kayın ağacı, sana kara</p>
<p>yanaklı ak kuzu kurban ediyorum.<br />
(Anadolu&#8217;da ziyaret edilen, kurbanlar adanan, dilekler sunulan, renkli iplikler bağlanan yüksek tepelerdeki ulu ardıçlar, ziyaretler de bundan farklı değildir)&#8230; Altay Şamanları da tapınma sıralarında Gök Tanrı Ülgen&#8217;e şöyle yakarırlar:<br />
Otuz dişli ateş anam, karanlık gecelerde bizi (kötü ruhlardan) koru-</p>
<p>yorsun. Ulusun koruyucusu, sürülerimizin bekçisisin. Ülger yıldızı</p>
<p>arkadaşın bir (Tanrı) dan fermanlısın. Üç köşeli taş ocak, alevli yanan al</p>
<p>ateşim! Ey Abakan dağının payı, ey ay ve güneşin parçası olan ateş!</p>
<p>Bereket ver, kısmetimiz bol olsun!.&#8217;<br />
Dağ için söylenen bir Şaman duası ise şöyle:<br />
Ey pulat dağ!.. Güneş senin her yanını çeviremez</p>
<p>Ay; ey altın dağ!.. Senin her yanını kuşatamaz</p>
<p>Abakan uruğunun (kavminin) örtüsü (hâmisi)</p>
<p>Kutlu kurban isteyen yüce Dağım!..</p>
<p>Büyüklerimiz, atalarımız yere baş koyup sana tapmışlardır.</p>
<p>Bir küçük alkışını (keremini) vermez misin?</p>
<p>Bitmeyen, tükenmeyen kısmetimizi yaratıver.</p>
<p>Ülüşümüz, elle tutulsun;</p>
<p>Ey kutlu beşiği yaratan!..</p>
<p>Sürü davarlarına bolluk ver</p>
<p>Arıg yurduma geçim ver.</p>
<p>Ey kutlu ulu Dağ, yüce Kara-Kaya!..[13]
Şamanizmdeki ateş, dağ, su ve ocak kültünün kalıntılarını Batı Trakya Türklerinin inanış ve âdetlerinde de görmek mümkündür. Onlara göre ateşe tükürmek günahtır. Çünkü ateş nurdur. Cigara ile ayak yoluna gidilmez. Hatta cigara tiryakileri helâda da cigara içebilmek için kendilerine uzun ağızlıklar yaptırarak, cigaranın ateşini helânın dışında tutmaktadırlar. Ateşte soğan kapçığı yakılmaz. Ateş söndükten sonra sacağıda kıvılcım kalmışsa o eve paranın gireceğine inanılır. Hamur, süt ve yoğurt, geceleri konu komşuya verilmez. Ancak vermek gerekirse bunların içine mutlaka kızgın bir kor atılır. Ateşın onları bu şekilde kötü cinlerden koruyacağına inanılır. Lohusa kadının helâya tek başına gitmesine izin verilmez. Gitmesi gerekirse elinde ateşle gitmesi gerekir. Ateşin lohusa kadını koruduğuna inanılır&#8230;<br />
Ateş ve ocak kültü ile ilgili çok orijinal olduğuna inandığımız bir âdeti İskeçe&#8217;nin Demircik köyünden 65 yaşındaki Abdulla Dede&#8217;den dinleyelim: ‘Köyümüzde eski bir âdet var.. Aşağı yukarı her sene «Canlı Ateş» denilen şeyi yakmaktadırlar. Bu, etrafta hastalık işitildiği zaman, hastalık önlensin diye yapılır (köyün ortasında iki kütük ardıç dikilirek bir ateş yakılır)&#8230; Canlı ateşten tutuşturdukları ocaktaki ateşi hiç söndürmezler. Bütün sene öteki canlı ateşe kadar. Çünkü o ateş mübarektir; hastalığın eve girmesini önler&#8230; Köyün âdetlerinden biri de şu: Mesela bir akşam bir kimsenin ineği gelmezse veyahutta keçisi, veyahut eşeği, bir hayvanı gelmezse bizim köylüler alıyor bir tas, ocaktan da bir kor alıyorlar ve maşa ilen «haydi hay hoy&#8230; hay hoy&#8230; haydi&#8230; » diyerek taslan o kızgın koru kapatıyor ve kapadıktan sonra alıyorlar bir makas ağzını iplen bağlıyorlar, dışarıda kalan hayvanı yemesinler diye. O bağlı makası tasın üstüne koyuyorlar&#8230; Böyle yapıldı mı kurt falan, canavar yiyemezmiş kırda kalan hayvanı. Sabahleyin açıyorlar tası. O zaman bakıyorlar, kapattıkları kor kömür olmuşsa canavarlar hayvanı yememiş demek&#8230; Ama kor kömür kül olmuşsa, yanmışsa, o zaman canavarlar hayvanı yemişler demekir&#8230;&#8217; Nazar kapmalara karşı Türkiye&#8217;de genellikle kurşun dökülür. Batı Trakya&#8217;da ise nazara karşı kor atılır. Ateş burada da nazara karşı bir güç olarak kendisini gösterir&#8230;&#8221;[14]
Azeriler, Kırgızlar, Tacikler, Özbekler, Çuvaşlar, Tatarlar ve daha birçok halklar tarafından kutlanan Nevruz bayramına, Tatarlar „Narduğan&#8221;, Tacikler „Gül Gardon&#8221;, „Bay Şeşek&#8221; veya „Gül Navrız&#8221;, Buryatlar „Sagan Sara&#8221;, Cuvaşlar „Noris Oyahe&#8221; derler.<br />
Tahatacı Alevilerde, eski (Rumi) takvime göre Mart&#8217;ın dokuzu (miladi, 21-22 Mart), Sultan Nevruz&#8217;dur. O günün sabahı erken kalkılır. Soğan kabuğu ile sarı renkli, Gangılız (kan kızıl) çiçekleri ile al renkli yumurtalar kaynatılır. Her ev kendi çocuklarına bunlardan muhakkak ikişer üçer tane verir. Ayrıca Nevruz günü, hazırladıkları çeşitli yiyecek maddeleriyle yakınlarının mezarlarını ziyaret edip, onları rahmetle anarlar.<br />
Alevi-Bektaşiler, 21 Mart Nevruz bayramını, Hz. Ali&#8217;nin doğum günü olarak kutlarlar. Bugüne verilen önem birkaç noktaya dayanır:<br />
1) Hazreti Ali&#8217;nin doğum günü olması.<br />
2) Hz. Ali&#8217;nin, Hz. Muhammed&#8217;in kızı Fatıma ile evliliğinin bugüne rastlan-ması.<br />
3) Hz. Ali&#8217;nin, Peygamber tarafından Gadirhum&#8217;da halife olarak ilân edildiği, diğer bazı kaynaklara göre, Hz. Muhammed&#8217;e nübüvvetliğin (peygamber-liğin), Hz. Ali&#8217;ye velayetliğin verildiği gün olması.<br />
4) Güneşin Hamel (Koç) burcuna girmesi.<br />
5) Eski Türk/Türkmen boylarının kışın sığındıkları yerlerden obaya çıktıkları</p>
<p>ve yeni hayata kavuştukları gün olması.[15]
Alevi-Bektaşi şairlerinin Nevruz konusunda yazmış oldukları şiirlere, „Nevruziye&#8221; denir. İşte, günün anlamını ve önemini açıklayan Nevruziye-lerden bir kaç örnek:<br />
Nübüvvet izharı bugünde oldu<br />
Cenab-ı Ali de bugünde doğdu<br />
Kainat bügünde nur ile doldu<br />
Bugün Nevruz oldu eyyam bizimdir<br />
Sevinelim canlar bayram bizimdir.<br />
&#8211; Hüseyin Hüsni Erdikut &#8211;<br />
Yine devreyledi deverân-ı âlem<br />
Eyledi tecelli Nevruz-ı Sultan<br />
Eyyâm-ı sürurdur, hüzün değildir<br />
Mübârektir beli Nevruz-ı Sultan<br />
Bugünkü gün oldu ol Şah-ı Merdan<br />
Batn-ı Fâtıma&#8217;dan gün gibi ıyan<br />
Harem-i Kâ&#8217;be&#8217;den oldu nümayan<br />
Ziyâ verip Ali Nevruz-ı Sultan.<br />
&#8211; Fevzi &#8211;<br />
Her yerde tâ Nevruz ola, gül bustan efruz ola<br />
Nevruz tek firuz ola eyyâm-ı Şah-ı Evliya.<br />
(Her yerde Nevruz ola, gül bahçeleri parlaya<br />
Veliler Şahı (Ali&#8217;nin) günleri, Nevruz gibi kutlu ola).<br />
&#8211; Fuzuli &#8211;<br />
Pir Sultan&#8217;ın eydür, erenler cemde<br />
Akar çeşmim yaşı her dem bu demde<br />
Muhabbet ateşi yanar sinemde<br />
Himmeti erince Nevruz Sultan&#8217;ın.<br />
(Bk. Alevi-Bektaşi Edebiyatında Nevruziyeler, 3. Cild, s. 1089-1093)<br />
Alevi-Bektaşiler arasında Hz. Ali&#8217;nin doğum günü olarak kutlanan Nevruz günü, kimi bölgelerde Aynicemler kurulur, semahlar dönülür, gülbanglar çekilir; günün anlamı ve önemiyle ilgili nefesler (Nevruziyeler), Duazı İmamlar ve Nad-ı Ali okunur. Kimi bölgelerde „Güneşin Koç Burcuna girdiği saatten önce meydanda toplanırlar. Baba, Oniki İmâm&#8217;a salavatı ihtivâ eden ve «Salavât-Nâme» denen salâvatı Nad-ı Ali&#8217;yi okur; sonra sâkıylik eden kişi, içinde lohusa şerbeti ezilmiş sütü, babadan itibâren kıdem sırasıyla herkese sunar; sürahiden kadehe koyup sunarken, «Yâ Muhav-vil&#8217;el-hâli ve&#8217;l-ahvâl» yâni «Ey yılı, zamanı ve hâlleri evirip çeviren Tanrı» der; kendisine süt sunulan kişi, sütü içtikten sonra o ve herkesle beraberce «Havvil hâlenâ ilâ ahsen&#8217;il-hâl » yâni «Bizim hâlimizi en güzel hâle çevir» der. Sonunda kendisi de içer ve Baba gülbang çeker; bayramlaşılır.<br />
Mevlevilerin Şems kolu denen ve Ehl-i Beyt taraftarı olanlarında da Nevruz, bayramdır, aynı âyin icra edilir. Yalnız, fazla olarak «Heft-Selâm» (Selâm-esenlik) sözüyle başlayan yedi âyet de İmam Hüseyn&#8217;in toprağıyla bir kâğıda yazılmış ve süt kabına konmuştur.<br />
İmâmiyye&#8217;de ise Nevruz, Gadiruhum gününe (Hz. Muhammed&#8217;in veda hacı dönüşünde, Mekke ile Medine arasında Gadirhum denilen yerde, «Ben kimim mevlâsı, yani velisi isem, Ali de onun mevlasıdır» diyerek, Hz. Ali&#8217;yi halife ilân ettiği güne; Hicri takvime göre Mart ay&#8217;ının sekizine, bayramın ise Mart ay&#8217;ının dokuzuna, Milâdi takvime göre, 20-21 Mart&#8217;a) rastlaması dolayısiyle bayramdır. Nevruz sofrası yapılır; sofrada Heft-Sin, yâni Sin harfiyle başlayan yedi şey (Sünbül, Sirke, Sumak, Senced, Sir, Sebze, Semnu) bulunur ve yukarıdaki duâ yılın günleri sayısınca, üçyüz altmış altı kere okunur. Bu duânın başına, «Ey geceyi, gündüzü tedbir ve tasarruf eden, ey kalbleri ve gözleri çeviren» sözleri de ilâve edilir&#8230;&#8221;[16]
Balkanlardaki Aleviler-Bektaşiler arasında yaygın olan Nevruz bayramı, Kırklareli bölgesinde bir bahar eğlencesine dönüşür; Hırisitiyanlık&#8217;taki „Ostern&#8221; bayramında (Paskalya yortusunda)[17] olduğu gibi bereketin simgesi olan yumurtalar boyanır; özel Nevruz yemeği olan „ekşi aş&#8221; yenir; Alevi köylerinde ortak kurbanlar kesilir; köylü masrafa ortak olur. Buna „çomat&#8221; denir.[18] Deliorman ve Dobruca yöresindeki Aleviler, Nevruz bayramını &#8220;Kırklar Bayramı&#8221; olarak kutlarlar. O gün cem yapılır, Kırklar semahı dönülür. Musahipli olan aileler 40, musahibi olmayan aileler ise 20 yumurta pişirirler; ayrıca Cebrail kurbanı olarak bir horoz veya tavuk keserler. Pişirilip ceme getirilen bu lokmalar eşit bir şekilde üleşilir ve birlikte yenilir.<br />
Doğanın uyanışını simgeleyen Nevruz günü yöre insanları kırlara çıkıp eğlenirler; ulu cevizlere salıncak kurup, sağlık sağlamlık için sallanırlar. Nisan ayında ise köfür günleri başlar. Köfür günleri hayvan koşulmaz, süt kaynatıl-maz, yumurta pişirilmez, ele makas, iğne alınmaz, sıva yapılmaz. 5-6 Mayıs&#8217;ta ise Hıdırellez törenleri başlar. O gün ateş yakılır; ateşin üzerinde atlanır; delikanlı kızlar tarafından nişan çıkarılır, Kırat oyunu oynanır, hastalar ziyaret edilir, demir dövülür; demir maşa ile sağlık sağlamlık için nallanma işlemi yapılır. Kır atımı nallarım / çöl avında oynatırım / yüzbin asker gelmiş olsa/ Ben atıma çiğnetirim&#8230; türküleriyle sokakları dolaşıp insanları coşturan Kırat kafilesinin sundukları temsillerle, Hıdırellez günleri büyük bir sevinç ve coşkuyla kutlanır.[19]
Silifke Tahtacıları, Nevruz bayramını, Hazreti Hüseyin&#8217;in doğum günü olarak kutlarlar. Malatya/Arguvan çevresindeki Aleviler Nevruz&#8217;da „Kış bitti Bayramı&#8221; yaparlar. Uğur getirsin diye taştan küçük evler yapılır, ateş yakılır, el ele tutuşarak ateşin etrafında dönülür.[20]
Cem ayinleri ve çeşitli şenlikler düzenlenerek, yiyecek ve hediyeler sunularak kutlanan Nevruz törenlerinin önemli bir özelliği de, bu günde küskünlerin barış-tırılması, kırgınlıkların giderilmesi, düşkün ve yoksullara yardım edilmesidir. Anadolu&#8217;da, Nevruz&#8217;la, eski takvime göre „Mart dokuzu&#8221;yla ilgili birçok halk inançları, gelenek, töre ve âdetler vardır; ayrıca „Nevruz&#8221; adında birçok şahıs ve yer isimleri vardır: Sivas/Yıldızeli ilçesine bağlı „Nevruz Yayalsı&#8221; köyü; Yıldız-eli&#8217;nin Direkli bucağına bağlı „Nevruz&#8221; köyü; K.Maraş/Pazarcık/ Narlı Bucağın bağlı „Nevruzlu&#8221; köyü; Çanakkale/Yenice ilçesine bağlı Nevruz köyü vd.<br />
Nevruz, köylere, şahıslara, tatlı çeşitlerine; „Nevruz-Hüseyni&#8221;, „Nevruz-Hicaz&#8221;, „Nevruz-Nevâ&#8221;, „Nevruz-Rehavi&#8221;, „Nevruz-i Sultani&#8221; gibi müzik makamlarına isim olur da, baharı müjdeleyen çiçeklere ve halk türkülerine isim olmaz mı?<br />
Nevruz der ki, ben nazlıyım / Sarp kayalarda gizliyim</p>
<p>Mavi donlu gök yüzlüyüm / Benden alâ çiçek var mı?&#8221;</p>
<p>Nevruz nevruz bahara / Güller güller nahara / Bahçemizde gül olsun / Gül olsun, bülbül olsun!.. Dilekleriyle konuyu, Alevi-Bektaşi ozanlarından Şükrü Baba&#8217;nın şu Nevruziyesiyle bağlayalım:<br />
Akşamlar aşk olsun bayram gecesi</p>
<p>Bu ayın nurudur Sultan-ı Nevruz<br />
Fazl-ı şahım budur dilek gecesi<br />
Ne mübarek gündür Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Muhabbet şehrinin nurdan yapısı<br />
Oniki İmam&#8217;dır cennet kapısı</p>
<p>Hakk&#8217;a secde eder kulun hepsi</p>
<p>Dilekler kabuldur Sultan-ı Nevruz<br />
Bayram kutlu olsun açılmış güller<br />
Konmuşlar meydana garip bülbüller<br />
Esmai Hayder&#8217;i zikreder diller<br />
Ne saadet bize Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Sakii kevserdir ol Şah-ı Merdan<br />
Sundular kevseri ol demde heman<br />
Süreriz demleri yıkılsa cihan<br />
Şad olur kalbimiz Sultan-ı Nevruz<br />
Muhammed Mustafa Sultan-ı cihan<br />
Ali&#8217;nin sırrını çün kıldı beyan<br />
Hatice sırrından kamusu şâdân<br />
Ruha safa verir Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Ondört Mâsum-u Pâk sırrı sırrullah</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayini cem içre nuru nurullah</p>
<p>Cümlenin muradın&#8217; verici Allah</p>
<p>Bizi de şâd eder Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Saadet hırkasını büründü Ali</p>
<p>Velâyet tacını vurundu Ali</p>
<p>Melek secde etti bilindi Ali</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nübüvvet sırrında Sultan-ı Nevruz</p>
<p>Şükrü Baba söyler, bu deme şükür</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nurunu, sırrını kıldı tefekkür</p>
<p>Muhammed Ali&#8217;dir dilinde zikir</p>
<p>Ne mürüvvet bize Sultan-ı Nevruz.</p>
<p>Dideler ruşen (gözler aydın) daha nice Nevruzlara!..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="mailto:aliduran.g@web.de">aliduran.g@web.de</a></p>
<p>(Bu makale, Ali Duran Gülçiçek&#8217;in Alevilik, Bektaşilik, Kızılbaşlık ve Onlara Yakın İnançlar adlı yapıtından alınmıştır. 2. Cild., İstanbul/Köln 2004, s. 819-833, 3. Cild, s. 1089-1093).<br />
bİblİyografya:</p>
<p>ALPARSLAN, Kâzım: Nevruz-Toprak Bayramı, 21 Mart 1943, Uludağ, sayı: 56-57, Şubat-Mart</p>
<p>1943, s. 27-29.</p>
<p>ALPARSLAN, Kâzım:Toprak Bayramı Nevruz, Uludağ, sayı 76, Mart-Nisan 1946.</p>
<p>ATTAR Ali: Nowruz, das Frühlings- und Neujahrfest der iranischen Völker, in: Der Arabische</p>
<p>Almanach, Zeitschirft für orientalische Kultur, 7. Jahrgang, Berlin 1997.</p>
<p>AYDINOĞLU, Gülâli: Kars&#8217;ın Pırsak Köyünde Nevruz, T.F. A., sayı: 238 (1969).</p>
<p>AYTER Adli: Yenigazi Köyü&#8217;nde Düğün Adetleri, Nevruz Bayramı ve Yedilevi Töresi, Folklor</p>
<p>Halkbilim Dergisi, Cilt 4, Sayı: 36, Ağustos 1988, s. 27.</p>
<p>BARTHOLOMAE, Chr.: Zarathustras Leben und Lehre, Heidelberg 1920.</p>
<p>BULSARA, S. J.: The Religion of Zarathustra, Bombay 1938.</p>
<p>CREMERS, Wolfgang: Schamanistische Überbleibsel in der heutigen anatolischen Folklore,</p>
<p>in: Turcica, Tome II, Paris 1971: 50-58.</p>
<p>DEDE, Abdurrahim: Batı Trakya Türklerinde Eski Türk Dini Şamanizm&#8217;den Kalıntılar,</p>
<p>Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, IV.Cilt, Gelenek, Görenek ve İnançlar,</p>
<p>Ankara 1982, s. 93-108.</p>
<p>DEMİRHAN, Ayşegül: Tıp tarihimizde Nevruziye, T.F.A., sayı: 321, Nisan 1976, s. 7615.</p>
<p>DÜNDAR, İsa: Kars&#8217;ın Dikme Köyünde Nevruz ve yılın ahiri, T.F.A. sayı: 343, Şubat 1978, s.</p>
<p>8230</p>
<p>EĞİTER, Adli: Kafkas Folklorundan Örnekler, Lezginka ve Nevruz, Hayat Tarih, yıl: 6, sayı:1,</p>
<p>Şubat 1970,s. 82-86.</p>
<p>Eickstedt, Egon von: İlk Çağlardan Günümüze Türkler, Kürtler, İranlılar, İstanbul 1993.</p>
<p>Eröz, Mehmet: Türkiye&#8217;de Alevilik ve Bektaşilik, İstanbul 1977.</p>
<p>GordlevskI, V.: Karakoyunlu (Azerbaycan&#8217;ı tetkık ve tetebbu cem. Ahbarı) Bâku 1927, nu. 4, s. 5-13)</p>
<p>HERTEL; Johannes: Die Zeit Zoroasters, Indo-Iranische Quellen und Forschungen I, Leipzig</p>
<p>1924.</p>
<p>HINZ, Walther: Zarathustra, Stuttgart 1961.</p>
<p>HUMBACH, H.: Die Gathas des Zarathustra I, II, Heidelberg 1959.</p>
<p>İNAN, Abdülkadir: Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara 1954.</p>
<p>JİN, Kovara Kurdi-Tirki = Kürtçe-Türkçe Dergi, 1918-1919, Cild I, Arap harflerinden Latin</p>
<p>harflerine ve Kürdçe&#8217;den Türkçe&#8217;ye çeviren M. Emin Bozarslan, Uppsala-Sweden 1985.</p>
<p>Köprülü, M. Fuat: Nevruz&#8217;a Aid, Hayat Mecmuası, I. Cilt, Sayı: 18 (Mart 1927), s. 342-343.</p>
<p>Kurdİye Bİtlİsİ: Dehak efsanesi, Jin Haftalık Gazete, Sayı I, İstanbul 1918.</p>
<p>LAN-KENAU, H. von: Die Schamanen und das Schamanenwesen, in: Glubus, 1872: 278-283.</p>
<p>Levy, R.: Nawruz, Enzyklopädie des Islam, Band III, Leiden/Leipzig 1936, s. 959.</p>
<p>İslam Ansikolpedisi: 9. Cilt, İstanbul 1988, s. 234.</p>
<p>LOMMEL, Hermann: Die Religion Zarathustra nach dem Avesta dargestellt, Tübingen 1930.</p>
<p>Markwart, Jos.: Das Nauroz, seine Geschichte und seine Bedeutung, Dr. Modi Memorial</p>
<p>Volume, Papers on Indo-Iranian and Other Subjects, written by Several Scholars,</p>
<p>Bombay 1930, s. 710-723.</p>
<p>MEYDAN LAROUSSE, 9. C., İstanbul 1981, s. 311.</p>
<p>NALBANDOĞLU A.: Nevruz ve Nevruziyye, Tarih Hazinesi, Yıl: 1, Sayı: 8, Mart 1951, s. 367-</p>
<p>368, 414.</p>
<p>NOYAN Bedri: Şia&#8217;nın Bayramlarından Nevruz, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, II, Prof. Dr.</p>
<p>Harun Tolasa, Özel sayısı, İzmir 1983, s. 102-109.</p>
<p>Noyan Bedri: Nevruz, Nefes, yıl 1, sayı 5, Mart 1994, s. 20.-</p>
<p>OYTAN, M. Tevfik: Bektaşiliğin İçyüzü; Dibi, Köşesi, Yüzü ve Astarı Nedir?,</p>
<p>İstanbul 1970.</p>
<p>RADLOFF, W.: Proben der Volkslitteratur der türkischen Stämme Süd-Sibiriens,</p>
<p>Petersburg 1866, 1868, 1870; Aus Sibirien, Leipzig 1884<br />
RESULZÂDE, M. Emin: Nevruz Bayramı, Azerbeycan, sayı: 12/24 (Mart 1954).</p>
<p>RUBEN, W.: Schamanismus im alten Indien, Leiden 1949.</p>
<p>PİROĞLU, Ali Lütfi: Deliorman&#8217;da Nevruz Kutlamaları ve Hıdırellez, Cem Dergi-</p>
<p>si, sayı 111 (Temmuz 2001), s. 25-28.</p>
<p>Sakaoğlu Necdet: Kırklareli&#8217;nde Gelenek Bolluğu, Kakava Bayramı, Tarih ve Toplum, cilt 23, sayı 137, Mayıs 1995, s. 34.</p>
<p>TURAN Ahmet: Türk Boylarında „Nevruz&#8221; Geleneği, Yeni Forum, cilt: 11, sayı: 251 (Nisan),</p>
<p>Ankara 1990, s. 80-81.</p>
<p>ÜlkütaşIr, M. Şakir:Çeşitli Halk Gelenek ve İnançları Üzerine Küçük Araştırmalar, Türk</p>
<p>Folkloru Araştırmaları Yıllığı 1976, Ankara 1977, s. 307.</p>
<p>ÜNLER Ali Nadi: Gaziantep&#8217;te Nevruza Ait İnanmalar, Başpınar, sayı: 13 (1940).</p>
<p>Yetİşen, Rıza: Naldöken Tahtacıları, Nevruz ve Hıdırellez, TFA, yıl 2, cilt 1, sayı 23 (Haziran),</p>
<p>İstanbul 1951, s. 365.</p>
<p>YURTSEVER, M. Vahap: Nevruz (Nevrez), Emel, sayı: 75 (Mart-Nisan 1973).</p>
<p>Yücel, Hasan Ali: Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış, İstanbul 1932.</p>
<p>WESENDONK, O.G. von: Das Wesen der Lehre des Zarathustra, Leipzig 1927.</p>
<p>WOLLF, Fritz: Avesta, Die Heiligen Bücher der Parsen, Straßburg 1910.</p>
<p>Zelyut Rıza: Nevruz Kavramının Boyutları, Nefes, Aylık Siyasi Kültürel Dergi, yıl 2, Sayı 17, Mart 1995, s. 36-40</p>
<p>Mavi boncuk Arsivi</p>
<p>mbarchives.blogspot.com<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
[1] MARKWART, J. 1930: 710,723.</p>
[2] Mevsimlerin başlangıcı ve sonu Kuzey ve Güney yarı kürede farklıdır. Kuzey yarı kürede Güneşin Koç burcuna girdiği 21 Mart, İlkbaharın (Güney yarı kürede sonbaharın); Güneşin Yengeç burcuna girdiği 21 Haziran Yazın (Güney yarı kürede kışın); Güneşin Terazi burcuna girdiği 22 Eylül Sonbaharın (Güney yarı kürede baharın); Güneşin Oğlak burcuna girdiği 21 Aralık Kış mevsiminin (Güney yarı kürede ise yazın) başlangıcıdır. Buna göre Güneş, İlkbaharda Koç, Boğa, İkizler; Yazın Yengeç, Aslan, Başak; Sonbahar&#8217;da Terazi, Akrep Yay; Kışın ise Oğlak, Kova ve Balık burcundadır. Eski çağlarda yalnız İlkbahar, Yaz ve Kış mevsimleri bilinirdi. Kuzey halkları ise yalnız yaz ve kış aylarını bilirlerdi. Sonbahar daha sonraki dönemlerde, coğrafi koşullar dikkate alınarak mevsimler arasına eklendi.</p>
[3] KÖPRÜLÜ, M. F. 1927: 342-343.</p>
[4] Levy R. 1936: 959.; 1988: 234.</p>
[5] MEYDAN LAROUSSE, 9. C. 1981: 311.</p>
[6] Münecim başı: Yıldızlar ilmiyle uğraşan, onlardan yorumlar çıkartan ve takvim düzenleyen saray memurlarının başı hakkında kullanılan bir tabir.</p>
[7] Almak: Almanak, yıllık, salname.</p>
[8] ÜLKÜTAŞIR, M. Ş. 1977: 309 vd.</p>
[9] DAHHÂK&#8217;İN DEMİRCİ GÂVE İLE MACERASI :</p>
<p>İran tarihi ve edebiyatının önemli temsilcilerinden şair Firdevsi (Tus 932-Taberan 1020), Gazneli Sultan Mahmud&#8217;a (960-1030) sunduğu, eski İran mitolojisini ve destani hikâylerini anlatan, mesnevi tarzından yazmış olduğu ve 60 bin beyitten oluşan ünlü eseri (kral kitabı) Şahnâme&#8217;de, Dahhâk (Dehak) ve Gâve (Kawa) efsanesinden şöyle söz-etmektedir:</p>
<p>(Mardas adında Arabistanlı bir kıralın oğlu olan) Dahhâk (Dehak), gece gündüz Feridun&#8217; un adını dilinden düşürmez oldu. Onun korkusundan boyu iki büklüm oldu; yüreği korku ile doldu. Bir gün, fil dişinden yapılmış olan tahtının üzerinde oturup başına firuze tacını giymişti. Padişahlığını kuvvetlendirmek için her memleketin ileri gelenlerini topladı. Ve onlara şöyle dedi:</p>
<p>«Benim, gizli bir düşmanım olduğu, siz akıllılarca bilinmiyen bir şey değildir. Ben, hiç bir zaman düşmanı hor görmem (bir düşman ne kadar âciz ve küçük olursa olsun, onun elinden hiç bir iş gelmez saymamalıdır), zamanın bir kötülük etmesinden korkarım. Bunun için bana, insanlardan, devlerden ve perilerden toplanmış, şimdikinden daha büyük bir ordu lâzım. Bu işte bana yardım etmelisiniz. Çünkü ben tek başıma bu işin altından kalkamam. Şimdi, benim hakkımda bir zabıt tutun. Onda, iyilikte başka bir şey yapmadığımı, doğru sözden başka bir şey söylemediğimi ve adâletten kusur etmediğimi belirtin!» dedi.</p>
<p>O doğru adamlar, korkudan istediğini yapmaya razı oldular.</p>
<p>Ejderlerden korkmayan Dehak hakkında tuttukları bu zabıtta, genç ve ihtiyar, hepsi şahitlik ettiler.</p>
<p>O sırada birdenbire padişahın sarayının önünde adalet istiyen bir adamın gürültüsü işitildi. Adamı padişahın huzuruna getirdiler; o büyük adamların yanına oturttular.</p>
<p>Padişah o an kızgınlıkla: «Sana zulmeden kimdir? Söyle!» dedi.</p>
<p>Adam, coşarak ve elleriyle başına vura, vura: «Padişahım, ben adalet istiyen Gâve&#8217;yim (demirci ustası Kawa&#8217;yım)! İşte koşa koşa sana geldim, senden adalet isterim. Canımın acısiyle senin elinden inlemekteyim! Eğer sen adalet yapmayı âdet edinirsen senin kadrin artar. Sen bana çok zulmettin. Her zaman gönlümü neşterliyorsun! Eğer sen bana zulmetmeyi reva görmüyorsan, oğluma neden el uzatıyorsun? Benim dünyada on sekiz oğlum vardı. Bu on sekizden şimdi ancak bir teki kaldı. Bu bir oğlumu bana bağışla. Her zaman ciğerimin yandığını gözünün önünde tut! Padişahım bana söyle, ben ne kabahat yaptım? Eğer suçsuzsam, bana yulmetmek için bahane arama! Ey taç sahibi! Benim halime bak da, derdime dert katma. Zaman belimi iki büklüm etti. Yüreğim umutsuz, başım dertle doldu. Gençliğim ve oğullarım elimden gitti. Dünyada evlâd gibi, insanı kendine çeken hiç bir bağ yoktur. Nihayet zulmün de bir ortası, bir sonu, bir sınırı ve bir sebebi olur. Söyle, sen ne sebeple benim başıma dünyanın felâketini getiriyorsun? Ben kimseye yararı olmayan bir demirci parçası olduğum halde, padişahın eliyle başıma ateşler yağıyor. Sen bir padişahsın ve ejder yapılısın ama, yine de bana adalet göstermen lâzım! Sen yedi iklimin padişahısın diye, neden bütün zahmetler bizim nasibimiz olsun? Bana ettiğin zulümlerin hesabın beraberce görsek, âleme göstersek, herkes şaşar kalır! Ve böylece, öldürülme sırasının benim oğullarıma nasıl geldiğini, senin yılanlarına yedirilmek üzere için beyinlerinin nasıl çıkarıldığı da yine herkesçe anlaşılmış olur!» dedi.</p>
<p>Dahhâk bu sözleri duyunca büyük bir şaşkınlığa uğradı. Bunun üzerine oğlunu ona bağışladılar ve tatlılıkla gönlünü almaya çalıştılar.</p>
<p>Padişah, ona da kendisi için yapılmış olan tutulgayı imzalamasını emretti.</p>
<p>Kawa, tutulgayı (fermanı) okur okumaz, memleketin orada bulunan ileri gelenlerine döndü. Ve yine coşarak: „Ey devrin köleleri! Yüreğinizden Tanrı korkusu silinmiş. Hepiniz cehennemin yolunu tutmuş, gönlünüzü devrin sözüne bağlamışsınız. Ben ne padişahtan korkarım, ne de bu tutulgayı imzalarım!&#8221; dedikten sonra köpüre köpüre ve kızgınlıktan titriye titriye yerinden fırladı, tutulgayı yırtıp ayaklarının altında çiğnedi.</p>
<p>Değerli oğlu önünde olduğu halde bağıra bağıra , söylene söylene saraydan dışarıya çıktı. Memleketin o büyük adamları padişahı övdükten sonra, ona: „Ey, yeryüzünün ünlü padişahı! Savaş gününde felek bile senin başına soğuk bir rüzgâr estiremezken, nasıl oluyor da, doğru dürüst konuşmayı bilmeyen bu Gâve senin huzurunda bu kadar ileri gidebiliyor? Yüreği ve başı kinle dolu. Buradan öyle bir gidiş gitti ki, Feridun&#8217;la sözleşmiş olduğu sanılabilir! Dünyada biz bu kadar çirkin bir iş görmüş değiliz! Şimdi gördük ve şaşırdık kaldık&#8221; dediler.</p>
<p>Ünlü Padişah onlara şöyle söyledi: Şimdi benim söyliyeceğime de şaşacaksınız. Gâve saraya girip de kulaklarıma onun sesi gelince. Onunla aramızda sanki demirden yapılmış iki dağ peyda oldu. İki elini başına vurunca, şaşkınlıktan sanki yüreğim param parça oldu. Bilmem ki bundan sonra daha neler olacak? Âlemin sırrını kim kavrayabilir ki?&#8221; dedi.</p>
<p>Gâve saraydan çıkınca halk, çarşının ortasında etrafını sarıverdi. Gâve kendisinden geçmiş olarak herkesi adâlet istemeğe çağırdı. Demircilerin demir döverlerken önlerine örttükleri deri önlüğü bir mızrağın ucuna geçirdi. Bunun üzerine çarşı halkı birbirine girdi, bir toz dumandır yükseldi. Kawa, mızrak elinde hem yürüyor, hem de coşkunlukla halka seslenerek: „ Ey Tanrı&#8217;ya tapan ünlü kişiler ! Feridun&#8217;un tarafını tutan, Dehak&#8217;ın boyunduruğundan kurtulur, birer birer Feridun&#8217;un yanına gidelim ve onun büyüklüğü sayesinde yaşıyalım. (&#8230;)&#8221;</p>
<p>Sonuçta, derafse-e kâviani (meşin önlüğü) bayrak olarak kullanan Kawa, Dehak&#8217;ın zulmünden kaçıp dağlara sığınan gençleri etrafına toplayıp Feridun&#8217;la birlikte Dehhâk&#8217;a karşı başkaldırır.</p>
<p>Dehak&#8217;ın korkulu rüyası olan ve onun tarafından tahtından indirilen Feridun, kimi kaynaklara göre İran kıralı Cemşid&#8217;in, kimi kaynaklara göre ise, Athwia adında bir kıralın oğludur. Feridun&#8217;un babası Dehak&#8217;ın adamları tarafından vurulup beyni Dehak&#8217;ın yılanlarına yedirilince, annesi Faranak, çocukları Feridun, Kayanus ve Purmayah&#8217;ı alıp bir dağa sığınır. Burada bir çobanın kulubesine yerleşir. Feridun&#8217;u bu çobana teslim edip diğer çocuklarıyla birlikta başka bir yere gider. Çoban, Feridun&#8217;u, Purmayah adlı kutsal sütüyle besler. Günün birinden Dehak&#8217;ın adamları tarafından, Feridun&#8217;un yerini söylemediği için çoban ve kutsal inek öldürülünce, annesi Feridun&#8217;u alıp komşu bir ülkede bilge bir dervişe teslim eder. Bu bilge tarafından yetiştirilen Feridun onaltı yaşına gelince annesinin yanına gelir, olup bitenleri annesinden öğrendekten sonra, zalim Dehak&#8217;ın ortadan kaldırılması için and içer.</p>
<p>Feridun, Kayanus, Purmayah adlarındaki ağabeylerini ve demirci ustası Kawa&#8217;yı yanına alıp savaş hazırlıklarını başlatır. Bu arada Feridun, ağabeyleri tarafından bir oyuna düşürülüp aşırı kıskançlık ve kin yüzünden öldürülmek istenirse de başarılı olamazlar.</p>
<p>Feridun, demirci ustası Kawa ve adamları Dehak&#8217;ın sarayını basarlar, Feridun, kimi kaynaklara göre ise Kawa, özel yaptırdığı öküz başına benziyen gürzü (gorze-ye gâv sirle) Dehak&#8217;ın başına vurup öldürmek isterken, kendisine gaibten bir ses gelir: „Onu şimdilik öldürme, daha zamanı gelmedi.&#8221; Tanrı buyruğu gereğince, Feridun ve Kawa, Dehak&#8217;ı Demavend dağına götürüp kimsenin çöze-meyeceği şekilde „bande-e çarme şir&#8221; denilen aslan derisinden yapılmış sicimlerle „mismar&#8221; adı verilen iri demir çivilere bağlayıp bir mağaraya kapatıp ölüme terkettirirler. Böylece kötülüğün simgesi olan Dehak ortadan kaldırılıp iyiliği temsil eden Feridun iktidara getirilir ve ülkede sevgi, huzur, barış, dostluk, eşitlik ve kardeşlik egemen olur.</p>
[10] KURDİYE BİTLİSİ: 1918 : 7-11.</p>
[11]  Jin, Kovara Kurdi-Tirki, 1985: 43-45 (135).</p>
[12] GORDLEVSKI, V. 1927: 5-13); İNAN, A. 1952: 62-63.</p>
[13] YÜCEL, H. A. 1932: 91.</p>
[14] DEDE, A. 1982: 93-108.</p>
[15] OYTAN, M.T. 1970: 411.</p>
[16] GÖLPINARLI, A. 1977: 255- 256.</p>
[17] OSTERN: (Eski Almanca östarun&#8217;dan) Bahar bayramı, eski halk inançlarında Bahar Tanrıçası&#8217;nın adı. Hıristiyanlık&#8217;ta Hz. İsa&#8217;nın ölümü ve göğe yükselişi, yeniden dirilişi anısına yapılan bayram. Hıristiyanlar, Nisan ay&#8217;ı ortalarında, Hz. İsa&#8217;nın havarileriyle birlikte yediği son akşam yemeği (Hz. İsa&#8217;nın tenini simgeleyen ekmek ve kanını simgeleyen şarabın takdis edildiği, kudas) günü anlamına gelen Gründonnerstag (Yeşil Perşembe), çarmığa gerildiği ve bu nedenlede yas günü olan Karfreitag (Kara Cuma) ve Karsamstag (Kara Cumartesi) gününde başlayarak ve çeşitli ayinler yaparak Ostersonntag (Pazar günü) Hz. İsa&#8217;nın diriliş günü olan Paskalya (Pâk yortusu) kutlanır. Yahudiler&#8217;de ise, büyük dinî bayram olan Paskalya yortusu (İbranice pesah&#8217;tan geçiş, çıkış ) İbrani halkının Mısır&#8217;dan çıkış günü olarak kutlanır. Birinci gök ay&#8217;ının 14. günü olan 14/15 Nisan&#8217;da (baharın ilk dolunayında) başlayan Paskalya bayramı İsrail&#8217;de 7, Avrupa&#8217;da 8 gün sürmektedir. Baharın gelişiyle birikte doğanın canlanması, yeniden hayat bulması, ilk ürünlerin verimli ve bereketli olması, o yılın acılar-dan, sıkıntılardan, hastalıklardan, kötülüklerden, kada ve belalardan uzak, sağlık, huzur, birlik, dirlik, bereket ve bolluk içerisinde geçmesi dileğiyle Paskalya bayramında da Nevruz törenlerinde olduğu gibi eski halk inançlarına dayalı yumurta boyanması, ateş yakılması, börek, çörek pişirilmesi, ilk ürünlerin adak olarak sunulması gibi çeşitli uygulamalar ve ritueller yerine getirilmektedir.</p>
[18] SAKAOĞLU, N. 1995: 35.</p>
[19] PİROĞLU, A. L. 2001: 25-28.</p>
[20] ERÖZ, M. 1977: 361.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/farkli-inanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/">FARKLI İNANÇ ve KÜLTÜRLERDE Nevruz Bayramı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/farkli-inanc-ve-kulturlerde-nevruz-bayrami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. ALİ´NİN DOĞUM GÜNÜ VE SULTAN NEVRÛZ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2007 18:48:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÖNEMLİ GÜNLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. ALİ´NİN DOĞUM GÜNÜ VE SULTAN NEVRÛZ Mustafa Düzgün Akademi Başkanı 1. Nevrûz ve Yılbaşı: Nev-rûz Farsça bir sözcük olup, yeni-gün anlamına gelir. Ne ki sözcük başlangıçtaki bu anlamıyla kalmamış, zamanla ve işlevlerine uygun olarak yeni-yıl. yeni-yıl&#8217;ın ilk günü, baharın gelişi ve doğanın canlanışı gibi anlamlar kazanmıştır. Arapça eserlerin çoğunda nayrûz diye de geçer. Türkiye&#8217;de ...</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/">Hz. ALİ´NİN DOĞUM GÜNÜ VE SULTAN NEVRÛZ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. ALİ´NİN DOĞUM GÜNÜ VE SULTAN NEVRÛZ</p>
<p>Mustafa Düzgün<br />
Akademi Başkanı</p>
<p>1. Nevrûz ve Yılbaşı:<br />
Nev-rûz Farsça bir sözcük olup, yeni-gün anlamına gelir. Ne ki sözcük başlangıçtaki bu anlamıyla kalmamış, zamanla ve işlevlerine uygun olarak yeni-yıl. yeni-yıl&#8217;ın ilk günü, baharın gelişi ve doğanın canlanışı gibi anlamlar kazanmıştır. Arapça eserlerin çoğunda nayrûz diye de geçer. Türkiye&#8217;de &#8220;Mart Dokuzu&#8221;, Türki diye adlandırılan devletlerin bir kısmında &#8220;Ergenekon&#8217;dan Çıkış Bayramı&#8221; şeklinde nitelendirildiği de biliniyor. Bu ve benzeri değişik nitelemelerin, Nevrûz&#8217;un geleneksel anlamı bakımından pek bir değişikliğe yolaçmadığını da belirtmekte yarar var.</p>
<p>Eski İran hükümdarlarından Keyûmers&#8217;in, günlere, aylara ve yıllara çeşitli adlar vererek, bir takvim yapmak istediği söylenir. O gün gelince, Keyûmers, Koç takım yıldızının, ertesi gün gireceği dakikayı bekler. Bununla birlikte Zerdüştiler&#8217;in önde gelen bilginlerini de durumu izleyip, o günden başlayan bir takvim yapmak üzere davet eder. Durumu izleyen bilginler, yılı, bu günden başlayarak hesapladılar ve ayrıca bu günün de bayram olarak ilan edilmesini sağladılar. Ayrıca yaptıkları iş hakkında halka bilgi vermeyi de ihmal etmediler. Onlara göre, Hak Teala (Yezdan) ışık saçan Güneş&#8217;i kendi nurundan yarattı. Güneş&#8217;in yardımı ile de yeryüzünü ve gökyüzünü halketti. Sonra on iki melek yaratıp, onlardan dördünü gökyüzüne gönderdi. Orayı İblis&#8217;ten korusunlar diye. Dördünü de Kaf  Dağı&#8217;na gönderdi, Deccal&#8217;a buradan yol vermesinler diye. Diğer dört meleği ise, insanları Şeytan&#8217;dan ve cinlerden korusunlar diye yeryüzünde ve gökyüzünde ikisinide birden görevlendirdi. Bunun ardından Yezdan, Güneş&#8217;e harekete geçip ışınlarını Koç&#8217;un başını aşarak karanlıktan aydınlığa çıkmasını buyurdu. Böylece gece gündüze eşit hale geldi ve Güneş&#8217;ten yararlanılarak tüm yeryüzünde tarım yapıldı. Cemşid&#8217;in hükümdarlığı döneminde maden ocakları işletilmeye başlanarak, altın, gümüş, bakır, kalay, kurşun elde edildi. Cem&#8217;in başındaki tac, oturduğu taht, gerdanlığı ve bilezikleri işte bu maddelerden yapıldı. Ayrıca o, kendisi için misk, amber, kâfur, safran, sarısabır ve yüzük yaptırdı. Gündüzün gece ile eşitleştiği o gün, yani Miladi takvime göre Mart ayının 21. günü, İran&#8217;da hala kullanılmakta olan Şemsi (Güneş) takviminin birinci günü olarak kabul edildi. Daha da eski devirlerde bunun, büyük olasılıkla halk arasında, güneşin bahara geçişi olarak nitelendirildiği düşünülebilir. Söylencenin içeriğini oluşturan nedenler yüzünden, o gün Yılbaşı ve Nevrûz Bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Şunu da belirtelim ki, baharın ve yeniyılın ilk günü olan Nevrûz, Müslümanlar&#8217;ın Kameri yılında ne yeraldı ne belirtildi.</p>
<p>Müslümanlığın kabulünden sonra ise, Hicri ve Şemsi takvimlere göre Nevrûz, farklı tarihlere geldiği halde, her iki tarih de korunarak kutlandı. Asıl İran&#8217;da ayrı, Irak ve Cibal&#8217;de ayrı tarihler geçerliydi. Kimi yerlerde hasat ve haraç mevsimi olmasına karşın, halk yine de şenlikler ve eğlenceler düzenlemeyi ihmal etmemiştir. Örneğin Nevrûz, Hicret&#8217;in birinci yılında 18 Haziran&#8217;a, yani hasat mevsimine rastlamıştır. Halifeler, haraç ve vergi toplamayı kolaylaştırmak için Nevrûz&#8217;un tarihi üzerinde sık sık oynamışlar, ancak onun yayılıp, her tarafta kutlanmasına ise engel olamamışlar.</p>
<p>Nevrûz&#8217;un Hz. Ali&#8217;nin doğum günü ile çakışması veya aynı günle birleştirilmesi ise, onun özellikle İran halkları ve mevali diye adlandırılan Arap olmayan halklar arasında tutunup genişlemesine neden olmuştur. Ayrıca Mısır dahil bir çok başka yerlerde de bayram ve yılbaşı olarak kabul edilip kutlanmaya başlanmıştır.</p>
<p>2. Nevrûz&#8217;un Dayandığı Söylenceler:</p>
<p>Nevrûz&#8217;a ilişkin söylencelerde yer yer büyük farklılıklarla karşılaşılır. Eldeki kaynakların verdikleri bilgilere  göre Nevrûz, İran kökenli bir bayram  olup oradan diğer ülkelere yayılmış, zamanla herkesin kendi söylencelerini de katarak kutladıkları bir yerel bayram haline gelmiştir. Ancak, gittiği her ülkede, yeni bir takım tema ve motifler alarak, anlam bakımından daha da zenginleşmiş, her halka özgü nitelikler de kazanmıştır.  Nevrûz İran&#8217;dan Orta Asya&#8217;daki Türki halklara, İslamiyet&#8217;in kabulü ile Araplar&#8217;a, geçmişte Diyar-ı Rum diye adlandırılan Küçük Asya veya bugünkü Türkiye topraklarına ve buradan da Balkanlar&#8217;a yayılmıştır.</p>
<p>Nevrûz&#8217;un dayandığı mitolojik temel ve söylenceler, her halkın kendine özgü yorumunu katması ve onu kendi tarihine uyarlama gereksinimini duyması sonucu, önemli değişiklikler göstermektedir. Bununla birlikte, söz konusu söylencelerin bir kısmında göze çarpan ortak tema, doğanın baharla birlikte canlanması, kendisini yenileyip sürekliliğini korumasıdır. Diğer bir kısmında ise, ciddi bir engelin, ağır bir baskının aşılarak kurtuluşa yönelme temi ağır basar.</p>
<p>İrani halkların önemli bir bölümünde, söz konusu efsane, genellikle hükümdar Cem&#8217;le bağlantılı bir biçimde sunulur. Cem&#8217;in diğer adının Sultan Süleyman olduğu, Cem-şid (Işıklı-Cem) diye adlandırıldığı da ileri sürülür. Söylenceye göre hükümdar Cem, İran&#8217;da dolaşırken Azerbaycan&#8217;a gelir. Orası hoşuna gider ve emrindekilere, tahtını burada kurmalarını buyurur. En güzel giysilerini giyer, mücevherlerini takınır, kristal kadehini kırmızı şarapla doldurup eline alarak, geçer tahtına oturur. O anda onun elindeki kadehe ve üstündeki mücevherlere çarpan güneş ışınları, kırılarak öyle bir renk harmonisi, öyle bir nur oluşturur ki, bunu görenler hayretler içinde kalırlar. Bu, Güneş&#8217;in, Tanrı Ahuramazda&#8217;nın, Cem&#8217;i nurlandırarak kutsadığı biçiminde yorumlanır. Denilir ki, o tarihten beri bu gün, yılın ilk günü ve kutsal bir gün olarak kabul edilmiştir. Şarabın veya genel olarak içkinin, dem/bâde olarak nitelenip, makbul sayılmasının da buradan kaldığı söylenir.</p>
<p>Cem efsanesi genel kabul görmekle birlikte çeşitli halkların, daha değişik söylenceler üreterek Nevrûz&#8217;la bütünleşmeye yönelmeleri, işin mitolojik ve mistik boyutlarını daha da derinleştirir. Kürtler&#8217;e göre işin kökeninde kurtuluş&#8217;u ve özgürlüğü simgeleyen bir eylem, baskıya karşı bir başkaldırı yatar. Nevrûz, zalim bir hükümdardan kurtulmanın sevincini yansıtan saygın bir gün olarak anılır, özgürlük bayramı olarak kutlanır. Dahak ya da Zahak adlı hükümdarın, omuzlarında iki yılan peyda olur. Hekimlerini çağırıp çare bulmalarını ister. Onlar da her gün genç bir erkek ve genç bir kızın beyni yılanlara yedirilmezse, yılanların hükümdara zarar vereceklerini öğütlerler. Zahak, Demirci Kava&#8217;ya, hekimlerin istediği beyni, her gün hazırlayıp getirmesini buyurur. Kısaca her gün genç insan beyniyle beslenen yılanlar keyfederken, neredeyse memlekette genç kalmaz katledilir. Bu kötü gidişe çare arayan Demirci Kava, nihayet Zahak&#8217;ı öldürmeye karar verir. Bir gün elindeki balyozu havaya kaldırıp vargücüyle yılanlı hükümdarın başına indirir. Dahak yılanlarıyla birlikte ölür. İşte bugün, zalimin zulmünden kurtulmanın sevinci ile kutlanan bir bayram haline gelmiştir.</p>
<p>Orta Asya ülkelerinde de Nevrûz Bayramı&#8217;nın eskiden beri kutlana geldiğini öğreniyoruz. Bunun, Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasından sonra, şimdilerde daha da canlanıp yaygınlaştığı anlaşılıyor. Türki devletler topluluğunda kaynak olarak gösterilen söylence, Türkler&#8217;in ciddi bir engeli aşıp kurtulmaları esasına dayanır. Bir Türk boyu tam 400 yıl bir vadiye sıkışıp kaldıktan sonra, bir gün bir Bozkurt&#8217;un önlerine düşüp yol göstererek, onları buradan kurtardığı anlatılır. İşte bu günün Türkler&#8217;in kurtuluşu anlamında algılanarak &#8220;Ergenekon&#8217;dan Çıkış Bayramı&#8221; olarak kabul edilip her yıl kutlana gelir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de, diğer ülkelerde yaşamakta olan Şii ve Alevi topluluklar da, Sultan Nevrûz&#8217;u en büyük bayramları olarak kabul ederler. Öyle ki, bahar ya da yeni yılda, doğada ve yaşamda karşılaşılan canlanma ve değişimin gizi ve güzelliği ile Hz. Ali&#8217;nin manevi kudreti arasında doğrudan bir bağ kurularak, 21 Mart&#8217;a son derece büyük bir anlam ve önem atfedilmiştir.<br />
Alışılageldiği gibi, kutsal sayılan günleri daha da yüceltmek için, insanlık tarihinde belirleyici öneme sahip ve fakat ne zaman meydana geldikleri kesin olarak bilinmeyen bir çok olayın da, o gün ortaya çıktığını ileri sürmek gelenek haline gelmiştir.</p>
<p>Osmanlı döneminde herhangi bir Nevrûz yasağı ile karşılaşılmıyor. Osmanlı sarayında da Nevrûz özel bir gün olarak kabul edilip kutlanmış. Her yıl 21-22 Mart&#8217;ta, Nevrûziyye adı altında özel macunlar, kuvvet macunları hazırlanıp kristal kâseler içinde Padişah&#8217;a ve devlet ileri gelenlerine ikram edilmiş. Sarayda özelliği olan sofralar kurulmuş, farklı yiyecekler sofralara konulmuştur. Sultan Abdülhamid&#8217;in kızı Şadiye Osmanoğlu&#8217;nun anılarından öğrendiğimize göre, İranlıların Heft Sin sofrasına özenilerek, fakat değişik yiyeceklerden oluşan bir sofranın hazırlanması sarayın âdetlerinden biri haline gelmiştir. Yine Yedi-S gelenek olarak benimsenmiş, ama yiyecekler farklı olmuştur. Susam, süt, simit, su, salep, safran, sarımsak gibi yiyecekler Osmanlı  saray sofrasını süslemiş. Görüldüğü gibi bunlar, İslami dönemin Nevrûz sofrasında yeralan geleneksel nimet ve nesnelerden oldukça farklı şeylerden ibarettir. Sarımsak dışındakiler, s harfiyle başlıyor olmaktan öte herhangi bir benzerliğe sahip değiller. Böyle de olsa Nevrûz&#8217;un Osmanlı sarayına da girdiğini görüyoruz. Saray çevresindeki şairler de, çeşitli ihsanlar koparmak amacıyla Nevrûziyye diye adlandırılan şiirler yazıp padişahların beğenisine sunmuşlar. Müneccimbaşı da her yıl 21 Mart&#8217;ta, yeni takvimi padişaha sunarken, yine Nevrûziyye adı altında padişahtan bir ihsan alırdı.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti dönemindeyse Nevrûz&#8217;un yasaklandığına, unutturulup ortadan kaldırılmak istendiğine tanık oluyoruz. Hele özellikle 1970&#8217;li yıllardan itibaren Kürtler&#8217;in Nevrûz&#8217;u, özgürlük ve kurtuluş bayramı haline getirme çabaları arttıkça, yöneticiler tutumlarını daha da sertleştirip, ağır baskı uyguladılar. Sözkonusu yasaklama, Aleviler&#8217;in de uzun süre Sultan Nevrûz&#8217;u ve Hz. Ali&#8217;nin Doğum Günü&#8217;nü anmaları önünde büyük bir engel oluşturmuş, bunun sonucu Nevrûz geleneği zamanla zayıflamaya yüztutmuş, mezar ziyaretleri gibi cılız bir takım uygulamalarla yetinilmek zorunda kalınmıştır.</p>
<p>Bir yandan Türkiye&#8217;deki iç gelişmelerin etkisi, öteyandan Türkiye&#8217;nin Türki Devletler&#8217;le iyi ilişkiler içine girme gereğini duyması gibi nedenler Türkiye&#8217;deki yasağın delinmesine yolaçtı. Hatta daha da ileri giderek, yasakçı politika terkedilip, Nevrûz&#8217;a topyekün sahip çıkılmaya başlandı. Bu kez de onun İrani karakteri gözden kaçırılıp, Türk kökenli bir gelenek olduğu savına ağırlık verilmeye başlandı. Onun kökeni, anlamı ve kutlanma biçimlerine ilişkin görüş ve tartışmaları konu alan çeşitli resmi sempozyum ve toplantıların düzenlenmesine hız verildi.</p>
<p>Yasaklama ve anlamından uzaklaştırma çabalarına Sovyetler Birliği döneminde de rastlanır. Belirtildiğine göre, Nevrûz&#8217;un &#8220;İslami&#8221; bir özellik kazanmış olmasından korkulur ve Müslüman halkları asimile etmek amacıyla anlamından koparılmaya çalışılır, hatta yasaklanır. Nihayet Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılması, kendilerine bağlı devletlerin kopup bağımsızlıklarını elde etmeleri sonucu, herbirinin tekrar kendi tarihsel, ulusal ve kültürel değerlerine dönmesiyle Nevrûz da yeniden önplana çıkıp kutlanmaya başladı.</p>
<p>3. İmam Ali ve Nevrûz:</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin 598&#8217;in 21 Mart&#8217;ında Nevrûz günü doğmuş olması ya da doğumunun bu güne rastlamış olması, son derece büyük bir anlam taşır. Hz. Ali gibi sayısız üstün meziyetlere sahip olan bir önderin, Nevrûz gibi her bakımdan oldukça anlamlı bir günde doğmuş olması, hem Nevrûz&#8217;un değerini yücelterek onun daha geniş bir kesimce benimsenmesini sağlamış, hem onun kişiliğinin anlamını ve gizini daha da derinleştirmiştir.</p>
<p>Ali ve evlatlarının, Emeviler&#8217;in, zamanın Arap töre ve geleneklerini İslam&#8217;a egemen kılma gayretlerine, müslümanları Arap ve Mevali biçiminde bölme  çabalarına, çeşitli haksız uygulamalarına cesurca karşı çıkmaları, Arap olmayan halklar arasında saygınlığının artmasına neden oldu. İran, Uzak-Doğu, Mezopotamya, Küçük-Asya vb. memleketlerin Arap-olmayan halkları tarafından sempatiyle karşılandı. Nitekim Ehl-i Beyt, Araplar içinde barınma olanağı bulamadığı için, kurtuluşu ancak adı geçen halklar arasında buldu. Bunlar ağırlıkla Ali ve Ehl-i Beyt&#8217;in temsil ettiği tarafı benimseyip Şia-i Ali saflarına katıldılar.</p>
<p>Bu olgu Aleviliğe, Ali taraftarlığı&#8217;na duyulan ilginin genişlemesiyle kalmadı; onun içerikçe renklenip güçlenmesine de yol açtı. Sadece Kuran&#8217;a ve onun buyruklarına dayanarak, toplumsal yaşamı tüm yönleriyle ayakta tutup yönlendirmek güçtü. Toplumun sahib olduğu eski töre ve geleneklerden de yararlanılmalıydı. Emeviler, sözkonusu alandaki ihtiyacı, Arap töresini egemen kılarak gidermeyi yeğlemişti. Bununsa diğer halklarca, özellikle de Arap-soylu olmayan ve de Mevali diye adlandırılıp horlananlarca kabul edilmesi pek mümkün değildi. Ali ve Ehlibeyt&#8217;in, biçime takılıp kalmak yerine, işin özüne, hakikate ve insani olana değer vermeleri, Mevali halkları her bakımdan rahatlatıyordu. İyi ve güzel olan, akla ve mantığa uyan, insanın yararına olan her ne varsa, tümüne kapılar açık tutuldu. Mevali halkların Şia-i Ali saflarına gelişleriyle, eski inanç ve kültürlerin insancıl gelenek ve görenekleri, düşünsel ve felsefi yaklaşımları bir kısmıda beraberlerinde geldi. Böylece Şia-i Ali hattı, değişik inanç ve kültür sistemleri arasında gerçekleşen büyük bir kaynaşmaya sahne oldu. Yeni ve ileri bir anlayışın, hoşgörünün, barış, sevgi ve dostluğun yolu daha da genişleyip güzelleşti. Geniş bir alanda, değişik inanç ve kültür sistemlerinin etkileşimi temelinde, eşine rastlanması güç, büyük ve yeni bir sentez  gerçekleşti.  İş bu kadarla da kalmadı, Alevilik de Aleviler de başlangıçta ve İslam dini kapsamında ortaya çıkan durumdan çok daha ileri,  karmaşık ve farklı bir anlayış düzeyine ulaştılar. Ali adıyla başlayan bu inanç ve kültür sistemi, olduğu yerde kalmadığı gibi, onu tarihin akışına uyarlayarak, gelişip ilerlemenin yolunu açtı. İnanç sistemi ile sosyal ve siyasal mücadelesini birleştirerek, değişime ve gelişmeye açık bir yapılanmayı gerçekleştirdi. Engin hoşgörü ve evrensel değerler, işte bu zemin üzerinde ve belirtilen tarihsel koşullar ortamında oluştu denilebilir. Nevrûz ve onun gibi daha pek çok değer, Alevilik&#8217;te yer buldu, onu renklendirip zenginleştirdiler.</p>
<p>4. Nevrûz Edebiyatımızda İmam Ali:</p>
<p>Alevi şair ve ozanları, Nevrûz&#8217;u konu edinen çokça şiir ve deyiş yazıp söylemişler. Nevrûziyye diye adlandırılan bu şiir türüne, Bâki, Nef&#8217;î , Nedîm gibi Divan şairlerinde de rastlıyoruz. Anlaşılma güçlüklerinden ötürü Divan şiirindeki sözkonusu örneklere burada yerverme gereğini duymuyoruz. Pir Sultan Abdal gibi Alevi şairleri, Nevrûziyye&#8217;lerinde, Nevrûz&#8217;un anlam ve önemini, İmam Ali&#8217;nin bugünle bütünleşen doğumu olayını, kişiliğini işliyor; bugünün büyük bayram olduğunu vurguluyorlar. 16. yüzyıl  Dede ve şairlerimizden olan Pir Sultan Abdal&#8217;ın aşağıdaki bu deyişinin, kendi türünün en güzel örneklerinden olduğu kanısındayız:</p>
<p>Sultan Nevrûz günü cemdir erenler,<br />
Gönüller şad oldu ehl-i imanın,<br />
Cemâl yâri görüp doğru bilenler,<br />
Himeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Cümle eşya bugün destur aldılar,<br />
Aşk ile didâra karşı yandılar,<br />
Erenler ceminde bâde sundular,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Erenler dergâhı rûşen bu günde,<br />
Doldurmuş bâdeyi, sunar elinde,<br />
Susuz olan kanar kendi gönlünde,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Sultan Nevrûz günü canlar uyanır,<br />
Hal ehli olanlar nura boyanır,<br />
Muhib olan bugün ceme dolanır,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Pîr himmet eyledi bugün kuluna,<br />
Cümle muhib bugün cemde buluna,<br />
Cümle eşya konar kudret balına,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Aşık olan canlar bugün gelürler,,<br />
Sultan Nevrûz günü birlik olurlar<br />
Hallâk-ı cihandan ziya olurlar,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Pîr Sultan&#8217;ın eydür, erenler cemde,<br />
Akar çeşmim yaşı her dem bu demde,<br />
Muhabbet ateşi yanar sinemde,<br />
Himmeti erince Nevrûz Sultan&#8217;ın.</p>
<p>Pir Sultan Abdal, &#8220;Sultan Nevrûz günü cemdir erenler&#8221; deyip herkesi &#8220;ceme dolanma&#8221;ya çağırıyor. &#8220;Aşık olan canlar&#8221;ın Sultan Nevrûz günü biraraya geldiklerini, &#8220;birlik&#8221; olduklarını söyler. &#8220;Cümle eşya bugün destur aldılar&#8221; dizesi ile de, Nevrûz gecesinde, sabaha doğru &#8220;cümle eşya&#8221;nın secdeye kapanıp &#8220;destur&#8221; yani izin alıp, varlıklarını yeni süreçte veya girilen yeni yılda da devam ettirmek istediklerine işaret eder.</p>
<p>Yine Hüsnü Baba, Nevrûziyye&#8217;lerinden birinde bu konuyu anımsatır ve Kuran&#8217;ın Nevrûz günü vahyedildiği inancını yineler:</p>
<p>Geldi dünyaya bu dem lütf-u adâletle Ali<br />
Nûra gark oldu heman arz-ü semavât-ü celi<br />
Cümlece ins ile cinn yüz sürüp dedi belî<br />
Ehl-i islama bugün vahy ile Kur&#8217;an geldi</p>
<p>Bu dörtlükte yeralan Cümlece ins ile cinn yüz sürüp dedi belî dizesi ise Nevrûz&#8217;da veya Mart Dokuzu&#8217;nda, &#8220;ins ile cinn&#8221; cümle mahlukatın, bütün varlıkların secdeye gelerek &#8220;yüz sürüp&#8221; ikrar verdiklerini, yani &#8220;beli&#8221; dediklerini belirtir. Özellikle Türkiye&#8217;de yaşayan Aleviler arasında yaygın olan bir inanca göre, bu gece yarısından sonra, ağaçlar ve diğer varlıklar secdeye gelirken, bir çok değişiklikler olur, hatta derelerde su yerine süt aktığına inanılır. Kim o sırada suya girip yıkanır ve o secde anını gözetlerse, tüm günahlarından arınır, Hak nezdinde makul olup büyük sevap kazanır. Bu yüzdendir ki, ağırlıkla Dersim, Erzincan, Sivas gibi yörelerde, kimi yaşlılar, söz konusu gece, suların soğukluğuna aldırış etmeden derelere koşup yıkanmak için çaba gösterirler.<br />
Hüseyin Hüsnü Erdikut Baba, Hz. Ali ve Nevrûz bağlantısını şöyle dile getiriyor:<br />
Nübüvet izharı bugünde oldu,<br />
Cenâb-ı Ali de bugünde doğdu,<br />
Kâinât bugünde nûr ile doldu,<br />
Bugün Nevruz oldu eyyam bizimdir<br />
Sevinelim canlar bayram bizimdir.</p>
<p>Görüldüğü gibi Hüsnü Baba &#8220;Nübüvet izharı bugünde oldu&#8221; diyerek nur-u nübüvet&#8217;in, yani nebiliğe yolaçan o erişin de bugün de gerçekleştiğini, İmam Ali&#8217;nin Nevrûz gününde dünyaya gelmesiyle evrenin nûrla dolduğunu dile getirmektedir.</p>
<p>Y. Fahir Ataer Baba da &#8220;Bugün her günden üstündür&#8221; dedikten sonra, &#8220;Hemen Sâki kadeh döndür&#8221; dizesinde, bu bayramda bâde içildiğini de belirtir:</p>
<p>Ali&#8217;nin doğduğu gündür<br />
Bu gün her günden üstündür<br />
Hemen Sâki kadeh döndür<br />
Bu gün Nevrûz-u Sultandır</p>
<p>Şükrü Metin Baba ise Nevrûziyye&#8217;lerinden birinde aynı temayı yineler:</p>
<p>Sâki-i kevserdir ol Şâh-ı Merdân<br />
Sundular kevseri ol demde heman<br />
Süreriz demleri yıkılsa cihan<br />
Şâh olur kalbimiz Sultân-ı Nevrûz.</p>
<p>14.-15. yüzyıl Alevi-Bektaşi şairlerinden Kaygusuz Abdal da, Hz. Ali&#8217;nin doğumunu söz konusu etmeden doğrudan Nevrûz&#8217;u işler:</p>
<p>Erişti bâd-ı nevrûz gülistane<br />
Gülistan vakti yetti kim uyane</p>
<p>Temamen yeryüzü cünbişe geldi<br />
Behişte benzedi devr-i zamâne</p>
<p>Gülistan goncesin açtı donandı<br />
Divane oldu bülbüller divane</p>
<p>Yine simurga haber verdi hüdhüd<br />
Otağın başına konmuş sahane</p>
<p>Güvercin çifti ile ötegeldi<br />
Dudak dudağa verdi canı cane</p>
<p>Kışın hâmûş olan kuşlar aceb kim<br />
Fırak ü derd ile geldi lisane</p>
<p>Yine bülbül gülistan arzu kıldı<br />
Tutiye şekker ü baykuş virane</p>
<p>Zihi fazl-ı bahar ü revnak-ı gül<br />
Zihi zevk ü safâ nâm ü nişane</p>
<p>Bezendi dağ ü sahrâ nûr-i rahmet<br />
Nihâni nesneler geldi iyâne</p>
<p>Hazaran ravnaka geldi çemenler<br />
Ki serzeniş kılar hûr-i cihâne</p>
<p>Eğer bildinse hoş Kaygusuz Abdal<br />
Yüzün hâk eylegil pir ü cüvâne</p>
<p>(bâd-ı nevruz: nevrûz rüzgârı; gülistan: güllük, gül bahçesi; cünbiş: hareket, canlanma; behişt: Cennet; simurg: tasavvufu sembolize eden, onun sembolü olduğuna inanılan mitolojik bir kuş, anka kuşu; hâmûş: susan, sessizleşen; tutiye şekker: güzelce ötüşen sevgili papağanlar; &#8220;Zihi fazl-ı bahar ü revnak-ı gül&#8221;: Baharın erdemi ne kadar hoş ve gül ne kadar güzel, &#8220;Zihi zevk ü safâ nâm ü nişane&#8221;: ne güzel zevk ve keyf, adlar ve işaretler; nihâne: gizli, saklı; hâk: toprak.)</p>
<p>Nevrûz&#8217;un İran kökenli olması, onun mitolojik yanı ile Hz. Ali&#8217;nin kişiliğinin içiçe geçmesinde etkili olmuştur. Bu olgu bir yandan Hz. Ali&#8217;nin, üstün sıfatlarla bezenip insan-ı kâmil&#8217;in biricik proto-tipi, temel örneği haline getirilmesi, hatta ilahlaştırılması üzerinde etkili olurken; diğer yandan söz konusu geleneğin, onun şahsında daha çekici bir hale gelmesine, geniş taraftar bulmasına neden olmuştur. Dahası, Hz. Ali&#8217;nin 21 Mart&#8217;ta doğmuş olması, Nevrûz gibi eski bir geleneğin, özellikle de Hz. Ali taraftarlığı çizgisinde de olsa, varlığını ve etkinliğini İslami dönemde de sürdürmesini kolaylaştıran önemli bir etken olmuştur.</p>
<p>5. Heft Şin (Yedi-Ş) &#8216;in yerine Heft Sin (Yedi-S)&#8217;li Nevrûz Sofrası:<br />
<img loading="lazy" style="float: left; margin: 5px; width: 174px; height: 227px;" src="http://www.aleviakademisi.de/site/images/stories/newruz12.jpg" alt=" " width="200" height="446" />Eski İran&#8217;ın geleneksel Nevrûz Sofrası&#8217;na sıradan şeyler konulmazdı. Onun düzenlenmesi, çekici bir görünüme kavuşturulması için âdeta bir estet gibi hareket edilirdi. Nevrûz&#8217;un içerdiği tema ve motifler, onun sofrasına konulan şeylerde ifadesini bulurdu ve herşeyin kendine özgü bir yeri ve anlamı vardı. Şerab bu sofranın belirleyici nimetiydi; çünkü Hükümdar Cem&#8217;in kadehindeyken kutsanmış ve yeniden doğuşu simgeliyordu.  Onun ilk sesili/harfi olan Ş ile başlayan Heft Şin (Yedi Ş)&#8217;li nimetlerin bezediği sofra, İran&#8217;ın İslamiyet&#8217;i kabulünden sonra önemli bir değişikliğe uğradı. Sofra gene olmalı, ancak günah sayılan Şarap orada yer almamalıydı. Onu izleyen ve Ş ile başlayan diğer nesneler de anlamlarını yitirmeden yerini S ile başlayan yenilerine terketmeliydi.<br />
&#8220;Heft Şin&#8221;li tarihi Nevrûz Sofrası&#8217;nda şu nimetler yer alıyordu:</p>
<p>1. Şerab /Şarap: Diriliş, yeniden doğuş.<br />
2. Şir / Süt: Temizlik.<br />
3. Şirini / Tatlılar: Yaşama sevinci, mutluluk.<br />
4. Şem / Mum: Güneş&#8217;in ve ateşin kutsallığının sembolü.<br />
5. Şerbet: Dinlenme, serinlenme.<br />
6. Şeker: Refah.<br />
7. Şane / tarak: Güzellik.</p>
<p>Bunların yanısıra, sofraya mai (balık), ayna, sümbül gibi şeyler de konulurdu.</p>
<p>Yeni dinin, özellikle Şerab&#8217;ı hedef alan değişiklik isteği, bundan böyle Nevrûz Sofrası&#8217;na Kur&#8217;an konulmasını ve tören esnasında, ondan âyetler okunmasını, İslam uğruna savaşlarda ölen şehitlerin adlarının anılmasını da emrediyordu. İran&#8217;da bunların tümü yapılmakla birlikte, hala eski geleneği bozmadan hareket eden, Heft-Şin&#8217;li sofraları devam ettiren kesimlerin de bulunduğu unutulmamalı. Halife Ömer&#8217;in, Nevrûz&#8217;a yönelik isteklerinin ve İran&#8217;ı elegeçirme eyleminin, İranlılarca pek hoş karşılanmadığını gösteren bir çok geleneğin hala varlığını sürdürmekte olduğunu da hatırlatmakta yarar var. Yakın zamanlara kadar İran&#8217;da, Ömerkujan (Ömer&#8217;e ölüm!) adıyla anılan olumsuz ama önemli bir gün daha vardı. Geniş katılımlı gösterilere sahne olurdu. Meydanlarda Ömer&#8217;i temsil eden kuklalar yakılırdı.</p>
<p>Halihazırdaki Nevrûz Sofrası&#8217;nda yeralan Heft-S&#8217;li nimet ve nesneler de şunlardır:</p>
<p>1. Sir / Sarımsak.<br />
2. Sencet / İğde.<br />
3. Sumak.<br />
4. Sib / Elma.<br />
5. Semenu (Un, pekmez vb. şeylerin karışımından yapılan bir yiyecek).<br />
6. Sirke.<br />
7. Sebzi (Buğday, mercimek vb. tahılların çimlendirilmiş olanı).</p>
<p>Sümbül, nergis, gül, lale gibi çiçekler ile akvaryumda canlı balık (mai), narenciye türleri (narınc), madeni para (sikke), bademli şeker (nokh), boyanmış yumurta, su, şamdan, ayna, ekmek de Nevrûz Sofrası&#8217;na konulur.</p>
<p>Görüldüğü gibi, şarap ve onun baş harfi ile başlayan diğer nesneler, İslamiyet&#8217;le birlikte değiştikleri halde, Nevrûz bir gelenek olarak varlığını, İran halklarının yaşamındaki yerini ve anlamını az bir değişiklikle yine sürdürebilmiştir. Bunun gibi, tarih boyunca bazı şeyler bırakıp, her defasında yeni bir takım şeyler alarak, belirli bir değişim geçirmekle birlikte, ama niteliğinden bir şey kaybetmeden günümüze kadar gelen geleneklerin, önemli tarihi günlerin sayısı az değildir. Bununla birlikte, şarabı Nevrûz Sofrası&#8217;ndan kaldırmış, ama onu günlük sofrasında korumuş, şiirinde, sanatında işlemeye devam etmiştir. Bâtiniliğin yetiştirdiği ünlü şair Ömer Hayyam, şiirlerinde sözü şaraptan sektirmemiş; bir elinde şarap testisi ve diğer elinde maşraba ile şarap ikram eden, şuh kadın minyatürleri İran sanatında hiç eksik olmamıştır. Özcesi şarap, bazen aşk ve sevginin yerine geçerek, bazen de iyiye, doğruya, güzele giden yolu açan dolu ve bâde olarak var ola gelmiştir. Ne var ki, bahardaki &#8220;dirilişi ve yeniden doğuşu&#8221; sembolize eden anlamı unutulmaya başlanmış, tarihin külleri altında kaybolmaya yüztutmuştur.</p>
<p>21 Mart&#8217;tan hemen öncesindeki Çarşamba günü, Çarşembe-i Sûri(Kızıl Çarşamba) olarak adlandırılır. Bu günün de özel bir önemi var ve Nevrûz öncesindeki kutlamalardan birini oluşturur<br />
Çarşembe-i Sûri&#8217;de, gece ateş yakmak için, komşular birlikte çalı-çırpı toplamaya çıkarlar. &#8220;Kötüyü, sarıyı sen al; iyiyi, kırmızıyı bana ver!&#8221; deyip yakılan ateşin üzerinden atlarlar. Bu fasıl bittikten sonra, akşam sofrasına oturmak üzere evlere dönülür. Yemekler yenir, sofraya çerez konulur, içilip eğlenilir. Bu arada evin hanımı veya ev halkından birisi bir çift kaşık eline alıp, kapının arkasına gizlenerek &#8220;kulak hırsızlığı&#8221; yapmayı da ihmal etmez. Duyduklarını ise kaşıklarını birbirine çarparak oradakilere anlatır.</p>
<p>6. Alevi-Bektaşi Toplumunda Sultan Nevrûz ve Erkânı:</p>
<p>Günümüzde dünyanın bir hayli genişçe bir kesiminde Nevrûz görkemli bir şekilde kutlanmaktadır. İran, Türki Devletler, Türkiye, Afganistan, Tacikistan ve dünyanın daha bir çok yöresinde Nevrûz&#8217;un bayram olarak kutlandığına tanık oluyoruz. Son birkaç yılı saymazsak, Nevrûz&#8217;un, Cumhuriyet dönemi boyunca yasak altında tutulduğunu anımsatalım. Son bir kaç yıldır hayırhah bir tutum izlendiğini görmekteyiz. Ancak bunun henüz yasal bir güvenceye kavuşmadığını, resmi bayram olarak ilan edilmediğini de anımsatmakta yarar var. Nevrûz kutlamalarının henüz beklenen ilgi ve görkeme kavuşmadığı, tema, motiflerinden de bir şeyler kaybettiği söylenebilir.</p>
<p>Alevi-Tahtacılar da Sultan Nevrûz&#8217;u kendi bayramları olarak kabul eder ve coşkuyla kutlarlar. 22 Mart günü kadınlar çamaşır yıkarken, erkekler de bayram alışverişi için kente inerler. Nevrûz günü ıspanaklı börek, soğan kabuğuyla boyanmış yumurtalar, yufka, sarı-burma, şeker, leblebi, lokum yenilir. Günün akşamı için hazırlanan sofraya, evhalkının yanısıra, ziyarete gelen akrabalar da otururlar ve topluca yemek yenir. 23 Mart sabahı, alaca karanlıkta yola düşüp mezarlığa gidilir. Herkes, özellikle de çocuklar en güzel giysilerini giyerler. Herkes güleç yüzlüdür bu »gün. Küsler barışır, suçlular afedilir, kabahatler bağışlanır. Mezarlığa gidenler, birlikte götürdükleri yiyeceklerini, bir mezarın yanıbaşına açtıkları bir savanın üzerine yerleştirirler. Mezar başlarında yapılması âdet olan ocaklardan biri yakılarak kahve cezvesi ateşe sürülerek kahve hazırlanır. Topluca yemek yenir, içki içilir. Bu iş de bittikten sonra, sırayla mezar taşı öpülerek, ardından evlere dönülür.</p>
<p>Nevrûz&#8217;da mezar ziyaretleri, hemen hemen tüm Şii ve Alevi kollarınca yapılır. Mezar başına yiyecek götürüp gelenlere dağıtmak âdeti yaygındır. Tava ekmeği, pêsare diye adlandırılan yağlı ekmek mezar başında dağıtılıp yenilen yiyeceklerin en güzel olanlarıdır. Bunun yanında adak kesenlere de rastlanılır.</p>
<p>21 Mart veya  &#8220;eski hesapla&#8221; Mart Dokuzu diye de adlandırılan Sultan Nevrûz&#8217;a gelmeden önce Kara Çarşamba ve Ahir Çarşamba&#8217;lar da belirli bir öneme sahiptirler. Kara Çarşamba, Mart ayının ilk Çarşambası&#8217;dır ve pek hayırlı sayılmaz. Uğursuzluk taşıdığından korkulur. Sona ermekte olan yılın bir çok sıkıntısının, Kara Çarşamba ile geride bırakılacağına inanılır. Kars ve çevresinde kapı ve baca dinleme âdetlerine rastlanılır. Evlerde bolca kuru yemiş ve meyve bulundurulur, baca-baca gezenlere bundan ikram edilir. Dersim (Tunceli), Erzincan, Varto, Malatya, Erzurum ve Sivas&#8217;ın bazı yörelerinde ise, erkekler alın kısımlarına kara kurum sürerek gözelere, dere, göl ve nehirlere gider, orada alınlarını yıkar, dua eder ve niyaz olurlar.</p>
<p>Mart&#8217;ın son ya da Nevrûz&#8217;dan önceki ilk  çarşambası, İranlılar&#8217;da olduğu gibi Çarşembe-i Sûri (Kızıl Çarşamba) olarak değil, Ahir Çarşamba olarak adlandırılır. Bunun hayırlı olduğu, Nevrûz&#8217;a geçiş niteliği taşıdığı anlaşılıyor. Bugün çalı-çırpı toplatılır ve gece ateşler yakılarak üzerinden atlanır. Ateşin arındırıcı, temizleyici ve kötülükleri yakıp yokeden bir simge olduğu düşünülürse, Nevrûz&#8217;la birlikte kutlanacak olan Yılbaşı öncesinde, son kez eski yılın kalıntılarından kurtulunmak istendiği  anlamına geldiği düşünülebilir. Zaten Nevrûz gününün gecesi ise, daha önce de değinildiği gibi, her şeyin yenilendiği, belirli bir anda cümle varlıkların Hakka şükür secdesine indikleri, o anda derelerden, akarsulardan su yerine süt aktığına inanılır.</p>
<p>Alevi-Bektaşi toplumu, Sultan Nevrûz&#8217;a büyük önem verir; onun Muharrem Matemi içinde gelmesi halinde, sabahtan öğleye kadar Nevrûz erkânı yapılır, öğleden sonra yine mateme devam edilir.</p>
<p>Bektaşiler&#8217;de, Nevrûz&#8217;a girilmeden önceki gece, Nevrûz erkânına geçilmeye başlanır. Doç. Dr. Bedri Noyan Dede-Baba&#8217;nın yazdığına göre, önceki gece , bir yılın her günü için bir kez olmak üzere, yani 366 kez şu yakarışta bulunulur:</p>
<p>Ey gönüllerimizi ve gözlerimizi iyiye döndürücü,<br />
Ey geceleri gündüzlere çevirici,<br />
Ey yılları yıllara ekleyen bizim halimizi en iyi hale çevir!</p>
<p>Bundan sonra da bir kez de şöyle yakarılır:</p>
<p>Tanrım, isteğimi ver! Senin elçin Muhammed Mustafa hakkı  için&#8230; Ey Düldül&#8217;ün binicisi Ali&#8230; Bize güven, inancımız ve gücümüz senin yolunadır&#8230; Ayıplarımızı ört, suçlarımızı bağışla. Ey örtücü, ey bağışlayıcı&#8230; İyiliği çok kişilerin ve Hz. Peygamber&#8217;in yakınında bulunmuşların hürmetine isteğimi kabul et!</p>
<p>Nevrûz sabahı ise, usulüne uygun olarak Meydan odasına, yani cemin yapıldığı odaya girdikten sonra, herkes yerli yerine oturur. Erkân gereğince çerağlar uyarılır ve Mürşid oturduğu yerden,Türkçesi aşağıdaki gibi olan Arapça bir dua okur:</p>
<p>Ey yılları yıllara ekleyen bizim halimizi en iyi hale çevir.<br />
Ey gönüllerimizi ve gözlerimizi iyiye döndürücü,<br />
Ey geceleri gündüzlere çevirici!</p>
<p>Tanrım senin dönüb dönüb saldıran Arslan&#8217;ın hakkı için, isteklerimizi kabul et!<br />
Ey dayanağımız yüce Tanrı, Dost. Hü!..</p>
<p>Bundan sonra Baba  efendi, sağında ve solunda duran ve ellerinde birer çerağ tutan iki dervişi, meydandaki tüm diğer kişilerle birlikte ayağa kalkarlar. Ve Baba efendi bir de şunu okur:</p>
<p>B-ism-i Şah, Allâh Allâh!<br />
Belegâni murâdi, bi-hakk-ı Muhammed-il -Mustafâ Nebi-yyike ve bi-hakk-ı Ali-yyel-Murteza veli-yyik-el-ahyâr. Yâ Ali Düldülsüvar, aleyke İ&#8217;timadi ve mink-el-İ&#8217;tikaadi v-el-iktidari. Üstur uyubena, vağfir zünübena&#8230; Ya Settar. Ya Gaffar &#8230; Bi-hurmet-il -Ahyâr ve Ashâbik-el Muhtar. Salâvatullâh-i aleyhim ecma&#8217;in.</p>
<p>Gülbenk bitince,  makamına uygun olarak Hz. Nevrûziyye&#8217;lerden biri okunmaya başlanır. Nevrûziyye&#8217;yi ayakta okumak erkân gereğidir. Yeri belirtilmemiş olmakla birlikte, Ali Mevlüdü &#8216;nün de bu bölümde ve Nevrûziyye&#8217;lerden önce okunduğunu sanıyoruz. Sözkonusu  Ali Mevlüdü şöyledir:</p>
<p>Şah-ı Merdan, Şir-i Yezdan Murteza doğdu bugün,<br />
Pişüva-yı evliya vü esfiya doğdu bugün.</p>
<p>Fatıma bint-i Esed&#8217;dir ol velinin ânesi,<br />
Haşimi gülzârının nev goncesi, bir dânesi.</p>
<p>Ol asâlet menbaı, ol kâmile,<br />
Çün Ebu Talib&#8217;den oldu hâmile.</p>
<p>Bir sedef veş, hayli dem dürdaneyi,<br />
Sakladı batnında  mehveş hâleyi.</p>
<p>Geçti hayli haftalar, günler ve mah,<br />
Doğdu böyle bir mübarek günde Şah.</p>
<p>Öyle bir gün doğdu, ol Nevrûz idi,<br />
Öyle ki bir yevm-i nûr efrûz idi.</p>
<p>Başka bir gün olamaz ol yevme eş,<br />
Bürc-i hamle girdi ol günde güneş.</p>
<p>Kâinata nûr saçıp feyz-i bahar,<br />
Nev hayata girdi her yer, cümle var.</p>
<p>Sayesinde Hayder&#8217;in buldu hayat,<br />
Fâhira serta beşer, bu kâinat.</p>
<p>Doğdu Beytullah&#8217;da ol Sah-ı Necef,<br />
Kimseye vaki  değildir bu şeref.</p>
<p>Bendegân-ı Ehl-i Beyt-i Mustafa,<br />
Böyle günde eylesin zevk u sefa.</p>
<p>Nûr-ı pâk-i Hayder etsin iltimâ,<br />
Hep beraber eyleyin canlar semâ.</p>
<p>Dem sürülsün aşkına, devranına,<br />
Baş kesilsin Murteza erkânına.</p>
<p>Bundan sonra sıra süt ikram etmeye gelmiştir. Baba efendiden başlayarak herkese süt verilir. İkramda hazır bulunanlar hep bir ağızdan , &#8220;Uçmakdaki süt ırmağı, Ali, Hüseyin ve Hasan&#8217;dan!&#8221; sözlerini seslenirler.</p>
<p>En sonunda da Mürşid&#8217;in okuyacağı gülbenkle erkân tamamlanmış olur. Ne var ki bu gülbenk bir tane değil, sözleri farklı, uzun ve kısa olmak birden çok türleri var. Biz burada kısa ve özlü olan birini vermekle yetineceğiz:</p>
<p>B-ism-i Şah, Allah Allah!<br />
Nevruz-u Sultan, mevlud-ü Şâh-ı Merdân&#8230; Sipas-ü şükr-ü Yezdan &#8211; Tulû -u afitâb-ı cihan, burak-ı nâr u asiman, iyd-el-eyyam-ı nişan. Sürûr-u ihvan ve ehl-i iman, hurrem-ü şâd-ü handân&#8230; Bezm-i cemi&#8217;i ehlullah Küşâde-i meydan, icra-yı erkân. Küll-i yevm&#8217;in Hüve fi şân&#8230;</p>
<p>Allah Allah ! Vakitler hayr&#8217;ola, hayırlar feth&#8217;ola, beliyyeler def&#8217;ola. Hak erenler yıllarımızı mübarek eyleye. Meydanlarımız şen, gönüllerimiz rûşen ola. Hak Muhammed Ali Meydanı&#8217;mızdan, soframızdan yâran ve ihvanımızın eksikliğie üç ni göstermeye.</p>
<p>Tuttuğunuz işler âsan ve gönüllerimizin umduklarını ihsan eyleye.<br />
Hazır, gaib, zâhir, bâtın Hakerenlerin hayır-himmetleri üzerlerimizde sâyebân ola.<br />
Dervişlere kötülük düşünen münkir müfsid ve münafıkların boynundan Zülfikâr-ı Hayder-i Kerrar eksik olmaya. Yuf münkire, lanet Yezid&#8217;e, rahmet mümine&#8230; Hazır ve gaib erenlerin demine, keremine Hü!&#8230;</p>
<p>Mehmet Yaman&#8217;ın aktardığı Aleviler&#8217;deki bir diğer erkâna göre de, Nevrûz günü akşamı, halk elinde lokmalarıyla toplanılacak yere gelir. Dede lokma sahiplerine dua verir. Bunun ardından, iyice kaynatılmış bir tas süt bir tepsinin üstüne konur ve etrafı da mevsimin çiçekleriyle süzlenerek, tepsi Dede&#8217;nin önüne getirilir. Sütün içine iki adet saman çöpü atılır ve onların birleşmeleri gözlenir. Bu iki çöpün biraraya gelmesi, itikat ve gönül birliğinin işareti olarak yorumlanır. Gece biraz ilerleyince Dede sırasıyla Nâd-ı Ali duasını okur, Oniki İmamlar&#8217;ın adlarını zikreder ve bir dua daha okur.</p>
<p>Bundan sonra zâkir bağlamayı eline alıp 3 Nevrûziyye veya deyiş ve üç Düvaz-İmam okur. Bir tevhid yürütülür:</p>
<p>Fâilâtün Fâilâtün Fâilât<br />
Ver Muhammed Mustafa&#8217;ya salevat<br />
Çekelim aşkın yayın, Cem&#8217;e girmesin hayin<br />
Tevhid kararın buldu, yol erkân yerin aldı<br />
Müminler şad oldu güldü<br />
Diyelim ah Hüseyin, Şah Hüseyin<br />
Evveli Hü diyelim, ahiri Hü diyelim<br />
Yuh olsun yalancıya<br />
Gâziler, gerçekler demine Hü diyelim<br />
Hatâyim hân oğludur, han tutmuş han oğludur<br />
Bu yola ser vermeyen, Şimir Mervan oğludur<br />
Hatâyim hâna gider, hân tutmuş hâna gider<br />
Gâfil olman gâziler bu yol Şâh-ı Merdân&#8217;a gider<br />
Kul Himmet üstadımız, yoktur bizim yâdımız<br />
Şâh-ı Merdân aşkına, ver Mevlâ muradımız</p>
<p>Bir dua daha okunur, &#8220;Edeb erkân getire, herkes yerine otura&#8221; denir ve herkes rahat oturur. Sonra ortaya süpürge çalınır ve cem sona erer.</p>
<p>Nevrûz erkânının her yerde aynı biçimde yürütülmediği, belirli farkların bulunduğu doğrudur. Ancak işin özünde kayda değer bir ayrılık bulunduğunu sanmıyoruz. Geleneksel Sultan Nevrûz&#8217;un yanısıra anılan Hz.Ali&#8217;nin kişiliği, doğuşu nedeniyle duyulan sevinç ve ona duyulan saygıdır.</p>
<p><a href="http://www.aleviakademisi.de/">www.aleviakademisi.de</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/">Hz. ALİ´NİN DOĞUM GÜNÜ VE SULTAN NEVRÛZ</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/hz-alynyn-dodum-gunu-ve-sultan-nevruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görgü Erkanı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/gorgu-erkany/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/gorgu-erkany/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 20:29:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/gorgu-erkany/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Görgü Erkanı: Musahip olan canların yılda bir kere aklanma eylemidir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/gorgu-erkany/">Görgü Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Görgü Erkanı: Musahip olan canların yılda bir kere aklanma eylemidir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/gorgu-erkany/">Görgü Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/gorgu-erkany/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İkrar Erkanı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/ikrar-erkani/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/ikrar-erkani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 20:23:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/ykrar-erkany/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İkrar erkanı: Bektaşiliğe girmek / Yoloğlu olmak isteyen CANın tarikata alınması ile ilgili erkandır. Tarikat&#8217;a girmek isteyen kimse Mürşid&#8217;ine ikrar verir. Yeminli söz vererek Mürşid&#8217;in elini tutar. Mürşid de kendisini tarikata kabul etmekle nasip verir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/ikrar-erkani/">İkrar Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İkrar erkanı: Bektaşiliğe girmek / Yoloğlu olmak isteyen CANın tarikata alınması ile ilgili erkandır. Tarikat&#8217;a girmek isteyen kimse Mürşid&#8217;ine ikrar verir. Yeminli söz vererek Mürşid&#8217;in elini tutar. Mürşid de kendisini tarikata kabul etmekle nasip verir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/ikrar-erkani/">İkrar Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/ikrar-erkani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşkün Kaldırma Erkanı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/duskun-kaldirma-erkani/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/duskun-kaldirma-erkani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 20:09:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/duthkun-kaldyrma-erkany/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düşkün Kaldırma Erkanı Alevilerde düşkün kaldırılması sırasında dede düşkünün sırtına alaca değneği Allah-Muhammet- Ali aşkına otuz üçer kez sembolik olarak vurur, buna (Erkan çalmak) denir. Düşkün kaldırılması sırasında günahlarından arınması için alaca değnekle sembolik olarak dövülen düşkünden bu vuruşların bedeli olarak alınan para vb.lerin verilmesine (Erkan değneği hakkı) denir. Uygulamada düşkünü meydana getirirler, vücudunun üst ...</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/duskun-kaldirma-erkani/">Düşkün Kaldırma Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Düşkün Kaldırma Erkanı</strong></p>
<p>Alevilerde düşkün kaldırılması sırasında dede düşkünün sırtına alaca değneği Allah-Muhammet- Ali aşkına otuz üçer kez sembolik olarak vurur, buna (Erkan çalmak) denir. Düşkün kaldırılması sırasında günahlarından arınması için alaca değnekle sembolik olarak dövülen düşkünden bu vuruşların bedeli olarak alınan para vb.lerin verilmesine (Erkan değneği hakkı) denir. </p>
<p>Uygulamada düşkünü meydana getirirler, vücudunun üst yanı çıplaktır. Meydan eşiğine baş koyar ve dedenin barışıklık sağlamasını diler. Düşkünün eşik öperek dar&#8217;a geçmesine izin verilir; dede ve cemaat ayağa kalkar; dede ocak başına geçer, bu sırada rehberi düşkünü yüzüstü yatırır. Yeşil torbasından çıkarılan alaca değneği eline alan dede düşkünün sırtına Allah-Muhammet- Ali adına otuz üçer kez, toplam 99 kez sembolik olarak vurur. Böylece düşkünü günahlarından, suçundan arındırmış olur.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/duskun-kaldirma-erkani/">Düşkün Kaldırma Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/duskun-kaldirma-erkani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mürşitlik (Halifebabalık) Erkanı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/mursitlik-halifebabalik-erkani/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/mursitlik-halifebabalik-erkani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 20:04:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/murthitlik-halifebabalyk-erkany/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mürşitlik (halifebabalık erkanı): Hacı Bektaşi Veli Hazretleri makamında vekaleten oturan zatın temsilciği olan bu makama Çelebilikte peygamber soyundan olan kimseler gelebilmiştir. Mücerret kolunda ise böyle bir kural yoktur.Bununla birlikte Halifebabalık kolu ikiye ayrılır. Halife Baba olacak zat önce yeterlilik sınavına tutulur. Bu sınav Merkez Dergah olan Hacı Bektaş&#8217;da olur. Hacı Bektaş Veli merkez Dergahı dışında ...</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/mursitlik-halifebabalik-erkani/">Mürşitlik (Halifebabalık) Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mürşitlik (halifebabalık erkanı): Hacı Bektaşi Veli Hazretleri makamında vekaleten oturan zatın temsilciği olan bu makama Çelebilikte peygamber soyundan olan kimseler gelebilmiştir. Mücerret kolunda ise böyle bir kural yoktur.Bununla birlikte Halifebabalık kolu ikiye ayrılır.</p>
<p>Halife Baba olacak zat önce yeterlilik sınavına tutulur. Bu sınav Merkez Dergah olan Hacı Bektaş&#8217;da olur. Hacı Bektaş Veli merkez Dergahı dışında Halifebabalık erkanı yürütülemez. Babalık erkanı Dimetoka, Şahkulu Sultan, Kerbela, Mısır ve tanınmış diğer Bektaşi Dergahlarında yürütülmesine karşın Halifebabalık erkanı buralarda yürütülemez.</p>
<p>Hazreti Pir&#8217;in Dergahında Halifesinin başkanlığında kurulan imtihan komisyonunda aday sorguya çekilir. Babalık erkanında sorulan soruların daha kapsamlısı kendisine sorulur. Sınavı başarı ile veren ve baba olan zat bu kez merasimle giydirilerek Halife Baba yapılır. Kendisine Halife Babalık icazeti ile birlikte post, sofra, çerağ, tığ, nefir, keşkül, kaşağı gibi tarikat eşyası verilir. Ayrıca tarikat alemi denilen küçük sembol temsil edilir. Bazı halife Babalar Hazreti Pir&#8217;de erbain çıkarırlar. Ancak bu isteğe bağlıdır.</p>
<p>Halifebaba olan zat, babalık erkanını yürütebilir. Dervişlik erkanını yürütür. Muhib edinir. Tarikat kuralları yayma görevini üstlenmiş olur.</p>
<p>Osmanlı imparatorluğunun başlangıç yıllarında Babalar ve Halifebabalar yabancı dil ve istihbarat bilgileri yönünde eğitilirlerdi. Bunların dışında İncil, Tevrat ve Zebur isimli kutsal kitapları öğrenirlerdi. El değdirmeden uzattıkları sakal ve saçları sayesinde Hıristiyan papazları kılığına rahatlıkla girebiliyorlardı. Üstelik içkiye karşı katı kuralcı olmamaları da kendilerini gizleyen diğer yardımcı etkendi. İçki içen, saçlarını sakallarını uzatan, İncil ve Tevrat&#8217;ı ezbere bilen Bektaşi Babaları, Halifebabaları Hıristiyan Avrupa içlerine rahatlıkla sızıyorlardı. Öğrenmiş oldukları yabancı dillerde Kudüs&#8217;ten geldiklerini belgeleyen Babalar Hıristıyanlar&#8217;dan saygı görüyorlardı. Kiliselere yerleşerek oradan uygun haberleşme vasıtasıyla bilgi gönderiyorlardı. Böylece Osmanlı İmparatorluğunun yayılmasını kolaylaştırıyorlardı.</p>
<p>Evliya Çelebi seyahatnamesi bu konuda sağlam bilgiler vermektedir</p>
<p>Erkanlarda aşağıdaki sıra uygulanır.</p>
<p>Babalık Erkanında;Halife Babalık ( Mürşitlik ) erkanında:</p>
<p>a-) Müracaat veya tensip</p>
<p>b-) Yeterlilik sınavı</p>
<p>c-) Rehber tayini, tarikat abdesti (Tevbe koşul değildir )</p>
<p>d-) Giydirme ve alametlerin (eşyanın) teslim edilmesi</p>
<p>f-) Babalık postuna oturtulma</p>
<p>g-) Babalık kurbanının tığlanması</p>
<p>h-) Sofra ve erkanı</p>
<p>ı-) İcazetname (diploma) verdirilmesi ve deftere kayıt edilmesi</p>
<p>Yeterlilik sınavında sorulan sorular ( mürşid için )</p>
<p>a-) Şeriatı kapısı ve makamları</p>
<p>b-)Tarikat kapısı ve makamları</p>
<p>c-)Tarikat kuralları,erkanı,evradı,tarihi,felsefesi,sosyojoji gibi sorunlar</p>
<p>d-)Marifet kapısı ve makamları, tarikatdaki seyri sulük ve seyri sulük halinde nelerin yapılması gerektiği hakkında sorular.</p>
<p>e-)Hakikat kapısı ve makamları, velayet ve hakikat hallerine ait sorular. Manevi ve erdemliliğinin olup olmadığının gözlenmesi.</p>
<p>Babalık adayına bu denli ağır sorular sorulmaz. Daha çok şeriat ve Tarikat&#8217;a ait sorular yöneltilir. Örneğin Babalar Muamelat&#8217;a ait tüm bilgileri (Şeriat&#8217;i) bilmek zorundadırlar. Tarikat muhib alma, Musahiblik biatı alma, görgü erkanı yürütme gibi bilgileri bilmek zorundadırlar.</p>
<p>Seyrisulük ve Velayet ilmine ilşkin sorguya alınmazlar.</p>
<p>Bazı kimseler Bektaşi Tarikatını son derece basit olarak görürler. Sanki her şeyden soyutlanmış, dinin tüm koşullarından sıyrılmış evradı, zikri, kuralı, koşulu olmayan idealsiz, amaçsız insanlar topluluğu gibi kabul ederler.</p>
<p>Ancak; Osmanlı tarihinde ve geçmiş belgelerde yapılan çeşitli araştırmalar sonunda gerçeğin böyle olmadığı anlaşılmıştır. Eğer Bektaşilik yukarıda düşünülenler gibi olsa idi, Anadolu ve Balkanların en büyük tarikatı olma niteliğini kazanamazdı. Bu büyüklük Bektaşiliğin bilinçli, sistemli, prensipli, oluşundan kaynaklanmaktadır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/mursitlik-halifebabalik-erkani/">Mürşitlik (Halifebabalık) Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/mursitlik-halifebabalik-erkani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dervişlik Erkanı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/dervithlik-erkany/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/dervithlik-erkany/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 19:49:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/dervithlik-erkany/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dervişlik erkanı: Nasip verilip tarikata alınan ve muhib olan canların içinde, bu göreve yeterli kimselerin bir üst makama alınma erkanıdır. Dervişlik makamına alınan can aynı zamanda rehberlik görevini yürütebilecek ehliyettedir. Bu nedenle özel tarikat elbisesiyle giydirilir. Dervişlik makamına alınan muhib, rehberlik yapabilme bilgileriyle bilgilendirilmiştir. Aksi taktirde yeterli olmayanlar dervişlik yapamazlar.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/dervithlik-erkany/">Dervişlik Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dervişlik erkanı: Nasip verilip tarikata alınan ve muhib olan canların içinde, bu göreve yeterli kimselerin bir üst makama alınma erkanıdır. Dervişlik makamına alınan can aynı zamanda rehberlik görevini yürütebilecek ehliyettedir. Bu nedenle özel tarikat elbisesiyle giydirilir. Dervişlik makamına alınan muhib, rehberlik yapabilme bilgileriyle bilgilendirilmiştir. Aksi taktirde yeterli olmayanlar dervişlik yapamazlar.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/dervithlik-erkany/">Dervişlik Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/dervithlik-erkany/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Musahiplik Erkanı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/musahiplik-erkany/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/musahiplik-erkany/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 19:39:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/musahiplik-erkany/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Musahiplik Erkanı: Tarikat kuralları içinde iki canı kardeş yapma eylemidir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/musahiplik-erkany/">Musahiplik Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Musahiplik Erkanı:</strong> Tarikat kuralları içinde iki canı kardeş yapma eylemidir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/musahiplik-erkany/">Musahiplik Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/musahiplik-erkany/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayin Cem Yürütme Erkanı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/ayin-cem-yurutme-erkany/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/ayin-cem-yurutme-erkany/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 19:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/ayin-cem-yurutme-erkany/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayin cem yürütme erkanı: Ayin cemler her Perşembe Cuma akşamları yürütülür. Yürütülme aşağıdaki sıra içinde gerçekleşir. a-) Dergahın temizlenip hazırlanması, b-) Çerağların uyarılması c-) Muhib canların cemevine gelmeleri, gülbenklerini almaları, d-) Mürşid&#8217;in imamlığında iki rekat tarikat namazının kılınması, e-) Evrat ve ayetlerin, salavatların okunması ve birinci secde, f-) Duaz-ı imamların okunması, zikir ve ikinci secde, ...</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/ayin-cem-yurutme-erkany/">Ayin Cem Yürütme Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayin cem yürütme erkanı: Ayin cemler her Perşembe Cuma akşamları yürütülür. Yürütülme aşağıdaki sıra içinde gerçekleşir.</p>
<p>a-) Dergahın temizlenip hazırlanması,</p>
<p>b-) Çerağların uyarılması</p>
<p>c-) Muhib canların cemevine gelmeleri, gülbenklerini almaları,</p>
<p>d-) Mürşid&#8217;in imamlığında iki rekat tarikat namazının kılınması,</p>
<p>e-) Evrat ve ayetlerin, salavatların okunması ve birinci secde,</p>
<p>f-) Duaz-ı imamların okunması, zikir ve ikinci secde,</p>
<p>h-) Semahlara gidilmesi, sofraların kurulması, kaldırılması,</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/ayin-cem-yurutme-erkany/">Ayin Cem Yürütme Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/ayin-cem-yurutme-erkany/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babalık Erkanı</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/babalyk-erkany/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/babalyk-erkany/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Administrator]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 18:49:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İBADET ERKANLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/babalyk-erkany/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Babalık erkanı: Ahlaki olgunluğu yanında tarikat ilmine ait bilgilerde de yeterli kimselerin merasimle giydirilmesi erkanıdır. Baba olacak zat Mürşid veya Halifebaba başkanlığında kurulan bir komisyonda yeterlilik imtihanına alınır. İmtihanda adaya muamelat&#8217;a ait tüm sorular ile ibadet&#8217;e ait sorular sorulur. Örneğin; şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapıları ve bunlarda bulunan kırk makam hakkında sorular sorulur. Tarih ve ...</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/babalyk-erkany/">Babalık Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Babalık erkanı: Ahlaki olgunluğu yanında tarikat ilmine ait bilgilerde de yeterli kimselerin merasimle giydirilmesi erkanıdır. Baba olacak zat Mürşid veya Halifebaba başkanlığında kurulan bir komisyonda yeterlilik imtihanına alınır. İmtihanda adaya muamelat&#8217;a ait tüm sorular ile ibadet&#8217;e ait sorular sorulur. Örneğin; şeriat, tarikat, marifet, hakikat kapıları ve bunlarda bulunan kırk makam hakkında sorular sorulur. Tarih ve felsefe gibi ilimlerden tarikat ile ilgili sorular sorulur. Bu sorulara yeterli cevabı veren zat, erkan ile giydirilir. Kendisine babalık icazeti (diploması) ile babalık postu verilir. Bundan sonra baba ayin cem yürütür. Muhip edinir. Tarikat&#8217;ı yaymaya yetkili olur.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com/babalyk-erkany/">Babalık Erkanı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/babalyk-erkany/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
