<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>admin, Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam sitesinin yazarı.</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/author/admin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com/author/admin/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Mar 2016 21:52:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.5</generator>
	<item>
		<title>Sivas Kaynaklı Cönklerde Kızıldeli</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/sivas-kaynakli-conklerde-kizildeli/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/sivas-kaynakli-conklerde-kizildeli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 19:31:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/?p=170</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ Doğan Kaya Anadolu’da ve Rumeli’de inanç önderleri söz konusu edildiğinde başta Hacı Bektaş Veli, Mevlânâ, Yunus Emre olmak üzere, Abdal <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/sivas-kaynakli-conklerde-kizildeli/" title="Sivas Kaynaklı Cönklerde Kızıldeli">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/sivas-kaynakli-conklerde-kizildeli/">Sivas Kaynaklı Cönklerde Kızıldeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ<br />
Doğan Kaya</strong></p>
<p>Anadolu’da ve Rumeli’de inanç önderleri söz konusu edildiğinde başta Hacı Bektaş Veli, Mevlânâ, Yunus Emre olmak üzere, Abdal Musa, Hacım Sultan, Said Emre, Balım Sultan, Eşrefoğlu Rumî, Kaygusuz Abdal, Muhyiddin Abdal gibi pek çok ulu zat hatırlanır ve bunların arasında Kızıldeli namıyla bilinen Seyit Ali Sultan’dan da mutlaka söz edilir.<br />
Kızıldeli’nin hayatı hakkında birbiriyle uyuşmayan bilgiler vardır. Hayatına ait bilgileri; bazı yazılı kaynaklarda, Seyyit Ali Sultan Vilayet-nâmesi&#8217;nde ve çeşitli söylentilerde bulabilmekteyiz. Doğumu, hayatı ve özellikleriyle ilgili bilgilerde çelişkiler vardır. Ancak biz burada onun hakkında anlatılanları uzun uzadıya tekrar anlatacak değiliz. Bizim gayemiz; Kızıldeli’nin halk şairlerinin düşünce ve inanç dünyasıyla nasıl ele alındığını ortaya koymak, eldeki bilgilerden hareketle senteze varmaktır. Ancak asıl konuya geçmeden önce Kızıldeli’nin kim olduğu hakkında kısaca bilgi vermenin yerinde olacağı kanaatindeyiz.<br />
Asıl adı Seyyid Ali Sultan olup Horasan erlerinden Hüseyin Ata’nın oğludur.[2] Bir lakabı Hızır Lala olmakla beraber Kızıldeli[3] lakabıyla şöhret bulmuştur. Dimetoka’ya gidip Kızıldeli ırmağının kıyısında, Tanrı Dağı üzerinde dergâhını kurarak (1397) inancı ve düşüncesi doğrultusunda faaliyet göstermiştir.[4] Balım Sultan’ın babası Mürsel Baba’yı himaye etmiştir.[5] 1310-1402 yıllarında yaşadığı sanılmaktadır. Çünkü M. Tayyib Gökbilgin’in vesikalara dayanarak ortaya koyduğu bilgilere göre Yıldırım Bayezid’in himayesini görmüştür.[6] Üç köy kendisine mülk olarak verilmiş, buralar daha sonraları vakıf haline getirilmiştir. Seyyid Rüstem Gazi (Gazi Rüstem Baba Sultan)’nin yazdığı Vilayet-nâme&#8217;deki bilgilere göre de Kızıldeli, Yıldırım Han’ın ordusuna karışmış; İznik, Gemlik ve Bolayır’ın fethedilmesinde önemli rol oynamıştır. Dimitoka’da kurduğu dergâhta Hakk’a yürümüş, burada defnedilmiştir.[7] Vefat edince yerine Yağ Bali Baba geçmiş; onun vefatı üzerine de Balım Sultan postnişin olmuştur (H. 900/ M.1494). Sultan Mahmud zamanında ise (1826) arazi zapt olunmuştur.<br />
Alevi-Bektaşi inancında ünü oldukça yaygın olan Kızıl Deli Sultan, aynı paralelde bu inanca bağlı olarak gelişen edebiyatta kendisine yer bulabilmiş önemli simalardandır. Söz konusu simaların tespiti ve değerlendirilmesi şüphesiz bu edebiyata ve Alevi-Bektaşi kültürüne önemli katkılar sağlayacaktır. Bunun için de en başta âşık edebiyatının vazgeçilmez kaynaklarından olan cönklere başvurmamız gerekmektedir. Çünkü cönklerde gün yüzüne çıkmayı bekleyen pek çok şair ve nice şiirle, aydınlığa kavuşmayı bekleyen nice konu vardır. Biz de bu gerçekten hareket ederek, Kızıldeli konusunu irdelemeye çalışacağız. Böylelikle, halk şairlerinin konuya bakış tarzları, bilgi ve inançları çerçevesinde Kızıldeli ile ilgili olarak bilinenlerin dışında, başka hangi bilgi ve hükümlerin yer aldığı da bir vesile ile ortaya çıkacaktır.<br />
Kızıldeli’yi Alevi-Bektaşi kültüründe önemli kılan faktörler vardır. Buna sebep olarak kerametleri, Bektaşilik inancı doğrultusunda yaptığı büyük gayret ve hizmetler gösterilebilir. Kızıldeli, buna bağlı olarak ölümünden sonra Bektaşi edebiyatı içinde haklı olarak kendisine yer bulabilmiştir.<br />
Âşık şiirinde Kızıldeli konusunu ele alırken hareket noktamız Sivas yöresinde toplamış olduğumuz cönkler oldu ve çalışmamız arşivimizde bulunan 35 cöngün tek tek taranması suretiyle meydana geldi.<br />
Söz konusu cönklerin pek çoğu Alevi köylerinde yazılmıştır. Elbetteki muhtevasını, cöngü düzenleyen kişinin zevki ve inancı doğrultusundaki şiirler ve diğer özel bilgiler oluşturmuştur.<br />
Kızıldeli ile ilgili malzemeler, elimizdeki cönklerden 1, 2, 7, 9, 20, 23 ve 26 no’lu cönklerde yer almaktadır. Bunları iki grupta ele alabiliriz.<br />
A. Bizzat Kızıldeli’yi konu edinen şiirler: Bunlar; Baba İbrahim (1), Hacı Recep (1), Geda Musli (2), Veli Dede (1)’ye ait şiirlerdir. Bir şiirin de mahlası olmadığından sahibi belli değildir.<br />
B. Dörtlük bazında Kızıldeli’den bahseden şiirler: Bunlar da Budala İsmail, Gedaî, Hasretî, Hatayî, Haydarî, Herdemî, Hulusî, Kul Himmet, Noksanî, Seyyid Nesimî, Tahir ve Visalî’ye ait şiirlerdir.<br />
Bunların dışında Kızıldeli’ye yer veren ve elimizde içindeki sözlerden Kemter’e ait olduğunu tahmin ettiğimiz bir de gülbeng bulunmaktadır.<br />
Sözünü ettiğimiz metinlerde Kızıldeli şu şekilde ele alınmıştır.<br />
A. Bizzat Kızıldeli’yi Konu Edinen Şiirler<br />
Edebiyatımızda bizzat Kızıldeli’nin konu edildiği şiirler azdır. Bunlar içinde Viranî’nin, Kızıldeli’yi medhettiği altışar mısralı (4+2), yedi bentlik ve Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün kalıbıyla olan şiiri meşhurdur.[8]<br />
Elimizdeki 6 şiirin tamamında da Kızıldeli’nin özellikleri ele alınmıştır. 11 heceli nefes olan bu şiirlerin ayakları teknik yönden zayıftır.<br />
1 no’lu şiir: Baba İbrahim’indir ve 5 dörtlüktür. Şiirin yer aldığı arşivimizdeki 3 numaralı cönk, 19&#215;26 boyutunda olup 29 yapraktır. İçinde 26 âşığın 64 şiiri bulunmaktadır. 20. yüzyılın başlarında Divriği’de tutulmuştur. Buna dayanarak Baba İbrahim’in en geç 19. yüzyılda muhtemelen Divriği civarında yaşadığını söyleyebiliriz.<br />
Şiirin muhtevası: Kızıldeli, İmam neslinden üç kardeşten biridir. Rumeli’nin fethinde büyük pay sahibidir. Diğer kardeşleri Elmalı ve Bursa’ya yerleşmiştir. Atı ile deryaya dalmış, Gazi Evranos Bey’le küffara aman vermemiştir. Yedi yere nam salmış, pınar inşa etmek, insanların karınlarını doyurmak gibi iyi amelleri vardır. Kuru çöpten (oktan) dut ağacı bitirmek, Otman Baba’yı bulutla bir yerden bir yere intikalini sağlamak gibi birtakım kerametler de göstermiştir.<br />
2 no’lu şiir: Hacı Recep adlı şairindir. 5 dörtlüktür. Şiir yukarıda hakkında özet bilgi verdiğimiz 3 numaralı cönktedir. Şairi hakkında kesin bilgiye sahip değiliz. Ancak onun Alevi dedesi olduğu ve muhtemelen 19. yüzyılda yöresinde yaşadığını tahmin edilebilir.<br />
Şiirin muhtevası: İlkyaz geldiğinde Kızıldeli’nin bülbülleri öter. Elleri göğüstedir ve dilleri şirindir. Derbent bekleyen gözcüleri; darından geçen, türbeye girdiğinde serini açan, aşk badesini içmiş, nefes veren ve sır saklayan dervişleri vardır. Paşalar ve beyler onu ziyarete gelirler.<br />
3 no’lu şiir: Geda Muslu’nun 8 dörtlüklü şiiridir. 16.-17. yüzyılda yaşamıştır. Bazı şiirlerinde Kul Musli mahlasını kullanmıştır. Garp Ocaklarına mensuptur. Aşağıda kaydettiğimiz 4. şiirde kullandığı mahlastan da anlaşılacağı gibi “dede” dir. Kızıldeli’yi kendisinin piri, mürşidi olarak nitelemektedir.<br />
Şiirin muhtevası: Kızıldeli’nin aslı Horasan ülkesinden Hoy beldesindendir. Şah İmam Hasan’ın neslindendir. Erenler serveridir. Belinde ağaçtan Zülfikar vardır. Abdal Musa ona himmet etmiş, Sarıkız’da kılıcıyla taşı ikiye bölmüştür. Fetih suresi dilinde Rumeli halkını Müslüman etmiştir. Boğazhisar’da denizi geçmiş, Bolayır’da küffarı kahretmiştir. Tanrı Dağı’na otağını kurmuş, Başta Gazi Evranos Bey olmak üzere gaziler, beyler hep yanında olmuştur. Himmet ile sancak götürüp, kalenin altını üstüne getirmiştir.<br />
4 no’lu şiir: 5 dörtlük olup Geda Musli’nindir.<br />
Şiirin muhtevası: Kızıldeli’nin kapısı açıktır, yanına gelenlere himmet ve ihsan eder. Onunla birlikte olan Abdallar samaha döner. Mekânı, muhabbetin bol olduğu yerdir. Burada gülbenkler çekilir, çerağlar yandırılır. Gerçek eren olan Kızıldeli’nin kulları çoktur.<br />
5 no’lu şiir: Şiirin sahibi Veli Dede’dir. Şiir 5 dörtlüktür. Meşhur İğdecikli Veli (19. yüzyıl)’nin hiçbir şiirinde “Veli Dede” mahlasını kullanmadığını göz önünde tutarsak, bunun başka bir şair olduğunu, muhtemelen Divriği Şer’iyye sicilinde “Divriğili Âşık Veli oğlu Mustafa 1170 (1757)’de Âsitane’de vefat etti. Annesinin adı Fatma’dır.”[9] kaydına göre bugüne kadar şiiri bulunamayan Âşık Veli olduğunu söyleyebiliriz. Cöngün Divriği’de tutulması da bu tahminimizi kuvvetlendirmektedir.<br />
Şiirin muhtevası: Rüyamda cemalini gördüğüm sahavet sahibi Seyyid Ali, bana sırları beyan etti. Dergâhı cennet misali, türbesi nurludur. Âşıklar ona sıdk ile hizmet ederler. Beyleri Horasan’dan gelmedir. Kuru şişten (ok) tan vücut bulan dutu dertlere dermandır. O dört köşenin gözcüsü, cennetin sakisidir.<br />
6 no’lu şiir: Kime ait olduğu belli olmayan bu nefes 4 dörtlüktür.<br />
Şiirin muhtevası: Kızıldeli’nin ilkbaharda gonca gülleri açılır. İlleri seyrangâh ve gönülleri ferahlatıcıdır. Âşık-ı sadıklar daima onu arzular. Şefaat mekânı ve murüvvet kânıdır. Onu bilenler Hakk’ı bilmiş olur.<br />
-1-<br />
Baba İbrahim<br />
Gene İmam nesli zuhura geldi<br />
Biri Elmalı’da Bursa’da kaldı<br />
En küçük kardaşı Rumeli’n aldı<br />
Dillerde söylenen Seyyid Ali’dir<br />
Bir atın kavm ile deryaya girdi<br />
Hiç aman vermedi küffarı kıldı<br />
Gâzi Evranoz Beğlerin Muhsin’e saldı<br />
Sana medh etdiğim Kızıldeli’dir<br />
Koru yaylasından meskenin gören<br />
Çadırın yerinde mutfağın kuran<br />
Yedi köşe yerde temel bırakan<br />
Sana medh etdiğim Kızıldeli’dir<br />
Meskenimdir deyip çöküp oturan<br />
Kuru şişle dut ağacın bitiren<br />
Otman Baba’yi bulut ile getiren<br />
Sana medh etdiğim Kızıldeli’dir<br />
Baba pınarını bina eyledi<br />
Gör şu Yezid’lere n’etdi neyledi<br />
Bab(a) İbrahim bunu böyle söyledi<br />
Sana medh etdiğim Kızıldeli’dir<br />
Dillerde söylenen Seyyid Ali’dir<br />
(23/50)<br />
-2-<br />
Hacı Recep<br />
Hacı Receb kerâmete erince<br />
Nice canlar hizmet etdi ölünce<br />
İlk yaz beher iyi vakit gelince<br />
Öter bülbülleri Kızıldeli’nin<br />
Dünya dergâhında bülbülün zârın<br />
Hüdâ yaratmıştır Muhammmed nûrun<br />
Elleri göğsünde dilleri şirin<br />
Öter bülbülleri Kızıldeli’nin.<br />
Dervişleri vardır nefes haklarlar<br />
Haklayıp da pîrin sırrın saklarlar<br />
Gözcüleri vardır derbend beklerler<br />
Derbenddir yolları Kızıldeli’nin<br />
Dervişleri vardır dârından geçer<br />
Türbeye girince serlerin açar<br />
Dolduruben aşkın bâdesin içer<br />
Muhibdir yerleri Kızıldeli’nin<br />
Hacı Receb Dedem durmayıp çağlar<br />
Ziyarete gelir paşalar beyler<br />
Dilimiz durursa kalbimiz söyler<br />
Herdem medhin edem Seyyid Ali’nin<br />
(23/51)<br />
-3-<br />
Geda Muslî<br />
Erenler serveri ol pîrim Ali<br />
Ser-çeşme olmuştur Urum iline<br />
Ağaçtan Zülfikar ol gerçek veli<br />
Ol dem tekbir oldu pîrin beline<br />
Abdal Musa Sultan Şah himmet kıldı<br />
Denedi kılıcı şah taşı böldü<br />
Bütün Urumeli İslam’a geldi<br />
Fetih Surelerin almış diline<br />
Kırklar azm eyledi Elmalı şehri<br />
Görün Boğazhisar’da ol böldü bahri<br />
Bolayır’da küffara eyledi kahrı<br />
Ol dem kılıç aldı şahım eline<br />
Bilin Tanrı Dağı şahın otağı<br />
Hışmından kan kuşandırırdı dağı<br />
Gelibol üstünde ol kuru dağı<br />
Ol dem âşık oldum şahın diline<br />
Şahımın refiki gaziler beğler<br />
Hışm eyler küffara ciğerin dağlar<br />
Gerçek âşıkların methini söyler<br />
Ol dem âşık oldum şahın yoluna<br />
Şahım himmet ile sancak götürür<br />
Kalenin temelin alt üst getirir<br />
Tanrı Dağ üstüne çökmüş oturur<br />
Meskenimdir deyü geldi diline<br />
Seyyid Ali Sultan kırkların başı<br />
Gazi Evranoz beğlerin yarı yoldaşı<br />
Görün Sarıkız’da ol çaldı taşı<br />
Ol dem kuvvet verildi şahın koluna<br />
Horasan mülkünden Hoy’dandır aslı<br />
Şah İmam Hasan’dır şahımın nesli<br />
Mürşidine bend ol ey Geda Muslî<br />
Kıyamette alsın elin eline<br />
(23/52-53)<br />
-4-<br />
Muslu Dede (Geda Muslî)<br />
Gelin.ey kardaşlar dilek edelim<br />
Kapısı açıktır Kızıldeli’nin<br />
Eksiğimiz bilip dâra gidelim<br />
Himmeti çok imiş Seyyid Ali’nin<br />
Ne güzel baharı yetişmiş şimdi<br />
Lâlesi sümbülü açılmış şimdi<br />
Abdallar hep sema dönerler şimdi<br />
İhsanı çok imiş Kızıldeli’nin<br />
Bab(a) İbrahim şehitlerin eridir<br />
Kırkların durağı anda yeridir<br />
Cansız divar yürüden Bektaş Veli’dir<br />
Himmeti çok imiş Kızıldeli’nin<br />
Sancağı çıkar dağları dolanır<br />
Muhib olan âşığa aşka boyanır<br />
Çekilir gülbengi çerağ uyanır<br />
Muhabbettir yerleri Seyyid Ali’nin<br />
Muslu Dede bunu böyle söyledi<br />
Gerçek erenlerin medhin eyledi<br />
İman mürvet deyip kerem diledi<br />
Kulları çok imiş Kızıldeli’nin<br />
(23/49)<br />
-5-<br />
Veli Dede<br />
Bir gece rüyada gördüm pîrimi<br />
Seyrettim cemalin Seyyit Ali’dir<br />
Beyan etti bana gizli sırrımı<br />
Sahavet sahibi Seyyit Ali’dir<br />
Uyandım gafletten pâk ettim özüm<br />
Şükür olsun gördü dizarı gözüm<br />
Eşiğine varıp sürdüm hem yüzüm<br />
Mürdeler hayatı Seyyit Ali’dir<br />
Dergâhı müferrih misali cennet<br />
Türbesi münevver kesiri himmet<br />
Âşıklar sıdk ile ederler hizmet<br />
Şefaat edici Kızıldeli’dir<br />
Kerameti zahir gün gibi ayan<br />
Horasan’dan gelme beyleri revan<br />
Kuru şişten dutu dertlere derman<br />
Çar köşe gözcüsü Kızıldeli’dir<br />
Veli Dede eydür kemter kuluyum<br />
Er belinden gelme anın nesliyi<br />
Cemaline karşı kolu bağlıyım<br />
Cennetin sakisi Seyyit Ali’dir<br />
(23/53-54)<br />
-6-<br />
Yayla dağlarının sehellerinde<br />
Şahım Kızıldeli sultan evleri<br />
Barıgâhlar kurmuş dağ ellerinde<br />
Şahım Seyyid Ali Sultan evleri<br />
Nevbahar vaktinde gonca gülleri<br />
Müferrih seyrangâh olur illeri<br />
Âşık-ı sâdıkların tatlı dilleri<br />
Şahım Kızıldeli Sultan evleri<br />
Âşık-ı sâdıklar arzular seni<br />
Gelür yüz sürmeğe Beytullah’ını<br />
Şefaat meskânı mürüvvet kânı<br />
Şahım Seyyid Ali Sultan evleri<br />
Gelip Beytullâh’a yüzler sürenler<br />
Hakk’ı bildi şahım seni bilenler<br />
Arz ederler yine sana gelirler<br />
Şahım Kızıldeli Sultan evleri<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
(23/49)<br />
B. Dörtlük Bazında Kızıldeli’den Bahseden Şiirler<br />
Bilhassa Alevi-Bektaşi inanca bağlı şairlerin söyledikleri ve edebiyatımızda farklı bir tür olarak nitelediğimiz mürüvvetnâme/istimdat şiirleri vardır. Bu şiirlerde maddi ve manevi yönden güç durumda kalan kişi başta Allah, Hz. Muhammet ve Hz. Ali olmak üzere, diğer peygamberlerden, Hz. Fatıma, Oniki İmam, Hacı Bektaş Veli, Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli), Balım Sultan, Abdal Musa’dan “medet mürüvvet” yahut “sen imdat eyle” diyerek yardım istenir. Zikredilen şahıslar Bektaşi inancının önde gelen simalarıdır. Çoğu zaman, onların salt isimlerine yer vermek yerine birtakım özellikleri de ön plana çıkarılır. Belirttiğimiz gibi bu simalardan birisi de Kızıldeli’dir. Budala İsmail, Gedaî, Hasretî, Hatayî, Haydarî, Herdemî, Hulusî, Kul Himmet, Noksanî, Seyyid Nesimî, Tahir ve Visalî’nin bu tarz şiirlerinde tespit ettiğimiz dörtlüklerde Kızıldeli şu özellikleriyle ele alınmıştır:<br />
Dörtlüklerin muhtevası: Yaralara imkân sağlar. Ona ikrar ve iman gerekir. Erenler serveridir. Elinde tahta kılıcıyla Rumeli’ni fethetmiştir. Dergâhta tam bir teslimiyetle ona hizmet edilir. Başların tacıdır. Darda kalanların imdadına yetişir. Onu ziyaret etmek gerekir.<br />
Budala İsmail (17. yüzyıl)<br />
Yine bir zulumat düştü serime<br />
Hünkâr Hacı Bektaş veli gel yetiş<br />
Elim yetmez maşukuma yarime<br />
Balım Sultan Kızıldeli gel yetiş<br />
(26/31-32)<br />
Gedaî (19. yüzyıl)<br />
Balım Sultan Kızıldeli Yâ Hünkâr<br />
Yine senden olsa yarama imkân<br />
Ademe farz oldu adab-ı erkân<br />
Dîdâra gel deli gönül dîdâra<br />
(7/96-97)<br />
Hasretî (19. yüzyıl)<br />
Ey Hasretî ikrar u iman uluya<br />
Sırr-ı Sultan Balım Kızıldeli’ye<br />
Ana şek getüren Mervan kuluya<br />
Ehl-i bi’atdan gayriye iman mı vardır<br />
(l/45-46, 2/33-34)<br />
Şah Hatâyî<br />
Rum ilin feth etti Öğürcük Veli<br />
Tahta kılıç tutar o bâtın eli<br />
Erenler serveri Şah Seyyid Ali<br />
Zâhirde bâtında sen imdad eyle<br />
(1/101-102-103-104)<br />
Haydarî (19. yüzyıl)<br />
Leyl ü nehar yalvarırım Ali’ye<br />
Al tacı başında bektaş Veli’ye<br />
Bir niyazım vardır Kızıldeli’ye<br />
Şah-ı Merdan Ali cemal gel yetiş<br />
(26/39)<br />
Herdemî (19. yüzyıl !)<br />
Herdemî ettiğin hep bu fikirdir<br />
Uzak değil yakınlardan yakındır<br />
Seyyid Ali dergâhında sâkindir<br />
Oda bir eksikli kul neye benzer<br />
(23/8-9)<br />
Hulusî (19. yüzyıl)<br />
Balım sultan Hacı Bektaş Veli’den<br />
On ik’İmamlardan Kızıldeli’den<br />
Şükrüm kesmem Şah-ı Merdan Ali’den<br />
Hünkâr Hacı Bektaş Veli aşkına<br />
(26/30)<br />
Kul Himmet (16. yüzyıl)<br />
Pîr dediler Ali’ye<br />
Hacı Bektaş Velî’ye<br />
Hacı Bektaş tacını<br />
Verdi Kızıldeli’ye<br />
Kızıldeli tâcımız<br />
Muhammed Mir’ac’ımız<br />
Gözcü Karaca Ahmet<br />
Yalancık duâcımız[10]<br />
(9/102-105)<br />
Noksânî (19. yüzyıl)<br />
Noksânî&#8217;yim arzûm dîdâr-ı cennet<br />
Ma&#8217;sum-ı pâklardan erişe himmet<br />
Sana sığınmışım Mehdî Muhammed<br />
Sarı Saltık Kızıldeli gel yetiş<br />
(7/162-163)<br />
Seyyid Nesimî<br />
Yezidlerde buğz ittiler Ali’ye<br />
Hacı Bektaş Balım Sultan Velî’ye<br />
Yolumuz uğradı Kızıldeli’ye<br />
Ah senin dertlerin derman Hüseyin<br />
(9/157-158)<br />
Tahir (19. yüzyıl)<br />
Abdal Musa Sultan erenler gülü<br />
Balım Sultan ile oldunuz beli<br />
Âhi Şemseddin Hacı Bayram-ı Veli<br />
Seyyid Balım Kızıldeli&#8217;de geldi<br />
(20/241-242)<br />
Visalî (19. yüzyıl)<br />
Visalî&#8217;yim böyle buldum Ali&#8217;yi<br />
(Silik) Seyit Ali Kızıldeli&#8217;yi<br />
Balım Sultan Hacı Bektâş Velî&#8217;yi<br />
İsmin bürhân etti yaratan bana<br />
(7/4-5)<br />
C. Gülbeng<br />
Arşivimizde 20 numaralı cönkte tespit ettiğimiz bir cönkte içindeki ifadelerden Kemter’e ait olduğunu gördüğümüz bir gülbengte (duada) Kızıldeli’den özellikle söz edilmiştir.<br />
Gülbeng;<br />
“Hünkâr-ı Hacı Bektaş-i Veli ey şâh-ı mülk-i vilayet Hakk’ın kudretullahı asitanın gecesinde yüz sürüp dediler üçler beşler yediler kırklar, On iki İmam, On dört masum-ı pâk, pirimiz Hünkârımız Hacı Bektâş-ı Veli rehberimiz Kızıldeli&#8230;”<br />
şeklinde başlayıp<br />
“&#8230; cürm-i isyanıma kıl meded. Şefaat eyle Ya İmam pür-cemâl-i Muhammed. Kemâl-i Hasan Hüseyin Ali-yi bülendara salavat.”<br />
şeklinde sona ermektedir. (20/147)<br />
Sonuç<br />
Bu tarz biyografik araştırmalarda şüphesiz en önemli kaynak vilayet-nâme, temliknâme, şeriyye sicilleri ve salnâmeler gibi yazılı belgelerdir. Ancak sözlü ve diğer edebi örnekleri de önemsemek gerekir. Sözgelişi halkın düşünce, inanç ve duygularının en güzel ifadesini bulduğu halk şiiri de bunlardan birisidir. Bilhassa âşık şiirlerinde araştırmacılara yararlı olacak pek çok malzeme vardır. Nitekim yukarıda işaret etmeye çalıştığımız Kızıldeli ile ilgili tespitlerin pek çoğu -halk beyninde yaşayan bilgiler de bulunmakla beraber- özgün bilgilerdir. Bu bakımdan, halk şiirlerinden yararlanma usulünü, araştırmacıların göz ardı etmemesi gereken önemli bir husus olduğuna dikkati çekmek istiyoruz.</p>
<p>________________________________________<br />
* C.Ü.Fen-Ed. Fak. Türk Dili ve Ed. Böl. Öğretim Üyesi-Sivas<br />
[1] Uluslararasý Türk Dünyasý Ýnanç Önderleri Kongresi, 23-28.11.2001.<br />
[2] Çelebi Cemaleddin’e göre Kızıldeli’nin bir adı da Timurtaş olup Hacı Bektaş Veli’nin Kadıncık Ana’dan doğmuş bel evladıdır. Bu konuda, Çelebi Cemaleddin 1912 yılında yayımlanan Müdafaa adlı kitabında şu ifadelere yer verir:<br />
“Seyyid Ali Sultan Hacı Bektaş Veli hazretlerinin oğlu olup H. 710 (M.1310) yılında Hacı Bektaş Veli’nin nikâhlısı Fatma Nuriye Hatun’dan doğmuştur. Sonraları Şehzade Süleyman Paşa ile Rumeli’ye geçerek Dimetoka’da kendi adı ile anılan ergâhı kurmuştur. H. 805 (M. 1402)’de ölünce aynı dergâhta gömülmüşlerdir.” (Nejat Birdoğan: &#8220;Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli)&#8221; I. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Sempozyumu Bildirileri. Ankara 1999: 75.) Aynı bilgiler Enver Behnan Şapolyo’nun Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi (İstanbul 1964: 301) adlı eserinde de mevcuttur. Bedri Noyan’a göre bu bilgiler, hiçbir yerde rastlanılmayan, dayanaksız ve uydurma bir fikirdir. Çünkü Hacı Bektaş’ın evlenmediği hususunda araştırmacılar güçlü deliller sunmuşlardır. (Bedri Noyan: Bektaşilik Alevilik Nedir? Ankara 1985: 337.)<br />
[3] Kızıldeli lakabı üzerine de şu menkabe anlatılır:<br />
“Kızıldeli, yani Seyit Ali Sultan, Emir Sultan ve Abdal Musa beraberce Hacı Bektaş’a varırlar. Seyit Ali Sultan’ın görevi aşçılıkmış. Seyit Ali Sultan birgün Dergâhtakilerine aş pişirirken Kaygusuz’u oduna gönderir. ‘Git odun topla getir ki, aşı pişirelim.’ der. Kaygusuz başka işlere daldığından bunu unutur, odunu getirmekte gecikir. Kazanın altında ateş azalınca, Seyit Ali Sultan ‘Bismillahirrahmanırrahim’ deyip ayağını kazanın altına sokmuş, odun niyetine&#8230; kazan kaynamaya başlayınca varıp Hacı Bektaş Veli’ye ‘Seyit Ali Sultan kazanın altına ayağını soktu, kazanı kaynatıyor.’ demişler. O da gelip diyor ki; “Sen kıpkızıldeliymişsin, Kızıldeli.” (Hüseyin Şahin: &#8220;Bir Anadolu Ereni: Kızıldeli. Malatya’da Kızıldeli Adı Çevresinde Oluşan Kültürel Değerler&#8221; 1. Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi Bildirileri. Ankara 1998: 521.)<br />
Bir başka gerçek de Kızıldeli kelimesinin Seyyid Ali’nin dergâhını kurduğu Dimetoka’daki ırmağın adıdır ve bu kelimeme zamanla Seyyid Ali Sultan’a lakap olmuştur. Bize göre bu hüküm daha gerçekçidir.<br />
Hızır Lala lakabı hakkında da şu rivayet edilir:<br />
Hz. Pir, seyyid Ali’ye “Tanrı yardımcın, Hızır lalan olsun.” diye dua eder. Yol bağlıları onu bu adla yad ederler. Hilafetnâmelerde ve icazetnâmelerde Hızır Lala sözü “Hızır Lale” olarak yazılmıştır.<br />
[4] Seyyid Ali’nin Dimetoka’ya gitmesi hakkında iki değişik anlatım vardır. Hacı Bektaş Veli, Seyyid Ali’nin kazan altında ayağını odun niyetine yakması olağanüstülüğünü görünce “Sen git Rumeli’ne Dimetokaya yerleş.” der. O da oraya gitmeden önce Malatya tarafına gelip bir süre kalır. Diğer bir menkabeye göre de Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Seyyit Ali’ye “İki kuzu bir kazanda kaynamaz, sen git dergâhına bak&#8230;” diyerek onu Dimetoka’ya gönderir. (Şahin 1998: 521.)<br />
[5] Noyan 1985: 336.<br />
[6] “&#8230; diyar-ı Rumeli şeref-i İslâm ile müşerref oldukta bile gelen Kızıldelü, Sultan Dimetoka’da yerleşmiş ve Yıldırım Bayezıd tarafından kendisine Daru-Büki, Büyük Viran, Tırfıllu viranı adlı üç köy temlik edilerek 804 (M. 1401)’te mülknamesi verilmiş ve sonra burası evlatlık vakfı haline getirilmiştir.”<br />
(M. Tayyib Gökbilgin: XV-XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa ve Livası, Vakıflar-Mülkler-Mukataalar. İstanbul 1952: 183-187.<br />
Kızıldeli’nin tekkesi ile ilgili olarak geniş bilgi için bkz.: Suraiye Faruqhi, Acritultural Activities in a Bektashi center: the tekke of Kızıl Deli 1750-1830, Peasants Dervishes and Traders in the Ottoman Empire. London 1986: 68-96.<br />
[7] Malatya’nın Yazıhan ilçesinin Fethiye köyünün mezrası olan Tenci’de de Kızıldeli’nin bir türbesi vardır (Şahin 1998: 509.). Halkın bu yaklaşımını Yunus Emre’nin Anadolu’nun ondan fazla yerinde mezarının bulunduğu inancını hatırlatmaktadır. Bunun sebebi; yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, muhtemelen bir tarihte söz konusu edilen bölgeye gelmiş olan Kızıldeli’nin burada yaşayan halk tarafından sahiplenilmesi düşüncesine bağlanabilir.<br />
[8] Sadeddin Nüzhet Ergun: Bektaşi Şairleri ve Nefesleri. İstanbul 1955: 225-226; M.Halid Bayrı: Âşık Viranî Divanı. İstanbul 1959: 80-81.<br />
[9] İbrahim Aslanoğlu: Âşık Veli Hayatı-Kişiliği-Deyişleri. Ankara 1984: 11.<br />
[10] Şiir elimizdeki kaynakta Kul Himmet adınadır ve son dörtlük şöyledir:<br />
Kul Himmet’tir adımız<br />
Burda yoktur padımız<br />
Şâh-ı Merdan aşkına<br />
Hak versin muradımız.<br />
Aynı şiir, farklı kaynaklarda Kul Himmet Üstadım adına kaydedilmiştir.<br />
Kul Himmet Üstadım’ız<br />
Onda yoktur yadımız<br />
Şah-ı Merdan aşkına<br />
Hak vere muradımız<br />
(İbrahim Aslanoğlu: Kul Himmet Üstadım. İstanbul 1995: 126; Hasan Yalıncaklı: Kul Himmet Üstadım. Ankara 1995: 90.)</p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/sivas-kaynakli-conklerde-kizildeli/">Sivas Kaynaklı Cönklerde Kızıldeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/sivas-kaynakli-conklerde-kizildeli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu&#8217;nun Gerçek Aklı ve İran&#8217;da İlk İsmaili Huccet&#8217;i Nasir Husrev (1003/4-1088/9)</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/dogunun-gercek-akli-ve-iranda-ilk-ismaili-hucceti-nasir-husrev-10034-10889/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/dogunun-gercek-akli-ve-iranda-ilk-ismaili-hucceti-nasir-husrev-10034-10889/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 19:31:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSMAİLİ'LER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/?p=126</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsmail Kaygusuz 1. Nasir Husrev ve İsmaili İran Edebiyatı İran’da İsmaililik, Fatımiler döneminde Nasır-i Husrev’in Farsça yazdığı yapıtlarla tanınıp yayılmıştır. Yemen kadar tarihsel anayolların dışında <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/dogunun-gercek-akli-ve-iranda-ilk-ismaili-hucceti-nasir-husrev-10034-10889/" title="Doğu&#8217;nun Gerçek Aklı ve İran&#8217;da İlk İsmaili Huccet&#8217;i Nasir Husrev (1003/4-1088/9)">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/dogunun-gercek-akli-ve-iranda-ilk-ismaili-hucceti-nasir-husrev-10034-10889/">Doğu&#8217;nun Gerçek Aklı ve İran&#8217;da İlk İsmaili Huccet&#8217;i Nasir Husrev (1003/4-1088/9)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İsmail Kaygusuz</strong></p>
<p>1. Nasir Husrev ve İsmaili İran Edebiyatı<br />
İran’da İsmaililik, Fatımiler döneminde Nasır-i Husrev’in Farsça yazdığı yapıtlarla tanınıp yayılmıştır. Yemen kadar tarihsel anayolların dışında kalma ayrıcalığı bulunan Bedehşan, İran dilinde İsmaili edebiyatının bir bölümünü saklamada başarılı olmuştur. Ayrıca “Jami al-Hikmatayn”(Aklın Uyumu ya da iki felsefenin birleştirilmesi) yapıtında, tanınmamış bir Bedehşan prensi çok önemli yer tutar. Kendisi İsmaili olan prens Ali b. Said, Yamgan’da sürgünde yaşayan –ki mezarı da oradadır– Nasir’ın koruyucusu ve rahatlatıcısı olmuştur. Jami’nin yazılmasında ortamı hazırlayan ve teşvik eden bu kişiydi. Bundan başka, geniş anlamda yukarı Oksus memleketi olan Bedehşan, başka yerlerde yakılıp tahrip edilmiş yazmalar için sadece bir korunma yeri olmadı, fakat aynı zamanda İsmaili İran edebiyatına farklı nitelikler kazandıran geleneklerin yayılma alanı oldu. Kendilerini Nizariler olarak gören Orta Asya İsmailileri, aynı zamanda bu inancın edebiyatında, Alamut reformundan daha eski elemanları anonimleştirip yüceltmiş ve saygı göstermişlerdir. Tabaka tabaka oluşan İsmaili edebiyatı üç aşamalı bir düzen içinde gözüküyor:<br />
•    1)     İlk dönemi anlatan birinci katman: Bu çağa ait pek az bilgi bulunmaktadır. Bununla birlikte, Pamirli İsmaililer tarafından kutsal kitaplardan biri olarak saygı görmüş Ummul Kitab adını taşıyan yapıt; her ne kadar Pers dilinde yazılı tarihi (10. yy) belli de olsa kökeni, proto-İsmaili olarak tanımlanabilen dönemin ruhsal-manevi çevresine aittir: O zamanlar Khattabiler ve Karmatiler arasında benimsenen, inanılan yaygın fikirlerdi.<br />
•    2)     İkinci katmanı Nasir Husrev’in yapıtları örneklendirebilir; yanlışlıkla çok sayıda ona atfedilenlerle birlikte otantik yapıtlardır bunlar. Onun Pers dilinde yazdığı kitaplar, Arapça yazmış olan büyük İranlı çağdaşlarınınkiler kadar, Fatımiler zamanındaki İsmaili öğretisinin sunucusu ve tanıtıcılarıdır. Var olan bilgilerin kesinleşmiş anlatımında, Nasir Husrev’in Bedehşanlı ortodoks (Sünni-Şii) müridleri ile Alamut Nizari İsmailileri arasındaki kavşağın nasıl ve ne zaman reformu etkilediğini belirlemek olası değildir.<br />
•    3)     Yeni tabaka, İran İsmaililiğinin bu önemli başkentindeki kavşakla sınırlanır. İzleyen dönemi “Sufizmle İsmaili fikirlerinin birleşmesi” olarak tanımlanabilir. Bu katman, örneğin Mahmud Şabistari’nin çok tanınmış Gülşeni Raz’da (Gizemin Gülbahçesi) bulunan İsmaili-batıni tevil’i ve Aziz Nefasi’in (ölm. 1262) Sufizm üzerinde çok önemli yapıtı Zubdat al-Hakaik (metafizik gerçeklerin özü) gibi bir İsmaili uyarlamasında zekice bir birleşmeyle tamamlandı. Ayrıca bu tabakaya, İsmaililerin çok önemsediği sufi ozan Ferideddini Attar’ın Mantık at-Tayr yapıtına ek olarak, diğer İsmaili felsefesi yazarları ve Safevi döneminde Şiilerin ürettiği felsefi yapıtlar da hizmet etmişlerdir&#8230;(Henry Corbin: “Nasir-i Khusrau and İranian İsmailism” The Cambridge History of Iran Vol. IV, Cambridge University Press, 1975: 528 vd.)<br />
•  2. Nasir Husrev’in Yaşamı, Gezileri, Dai’liği ve Yapıtları<br />
“Dünyanın gizemini içsel (batıni) bakışla incele<br />
Dışsal (zahiri) gözlem onu keşfedemez<br />
Bu dünya daha yüksek dünyaya götüren bir merdivendir<br />
Ve biz onun basamaklarında yükselmek zorundayız”<br />
Nasir Husrev</p>
<p>Büyük İsmaili daisi Nasir Husrev tanınmış geniş bilgi sahibi (allame) ozan, düşünür, gezgin ve Horasan Huccetiydi. O, 11. yüzyıl İran’ının Ömer Hayyam, Hasan bin Sabbah, Muayyid aş Şirazi gibi yetiştirdiği ve Belh’in Kubadiyan kasabasından gelmiş “Doğunun Gerçek Aklı” olarak değerlendirilen en önemli kişiliklerinden biriydi. Kendisine Seyyidna Nasir Husrev ve Şah Seyyid Nasir de denimektedir. Uzun adı Nasir Husrev Hamiduddin Abu Muin Nasir bin Khusrev bin Harith al-Kubandiyani olan o kendisine, doğduğu kasaba devletin başkenti Merv’e bağlı olduğu için Marwazi Kubandiyani diyordu.<br />
Nasir Husrev 1003/4 yılında doğdu ve 1047’de Mısır’a geldi. Orada, Fatimi halifesi al-Mustansir ile görüştüğü 1050 yılında kadar üç yıl yaşadı. Aynı yıl Horasan ve Badahşan’a huccet olarak atandı. Bugün Afganistan, Tacikistan, Çin, Çitral, Hunza, Gilgit, Pamir, Yarkent vb.bölge ve ülkelerde milyonlarca İsmaililerin varlığı kuşkusuz onun yorulmak bilmeyen çalışma ve çabalarına borçludur. O yaşamının geri kalanını Yamgan’ın çıplak-soğuk vadisi içinde geçirdi. “Wajh-i Din”in (yayımlayan: Ghulam Reza Aavani, Tehran 1977: 1) girişinde Seyyed Hossein Nasr onu şöyle tanımlar:<br />
“O en büyük İslam filozofudur ve genelde İslamın, özelde ise İsmaililiğin büyük entellektüel kişisi olarak incelenmeye layıktır.”<br />
Büyük bir düşünür ve çok geniş bilgi sahibi bir yazar olduğundan başka, Nasir Husrev ayrıca seçkin ve tanınmış bir gezgindi. Belh’den Mısır’a, oradan Mekke’ye, sonra da Basra yoluyla İran’a ve son olarak Belh’e dönerek katettiği uzaklık, türbeler ve benzeri yerlere yaptığı kısa gezintiler sayılmadığı halde, yaklaşık 2220 parasang/fersah (13 320 km) tutmaktadır. Kardeşi Abu Said ve bir Hintli hizmetçi ve bazı yük hayvanlarının eşlik ettiği gezisi 1045 yılı içinde başladı. İlk gezisini, hükümet görevinden istifasını arzetmek için Merv’e yaptı ve sonra sufi ozan Bayazid Bistami’nin türbesini ziyaret ettiği Nişabur’a geçti. Oradan, Tebriz üzerinden Suriye’ye giden kara yolunu tuttu. Arkasından, Mısır’ı ziyaret etme kararı aldığı Mekke’ye gitti. 1047’de Şam ve Kudüs yoluyla Kahire’ye ulaştı. Şehire girerken Nasir Husrev, içgüdüsel olarak “buranın gereksinim duyduğu her araştırmayı yapacağı yer olduğu hissine kapıldığını” söylemiştir.<br />
Gazneli Sultan Mahmud döneminde doğmuş olan Nasır Husrev’in babası Belh civarında toprak sahibi biri, olasılıkla bir orta dikhan idi. Nasir Husrev, çocukluğundan beri eğitim alma çabası içindeydi ve bunu başarmak amacıyla takriben otuz yılını harcadı. O, geleneksel olduğu kadar düşünsel de her türlü bilgi alanında herşeyle ilgilenen bir kişi oldu. Kur’an’ı ezberledi ve Kutsal Kitabın geleneksel okunuşu (hafızlık) ve yorumlanmasında uzman oldu. İslami bilimlerden başka Tevrat’ı ve İncil’i okudu ve diğer dinleri tam anlamıyla araştırdı. Ptolemaios’un Almogestis’ini, Euklides geometrisini, simya, fizik, mantık, müzik, matematik, tıp, astronomi, astroloji vb. inceledi. Ayrıca edebiyatta da derin bilgiye sahipti ve Arapça, Türkçe, ve Grek dilleri dışında Sanskritçe ve İbranice de biliyordu. Aristoteles, Platon ve Sokrates felesefeleri üzerinde çalışmış, Kindi’nin, Farabi ve Abu Ali Sina’nın risalelerini incelemişti. Divan’ında kendi yüksek bilgi düzeyine göndermeler yapmaktadır:<br />
“Na mond az heech goon danish kih manzan na kardam- istifadat beesh-o-kamtar (Dünyada az veya çok yararlanmadığım bilgi kalmadı).”<br />
Dinsel kökeni Şiilik olduğu söylenen Nasir Husrev, Divan’ındaki iki beyit içerisinde kendisini bir Alevi olarak nitelemektedir ki bundan, Dr. İvanow “Alevi” sözcüğünün burada Şii anlamına gelmediği, onun gerçekten Seyyid olduğuna inandıracak yeterli neden bulunduğu sonucuna varıyor. Ancak Nasir Husrev, alçakgönüllülükle bu bağlamda (Şii inancı bağlamı içerisinde) kendisini kanıtlayıp, inançsal uygulamalarını gerçekleştirdiği için, bu görüşü kanıtlamak güçtür.<br />
Kaldı ki, bu bölgelerde 10. yüzyılın ortalarından itibaren bazı Türk topluluklarına “Aleviler” deniliyordu, sadece Alisoylulara değil. (İsmail Kaygusuz: Alevilik İnanç, Kültür, Siyaset Tarihi ve Uluları 1, Alev Yayınları: İstanbul 1995: 94-98)<br />
Bununla birlikte, Nasir’in son yıllarını geçirdiği ve ve öldüğü yer olan Yamgan vadisini bugünkü yerlileri kendilerin Nasir Husrev’in torunları ve “seyyid” olduklarını düşünmektedirler. Onlar hâlâ fanatik Sünnidirler.1 Ama, dedeleri kabul ettikleri Nasir Husrev’in bir Sufi Piri olduğuna inanıyorlar. Nasir Husrev Hükümet memurları (yönetici aristokrat) sınıfına mensup bir ailede doğmuş olduğundan o da zamanın geleneğini izledi; Gazneli ve Selçuklu yönetimlerinin hükümet hizmetlerine girdi. Horasan prensi Selçuk oğullarından Çağrı Beg’in veziri Abu Nasir’in çevresinde, kardeşleri Abu Halef ve Abu Celil ile birlikte Nasir bir hükümet yazmanı ve vergi tahsildarı olarak kullanıldı.<br />
Taqi-zade kitabında onu, kralların-prenslerin içki ve eğlence meclislerine “Ham majilis wa ham piyala” katılmakla suçlamıştır. “Nasir’in kendi söylemlerini dikkatle incelenirse” diyor İvanow, insan bütün bunların bir yanlış anlaşılma üzerinde temellendirildiğini görebilir”. Bir yetenek olarak ve zihnen gençliği uyaran o, kuşkusuz birçok şeylere fazlaca gerçek ilgi gösterdi, bununla birlikte, uzun zaman boyunca gerçeği aradığı ozanlık-şiir yazdığı yılları kadar herhangi birşeyde başarılı asla olamadı. Bunu bizzat Divan’ında kendisi söylemiştir… Büyük olasılıkla, onun yaşamın zevkine düştüğü ve aşk şarkıları yazdığı, ki bunlardan yaşlılığındaki sert inanmışlık döneminde utanç duymuş olduğu görüldü. 35 yaşlarındayken, hanedan değişimiyle 1038 yılında görevinden ayrılıp anayurduna yerleşti, Sekizinci yıl oradan büyük yolculuğuna çıktı.<br />
2.1 Nasir’in Yaşamındaki Değişme ve İmama Ulaşması<br />
Genel olarak Nasir’in bir ortodoks Müslüman olarak Hac yolculuğuna çıktığı ve Mekke’ye giderken içinden geçmek zorunda kaldığı Mısır’da İsmaililiğe döndüğü kabul edilmektedir. O, İsmaili davasının en yüksek makamına, yani huccet’liğe atandıktan az zaman sonra ana vatanına dönmüştür.<br />
Dr. Ivanow’a göre,<br />
“açıkçası Nasir Khusrev için gerçek sadece İslamdı ve gerçeğin sadece İmamdan alınabilen dinin güvenilir yorumu olduğu kolaylıkla ortaya konulabileceğiydi. Olasılıkla gençlik tutkularının terslikleri, hatta İsmaililerle olası ilişkileri yüzünden resmi kariyeri bozulmuşsa da, –dahası bir hanedan değişimiyle de Şii olmuş olabilirdi– bütün bunların biraraya gelmesi, olasılıkla ona Fatımi davasını benimsemesini telkin etmişti; onun yıldızı bu özel durumdaki kadar da asla yükselmedi.”<br />
Nasir Husrev Sefername’sinde inanç değiştirmesiyle ilgili olarak iki açıklama vermiş: Birisi, yolculuğunun başlangıcındaki sıkça anlatılan dinsel düşgörme öyküsü ve ikincisi ise kasidelerinin en uzununa biçim veren “İtirafları”dır.<br />
Sefername’sinde gördüğü düş şöyle betimleniyor:<br />
Bir gece düşünde bir adam görür. Kendisine “İnsan aklını bozan şarabı içmeyi ne kadar zaman sürdüreceksin? Senin için ayık ve ciddi olmanın tam zamanıdır” der. Bu sözlere Nasır, “akıl dünyanın acılarını-üzüntülerini azaltmak amacı için daha iyi herhangi bir araç icat etmedi” karşılığını verir. Rüya habercisi sürdürür: “Duygusuzluk ve bilinçsizlik akıl ve zihne barış / sakinlik getirmez.. Eğer bir kimse bilinçsizce halka yolgösteriyorsa ya da halkı yönlendiriyorsa, ona akıllı insan denilmez. Zihni açan nedenleri artırıp, zekayı geliştiren birşeyler araştırmak gereklidir” Bunun üzerine Nasır Husrev sorar: “Onu nerede bulabilirim?” Haberci “araştıranlar bulacaktır” diye yanıtladıktan sonra, daha başka bir şey söylemeden elini Kıble yönünde sallar. Bu, Mısır başkenti Kahire’de bulunan İmamları gösteren bir simgedir. Bu düşü gördükten sonra Nasır görevinden istifa etti ve büyük seyahatına çıktı. (Naser-e Khosraw’s Book of Travels (Safarnama), Farsçadan İngilizceye çev. W.M.. Thackston, Jr., Persian Heritage Fondation: Colombia University, Newyork 1986: 1-3)<br />
“Nasir’ın”, diyor İvanow, “kendisine neyin zarar verdiğini yine kendisi iyi biliyordu. Fakat açıkçası rüyasında konuşan, özel önemi olan bir kimseydi; bir alçakgönüllülük olarak ismi verilmeyen Peygamber ya da İmam idi. Genellikle sadece çok inançlı insanlara Peygamberin ‘düşte görülebileceğine’ inanılır; çünkü o, başkalarını ziyaret etmez. Aynı şekilde, kutsal bir ziyaretçinin izahı, anlatıcının erdemlilik ve dindarlık iddiasına eşdeğerdir. Böylece onun Şii tipi bir dine ciddi inancı içinden, gerçek anlamını ve çağrışımlarından habersiz olduğu dinsel yaşamı uygulayarak, kronik sarhoşlukluğu (sürekli içmeği) bırakabileceği yer olan İsmaililik inancına dönmesine neden olmuştur. Kısacası o zehirlenmekten, bu uyarıyla alakonuldu..İsmaili inancı hakkında ikna edildi ve daha sonra eğitim ve kuralları için Kahire’ye gitti…”<br />
Nasir Husrev, böylece gördüğü düş üzerine içkiyi tamamıyla bırakıp görevinden de istifa ederek uzun yolculuğuna çıkar. Küçük kardeşi Abu Said ve Hintli hizmetçisini de birlikte yanına aldı. Şaburqan yoluyla Merv’e ulaştı. Oradan Nişabur’a, arkasından Bayazid Bistami’nin türbesini ziyaret için Kumis’e geçti. Damghan yoluyla Samnan’a varınca orada, İbni Sina’nın öğrencisi; aritmetik, geometri ve tıp üzerinde dersler veren Ali Nisai ile tanıştı. Kazvin üzerinden geçip 1046 yılında , yani yola çıkışından bir yıl sonra Tebriz’e ulaştı. Burada da Dakiki ve Maujik adlı şiirlerinde sözünü ettiği ozan Katran ile tanışıp sohbetlerde bulundu. Sonra Doğu Anadolu’ya girdi; Van, Ahlat, Bitlis, Arzan, Mayyafarakin (Silvan), Amid üzerinden Halep’e vardı ve oradan da, büyük Arap düşünür ve ozanı Abul-ala-af-Ma&#8217;arri ile tanışıp sıcak sohbet ve tartışmalarda bulunduğu Ma&#8217;arratun-Nu&#8217;man’a gitti.<br />
Nasir Husrev 1047 yılında Kahire’yi ziyaret ettiğinde, Fatimi halifesi el-İmam Mustansir Billah’ın sarayına gitti, orada 12 Huccet’ten biri olan Khawaji al-Muayyid Fiddin al-Shirazi ile tanıştı. Onunla Kuran’ın allegoric (mecazi, tevil) yorumları ve Şeriatın diğer sırlarını tartıştı; İmam Mustansir Billahı’ın haklılığına inandı ve onun İmamlığını kabul etti. Bu konuda kendisi şöyle söylüyor: “Dünyada Tavil –i muthaşabihat’ı (Kuran’ın mecazi yorumlarını) aradım, fakat onları, Fatımi halifeliği dışında hiçbir yerde bulamadım.” O, öğretmeni Al-Muayyid’i Divan’ında çok yüksek bilgilerinden ötürü şöyle övmektedir:<br />
“Kih kard az khtir-i-khwaja Muayyid Dar-i-Hikmat kushada bar tu yazdan shab-i-man rooz-i raushan kard Khawaja za burhanha-i-choon khurshid-ipakhshan. Mara . binamood hazir har do aakm ba yak ja dar tanam paida pinhan. (Al-Muayyid’in kalbinden, Tanrı benim için aklının kapılarını açtı. Öğretmenim (al-Muayyid) gecemi, güneş gibi doğru tartışmalarıyla aydınlık gündüze çevirdi. Bana hem kişiliğimdeki dünyaları gösterdi, hem onları sır olduğu kadar da açık bir biçimde kişiliğimin tek (dünyası) içinde (birleştirip) bana onları öğretti.)”<br />
Noor um Mubin’de –Rawzatus Safa. Habibus-Siyar, Dabistanul Mazahib’ten yapılan alıntılarla– Nasir Husrev’in felsefe bilgisini Cam al-Azhar’da elde etmiş olduğu yazılıdır. O, Daru’l-Hikmet’te geniş araştırmalar yaptı ve Dai-ui-Duwa&#8217;t (baş dai, dailer dai’si) çok zeki bir aydın ve diplomat olan Khawaja Al-Muayyid ile tartışmalara katıldı; ondan çok derin felsefe bilgisi kazandı. Daha sonra vezir Abu Nastre Sadka İbn Yusuf tarafından İmam Mustansır Billah’ın huzuruna çıkarıldı ve İmamın övgülerini aldı. Arkasından Nasir, İmam tarafından Dai-ud-Duwa&#8217;t unvanıyla onurlandırıldı. Sonra kendisi, davayı yaymak için atandığı kendi memleketi Horasan’a gönderilmeden önce çeşitli propaganda gezilerine çıkarıldı. Böylece Seyyidna Nasir Husrev İmam’ın hizmetinde üç ya da beş yılını geçirdi ve Horasan’da davanın propagandasına atandı. Kendisine Horasan Hucceti makamı verildi ve İmam’ın sarayında 12 hucetten biri oldu.<br />
2.2 Nasir Husrev’in İran’da İsmaili Davası etkinlikleri ve Ölümü<br />
Nasir Husrev, 1053 yılında Horasan’a dönünce bütün zenginlik ve lüksünden vazgeçti ve hemen büyük bir şevk ve tutkuyla Dava’nın propagandasına girişti. İsmaili davasını yaymaya Belh’ten başlamış ve ülkenin eyaletlerine Dai’ler ve Madhoon’lar (dai yardımcıları) göndermekteydi. Ayrıca o, farklı bilgi alanlarında güzel şiirler yazan bir ozandı; ulema ile tartışmaları ve konuşmalarında güçlü ve yetenekliydi. Fatımi Halifelerinin şanını övüyor ve onların İmamlık haklarını yeterli biçimde savunuyor ve kanıtlıyordu. Fatımi İmamlarının izleyicisi olmaktan gurur duyuyor, hatta kendisine Fatımi dedirtiyordu.<br />
Bu durum, Abbasi halifesine bağlı Sünni ulemanın, halkı ona karşı düşman olması için kışkırtmasına neden oluyordu, çünkü onlar Fatımilere düşman idiler. O sırada ülkede Selçuklular egemendi ve yöneticiler de Nasir’in kendileri için çok ciddi bir tehdit oduğuna inandırıldılar. Onu “Karmati, Rafizi, mulhid, dinsiz( bad-din)” olarak suçluyorlardı. Bu yüzden koğuşturmaya uğratıldı ve Belh’ten sürüldü. Nasir, Mazendaran’a sığındı.<br />
Mazendaran’a sığınma olayı Nasir’in bazı şiirlerinde kapalı olarak verilmekte ve bu, çağdaşı Abul-Maali in Bayanil-adyan tarafından da onaylanmaktadır. O burada da davanın propagandasını yapma girişiminde bulundu; fakat ne yazık ki, Belh’te yüzyüze geldiği aynı düşmanlıkla karşılandı. Bir kere daha yaya olarak Belh’in yolunu tutu ve önce Nişabur’a girdi. Orada yine davasını yayma şansını denediyse de aynı şiddetli düşmanlıkla yüzyüze geldi.. Bunun üzerine Bedehşan’a doğru yola çıktı ve Yamgan’a gidip yerleşti; burada etkin bir biçimde davayı başlattı. Yamgan’ı İsmaili davasının merkezi yaptı. Bu merkezden, dailerden başka, her yıl kendisi tarafından yazılmış davasını destekleyici bir kitabı eyaletlere gönderiyordu. Yapıtların çoğu Yamgan’da yazıldı. W. İvanow, zamanın siyasal koşulları onu, kendisi için tam bir hapishane olduğu anlaşılan bu dar vadi dışına çıkmaya bırakmadığını ve oradan ancak ölümün onu salıverdiğini söylüyor. Fakat bununla birlikte, Nasir Husrev daha sonra dış dünya ile, hatta Mısır’la bile bazı iletişim kuracak bazı araçlara sahip olmuştu. Burada sadece kendisi kitaplar ve kasideler yazmamış, Bedehşan yerel geleneğine göre Mısır’dan da dava kitapları getirtmekteydi (Farhad Daftary: The Ismailis,Their History and Doctrines. Cambridge University Press 1992: 216-218)<br />
Afghanistan, Russia, China. Chitral, Hunza, Gilgit’teki ve hatta dünyanın damı Pamir’deki İsmaili halklarnın varlığı onun yorulmaz gayretlerine borçludur. O vaız için komşu ülkelere sık sık gidiyordu. Şah Seyyid Nasir yerlileri İsmaililiğe çevirme çalışmalarıyla çok meşguldu ve Hindistani ziyaret ettiği Doğu’ya doğru geniş geziler bile düzenliyordu. Bütün bunlar Nasir Husrev’in Gawhar-i Raz kitabında kayıtlıdır.<br />
Denilmektedir ki, bir keresinde o Çitral’da Munjgan (Lutkoh) denilen yere gitti ve orada kısa bir süre kaldı. Bu yerin vatandaşları bugün, onun kaldığı yeri bir tapınak gibi kutsamaktadır. Ayrıca ellerinde, Nasir tarafından Arapça’dan, Türkçe ve Farsçaya çevrilmiş kitaplar bulunmaktadır. Bundan başka onlar, onun çok ünlü Huccet sandaletleri ve pelerinine sahip bulunduklarını ileri sürmektedirler.<br />
3. Nasir Husrev’in Yapıtları ve Bazı Metin Örneklemeleri<br />
Nasır Husrev’in ölümüne ilişkin bir tartışma vardır. Bazıları, onun 140 yaşlarında öldüğünü söylerlerse de, modern araştırmacılar onun 100 ile 87 yaşları arasında ölmüş olduğu düşüncesindedir. Büyük bilgin Taqi Zadah (Taki Zade), büyük düşünür Nasir Husrev’in 481 (1088-9) yılında öldüğünü belirten, Hacı Halife’nin, yani Katip Çelebi’nin (1609-1657) Takvimu-t-Tevarih adlı kitabına yazdığı girişte onu destekler. Hakim Nasir Husrev Yamgan’da öldü ve oraya gömüldü. Onun türbesi Bedehşanlı yerliler tarafından kutsal bir tapınak gibi saygı göstermektedirler. Nasir Husrev, anısı zaman içinde asla silinmeyecek ve yüzyıllar boyunca yaşayacaktır; onun insanlık erdemi anlayışı akıl ve bilgelikti.<br />
Nasir Husrev Divan’ında der ki,<br />
“Peygamberin soyundan gelenlerin (Tayid-i al-Rasul) ruhsal yardımı olmasaydı, benim ne değerlendirilecek ve yararlanılacak her hangi bir kitabım ve ne de başkalarına öğretecek herhangi birşeyim olacaktı”.<br />
Pek çok İranlı doğaçlama ozanıdır, fakat Nasir Husrev’in şiirleri ahlaksal, düşünsel ve dinseldir.<br />
Nasir Khusraw çok yüksek değerde ve hem şiir hem düzyazıda ilginç olan çok sayıda eserler yazmıştır. Bu büyük yazarın yapıtlarının çoğu, Bland, Dorn, Ethe, Fagnan, Noldeke, Pertsch, Riev, Schefer gibi yetkin batılı bilim adamları tarafından çok dikkatli araştırma ve inceleme hedefleri arasına alınmıştır. Onun dinsel ve felsefi görüşleri yoğun bir biçimde dizelerinde çizilmiştir.<br />
Nasir Husrev’in büyük yapıtlarından, acılı ve sıkıntılı sürgün yıllarında hazırladığı Divan’ı, çok önemli felsefi konuları içerir. Şiirlerinin özellikle sanatsal değeri yüksek değildir, fakat hala araştırmacısını bekleyen felsefi ögeler İran Edebiyat tarihi için çok büyük önem arzetmektedir. O, İsmaili öğretisinin sistemli bir kursu değil, ama tam bir ansiklopedisi konumundadır. Dilbilimsel duruşuyla dahi yapıt olağanüstü biçimde ilgi çekicidir. Farsça tekstin iyi bir baskısı 1928 yılında Tahran’da çıkmıştı; onun içine pek uzun olmayan iki de didaktik şiir ekliydi.<br />
Rushana i-Nama (Işığın kitabı) adını taşıyan, Krallık aristokrasisini keskin bir biçimde eleştiren ve köylüleri öven mutluluğun kitabında “ben her canlıyı besleyen (bir) yaratığım” sözü oldukça ilgi çekmiştir.<br />
Nasir&#8217;in en tanınmış düzyazı yapıtı Sefer-Name’dir. Ancak ne yazık ki, bu çalışma bize biraz değiştirilmiş biçimiyle gelmiştir ve büyük olasılıkla bir Sünni el tarafından kopya edilmişti. Nasir’in diğer yapıtları İsmaililiği öğreten metinlerden oluşur. Onların arasında ilk yeri Zad-al Musafrin (Yol Tedariği) alır. Bu kitap, kozmografi doğasının en değişik sorunlarına metafiziksel çözümler getirmeye uğraşan özel karakterde bir ansiklopedidir: Tevil ya da mecazi yorum doktrini; cennet, cehennem, kıyamet, kabir azabı, güneşin batıdan doğuşu gibi tarafından açık bir biçimde verilmiş herşey, bu eserinde mecazi olarak açıklanmıştır.<br />
İkinci derecede önemli olan Vech-i-Din (Dinin yüzü) İsmaililiğe giriştir; okuyucu, biraraya getirilip birleştirilmiş Kuran’dan alıntılar (ayetler) aracılığıyla derece derece İsmaililik inancının içine sokulur. Son yıllarda Pamirli İsmaililer arasında bulunup yayınlanmış Umm-ul Kitab benzeri çok sayıda risale, yazarımız Seyyidna Nasir Husrev’e güven sağlamaktadır. O da İsmaili öğretilerini yayan bir düzüneden fazla risale (kitapçık) yazmıştı. Bunlar arasında, içinde teoloji ve felsefe arasında uyum oluşturmaya giriştiği Jami al-Hikmatayn (Aklın Uyumu)vardır. Diğer çalışmaları Khwan al lkhwan., Shish-Fasi, Gushaish wa-Rihaish (Feragat ve Teslimat), Bustanul-uqul, Daliui-Mutahhareen etc. adlarını taşımaktadır. Nasir’in çok sayıdaki yapıtlarından bir kısmı günümüze iyi durumda ulaşamamıştır.<br />
Çağdaş İsmaili araştırmacı, onun kitapları üzerinde geniş incelemeler yapmış ve onların çoğunu Urducaya çevirmiş bulunan Nasir Hunzai,<br />
“Nasir’in eserlerinin dikkate değer bir bölümü iyi baskılar içinde bugün mevcut bulunduğu halde, hiçkimse onun çarpıcı kişiliği üzerinde yeteri kadar aydınlatıcı olduğunu ileri süremez”<br />
demektedir.<br />
Nasir Husrev büyük bir filozof ve ozan olduğu halde, onun işlediği ana konu din olmuş. Şiirlerini ve felsefesini, İsmaili davasının propagandası için kullanmıştı. Seyyidna Nasir, daima taid-i-İmam (İmamın manevi yardımı) sayesinde ruhsal yücelmeye erişmesiyle gurur duymuştur. Bu yücelme felsefeye başvurmadan, Tanrı&#8217;ya doğru ilerleyerek gerçekleşir ancak, şöyle söylüyor bu konuda:<br />
“Karkunan-j-khudai ra chubibeeni, Dil nadihi bazbah flasafah marhooh, Rui chu soui kouda-odin haq aari, Zoor-i-tan-o-noor-i-dilat gardad afzoon.(Tanrının sıfatlarını gözlemleyeceğin zaman, felsefe tarafından asla rehin alınmayacaksınız, yani felsefeye bağlı kalamazsınız. Tanrıya doğru ilerleyerek doğru yolu izlerseniz, sizin fiziksel gücünüzle birlikte ruhsal yücelmeniz artacaktır)”<br />
3.1 Sefername’de Mısır ve Kahire’nin Varsıllığı<br />
Nasir Husrev’in “Sefername”si, Mısır’ın sayılamaz varsıllığı kadar, halkının güncel yaşamı, dükkanları, bahçeleri, anıtsal kapıları, saraylarıyla al-Mustansir yönetimi döneminden canlı sözcükler içinde Fatimi İmparatorluğu&#8217;nun büyük tantanasının parlak bir resmini verir. Kahire kenti üzerine yazarken Nasir şu betimlemeyi yapmaktadır:<br />
“Kahire’de yirmi binden daha az dükkan olmadığını tahmin etmiştim. Onların hepsi de al-Mustansir’a ait bulunmaktaydı. Çoğu dükkanlar ayda on dinar kadar çok paraya kiraya veriliyordu, hiç biri iki dinardan daha aşağı değildi. Kervansarayların, hamamların ve diğer genel yapıların sonu yoktur. Hepsi Sultan’ın mülkiyetindedir, hiç kimse evleri ve kendi yaptırdıkları dışında mülk sahibi olamazdı. Yeni ve eski Kahire’de Sultan’a ait sekizbin bina olduğunu ve aylık toplanan kira bedeliyle icara verildiğini işittim. Bunlar icara verilir ve istekli kiracılık üzerine halka kiraya verilirdi; hiç bir baskı türü kullanılmazdı.” (W.M. Thackston, Jr., Naser e-Khosraw’s Book of Travels (Safarname), State University of New York, Press, State University Plaza, Albany, N.Y. 1986: 45)<br />
Daha ileride şunları anlatıyor:<br />
“Şehirdeki evlerin arasında kuyularla sulanan bahçeler ve meyvalıklar vardı. Ancak hayal edilebilir en güzel bahçeler Sultanın haremindeydi. Damların üzerinde bile ağaçlar dikilmiş ve eğlence parkları inşa edilmişti. Oradayken, bir aylığı onbeş dinara kiralanmış olan onikiye yirmi arşın (yaklaşık 9&#215;15 m.) ölçülerinde bir arsa üzerinde kurulmuş bir evdeydim. Ev dört katlıydı ve üçü kiraya verilmişti&#8230; Bu evler öylesine şahane ve güzeldi ki, taş, tuğla ve alçıdan değil, mücevherlerden yapıldığını sanırdınız. Kahire’nin bütün evleri birbirlerinden ayrı inşa edilmiştir, o kadar ki, hiçkimsenin ağaçları ya da bina saçakları, başka bir kimsenin duvarlarının karşısında değildir. Kahire’de, Cuma günleri insanların namaz kıldığı (dua ettiği) dört büyük cami vardır. Bunlardan birine al-Ezher denilir, diğeri al-Nur, bir diğeri al-Hakim camisi. Dördüncüsü ise al-Muizz camisidir. Bu sonuncu cami kentin dışında Nil kıyısı üzerindedir. Mısır’da yüzünüzü kıbleye döndürdüğünüzde, Aries bayırlarına doğru eğilmek zorundasınız.” (W. M. Thackston, Jr., Naser e-Khosraw’s Book of Travels (Safarname), State University of New York, s.47)<br />
Nasir Husrev Kahire pazarlarını anlatırken şu önemli bilgileri veriyor:<br />
“Eski Kahire tüccarları pazarlıklarında namusludurlar, onlardan biri bir müşteriyi aldatırken (hile yaparken) yakalanırsa, elinde bir çıngırakla deveye bindirilir ve kentin her yerinde çıngırak çaldırılarak dolaştırılırdı. Bir yandan da şöyle bağırmak zorunda kalırdı: ‘Ben bir (müşteriye karşı) suç işledim ve cezamı çekiyorum. Yalan söyleyen herkim olursa olsun, halka açık ayıplamayla (kınama ile) cezalandırılır!’ Bakkallar, eczacılar ve gezginci (sokak) satıcıları, sattıkları herşey için &#8211; bardak, çömlek, hatta kağıt da olsa-, torba verirler. Kandil yağı şalgam ve turp tohumundan elde edilir ve adı zayt harr’dır. Susam az bulunur ve yağı pahalıdır. Zeytin yağı ise ucuza satılır. Fıstık bademden daha pahalıdır, fakat acıbademin 10 maund’u2 bir dinar’dan fazla değildir. Tüccarlar ve dükkancılar çarşı-pazara gelip giderken semerli eşeklere binerler.” (W. M. Thackston, Jr., Naser e-Khosraw’s Book of Travels (Safarname), s.55)<br />
Arkasından da ekliyor Nasir Husrev:<br />
“Mısır halkının güvenliği ve refahı öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, kumaşçılar; sarraflar ve mücevherciler (kuyumcular) dükkanlarının kapılarını bile kilitlemezler. Onlar sadece dükkanlarının karşısında bir çadır açıp otururlar ve hiç kimse herhangi birşeye dokunmaz.”(Agy.s. 57)<br />
Nasir Husrev’in tanık olduğu bir şehzadenin doğum gününü betimlemesi de dikkate değer:<br />
“1047 yılı içinde Sultan, bir oğlunun doğum günü için genel şenlik düzenledi (buyurdu): Şehir ve çarşı-pazar öyle bir donatıldı ki, doğrusu anlatılmaya değerdi. Bazı kimseler inanmıyacaktır; kumaşçılar ve sarraflar altınla, mücevheratla, paralar, altın sırmalı kumaş ve nakışlarla dükkanlarını öyle bir süsledikler ki, içinde oturacak yer kalmadı. Sultanın yönetimi altındaki halk tamamıyla güven altındaydı; hiç kimse onun ajanlarından korkmuyor; adalet dışı cezalara uğramayacakları ve herhangi bir kimsenin mülküne göz dikilmeyeceğine dair ona güveniyorlardı. Öyle varsıl kişiler gördüm ki, Pers halkının buna asla inamıyacağını ifade etmek zorundayım. Onların zenginliklerinin sınırını ya da sonunu bulamadım. Böyle bir huzur ve rahatlığı başka yerda asla görmedim.” (Agy. s.55)<br />
Kudüs’te Fatimi varlığının işaretleri de hesapsızdı. Nasır Husrev onlardan bazıları tarafından etkilendi: Örneğin, dip çevresi üzerinde altın harflerle al-Mustansır’ın adı yazılı Kaya Kubbe’nin gümüş kandillerle donatılmış olması. Ayrıca Filistin’in Fatımi valisi de Haram mahalllesinde bir bir bina inşa etmişti ve yazıtlarına Nasır Husrev hayran oldu. Fatimi varlığı Hebron’daki İbrahim (sunağında) tapınağında da görülür; genişletilmiş ve yeniden dekore edilmiş bulunuyordu. (Agy. 21-25)<br />
3.2 Sefername’de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan Canlı Betimlemeler<br />
Nasir Husrev 1046 sonbaharında Hoy ve Bargri (Muradiye) üzerinden Doğu Anadolu’ya giriyor. 14 Kasım günü Van’a ulaşıyor. Van, Vastan (Tatvan), Ahlat, Bitlis, Mayyafarekin (Silvan), Erzen, Amed (Diyarbakır), Harran, Karul (Urfa?) kent ve kasabaları birbirine bağlayan kervan yolunu izleyerek 3 Ocak 1047 tarihinde Suruc’a gidiyor. Ertesi gün Fırat ırmağını geçerek Suriye topraklarındaki ilk kasaba olan Manbec’e vardığını yazıyor büyük gezgin. Bir buçuk aydan birkaç gün fazla bir zaman içinde geçmiş olduğu bu kent ve kasabalar hakkında gözlemlerine dayanan gerçek bilgiler vermektedir. Yaşayan halkları, konuştukları diller, yöneticileri, geçim kaynakları, çarşı-pazarları, surları, camileri, türbeleri, kent kapıları; akar suları bağları bahçeleri hakkında gördüklerini ve işittiklerini kısa notlar halinde –adına uygun biçimde– Sefername’sine geçirmiştir. En geniş bilgiyi, dönemin çok gelişkin iki kenti olan Mayyafarekin (Silvan) ve Amed (Diyarbakır) hakkında buluyoruz. Burada dikkatimizi çeken bir noktayı belirtmekten geçmek istemiyoruz: Nasir Husrev bölgede yaşayan halklar ve diller hakkında verdiği bilgiler arasında Kürtler ve Kürtçe’den tek sözcük bulunmadığı gibi, geçtiği bölgeyi de Kürdistan olarak adlandırmamaktadır. Kuşkusuz o dönemde bölgede Kürtlerin yaşamadığı söylenemez; ancak acaba, Kürtler büyük ölçüde kent yaşamı dışında bulunmayı ve dağlık / kırsal alanlarda konar-göçer (nomadic) özgürlüğü mü tercih etmekteydiler? Yoksa, varlıklarını gösteremiyecek kadar yokluğu mu yaşamaktaydılar?<br />
11.yüzyılın ortalarına doğru bölge kentlerinin kısmen sosyal-siyasal ve ekonomik yapısı hakkında birinci elden gelen bu bilgileri çok önemli bulduğumuz için Sefername’den çevirerek aşağıda veriyoruz:<br />
“14 Kasım 1046’da gittiğimiz Van ve Vastan (Tatvan?) pazarlarında koyun-kuzu gibi domuz satılmaktaydı. Kadın ve erkekler, en ufak bir engel olmaksızın, birarada oturup dükkanlarda içki içiyorlardı. Bundan sonra 20 Kasımda Ahlat’a ulaştık. Bu kent Müslümanlar ile Ermeniler arasında bulunan bir sınır kentidir. Melik Nasr al-Din yüz yaşın üzerinde ve herbirine bir bölgeyi vermiş olduğu bir çok oğlu bulunuyordu. Burada Arapça, Farsça ve Ermenice olmak üzere üç dil konuşuluyor. Bu kente neden Akhlat adı verildiği konusunda benim varsayımım şudur: Sözcük, Arapça khalata ‘karışım yapmak, karıştırmak’ fiil kökünden çekilmiştir; Ermenicede Khlat, Arapça’da ise resmi olarak Khelat denilmektedir. Ahlat’ta tüm ticari ilişkilerde nakit para kullanılmakta ve para birimleri 300 dirheme eşit olan Rotl denilmektedir.”<br />
“22 Kasım 1046‘da Ahlat’tan ayrıldık. Bir konaklama yerine geldiğimizde kar yağmaya başladı; hava aşırı derecede soğudu. Ovadan ilerimizdeki kasabaya doğru giden bir yol kesimi vardı; yanında sıra halinde toprağa kalaslar-kalın sırıklar dikilmişti. Öyle ki, karlı ve tipili günlerde halk ancak bu kalın sırıkları ya da ağaçtan direkleri izleyerek yollarını bulabiliyorlardı. Bu yoldan doğruca, bir vadi içinde kurulmuş bulunan Bitlis’e gittik. Bize sattıkları hesaba göre, bir dinar karşılığında 100 maund’luk bal satın aldık. Dediklerine bakılırsa, bu kentte bir yılda 3-4 yüz küp ya da kavanoz bal üreten kişiler vardı.”<br />
“Buradan ayrılırken ‘dur ve bak’ anlamına gelen ‘Kef Onzar’ kalesini gördüm, onu geçerek Veysel Karani tarafından inşa edilmiş olduğu söylenen bir caminin bulunduğu yere geldim. Burada, dağ eteklerinde dolaşan ve selviye benzer bir ağaç kesen insanlar gördüm. Onlara bu ağaçla ne yaptıklarını sordum. Onlar da bana, ağacın bir ucunu ateşin içine koydukları zaman öbür ucundan zift-katran çıktığını açıkladılar. Sonra onu çukurlarda toplayıp, sandıklara-kutulara doldurup hepsini satmaya gönderdiler.3 Ahlat’tan sonra kısaca sözettiğim bölgeler Mayyafarekin’e (Silvan) bağlıydılar. Bitlis’ten Arzan (Erzen) kasabasına geldik. Burası akarsuları, meyva ağaçları, bahçeleri ve çok iyi pazarlarıyla gelişmiş bir yerdi. İran aylarından Adhar (22 Kasım-21 Aralık) süresince Erzenliler, raz-e armanuş dedikleri üzümün 200 maund’unu (320 kg.) bir dinara satıyorlar.” (Ayg, s. 6-7)<br />
“Oradan (Erzen’den) 28 fersah (28 x 6 =168 km) uzaklıktaki Mayyafarekin’e (Silvan) geldik. Belh’ten Silvan’a kadar aldığımız yol 552 fersah (3312 km) olmuştu. 28 Kasım 1046 günüydü. Ağaçlar üzerindeki yapraklar hala yeşildi. Burası, her biri 500 maund ağırlığında (yaklaşık 800 kg) olan beyaz taşlardan yapılma muazzam bir korunma suruna ve aynı beyaz taştan yapılma her 50 ell4 (yaklaşık 25 m.) aralıkla yüksek bir kuleye sahip bulunuyor. Surun üst kısmı tamamıyla mazgallanmıştır ve yapıcı başustanın onun üzerinde çalışmasını bitirmiş olduğu görünüyor.5 Şehrin batı tarafında, taş kemerli giriş (sundurma) içine yerleştirilmiş, içi tahta döşemesiz salt demirden tek giriş kapısı var. Ayrıca bir Cuma camisi var ki onu tanımlamak çok uzun sürer. Kısaca olarak, abdest alma havuzu kırk bölmeyle yüzyüze bulunur; onların herbirinin arasından, biri görünen-açıkta ve kullanım için olan, diğeri ise toprağın altından, kirli suyu boşaltan ve sarnıçlara taze su dolduran iki büyük kanal geçmektedir. Kervansaraylar, Pazar yerleri, hamamlar ve Cuma günleri kullanılan diğer cemaat (toplu tapınma) camisi kentin dışındadır…” (Agy., s.8)<br />
Nasir Husrev Silvan’ın kuzeyine düşen Mohdatha adında ve aynı şekilde hamamları, pazaryerleri ve Cuma camisi bulunan bir kasabaya değiniyor. Bir başkası da, Mayyafarekin’den (Silvan) 4 fersah (24 km) uzaklıkta bulunan, bizzat bölgenin büyük Meliki yüz yaşındaki ve tam unvanıyla Ezz- al-Eslam Sa’d al-Din Nasr al-Davla Şaref al-Mella Abu Nasr Ahmed tarafından kurulmuş Nasriyya kentidir. Ardından Nasir Husrev, “Yeryüzünde asla benzerini görmediğini” söylemiş olduğu Amed’in (Diyarbakır) tanıtımına geçiyor:<br />
“Amed ile Mayyafarekin arası 9 fersah (54 km) tutmaktadır. Eski hesaba (İran takvimine )göre Day ayının 6.günü (11 Aralık 1046), temelleri yekpare kaya (monolitik) üzerine kurulmuş olan Amed’e ulaştık. Kentin uzunluğu ve genişliği 2000’er adımdır (yani kare planlıdır İ. K.). Her kesilip yontulmuş taş parçası 100 ile 1000 maund (160/1600 kg) ağırlığında, hepsi siyah kaya cinsinden yapılma bir çevre suru vardır. Bu taşların yüzyüze birleştirilmesi öylesine ustacadır ki, çamur veya alçıya/kirece gerek duyulmaksızın biribirine tam uyumu sağlanmıştır. Sur duvarının yüksekliği 20 cubit (yaklaşık 10 m.), genişliği ise bunun yarısı kadardı. Her 100 ell (yaklaşık 50 m.) aralıkla bir kule yapılmış ve herbirini yarım dışçevresi 80 ell (40 m. kadar) tutmaktadır. Mazgallar dahi aynı siyah taştan yapılmadır. Kentin içinden sur üzerindeki düzlüğe (platforma) insanların çıkmasını sağlayan taş merdivenler vardır. Her kulenin tepesi de meyilli bir mazgal boşluğudur. Amed’in dört giriş kapısı bulunuyor ve hepsi de salt demirden, hiç tahta kullanılmamış. Bu kapılardan her biri bir ana yöne bakmaktadır: Doğudakine Dicle Kapısı, batıdakine Bizans Kapısı, kuzeydekine Ermenistan Kapısı ve güneye bakana ise Tell Kapısı adlarını taşıyor. Yukarıda tanımlanan sur duvarının dışında, aynı cins taşlardan yapılma bir dış sur daha bulunmaktadır. İç surun yarı yüksekliğinde (5m) yapılmış olan bu duvarın üstü de tamamıyla mazgallarla (delikleriyle) kaplıdır. Mazgalların iç tarafında, tamamıyla silahlı bir adamın durması, geçmesi ve kolayca savaşması için yeterli genişlikte bir geçit vardır. Dış sur da demir kapılara sahiptir, bunlar iç surun kapılarının tam karşısındadır. Öyle ki, bir insan dış surun kapısını geçtiğinde, iç surdaki kapıya ulaşmadan önce 50 ell (25 m. kadar) uzunluğunda bir boşluğu yürümesi gerekiyor. Kentin içinde bir yerde, beş değirmen taşı büyüklüğünde granit kayadan çıkan bir kaynak su (pınar) var ve suyu son derece hoştur. Ancak bu su kaynağının nerede olduğunu hiçkimse bilmez. Kentte çok meyva bahçesi yetiştirilmiş ve ağaçlar bu suya borçlu ve minnettardır. Bu kenti yöneten kişi, daha önce kendisinden sözettiğimiz Nasr al-Davla’nın oğullarından biridir.”<br />
“Dünyada, Arap, Fars, Hindu ve Türk ülkelerinde, çevresi surlarla çevrili çok kentler gördüm; ancak, yeryüzünde Amed’in benzerlerini asla görmedim ve ne de onun dengini-benzerini görmüş olduğunu söyleyen herhangi bir kimseyi işittim. Bu şehrin cemaat camisi de siyah taştan yapılmıştır ve bundan daha mükemmel ve daha sağlam bir yapı hayal bile edilemez. Caminin iç tarafında yekpare taştan yapılma 200 tane acayip sütunlar durur. Sütunlar kesme taş kemerle birbirinne bağlanmış ve kemerlerin üstünde, birincisinden daha kısa olan sütunlardan bir bölüm vardır; yani, sütunlu kemerlerden bir üst sıra daha oluşturulmuştur. Bütün damlar sivri, yani konik biçimdedir. Taşlar yontularak ve oyularak kullanılmakta ve desenlerle süslenmiştir. Caminin avlusunda, tepesine geniş ve yuvarlak bir havuz olan kocaman bir taş yapı yerleştirilmiş. Bir adam boyu kadar olan bu taş havuzun dış çevresi 10 ell (5 m.) kadardır. Havuzun tam ortasından, temiz su fışkırtan pirinç madeninden bir boru yükselmekte; düzenek öylesine yerleştirilmiş ki, suyun girişi ve akıtılışı gözle görülmemektedir. Bu tür muazzam abdestalma havuzları hayal edilebilir en güzel şeydir; yalnız Mayyafarekin’inki beyaz taştan iken, Amed’inki siyah taştan yapılmıştır. Bu caminin yanı başında, aynı siyah taştan işlenerek yapılmış ve zemini desenli mermerlerle döşenmiş büyük bir kilise bulunuyor. Hıristiyanların tapınma yeri olan kubbenin altında, daha önce benzeriyle asla karşılaşmamış olduğum, kafes biçiminde yapılmış bir demir kapı gördüm.”<br />
“Amed’den Harran’a iki yol vardır: onlardan biri, geçtiği yerlerde yerleşme bulunmamamakta ve 40 fersah (240 km.)uzunluğundadır. Diğeri 60 fersah (360 km.) tutuyor ve yol boyunca ise çoğu Hıristiyan olan pek çok köy bulunmaktadır. Biz kervanla bu yoldan gittik. Ova, hayvanların kaya üzerine basmadan güçlükle bir adım atabildiği birkaç kayalık yer dışında oldukça düzdür. Eski İran Day ayının 22’siydi (27 Aralık 1046) Harran’a vardığımızda. Hava tıpkı Horasan’daki Navruz havasına benziyordu. Oradan da Karul (Urfa?) adını taşıyan bir kasabaya geldik. Orada bizi bir genç adam evine davet etti…” (Agy., s.8-9)<br />
Nasir Husrev, bu evde altmış yaşlarında bir bedevi Arabın kendisine Kuran okumayı öğretmesini isteğini yazmakta; gece boyunca Nas suresinin birkaç ayetini bir türlü öğrenemediğnden yakınmaktadır. (Agy., s. 10)<br />
3.3 Nasir Husrev&#8217;in Maddi Dünyada İnsan Ruhunun Yaratılışı Üzerine Düşünceleri<br />
“…Maddi dünya içinde görünen herşey üç mertebeli olan Nefs-i Kül&#8217;dendir. Maddi dünyanın kendisi üçüncü yeri kapsadığı için, demek ki Nefs&#8217;ten sonra gelen Akl-ı Kül&#8217;den oluşur. Bu üç kategori içinde Akl-ı Kül erkek, Nefs-i Kül kadına ve onlardan (gelen) heyula’ya (özmadde, tohum) benzer. Maddi dünya henüz bir çocuk gibiyken, potansiyel olarak o pek çok döl (ürün) içermektedir. Ve dünya, o daha yüksek ilkelerin (hadd) ardından üçüncüdür; onun içinde görünen herşey Akıl&#8217;ın yardımıyla (tayid) Nefs-i Kül&#8217;den şu katagorilere (mertebelere) bölünebilir: Birincisi, ağaçlar veya otlar-çimenler gibi dünya bitkilerinin yetişmesini(rustani-ha) sağlayan bitkisel ruhtur (nefs-i namiya).”<br />
“İkincisi duygusal ruhtur (nafs-i hissiyya) ki o; bütün konuşamıyan hayvanların -otçul ve etçil ya da suda yaşayanların- hepsinde vardır. Üçüncüsü, akıl ile hüküm veren ve konuşma melekesine sahip insanoğlunun içindeki konuşma ya da uslama-usavurma (sukhan-guy) ruhudur. Bütün bu üçüncü tür ruh, Nefs-i Kül’den etkilerini alırlar. Nefs’in (ruhun) diğer iki çeşidi, insan ruhunun yaptığı gibi besinlerini Akl-ı Kül’den almazlar; bu nedenle, yani hepsi ondan gıda almadıkları için ona geri dönmezler; demek ki hayvanlar ve bitkiler daha yüksek dünyaya (alem-i ‘ulvi) dönüş yapamazlar. Benzer şekilde konuşma melekesine sahibolmayan ve akıldan pay almamış (insan) ruh da o dünyaya asla geri dönemeyecektir.”<br />
“Nefs-i Kül’ün eylemi (işi), güneşten yeryüzüne parlayan ışık gibidir; öyle ki dünya o ışıkla aydınlanır, güneş battığı zaman aydınlık da kaybolur. Güneş, ışığın bir miktarını toplayabilen bir ayna ya da bir kristal üzerinde (düştüğü) parladığı zaman, kristal ya da aynanın etkisi yüzünden öyle bir parlaklık kazanır ki, onunla ateş yakılabilir ve ondan herhangi bir zamanda ışık elde edilebilir. Böylece o güneşin yaptığı aynı işi yapar; yani ölçüsü oranında ışık ve (ısı) sıcaklık üretir. Aynı şekilde, Nefs-i Kül’ün (etkinliğinin) işi, insan vücudunda (kalbad-i mardum) ortaya çıktığı ve daha sonra Akl-ı Kül’den besinini aldığı zaman, kendi aslının bilgisini kazanarak, ve Tanrının birliğini (tevhid) bilip öğrenerek, sonra bütün bunlar aracılığıyla, vücut içindeki insan ruhu, Nefs-i Kül ile benzerlik oluşturur; tıpkı ayna ya da kristal üzerinde güneş ışığının etkisinin, kendi aslı olan güneşe benzerlik oluşturduğu gibi. Ancak, (ayna ve kristalin durumundaki gibi) güneş battığı zaman, (görünürdeki) ateşin ışığı kaybolmaz; böylece, aynı yöntemle, ruh (nefs) Akl-ı Kül’den gıdasını alınca ve daha sonrakine benzeyerek Nefs-i Kül’a dönüşür. Nefs-i Kül bizzat Akl-lı Kül ile yeniden birleştiği zaman, sonsuz mutluluğa ulaşılır. Bu şekilde biz maddi dünyada (alam-i cismani), ondan yararlanan Nefs’in (Ruhun) üç eylem biçimini bulduk: Biri ruyanda, yani bitkiler (içindeki) olarak bitkisel; diğeri, hayvanlar olarak khuranda ‘yiyen’ ve üçüncüsü ise insanoğlu olarak sukhan-guy ‘konuşan’. Nefs’in bu üç çeşidini de insanın içinde toplanmış bulduk, şöyle söylersek: İnsan, bitkiler (ağaçlar) gibi büyüyor, çünkü o yerken bir ölçü-oran içinde serpilip gelişir; insan hayvanlar gibi yiyor, çünkü o yiyecek ve içecek tüketmektedir; bunlar ikinci kategorisidir, üçüncüsü ise insanın konuşabilmesidir. İşte bununu için biz diyoruz ki, insanın kendi içinde, dünya bütünlüğe (tamama) ulaşmıştır. Eğer dünyanın tamamlanması (mükemmelliği) insana bağlıysa, o insan ruhunun (nefs’in) vücuttan ayrılabilir olması ve daha yüksek dünyaya (alam-i ulvi) gitmesi zorunluğunu takibeder, çünkü oradan gelmiştir. Bu dünyaya da bir daha dönemez, çünkü mükemmele-tamama ulaşmış olan, eksikliği (noksanlığı) talep edemez. Eğer insan ruhu burada olsaydı ve onun aracılığıyla dünya tamamlanmış bulunsaydı, onun için yeniden geri döndürmek olanaksız olurdu, çünkü bu aşırılıktır. Aşırılık, mükemmelliğin-tamamın üzerinde hem kusur hem de fazlalık oluşturur&#8230;.” (İsmaili Electronic Library and Database&#8217;den)<br />
3.4 Nasir Husrev’in Ali ibn Abi Talib’i Tanımlayışından Kısa Bir Ayrıntı<br />
“…İnanan insan, Tanrı tarafından konulmuş ilkeleri tanıdığı zaman, büyüklüğüyle uygun olmayan (na-sa) herhangibir şeyi O’na yüklemeyi keser; her ilkenin (hadd) durumunu-erdemini (fadl) tanıyarak, onun yarattığı –canlı ve cansız– alemleri Tanrı&#8217;yı benzetmeyi bırakır. Bunun için Tanrı insanlara der ki:<br />
‘(K. xı, 3) Tanrınızdan bağışlanmayı dileyiniz ve tövbe edip pişman olduğunuzu gösterdiğinizde, bir (değerlendirme) adlandırma ve zaman tayiniyle zevk alacağınız iyi bir gereksinim sağlayacak ve ayrıcalık üzerine ayrıcalık (iyilik) verecektir herbirinize; fakat arkanızı dönerseniz, sizin için korkarım büyük günün azabı bekliyor”.<br />
“Değerlendirme-adlandırma’ ya da ‘zaman tayinetme-saptama’nın anlamı, dünyada size gerçek bilginin (ilm-i Hakikat) yolunu göstermektir. O zaman, bilgisiyle (ilm) ruhlarınızın öğretmeni (parvardgar) olan zamanın Efendisini (Khudavand-i zamana’i khviş) bellemiş olacaksınız. Sonra o diyor ki,<br />
‘Durumuna göre Efendinize (khudavand-i fadl) karşı görevinizi tamamlayınız. Eğer siz yüzlerinizi ondan çevirirseniz, size Büyük Gün’ün azaplarından bazısını size göndermek zorunda kalacağım.’<br />
“Bu nedenlerden dolayı, inanan kimsenin (müminin), maddi ve manevi dünyasında, yüksek olan birine daha alçak, ya da alçak olan birine daha yüksek muamele etmeksizin, her yaratılış (hadd az hudud) ilkesinin gerçek durumunu tanıması, zorunludur. Ve onları gerçek durumuna göre, bu şekilde doğru yolu (rah-i rast) izleyerek tanımalı. Her kim, daha yüksek olana cehenemlik bir davranışta bulunursa, Tanrının ona söylediklerinden biri olur.”<br />
‘(K.v, 72): Yemin ederim ki, ‘gerçekte Meryem oğlu Messih Tanrı’dır’ diyenler kafir oldular. Oysa Messih’in kendisi, ‘ey İsrail Oğulları! Benim ve sizin efendiniz olan Tanrı&#8217;ya tapının’ dedi. Gerçekte, bir kimse Tanrı&#8217;ya zerre ortaklık yapsa (şirk koşsa), Tanrı ona cenneti yasak eder ve onun son gideceği yer cehennemdir; günahkarlara yardım edecek hiç kimse bulunmayacaktır.’<br />
“Bu ayet, inananların emiri Ali b. Abi Talib’in –barış onun üzerine olsun– Tanrı&#8217;ya, peygamberimiz Muhammed’den –barış onun da üzerine olsun– daha yakın olduğu ya da Ali b. Abi Talib’in Tanrı olduğunu söyleyen kimselere de uygulanabilir. Böyle insanlara ghaliyan (hyperbolists, abartıcılar, aşırılar) denilmektedir. Oysa inananların emirinin kendisi (Ali) şöyle söyemiştir:”<br />
‘Bir keresinde Tanrının peygamberi (Muhammed) ağzını kulağıma dayadı ve bana bin fasıllık (bölüm) bilgi (ilm) ulaştırdı ve bana her bölüm içinde yeni bir bin bölüm açıklandı-bildirildi.’<br />
“Bizzat Ali, Peygamberin kendisine öğretmenlik yaptığını belirttiği için, onun Pygamberden daha büyük ve daha önemli olduğunu söyleyen herkes yalancıdır. Her kim ki, (Peygamberin) yaşadığı Şeriat döneminde onun Wasi’si (Ali) hakkında yanlış fikirler yayarsa o kafir olur. Bu nedenlerden dolayı, aşırılar-abartmacılara ilişkin olarak inen ayeti zikrettik. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Nefs-i Kül’ün mükemmelliği (tamamı) ve gizli-edilgen güç durumundan, onun güncel erişime (marifete-hünere) geçişinin Natık, Asas, İmam6 ve onların yandaşlarının ruhlarında başarılı olduklarını söyleyebiliriz. Bu ruhların, vücutlarına girmeden önce, bireysel varlıkları-var oluşları yoktu, fakat onlar gizli güç (potansiyel) olarak kaynaklarında (küll-i khviş) kaldılar, tıpkı bir insanın gizli gücü birçok insanların atası olması gibi&#8230; Ali’nin soyundan gelenler (torunları), yani Aleviler de öyledir; onlar ebedi yaşayan ruhlar olarak bu dünyada mevcuddur. Onlardan önce var olanlar ya da onlardan sonra var olacakların hepsi inananların emiri Ali’nin ruhunun özüdür, onların herbirinin potansiyel (gizli) gücü Ali ceddinden gelmeleridir. Fakat, vücutlarıyla ilişkili olmadıkları sürece, çünkü onların (beden olarak) farkına varmak ya da (maddi olarak) düşünmek olanaksızdır&#8230;” (Ismaili Electronic Library and Database&#8217;den)<br />
Kaynaklar<br />
E. G. Browne: A Literary History of Persia. London-Cambridge 1902-1924<br />
Henry Corbin: “Nasir-i Khusrau and İranian İsmailism” The Cambridge History of Iran Vol. IV, Cambridge University Press 1975.<br />
A. J. Chunara: Noor-i Mubin. Bombay 1936.<br />
Farhad Daftary: The Ismailis, Their History and Doctrines. Cambridge University Press 1992.<br />
Encyclopaedia of Islam. ed. H. A. R. Gibb et al. New. ed. Leiden-London 1960.<br />
Encyclopaedia Britannica.<br />
W. Ivanow: Problems in Nasir-i Khusraw’s Biography. Bombay 1956.<br />
W. lvanow: Nasir-i and Ismailism. Leiden Brill 1948.<br />
İsmail Kaygusuz: Alevilik İnanç, Kültür, Siyaset Tarihi ve Uluları 1. Alev Yayınları: İstanbul 1995.<br />
Guy Le Strange: Nesir Khusraw diary of a journey through syria and Palestine. London  1888.<br />
W. M. Thackston, Jr.: Naser e-Khosraw’s Book of Travels (Safarname). State University of New York, Press, State University Plaza, Albany, N.Y. 1986: 86-90.<br />
www.ismaili.net : Electronic Library and database/ Literary section</p>
<p>1 Öylesine fanatikler ki, Talibanlara karşı mücadele verip, onların Ağustos 1998 yılında Pole Khomri’de kurulmuş Nasir Husrev Vakfı ve Afganistan’ın en güzel kitaplıklarından biri olan Nasir Husrev Kütüphanesi&#8217;ne roketlerle saldırarak yakıp yıkmalarına engel olmadılar. İslam dininin yüzkarası Taliban yobazları, caniler; içinde 10. yüzyıla ait bir Kuran’ın, Hasan bin Sabbah’ın kendi elyazısı mektupları, Nasir Husrev’in kendi elyazması yapıtları dahil olmak üzere, çeşitli dillerde tam 55 000 Klasik ve çağdaş kitabın bulunduğu Nasir Husrev Kütüphanesini, bu kültür hazinesini acımasızca yakıp yok ettiler.<br />
2 1 maund 1,6 kg, 10 maund 16 kg., 100 maund 160 kg.olarak hesaplanmaktadır.<br />
3 Bu bilgilerden anlaşılıyor ki, Bitlis çevresinde bilimsel adı pinus rigida olan Katran Çamı ormanı bulunmaktaydı. Gemi yapımında, tahtaları sıvamak ve izolasyon maddesi olarak kullanılan bu katranların, olasılıkla Van’a-Vastan’a ve Nasir Husrev’in katılmış olduğu bu büyük kervanlardaki tüccarlar aracılığıyla Suriye-Lübnan kıyılarına gönderiyorlardı.<br />
4 1 ell = 1 cubit = 46 ile 61 cm arasında değişmekte? Ortalama 50 cm.olarak hesaplanabilir.<br />
5 Bu ifadeden anlaşıldığına göre Silvan’ın surları Nasir Husrev’in geçtiği tarihten az önce onarım görüp yenilenmiştir. Martyropolis adını taşıyan bu eski Bizans kentinin, İran-Sasanileri tarafından yerlebir edilen surları, İmparator İustinianus (527-665) tarafından yeniden yapılırcasına onarılmıştı. Olasıdır ki, Mayyafarekin’in eskiyen-yıpranan ya da çatışmalarda yıkılan surları Marvanid Nasr al Davla (1011-1061) tarafından yenilenmişti<br />
6 Bu kavramlarla ilgili inanç ve açıklamalar için Haft-i Bab-i Baba Seyyidna çalışmasına bakılabilir. Nasir Husrev, İsmaili web sitesi’nden alıntı yaptığımız yazının bir yerinde şöyle söylüyor: “Natik, Asas ve İmamları tanıma, Kelime ( logos), Akıl ve Nefs’i (Ruh) tanımak kadar gereklidir. Bu bilinçli olmalıdır, sadece birini diğerlerinin üzerine koyarak değil. Çünkü yerlerin, göklerin ve onlar arasında bulunanların yaratılışında bu vardır; biz birçok akıllı düzenlemeler (hikmat-ha) görmekteyiz: Yerlerin ve göklerin düzlüğü ve eğriliği (yuvarlaklığı) ve güneşin bazan gökyüzünde en yüksekte, bazan ortasında ve bazan da onun bir yanında (aşağıda) durduran dönüşü. Bundan dolayıdır ki, ya sıcaklık ya da soğukluk dünyaya girer ya da onu terkeder; yeryüzüde kış olur, yazın ise meyva getirir&#8230;.”</p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/dogunun-gercek-akli-ve-iranda-ilk-ismaili-hucceti-nasir-husrev-10034-10889/">Doğu&#8217;nun Gerçek Aklı ve İran&#8217;da İlk İsmaili Huccet&#8217;i Nasir Husrev (1003/4-1088/9)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/dogunun-gercek-akli-ve-iranda-ilk-ismaili-hucceti-nasir-husrev-10034-10889/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ATATÜRK İçin Ne Dediler?</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/ataturk-icin-ne-dediler/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/ataturk-icin-ne-dediler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 19:31:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/?p=181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır. Franklin D. ROOSEVELT (A.B.D. Başkanı) Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/ataturk-icin-ne-dediler/" title="ATATÜRK İçin Ne Dediler?">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/ataturk-icin-ne-dediler/">ATATÜRK İçin Ne Dediler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun<br />
gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.</p>
<p>Franklin D. ROOSEVELT (A.B.D. Başkanı)</p>
<p>Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine<br />
onun fikrince bütün Avrupa’ nın en kıymetli ve en ziyade<br />
dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana<br />
Avrupa’ nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı<br />
Mustafa Kemal olduğunu söyledi.</p>
<p>Franklin D. ROOSEVELT (A.B.D. Başkanı)</p>
<p>Almanya, ATATÜRK’ ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda,<br />
tarihi eseri, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol<br />
olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir.</p>
<p>Berlin, Alman Ajansı</p>
<p>Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve<br />
insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak<br />
isteyenler Atatürk’ ün iman verici ve yön göstericiliğinden<br />
örnek ve kuvvet alsınlar.</p>
<p>Profesör Herbert MELZIG(Tarihçi)</p>
<p>Atatürk’ ün yurt kurtarıcı olduğunu, milletlerin en vefalısı<br />
olan Türkler asla unutmayacaklardır.</p>
<p>Noell Roger Gazetesi</p>
<p>Karşımdaki bu büyük adamda, keşfettiğim bu büyük meçhulde<br />
maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde<br />
hiçbir şüphe aranamazdı.</p>
<p>Claude Farrer (Yazar)</p>
<p>Mevcut rütbelerin hepsini kaldırdığı bir memlekette, bu adam,<br />
bütün rütbeleri, kazanmıştır. O memlekete, bulabilecek en<br />
şerefli isim Ona verilmiştir.</p>
<p>Mercel Sauvage(Gazeteci)</p>
<p>Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir.<br />
Atatürk yüz yıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.</p>
<p>Gerrad Tongas(Yazar)</p>
<p>Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık<br />
evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet<br />
adamları; O’ nun 1930′da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri<br />
dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş<br />
felaketinin içine sürüklemişlerdir.</p>
<p>SANERWIN Gazetesi</p>
<p>O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark<br />
edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, Ona çok<br />
uzaklardan bakmak gerekir.</p>
<p>Claude FARRER / Fransız Edibi</p>
<p>Çağımızda hiçbir isim Atatürk’ ün adı kadar büyük saygı<br />
yaratmamıştır.</p>
<p>Observer</p>
<p>O, benzeri olmayan bir devlet adamı idi. Diktatörlerin tahammül<br />
edemediği serbest bir nizamla, başaramadığı ve<br />
başaramayacağı işler yapmıştır. Tarihte böyle adamlar<br />
devirlerine kendi adlarını vermişlerdir.</p>
<p>Word Price</p>
<p>Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek<br />
devlet adamı Atatürk’ tür.</p>
<p>Libre Belgique gazetesi</p>
<p>Atatürk, yalnız Türk Milleti’nin değil, özgürlüğü uğruna<br />
savaşan bütün milletlerin önderiydi. O’ nun direktifleri<br />
altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan<br />
yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.</p>
<p>Bayan Sucheta KRIPALANI Hint Parlamento Heyeti Başkanı<br />
Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri<br />
değildir. Biz Pakistan’da, Onu geçmiş bütün çağların en<br />
büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha,<br />
doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever.</p>
<p>Eyüp Han, Pakistan Cumhurbaşkanı</p>
<p>[ Milli Kütüphane Arşivi’nden alıntıdır [ <a href="http://www.mkutup.gov.tr/soylenenler.html" target="_new">http://www.mkutup.gov.tr/soylenenler.html</a> ] ]</p>
<p>GAZİ (Ahmet Haşim, Bize Göre)</p>
<p>Yeni harflere dair ilk defa fikir alışverişi için Dolmabahçe Sarayı’na davet edilenler içinde Gazi’yi kendi gözüyle görmeye gelenlerden biri de bendim.<br />
Heyecan çoktu. […]<br />
Gördüğüm fotoğraflara oranla biraz şişman, biraz yorgun, biraz çizgileri kalınlaşmış bir vücutla karşılaşacağımı zannederken, kapıdan bir ışık dalgası h’alinde giren yoğunlaşmış bir kuvvet ve hayat görüntüsü ile birden gözlerim kamaştı: Göz bebekleri esrarlı madenlerden yapılmış bir çift gözün, mavi sarı, yeşil ışıklarla aydınlandığı sinirli bir yüz…Yüzde, alında, ellerde bir sıhhat ve bahar rengi…Düzenli taranmış, eksiksiz, sarı, genç saçlar…Bütün zemberekleri çelikten, ince, yumuşak, toplu, gerilmiş taptaze bir vücut.[…]<br />
Kendi yarattığı şimşekli bulutlardan, fırtınalardan ve etrafına döktüğü coşkun sellerden tek etkilenmeyen, sadece onun genç başı imiş!<br />
O günün benim için en büyük iyiliği, o efsanevî başı yakından görmem olmuştur.</p>
<p>ÜÇ DEVİR ve BİR BİNA</p>
<p>( A.Hamdi Tanpınar, Yedigün, y.1, c,2, nr,34, 1 İkinciteşrin [Kasım] 1933, s.12)</p>
<p>Fransız İhtilâli’nin en meşhur vakalarından biri Bastille’in halk tarafından yıkılmasıdır. Michelet bunu dâsitanî bir üslupla anlatır. Taine münakaşa eder. Jules Lemaître, “O gün bir yağmur yağsaydı Paris en karakteristik binalarından birine bugün sahip olurdu” diye alay eder.<br />
Türk inkılâbı nizamın çocuğudur. Onun için binaları ve şehirleri yıkmadı, kafaların çemberini kırdı. Ve en yıkıcı olduğu devirde bile yapıcı oldu. Çünkü hamlesini yıkıcı bir coşkunlu7k değil, yapan ve yapmasını bilen bir mimar zekâsının aydınlığından aldı.<br />
Yarının genci inkılâbın tarihini okurken ona “Burada filân şey vardı…Yıktık” demeyecekler. “Burada şu ve bu yapılırdı. Gazi onu bu hale getirdi” diyecekler.</p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/ataturk-icin-ne-dediler/">ATATÜRK İçin Ne Dediler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/ataturk-icin-ne-dediler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TARİHİ BELGELER IŞIĞINDA KIZILDELİ SULTÂN (SEYİT ALİ SULTÂN) DERGÂHI</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/tarihi-belgeler-isiginda-kizildeli-sultan-seyit-ali-sultan-dergahi/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/tarihi-belgeler-isiginda-kizildeli-sultan-seyit-ali-sultan-dergahi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 19:31:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KIZILDELİ SULTAN]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/?p=171</guid>

					<description><![CDATA[<p>YAZAR: AHMET HEZARFEN Büyük velilerden, erenlerden, alp-erenlerden birisi de hiç şüphesiz Balkanlar’ın İslamlaşmasında, Türkleşmesinde çok önemli görevler üstlenip, etkisi çok büyük olmuş Kızıldeli Sultan yani <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/tarihi-belgeler-isiginda-kizildeli-sultan-seyit-ali-sultan-dergahi/" title="TARİHİ BELGELER IŞIĞINDA KIZILDELİ SULTÂN (SEYİT ALİ SULTÂN) DERGÂHI">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/tarihi-belgeler-isiginda-kizildeli-sultan-seyit-ali-sultan-dergahi/">TARİHİ BELGELER IŞIĞINDA KIZILDELİ SULTÂN (SEYİT ALİ SULTÂN) DERGÂHI</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>YAZAR: AHMET HEZARFEN</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Büyük velilerden, erenlerden, alp-erenlerden birisi de hiç şüphesiz Balkanlar’ın İslamlaşmasında, Türkleşmesinde çok önemli görevler üstlenip, etkisi çok büyük olmuş Kızıldeli Sultan yani Seyyid Ali Sultan’dır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Osmanlı’nın ilk kuruluş döneminde yaşamış ve İslamiyet’in yüce değerlerinin Alevi İslam anlayışı ile Balkan topraklarına ulaşmasını sağlamış inanç önderlerinden birisi olan Kızıldeli Sultan yani Seyyid Ali Sultan’ın kurduğu dergah zamanında bölgenin en önemli inanç, kültür ve eğitim merkezlerinden birisi olmuştur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Aynı merkezin kuruluşundan altı yüz yıl sonra atlattığı her türlü badireye karşın ayakta kalması, onun yolundan giden on binlerce insanın hala o büyük ulunun yolunu sürüp, onun adına cemler yapmaları tarihe düşülecek çok önemli bir nottur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Ahmet Hezarfen on yıl boyunca Vakfımız bünyesinde çalışan emektar bir araştırmacı, yazardı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Kendisinin çalışmalarını yakından takip edip, sürekli onu bu çalışmalarında desteklemeye çalıştık. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Elimizden geldiğince imkanlar yaratarak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nden vakfımız ve dolayısıyla Alevi İslam İnancı ve insanlık için belgeler çevirmesi, çalışmalar yapması için gerekli imkanları vermeye çalıştık. Çünkü kendisi buna değer üretimlerde bulunuyordu. Onun kaybı, toplumumuzun kaybı olmuştur. Yüzlerce belgeyle Alevi İslam’la ilgili çok önemli tarihi bazı bilgileri gün yüzüne çıkardığını çok iyi biliyoruz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Yayınlanan eserleri kadar, yayınlanması gereken daha birçok kitap çalışması da bulunan Ahmet Hezafren’in elinizdeki çalışmasının önemli bir başlangıç olacağına inanıyoruz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Çünkü artık genel geçer açıklamaları yapan kitaplar yerine; bilinmeyeni, az bilineni ortaya koyup, gerçeklerin aydınlanmasına katkıda bulunacak araştırmaların, çalışmaların yapılması, kitapların yayınlanması gerekmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Elinizdeki kitapta toplanan belgeler orijinal belgeler olup, dünyada ilk kez bir araya getirilmiş ve yayınlanmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="color: black;">Bu belgelerde Kızıldeli Dergahı’nın kuruluşundan, cumhuriyet dönemine kadar olan seyri hakkındaki belgeleri ilk elden okuma şansına ulaşmış olacağız. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: black;">CEM VAKFI</span></strong></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/tarihi-belgeler-isiginda-kizildeli-sultan-seyit-ali-sultan-dergahi/">TARİHİ BELGELER IŞIĞINDA KIZILDELİ SULTÂN (SEYİT ALİ SULTÂN) DERGÂHI</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/tarihi-belgeler-isiginda-kizildeli-sultan-seyit-ali-sultan-dergahi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasi-riza-sehri/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasi-riza-sehri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 00:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM İNANCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/medyne-vesykasi-riza-thehry/</guid>

					<description><![CDATA[<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>Kazım Balaban</strong></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Hz. Muhammed ve diger müslümanlar, Nisan ayından itibaren 16 Temmuz 622 gününe kadar Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicret ederler. Hz. Muhammed, Hicretin ilk günlerinde, Mekke&#8217;li Muhacir ile Medineli Ensar&#8217;ın aile reislerini ya da vekillerini toplayarak, müslümanların nasıl kardeş (musahip) olacaklarına ve Mekke&#8217;li müslümanların orada nasıl istihdam edileceklerine dair çalışmalar yapar. Her Mekke&#8217;li bir erkek ile Medine&#8217;li bir erkek musahip edilirler. Hz. Muhammed kendisine Hz. Ali&#8217;yi musahip edinir. </span> </p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasi-riza-sehri/">MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"><strong>Kazım Balaban</strong></span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> Hz. Muhammed ve diger müslümanlar, Nisan ayından itibaren 16 Temmuz 622 gününe kadar Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicret ederler. Hz. Muhammed, Hicretin ilk günlerinde, Mekke&#8217;li Muhacir ile Medineli Ensar&#8217;ın aile reislerini ya da vekillerini toplayarak, müslümanların nasıl kardeş (musahip) olacaklarına ve Mekke&#8217;li müslümanların orada nasıl istihdam edileceklerine dair çalışmalar yapar. Her Mekke&#8217;li bir erkek ile Medine&#8217;li bir erkek musahip edilirler. Hz. Muhammed kendisine Hz. Ali&#8217;yi musahip edinir. </span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Hicret döneminde adı Yesrib olan Medine&#8217;de o sıralar pek çok kavim ve inanç mensupları bir arada yaşamaktadırlar. Bunların içinde yeni müslüman olanlar, putperestler, Yahudiler, Hz. İbrahim&#8217;in dininden olduklarını söyleyen, ayrıca bir birleri ile kavgalı ve eski husumetleri olan kabileler ve pek çok inanç gurupları vardır.<br /> </span> </p>
<p>  <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">Hz. Muhammed, Medine&#8217;li Enes İbn-i Malik&#8217;in evinde oluşturduğu Şura ile onlarla adına &#8217;&#8217;Medine Vesikası&#8217;&#8217; denilen bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma ile aralarında büyük problemler olan tüm Medine&#8217;liler bir  araya geldi ve bir birlik oluşturdular. Bu birlik tamamen gönüllülük temeline dayalı ve eşit şartlarda ortaklık içerdiği için putperestler de bunu kabullenmiş ve daha sonraki yıllarda Mekke&#8217;liler Hz. Muhammed, dolayısı ile Medine üzerine 3 defa ordu göndermesine rağmen (Bedir, Uhud, Hendek Savaşları) onlar Hz. Muhammed ve müslümanlarla birlikte hareket etmişlerdi.</p>
<p> Bu vesikanın hazırlandığı dönemde müslümanlar Medine&#8217;ye yeni gelmiş ve tüm mal varlıklarını Mekke&#8217;de bırakmışlardı. Hepsinin akrabalarının bir kısmı oradadır. Pek çoğu ayrı bir kabiledendir ve sosyal statüleri farklıdır. Madden yoksul ve başını sokacak evleri dahi olmayan mülteci durumundadırlar. Kaldı ki Medine&#8217;li kabilelerin bir kısmının iç sorunları vardır. Bir birleri ile kavgalı ve bir birlerine güven duymayan durumdadırlar. Kabilelerin bir kısmının özel istekleri olmuş ve bunun metne alınması istemindedirler.</p>
<p> Hz. Muhammed ve onunla beraber Hicret edenler müzakere döneminde bunları da göz önüne almak durumundaydılar. Bütün bunlara rağmen onlar olağanüstü bir Vesika hazırlamış ve tüm kabile ve inanç guruplarını bu metin etrafında ortak hareket eder noktaya getirmişlerdir.</p>
<p> MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ METNİ</p>
<p> Bismillahirrahmanirrahim.</p>
<p> 1. Bu deklârasyon, Allah&#8217;ın Rasulü Muhammed tarafından Kureyş, Yesrib mü&#8217;minleri ve müslümanları ve bunlara tabi olanlarla, onlara sonradan katılanlar ve onlarla birlikte savaş ve savunmayı teahhüt edenler arasında düzenlenmiş bir kitap / vesikadır.</p>
<p> 2. Bu vesikayı deklâre edenler, diğer insanlardan ayrı bir Ümmet (topluluk) teşkil ederler.</p>
<p> 3.Kureyşli Muhacirler, kendi aralarında adet olduğu üzere kan diyetlerini birlikte ödemeye iştirak ederler. Ve onlar savaş esirlerinin kurtuluş fidyelerini, mü&#8217;minler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet umdelerine göre ödeyeceklerdir.</p>
<p> 4. Avr Oğulları, kendi aralarında adet olduğu üzere kan diyetlerini önceki şekilde birlikte ödemeye iştirak ederler. Her birim (grup) savaş esirlerinin kurtuluş fidyelerini, mü&#8217;minler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet umdelerine göre ödeyeceklerdir.</p>
<p> 5. Hazrec Bin Haris Oğulları,</p>
<p> 6. Saide Oğulları,</p>
<p> 7. Cüşem Oğulları,</p>
<p> 8. Neccâr Oğulları,</p>
<p> 9. Avr Bin Amr Oğulları,</p>
<p> 10. Nebit Oğulları,</p>
<p> 11. Evs Oğulları,</p>
<p> 12. (A) Mü&#8217;minler, aralarındaki ağır malî yükümlülük altında bulunan hiç kimseyi, çaresiz bırakmazlar. Ödemesi gereken savaş fidyesi veya kan diyetini, iyi ve makul bilinen esaslara göre ona verirler, (B) Hiç bir mü&#8217;min başka bir mü&#8217;minin mevlası (özel şartlarda anlaşmalı bulunduğu kimse) ile onun aleyhine ittifak yapamaz.</p>
<p> 13. Kuralları uygulamada titiz davranan bütün mü&#8217;minler, aralarındaki saldırgan, haksız bir fiilin eylem hazırlığı içinde olan, bir cürüm, bir düşmanlık peşinde koşan veya mü&#8217;minler arasında bozgunculuk çıkaran kişinin üzerine gideceklerdir. Bu kişi, içlerinden birisinin biricik çocuğu da olsa hepsinin eli onun aleyhinde kalkacaktır.</p>
<p> 14. Hiç bir mü&#8217;min bir kafir karşılığında bir mü&#8217;mini öldüremez ve bir mü&#8217;min aleyhinde bir kafire yardım edemez.</p>
<p> 15. Allah&#8217;ın zimmeti (himaye ve teminatı) tektir. Mü&#8217;minlerin sosyal statüsü en düşük olan birisinin verdiği teminat bile hepsini bağlar. Mü&#8217;minler diğer insanlardan ayrı olarak birbirlerinin mevlası (ahiddaşı) dırlar.</p>
<p> 16. Yahudilerden bize tabi olanlar, zulme uğramaksızın ve aleyhlerine bir mücadele kampanyası başlatılmaksızın yardım ve desteğimize hak kazanırlar.</p>
<p> 17. Mü&#8217;minlerin barışı tektir; hiç bir mü&#8217;min Allah yolunda girişilen bir savaşta, diğer mü&#8217;minleri hariç tutarak bir barış andlaşması yapamaz; bu barış, mü&#8217;minler arasında birlikte ve adalete göre yapılır.</p>
<p> 18. Bizimle birlikte savaşan her askeri birlik, birbirleriyle nöbetleşe görev yaparlar.</p>
<p> 19. Mü&#8217;minler, birbirlerinin Allah yolunda dökülen kanlarının intikamını alacaklardır.</p>
<p> 20. (A) Hükümleri uygulamada titiz davranan mü&#8217;minler, en iyi ve en doğru yol üzerindedirler, (B) Hiç bir müşrik, düşman bir Kureyşlinin mal ve canını himayesi altına alamaz, bir mü&#8217;mine karşı O&#8217;nun yanında yer alamaz.</p>
<p> 21. Bir kimsenin bir mü&#8217;mini öldürdüğünün sabit olması halinde, kendisine kısas hükümleri uygulanır. Maktülün velisinin rızası dışındaki hallerde bütün mü&#8217;minler o kişinin üzerine giderler. Ancak sadece kısas hükümlerinin uygulanması için yapacakları girişimleri kendilerine helal olur (daha ileri gidemezler).</p>
<p> 22. Bu sahifede yazılı olanları kabul edip Allah ve Rasulüne iman eden hiç bir mü&#8217;mine, bir katile yardım veya yataklık etmesi helal olmaz. Kim böyle birisine yardım eder veya sığınma hakkı tanırsa, kıyamet gününde Allah&#8217;ın lanet ve gazabı onun üzerine olsun. Artık böyle birisinin ne özrü kabul edilir, ne de ondan bir fidye alınır.</p>
<p> 23. Üzerinde ihtilafa düştüğünüz şey ne olursa olsun, iletileceği nihai merci; Allah&#8217;tır, Muhammed&#8217;dir.</p>
<p> 24. Yahudiler, savaştıkları sürece, mü&#8217;minlerle birlikte savaş giderlerini öderler.</p>
<p> 25. Avf Oğulları Yahudilerı, (bu konuda) mü&#8217;minlerle birlikte bir ümmet (bir topluluk) oluştururlar. Yahudilerin dinleri kendilerine, müslümanların dinleri kendilerinedir, (dînî vecîbelerini özgürce yerine getirme konusundaki bu hükme ) hem kendileri hem de mevlaları (özel hükümlü ahiddaşları) dahildir. Ancak bunlardan haksızlık eden veya suç işleyen hariçtir. Böyle birisi, ancak kendisine ve ailesine zarar verir.</p>
<p> 26. Neccar OğularıI Yahudileri de, Avf Oğulları Yahudilerinin sahip oldukları haklara sahiptirler.</p>
<p> 27. Haris Oğulları Yahudileri de .</p>
<p> 28. Sa&#8217;ide Oğulları Yahudileri de .</p>
<p> 29. Cüşem Oğulları Yahudileri de .</p>
<p> 30. Evs Oğulları Yahudileri de..</p>
<p> 31. Sa&#8217;lebe Oğulları Yahudileri de. Ancak bütün bunlardan haksız fiil ve cürüm işleyenler hariç tutulur. Onlar ancak kendi canlarına ve ailelerine zarar verir.</p>
<p> 32. Cefne Ailesi, Sa&#8217;lebe Oğullarının bir koludur ve Onların tabi oldukları hükümlere tabidirler.</p>
<p> 33. Şütaybe Oğulları da . Kesinlikle kurallara uyulacak, aykırı davranılmayacaktır.</p>
<p> 34. Sa&#8217;lebe Oğullarının mevlaları (özel şartlarda kendilerine bağlı olan ahiddaşları) kendileri gibidir.</p>
<p> 35. Yahudilere sığınmış ve bağlanmış olan kimseler, Yahudiler gibidir.</p>
<p> 36. (A) Yahudilerden hiç kimse Muhammed&#8217;in izni olmadıkça askeri sefere çıkamaz, (B) Bir yaralama olayında, onun intikamının  alınmasına engel olunamaz. Fırsat kollayarak cinayet işleyen kimse, o cinayetiyle kendisini ve ailesini tehlikeye atmış olur. Ancak, zulm eden bir zalime karşı işlenmiş cinayet, bundan müstesnadır. Allah, bu kurallara en iyi uyanlarla beraberdir.</p>
<p> 37. (A) Kendilerine savaş açan olursa, bu yasaya (sahifeye/belgeye) tabi olan Yahudilerin ve müslümanların arasında tam bir dayanışma olacak, Yahudiler kendi savaş giderlerini, müslümanlar da kendi savaş giderlerini karşalayacaklardır. Her iki kitlenin, aralarında istişare, tavsiye ve samimi bir dayanışma olacak, bütün haksız fiil ve kötülüklere karşı en iyi yol izlenecektir, (B) Hiç bir kimse müttefikine karşı bir suç işleyemez. Zulme maruz  kalana tam destek ve yardım verilecektir.</p>
<p> 38. Yahudiler savaştıkları sürece mü&#8217;minlerle birlikte savaş giderlerini öderler.</p>
<p> 39. Yesrib vadisinin içerisi, bu vesikaya bağlı olanlara haram (dokunulmaz) bir bölgedir.</p>
<p> 40. Himaye altındaki kişi, kimseye zarar vermedikçe ve suç işlemedikçe kendisini himaye edenin haklarına sahiptir, O&#8217;nun gibidir.</p>
<p> 41. Himaye hakkı, bu hakka sahip olanlar dışındakilerce verilemez.</p>
<p> 42. Bu deklârasyonu (sahifeyi) onaylayan taraflar arasında bir olay veya kötüye gitmesinden korkulan bir anlaşmazlık çıkması halinde, çözüm için başvurulması gereken son merci, Allah ve Allah Rasulü Muhammed&#8217;dir. Ve Allah, bu yasada (sahifede) bulunan kuralları en titiz uygulayan ve onlara en iyi uyanlarla beraberdir.</p>
<p> 43. Ne Kureyş ne de O&#8217;nlara yardım edenlere himaye statüsü tanınamaz.</p>
<p> 44. Yesrib&#8217;e karşı ani bir baskın ve saldırı düzenlenmesi halinde, Yahudiler ve Müslümanlar arasında tam bir dayanışma olur.</p>
<p> 45. (A) Yahudiler, müslümanlar tarafından yapılacak bir barış andlaşmasına veya yapılan bir andlaşmaya katılmaya çağrıldıklarında, o andlaşmayı yapacaklar veya yapılan andlaşmaya katılacaklardır. Şayet O&#8217;nlar benzeri bir andlaşma yapmaya veya yaptıkları andlaşmaya çağıracak olurlarsa, müslümanlardan aynı mukabeleyi görme hakkına sahiptirler. Ancak, din konusunda savaşanlar, bundan müstesnadır, (B) Bu durumda her grup, kendilerine ait kısımdan sorumlu olacaklardır.</p>
<p> 46. Bu yasanın (sahifenin) taraflarınca leh ve aleyhlerinde belirlenen bütün hükümler, gene bu yasaya taraf olanlarca tam bir iyi niyet içinde uygulanmak üzere Evs Yahudilerinin hem kendileri hem de mevlaları için geçerli hükümlerdir. Bu hükümlere uyulur, fesad çıkarılmaz, aykırı davranılmaz. Haksız çıkar sağlayan ancak kendisine zarar vermiş olur. Allah, bu yasadaki (sahifedeki) hükümlere en doğru ve riâyetkâr olanlarla beraberdir.</p>
<p> 47. Bu Kitap (Vesika), bir zalimi veya suçluyu cezalandırmaya engel olmaz. Medîne&#8217;de ikamet edip kalan da O&#8217;radan (bir başka yerleşim bölgesine veya sefere)  çıkan da güven içinde olacaktır. Ancak zulm eden ve suç işleyen bu güvenden müstesnadır. Buradaki hükümlere uyan ve bu hususta titizlik gösterenin ilk hamisi Allah&#8217;tır. Ve Allah&#8217;ın elçisi Muhammed bütün bunların takipçisidir.</p>
<p> Araştırmacı T.V. Arnold, Peygamberimiz&#8217;in kurduğu bu toplumsal birliğin önemini şu şekilde ifade etmektedir:</p>
<p> &quot;Önceleri tek bir emire kesinlikle itaat etmemiş olan o Arabistan, birdenbire siyasi bir birlik haline geliverdi ve o mutlak amire kendisini teslim etti. Yüz kadar küçük sosyal gruptan meydana gelmiş olan ve sürekli olarak birbirleriyle karşılıklı düşmanlıklarda bulunan küçük-büyük nice kabilelerden Hz. Muhammed bir birlik meydana getirdi.&quot;</p>
<p> Medine vesikasına göre tüm inançlar ve kabileler hiçbir baskı altında kalmadan istediği dini, inancı, siyasi görüşü ve felsefi seçimi yapmakta özgürdürler. Metin de, kabileler arasında buna rağmen bir sorunun olması durumunda baş vurulacak üst otorite Hz. Muhammed&#8217;dir ve metni imzalayan tüm guruplar Hz. Muhammed&#8217;in himayesi altındadırlar.</p>
<p> Alevilikte sürekli kullanılan &#8217;&#8217;Rıza Şehri&#8217;&#8217; kavramı bu şehirdir. Yan yana ve dostca yaşamayı kapsayan bu gönüllü beraberlik ve hoş görü anlayışı, barış ve özgür ortam Alevilikte kutsiyetle anılır. &#8217;&#8217;Rıza (razı olma) &#8217;&#8217; ve &#8217;&#8217;Rızalık (gönüllü olma, onaylı&#8217;&#8217; kavramlarının dayandığı esas tarihsel veri budur</p>
<p> İnsanların iç barışı gözeterek ve bir arada, tamamen gönüllülüğe dayanan, bu kente Alevilikte bu yüzden &#8217;&#8217;Rıza Şehri&#8217;&#8217; olarak kalplerde yer edinir. Bu sahiplenme Alevilikte insanı Tasavvuf kapısına götürür.</p>
<p> İslam kaynaklarına göre gerek Medine Vesikasını imzalayan bir kısım Medine&#8217;li kavimler ve gene aynı metini imzalayan bazı Yahudi kabileleri, İslamiyetin süreç içinde güçlenmesinden dolayı zaman zaman bu anlaşma metinleri dışına çıkmışlardır. Hatta bu konuda bir çok ayetler bile vardır. &#8217;&#8217; Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir.(Tevbe : 101), &#8218;&#8217;Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına: &quot;Bize katılın&quot; diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelir. (Gelseler de) size karşı pek hasistirler. Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir; bunun için Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah&#8217;a göre kolaydır.(Ahzab : 18, 19)&#8217;&#8217;</p>
<p> Ancak bütün bunlar genelin kendisi içinde bütünlüğe fazla etki yapmayan küçük istisnalar olsa gerek. Kaldı ki burada söylemek istediğimiz müslüman olmayan kabile ve gurupların samimiyetleri değil, Hak Muhammed Ali yolunu sürdüren samimi insanların olaya yaklaşım biçimleridir. Onlar içlerinden çıkan nifak tutumlarına ve ihanete rağmen kendi verdiği sözlere bağlı kalmış ve o şehre &#8218;&#8217;&#8217;Rıza Şehri&#8217;&#8217; deyimini günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Burada söylenmek istenen özü ve sözü bir olanların icraatları değerlendirmeleridir. Önemli olan İslamiyetin kısmen etkin olduğu zaman ve alanda oluşturulan bu ilk metnin bize  İslamiyetin özü ile ilgili bir fikir verebilmesidir.</p>
<p> Aradan geçen tam 1326 sene sonra ve 2 Dünya savaşı yapan Dünya nihayet ortak bir metinde anlaşıyor ve 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini imzalıyor.</p>
<p> İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi elbette son derede gerekli ve çok geç oluşturulan bir anlaşmadır. Batı Dünyasının yaşadığı büyük bir hüsran sonrası, özellikle 2. Dünya Savaşının kayıplarını ve acılarını küllendirmeyi amaçlayan bu anlaşmanın temel esinti kaynağı olarak Medine Vesikasını, diğer bir anlatımla Rıza Şehrini gösterebiliriz.</p>
<p> Medine Vesikasında bir mutabakat imzalanmasına rağmen &#8217;&#8217;İslamiyet neden bir türlü savaşlardan kendini kurtarmadı diye sorulabilir?&#8217;&#8217;. Başka bir deyimle &#8217;&#8217;Madem ortada bir Rıza Şehri mütabakatı var, o halde Hz. Ali neden savaştı?&#8217;&#8217; soruları sorulabilir. Hatta &#8217;&#8217; Hz. Ali ne için, niye savaştı?&#8217;&#8217; diye düşünülebilir.</p>
<p> Bunlara verilecek yanıt net ve bellidir. &#8217;&#8217;Rıza Şehri&#8217;&#8217; mutabakatını Hz. Muhammed&#8217;in yaşadığı süre içinde Müslümanlar hiç bir zaman ihlal etmemişlerdir. Bu anlaşmanın iptali, başka deyimle ihlali, Peygamberin vefatından sonra başlamış ve giderek özelliğini yitirmiştir. İslam dininin özünden giderek sapmasının, Hilafet hakkı elinden alınan Hz. Ali&#8217;ye yapılan haksızlıkla başlaması ve bu haksızlıkların giderek artışını görmeyip, sadece Ehli Beyte yapılan haksızlıklarla sınırlı olabileceğini düşünmek veya öyle görmek insanı yanıltabilir.</p>
<p> Hz. Muhammed, Hz. Ali ve diğer Muhacirler Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göç etmelerine rağmen Mekke&#8217;lilerin zulmünden gene de kurtulamamışlardır. Mekke&#8217;liler, İslam önderlerinin öncülüğü ile oluşturulan bu birliğe, daha doğrusu Hz. Muhammed ve diğer inananlara sayısız zulüm ve haksızlıklar yapmış, bununla da yetinmeyerek buranın üzerine 3 defa savaş ilan etmişlerdir.</p>
<p> Bedir (624), Uhud (625), Hendek (627) savaşları hep Mekke&#8217;lilerin buraya yaptığı ve bu dini yok etmeye yönelik savaşlardır. Hayber Savaşı ve benzeri yöre kabilelerini kapsayan küçük ölçekli diğer bölge savaşları da dikkatle incelendiğinde, haksız olanlar hep diğerleridir ve müslümanların iştirak ettiği savaşlar meşru müdafadan ibarettir. Bu vesile ile dinde (İslamiyette) zorlamanın olmadığına en açık delil bu ünlü vesikadır.</p>
<p> Bu açıdan bakıldığında Alevi inançlarının ve bu inanca yol gösteren Hak Muhammed Ali ikrarının yüzyıllarca Rönesans yaşayan Batı dünyasından ve onun temel değerlerinden ne kadar ileride ve gerçekçi olduğu ve bir bu kadar da adaletli olduğu rahatlıkla görülür.</p>
<p> Medine Vesikası, başka bir deyimle Rıza Şehri anlaşması doğrudan Hz. Ali&#8217;ye ait değildir. Ancak içlerinde yoksulların, bilgisizlerin, kölelerin, çocukların ve çaresiz kadınların da  bulunduğu ve toplam sayıları 90 civarında olan başlarında Hz. Muhammed&#8217;in bulunduğu Medine&#8217;li Muhacirler bu işe önderlik etmişlerdir.  Onların içinde bu müzakereleri yürüten insanların sayılarının da bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğunu da görürsek bu fotoğraf daha da netleşir. Bütün bunların yanında anlayışı ve inancı, Varlığı ve her şeyi Hz. Muhammed&#8217;den ayrı ele alınamayacak olan Hz. Ali&#8217;nin düşüncelerinin, Rıza Şehrini oluşturan irade olduğu rahatlıkla anlaşılır. Zira onu Hz. Muhammed&#8217;den ayrı ele almak ve düşünmek sanırız yanılgıların en büyüğü olsa gerektir.</p>
<p> Önümüze Hz. Ali&#8217;nin Valilere gönderdiği genelgelere, örneğin Mısır Valisi Malik Ejder&#8217;e mektupta yaptığı öneriler, nasihatler, demokrasi anlayışı ve telkinler ile Rıza Şehri metnini koyarak okuyalım.</p>
<p> Bu iki metine baktığımızda aralarında fazla bir fark olmadığını görürüz. Daha sonra da önümüze İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini koyalım ve karşılaştıralım.</p>
<p> Hz. Ali&#8217;nin ve onu var eden Nur&#8217;un ne kadar çağdaş ve ileri olduğunu, tüm dünya insani değerlerinin ondan ne kadar geri olduğunu görürüz.</p>
<p> Bütün bunlar bile Hz. Ali&#8217;nin ne kadar ulu bir Evliya olduğunu ortaya koyan gerçeklerdir. Bu vesile ile Hz. Ali&#8217;yi yeterince tanımayan ve onu sadece Hayber Kalesi Fatihi, Zülfikârın Sahibi, Mazlumların umudu&#8230; gibi göreceli doğru tespitlerin ne kadar eksik olduğu gerçeğini görür ve anlarız.</p>
<p> </span> </p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasi-riza-sehri/">MEDİNE VESİKASI / RIZA ŞEHRİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/medine-vesikasi-riza-sehri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KASIMDA CÜMLEMİZ ALEVİYİZ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kasimda-cumlemiz-aleviyiz/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/kasimda-cumlemiz-aleviyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 23:15:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL HABERLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kasimda-cumlemyz-alevyyyz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAŞİM KUTLU Tarihimizin acılı ama sayılı günlerini önümüze katıyoruz. Bir daha olmasınlar diye önümüze katıyoruz ve bir tekmil kutsallıklarımızı, sırtımızı dayamamız gereken en sağlam dayanaklar <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/kasimda-cumlemiz-aleviyiz/" title="KASIMDA CÜMLEMİZ ALEVİYİZ">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/kasimda-cumlemiz-aleviyiz/">KASIMDA CÜMLEMİZ ALEVİYİZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva">HAŞİM KUTLU</p>
<p> Tarihimizin acılı ama sayılı günlerini önümüze katıyoruz. Bir daha olmasınlar diye önümüze katıyoruz ve bir tekmil kutsallıklarımızı, sırtımızı dayamamız gereken en sağlam dayanaklar olsunlar diye de ardımıza alıyoruz. Yürüyoruz. Çoskun bir son bahar seli örnegi, akıyoruz ilkbaharlara ulaşmak umuduyla. 19 Kasımda, mazlum Dersim&#8217;in yiğit evladı Seyid Rıza&#8217;nın katledildiği günü yas ile değil Yol adına kazanımlarımızın mutevazi coşkusuyla anacağız, emeklerin zayi olmadığını lokma edip Seyid Rıza sunağına armağan edeceğiz. Ardından Maraş 1978 katliamıyla devam eden tekrarlanmış bir Dersim Alevi katliamının mazlumları önünde, dar olacağız. Bu kez boynumuz bükük olmayacak, dillerimizde ağıtlarımız kutsal bir gulbanka evrilerek meydanları şenlendirecek. Yol aydınlanacak, tekmil hanelere nasib gidecek.</p>
<p> Çünkü;</p>
<p> Aşk ile, Hızır ile!.. Diyeceğiz.</p>
<p> Yüzbinlerle hep beraber</p>
<p> &#8211; &#8220;KASIMDA ALEVİYİZ&#8221; diye haykıracağız, bir tekmil mazlumlar adına.</p>
<p> Bu bir temenni mi?</p>
<p> Hayır! Artık, hayatın acımasız gerçeklerinin, ilgili bütün tarafların önüne koyduğu bir hakikat.</p>
<p> Ne zaman özgürlüklere, gerçek bir demokrasiye ilişkin, buna gereksinim duyan toplumsal kategorilerin herhangi bir eylemi gündeme gelse, ihtiyaç sahiplerinin yanyana gelmelerinin gerekliliğine kazanmanın başkaca yolunun olmadığına hep işaret edegeldim. Biliyorum, az da olsa diğer bazı kardeşlerim de böylesi yaklaşimlara güç Verdi, çaba harcadı harcıyorda. Ne kn yeterince başarılı olmadık,olamadık.<br /> Hep bizimle oynayanlar, oyalayanlar oldu ki, bunların çogu devletten; askerden ya da hükümetlerden beslenenlerdi. ANDIÇ&#8217; lananlar, toplumsal kategorileri, devletin ya da ona hükmeden asli unsurların şu veya bu politikaları doğrultusunda &#8220;toplumu yönlendirme&#8221; planlamalarının aktörlüğüne soyunanlar oldu, olmadıysa bulundu ve arabalara koşturuldu. Sürekli yol insanının önünü kestiler, bilgilenme alanlarını kirlettiler, bilgilerini kirlettiler. Örgütlenmelerin önüne geçtiler, Yol ve hedefi saptırmaya çalistilar, içimizden birileri gibi yaptılar bütün bunları.</p>
<p> Şimdilerde birbir açığa düşüyor. Görüyoruz, okuyoruz. Bunları, hem görmek, hem de, en başta yol insanları olmak üzere bir tekmil demokrasi güçlerine göstermek kolay olmuyordu, olmadı da!.</p>
<p> Ve yine şimdilerde durum değişti elbet!. Benzer sıkıntıları diğer örgütlü demokrasi güçlerinde olduğu gibi Demokratik Alevi Hareketi de hala bir biçimde yaşiyor olsa da, arınma ve kendisi olma yolunda epeyce yol aldı. Demokratik Alevi Hareketi de eskiden durduğu yer veya yerlerde duramıyacağını, hele de CHP ve benzeri kadim devlet partileriyle aynı argümanları dillendirerek, demokrasinin ve özgürlüklerin, aynı bağlamda Alevilerin demokratik haklarının alınamıyacağını gördüler, süreç oldukça dinamik devam ediyor. Aşikın, &#8220;Aşikı değil aşkını görün&#8221; dediği gibi tepelerdeki savrulmalara değil, dipten akıp gelen genç ve dinamik Alevi hareketini görün. Gördüklerinizi, bildiklerime katmakta ve bei daha da zenginleştirmekte geçikmeyeceksiniz. Kasımda cümlemiz Aleviyiz!&#8230;.</p>
<p> Güç Birliği Oyunu Bozacak</p>
<p> Demokrasi ve Özgürlükler sözkonusu olduğunda, en temel toplum dinamiklerinin ön sıralarında yeralanlardan olarak Demokratik Alevi Hareketin, kendi iç sağlamlığını ve birliğini sağlaması, güçlü bir yapı göstermesi bakımından kuşkusuz son derece önemlidir. Bunun yanısıra, temel dinamikler basta olmak üzere diğer demokrasi dinamikleriyle de ortaklaşmak ve güçlerini azami ölçeklerle yanyana getirmek bir zorunluluk olduğu gibi bir o kadar da önemlidir ve sonuç alıcı da olacaktır.</p>
<p> Temmuz ayındaki Sivas yürüyüşünde, Demoratik Alevi hareketi, yanyana olunması gereken güçlerle birlikte yürümek suretiyle bu gereksinmeyi bir ölçüde başarmıştı. 27 temmuz tarihli ve &#8220;Bu Kez Bu Maya Tutsun&#8221; başlıklı makalemde buk gözlemimi dillendirerek, sıranın hem düşünsel hem de pratik olarak taleplerin ortaklaştırılmasına geldiğine ve bunun kazanmak için mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiğine işaret etmiştim. Çünkü, 2008 yılı 8 Kasımında Ankara&#8217;da gerçekleştirilen kitlesel katılımlı miting ve o mitingin verdiği mesajlara karşin, bütün bunlar, Demokratik Alevi Hareketinin yerel seçimlerdeki tavrına yön vermemiş, seçimlerde hiçte olumlu bir pratik sergilenmemişti.<br /> Kimi eksik ve zaaflarına karşin 8 Kasım 2009 İstanbul mitingi, arada geçen süre ve bu süre içinde ortaya çikan sonuçlar yönünden önemli gelişme kaydetmiş gibidir. Her şeyden önce miting &#8220;Eşit Yurtaşlık&#8221; başlığı altında proğramlanmış durumdadır.</p>
<p> EŞIT YURTTAŞLIK HAKKI, Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin ön saflarında, yıllardır, tek kale saf tuten Kürt Özgürlük Hareketi ve talep ettiği haklar basta olmak üzere diğer tüm demokratik toplum dinamiklerinin istemlerini de kapsamakta, kucaklayıcı bir rol oynamaktadır. Ve yine mitingin muhtevasına vurgu yapmak amacıyla dillendirilen;</p>
<p> -Kişisel özgürlükler, sosyal dayanışma ve paylaşimcılık, insanların eşitliği, kadın-erkek eşitliği gibi hümanist değerleri benimseyenler</p>
<p> -Memleketimizin ortalığına ayrılık tohumları ekenlere</p>
<p> -Tüm farklı kültürlere yönelik uygulanan dinsel ve dilsel ayrımcılık politikalarından vazgeçilsin, herkes farklılıkları ile eşit koşullarda bir arada<br /> kardeşçe yaşasın&#8220; diyenler..</p>
<p> -Tüm farklı kültürlere yönelik uygulanan dinsel ve dilsel ayrımcılık politikalarından vazgeçilsin, herkes farklılıkları ile eşit koşullarda bir arada kardeşçe yaşasın&#8220; diyenler..</p>
<p> Gibi istemler ve çagrilar, kapsamı bakımından kucaklayıcıdır ve Alevileri kendi hak ve telepleriyle sınırlamamaktadır. Öyle olması da gerekmektedir.</p>
<p> Tabiki bunlar olması gerekenlerdir ve bütün demokrasi ve özgürlük dinamiklerinin aktif desteğini haketmektedir. Bu nedenledir ki, KASIMDA CÜMLEMİZ ALEVİYİZ!&#8230;</p>
<p> Madalyonun bir yüzü olarak bu gerçeği teslim etmekle beraber, eylemlerin arındırıcı ve netleştirici özelligini de dikkate alarak belirtmeliyim ki, &#8220;Eşit Yurttaşlık Hakkı&#8221; gibi temel ve kucaklayıcı bir talepten hareket edilmesine karşın, bu taleple çelişen zaaflar barındırmaktadır bu miting. Sonuçlarını alırken, bu zaafların etkisini daha net görebileceğimizi belirtebilirim. Katılımcılar ya da destekçiler listesine gözattığımda, kadim gözağrısı, Alevi hareketinin başından beri taşıdığı zaafı ve zayıflığı hemen bu liste de görmek kaçınılmaz oluyor. Hasbel Kader, bilerek ya da bilmeyerek içinde yeralan kimi demokrat eğilimlileri bir yana koyarak ifade etmek istiyorum. Bu temelde, bir tekmil Alevi Haretinin önde gelenlerine sormak istiyorum; hele de şu saatten sonra, &#8220;Eşit Yurttaşlık Hakkı&#8221; talep eden bir Alevi mitinginde, CHP gibi, eşitsiz yurttaşlı cumhuriyetin bir tekmil misyonunu taşıyan bir partinin, adı destek de olsa ne işi var ?!. Eğer o var ise &#8220;işi&#8220; de vardır muhakkak!.., Bilinsin ki, bundan önceki bir dizi Alevi eylemliliğinde de görüldüğü üzere, azami dikkat gösterilmezse, bütün iyi niyetlere karşın, bu miting de amacından kayma gösterecektir!.</p>
<p> Bu zaafiyet noktası muhakkak görülmeli ve çok uyanık davranılmalıdır. Bu miting ez kazara bir &#8220;ergenekon mitingine&#8221; ya da CHP tezgahçılığıyla, Alevinin geleneksel şeriat karşıtlığı okşanarak,salt bir AK Parti karşıtlığına indirgenirse ya da saptırılırsa Demokratik Alevi Hareketi asla belini doğrultamaz!&#8230; Mutlaka böyle olur demiyorum, bir zaafiyet noktası olarak önemine ve kimi olasılıklara dikkat çekmek istiyorum.</p>
<p> Açılım Politikasının Maskesi Düşmeli<br /> Hükümet ve Devlet Çözüm Doğrultusuna girmeli</p>
<p> &#8220;Bir devlet projesidir&#8221; diye sunulmasına karşın, başından beri başta Kürt sorunu olmak üzere Alevi sorununda hükümetin bir zamandır ortaya attığı Açılım propağandasının, ne olduğunu bugüne kadar ögrenemedik. Ortada bir açılım sözü dolaştı hep. Hükümet bir kısım kuruluş ve örgütlenmelerle görüştü, görüş alışverişinde bulundu ama resmen Kürt sorununun çözümü için şunları, Alevi sorununun mahiyeti şudur, çözümü de budur demedi.</p>
<p> Ancak, bir bütün olarak Kürt Özgürlük Hareketi bu gidişin maskesini düşürdü. Son olarak, Dağdan ve Mahmur Kampından Barış Gruplarının gelişiyle maskeler düştü kel göründü. Ortalıkta açılım dedikleri demokrasi değil yayılmacılık ve bölgemizde yapılması planlanan jandarmalık. Dahası, Açılım dedikleri, aslında, kangrenleşmiş toplumsal sorunların istismarı, agil bir barışın tesisi yönündeki beklentilerin istismarı ve bu istismar temelinde, son derece ağır bedeller ödeyerek çözümü dayatmış olan Kürt özgürlük hareketinin tasfiye edilmesi, Alevi Hareketinin tasfiye edilmesi, Bölge yayılmacılığı ve jandarmalığı önündeki engellerin böylece kaldırılmasından başka bir şey değil.,</p>
<p> &#8220;Çözümün Esas Gücü&#8221; başlıklı makalem de bu gerçeğe dikkat çekmis ve &#8220;&#8220;Oynamaya ve kendini kandırmaya, bu bağlamda zaman harcamaya da gerek yok. Konu başından beri böyle, böyle değilse bile şimdi bu zemine oturmuş durumda. Demokrasi ve özgürlük sorunsalını çözecek asıl güç, başından beri, birleşmiş demokrasi ve özgürlük güçleriydi. Şimdi bu oyunu da hem bozacak hem de gelişmeyi çözüm noktasına tekrar getirecek ve çözecek güçte budur. Kürt Özgürlük Hareketi, Demokratik Alevi Hareketi, İşçi hareketi, devrim ve sosyalizm hareketi, Kadın hareketi, Demokratik meslek kuruluşları, sendikalar, çevreciler, doğacılar, vicdanı retçiler ve bunun gibi bir tekmil özgürlük ve demokrasi isteyenler, vakit kaybetmeden,Yanyana gelmek ve güçlerini aynı hedefe yönlendirmek zorundalar.Kazanmanın başka yolu yok. Bu güne kadar olduğu üzere, bir takım kaytarma gerekçeleri üreterek, olması gerekeni çamura yatırmadan birleşmelidir, güç birliği etmelidir. Başka hiç bir tutum, gelişmenin olumsuz gidişini geriye çeviremez. Bu sorumluluktan hiç bir gücü, kesimi, örgütü, kışıyı de tarih affetmez.&#8221; demiştim</p>
<p> Diyelim ki özlem ve beklentim bir biçimde yanıt buldu ve cümlemiz Kasımda Alevi olacağız. 8 KASIM MİTİNGİ, İstanbul gibi &#8222;72 milletin&#8220; harman olduğu bir metropolde gerçekleşecek, tabi ki deprem etkisi yapacak, yapmalı da!..<br /> KASIMDA CÜMLEMİZ ALEVİYİZ !&#8230;</span> </p>
<p> <span style="font-size: 10pt; font-family: verdana,geneva"> </span> </p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/kasimda-cumlemiz-aleviyiz/">KASIMDA CÜMLEMİZ ALEVİYİZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kasimda-cumlemiz-aleviyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12.  İMAM Hz. MUHAMMED MEHDİ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/12-imam-hz-muhammed-mehdi/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/12-imam-hz-muhammed-mehdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2009 13:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EHLİBEYT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/12-ymam-hz-muhammed-mehdy/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kazım Balaban İmam Mehdi, Kâim, Hüccet, Bakıyyetullah ve Sahibi Zaman, lakabıyla da tanınan İmam Muhammed Mehdi, İmam Hasan- ül Askeri&#8217;nin oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/12-imam-hz-muhammed-mehdi/" title="12.  İMAM Hz. MUHAMMED MEHDİ">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/12-imam-hz-muhammed-mehdi/">12.  İMAM Hz. MUHAMMED MEHDİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Kazım Balaban </p>
<p> İmam Mehdi, Kâim, Hüccet, Bakıyyetullah ve Sahibi Zaman, lakabıyla da tanınan İmam Muhammed Mehdi, İmam Hasan- ül Askeri&#8217;nin oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 12. İmam oldu. Annesinin adı, Hz. İsa&#8217;nin havarisi Şum&#8217;un neslinden olan Rum Kayseri&#8217;nin oğlu Yuşa&#8217;nın kızı Saykal veya Susen adı ile de bilinen Nergis&#8217;dir. Başka bir kaynağa göre de annesi bir Cariyedir. Muhtemelen 30 Temmuz 869 tarihinde bir Cuma günü Irak / Samara&#8217;da dünyaya geldi. İmam Mehdi rivayetlere göre Samara&#8217;da bir mağaraya girerek sır oldu.</p>
<p> Rivayete göre İmam Mehdi&#8217;nin doğumu ile birlikte bir çok kerametler (mucizeler) gerçekleşir. Doğduğunda babası onu sol elinin üzerinde oturttu ve sağ eliyle de arkasından tutarak &#8220;Konuş&#8221; dedi. Bunun üzerine Hz. Mehdi konuşmaya başladı ve: (151) Allah birdir, Muhammed onun elçisidir. Allahın rahmeti onların üzerinde olsun&#8217;&#8217; dedi. Sonra Hz. Ali ve diğer İmamlara salavat (152) getirdi. İktidarın İmamlara karşı düşmanlık niyetleri bilindiğinden İmam Mehdi&#8217;nin doğumu bir süre gizli tutuldu. Bunun nedeni Abbasi Halifelerin Ehli Beyt düşmanlığı o noktaya varmıştı ki, Hz. Hüseyin&#8217;in türbesi yıktırılmış ve türbe ziyaretini önlemek için o bölgeye giden yollarda karakollar oluşturmuş ve askerleri Hz. Hüseyn&#8217;in mezarını ziyaret eden birisini bulsalar hemen yakalıyor, öldürüyor veya ağır işkencelere tabi tutuyorlardı&#8221; (153). Ehl-i Beyt&#8217;e karşı olan baskı o dereceye varmıştı ki, tanınmış kimseler dahi zalim Abbasi yöneticilerinin korkusundan kızlarını Ehl-i Beyt soyundan gelen gençlere vermekten sakınıyorlardı.</p>
<p> Örneğin Hz. Ali&#8217;nin soyundan olan Muhammed bin Salih adlı kişi, İbrahim bin Müdebbir İsa bin Musa Cehrumi&#8217;nin kızıyla evlenmek istediğini ona bildirdiğinde İsa bu isteği reddederek şöyle dedi: &#8220;Allah&#8217;a yemin ediyorum ki senin soyunu tanımadığın için seni reddetmiyorum; çünkü bu soydan daha üstün bir soy tanımıyorum. Bu yüzden bu akrabalık herkes için bir iftihardır. Ama kendi can ve malım hususundan Mütevekkil ve oğlundan korkuyorum.&#8221; (154) </p>
<p> İmam Mehdi ile ilgili çok geniş kesimler çeşitli fikirler yürütürler. İmam Mehdi&#8217;nin kıyamet habercisi olduğunu yorumlayan ve buna inanan insanlar olduğu gibi, onun gelişi ile dünyanın yanlış siyasi politikalardan ve onların etkilerinden kurtulacağını, dünyaya hakk ve hukukun egemen olacağını, zalimin artık zulüm yapamayacağını, mazlumun ahının alınacağını, haksız yere artık kan dökülmeyeceğini, dünyanın bir nevi sömürüsüz ve sancısız bir yaşam yeri olacağını, dünyanın bir nevi güllük ve gülüstanlık haline dönüşeceğine inanırlar. Elbette herkes tüm yazdığımız ve kategorize ettiğimiz boyutta geniş bir açılım gözetmezler. Ancak buna benzer bir beklenti içerisinde olacağını da unutmamak gerekir. Gerçi, İmam Mehdi&#8217;yi kıyametin habercisi olarak algılayan ve ona inanan geniş bir kesim, kıyamet habercisi olarak Allah tarafından çeşitli görevler için yaratılmış 5 büyük melekten biri olan, düdüğü ile kıyameti başlatacak olan &#8216;&#8217;İsrafil&#8217;&#8217; adlı meleğin aslında bu iş için görevlendirdiği konusunda bir ikircim de yaşarlar. Bu vesile ile üzerinde henüz tam bir bütünlük arz etmeyen bu konu hakkında daha fazla yorum ve açılım yapmanın uygun düşmediği kanaatindeyiz.</p>
<p> Aleviler ise bu konuda genellikle İmam Mehdi&#8217;yi kıyamet habercisi olmaktan ziyade, kurtuluş ve adalet habercisi olarak inanır ve algılarlar. 12 İmamlara bağlılık ve onu İslam inancının / öğretisinin bir parçası olarak görmeyen ve bu konuda Alevilerle aralarında ciddi bir fikir (inanç) farklılığı yaşıyan Sünni kesimi ise İmam Mehdi konusunda genellikle Aleviler gibi düşünürler. Sünni kesimin, diğer İmamları atlayıp sadece İmam Mehdi&#8217;nin gelişi konusunda Alevilerle örtüşen / uzlaşan inanç taşımaları olumlu görülmekle birlikte, İmam Mehdi&#8217;nin geldikten sonra oluşacağı dünya ve yaşam alanı konusunda, başka deyimle yeni oluşum alanı ve biçimi konusunda aralarında ciddi bir farklı beklenti olduğunu da eklememiz gerekir. Bir kısım Sünni insanın söz konusu Mehdi&#8217;nin kimliği konusunda da Alevilerin Mehdi&#8217;sini kast etmediklerini belirtmekte yarar var. Diğer bir deyimle Alevilerin Mehdi&#8217;si, Ehli Beyt soyundan gelen, 11. İmam olan Hasan &#8211; ül Askeri&#8217;nin oğlu olan ve Samara&#8217;da bir mağaraya girip SIR olan, gün ve saati geldiğinde tekrar gelecek olan 12. İmam, Muhammed Mehdi&#8217;dir. Aleviler bunun dışında bir Mehdi&#8217;yi tanımaz ve inanmazlar. Sünnilerin Mehdi&#8217;sinin ise, Sünni inanç alanının bekledikleri ve inandıkları Mehdi&#8217;yi tarif etme konusunda bu kadar net tanımla(ya)madıkları zaman zaman görülmektedir.</p>
<p> Anadolu&#8217;da yaşayan Hristiyanların, aynı beklenti konusunda Mehdi olarak Hristiyan inancına göre göğe çekilen Hz. İsa&#8217;yı tarif ettiklerini, buna isim olarak Mesih dediklerini, bir kısmın da Mehdi ve Mesih&#8217;in birlikte gelecekleri biçiminde inançları vardır. Elbette onların, gelecek olan Mesih veya Mehdi&#8217;den beklentilerinin de farklı olacağını eklemekte yarar var. </p>
<p> Alevilerin böyle inanmalarını gerektiren bir kaç Hadis ve alıntıya yer verelim. </p>
<p> · Ebu Nazre&#8217;den aktarılmıştır. &#8217;&#8217;Cabir bin Abdullah&#8217;ın yanında oturuyorduk&#8230;.. Resulullah buyurdu &#8230;&#8230;&#8220;Ümmetimin sonunda bir halife olacak, o malı saymadan serpercesine dağıtacaktır.&quot; (155)</p>
<p> · İbn-i Abbas&#8217;tan aktarılmıştır : Resulullah buyurdu: &#8220;Allah bu dini Ali ile başlattı. Ali katledilince, bozulacak ve onu Mehdi&#8217;den gayri hiç kimse doğrultamayacaktır.&#8221; (156)</p>
<p> · İbn-i Abbas&#8217;tan aktarılmıştır: Resulullah buyurdu. &#8220;Bir ümmet ki, ben onun başında, İsa onun sonunda ve Mehdi de onun ortasındadır, nasıl helâk olabilir?&#8221; (157)</p>
<p> · Abdullah bin Haris bin Cazi Zabidi&#8217;den aktarılmıştır : Resulullah buyurdu: &#8220;Doğudan bir grup insan çıkacak ve Mehdi için ortamı hazırlayacaklardır.&#8221; (158)</p>
<p> · İmam Sadık buyurdu ki: &quot;Halk imamlarını yitirecek, ama o hac mevsiminde hazır olacak ve halkı görecek, halk ise onu görmeyecektir.&quot; (159)</p>
<p> · Esbağ bin Nebate&#8217;den akatarılmıştır. &quot;Emir&#8217;ül-Müminin Ali&#8217;nin huzurlarına gittim, düşünceye daldığını ve parmaklarıyla yeri kazdığını görünce: &quot;Sizi düşünceli görüyorum dedim, yere rağbetiniz mi var?&quot; dedim. İmam: &#8220;Hayır vallahi, hiçbir zaman yere ve dünyaya rağbet göstermedim. Dünyaya benim soyumdan gelecek 11. evlâdım hakkında düşünüyorum. O Mehdi&#8217;dir, zulüm ve küfürle dolu olan yeryüzünü adaletle, eşitlikle dolduracak; onun bir gaybet dönemi olacaktır ki insanlar o dönemde şaşkınlık içinde olacaklar; kimileri bu dönemde sapar, kimileri de hidayet bulur.&#8221; dedi.(160)</p>
<p> · Resulullah buyurdu: &#8220;Mehdi benim soyumdandır; ismi benim ismim ve künyesi benim künyem, şekli benim şeklim, tavrı benim tavrımdır, halkı benim dinime teşvik ve Rabbimin kitabına davet eder. Ona itaat eden bana itaat etmiştir ve ona muhalefet eden bana muhalefet etmiştir, onun gaybetini inkâr eden beni inkâr etmiştir.&#8221; (161)</p>
<p> · Abdurrahman bin Selit&#8217;ten aktarılmıştır. &#8218;&#8217;İmam Hüseyin buyurdu ki: &#8220;12 hidayet imamı bizdendir; ilki Ali bin Ebu Talip&#8217;tir; sonuncusu ise 9. evlâdımdır. Hak üzere kıyam edecek olan odur. Yeryüzü öldükten sonra, Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır. Onun gaybete çekildiği dönemde bazı kavimler mürtet olacak, bazıları ise dine bağlı kalacaktır; onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki: &#8216;Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman vuku bulacaktır?&#8217; Biliniz ki, onun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah ile beraber kılıçla cihad etmek gibidir.&#8221; (162)</p>
<p> · Salih bin Ukbe babasından, o da İmam Muhammed Bâkır&#8217;dan, o da babaları vasıtasıyla Resulullah&#8217;dan nakletmektedir: &#8220;Mehdi benim evlâtlarımdandır, onun gaybet dönemi olacaktır. Bu dönemde ümmetten birçoğu delâlete düşecektir. O, peygamberlerin nişaneleriyle gelecek, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&#8221; (163)</p>
<p> · Hasan bin Halid&#8217;den aktarılmıştır, İmam Ali Rıza buyurdular: &#8220;Benim 4. evladım&#8230;. Allah onun vesilesiyle yeryüzünü bütün zulüm ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda tereddüt ettiği gaybet sahibi odur. O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak, halkın arasında adalet ölçüsünü kuracak, böylece hiç kimse başkasına zulmetmeyecek ve yeryüzü ona itaat edecektir&#8230;&#8230;..&#8217; Bu konuda Ayette şöyle geçer: &#8216;Eğer istersek onlara gökten bir ayet nazil ederiz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.&#8217;(164) &#8216;Yakın bir mekândan bir münadi, o gün nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o gün huruç günüdür. Yani oğlum Kaim Mehdi&#8217;nin huruç günüdür.&#8221; (165) </p>
<p> İslam Şii kaynaklarına göre İmam Mehdi : </p>
<p> 1- &#8220;İmamlar on iki tanedir&#8221; diyen Hadis sayısı: 271.<br /> 2- &#8220;İmamların sayısı, İsrail Oğulları&#8217;nın nakîblerininin (başkanlarının) sayısı miktarıncadır&#8221; diyen Hadis sayısı: 40.<br /> 3- &#8220;On iki imamın ilki, Hz. Ali&#8217;dir&#8221; diyen Hadis sayısı: 133.<br /> 4- &#8220;On iki imamın ilki Hz. Ali, sonuncusu ise Mehdi&#8217;dir&#8221; diyen Hadis sayısı: 91.<br /> 5- &#8220;İmamlar on iki tanedir; onların sonuncusu Mehdi&#8217;dir&#8221; diyen Hadis sayısı: 94.<br /> 6- &#8220;İmamlar on iki tanedir; onlardan dokuzu İmam Hüseyin&#8217;in evlâtlarındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 139.<br /> 7- &#8220;İmamlar on iki tanedir; onlardan dokuzu İmam Hüseyin&#8217;in evlâtlarındandır; dokuzuncusu ise onların Kaimidir&#8221; diyen Hadis sayısı: 107.<br /> 8- On iki imamın isimlerini açıklayan Hadis sayısı: 50.<br /> 9- Mehdi&#8217;nin zuhurunu müjdeleyen Hadis sayısı: 657.<br /> 10- &#8220;Mehdi, Ehl-i Beyt&#8217;tendir; Mehdi&#8217;nin ismi, Resulullah&#8217;ın isminin ve künyesi de onun künyesinin aynısıdır&#8221; diyen Hadis sayısı: 389.<br /> 11- &#8220;Mehdi, insanlar arasında Resulullah&#8217;a en çok benzeyen kimsedir&#8221; diyen Hadis sayısı: 48.<br /> 12- Mehdi&#8217;nin yüz ve boyunu tarif eden Hadis sayısı: 21.<br /> 13- &#8220;Mehdi, Hz. Ali&#8217;nin evlâtlarındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 214.<br /> 14- &#8220;Mehdi, Hz. Fatıma&#8217;nın evlâtlarındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 192.<br /> 15- &#8220;Mehdi, Hz. Hüseyin&#8217;in evlâtlarındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 185.<br /> 16- &#8220;Mehdi, Hz. Hüseyin&#8217;in İmam olan 9 evlâdındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 160.<br /> 17- &#8220;Mehdi, Hz. Hüseyin&#8217;in 9. evlâdıdır&#8221; diyen Hadis sayısı: 148.<br /> 18- &#8220;Mehdi, Ali bin Hüseyin&#8217;in evlâtlarındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 185.<br /> 19- &#8220;Mehdi, İmam Muhammed Bâkır&#8217;ın evlâtlarındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 103.<br /> 20- &#8220;Mehdi, İmam Sadık&#8217;ın evlâtlarındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 103.<br /> 21- &#8220;Mehdi, İmam Sadık&#8217;ın altıncı evlâdıdır&#8221; diyen Hadis sayısı: 99.<br /> 22- &#8220;Mehdi, İmam Musa bin Cafer&#8217;ın evlâtlarındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 101.<br /> 23- &#8220;Mehdi, İmam Musa bin Cafer &#8217;ın 5. evlâdıdır&#8221; diyen Hadis sayısı: 98.<br /> 24- &#8220;Mehdi, İmam Ali bin Musa er-Rıza&#8217;nın evlâtlarından 4.südür&#8221; diyen Hadis sayısı: 95.<br /> 25- &#8220;Mehdi, İmam Muhammed Takî&#8217;nin evlâtlarından 3.südür&#8221; diyen Hadis sayısı: 90.<br /> 26- &#8220;Mehdi, İmam Ali Nakî&#8217;nin evlâtlarındandır&#8221; diyen Hadis sayısı: 90.<br /> 27- &#8220;Mehdi, Ebu Muhammed Hasan Askerî&#8217;nin oğludur&#8221; diyen Hadis sayısı. 146.<br /> 28- &#8220;Babasının ismi Hasan&#8217;dır&#8221; diyen Hadis sayısı: 147.<br /> 29- &#8220;Cariyelerin hanımefendisinin oğludur&#8221; diyen Hadis sayısı: 9.<br /> 30- &#8220;Mehdi, On iki imamın sonuncusudur&#8221; diyen Hadis sayısı: 136.<br /> 31- &#8220;Mehdi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır&#8221; diyen Hadis sayısı: 123.<br /> 32- &#8220;Onun (Mehdi) iki gaybeti olacaktır&#8221; diyen Hadis sayısı: 10.<br /> 33- &#8220;Onun uzun bir gaybeti olacaktır.&#8221; diyen Hadis sayısı: 91.<br /> 34- Gaybetinin nedenini açıklayan Hadis sayısı: 7.<br /> 35- Gaybeti döneminde halkın ondan yararlanması hakkındaki Hadis sayısı: 7.<br /> 36- &#8220;Gerçekten o, (Mehdi ) uzun ömürlüdür.&#8221; diyen Hadis sayısı: 318.<br /> 37- &#8220;Görünümü gençtir&#8221; diyen Hadis sayısı: 8.<br /> 38- &#8220;Doğumu gizli olacaktır&#8221; diyen Hadis sayısı: 14.<br /> 39- &#8220;Onun üzerinde hiç kimsenin biati olmayacaktır&#8221; diyen Hadis sayısı: 10.<br /> 40- &#8220;Allah&#8217;ın düşmanlarını öldürecek, yeryüzünü şirk vs.&#8217;den temizleyecektir&#8221; diyen Hadis sayısı: 19.<br /> 41- &#8220;O, Allah&#8217;ın emrini aşikâr edecek, İslâm&#8217;ı yeryüzünde yayacak ve dünyaya hâkim olacak&#8230;&#8221; diyen Hadis sayısı: 47. <br /> 42- &#8220;O, insanları Kur&#8217;an&#8217;a ve sünnete sevk edecektir&#8221; diyen Hadis sayısı: 15.<br /> 43- &#8220;O, Allah&#8217;ın düşmanlarından intikam alacaktır&#8221; diyen Hadis sayısı: 4.<br /> 44- &#8220;Peygamberlerden onda birtakım sünnetler vardır&#8221; diyen Hadis sayısı: 23.<br /> 45- &#8220;O, kılıçla kıyam edecektir&#8221; diyen Hadis sayısı: 7.<br /> 46- &#8220;Onun siyeri ile ilgili Hadis sayısı: 30. <br /> 47- Onun zühdü ile ilgili Hadis sayısı: 4.<br /> 48- Adaleti ve devletindeki emniyetin yaygınlığıyla ilgili Hadis sayısı: 7.<br /> 49- İlmi hakkındaki Hadis sayısı: 5.<br /> 50- Cömertlik ve bağışıyla ilgili Hadis sayısı: 13.<br /> 51- &#8220;Allah Tealâ, onun eliyle peygamberlerin mucizesini aşikâr edecek ve onların mirasları onunla birliktedir&#8221; diyen Hadis sayısı: 5.<br /> 52- &#8220;Şiddetli bir imtihandan sonra zuhur edecektir&#8221; diyen Hadis sayısı: 24.<br /> 53- &#8220;İsa bin Meryem (a.s)&#8217;a imamlık yapacaktır&#8221; diyen Hadis sayısı: 25.<br /> 54- Bayrağının sahibi ve onda yazılan yazı ile ilgili Hadis sayısı: 6.<br /> 55- Doğumu, tarihi ve annesinin durumu ile ilgili Hadis sayısı: 214.<br /> 56- Babasının hayatı dönemindeki mucizeleri ile ilgili Hadis sayısı: 9.<br /> 57- Babasının hayatı döneminde onu gören kimselerle ilgili rivayet sayısı: 19.<br /> 58- Gaybet-i Suğra (Küçük Gizlilik) döneminde onu görme şerefine erişen kimseler hakkındaki rivayet sayısı: 25.<br /> 59- Gaybet-i Suğra dönemindeki bazı mucizelerini anlatan rivayet sayısı: 27.<br /> 60- Gaybet-i Suğra döneminde, elçi ve naiplerinin hâletleri ile ilgili rivayet sayısı: 22.<br /> 61- Gaybet-i Kubra dönemindeki mucizeleri ile ilgili rivayet sayısı: 12.<br /> 62- Gagbet-i Kubra döneminde onu gören kimseler ile ilgili rivayet sayısı: 13.<br /> 63- Zuhurunun niteliğini anlatan rivayet sayısı: 12.<br /> 64- Onun zuhurundan önceki durum, fitne ve günahların çokluğu ile ilgili Hadis sayısı: 37.<br /> 65- Bazı zuhur alâmetleri ile ilgili hadis sayısı: 29.<br /> 66- Gökten onun ve babasının ismiyle duyulacak ses ile ilgili Hadis sayısı: 27.<br /> 67- Onun zuhurundan önceki zamanda fiyatların çok yüksek olması, hastalıkların çoğalması vb. şeylerle ilgi Hadis sayısı: 23.<br /> 68- Süfyanî&#8217;nin hurucu, ay tutulması vs. şeyler ile ilgili Hadis sayısı: 38.<br /> 69- Deccal&#8217;ın hurucu hakkındaki Hadis sayısı: 12.<br /> 70- Zuhur edeceği yıl, ay ve gün hususunda vakit belirlemenin caiz olmaması ile ilgili Hadis sayısı: 7.<br /> 71- Zuhur edeceği yer ile ilgili Hadis sayısı: 17.<br /> 72- Yeryüzünün doğu ve batısını fethetmesiyle ilgili Hadis sayısı: 12.<br /> 73- Bütün milletlerin İslâm üzere toplanmasıyla ilgili Hadis sayısı: 7.<br /> 74- Yerin servet ve madenlerini dışarı çıkarmasıyla ilgili Hadis sayısı: 10.<br /> 75- Gök ve yeryüzü bereketlerinin açığa çıkmasıyla ilgili Hadis sayısı: 12.<br /> 76- Üç yüz on üç kişinin onun yanında bulunmasıyla ilgili Hadis sayısı: 25.<br /> 77- Yeryüzünün adaletle dolmasıyla ilgili Hadis sayısı: 129.<br /> 78- Hz. İsa&#8217;nın yere inmesi ve Hz. Mehdi ile birlikte zikir yapması ile ilgili Hadis sayısı: 29.<br /> 79- Deccal&#8217;ı öldürmesiyle ilgili Hadis sayısı: 6.<br /> 80- Süfyanî ile savaşıp onu öldürmesiyle ilgili Hadis sayısı: 2.<br /> 81- Onun zamanında yeryüzünün bayındırlığıyla ilgili Hadis sayısı: 5.<br /> 82- Onun asrında işlerin kolaylaşması ve akılların kemale erişmesiyle ilgili Hadis sayısı: 7.<br /> 83- Ashabının faziletleriyle ilgili Hadis sayısı: 14.<br /> 84- Ashabının güç ve kuvvetleriyle ilgili Hadis sayısı: 5.<br /> 85- Zuhurundan sonra hilâfetinin süresiyle ilgili olan Hadis sayısı: 18.<br /> 86- Yiyeceği, içeceği ve giyimiyle ilgili Hadis sayısı: 4.<br /> 87- Halkı davet ettiği şeyler hakkındaki Hadis sayısı: 7.<br /> 88- Kaim&#8217;i inkâr etmenin haram olması hakkındaki Hadis sayısı: 9.<br /> 89- Fereci beklemenin faziletiyle ilgili Hadis sayısı: 23.<br /> 90- Mehdi&#8217;ye karşı takipçilerinin bazı görevleriyle ilgili Hadis sayısı: 54.<br /> 91- Onu idrak etme ve onu imam edinmekle ilgili Hadis sayısı: 10. <br /> 92- Gaybeti döneminde, ona inananların faziletleriyle ilgili Hadis sayısı: 23.<br /> 93- Ona salât ve selâm göndermenin niteliğiyle ilgili Hadis sayısı: 6<br /> 94- Ondan nakledilen bazı dualarla ilgili Hadis sayısı: 13.  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p> DİPNOTLAR : </p>
<p> 1.    Arapcası : Eşhedu en la İlahe illallah ve eşhedu enne Muhammed&#8217;en Resulullah.<br /> 2.    Şeyh Saduk, &#8220;Kemal-ud Din&#8221;, s. 425.<br /> 3.    Ebu-l Ferec İsfahani &#8220;Mekatil-ut Talibiyyin&#8221;, s.395&#8217;de şöyle diyor: <br /> 4.    Mekatil-ut Tali-biyyin, s. 604<br /> 5.    Sahih-i Müslim, hadis: 5189; Müsned-i Ahmed, hadis: 13886.<br /> 6.    Yenabî&#8217;ül-Mevedde, s.445, 259.<br /> 7.    Tarih-i İbn-i Asakir, c.2, s.62; Müntehab-u Kenz&#8217;il-Ummal, c.6, s.30-31; es-Siret&#8217;ül-Halebiyye, c.1, s.227.<br /> 8.    Sünen-i İbn-i Mace, hadis: 4078.<br /> 9.    Usul-ü Kâfî, c.1 s. 337.<br /> 10.    Usul-ü Kâfî, c.1 s.338.<br /> 11.    İ&#8217;lâm&#8217;ul-Vera, s.425.<br /> 12.    Uyun&#8217;ül-Ahbar, c.1, s.68. <br /> 13.    Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır. (Şuara : 4)<br /> 14.    Bir münadinin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver. O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bugün, kabirlerden çıkış günüdür. (Kaf : 41 / 42)<br /> 15.    Yenabî&#8217;ül-Mevedde, s.448   </p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/12-imam-hz-muhammed-mehdi/">12.  İMAM Hz. MUHAMMED MEHDİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/12-imam-hz-muhammed-mehdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>9. İMAM Hz. MUHAMMED TAKİ</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/9-imam-hz-muhammed-taki/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/9-imam-hz-muhammed-taki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 15:16:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EHLİBEYT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/9-ymam-hz-muhammed-taky/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kazım Balaban İmam Cevad ve İbni Rıza lakabıyla da tanınan İmam Muhammed Taki, İmam Hulki Ali Rıza&#8217;nın oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/9-imam-hz-muhammed-taki/" title="9. İMAM Hz. MUHAMMED TAKİ">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/9-imam-hz-muhammed-taki/">9. İMAM Hz. MUHAMMED TAKİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Kazım Balaban </p>
<p> İmam Cevad ve İbni Rıza lakabıyla da tanınan İmam Muhammed Taki, İmam Hulki Ali Rıza&#8217;nın oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 9. İmam oldu. Annesinin adı Ümmü Velat&#8217;dır. Muhtemelen 11 Nisan 811 tarihinde Medine&#8217;de dünyaya geldi. İmam Taki de diğer ataları gibi bilge bir İmam ve halk üzerinde ciddi bir etkisi olduğu için, 25 Kasım 835 tarihinde onu kendine bir tehlike gören Abbasi Halifesi Mu&#8217;tasım&#8217;ın tarafından, eski Halife Memun&#8217;un kızı olan hanımı Ümm-ü Fazl aracılığı ile zehirlenerek (142) şehit edildi. İmam Taki, 12 İmamlar içinde, iktidarı ellerine geçiren Halifelerin tahriki ile hanımları aracılığı ile zehirletilerek şehit edilen 2. İmam&#8217;dır (143). Kabri Irak / Kazimeyn&#8217;de, Dedesi İmam Musa-i Kazim&#8217;ın yanıbaşında Kureyş mezarlığındadır. </p>
<p> İmam Muhammed Taki&#8217;den güzel sözler :</p>
<p> * İlim bir hazine, susmak ve sormak ise onun anahtarıdır.<br /> * Halk, başındaki insanların düzelmesi ile düzelir.<br /> * Söven, sövülür, kızan belaya çatar.<br /> * Fırsatlar bir ganimettir.<br /> * Allah, Peygamberlerden birine vahyetti: &quot;Dünyadan el çekmen (zahid olman), sana peşin bir rahatlık kazandırır. Her şeyden kopup bana yönelmen, seni bana aziz kılar. (Sonuçta bunların hepsi kendin içindir.) Ama benim için düşmanımla düşman veya dostumla dost oldun mu?<br /> * Bizim (Ehli Beyt&#8217;in) hem canımız ve hem de malımız Allah&#8217;ın, tatlı bağışlarından ve emanet edilen ödünçlerindendir. Dilediği şeyden, bizi memnunluk ve hoşnutlukla faydalandırır. Dilediği şeyi de, ecir ve sevap karşısında bizden alır. Kimin sabırsızlığı, sabrına galip gelirse, ecri yok olur. Biz bu durumdan Allah&#8217;a sığınırız.<br /> * Kim bir işe şahit olur da onu sevmezse o işte bulunmayan kimse gibi olur. Kim de bir işte bulunmayıp da o işe razı olursa, o işte bulunan kimse gibi olur.<br /> * Kim bir konuşanı dinlerse, ona tapmış gibi olur. Konuşan Allah&#8217;tan konuşursa, dinleyen Allah&#8217;a tapmış olur; konuşan Şeytan&#8217;ın dilinden konuşursa, dinleyen Şeytan&#8217;a tapmış gibi olur.<br /> * İmam Taki&#8217;ye &#8217;&#8217;Samed&quot;in manası nedir?&#8221; diye sordum. İmam: &quot;Samed boşluğu olmayandır.&quot;dedi İmam&#8217;a &quot;Samedden maksat içi olmayandır diyorlar.&quot; dedim. İmam: &quot;İçi olan her şeyin boşluğu da vardır.&quot; diye buyurdular. (Aktaran : Davud ibni Kasım)<br /> * Bir işi sağlamlaşmadan önce açıklamak, o işin bozulmasına sebep olabilir.<br /> * Mü&#8217;min, Allah&#8217;tan olan bir başarıya, nefsinden olan bir öğütçüye ve nasihatçının da nasihatını kabul etmeye muhtaçtır.<br /> * Tövbeyi geciktirmek, aldanmaktır. Vazifeleri hep sonraya ertelemek ise şaşkınlıktır. (Günah işlemek amacıyla) Allah&#8217;a karşı bahane aramak, helak olmaya sebep olur. Günah işlemekte ısrar etmek, kendini Allah&#8217;ın tuzağından güvende bilmenin sonucudur. (Oysa) &#8220;&#8230;Allah&#8217;ın tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan topluluktan başkası güvende olmaz.&quot; (144)<br /> * Bu dünyada biz doslarımızla bir birimizden ayrıyız. Ama (ahirette) kimin fikri ve inancı, arkadaşının fikir ve inancının aynısı olursa, nerede olursa olsun o da onunla birlikte olur. Asıl yerleşme yurdu, ahiret yurdudur.&#8221;<br /> * Kulların şükrü kesilmezse, Allahın bol bağış ve ihsanda bulunması kesilmez.<br /> * İmam Muhammed Taki&#8217;ye sordular. &#8217;&#8217; Zina yapan bir kişinin zina yaptığı kadınla evlenmesi hakkında ne dersin; bu helal mıdır?&quot; İmam cevap verdi. &quot;Kendisinden veya başkasından hamile olup olmadığı anlaşılana kadar sabretmelidir. Çünkü, onun kendisiyle ilişkide bulunduğu gibi başkasıyla da ilişkide bulunması mümkündür. Hamile olmadığı anlaşıldıktan sonra isterse onunla evlenebilir. Bu kadın, bir kişinin, ilk önce hurmasını haram olarak yediği ve daha sonra da onu satın alarak hurmasını helal olarak yediği bir hurma ağacına benzer.&quot;<br /> * Adamın biri: &quot;Bana nasihat edin.&quot; deyince İmam Taki,: &quot;Kabul eder misin? diye sordu. O adam: &quot;Evet, kabul ederim.&quot; dedi. Bunun üzerine İmam : &quot;Sabrı kendine yastık et, fakirlikten çekinme, şehvetleri (lezzetleri) terket, heva ve hevese muhalefet et ve bil ki, Allah&#8217;ın gözünden uzaklaşamazsınız. Öyleyse nasıl bir halde olacağına dikkat et.&#8221;  </p>
<p> DİPNOTLAR : </p>
<p> 1.    İrşad- Müfid, s.297. Usul-u Kafi, c.1, s.492-497. Delail-ul İmame, s.201-209. Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.377-399. Fusul-ul Mühimme, s.247-258. Tezkiret-ül Havas, s.358. <br /> 2.    Hanımı aracılığı ile zehirletilen ilk İmam Hz. Hasan&#8217;dır. Muaviye, Mervan aracılığı ile İmam Hasan&#8217;ın eşi Cude&#8217;yi eşine karşı tahrik etmiş ve şayet İmamı zehirlerse onu oğlu Yezid ile evlendireceğini söyleyerek Hz. Hasan&#8217;ın şehit edilmesine sebep olmuştu. <br /> 3.    Allah&#8217;ın tuzağından (kurtulacaklarına) emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah&#8217;ın tuzağından emin olmaz.(Araf : 99) </p>
<p> &#8230;&#8230;<br /> &#8230;&#8230;</p>
<p> 12 İMAMLARIN SECERESİ</p>
<p> &#8226;    20 Nisan 570 : Hz. Muhammed Miladi tarihe göre Pazartesi günü sabaha karşı Mekke&#8217;de dünyaya geldi. (Kaynak: M.A. Balaban) (Bazı kaynaklar doğum gününde birleşmelerine rağmen, doğum yılını 571 olarak belirtirler) Baba adı Abdullah, Anne adı Amine&#8217;dir. Kureyş Kabilesinden ve Haşimi soyundandır. 8 Haziran 632 tarihinde Medine&#8217;de 63 yaşında Hakk&#8217;a yürüdü (vefat etti). </p>
<p> &#8226;    23 Şubat 632 : Hz. Muhammed&#8217;in Veda Hutbesi. Hz. Muhammed bu hutbede ümmetine 2 emanet tavsiye etti. 1- Allahın kelamı Kuran-ı Kerim, 2- Ehl-i Beyt&#8217;i. &#8216;&#8217;Kuran ve Ehl-i Beyt ipine sım sıkı sarılın. Kevser Havuzunda her iki emanet bir birinden ayrılmadan bana ulaşacaktır. Ehl-i Beyt&#8217;im, Nuh&#8217;un gemisi gibidir. Gemiye binenler kurtuldular, binmeyenler helak oldular&#8217;&#8217;.  ( Ehl-i Beyt, Hz. Muhammed&#8217;in ailesi demektir ve 1- Hz. Muhammed, 2- Hz. Ali, 3- Hz. Fatma, 4- Hz. Hasan ve 5- Hz. Hüseyin olmak üzere toplam 5 kişidirler.</p>
<p> &#8226;    26 Ağustos 632 veya 22 Kasım 632 : Hz. Fatma, Resullallah&#8217;ın Hakka yürümesinden sonra karşılaştığı zulüm ve haksızlıklara daha fazla tahammül edemeyerek Medine&#8217;de 23 yaşında Hakka yürüdü. Hz. Fatıma 18 Ocak 609&#8217;da Mekke&#8217;de dünyaya geldi. (Bazı kaynaklar 605 tarihinde doğduğunu iddia ederler). Anne adı Hz. Hatice, Baba adı Hz. Muhammed.</p>
<p> &#8212;&#8212;&#8212;&#8211; &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p> &#8226;    24 Ocak 661 : 4. Halife ve ilk İmam  Hz. Ali (asıl adı Abd&#8217;ül Menaf, doğumu 21 Mart 598 (veya 21 Mart 599) Mekke /Kâbe), İbni Mülcem adlı bir Harici tarafından 63 yaşında şehid edildi. Kabrinin Necef&#8217;de olduğu sanılıyor.  (Kimi kaynaklar Hz. Ali&#8217;nin şahadetini 28 Ocak 661 olarak açıklarlar K.Balaban)  Anne adı Fatma, Baba adı Ebu Talip.</p>
<p> &#8226;    11 Nisan 624 : 2. İmam ve Ehl-i Beyt mensubu, Hz. Muhammed&#8217;in torunu, Hz. Ali ve Hz. Fatma&#8217;nın oğulları Hz. Hasan, Medine&#8217;de dünyaya geldi. 25  Mart 670 veya 18 Eylül 670 tarihinde 47 yaşında Medine&#8217;de zehirlenerek şehit edildi. Anne adı Hz. Fatıma, Baba adı Hz. Ali. <br /> &#8226;    25 Mart 670 : 2. İmam Hz. Hasan şehit edildi. Emevi devletinin ilk Halifesi Muaviye, İbnil Hakem adındaki özel doktoruna hazırlattığı zehiri yardımcılarından Mervan&#8217;a verip 2. İmam Hz. Hasan&#8217;ı zehirlemesi için vermiştir.  Mervan, Medine&#8217;ye gelerek, Emevilerden Kuttame adındaki bir kadının evine giderek onun Hz. Hasan&#8217;ın eşi Cude&#8217;yi evine çağırmasını istemiştir. Kuttame&#8217;nin evine gelen Hz. Hasan&#8217;ın eşi Cude, Mervan&#8217;ın &#8216;&#8217;Eğer bu zehir ile kocan İmam Hasan&#8217;ı zehirlersen, Halife Muaviye seni oğlu Yezid ile evlendirecek&#8217;&#8217; sözleri ile onu kandırmış ve 2. İmam Hz. Hasan&#8217;ı zehirleterek şehit etmiştir. Muaviye daha sonra Cude&#8217;yi oğlu Yezid ile evlendirmemiş, sözleşmeyi inkar ederek, Hz. Hasan&#8217;ı zehirlemesini bahane ederek onu öldürtmüştür. (Bazı kaynaklar şehadet tarihini 18 Eylül 670 olarak geçmektedirler) </p>
<p> &#8226;    10 Ekim 680 : İslâm peygamberi Hz. Muhammed&#8217;in kızı  Hz. Fatıma&#8217;nın ve İlk İmam Hz. Ali&#8217;nin oğlu, 3. İmam Hz. Hüseyin, Irak / Kerbela&#8217;da Emevi Hükümdarı ve Halifesi Yezid&#8217;in askerlerinden Şimr tarafından Kerbelâ&#8217;da kafası kesilerek 57 yaşında şehit edildi. İmam Hüseyin, 25 Şubat 625 tarihinde Medine&#8217;de doğmuştur. Anne adı Hz. Fatıma, Baba adı Hz. Ali. </p>
<p> &#8226;    10 Ocak 659 : 4. İmam, Hz. Zeynel Abidin, Medine&#8217;de dünyaya geldi. <br /> &#8226;    17 Ekim 713 : 4. İmam Zeynel Abidin, Emevilerin 6. Halifesi Abdülmelik oğlu 1. Velit tarafından zehirlettirilerek 57 yaşında şehit edildi. Kabri Medine&#8217;de Baki mezarlığındadır. Anne adı Şehriban, Baba adı Hz. Hüseyin.</p>
<p> &#8226;    10 Nisan 677 : 5. İmam Muhammed Bakır, Medine&#8217;de dünyaya geldi. Babası 4. İmam Zeynel Abidin, annesi İmam Hasan&#8217;ın kızı Fatıma&#8217;dır. Bazı kaynaklar İmam&#8217;ın doğum gününü 16 Aralık 676 olarak geçerler. <br /> &#8226;    28 Mart 733 : 5. İmam Muhammed Bakır, Emevi Halifesi Hişam&#8217;ın kardeşi oğlu İbrahim bin Velid bin Abdulmelik&#8217;in tarafından, 57 veya 58 yaşında iken zehirletilerek şehit edildi. Künyesi  &#8217;&#8217;Ebu Cafer&#8217;&#8217; ve  yaygın lakabı &#8217;&#8217;Baki&#8217;&#8217; olan 5. İmamın Babası 4. İmam Zeynel Abidin, annesi İmam Hasan&#8217;ın kızı Fatıma&#8217;dır. 38 yaşında imam olup imameti 19 yıl sürmüştür. Bazı kaynaklar İmam Bakır&#8217;ın şehadet tarihini 28 Ocak 733 olarak geçerler. Naaşı Medine&#8217;nin Baki mezarlığındadır. </p>
<p> &#8226;    23 Mayıs 699 : 6. İmam Cafer&#8217;i Sadık, Medine&#8217;de doğdu.<br /> &#8226;    22 Ocak 766 : 6. İmam Cafer-i Sadık, Abbasil Halifesi Ebu-l Abbas&#8217;ın emri ile Mansur-u Devaneği tarafından zehirletilerek 67/ 68  yaşında şehid edildi. Kabri Medine /Baki mezarlığındadır.  ( Bazı kaynaklar da bu olayın 10 Mart 765 tarihinde olduğu bildirilmektedir) Anne adı Ummuferve (Ümmü Ferve) veya Necibe, Baba adı Muhammed Bakır.</p>
<p> &#8226;    8 Kasım 745 : 7. İmam Musa &#8211; i Kazım hazretleri, Medine&#8217;nin Ebra bölgesinde dünyaya geldi. Babasının adı 6. İmam Cafer-i Sadık, Annesinin adı Hamide&#8217;dir <br /> &#8226;    1 Eylül 799 : 7. İmam, Musa-i Kazım Hazretleri, Abbasi 2. Halifesi Harun el Reşit tarafından zehirlettirilerek 55 yaşında şehit edildi. Mezarı Irak /Kâzımeyn kentindedir. </p>
<p> &#8226;    29 Aralık 765 : 8. İmam Ali Rıza (Hulki Rıza) Hazretleri Medine&#8217;de doğdu. Babası  7. İmam Musa-i Kazım, anne adı Necime (Necibe) Hatundur. <br /> &#8226;    24 Ağustos 818 : 8. İmam Rıza, 53 yaşında iken Abbasi Halifesi Memun tarafından zehirletilerek şehit edildi ve İran&#8217;ın şimdi Meşhed denilen Tus şehrinde defnedildi. </p>
<p> &#8226;    11 Nisan 811 : 9. İmam Muhammed-ül Takiy Medine&#8217;de dünyaya geldi. ( Babası, 8. İmam Ali Rıza, Annesi Ümmü Velat veya Sebike Hanımdır. <br /> &#8226;    25 Kasım 835 : 9. İmam, Muhammed &#8211; ül  Takıy ( İmam Muhammed Taki) Hazretleri, 24 yaşında iken hanımı tarafından zehirlenerek şehit edildi. Kabri İran / Kazımeyn&#8217;dedir. </p>
<p> &#8226;    27 Ekim 827 : 10. İmam Aliyyün Naki (İmam Ali &#8211; el Naki) Hazretleri Medine&#8217;de dünyaya geldi. (Bazı kaynaklar İmamın doğum tarihini  16 Eylül 829 olarak geçerler). Babası 9. İmam Muhammed Taki, Annesi Semmane Hanımdır. <br /> &#8226;    28 Haziran 868 : 10 İmam Ali&#8217;yyün Naki hazretleri 41 yaşında iken Abbasi Halifesi tarafından zehirletilerek şehid edildi. Kabri Irak&#8217;ın Samira kentindedir. </p>
<p> &#8226;    27 Ekim 846 : 11. İmam Hasan &#8211; ül Askeri Hazretleri Medine&#8217;de dünyaya geldi. ( Babası 10. İmam Aliyyün Naki (İmam Ali &#8211; el Naki) Hazretleri, Annesi Susen (Hudeys veya Hunes)&#8217;dir. Bazı kaynaklar İmam&#8217;ın doğum gününü 2 Aralık 846 olarak geçerler. <br /> &#8226;    27 Eylül 873 : 11. İmam Hasan &#8211; ül Askeri Hazretleri, Abbasi Halifesi Mu&#8217;temed tarafından 27 yaşında iken zehirlenerek şehit edildi. (Bazı kaynaklar 2 Ocak 874 tarihi olarak geçerler) Kabri Irak&#8217;ın Samira&#8217;dadır. Baba adı, 10. İmam Ebu Muhammed Ali-yül Naki, Anne adı Susen veya Hudeys&#8217;dir. İmameti 6 sene sürmüştür. </p>
<p> &#8226;    30 Temmuz 869 : 12. İmam Muhammed Mehdi ( Muhammed Mehdi Said &#8211; i zaman) hazretleri Irak&#8217;ın Samira kentinde dünyaya geldi. İmam Mehdi Samara kentinde bir mağaraya girerek burada sır oldu. Anne adı Nergis, Baba adı Hasan-ül Askeri. </p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/9-imam-hz-muhammed-taki/">9. İMAM Hz. MUHAMMED TAKİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/9-imam-hz-muhammed-taki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8. İMAM Hz. HULKİ (Ali) RIZA</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/8-imam-hz-hulki-ali-riza/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/8-imam-hz-hulki-ali-riza/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 15:13:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EHLİBEYT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/8-ymam-hz-hulky-ali-riza/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kazım Balaban İmam Hulki Rıza lakabıyla tanınan İmam Hulki Ali Rıza, İmam Musa-i Kazım&#8217;ın oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 8. İmam oldu. <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/8-imam-hz-hulki-ali-riza/" title="8. İMAM Hz. HULKİ (Ali) RIZA">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/8-imam-hz-hulki-ali-riza/">8. İMAM Hz. HULKİ (Ali) RIZA</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Kazım Balaban </p>
<p> İmam Hulki Rıza lakabıyla tanınan İmam Hulki Ali Rıza, İmam Musa-i Kazım&#8217;ın oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 8. İmam oldu. Annesinin adı Necibe&#8217;dir. Muhtemelen 29 Aralık 765 tarihinde Medine&#8217;de dünyaya geldi. İmam Hulki Rıza da diğer ataları gibi bilge bir İmam ve halk üzerinde ciddi bir etkisi olduğu için, 24 Ağustos 818 tarihinde onu kendine bir tehlike gören Abbasi Halifesi Memun tarafından zehirlenerek şehit edildi. Kabri İran&#8217;ın şimdi Meşhed denilen Tus kentindedir.</p>
<p> Halife Memun, İmamlara karşı kendilerinden önceki Halifelerin 70 yıllık gelenekleri dışında önce farklı bir siyaset izleyerek ona kendisinden sonra veliahtlık önerdi. Bu yolla hem halkın isyan duygularını yatıştırmayı, hem de önüne koyduğu hedefi daha kolay gerçekleştireceğini düşündü (101). İmam Rıza önce bunu kabul etmedi. Ancak İmamın bazı şartlar ileri sürmesinin Halife tarafından kabul edilmesi üzerine bunu kabul (102) etti. Ancak Halife Memun bu siyaset ile önündeki bazı engelleri aştıktan sonra, o da ataları gibi İmamı şehit ettirdi. </p>
<p> İmam Hulki Ali Rıza&#8217;dan Güzel Sözler : </p>
<p> 1. Mü&#8217;min, kendisinde üç haslet olmadıkça mü&#8217;min olmaz: Rabbinden bir hikmet, Peygamber&#8217;inden bir hikmet ve imamından bir hikmet. Rabbinden olan hikmet, sırrı gizlemektir. Peygamber&#8217;inden olan hikmet, halkla iyi geçinmektir. İmamından olan hikmet de sıkıntı ve zorluklarda sabırlı olmaktır.</p>
<p> 2.Nimet sahibi olan kimse, ailesine huzurlu bir geçim sağlamalıdır.</p>
<p> 3.Peygamberlerin sıfatlarından biri de temizliktir.</p>
<p> 4.Susmak, hikmet kapılarından bir kapıdır. Boş yere konuşmamak, muhabbet kazandırdığı gibi her hayrın da kılavuzudur.</p>
<p> 5.Boş işler, boş sözleri gerektirir.</p>
<p> 6.Büyük kardeş baba yerindedir.</p>
<p> 7.Adil insan, sahip olduklarından gaflete düşmeyen kimsedir.</p>
<p> 8.Sözünü ettiğin kimse hazırsa künyesini, hazır değilse ismini zikret.</p>
<p> 9.Herkesin dostu onun aklıdır; düşmanı ise cehaletidir.</p>
<p> 10. İnsanlara muhabbet beslemek aklın yarısıdır.</p>
<p> 11. Allah dedikoduyu, malı zayi etmeyi ve her şey için insanlara ağız açmayı sevmez.</p>
<p> 12. Müslümanda on haslet olmadıkça aklı kemale ermez: &quot;İyiliği umulmalı, kötülüğünden emin olunmalı, başkalarının az iyiliğini çok görmeli, kendisinin çok hayrını az saymalı, ihtiyacı olanların müracaatından bıkmamalı, ömür boyu ilim talep etmekten yorulmamalı, Allah yolunda fakir olmayı zengin olmaya tercih etmeli, Allah yolunda aşağı olmayı düşmanların içerisinde aziz olmaktan üstün bilmeli, tanınmamayı meşhur olmaya üstün tutmalı, onuncusu ve en önemlisi olan ise ilk karşılaştığı herkesi kendisinden daha iyi ve daha takvalı bilmesidir.</p>
<p> 13. İnsanlar iki kısımdır: Kendisinden daha iyi ve takvalı olan; ve kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan. (Nazarında) Kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan biriyle karşılaştığında şöyle demelidir: &quot;Belki onun iyiliği gizlidedir ve bu onun yararınadır. Benim iyiliğim ise açıktadır; bu da benim zararımadır.&quot; Ama kendisinden daha hayırlı ve daha takvalı birini gördüğünde de, ona ulaşmak için karşısında tevazu etmelidir. Bunu yaparsa makamı yücelir, iyilikleri temiz olur, ismi iyi anılır ve zamanının efendisi olur.</p>
<p> 14. Bir adam, &quot;Kim Allah&#8217;a tevekkül ederse O, ona yeter.&quot; ayetinin manası için İmam : &quot;Tevekkülün dereceleri vardır. Bir derecesi; bütün işlerinde O&#8217;na güvenmen, O&#8217;nun tüm işlerine razı olman, hiçbir hayır ve hiçbir hususta senin hakkında kusur (haksızlık) etmediğini ve hükmün de O&#8217;nun elinde olduğunu bilmendir. Öyleyse O&#8217;na tevekkül et ve işleri O&#8217;na bırak. Diğer bir derecesi de; ilminin kuşatmadığı gayb-ı ilahi&#8217;ye iman etmendir; o gaybın ilmini Allah&#8217;a ve O&#8217;nun eminlerine bırakman, gayb ve gayb olmayan her şeyde Allah&#8217;a güvenmendir.&quot;</p>
<p> 15. Bencilliğin dereceleri vardır: Bazen bencillik insanın kötü amelini onun için süsler, insan onu iyi görür, ondan hoşlanır ve iyi bir iş yaptığını zanneder. Bazen de insan Rabbine iman eder ve bununla Allah&#8217;a minnette bulunur. Oysa imanı için de Allah&#8217;a minnet borçludur.</p>
<p> 16. Kulların en seçkini, en iyisi, iyi iş yaptığında hoşnut olan, kötü iş yaptığında mağfiret dileyen, kendisine bir nimet verildiğinde şükreden, sıkıntıya düştüğünde sabreden ve sinirlendiğinde de affeden kimsedir.</p>
<p> 17. Tevekkül, Allah&#8217;tan başka hiçbir kimseden korkmamaktır.</p>
<p> 18. Evlenirken yemek vermek sevaptır.</p>
<p> 19. İmanın dört hükmü vardır: Allah&#8217;a tevekkül etmek, Allah&#8217;ın kazasına rıza göstermek, Allah&#8217;ın emrine teslim olmak ve işleri Allah&#8217;a bırakmak.</p>
<p> 20. Bir yudum suyla bile olsa sıla-ı rahimde bulun. En iyi sıla-i rahim, akrabaya eziyet etmemektir. Allah Teâla kitabında buyurmuştur: &quot;Sadakalarınızı minnet ve eziyet ederek batıl etmeyin.&quot; (103)</p>
<p> 21. Ailesini geçindirmek için rızık peşinde olan kimsenin mükâfatı, Allah yolunda cihat eden kimsenin mükâfatından daha fazladır.</p>
<p> 22. Asaletinde güvenilirlik, tabiatında kerem, ahlakında sebat, nefsinde şeref ve kalbinde Allah korkusu bulunmayan kimseden, dünya ve ahiret işlerinden hiçbiri için hayır bekleme.</p>
<p> 23. Karşı karşıya gelen iki gruptan, ancak affı çok olan grup Allahtan yardım görür.</p>
<p> 24. Cömert, yemeğini yesinler diye halkın yemeğini yer. Ama cimri, yemeğini yemesinler diye halkın yemeğini yemez.</p>
<p> 25. Biz tıpkı Resulullah gibi verdiği sözü yerine getirmeyi kendisi için borç bilen bir Ehl-i Beytiz.</p>
<p> 26. Güçsüze yardım etmek en iyi sadakadır.</p>
<p> 27. İmam Rıza&#8217;ya, Halife Me&#8217;mun&#8217;un meclisinde sordular. &#8217;&#8217; Gece ve gündüzden hangisi daha önce yaratıldı? İmam &#8217;&#8217; Cevabı Allah&#8217;ın kitabından mı vereyim, yoksa senin bildiğin muhasebe yoluyla mı?&quot; İlk önce muhasebe yoluyla verin dediler.&quot; dedi. Bunun üzerine İmam &quot;Siz dünyanın Tali&#8217;inin (104) yengeç olduğunu ve yıldızların da en yüksek derecede olduğunu söylemiyor musunuz?&quot;, Evet, söylüyoruz dediler. İmam &quot;Buna göre, Zühal (Saturn gezegeni), Terazi burcunda, Müşteri (Jupiter) Yengeç&#8217;te, Merih Oğlak&#8217;ta, Venüs Balık&#8217;ta, Ay Boğa&#8217;da, Güneş de göğün ortasında olup Koç burcunda olduğunda, o zaman ancak gündüz olur.&quot; Evet, öyledir, Şimdi de Allah&#8217;ın Kitabından cevap verin&quot; dediler. İmam şu ayeti okudu &quot;Ne Güneş&#8217;in, Ay&#8217;a erişip yetişmesi yaraşır, ne de gece gündüzden öne geçer. Yani gündüz geceden öncedir. (104)</p>
<p> 28. Akıl Allah&#8217;ın bir armağanıdır. Edep zahmetle elde edilir; zahmetine katlanan onu elde eder. Ama zahmet ve zorluğa katlanarak akıl elde etmeye çalışan, ancak cehaletini artırır.</p>
<p> 29. Zayıf kişi, güçlü kişinin elini öpmemelidir. Çünkü bu ona tapmak gibidir.</p>
<p> 30. Anne ağzından, kız kardeş yanağından, İmam da iki gözü arasından öpülür.</p>
<p> 31. Allah&#8217;ın dostlarını ve dostlarının dostlarını sevmek, Allah&#8217;ın düşmanlarından nefret etmek, onlardan ve önderlerinden beraat etmek dinî vazifelerdendir.</p>
<p> 32. Anne ve babaya iyilik etmelisin. Müşrik iseler, onlara itaat etmeyerek, dünyada onlarla iyi geçineceksin. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: &quot;Bana ve anne- babana şükret; dönüş yalnız banadır. Onlar anne ve baba, hakkında bilgin olmayan şeyi bana şirk koşman için çalışırlarsa, onlara itaat etme.&quot; (106) Hz. Ali buyurmuştur: &quot;Onlar (Ehl-i Kitap), alim ve rahipler için ne oruç tutuyor, ne de zikir ediyorlardı; sadece Allah&#8217;a karşı masiyet etmelerini emrettikleri zaman, onlara itaat ediyorlardı.&quot; (107) Resulullah şöyle buyurdular: &quot;Kim Allah&#8217;a itaatin dışında bir mahluka itaat ederse kâfir olmuş, Allah&#8217;tan başkasını ilah edinmiştir.&quot;</p>
<p> 33. Allah bağışlar, zulmetmez. Kullara zulmedeceğini ve onları saptıracağını bildiği kimseye, itaat etmeyi farz kılmaz. Kâfir olacağını ve Allah&#8217;ı bırakıp şeytana ibadet edeceğini bildiği kulları da peygamberliğe seçmez. İslam, imandan başkadır. Her mü&#8217;min müslümandır, ama her müslüman mü&#8217;min değildir.  </p>
<p> İMAM RIZA&#8217;NIN DİLİNDEN KURAN&#8217;DA EHLİ BEYT : </p>
<p> Halife Memun&#8217;un huzurunda toplanan Irak ve Horasan alimlerine sordular. &quot;Sonra da kitabı, kullarımızdan şeçtiklerimize miras kıldık.&quot; (8) ayetinin manası nedir? <br /> Ulema &quot;Allah, bu ayetten bütün ümmeti kasdetmiştir.&quot; <br /> Halife Me&#8217;mun, İmam Hulki Rıza&#8217;ya sordu :&quot;Sen ne söylüyorsun?&quot; <br /> İmam Rıza:&quot;Ben onların dediği şekilde demiyorum. Allah, bu ayetten Peygamberin Ehl-i Beyt&#8217;ini kastetmiştir.&quot; Memun: &quot;Allah, nasıl ümmeti değil de yalnız Ehl-i Beyt&#8217;i kasdetmiştir.&quot; <br /> İmam Rıza &quot;Eğer Allah ümmeti kasdetmiş olsaydı o zaman bütün ümmet mutlaka cennete giderdi. Allah mezkur ayetin ardından şöyle buyuruyor: &quot;Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır (mutedil hareket eder), kimi de Allah&#8217;ın izniyle hayırlarda yarışır. İşte bu, pek büyük lütuf ve ihsandır.&quot; Daha sonra hepsine cennet vaadinde bulunup şöyle buyurmuştur: &quot;Adn cennetleri onlarındır ; oraya girerler&quot;(9).  Buna göre, ayette söz konusu olan miras Ehl-i Beyte mahsustur; başkalarına değil. Bunlar o kimselerdir ki, Allah onların vasfında şöyle buyurmuştur: &quot;Ancak ve ancak Allah, siz Ehl-i Beyt&#8217;ten her çeşit kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.&quot; (10) Resulullah onların hakkında şöyle buyurmuştur: &quot;Ben kendimden sonra sizin aranızda iki değerli şey bırakıyorum: Biri Allah&#8217;ın kitabı, diğeri ise itretim olan Ehl-i Beytimdir. Bunlar havuzun (Kevserin) başında benimle buluşuncaya kadar asla birbirlerinden ayrılmazlar. Benden sonra onlara nasıl davranacağınıza dikkat edin. Ey insanlar, onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın. Çünkü onlar sizden daha alimdirler.&quot; <br /> Ulema: &quot;İtret&#8217;ten maksat Âl (Ehl-i Beyti)mdir,  yoksa başkası mıdır?&quot; <br /> İmam: &quot;Evet, İtret&#8217;ten maksat Âl&#8217;dır. (Ehl-i Beyt&#8217;tir).&quot;<br /> Ulema: Resulullah şöyle buyurdu: &quot;Ümmetim Âl&#8217;imdir&quot; ve ashap da inkâr edilmeyecek müstefiz rivayetlerle, &quot;Muhammed&#8217;in Âl&#8217;i, onun ümmetidir.&quot; demişlerdir.&quot;<br /> İmam Rıza : &quot;Söyleyin bakalım, sadaka Âl-i Muhammed&#8217;e haram mıdır, yoksa helal mı?&quot;<br /> Ulema: &quot;Evet haramdır.&quot;<br /> İmam Rıza :  &quot;Öyleyse sadaka bütün ümmete de haram mıdır?&quot;<br /> Ulema: &quot;Hayır, haram değildir.&quot;<br /> İmam Rıza : İşte bu, Âl ve ümmet arasındaki farktır. Yazıklar olsun size, sizi nereye götürüyorlar? Zikir&#8217;den  yüz mü çevirdiniz, yoksa azgın bir kavim misiniz? Rivayetin, açıkça seçkinler ve hidayet olanlar hakkında olup  başkaları hakkında olmadığını bilmiyor musunuz?&quot;<br /> Ulema: &quot;Ya Ebul Hasan, bu sözün delili nedir?&quot;<br /> İmam Rıza : Şu ayet: &quot;Andolsun biz Nuh&#8217;u ve İbrahim&#8217;i elçi olarak gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, birçoğu da fâsık olanlardır&quot; (11). Derken nübüvvet ve kitab mirası, hidayeti kabul edenlere geçti, fâsıklara değil. Nuh&#8217;un, Rabbinden şöyle bir istekte bulunduğunu bilmiyor musunuz? &quot;Dedi ki: Rabbim şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin vaadin de doğrusu haktır.&quot; (12). Çünkü Allah Teâla Nuh&#8217;un kendisini ve ehlini kurtaracağını vaad etmişti. Rabbi de cevabında şöyle buyurdu: &quot;Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.&quot;(13) <br /> Memun: &quot;Allah, İtret&#8217;i (Ehl-i Beyt&#8217;i), diğer insanlardan üstün kılmış mı?&quot;<br /> İmam Rıza : &quot;Evet, Allah İtret&#8217;i, Kur&#8217;ân&#8217;ın inkâr edilmeyecek kesin ayetlerinde başkalarından üstün kılmıştır.&quot;<br /> Memun: &quot;Kur&#8217;ân&#8217;ın neresinde?&quot;<br /> İmam Rıza : Kur&#8217;ân&#8217;ın şu ayetinde: &quot;Gerçek şu ki Allah, Adem&#8217;i, Nuh&#8217;u, İbrahim soyunu ve İmran âl&#8217;ini âlemler üzerine seçti. Onlar birbirlerinden türeme bir zürriyettir. Allah işiten ve bilendir&quot; (14).  Diğer bir ayette de &quot;Yoksa onlar, Allah&#8217;ın fazlından verdiği şeyler için insanlara (Peygamber ailesine) haset mi ediyorlar? Doğrusu biz İbrahim soyuna kitabı, hikmeti verdik ve onlara büyük bir mülk de verdik.&quot;(15) buyurmuştur. Ayrıca :&quot;Ey iman edenler, Allah&#8217;a itaat edin, Peygamber&#8217;e ve sizden olan ulü&#8217;l-emre de itaat edin&quot; (16). Yani Allah&#8217;ın, kitap ve hikmeti miras olarak verdiği kimselere itaat edin. (Ama bazıları) Bu iki mirasdan dolayı onlara haset ettiler. Nitekim <br /> Ulema: &quot;Allah Kur&#8217;an&#8217;da seçkin insanları açıklamış mı?&quot;<br /> İmam Rıza : &quot;Evet, batına ilave olarak zahirde de Kur&#8217;ân&#8217;ın 12 yerinde açıkça beyan etmiştir.&quot;<br /> İlk ayet &quot;(Öncelikle) En yakın akrabalarını korkut.&quot; (17) Allah bu ayette Peygamber&#8217;in Âl&#8217;ini kasdetmesi onlar için güzel bir makam, büyük bir fazilet ve yüce bir şereftir. 2. ayet : &quot;Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah sizden her çeşit kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister&quot; (18). Bu da hiçbir katı düşmanın dahi inkâr etmediği bir fazilettir. 3. Ayet : Allah, yaratıklarından tertemiz olanları ayırdığında, Mübahele ayetinde Peygamber&#8217;ine şöyle emretti: &quot;(Ey Muhammed) De ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da dua edelim ve Allah&#8217;ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım&quot; (19). Peygamber bu ayet gereğince Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma&#8217;yı Medine&#8217;nin dışarısına çıkardı ve onları kendisi gibi kabul etti. Ayette geçen &quot;kendimiz&quot; ve &quot;kendiniz&quot;den maksadın ne olduğunu biliyor musunuz?<br /> Ulema: &quot;Allah, onunla Peygamber&#8217;in kendisini kasdetmiştir.&quot;<br /> İmam Rıza : Yanıldınız. Çünkü Allah onunla Ali&#8217;yi kasdetmiştir. Buna delil de Peygamberin buyurduğu şu sözdür: &quot;Ya, Beni Velia kabilesi bundan vazgeçeceklerdir veyahut kendim gibi olan bir kişiyi onlara karşı koymak için göndereceğim.&quot; Yani Ali&#8217;yi. İşte bu hiçbir kimsenin, ötesine geçmiyeceği bir özelliktir; hiçbir kimsenin ihtilaf etmediği bir üstünlüktür ve daha önce hiçbir yaratığın elde edemediği bir şereftir. Çünkü Peygamber, Ali&#8217;nin nefsini kendi nefsi gibi saymıştır. 4. Ayet : Ehl-i Beyt&#8217;ten başka bütün insanları, camiden dışarı çıkardı (onların camiye açılan evlerinin kapılarını kapattı). Bu duruma halk ve özellikle Abbas itiraz etti. Abbas: &quot;Ya Resulullah, neden Ali&#8217;yi bıra kıp da bizi dışarı çıkardın?&quot; dediğinde Hz. Resul şöyle buyurdular: &quot;Ben onu bırakıp sizi dışarı çıkarmadım.  Allah onu bıraktı ve sizi dışarı çıkardı.&quot; İşte, Resulullah, Ali&#8217;ye buyurduğu: &quot;Harun Musa&#8217;ya nasıldıysa sen de bana öylesin.&quot; sözünün açıklaması da budur.<br /> Ulema: &quot;Bu üstünlüğün Kur&#8217;an&#8217;la ne ilişkisi vardır?&quot;.<br /> İmam Rıza : &quot;Bu konuda size Kur&#8217;an&#8217;dan bir ayet okuyacağım..<br /> Ulema: &quot;Getir.&quot;<br /> İmam Rıza : &quot;Musa&#8217;ya ve kardeşine, Mısır&#8217;da kavminiz için evler hazırlayın ve evlerinizi kıble yapın&#8230; diye vahyettik&quot; (20). Bu ayet Harun&#8217;un Musa&#8217;nın nezdindeki makamını beyan ediyor (Harun, Musa&#8217;nın kardeşi, yardımcısı ve veziri idi). Bu ayet Ali&#8217;nin, Peygamberin nezdindeki makamını da beyan etmektedir. Bununla birlikte Peygamber&#8217;in şu buyruğunda da (Ehl-i Beyt&#8217;in üstünlüğü için) apaçık bir delil vardır: &quot;Bu camiye, Muhammed ve Âl-i Muhammed&#8217;den başka hiçbir kimsenin cünüp ve hayız olarak girmesi caiz değildir.&quot;<br /> Ulema: &quot;Bu izah ve beyan ancak siz Resulullah&#8217;ın Ehl-i Beyt&#8217;i yanında bulunur.&quot; (Yani bu çeşit açıklamaları sizden başka kimse bilmez ve kabul etmez).<br /> İmam Rıza : &quot;Bizim bu makamımızı kim inkâr edebilir? Oysaki Resulullah (diğer bir yerde) şöyle buyurmuştur: &quot;Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. Kim ilim şehrini dilerse, kapısından girmelidir.&quot; İzah ve beyan ettiğimiz şeylerdeki üstünlüğü, şerefi, seçkinliği ve temizliği inatçı düşmanlardan başka hiç kimse inkâr etmez. Bu nimetlere karşı Allaha şükürler olsun. 5. Ayet : &quot;Akrabalarının hakkını ver&quot;(21). Bu, Allah&#8217;ın, Ehl-i Beyt&#8217;i mahsus kıldığı bir özelliktir. Allah onları bütün ümmetten seçkin kılmıştır. Bu ayet Resulullaha indiğinde şöyle buyurdular: &quot;Fatıma&#8217;yı yanıma çağırın.&quot; Fatıma geldiğinde Resulullah: &quot;Ey Fatıma!&quot; diye buyurdular. Fatıma: &quot;Buyurun ey Allah&#8217;ın Resulü!&quot; dedi. Resulullah: &quot;Fedek&#8217;i elde etmek için ne at sürülmüştür ve ne de deve. Bu yüzden Fedek bana mahsustur, diğer müslümanlara mahsus değildir. Ben Allah&#8217;ın emri üzerine onu sana bağışladım. Öyleyse onu kendin ve evladın için al.&quot; 6. Ayet : &quot;De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir&#8230;&quot;(22). Bu, sadece İslam Peygamberine mahsus olan bir özelliktir, diğer peygamberlere değil. Yine Ehl-i Beyt&#8217;e mahsus olan bir özelliktir, diğer kimselere değil. Bunun beyanı şudur ki, Allah diğer peygamberlerden bu sözü naklederken, örneğin Hz. Nuh şöyle naklediyor: &quot;Ey kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim ancak Allah&#8217;a aittir. Ben iman edenleri kovacak da değilim; şüphe yok ki onlar, Rablerine kavuşacaklar, fakat ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum&quot;(23). Hz. Hud şöyle naklediyor: &quot;Dedi ki: &#8230;Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemi-yorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?&quot; (24)<br /> Ama Allah, Resulullah&#8217;a şöyle buyurmuştur: &quot;De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma sevgidir&quot; (25). Allah, onların kesinlikle dinden çıkmayacaklarını ve hiçbir zaman sapıklığa yönelmiyeceklerini bildiğinden dolayı onların sevgisini ve dostluğunu farz kılmıştır. Onları sevmenin farz olmasının diğer delili de şudur: Eğer bir kimse bir kimseyle dost olur da akrabalarından bazısı ona düşman olursa (ister istemez) kalp salim kalmaz (o dostluk bozulur). Allah da, Peygamber&#8217;in mübarek kalbinde hiçbir mü&#8217;mine karşı bir kırgınlık olmamasını istediği için Ehl-i Beyt&#8217;in sevgisini onlara farz kıldı. Kim bu vazifeye riayet edip, Resulullah&#8217;ı ve Ehl-i Beyt&#8217;ini severse, Resulullah&#8217;ın onu sevmemesi mümkün değildir. Ama kim bu vazifeyi terkeder, ona amel etmez ve Peygamber&#8217;in Ehl-i Beyti&#8217;ne nefret duyar ve düşmanlıkta bulunursa Resulullah da ona nefret duyar. Çünkü o adam ilahi farizelerden birini terketmiştir. Bundan daha üstün bir fazilet ve bir şeref var mıdır? Şu ayet: &quot;De ki: sizden tebliğime karşılık hiçbir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir.&quot; nazil olduğunda, Resulullah ashabı arasında ayağa kalkıp Allah&#8217;a hamd u sena etti ve şöyle buyurdu: &quot;Ey insanlar, Allah size bir vazife farz kılmıştır, onu yapar mısınız?&quot; Hiç kimse cevap vermedi. 2. gün de ayağa kalktı ve aynı sözü tekrarladı. Yine hiç kimse cevap vermedi. 3. gün de ayağa kalkıp: &quot;Ey insanlar, Allah size bir vazife farz kılmıştır, onu yapar mısınız?&quot; diye buyurunca yine hiçbir kimse cevap vermedi. Bunun üzerine: &quot;Ey insanlar, bu vazife ne altın ve ne de gümüş gerektirir; ne yiyilecektir ve ne de içilecektir.&quot; buyurduğunda halk: &quot;Artık ne buyuruyorsanız buyurun.&quot; dediler. Bunun üzerine Resulullah mezkur ayeti onlara tilavet etti. Onlar da: &quot;Allah&#8217;ın istediği bu olursa, bunu yaparız.&quot; dediler. Ama onların çoğu, bu söze bağlı kalmadılar.<br /> Babam ceddimden, o da babalarından ve onlar da Hz. Hüseyin&#8217;den şöyle rivayet eder: &quot;Muhacir ve Ensar, Resulullah&#8217;ın huzuruna varıp şöyle dediler: &quot;Ya Resulullah, hem sizin ve hem de gelen misafirlerin masrafları oluyor. İşte bu (sizin yetkinizde olan) mal ve kanlarımızdır; bu hususta istediğiniz şekilde hüküm verin. Çekinmeden dilediğiniz şeyi bağışlayın ve dilediğiniz şeyi bırakın.&quot; Allah (onlara cevap olarak) Ruh-ul Emin&#8217;i gönderip şöyle buyurdu: &quot;(Ey Muhammed,) De ki Sizden hiçbir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir.&quot; Benden sonra da akrabalarımı incitmeyin.&quot; Toplantıda bulunanlardan bazıları dışarı çıktıklarında şöyle dediler: &quot;Resulullah teklifimizi, kendisinden sonra yakınlarına özenmemiz için reddetti.  Bu, Peygamber&#8217;in kendi uydurup Allah&#8217;a iftirasından başka bir şey değildir.&quot; Elbette çok ağır bir sözdü bu. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: &quot;Yoksa, kendisi onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer onu ben uydurdumsa, bu durumda siz Allah&#8217;tan bana (gelecek) olan hiçbir şeye (karşı) malik olamazsınız. O sizin, kendisi hakkında ne taşkınlıklar yapmakta olduğunuzu daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahid olarak O yeter. O, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir&quot;(26). Peygamber onların peşine birisini gönderdi, geldiklerinde onlara: &quot;Sizler bir şey mi söylediniz?&quot; diye buyurdular. Onlar  &quot;Evet, ya Resulullah, bizlerden bazıları bizim için hoş olmayan ağır bir söz söyledi.&quot; dediler. Resulullah, nazil olan ayeti onlara okudu. Onlar (bunu duyunca) şiddetli bir şekilde ağladılar.<br /> Daha sonra Allah şu ayeti nazil etti: &quot;Kullarından tövbeyi kabul eden ve kötülükleri affeden ve işlemekte olduklarınızı bilen O&#8217;dur&quot; (27). 7. Ayet : &quot;Hiç şüphesiz, Allah ve melekleri Peygamber&#8217;e salât ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin&quot; (28). Bunu düşmanlar da biliyorlar ki, bu ayet nazil olduktan sonra halk: &quot;Ya Resulullah, biz sana selam vermeyi biliyoruz, fakat salat nasıl olur?&quot; diye sordular. Peygamber buyurdular ki, şöyle deyin: &quot;Allahumme salli ala Muhammed&#8217;in ve Âl-i Muhammed, kema salleyte ala İbrahim&#8217;e ve Âl-i İbrahim, inneke Hamidun Mecid.&quot; <br /> İmam Rıza orada bulunanlara sordu. &quot;Ey Cemaat, sizler arasında bu konuda bir ihtilaf mı var?&quot;<br /> Ulema : &quot;Hayır.&quot; <br /> Halife Memun : Bu konuda asla ihtilaf yoktur, bilakis ittifak vardır. Fakat Ehl-i Beyt hakkında bundan daha açık bir ayet var mı?&quot;<br /> İmam Rıza : Söyleyin bakalım &quot;Yâ-sîn ve&#8217;l Kur&#8217;an&#8217;il Hakim, inneke le minel murselin, ala sıratin mustakim&quot; ayetlerinin başında geçen &quot;Yâ-sîn&quot; kelimesinden kasdedilen kimdir?.<br /> Ulema : &quot;Yasin, Muhammed&#8217;dir ve bunda hiçbir şüphe yoktur.&quot;<br /> İmam Rıza : Allah, bu konuda Muhammed ve Âl-i Muhammed&#8217;e öyle bir fazilet vermiştir ki, hiç kimse vasfının hakikatine erişemez. Çünkü Allah, Peygamberlerin dışında, başka hiç kimseye selam vermemiştir. Allah buyurmuştur ki: &quot;Alemler içinde Nuh&#8217;a selam olsun&quot; (29). &quot;İbrahim&#8217;e selam olsun&quot; (30). &quot;Musa&#8217;ya ve Harun&#8217;a selam olsun&quot; (31). Ama Allah &quot;Nuh&#8217;un âl&#8217;ine selam olsun&quot; veya &quot;İbrahim&#8217;in âl&#8217;ine selam olsun.&quot; veyahut &quot;Musa ve Harun&#8217;un âl&#8217;ine selam olsun.&quot; buyurmamıştır. Sadece Âl-i Yâsîn&#8217;e selam olsun. diye buyurmuştur. Yani Muhammed&#8217;in Ehl-i Beyt&#8217;ine.<br /> Memun: &quot;Andolsun ki, bu nükte ve bu izah ve beyan, ancak nübüvvet madeninde olabilir.&quot;  8. Ayet : <br /> &quot;Bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri muhakkak Allah&#8217;ın, Peygamber&#8217;in ve yakınlarınındır&#8230;&quot; (32).  Allah, kendine ve Peygamber&#8217;ine bir pay ayırdığı gibi yakınlara da bir pay ayırdı. İşte bu, Âl (Ehl-i Beyt) ve ümmet arasındaki farktır. Çünkü Allah, Âl&#8217;i (Ehl-i Beyt&#8217;i) bir mevkide karar kılmış, diğer insanları da ondan aşağıdaki bir mevkide. Kendisi için beğendiğini onlar için de beğenmiştir ve bu konuda onları seçkin kılmıştır. Kendisi ve onlar için beğendiği her fey, ganimet ve diğer şeylerde ilk önce kendisini, sonra Peygamber&#8217;i, daha sonra da Peygamber&#8217;in yakınlarını zikretmiştir. Nitekim (Humus ayetinde) şöyle buyurmuştur: &quot;Bilin ki, ganimet olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri mutlaka Allah&#8217;ın, Peygamber&#8217;in ve yakınlarınındır&#8230;&quot; İşte bu ayet Allah&#8217;ın natık kitabında kıyamete kadar onlar için açık bir te&#8217;kid ve daimi bir emirdir. Öyle bir kitaptır ki , &quot;Batıl, ona önünden de ardından da yaklaşamaz. (Çünkü O) Hüküm ve hikmet sahibi olan ve çok övülen (Allah) tarafından indirilmiştir&quot; (33). Ama ayetin ardında zikredilen yetim ve yoksullara gelince; (onların durumları yakınlardan farklıdır, çünkü) yetim baliğ olduğunda humus sahipleri sırasından çıkar ve onun için bir pay olmaz. Yoksul da zengin olduğunda ganimetlerden onun için bir pay olmaz; ganimeti almak da onun için caiz değildir. Ama yakınların payı kıyamete kadar, ister zengin olsunlar, ister fakir, onlar için sabittir. Çünkü Allah ve Resulü&#8217;nden daha zengin hiçbir kimse yoktur, bununla birlikte kendisi ve Resulü için ganimetten bir pay ayırmıştır. Kendisine ve Resulü&#8217;ne beğendiği şeyi yakınları için de beğenmiştir. Böylece savaş yapılmadan elde edilen mal hakkında da kendisi ve Resulü için istediği şeyi yakınları için de istemiştir. Ganimette olduğu gibi ilk olarak kendi hakkını, sonra Peygamber&#8217;in hakkını ve daha sonra da Resulullahın yakınlarının hakkını zikrederek onları Allah ve Resulu&#8217;nün ismiyle birlikte ve onların peşinden zikretmiştir.<br /> İtaat konusunda da durum aynıdır. Allah buyurmuştur ki: &quot;Ey iman edenler, Allaha itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahibine (Ulü-lemr) itaat edin.&quot; (34). Burada da yine ilk önce kendisini, sonra Peygamber&#8217;i ve daha sonra da Ehl-i Beyt&#8217;i zikretmiştir. Velayet ayetinde de Allah şöyle buyurmuştur: &quot;Sizin veliniz, (ve yetki sahibiniz) ancak Allah&#8217;tır, O&#8217;nun Resulüdür ve inananlardır&#8230;&quot; (35) Yani Emir-ül Mü&#8217;minin Ali&#8217;dir. Allah ganimet ve fey&#8217;de, kendi payını ve Peygamber&#8217;in payını onların payıyla birlikte ve beraber zikrettiği gibi onların velayetini (yöneticilik hakkını) ve Peygamber&#8217;e itaati kendisine itaatle birlikte zikretmiştir. Allah&#8217;ın,  Ehl-i Beyt&#8217;e olan bu nimeti ne kadar da büyüktür. Ama sadaka meselesi geldiğinde; (Allah) kendisini, Resulü&#8217;nü ve Resul&#8217;ünün Ehl-i Beyti&#8217;ni ondan münezzeh kıldı ve şöyle buyurdu: &quot;Sadakalar, Allah&#8217;tan bir farz olarak yalnızca fakirler, düşkünler, (zekât) işinde görevli olanlar, kalpleri (İslam&#8217;a) ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmışlar içindir&#8217;&#8217; (36). Bunların arasında Allah, kendisi, Resul&#8217;ü ve yakınları için bir pay tayin ettiğini bulabilir misiniz? Münezzeh kılma sırası geldiğinde, kendisini, Resul&#8217;ünü ve Resul&#8217;ünün Ehl-i Beyt&#8217;ini ondan münezzeh kıldı. Münezzeh kılmakla yetinmeyip sadakayı onlara haram kıldı. Çünkü sadaka Muhammed ve Ehl-i Beyt&#8217;ine haramdır. Sadaka insanların malının kiri olduğu için onlara helal değildir. Çünkü onlar her çeşit kirden münezzeh kılınmışlardır. Allah onları her çeşit kirden münezzeh kılıp seçtiğinde kendisine beğendiği şeyi onlar için de beğenmiştir; kendisine beğenmediği şeyi onlar için de beğenmemiştir. 9. Ayet : Biz zikir ehliyiz; öyle zikir ehli ki Allah Teâla, kitabında (onların hakkında) şöyle buyurmuştur: &quot;Eğer bilmiyorsanız zikir ehlinden sorun &quot;(37).<br /> Ulema : Allah bu ayetten Yahudi ve Hıristiyan alimlerini kasdetmiştir.<br /> İmam Rıza : &quot;Böyle bir şey mümkün mü? O zaman bizi kendi dinlerine çağırırlar ve &quot;bizim dinimiz İslam dininden daha üstündür&quot; derler.&quot;<br /> Halife Memun: &quot;Ya Ebul Hasan, bunların sözünün reddinde bir izah ve beyanın (delilin) var mıdır?&quot;<br /> İmam Rıza : &quot;Evet, zikir Resulullah&#8217;tır, biz ise zikrin ehliyiz. Talak suresinin şu ayetiyle bu konu açıklığa kavuşmuştur: &quot;Ey inanan akıl sahipleri, Allah&#8217;tan korkup sakının. Doğrusu Allah, O&#8217;nun apaçık ayetlerini size okuyacak bir resul, bir zikir indirmiştir &quot; (38). Bu ayetteki zikir Resulullah&#8217;tır, biz ise onun ehliyiz. 10. Ayet : Bu ayet Tahrim ayetidir: &quot;Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz&#8230; size haram kılındı&quot; (39). Söyleyin, Eğer Resulullah hayatta olsaydı benim kızım veya oğlumun kızı veyahut soyumdan gelen kızlarla evlenmesi doğru olur muydu?&quot;<br /> Ulema: &quot;Hayır, olmazdı.&quot;<br /> İmam Rıza :   &quot;Sizin kızlarınızla nasıl; evlenebilir miydi?<br /> Ulema: &quot;Evet evlenebilirdi.&quot;<br /> İmam Rıza :  &quot;Öyleyse bu, bizim O&#8217;nun Ehl-i Beyt&#8217;i olduğumuza bir delildir, sizin değil. Eğer O&#8217;nun Ehl-i Beyt&#8217;inden olsaydınız, bizim kızlarımızın O&#8217;na haram olduğu gibi sizin de kızlarınız O&#8217;na haram olurdu. Demek ki biz onun Ehl-i Beyt&#8217;indeniz, siz ise onun ümmetindensiniz. İşte âl (Ehl-i Beyt) ve ümmet arasındaki fark budur. Âl (Ehl-i Beyt) Peygamber&#8217;in kendisindendir, fakat ümmet böyle değildir. 11. Ayet : Mü&#8217;min suresindeki şu ayettir: &quot;Firavun âl&#8217;inden (ailesinden) imanını gizlemekte olan mü&#8217;min bir adam dedi ki: Siz, benim Rabbim Allah&#8217;tır, diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunmaktadır&#8230;&quot; (40). Bu adam Firavun&#8217;un dayısı oğluydu. Allah onu, nesebinden dolayı Fıravun&#8217;a nisbet etmiştir, dininden dolayı değil. Böylece biz de doğum yönünden Peygamber&#8217;in Ehl-i Beyt&#8217;i olduğumuz için O&#8217;na mahsus kılınmışız, din yönünden ise bütün insanlar gibi sayılmışız. Bu da âl (Ehl-i Beyt) ve ümmet arasındaki diğer bir farktır. 12. Ayet :  &quot;Ehline zikri emret ve kendin de ona karşı sabırlı ol&quot; (41).  Allah bizi bu özellikle üstün kılmıştır. Çünkü bizi de onunla beraber zikire emretmiştir. Sadece bizi bu özellikle üstün kılmıştır, ümmeti değil. Resulullah bu ayet nazil olduktan sonra 9 ay boyunca her gün zikir vakitlerinde Ali ve Fatıma&#8217;ın kapısına gelip şöyle buyuruyordu: &quot;Zikire! Allah size rahmet etsin.&quot; Allah, Peygamber&#8217;in bütün ailesi içerisinde bize yaptığı bu bağışı, peygamberlerin evlatlarından hiçbiri hakkında yapmamıştır. Bu da âl (Ehl-i Beyt) ve ümmet arasındaki diğer bir farktır.<br /> Hamd Alemlerin Rabb&#8217;i olan Allah&#8217;a mahsustur ve Allah&#8217;ın salatı Peygamberi Muhammed&#8217;e olsun.</p>
<p> DİPNOTLAR : </p>
<p> 1.    Delail-ül İmame, s.197. Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.363.<br /> 2.    Usul-u Kafi, c.1, s.489. İrşad-ı Müfid, S 290. Fusul-ul Mühimme, s.237. Tezkiret-ul Havas, s.352. Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.363.<br /> 3.    Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah&#8217;a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağnak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez (Bakara : 264)<br /> 4.    Tali, eski astronomi ilmine göre herhangi bir şeyin talii, o şeyle ilgili farzedilen belirli bir zamanda doğu ufkuna rastlayan Burçlar Dairesi&#8217;nin bir bölümüne denir.<br /> 5.    Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler. (Yâsin : 40)<br /> 6.    Gerçi biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): &quot;Bana, anana ve babana şükret&quot; diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak banadır.Bununla beraber eğer her ikisi de bilmediğin bir şeyi, bana ortak koşman hususunda seni zorlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin ve bana yönelenlerin yolunu tut. Sonra dönüşünüz ancak banadır. O zaman ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim. (Lokman : 14 / 15)<br /> 7.    Kur&#8217;an&#8217;da Ehl-i kitap, alim ve rahiplerini ilah edindikleri için kınanmışlardır. Bu hadis, ilah edinmekle neyin kasdedildiğini beyan etmiştir.<br /> 8.    Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta yolu tutan var, Allah&#8217;ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte bu büyük lütuftur. (Fatır : 32)<br /> 9.    Onlara Adn cennetleri vardır. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri de ipektir. (Fatır : 33)<br /> 10.    Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü&#8217;ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor. (Ahzab : 33)<br /> 11.    Andolsun, Nuh&#8217;u ve İbrahim&#8217;i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı. (Hadid : 26)<br /> 12.    Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki: &quot;Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir. Ve sen hakimler hakimisin.&quot; (Hud : 45)<br /> 13.    Allah: &quot;Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)&#8217;den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım.&quot; (Hud : 46)<br /> 14.    Gerçekten Allah, Adem&#8217;i, Nuh&#8217;u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı..Bir zürriyet olarak birbirinden gelmişlerdir. Allah her şeyi işitendir, bilendir. (Ali İmran : 33 / 34)<br /> 15.    Yoksa onlar, Allah&#8217;ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsan ettik. (Nisa : 54)<br /> 16.    Ey iman edenler! Allah&#8217;a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah&#8217;a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir. (Nisa : 59)<br /> 17.    (Önce) en yakın hısımlarını uyar. (Şuarâ : 214) <br /> 18.    (Ahzab : 33) 10 Numaralı Dip notu.<br /> 19.    Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: &quot;Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah&#8217;ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim&quot;. (Ali İmran : 61)<br /> 20.    Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: &quot;Kavminiz için Mısır&#8217;da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin.&quot; (Yunus : 87)<br /> 21.    Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma (İsra : 26)<br /> 22.    İşte Allah iman edip salih amel işleyen kullarını bununla müjdeler. Ey Muhammed! De ki: &quot;Ben bu tebliğime karşı sizden akrabalıkta sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum.&quot; Her kim bir iyilik yaparsa biz onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını verir. (Şura : 23) <br /> 23.    &quot;Ey kavmim! Ben sizden herhangi bir mal mülk istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah&#8217;a aittir. Ve ben ona iman edenleri kovacak değilim. Onlar elbette Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben de sizi cahillik eden bir kavim görüyorum.&quot; (Hud : 29)<br /> 24.    &quot;Ey kavmim! Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak beni yaratana aittir. Artık akıllanmayacak mısınız?&quot; (Hud : 51)<br /> 25.    İşte Allah iman edip salih amel işleyen kullarını bununla müjdeler. Ey Muhammed! De ki: &quot;Ben bu tebliğime karşı sizden akrabalıkta sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum.&quot; Her kim bir iyilik yaparsa biz onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını verir. (Şura : 23) <br /> 26.    Yoksa, &quot;Onu (Muhammed) uydurdu.&quot; mu diyorlar? Sen de ki: &quot;Eğer onu ben uydurmuşsam Allah&#8217;tan bana gelecek cezayı savmaya sizin gücünüz yetmez. O sizin yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. O çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Ahkaf : 8)<br /> 27.    Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden ve sizin yaptıklarınızı bilen O&#8217;dur. (Şura : 25)<br /> 28.    Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin. (Ahzab : 56) <br /> 29.    Bütün âlemler içinde Nuh&#8217;a selam olsun. (Saffat : 79) <br /> 30.    Selam olsun İbrahim&#8217;e&#8230; . (Saffat : 109) . <br /> 31.    Selam olsun, Musa ile Harun&#8217;a. (Saffat : 120)<br /> 32.    Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir. Eğer siz Allah&#8217;a iman etmiş, hak ile batılın ayrıldığı o gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği o (Bedir) günü kulumuza indirdiğimiz âyetlere iman getirmiş iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah, herşeye kâdirdir. (Enfal : 41) <br /> 33.    Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir. (Fussilet : 42)<br /> 34.    Ey iman edenler! Allah&#8217;a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah&#8217;a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir. (Nisa : 59)<br /> 35.    Sizin asıl dostunuz Allah&#8217;tır, O&#8217;nun Resulüdür ve zikirlerini yapan, zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir. (Maide : 55) <br /> 36.    Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm&#8217;a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tövbe : 60) <br /> 37.    (Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil âlimlerine sorun. (Nahl : 43) <br /> 38.    Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey inanan akl-ı selim sahipleri! Allah&#8217;tan korkun, Allah size bir uyarıcı gönderdi. Size Allah&#8217;ın açık açık âyetlerini okuyan bir elçi (gönderdi) ki inanıp faydalı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah&#8217;a inanır ve yararlı iş yaparsa (Allah) onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah ona gerçekten ne güzel rızık vermiştir. (Talak : 10 / 11)<br /> 39.    Size şunları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz ve karılarınızın anneleri, ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Sulbünüzden gelen (öz) oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyyet devrinde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir. (Nisa : 23) <br /> 40.    Firavun ailesinden imanını saklayan bir adam da şöyle dedi: &quot;Bir adamı, Rabbim Allah dediği için öldürecek misiniz? Halbuki o size Rabbinizden delillerle gelmiştir. Hem o bir yalancı ise çok sürmez, yalanı boynuna geçer. Fakat doğru ise size yaptığı tehditlerin birkısmı olsun başınıza gelir. Şüphe yok ki Allah aşırı giden bir yalancıyı doğru yola çıkarmaz.&quot; (Mü&#8217;min : 28)<br /> 41.    (Ey Muhammed!) Ehline zikir etmelerini emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir. (Taha : 132)</p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/8-imam-hz-hulki-ali-riza/">8. İMAM Hz. HULKİ (Ali) RIZA</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/8-imam-hz-hulki-ali-riza/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7. İMAM Hz. İMAM MUSA-İ KAZIM</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/7-imam-hz-imam-musa-i-kazim/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/7-imam-hz-imam-musa-i-kazim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 15:12:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EHLİBEYT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/7-ymam-hz-ymam-musa-y-kazim/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kazım Balaban Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Hicret&#8217;in 128. yılında Safer ayının 28. gününde Mekke ile Medine arasında Ebvâ denilen yerde dünyaya gelmiştir. Babası Hz.İmâm Cafer&#8217;üs Sâdık, <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/7-imam-hz-imam-musa-i-kazim/" title="7. İMAM Hz. İMAM MUSA-İ KAZIM">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/7-imam-hz-imam-musa-i-kazim/">7. İMAM Hz. İMAM MUSA-İ KAZIM</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Kazım Balaban  </p>
<p> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Hicret&#8217;in 128. yılında Safer ayının 28. gününde Mekke ile Medine arasında Ebvâ denilen yerde dünyaya gelmiştir. Babası Hz.İmâm Cafer&#8217;üs Sâdık, annesi Hamide-i Berberiyye&#8217;dir.  </p>
<p> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın künyeleri; &quot;Ebû&#8217;l-Hasan, Ebû İbrahim&quot;dir. Lâkapları; &quot;Kâzım, Âlim, El Abd&#8217;üs-Salih, Zeynel-Müteheccidin&quot;dir. </p>
<p> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın, 18 erkek 19 kız olmak üzere 37 evlâtları olmuştur. 20 yıl babasıla yaşamış, ömrünün kalan kısmını; Mansur, Mansur&#8217;un oğulları Mehdî ve Mûsâ ile Mehdî&#8217;nin oğlu Hârun&#8217;ür-Reşid&#8217;in hükümdarlıkları devrelerinde geçirmiştir. </p>
<p> Hz.İmâm Cafer&#8217;üs Sâdık, çeşitli münasebetlerle kendisinden sonra Hz.İmâm Mûsâ&#8217;i Kâzım&#8217;ın, imâmet makamına geçeceğini bildirmiştir. Hz.İmâm Cafer&#8217;üs Sâdık&#8217;ın bütün ashâbı ve oğulları kendisinden sonra Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın imâmetinde, ittifak etmiştir. </p>
<p> Hz.İmâm Cafer&#8217;üs Sâdık&#8217;ın oğullarından Ali buyurur ki; <br /> &quot;Babam Ca&#8217;fer bin Muhammed; «Oğlum Mûsâ&#8217;ya saygı gösterin; O evlâdımın en üstünüdür, en bilginidir; yerime geçecek olan ve Âdem evlâdı içinde, Allah hücceti bulunan o&#8217;dur buyururlardı.»&quot; Ali, Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;dan rivâyetlerde de bulunmuştur. İmâmiyye fıkhının birçok meselesi, onun rivâyetlerine dayanır. </p>
<p> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım münâcaatlarında; <br /> &quot;Ölüm anında rahat, hesap anında af ve mağfiret&quot; dilerler; &quot;Kulundan suçlar, günahlar çoğaldı; ama katından da bağışlamak pek güzel bir lûtuf ve ihsân var&quot; buyururlardı. </p>
<p> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, ataları Hz.Ali&#8217;nin ve kendilerinden önceki imâmların yolunda yürümüştür. Geceleri içi ekmek, et ve para dolu zembili sırtına vurup, yoksulların, kimsesizlerin, yetimlerin evlerini tek tek dolaşır, kendini tanıtmadan onların ihtiyaçlarını giderir, yine gizlice evine dönerdi. </p>
<p> Hz.İmâm&#8217;ın Medine&#8217;de, devamlı aleyhinde bulunan bir kişi vardı; bu işte pek ileri gitmişti. Hatta Hz.İmâm&#8217;ın ashâbından, onu öldürmek için izin isteyenler bile olmuştu. Yine birkaç zât bu istekte bulundukları bir gün;</p>
<p> Hz.İmâm:<br /> &quot;Durun&quot; dedi; &quot;Şimdi ben onu uyarırım.&quot; <br /> Ve katırına binip hayvanı, o adamın tarlasına sürdü. Adam bunu görünce şiddetle bağırıp çağırmaya koyuldu. Hz.İmâm hiç aldırış etmeden o adamın yanına varıp selâm verdi ve güler bir yüzle; <br /> &quot;Bu hareketim sana kaça mal oldu?&quot; dedi. <br /> Adam: <br /> &quot;Yüz altına&quot; dedi. <br /> Hz.İmâm:<br /> &quot;Bu tarladan ne kazanacaksın, ne umuyorsun?&quot; diye sordu. <br /> Adam:<br /> &quot;Ben gaybi ne bileyim&quot; dedi. <br /> Hz.İmâm:<br /> &quot;Sözüme dikkat et; ben de gaybi bilmem, ne umuyorsun diyorum&quot; dedi. <br /> Adam, biraz düşünüp; <br /> &quot;İkiyüz altın&quot; dedi. <br /> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, koltuklarındaki keseyi çıkarıp içindeki üçyüz altını adamın ayaklarının dibine döktü ve dedi ki:<br /> &quot;Bu, zararının ve ümidinin karşılığı; tarlan da senin, ne kazanırsan kazanırsın; Allah umduğunu nasib etsin.&quot;</p>
<p> Adam, bu hareket karşısında şaşırdı; birden Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın ayaklarına kapanmak istedi, Hz.İmâm ise katırına binip döndü. Bundan sonra o kişi sesini kesti. Aynı adam bir gün Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ı Resûlullah&#8217;ın mescidinde görünce, Kurân-ı Kerîm&#8217;in şu âyet-i kerîmesini okuyup; «Peygamberliğini kime vereceğini Allah, daha iyi bilir.» (En&#8217;am 124. Âyet) Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın Şecere-i Nübüvvet&#8217;e mensûb bulunduğunu tasdik etti. </p>
<p> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın bilgisinin sınırı yoktu. Hz.İmâm&#8217;ın zamanında, yoksullara ihsân buyurduğu keseler, Hicazlılarca dillerde söylenir olmuştu. İhsân da bulunduğu keselerdeki para miktarı, iki yüzle üçyüz altın arasındaydı. </p>
<p> Abbas oğullarından Mansûr, &quot;Seffâh-Kan dökücü&quot; lâkabıyla anılan kardeşi Abdullah&#8217;tan, çok daha zâlim bir kişiydi. Hele Hz.İmâm Hasan evlâdının kıyâmları dolayısıyla, onlara pek çok zulümlerde bulundu, pek çoğunu şehit ettirdi. Mansûr; Abbas oğulları devletinin kurucusu olan ve kendisi tarafından &quot;Ebû Mücrim&quot; diye anılan Ebû Müslim&#8217;i öldürttü; amcası Abdullah bin Ali, Abbas&#8217;ı feci bir surette katlettirdi ve kendisi de Hicri 158. yılında öldü. </p>
<p> Mansûr ölünce, yerine oğlu Mehdî Halîfe oldu. Mehdî&#8217;nin ölümünden sonra, yerine oğlu Mûsâ&#8217;l Hâdi geçti. Mûsâ&#8217;l Hâdi&#8217;nin saltanatı da pek az sürdü ve Hicri 170. yılında o da öldü. </p>
<p> Daha sonra halîfelik makamına Hicri 170. yılında, &quot;Reşid&quot; lâkabıyla tanınan kardeşi Hârun&#8217;ür-Reşid geçti. Hârun&#8217;ür-Reşid, saraya içkiyi, müziği ve raksı ilk olarak sokan Abbasi halîfesidir. </p>
<p> Hârun&#8217;ür-Reşid&#8217;in devri; edebiyat, ilim ve fen bakımından Abbas oğullarının en muhteşem devridir. Hârun&#8217;ür-Reşid imparatorluk sınırlarını genişletmiş, çağının tek kudretli hakimiyetini kurmuştu; fakat saraya mensûb olanlardan, saltanat erkânına dayananlardan başka, halk alabildiğine sefâlet içindeydi. Çâresizlerin feryâdlarını, iniltilerini sefâhat nâraları ve saz sesleri, duyurmamaktaydı.</p>
<p> Hârun&#8217;ür-Reşid, bütün debdebesine, saltanatına rağmen bu sefâhata karşı durabilecek kudret sahiplerinden, her an korkmaktaydı; bunların başında da zamanın imâmı, Allah&#8217;ın hücceti Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım vardı. </p>
<p> Hârun&#8217;ür-Reşid, Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın üstünlüğünü bilmez değildi. Hârun, Hicri 179. yılında Medine-i Münevvere&#8217;ye gittiği zaman, Ravza-i Mutahhara&#8217;yı ziyâret ederken, Resûlullah&#8217;a; &quot;Selâm sana Yâ Resûlullah, Ey amcamın oğlu&quot; diye selâm vermişti. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın selâmlarıysa; &quot;Selâm sana Yâ Resûlullah, selâm Ey babam&quot; tarzındaydı. Hârûn&#8217;un içini burkutmuştu bu selâm; ama yine de Hz.İmâm&#8217;a dönüp; &quot;Evet&quot; demişti; &quot;Doğru söyledin Ey Eba&#8217;l Hasan, bu övünç size düşer.&quot;  </p>
<p> Hârun&#8217;ür-Reşid, Mekke-i Mükerreme&#8217;de, Hz.İmâm Mûsâ-i Kazım&#8217;a büyük bir saygı göstermiş, sonradan henüz Hz.İmâm&#8217;ı tanımayan Me&#8217;mun&#8217;a; <br /> &quot;Bu&quot; demişti; &quot;İnsanların imâmıdır, Allah&#8217;ın, halka hüccetidir.&quot; <br /> Ve bir müddet sustuktan sonra;<br /> &quot;Ama&quot; demişti; &quot;Aleyhime küçücük bir hareketini duyarsam, anlarsam, bugün öptüğüm o başı kılıçla bedeninden ayırırım; çünkü saltanat kısırdır.&quot;</p>
<p> Hârun&#8217;ür-Reşid, Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın devlet ve iktidar aleyhine kıyâm etmeyeceğini biliyordu; fakat yine de şüphe içindeydi. </p>
<p> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, hayatta oldukça Hârun&#8217;ür-Reşid bir türlü rahat edemiyordu. Nihayet Hz.İmâm&#8217;ı tutturup zincire vurdurdu. İki mahâfil tertip ettirdi, katıra yükletti. Mahâfillerin üstleri, yanları örtülüydü. Birini Basra&#8217;ya, öbürünü Kûfe&#8217;ye yolladı. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Basra&#8217;ya yollanan mahâfildeydi. Hârun&#8217;ür-Reşid, bu tertiple Hz.İmâm&#8217;ın nereye gönderildiğini halktan gizlemek istiyordu. Hz.İmâm, Basra&#8217;da Mansur oğlu Cafer&#8217;in oğlu İsâ&#8217;nın murâkabesi altına verilerek hapsettirilmişti. </p>
<p> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ı şehit etmesini emreden Hârun&#8217;ür-Reşid&#8217;e, İsâ: <br /> &quot;Bunca zamandır hapsimde; gözcülerim boyuna onu gözlüyorlar, ibâdetten başka birşeyini görmediler; hatta ne sana, ne bana, ne de başka birine ileniyor, onu öldürmem şöyle dursun, hapsedilmesine bile râzı değilim, ne yaptıracaksan başka birine yaptır, yoksa ben onu bırakmayı kuruyorum&quot; meâlinde bir mektup gönderdi. </p>
<p> Bunun üzerine Hârun&#8217;ür-Reşid, Hz.İmâm&#8217;ı Bağdat&#8217;a getirtti. Bağdat&#8217;da Hz.İmâm&#8217;ı, önce Rabî oğlu Fazl&#8217;a, ondan sonra Yahyâ Bermekî&#8217;nin oğluna teslim etti. Onlar da Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;a sûikastta bulunmaktan çekindiler. Sonunda Hz.İmâm Sindî bin Şâhik adlı birisine teslim edildi.</p>
<p> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Bağdat&#8217;da 3 yıl yaşadı, bu müddetin çoğunu hapiste geçirdi. Sonunda Hârun&#8217;ür-Reşid&#8217;in emriyle, Sindî adındaki kişi tarafından, kendisine zorla zehirli hurma yedirilerek, zehirlettirildi. </p>
<p> Rivâyete göre; üç gün önce Sindî bin Şâhik, Hz.İmâm&#8217;ı tanıyan ve sayan birçok kişiyi evine çağırmış, Hz.İmâm&#8217;ı onlara gösterip hiçbir sûretle kendilerine kötülükte bulunulmadığını, haklarında saygıdan başka bir şey gösterilmediğini, cebir, şiddet ve işkence yapılmadığını, aç ve susuz tutulmadığını söylemiş, hattâ evvelce yazılıp hazırlanmış olan ve bunları ihtivâ eden bir kâğıdı da gelenlere imzalatmıştır. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım ise bu sözlere, bu harekete karşı, dokuz zehirli hurma ile zehirlendiğini, iki-üç gün sonra vefât edeceğini bildirmişti.</p>
<p> Şehâdeti, Hicri 183. yılı (Milâdi 799), Recep ayının 25. günüdür, 55 yıl, 5 ay, 18 gün yaşamıştır. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım&#8217;ın cenâzesi teşyi edilirken de, birkaç yerde ve Bağdat köprüsünde, halka; &quot;Bu Mûsâ bin Cafer&#8217;dir; eceliyle vefât etmiştir; gelin, bakın, görün&quot; diye münâdiler seslenmişler ve kefenleri açılıp halka gösterilmişti. Bu sûretle, tabiî ölümle yaşamını yitirdiği hakkında, halkta umûmi bir kanâat elde edilmeye çalışılmıştır.<br /> Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Bağdat&#8217;ta &quot;Kureyş Makberesi&quot;denen yere defnedilmiştir. Sonradan Hz.İmâm Muhammed&#8217;üt-Takiy&#8217;de yanlarına defnedildikleri için, iki kubbeli türbesine ve türbenin bulunduğu yere &quot;Kâzımiyye&quot; denilmektedir.</p>
<p> Kendisinden sonra imâmet, oğlu Hz.İmâm Aliyy&#8217;ür Rızâ&#8217;ya intikal etmiştir. <br /> En doğrusunu Hakk bilir.</p>
<p> Sözlerinden bazıları:<br /> Allah&#8217;ın insanlara bir açık, fakat bir de kapalı delili vardır. O&#8217;nun açık gözle görülür delilleri; Peygamberler&#8217;dir, İmâmlar&#8217;dır. Gizli delili ise akıllarıdır. Akıllı olan helâle şükreder, harama da sabır gösterir, ona yaklaşmaz. </p>
<p> Allah&#8217;tan sakın da bâtılı, yalanı bırak. Kurtuluşun onda bile olsa, bâtıla yaklaşma. Çünkü helâkın ondadır.  </p>
<p> Allah&#8217;tan sakın da doğru söyle! Hatta helâk olacağını bilsen de doğruluktan ayrılma! Kurtuluşun burdadır.  </p>
<p> Biri gelir de sağ kulağınıza kötü bir söz söyler, sonra da sol kulağınıza eğilir, bu davranışından dolayı özür dilerse, onun bu özürünü kabul edin. Hiçbir şey söylemedin ki deyin! </p>
<p> Elinde bir ceviz olsa, halk ise elinde inci olduğunu iddia etse; ne zararı var. Avucundaki inci olsa da halk ceviz var dese, ne faydası var.  </p>
<p> Hiçbir insan yoktur ki, gönlü alçak olsun da yükselmesin! Hiçbir insan yoktur ki, kendini yüksek görsün de alçalmasın!  </p>
<p> İnsanlığı olmayanın dîni yoktur. Aklı olmayanın insanlığı yoktur.  </p>
<p> Akıllı olan, yalan olduğu meydana çıkacak sözü söylemez. Verilemeyecek şeyi birinden istemez. Gücü yetmeyecek şeyi yapmağa kalkışmaz. Reddedileceğini tahmin ettiği şeyi ummaz. Başaramayacağı işe koyulmaz.  </p>
<p> İyi komşuluk; eziyetten kaçmak değil, ona sabır göstermektir.  </p>
<p> İyi nasîhat veren akıllı kişi ile düş kalk ki, bu doğru yolu bulmak, berekete kavuşmaktır. Başarıya ulaşmaktır. Selâmete ermektir.  </p>
<p> Akıllı kişi sana bir şey söyledi mi, onu hemen yapmalı, isteğini yerine getirmelisin! Akıllı kişinin sana söylediğinin tersini yapacak olursan, bunun karşılığında eziyet görürsün.  </p>
<p> Akıllı olmayanla, emanete hıyânet edenle, hiçbir şekilde düşüp kalkmamalısın! Bu gibi insanlardan, tıpkı yırtıcı hayvanlardan korktuğun gibi korkmalısın!  </p>
<p> Kötü insanlara, ona lâyık olmayanlara hikmeti vermeyin. Hikmete zulüm etmiş olursunuz. Onu ehline vermekten de kaçınmayın. Ehline zulüm etmiş olursunuz.  </p>
<p> Öfke, şerrin anahtarıdır. Müminlerin en olgun olanı en güzel hûylu olanıdır.  </p>
<p> Halkla karıştın mı, iyilik edebileceğin kimselerle düşüp kalk! Hilim sahibi ol! Hilim sahibi olmak büyüklüktür, iyiliktir. Sertlik ise kötülüktür. Hilim sahibi olmak, iyilik, iyi hûy bir ülkeyi mamûr eder. Rızkı çoğaltır.  </p>
<p> İhsânın karşılığı, ihsândır. İyilikte bulunana iyilik et! Ancak iyilik edene iyilikle karşılık vermek, o iyiliğin tam karşılığı değildir. Üstelik, ilk iyilik edende kalır. Bir karşılık beklemeden önce sen iyilik et ki, üstünlük sende kalsın!  </p>
<p> Tama&#8217;dan çekin! Tamahkâr olma! Başkasının elindekinde gözün olmasın! Tamahkârlık aşağılık olmanın anahtarıdır. Aklı bozar, insanlığı giderir. Şerefi kirletir. Bilgiyi yok eder.  </p>
<p> &nbsp; </p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/7-imam-hz-imam-musa-i-kazim/">7. İMAM Hz. İMAM MUSA-İ KAZIM</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/7-imam-hz-imam-musa-i-kazim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
