<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>OZANLARIMIZ arşivleri - Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</title>
	<atom:link href="https://www.kizildelisultan.com/kategori/ozanlarimiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kizildelisultan.com/kategori/ozanlarimiz/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Mar 2016 22:18:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>
	<item>
		<title>KEMAL ÖZCAN (DERVİŞ KEMAL)</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/kemal-ozcan-dervis-kemal/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/kemal-ozcan-dervis-kemal/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayhan Aydın]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Jul 2008 22:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[OZANLARIMIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/kemal-ozcan-dervyth-kemal/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayhan Aydın Söyleşiler gerçekçi olduğunca güzel, anlamlı ve kalıcıdır. Ben de gerek diğer söyleşilerimde gerekse halk ozanlarıyla yaptığım söyleşilerde bu hususlara dikkat ettim, etmeye çalıştım. <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/kemal-ozcan-dervis-kemal/" title="KEMAL ÖZCAN (DERVİŞ KEMAL)">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/kemal-ozcan-dervis-kemal/">KEMAL ÖZCAN (DERVİŞ KEMAL)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayhan Aydın<br />
Söyleşiler gerçekçi olduğunca güzel, anlamlı ve kalıcıdır. Ben de gerek diğer söyleşilerimde gerekse halk ozanlarıyla yaptığım söyleşilerde bu hususlara dikkat ettim, etmeye çalıştım. Söyleşinin yalın olmasına, içten olmasına ve gerçeği yansıtmasına&#8230; Şu anda sizinle de yapacağım söyleşi için de aynı duygular içindeyim. Her şeyden önce sizi okurlarımıza tanıtmak amacıyla yaşam öykünüzü sizin ağzınızdan dinlesek, bizlere neler söyleyeceksiniz?<br />
İsmimin Kemal Özcan olmasının yanında şiirlerimde Derviş Kemal mahlasını kullanıyorum. 1930 yılında Yunanistan&#8217;ın Dimetoka İlçesi&#8217;ne bağlı bir köyünde doğmuşum. Aynı yıl anayurda iltica etmişiz. Uzunköprü&#8217;ye yerleşmiş bulunduğumuzdan ben hep burada yaşadım. Uzunköprü&#8217;de ortaokul olmadığı için ilkokuldan sonra okuyamadım. Belki başka bir şehre gidebilirdim ama yoksulluk buna engel oldu. İlkokuldan askerliğe kadar çiftçilik yaptım. Askerlikte daha önce öğrendiğim daktilonun faydasını gördüm. Askerlikte yazıcı oldum. 4 ay Edirne&#8217;de Jandarma Okulu&#8217;nda eğitim gördükten sonra İzmit&#8217;e düştüm. Şimdiki adı Kocaeli, Kocaeli&#8217;nin Gebze İlçesi&#8217;nde bir süre kaldıktan sonra alay kalemine alındım. Askerlikten sonra ise katip olarak çalışmaya başladım. Mahkemenin açtığı bir sınavı kazanarak, Uzunköprü Sulh Ceza Mahkemesi&#8217;nde zabıt katibi, yeni ismiyle tutanak yazmanı, olarak göreve başladım. 1955&#8217;te başladığım çalışmamı 30 yıl aralıksız aynı yerde sürdürdüm. 1983 Mart ayında emekli oldum. Evliyim. Biri erkek üç çocuğum var.<br />
Seyahat etmeyi çok seven birisiyim. Fırsat buldukça sürekli seyahat yaptım, yapıyorum. Bu seyahatlerim esnasında birçok kişi tanıdım, birçok da dostum, arkadaşım oldu. 13 kez Hacıbektaş&#8217;a gittim. O törenlerde kurduğum dostluklar kalıcı oldu.<br />
Sizde izleri hala canlı olan dostluklarınızdan bahseder misiniz?<br />
Rahmetli Feyzullah Çınar&#8217;la tanıştım ilk önce. Aşık Daimi, Aşık Nesimi, Hüseyin Kaçıran. İlk tanıştığım dostlarımdı. Bu derinleşti ve yaygınlaştı zamanla.<br />
Ozanlar, ozanlık&#8230; Anadolu Uygarlığı&#8217;nın zengin gözeleri ozanlık geleneğini sürdüren ozanlarımız; zengin birikimleriyle duygu, düşünce, fikir yüklü dizeleriyle topluma pekçok şey verdiler. Yol gösterici oldular, eleştirmen oldular. İnsanların başkalarına söyleyemeyeceği duyguları, heyecanları, sitemleri şiirlerle dile getirdiler. Bunlar insandan insana, toplumdan topluma aktarılarak yayıldı. Peki sizin içinizde nasıl başladı bu kıpırtı, coşku?<br />
Ben ilk şiirimi 15 yaşındayken yani 1945&#8217;te yazmaya başladım. Aşk, sevgili üzerine yazılan şiirlerdi ilk şiirlerim.<br />
1956 yılında ben Cem&#8217;e dahil oldum. Ceme girdim. Cemdeki o büyük alemi görünce bende büyük değişiklik oldu. O güne kadar yazdığım aşk şiirlerini yırtıp attım. Ondan sonra tasavvufa yöneldim. O yıldan beri de yazıyorum. Şimdi üç binden fazla şiirim var. Fakat yazdığım şiirleri devlet memuru olduğum için yayımlayamamıştım. Feyzullah Çınar benim birçok şiirimi okudu. Şimdiye kadar bir kitap da yayımlayamamıştım. İlk kitabım Alev Yayınları&#8217;ndan çıktı. Bu kitapta 150 şiirim var. Daha on kitaplık şiirim hazır bekliyor. Şiirlerimde insan sevgisi ve duygusunun, tasavvufun açık etkilerini görmek olası.<br />
Ben tasavvufta aradığımı buldum, diyebilirim. Çünkü ben insanlığı aradım, arıyorum. İnsanlığı da tasavvufta buldum. İnsanın ne olduğunu da çok iyi anladım. O bakımdan şiirlerimde devamlı insanı, insan sevgisini ön plana çıkardım. Bunun yanında sosyal konuları, sorunları içeren şiirlerim oldu. Tanrı’yı ararken, Tanrı’nın insanda olduğunu gördüm, tasavvufta. Bu yüzden insanları taparcasına seviyorum.<br />
Yunus, &#8220;Yaratılanı sev / Yaratandan ötürü&#8221;, diyor ya. Yalnız biliyorsunuz her insanı sevmek mümkün değil. İnsanlığın da insan olmanın da bazı kuralları var. O bakımdan ben insanın nasıl olması gerektiğini hep ön planda tutmuşumdur. Bunu pek çok şiirimde vurguluyorum. Sürekli yoksulun yanında yer almaya çalıştım, ezilmişin yanında yer almaya çalıştım. Yine bu şiirlerimde vardır. Ben, güzelleme, sevgili üzerine şiirler yazmadım. Hayatta tüm insanların içinde büyük umutlar vardır. Herkes bir şeylere sahip olmak ister. Ben ise bir şiirimde olduğu gibi bu şekilde olmak isterim.<br />
&#8220;Bir bağda bir salkım üzüm olsam da / Zamanı gelince kesseler beni / Fabrikada dibeklere dolsam da / Preste sıkarak ezseler beni / Pres beni iyicene sıktı mı / Çekirdeğim kabuğumdan çıktı mı / Şıra tavasına suyum aktı mı / İnce eleklerden süzseler beni / Vaktiyle üzümken döndün mü suya / İçime çalsalar tahıldan maya / Bade hu doldurup ağaç fıçıya / Yıllarca hapsedip üzseler beni / Şaraba dönüşsem takdire uyup / İnsanlar bana da ihtiyaç duyup / Fıçıdan çıkarıp camlara koyup / Mecliste masaya dizseler beni / Derviş Kemal der ki budur efkarım / Gerçek insanlara yoktur zararım / Dergah-ı Ali&#8217;den güzel dostlarım / Kevser niyetine içseler beni&#8221;.<br />
Dostlar, dostluk meclisi, muhabbet&#8230; Her şeyden önce insanın dünyaya karşı almış olduğu tavır önemli sanırım. Dürüstlüğü, mertliği, boyun eğmezliği&#8230; Dostlar meclisine girmek öyle kolay olmasa gerek?&#8230; Zor yol, nelere uyularak o yolda yürünecek? O zor, dar kapıdan nasıl geçilecek?<br />
Kapı gerçekten çok dar. Şimdi, dostlar meclisi dedik, buna Alevi cemi desek nasıl olur? Alevi ceminin, kapısı daha dardır çünkü. O kapının içinde ölmek de var. Yalnız bu ölmek, zahiri anlamda ölmek değil. Ölmeden evvel ölmek, can tendeyken evvel ölmek. Biz de kapı herkese açılmaz. O dar kapıdan girmeden önce bir rehber buluyorsunuz. O rehber sizi ölçüyor, biçiyor, tartıyor. Artık oraya yanaştığınıza kanaat getirdikten sonra o kapıya götürüyor sizi. O kapı manevi bakımdan çok büyük ama aynı zamanda iğne deliği kadar da dar&#8230; Kapıya götürüyor ve &#8220;böyle böyle bir can getirdim&#8221; diyor. Mevlana diyor ki, ne olursan ol, gel. Fakat bir de şunla karşılaşıyorsunuz Alevilik&#8217;te; &#8220;Gelme, gelme; dönme dönme; gelenin malı, dönenin canı gider&#8221;. Bu korkunç bir şey. Gelenin canı gider, diyor. Yani, bu meclise gelenin nefsini öldürürüz, deniyor. Canlı ölü haline gelirsin, deniliyor. Buna tasavvufta &#8220;Enel Hak&#8221; da deniliyor. Hasılı o huzurda ömür boyu hiç bozmayacağın bir ikrar veriyorsun. Ömür boyu bozmayacağın. Alevilik&#8217;te tövbenin pek bir anlamı yoktur. Önemli olan suç işlememektir. Diğer tarafta ise tövbe edebilirsin ve bağışlanırsın da. Bizde tövbe ikrardır. İkrar da beşikten mezara kadar sürüyor. Buradaki beşik ilginçtir. İkrar meclisinde biz esas doğarız. İkrar verdiğimiz anda dede, baba size, herkes bu yükü taşıyamaz gel yol yakınken dön; girmeden iyice bak bu yol dikenli yokuşlu bir yoldur çıkamazsın; demirden leblebidir çiğneyemezsin; ateşten gömlektir giyemezsin, der. Ceme aldığı halde yine de bunları sayar. Ondan sonra onun ikrarını alır. Mürşit, “Ben seni senden aldım; tekrar seni sana verdim; var kendine mukayyet ol, sahip ol kendine” der. Şimdi burada bir alış-verişten sonra yeniden bir doğuş gerçekleşiyor. İkinci kez dünyaya geliş var yani. Tertemizdir insan o anda. Bu ikinci doğuşu yaptıran rehberin ise senin manevi baban oluyor. Fakat anlamı öz-babadan ileridir. O rehberin eşi ise senin annen oluyor. Bunlara ahiret annesi, ahiret babası da deniyor. Kişinin kendisini bu kadar uzun süre bu kurallara uyarak yaşatması oldukça güçtür. O yüzden ikrardan mezara kadar olan süreye biz &#8220;sırat köprüsü&#8221; diyoruz. Yani bu köprüde çok dikkatli yürümek lazım. Aksi halde düşersin. İşte düştün mü de &#8220;düşkün&#8221; olursun. Eğer sağlığında bu köprüyü geçersen artık öbür dünyada olup olmadığını bilmediğiniz, sırat köprüsü diye, bir şey de önemini kaybeder. Mesela Yunus ne kadar güzel söylemiş, &#8220;Sırat kıldan ince derler ama / Gidip üstüne bina kurasım gelir. &#8221; Demek ki o kadar ince değil. Fakat bundan geçmek zor. Şimdi işte bunları görünce değiştirdim ilk aşk şiirlerimi. Gerçek aşkımı buldum ben.<br />
Tanrı Kuran’da söylüyor, insanı çamurdan yarattığını ve meleklerin ona secdesinin gerektiğini, şeytan ise Adem&#8217;e secde etmediği için lanetleniyor, şimdi insana secdeyi uygulayan insan topluluğu Alevilerdir.<br />
Aslında her şey insanın elindedir. Ama bunlar içinde gerçek olan insanlar sorumluluk duygusu içindedirler. Yukarda saydığım tüm aşamalar insanı gerçek bir insan yapmak içindir. Ben artık cemleri bir okul olarak nitelendiriyorum, bir ibadet yeri olarak değil. İrfan mektebi, cemler olsa gerektir. Eğitici, öğretici yeni kişiyi değil irfan mektebinde aşağı yukarı 18 sene okudum. Sonradan bizim mektep kapandı.<br />
Tabi tüm babalar aynı içtenliğe, bilgiye sahip değil. Bir baba gerçekten eğitici vasıflara haiz olmalıdır. Kötü okuldan, kötü eğitimden, kötü öğrenci çıkar. Artık çağdaş fikirlere, düşüncelere gerek vardır.<br />
Peki Sevgili Özcan, bu dar kapılardan geçmede; 4 kapı 40 makam Enel Hak, insan-ı kamil, mürşide ulaşma yollarında, size yol gösteren size şevk veren, sizi besleyen ozanlar kimlerdir? Hangi ozanlardan etkilendiniz?<br />
Gerek daha önceki yüzyıllarda yaşamışların gerekse günümüzdeki halk ozanlarının şiirlerini iyice okudum. Bunların benim üzerimde etkileri olmadı, diyebilirim. Yalnız en sevdiğim ozan Pir Sultan Abdal&#8217;dır. Pir Sultan Abdal&#8217;ı hiçbir ozanla kıyaslamak mümkün değildir. Pir Sultan öyle bir dönemde yaşamış ki, insan hayatı yöneticilerin iki dudaklarının arasında. O dönemin gerçeklerini yüksek sesle haykırması hatta ölümü bile hiçe sayarak bu yolda yürümesi, onu tüm ozanlardan ayırıyor. Zindanlarda bile “Açılın kapılar şaha gidelim&#8221; diyor. Şiirleri de çok kuvvetli. Ben Pir Sultan aşığıyım, hayranıyım. En sevdiğim ozan Pir Sultan Abdal&#8217;dır.<br />
Mesela diğer ozanlar içinde mertliğiyle tanıdığım Aşık Nesimi&#8217;yi de severim.<br />
Tasavvufu içinde taşıyan Alevilik &#8211; Bektaşiliğin ve onun belkemiğini oluşturan halk ozanlığının sizce ne gibi bir işlevi olmuştur, bu Anadolu toprağında? Ozan kimdir, ozanlık nedir sizce?<br />
Ozan, halkın gözü, halkın dili, halkın kulağıdır, özetle. Çok eskiden de ele alsak ozanlarda şunu görürüz. Onlar sürekli halkın yanında yer almışlardır. Daima halktan yana olmayı gündemde tutabilmişlerdir. Bu birbirine aktarıla aktarıla günümüze kadar gelmiştir. Biz de aynısını yapıyoruz aslında. Sürekli halktan yana olma, halkın ezilmesini önleme ve halkın duyamadığını, halkın göremediğini halkın söylemediğini onlar adına yapmak. Ozanların işlevi bu. Fakat bunca ölümlere karşı, başı var. Bunu ihlal edenler, Alevilik ve Bektaşiliğin temel ilkelerine uymayanlar, ben Aleviyim, Bektaşiyim, demesinler.<br />
Pir Sultan&#8217;ın çağrısı boşa gidiyor: &#8220;Gelin canlar bir olalım. &#8221; İnsanlar bir olmazsa, sömürüyü sözüm ona bu felsefeyi savunanlar ya varsa o zaman o sözlerin bir anlamı da kalmıyor. Nerede bu birlik? Bir şeye daha değineceğim. Ben Arapça&#8217;ya karşıyım. Bizim Türkçe ne güne duruyor da Arapça kullanılıyor? Cemlerde Arapça Kuran okunmasına da karşıyım. Tüm konuşma ve dualar Türkçe olmalıdır. Dua cami hocasının yaptığından farksız olduktan sonra bu duayı ben ve diğer insanlar anlamadıktan sonra ne anlamı var bu dua okumanın? Herhalde dünyanın hiçbir ülkesinde insanlar ibadetlerini bir başka dille yapmıyorlardır. İnsan yaptığı ibadetin anlamını bilmedikten sonra ne anlamı kalır o ibadetin.<br />
Aleviler’in soyu Şamanlardan gelmektedir. Türkmenler, Tahtacılar, Çepniler hepsi özde Alevidirler.<br />
Tabii şimdi bir Alevilik/Bektaşilik ayrımı var. Fakat bence bunlar özde aynıdırlar. Trakya&#8217;da Bektaşilik denir, babalar vardır. Anadolu&#8217;da bu dedelik olur. Bakın mesela Bektaşîliğe yakın daha 12 tarikat vardır. Gülşenilik gibi. Ben Kızıl Deli Sultan&#8217;a bağlıyım. Akdeniz’dekiler Abdal Musa&#8217;ya bağlılar. Fakat tümü bir ağacın kolları gibiler ve tümü de Bektaşiliğe bağlıdırlar.<br />
Ama Alevilik ve Bektaşilik’te bir eşitlik olduğu için ben bu ayrıma da karşıyım. İran&#8217;daki Şiilikle Anadolu&#8217;daki Alevilik &#8211; Bektaşilik arasında ise hiçbir bağ yoktur. Yalnız her ikisinde de lügat anlamı Ali severlik olarak geçiyor.<br />
Halk ozanlarının ülke sorunları karşısındaki duyarlılıklarının da şiirlerine yansıdığını, yansımasının gerektiğini belirtiyorsunuz. Siz Türkiye&#8217;nin temel toplumsal sorunları olarak neleri görüyorsunuz, bunlar sizce nasıl giderilebilir?<br />
Türkiye&#8217;deki ezilenler hala ezilmekte, yaşayanlar daha rahat yaşamaktadırlar. Bu yıllardan beri böyle olagelmiş. Herhangi bir çözüm de bulunamamış. Çözüm yolları devamlı kapatılmış.<br />
Türkiye&#8217;de bir kesimin ezilmesi artarken buna ters orantılı olarak belli bir kesimin gelirleri de sürekli artıyor. Ayrıca işçi-memur kesimi de var. İşçi yine sendikalarla haklarını arayabiliyorlar. En azından buna çaba sarf ediyorlar. Memurun bu konuda da hiçbir hakkı yok. Memurların sendikal haklarında ve ücretlerinde bir iyileşmeye gidilmedi.<br />
Türkiye&#8217;de ilginçtir mesela işçiler veya diğer kesimden insanlar haklı taleplerini dile getirirken ne yazık ki kişisel isteklerini ön plana çıkarıyorlar. Genel geçer kapsayıcı bir düşünce ve eylem ortaya koyamıyorlar. Yani diyelim ki sadece ücret konusunu dile getiriyorlar. Diğer hiçbir konuda tümüyle ortak bir eylem yapılamıyor. Tüm demokratik haklar eşitçe ve hep beraber, her kesimden insanla savunabilmelidir. Türkiye&#8217;nin eksikliği ve geriliği burada görülüyor. Diyelim ki çevre kirliliği. Bu konuya çok ciddi şekilde hangi sendika eğilmiştir, şimdiye dek? Türkiye&#8217;nin en büyük ciddi sorunu bence ekonomik dengesizliklerdir. İşçinin hele memurun hali çok kötüdür. Ben bir memur olarak tam 30 yıl devlete hizmet ettim. Mutfak masraflarında bile zorlandık. Şimdi emekli maaşım 7 milyon. Ben bu parayla nasıl geçinebilirim. Bu millet şimdi ne yapsın? Nasıl mutlu ve huzurlu olsun bu ülkede? Türkiye&#8217;de kimsenin kafasının içindeki düşünceye sınır getirme yetkisi yok. Ama çok acı bir, gerçek Türkiye&#8217;de düşünce açıklama özgürlüğü yok. Benim en büyük isteğim toplumun huzurlu bir şekilde yaşamasıdır. Yeter ki Türkiye&#8217;de ezen / ezilen farkı kalmasın. Öyle bir ortam özlüyorum.<br />
Türkiye&#8217;de ezenle ezilen ayrımının kalmadığı, insanların eşit şartlarda yaşayabildiği bir ortamın oluşması için, tüm dünyada bu şartların oluşabilmesi için sizce neler yapılmalıdır?<br />
Kültürün, eğitimin yaygınlaşması gerekir. İnsanların düşüncelerini açıklamalarının serbest olması gerekir.<br />
Biraz da anılarınızdan, dostluklarınızdan, hüzünlerinizden bahsedelim. Ozanlardan, ozanlıktan bahsedelim. Değer verilmeyen, şimdi bazı sanatçıların yalan-yanlış şiirlerini okudukları, kendi başlarına bırakılan, adları sanları bile anılmayan, kimi törenlerde kendileri çalıp kendileri dinleyen ozanlarımız. Halk kültürünün değeri az bilinir kişileri ozanlar konusundaki anılarınızdan söz edelim biraz da.<br />
Elbette acı anılarım var. Bir tarihte Hacı Bektaşi Veli&#8217;yi anma törenlerinde Hüseyin Kaçıran isimli bir halk ozanıyla tanışmıştım. Adana&#8217;da Osmaniye&#8217;de oturuyormuş. Hacı Bektaş&#8217;a gelmiş. Onun şiiri çok kuvvetli fakat sazı yok. Geleneksel ozanlık yarışmasına katılacağını söyleyerek benim de gelmemi istedi. Yarışma da Kaçıran ikinci oldu. Kendisine bir plaket verdiler. O ise bir süre plaket verilen yerde durdu plaketi verenle konuştu. Çıkınca buluştuk. Niçin uzun süre orada kaldığını ve neyi konuştuğunu sorunca, kendisine plaket yerine 2500 lira vermelerini istediğini söylemiş. Çünkü Osmaniye&#8217;ye gidecek parası yokmuş. Onlar ise kabul etmemişler. İşte ozanlarımızın durumu.<br />
Şimdi bazı sanatçılar ozanların şiirlerini okurken değişiklik yapmada herhangi bir sakınca görmüyorlar.<br />
Sezen Aksu&#8217;nun Aşık Daimi&#8217;nin şiirinde yaptığı gibi. Son dörtlük tümüyle değişmiş. “Daimiyim her can ermez bu sırra / Gerçek kamil olan erer o nura / Yusuf sabır ile vardı Mısır’a / Bu da gelir bu da geçer ağlama&#8221; orijinali buyken şu hale dönüştürüldü şiir:<br />
“Daimiyim her can ermez bu sırra / Yusuf sabır ile vardı Mısır’a / Koyun olsam giderdim ardı sıra / Bu da gelir bu da geçer ağlama. &#8221; Daha buna benzer sayısız hata, yanlış.<br />
Bence de buradaki en büyük eksiklik şu, kendilerini günün koşullarına göre çeşitli mevkilerin üstlerinde görenler, kendi kendilerine her konuda ahkam kesenler, daha önceki birikimleri kolayca yadsıyabiliyorlar. Pir Sultan, Yunus veya Daimi, böyle demiştir, diyerek eserlerini kendince değiştirerek yorumlama gibi cüretkar davranabiliyorlar. Bu da Pir Sultan&#8217;ın, Aşık Daimi&#8217;nin bilinmeden, kavranmadan, hissedilmeden söylendiğini gösteriyor. Bu özümsenmiş olsa kitaplar şiirler okunur, daha önceki kasetler dinlenir. Bir çalışma da buna göre yapılır. Aşık Daimi aynı parçayı &#8220;Bana Ne&#8221; isimli kasetinde söylüyor. Mesela en azından Aşık Daimi&#8217;nin aynı isimli parçasını Sezen Aksu daha önce dinlemiş olsaydı bu hata da olmazdı.<br />
Bunlar aslında bir trajedinin yansımaları. Başta ozanlar, şairler, yazarlar günümüz tüketici toplumunda kof, yoz ortamında birer meta olarak algılanıyor, onların ürünlerinin istenildiği gibi yağmalanabileceği, sömürülebileceği, satılabileceği, değiştirilebileceği gibi bir kanı çoktan yerleşmiş, genel kabul görmüş durumda.</p>
<p>Söyleşi; 1996,<br />
Yurtta Birlik Gazetesi Binası, Üsküdar<br />
Dost Dost, Sayı 6, Sayfa, 21-25, Haziran/Temmuz/Ağustos 1998</p>
<p>ESERLERİ<br />
Şah Damarı, Şiirler, Alev Yayınları, Mart 1996<br />
ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER<br />
Haydar-ı Kerrar Aşkıyla</p>
<p>Erenler yoluna girdim<br />
Haydar-ı Kerrar aşkıyla<br />
Ben bu yola emek verdim<br />
Haydar-ı Kerrar aşkıyla</p>
<p>İlden ile yolcu oldum<br />
Çok yerlerde mihman kaldım<br />
Nice güzel dostlar buldum<br />
Haydar-ı Kerrar aşkıyla</p>
<p>Gözümdeki pası sildim<br />
Dostluk neymiş iyi bildim<br />
Sizi sevdim size geldim<br />
Haydar-ı Kerrar aşkıyla</p>
<p>Fakir aciz yol oğluyum<br />
Erenlerin sağ koluyum<br />
Bilseniz nasıl doluyum<br />
Haydar-ı Kerrar aşkıyla</p>
<p>İrfan mektebini seçtim<br />
Sınav verip sınıf geçtim<br />
Dost elinden dolu içtim<br />
Haydar-ı Kerrar aşkıyla</p>
<p>Böyle bizim hallerimiz<br />
Keman tutar ellerimiz<br />
Nefes söyler dillerimiz<br />
Haydar-ı Kerrar aşkıyla</p>
<p>Derviş Kemal dilim dilim<br />
Rıza lokması yiyelim<br />
Hep birlikte Hüü diyelim<br />
Haydar-ı Kerrar aşkıyla<br />
Vardır Bizim Yolumuzda</p>
<p>İnsana ne gerekliyse<br />
Vardır bizim yolumuzda<br />
Kişi Hakk&#8217;a hevesliyse<br />
Vardır bizim yolumuzda<br />
Yolu aramaktır koşul<br />
Sen de ara bu yolu bul<br />
Erdem için gerçek okul<br />
Vardır bizim yolumuzda</p>
<p>Muhammed&#8217;le Şahı Merdan<br />
Zebur Tevrat İncil Kuran<br />
Akıl mantık ilim irfan<br />
Vardır bizim yolumuzda</p>
<p>Biz bilmeyiz yalan hile<br />
Gerçeği getirdik dile<br />
Derviş Kemal Tanrı bile<br />
Vardı bizim yolumuzda<br />
Oy Silahı</p>
<p>Silahların en iyisi<br />
Oy silahı oy silahı<br />
Kuşkusuz en geçerlisi<br />
Oy silahı oy silahı</p>
<p>O silahın yüzü aktır<br />
Kullanması yasal haktır<br />
Ondan güçlü silah yoktur<br />
Oy silahı oy silahı</p>
<p>Ne tetik var ne iğnesi<br />
Patlar ama çıkmaz sesi<br />
Silahların şahanesi<br />
Oy silahı oy silahı</p>
<p>Aklı olan yoldan sapmaz<br />
Başka silahlara tapmaz<br />
Kişileri katil yapmaz<br />
Oy silahı oy silahı</p>
<p>Söylesinler varsa bilen<br />
Bu silahtan var mı ölen<br />
Silahlarda önde gelen<br />
Oy silahı oy silahı</p>
<p>Derviş Kemal ilham kapar<br />
O nedenle oya tapar<br />
Kan dökmeden devrim yapar<br />
Oy silahı oy silahı</p>
<p>Derler Bize</p>
<p>Hazzı gönüllere giren<br />
Dostluk gülü derler bize<br />
Dosttan dosta haber veren<br />
Seher yeli derler bize</p>
<p>Yalan görsek savuşuruz<br />
Gerçeklere kavuşuruz<br />
Doğruları konuşuruz<br />
Hakk’ın dili derler bize</p>
<p>Kah asıldık kah yüzüldük<br />
Can verirken dahi güldük<br />
Bir zamanlar deniz böldük<br />
Ondan deli derler bize</p>
<p>Erdem yollarını bulduk<br />
Halk yanlısı insan olduk<br />
Nice gönüllere dolduk<br />
Çağdaş veli derler bize</p>
<p>Derviş Kemal arza geldik<br />
Önce kendimizi bildik<br />
Kırklar meydanında öldük<br />
Canlı ölü derler bize</p>
<p>Gelme</p>
<p>Bizim cemimize kolay girilmez<br />
Nefsine uyarak azmışsan gelme<br />
Bu cemde kimseye ödün verilmez<br />
İnsanlık yolundan yozmuşsan gelme</p>
<p>Ummanlar dururken dalma göllere<br />
Yolundan yozup da düşme dillere<br />
Çıkarın uğruna şayet ellere<br />
İftira kuyusu kazmışsan gelme</p>
<p>İnsanlık yolunda bir ünvan kazan<br />
Mutluluk bulur mu şuurun bozan<br />
İster bir aşık ol istersen ozan<br />
Gerçeğe aykırı yazmışsan gelme</p>
<p>Derviş Kemal der ki kulak ver bana<br />
Ben tavır koymuşum gerçekten yana<br />
Doğruyu güzeli söylerim sana<br />
Bu gerçek sözlere kızmışsan gelme<br />
Beyhude</p>
<p>Dinin ilkesinden hisse kapmazsan<br />
Müslüman ve İslam olmak beyhude<br />
Tasavvuf yönünden yorum yapmazsan<br />
Sadece kulaktan dolmak beyhude</p>
<p>Hocanın fikriyle beraber isen<br />
Arapça okumak yeter der isen<br />
Kuranı Kerim&#8217;den bihaber isen<br />
Körce dine bağlı olmak beyhude</p>
<p>Gayri meşru işler Hakk’tan saklanmaz<br />
Kötü kişi Hakk indinde aklanmaz<br />
Vicdan pası akar suyla paklanmaz<br />
Kalp kirliyse abdest almak beyhude</p>
<p>İnsanlara tuzak kuranlar için<br />
Haksızlıkla vurgun vuranlar için<br />
Bu dünyada gönül kıranlar için<br />
Oruç tutup namaz kılmak beyhude</p>
<p>Derviş Kemal ne söylesen az olur<br />
Hak yolundan çıkan kişi yoz olur<br />
Ariflere sivrisinek saz olur<br />
Cahillere davul çalmak beyhude</p>
<p>Bizde</p>
<p>Manevi açıdan gayet zenginiz<br />
Can gözü açılıp bakanlar bizde<br />
İlimden irfandan yana enginiz<br />
Erdemli bilinçli dekanlar bizde</p>
<p>Oniki dekanın rektörü Merdan<br />
O’dur üstad O’dur konuşan Kuran<br />
Kabe’yi ziyaret misali her an<br />
Gönülden gönüle akanlar bizde</p>
<p>İkrar abdestini alanlar biziz<br />
Halka namazını kılanlar biziz<br />
Ömrünce oruçlu olanlar biziz;<br />
Nefsini zindana tıkanlar bizde</p>
<p>Güvercin donuna girip uçarız<br />
Şu koca dünyaya ışık saçarız<br />
Zemheri ayında çiçek açarız<br />
Gülleri ambere kokanlar bizde<br />
Derviş Kemal der ki takatım yetmez<br />
Bizdeki varlıklar saymakla bitmez<br />
Erenler menzile at ile gitmez<br />
Burak&#8217;sız Miraca çıkanlar bizde</p>
<p>Yılın Anaları</p>
<p>Tarlada çalışan kadınlar var ya<br />
Yılın anaları onlardır işte<br />
Çileleri bitmez dertleri derya<br />
Yılın anaları onlardır işte</p>
<p>Tarlada ırgattır evinde köle<br />
Dürüst çalışırlar bilmezler hile<br />
Kurumuş haliyle benzerler çöle<br />
Yılın anaları onlardır işte</p>
<p>Tarla çapalarlar orak biçerler<br />
Bulanık göllerden sular içerler<br />
Hepsi felek çemberinden geçerler<br />
Yılın anaları onlardır işte</p>
<p>Çalışmaktan nasır tutar elleri<br />
İki kat olmuştur zayıf belleri<br />
Ömür boyu perişandır halleri<br />
Yılın anaları onlardır işte</p>
<p>Asla etli yemek yiyemez onlar<br />
İpekli kumaşlar giyemez onlar<br />
Derdini kimseye diyemez onlar<br />
Yılın anaları onlardır işte</p>
<p>Ekmek hamurunu onlar yoğurur<br />
Her biri beş altı çocuk doğurur<br />
Saçları vaktinden önce ağarır<br />
Yılın anaları onlardır işte</p>
<p>Günlük işi yarınlara bölmezler<br />
Hastalanır ama doktor bilmezler<br />
Gözleri yaşlıdır bir gün gülmezler<br />
Yılın anaları onlardır işte</p>
<p>Derviş Kemal gökten bir ferman inse<br />
Yoksulların kaderine değinse<br />
Bir kez olsun seçilmezler nedense<br />
Yılın anaları onlardır işte<br />
Çağdaş Cemler</p>
<p>Yirminci yüzyılın sonuna geldik<br />
Artık cemler çağa uygun olmalı<br />
Eskilerden ne öğrendik ne bildik<br />
Artık cemler çağa uygun olmalı</p>
<p>Bilinçsiz mürşitler taviz vermiştir<br />
Mantıksız kurallar ceme girmiştir<br />
Şah-ı Merdan “çağa uyun” demiştir<br />
Artık cemler çağa uygun olmalı</p>
<p>Aydın insan çağdan geride kalmaz<br />
Giysiler kişiyi bilgili kılmaz<br />
Cübbede tekkede keramet olmaz<br />
Artık cemler çağa uygun olmalı</p>
<p>Elektrik varsa kalkmalı mumlar<br />
Rahata huzura ermeli Can’lar<br />
Arapça sözlerden kaç kişi anlar<br />
Artık cemler çağa uygun olmalı</p>
<p>Derviş Kemal herkes gözünü silsin<br />
Aydın mürşit bulup gerçeği bilsin<br />
Ayin-i cemlere yenilik gelsin<br />
Artık cemler çağa uygun olmalı</p>
<p>Tanı</p>
<p>Kardeş aklın eriyorsa<br />
Çağın Yezid’ini tanı<br />
Gözün bakıp görüyorsa<br />
Çağın Yezidi&#8217;ni tanı</p>
<p>Geçmişi çekip gündeme<br />
Rastgele kul hakkı yeme<br />
Her Sünni’ye Yezit deme<br />
Çağın Yezidi&#8217;ni tanı</p>
<p>Görgü bilgi alimliktir<br />
Kamil olmak salimliktir<br />
Yezit demek zalimliktir<br />
Çağın Yezidi&#8217;ni tanı</p>
<p>Gör ve izle sağı solu<br />
Gel incitme dürüst kulu<br />
Bak her taraf zalim dolu<br />
Çağın Yezidi&#8217;ni tanı<br />
Kim ki bundan ilham almaz<br />
Attığı taş hedef bulmaz<br />
İyi insan Yezit olmaz<br />
Çağın Yezidi&#8217;ni tanı</p>
<p>Var ya sahte riyakar it<br />
Katil hırsız münkir müfrit<br />
Kötü insanlardır Yezit<br />
Çağın Yezidi&#8217;ni tanı</p>
<p>Derviş Kemal duymak için<br />
Kurallara uymak için<br />
Gerçek tavır koymak için<br />
Çağın Yezidi&#8217;ni tanı</p>
<p>Gördüm Seni</p>
<p>Yüce Tanrım hiç saklanma<br />
Vallah billah gördüm seni<br />
Sen kendini gizli sanma<br />
Vallah billah gördüm seni</p>
<p>Akıl kibritini çaktım<br />
Mantık şamdanını yaktım<br />
Can gözümü açıp baktım<br />
Vallah billah gördüm seni</p>
<p>Kamu eşya ins-ü cinde<br />
Gerek mescit gerek cemde<br />
Irksız farksız her ademde<br />
Vallah billah gördüm seni</p>
<p>Ben sendeyim sen bendesin<br />
Yüreğimin içindesin<br />
Varsın zahir yalan desin<br />
Vallah billah gördüm seni</p>
<p>Derviş Kemal der ki yarsın<br />
Nere baksam orda varsın<br />
Gören göze aşikarsın<br />
Vallah billah gördüm seni</p>
<p>Buna Rağmen</p>
<p>Bir ömür boyunca horlandım ancak<br />
Buna rağmen seviyorum Ali’yi<br />
Çile çekip hayli zorlandım ancak<br />
Buna rağmen seviyorum Ali’yi</p>
<p>Şah’ı sevdim diye hakir gördüler<br />
Ak alnıma kara leke sürdüler<br />
Kimi zındık kimi dinsiz dediler<br />
Buna rağmen seviyorum Ali’yi</p>
<p>Nice iftiraya maruz kalmışım<br />
Yüreğimden derin yara almışım<br />
Çaresizlik girdabına dalmışım<br />
Buna rağmen seviyorum Ali’yi</p>
<p>Ali’yi seveni suçlu saydılar<br />
Bu nedenle nice cana kıydılar<br />
Bizim başımıza cennet koydular<br />
Buna rağmen seviyorum Ali’yi</p>
<p>Derviş Kemal bu aşk beni bezdirdi<br />
Yaşam boyu dert gönlümü yüzdürdü<br />
Yıllar yılı yobazlara ezdirdi<br />
Buna rağmen seviyorum Ali’yi</p>
<p>Beni</p>
<p>Bir bağda bir salkım üzüm olsam da<br />
Zamanı gelince kesseler beni<br />
Fabrikada dibeklere dolsam da<br />
Preste sıkarak ezseler beni</p>
<p>Pres beni iyicene sıktı mı<br />
Çekirdeğim kabuğumdan çıktı mı<br />
Şıra tavasına suyum aktı mı<br />
İnce eleklerden süzseler beni</p>
<p>Vaktiyle üzümken döndüm mü suya<br />
İçime çalarlar tahurdan maya<br />
Badehu doldurup ağaç fıçıya<br />
Aylarca hapsedip üzseler beni</p>
<p>Şaraba dönmüşsem takdire uyup<br />
İnsanlar bana da ihtiyaç duyup<br />
Fıçıdan çıkarıp camlara koyup<br />
Mecliste sofraya dizseler beni</p>
<p>Derviş Kemal der ki budur efkarım<br />
Gerçek insanlara yoktur zararım<br />
Dergah-ı Ali’de güzel dostlarım<br />
Kevser niyetine içseler beni<br />
Anlamadı Bu Halk Bizi</p>
<p>Ne yazık ki senelerdir<br />
Anlamadı bu halk bizi<br />
Bilemedim sebep nedir<br />
Anlamadı bu halk bizi</p>
<p>Bilmem kördür bilmem sağır<br />
Uykusu da gayet ağır<br />
İstediğin kadar bağır<br />
Anlamadı bu halk bizi</p>
<p>Ezildikçe daim sindi<br />
Ne güldü ne yaşı dindi<br />
Sola dedik sağa döndü<br />
Anlamadı bu halk bizi</p>
<p>Yıllardır çok şey önerdik<br />
Her konuda örnek verdik<br />
Onlar için hapse girdik<br />
Anlamadı bu halk bizi</p>
<p>Gel dedikçe geri kaçtı<br />
Başımıza dertler açtı<br />
Yediği çanağa sıçtı<br />
Anlamadı bu halk bizi</p>
<p>Koyan sağlam aşı koymuş<br />
Sonra dönmüş onu soymuş<br />
Cehaletin sonu buymuş<br />
Anlamadı bu halk bizi</p>
<p>Derviş Kemal neyse dünkü<br />
Tıpatıp aynı bugünkü<br />
Halkı sevmez oldum çünkü<br />
Anlamadı bu halk bizi</p>
<p>Tanrı Beni Ben Tanrı’yı Yarattım</p>
<p>Görünmeyen sır perdesi ardında<br />
Tanrı beni ben Tanrı’yı yarattım<br />
Akıl rahiminde mantık yurdunda<br />
Tanrı beni ben Tanrı’yı yarattım</p>
<p>Bir ağızdan “Kün” emrini buyurduk<br />
Sonra arzdan toprak alıp yoğurduk<br />
Kıvam bulup karşılıklı doğurduk<br />
Tanrı beni ben Tanrı’yı yarattım<br />
Erenler cemine girdiğim zaman<br />
Pir önünde ikrar verdiğim zaman<br />
Enel-Hak sırrına erdiğim zaman<br />
Tanrı beni ben Tanrı’yı yarattım</p>
<p>Kemeri kuşanıp hırka giyince<br />
Adem’in önünde başım eğince<br />
Dudağıma ab-ı kevser deyince<br />
Tanrı beni ben Tanrı’yı yarattım</p>
<p>Derviş Kemal der ki bu yol yorucu<br />
Ve lakin gerçeğe erişir ucu<br />
İrfan okulunda tahsil sonucu<br />
Tanrı beni ben Tanrı’yı yarattım</p>
<p>Dertliyim</p>
<p>Benim ızdırabım maziden gelir<br />
Kerbela gününden beri dertliyim<br />
Yol ehli olanlar halimi bilir<br />
Kerbela gününden beri dertliyim</p>
<p>Ta o günden beri yanıyor özüm<br />
Figanım bitmedi gülmedi yüzüm<br />
Yüreğim eziktir kurumaz gözüm<br />
Kerbela gününden beri dertliyim</p>
<p>Yazan kara yazmış alın yazımı<br />
Bir an dindirmedi yürek sızımı<br />
Kopardı telimi kırdı sazımı<br />
Kerbela gününden beri dertliyim</p>
<p>Kahpe felek hazan etti gönlümü<br />
Bülbül idim lal eyledi dilimi<br />
Ağarttı saçımı büktü belimi<br />
Kerbela gününden beri dertliyim</p>
<p>Derviş Kemal der ki yasımız haktır<br />
Yürek yarasının acısı çoktur<br />
Bizim derdimizin dermanı yoktur<br />
Kerbela gününden beri dertliyim</p>
<p>İnsanların Ozanıyım</p>
<p>Her yönüyle yoksul olan<br />
İnsanların ozanıyım<br />
Ömür boyu darda kalan<br />
İnsanların ozanıyım<br />
Emek verip öğüt almış<br />
Kazancını eller çalmış<br />
Okumaktan yoksul kalmış<br />
İnsanların ozanıyım</p>
<p>Ensesinden teri akan<br />
İnsan kılığından çıkan<br />
Ocağında tezek yakan<br />
İnsanların ozanıyım</p>
<p>Halkı için derde giren<br />
Her çileye göğüs geren<br />
İnsanlığa hizmet veren<br />
İnsanların ozanıyım</p>
<p>Bombalara düçar olan<br />
Evden barktan yoksun kalan<br />
Savaşlardan yara alan<br />
İnsanların ozanıyım</p>
<p>Hiç kalmamış yüzü gülen<br />
Yok mu buna çare bilen<br />
Dünyada açlıktan ölen<br />
İnsanların ozanıyım</p>
<p>Kemal yaşamaya küsmüş<br />
Başlarına dertler üşmüş<br />
Yoksulluğa yenik düşmüş<br />
İnsanların ozanıyım</p>
<p>Bedrettin’i Hatırlayıp Ağlarım</p>
<p>Engin düşünceye daldığım anda<br />
Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım<br />
Ben benle baş başa kaldığım anda<br />
Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım</p>
<p>Bir deyiş dinlesem sazın telinden<br />
Dem vursa Serez’den Aydın ilinden<br />
Bir gül görsem koparılmış dalından<br />
Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım</p>
<p>Dağlar görkemliyse denizler mağrur<br />
Bulutlar nemliyse topraklar çamur<br />
Hele çiselese bir ince yağmur<br />
Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım<br />
Bir kişi çarmıha diri çakılsa<br />
Bir fidan kesilip yere yıkılsa<br />
Bir eğri ağaca urgan takılsa<br />
Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım</p>
<p>Zalimler düşüme geldiği zaman<br />
Bir kabus uykumu böldüğü zaman<br />
Bir ilim adamı öldüğü zaman<br />
Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım</p>
<p>Ne zaman yüzümü garba döndürsem<br />
Gruba bakarak hayale girsem<br />
Güneşi batarken sararmış görsem<br />
Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım</p>
<p>Kemal der dünyaya geldim geleli<br />
Gözümün pasını sildim sileli<br />
Hasılı kendimi bildim bileli<br />
Bedrettin’i hatırlayıp ağlarım</p>
<p>Nefis Denen Düşmanımı Yendim Ben</p>
<p>Ezildim yoruldum ama sonunda<br />
Nefis denen düşmanımı yendim ben<br />
Yerimi alınca halkın yanında<br />
Nefis denen düşmanımı yendim ben</p>
<p>Erenler cemine layık olunca<br />
İkrar verip ben kendimi bulunca<br />
Benlikten riyadan uzak kalınca<br />
Nefis denen düşmanımı yendim ben</p>
<p>Erenler ceminde Hakk’kı haklayıp<br />
Özümü yüzümü manen paklayıp<br />
Kendime yeterli gücü toplayıp<br />
Nefis denen düşmanımı yendim ben</p>
<p>Bağlı bulunduğum yerel törece<br />
İnsana verilmiş yüksek derece<br />
İkrarımı bozmadığım sürece<br />
Nefis denen düşmanımı yendim ben</p>
<p>Derviş Kemal der ki zayıftı dünkü<br />
Benim gerçek gücüm işte bugünkü<br />
Artık beni kimse yenemez çünkü<br />
Nefis denen düşmanımı yendim ben</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/kemal-ozcan-dervis-kemal/">KEMAL ÖZCAN (DERVİŞ KEMAL)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/kemal-ozcan-dervis-kemal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşık İbreti (Terzi Hıdır)</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/asik-ibreti-terzi-hidir/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/asik-ibreti-terzi-hidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin ALDOĞAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[OZANLARIMIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/athyk-ybreti-terzi-hydyr/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hüseyin Aldoğan aldoganh@anet.com Araştırmacı Yazar &#38; Koordinatör Sinemilli Baba Şemsk ve Şığraş Baba Pir Ocağı Evladı Kahramanmaraş/ Pazarcık Anadolunun Kültür Vadisine Gömdüğümüz 20. Yüzyılın Korkusuz <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/asik-ibreti-terzi-hidir/" title="Aşık İbreti (Terzi Hıdır)">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/asik-ibreti-terzi-hidir/">Aşık İbreti (Terzi Hıdır)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hüseyin Aldoğan<br />
aldoganh@anet.com<br />
Araştırmacı Yazar &amp; Koordinatör<br />
Sinemilli Baba Şemsk ve Şığraş Baba<br />
Pir Ocağı Evladı<br />
Kahramanmaraş/ Pazarcık</p>
<p>Anadolunun Kültür Vadisine Gömdüğümüz 20. Yüzyılın<br />
Korkusuz Kalemi, Bir Ozandan Günümüze ve Çağlara Kalan Dizelerin Üstadı<br />
Aşık İbreti (Terzi Hıdır)</p>
<p>Tarih boyunca çeşitli medeniyetlerin birikimini yaşamış bir yarımadadır Anadolu. Biz bu kültür mozağinin üstünde çağlar boyu yaşayanların mirasları olan hazinelerinin sahipleriyiz. Kabul etsek de etmesek de bu hazine bizlere kadar korunup emanet edilmiştir. Bizler bunu yaşatıp geleceğin kuşaklarına aktarabilecek miyiz, aktaramayacak mıyız?. Bu soruyu kendi kendimize sormamız gerektiği kanaatindeyim. Bu yanıtı tarihin akışı içinde aramak ise en doğrusu olacaktır.<br />
X. yüzyıldan itibaren biçimlenip  günümüzün yaşayan Anadolunun kültür vadisini oluşturan tarihi bütünlük içinde Anadolu ozan ve şairlerinin, gelenekçi bir başlangıçla  uluslararası düzeyde değerlere yükselişi canlı bütünlüklerle yaşamaktadır. Bu bütünlüğün içinde günümüze mal olmuş ve de yarınlara ebedi intikal edecek olan  Malatya’dan Adana’ya, Kayseri’den Maraş ve oradan da dünya metropolü İstanbul’ kadar uzanan  coğrafyada çileli yaşam ile  birlikte yolculuğunu tamamlayıp ebediyete intikal etmiş bir halk ozanı ve şairimiz olan İbreti’nin yaşam öyküsünden söz  etmek istiyorum.<br />
Asıl adı Hıdır Gürel olan Âşık İbreti`nin dedeleri Malatya`nın Akçadağ ilçesi Harunuşağı köyünden kalkmış, Kayseri`nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyüne gelip yerleşmiş, babasının adı Ali annesinin adı Sultandır. Babası o günün zor koşullarında, at sırtında köy köy dolaşıp meyve ve öteberi satarak geçimini sağlarmış. Rumi 1336, Miladi 1920 doğumlu olan Âşık İbreti`ye Hıdır adı konulmuş. Üç yaşına gelince annesini kaybetmiş ve öksüz kalmış, babasının evlendiği Hatice isimli ikinci annesinden Ali, Rıza, İbrahim, Sultan, Meryem, adlarında beş kardeşi dünyaya gelmiş.  İbreti, henüz on yedi on sekiz yaşlarındayken evlenir, hanımı teyzesinin kızı Sultandır. Köşkerlik (ayakkabı tamirciliği) yapar ve giderek ayakkabı üretimiyle geçimini sağlar…..<br />
Askere gider 3 yıl askerlik yapar; askerde iken babasını kaybeder. Askerlik dönüşü Maraş’ın Afşin ilçesine giderek kısa bir zamanda biçki, dikiş öğrenen İbreti Sarıza döner. Bu sanatını da on sekiz yıl devam ettirir. Bu arada saza söze büyük ilgi duyar, okuma merakı artar. Geceleri gaz lambasının ışığında sabahlara dek okuduğu günler olur kendini yetiştirir. (Bu dönem aynı zamanda Kırkırsak şeyhleriyle birlikte Şöbeçmen de ki şeyhler  meçlisine dahil olduğu dönemdir)<br />
İbreti, bu gayretli çalışmasının yanı sıra peş peşe altı çocuk sahibi de olur, sırasıyla Sultan, Haydar, Hüseyin, Hıdır, Kemal, Gülbeyaz, İbreti’nin hanesinde yer alır. Ancak kendi adını taşıyan Hıdır henüz 34 yaşında 1992 yılında Hakk`ın rahmetine kavuşur. Diğer kardeşler, anneleri Sultan’la İstanbul`da yaşamlarını sürdürürler.<br />
Çok çocuklu İbreti, geçim darlığı çektiği için çeşitli mesleklere atılır. Saz yapıp satmak, diş çekmek, madencilik, en son fotoğrafçılık gibi işler yapar. Madencilikte yaptığı kazılarda yüzde seksen isabet kaydetmesine karşın ekonomik yetersizlikler nedeniyle bu işi sürdüremez. Bulduğu krom, gümüşlü kurşun, madenleri toprak altında kalır. Son olarak fotoğrafçılık yapmakta olan İbreti, Sarız da elektrik olmadığı için işini zor sürdürür.  Daha sonra Elbistan’a göçer, burada fotoğrafçılık mesleğini sürdürürken 1967`de patlak veren Elbistan olayında Alevilere saldıran fanatik bir grubun saldırısından İbreti de nasibini alır. Dükkânı tahrip edilir. Kendisi ise canını zor kurtarır. Tekrar Sarıza doner ancak geçim darlığı nedeniyle İstanbul’a göçmek zorunda kalır ve 5 Kasım 1976 tarihinde Hakk`a yürür. (1)<br />
Bu inişli çıkışlı ve onurlu yaşam mücadelesinin öyküsünden sonra sizlerle onun şair ve halk ozanı kimliğini paylaşmak istiyorum. Bu konuya da  Adana ve  Kayseri ilerinin sınırlarının kesiştiği coğrafyada bulunan yirminci yüzyılın başlangıcında kurulmuş  küçük bir köy serüveni ile başlayacağım. Çünkü bu köyde yaşananlar İbreti’nin tasavvuf ve şairlik hayatında  eğitim ve öğretim olarak büyük bir yer almaktadır.<br />
Binboğa’nın Şöbeçimen’i, “1900’lı yıllardaki göçerlerle yirmi hanelik bir sayıya ulaşmıştı. Bu ailelerin yarısına yakını Sivas il sınırları içindeki Gini aşiretinin alt gruplarından kopup gelmiş ( 2). Bu küçük yerleşim biriminde geçmişi  1800’lü yıllara dayanan bir dostlar meclisi mevcuttu. Zaman zaman kesintilere uğramışsa da, miras bırakılan kurulmuş sistem sayesinde yeniden hayata geçirilmesi başarılmış. Bu oluşturulan sistemin birinci ayağı, biçimsel kurallardan arındırılmış sınırsız insan sevgisi, ikincisi ise maddi olanaklardan yardıma muhtaç üyelerin de yararlandırılmasıydı. Bu oluşumun varlığı kendi içinde özünü korumaya çalışmaktaydı. 1. Cihan Harbi’nin başlarında Şöbeçemen’de dini açıdan  başlıca üç grup oluşmuştu. Birinci gruba “Şeyhler”  ya da “Hakikatçılar” denilmekteydi. (Bu grup Araboğlu’nun  izinden yürüyenler.) İkinci grup dedegândı. Bunlara “tarikatçılar”da deniliyordu&#8230; Üçüncü grup homojen (mütecanis) değildi. Bu grup, daha çok günlük ekmek kavgası veren fakir kesimden oluşuyordu” (3). Bu dini oluşumun cemaat olarak varlığını koruyabilmesi, bölgenin ağır doğa şartlarına rağmen daha çok kış mevsiminde icraat buluyordu. Çevredeki köylerde yaşayan şeyhler Şöbeçemen de ki  Aziz Baba’nın evinde toplanıyorlardı. Şeyhlerin meclislerine, şeyh olmayanlar alınmazlardı. Konuşmalar gizlilik içinde yürütülürdü. Hz. Ali’den Hacı Bektaş’a, Hacı Bektaş’tan Araboğlu’na  ve “ o güne” kadar kadar geçen süre zarfında Aleviliğin tüm kuralları gözden geçirilir, günün icap ve ihtiyaçlarına göre yeniden yorumlanırdı. Temel ölçü Kuran’ın batini yorumu, insanı kâmilin aklı, vicdanı ve toplumun gelenekleri ile çağın gereksinmeleriydi.” (4)  Bu meclisin şeyhleri değişik konular üzerinde fikirler beyan ederler, sistemin ihtiyaç duyduğu kitaplar, Sivas’tan, Halep’e, Kayseri’den İstanbul’a kadar nerede bulunursa ya satın alınır ya da ödünç istenir, mümkün değilse orada kalınıp okunur, sureti ve özeti çıkarılır, dönüşte meclisteki dostlara okunurdu. (5). Bu meclisin dostları icraatlarında görev paylaşımı  ihmal edemezler. Cemaat ve dostluk, hiyerarşik bir sistematik olarak yürütülmekteydi. Evet, 20. yüzyılın başlarında Sivas ve Maraş illerinde yaşayan Araboğulları, Apseyd’le, (Azia Baba’nın babası) Mamki Köse’ler ( Şeyh Mamo’lar) bir kuşak sonra Karaca Hüseyin Erbiller, Azia Babalar, Ali Kamkeler ( Hicrani, Figani, Haki’ler) Haydar Bayrak’lar, Halil Aksular, Haydar Uzunlar, Terzi Hıdır Gürel’ler ( İbret’ler), Haydar Köseler, Ali Şükran’lar… bu gruptandırlar” . (6)<br />
Aziz Baba eserini kaleme alan Aziz Baba’nın  torunu Seydi Özcan, Aziz Baba’nın dostları arasında İbreti’ye MÜCRÜMİ ve ALİ  KAMKE’den sonra üçüncü sırada yer veriyor. Cemat içindeki  yerin ise şöyle izah etmektedir “Terzi Hıdır da saz çalar, deyiş söyler ve şiir yazardı. …. Deyişleri genellikle yapılan konuşmalarla ilgili konuları içerenler arasında seçilirdi, bunlar bazen konuşmaları teyit eden, bazen de karşıt fikirleri içerirdi. Karşıt fikirler de bir sonraki muhabbettin konusunu oluştururdu” (7)<br />
Evet,  yukarıdaki metinden de anlaşıldığı gibi İbreti,  Şöbeçimen meclisinde yer bulan bir ikinci kuşak (II.Cihan harbinden sonra Devam eden Şeyhler Meclisinin devam edenleridirler) üyedir. Ekonomik koşullarına rağmen birinci grupta yer alması onun farklı yetenek ve kabiliyetlere sahip olmasından kaynaklanmaktaydı. Ayrıca icraatlarını yaşamının bir parçasını oluşturan fotoğraf sanatıyla desteklemiş olmasıydı. Yaşamının çeşitli kesitlerinde çeşitli meslekleri icra etmesi ise ona farklı deneyler ve insanı kâmil meziyetleri kazandırmıştı. Yaşamının iki bölümden oluşan tasavvuf ve sosyal yaşam olarak var olma kavramlarını, yaşam savaşının mücadele evreleri içinde yürütmekteydi. Bu başarıda üyesi bulunduğu şeyhler meclisinin katkısı da büyük rol oynuyordu. Çünkü edindiği dostları onu yaşam boyu yalnız bırakmamışlar ve ona olan sevgilerini de  göstermekten geri kalmamışlardır. Ne yazık ki bu mistik tasavvuf felsefesinin üyeleri, tarih boyunca çileyi kendi bedenlerine verdikleri maddi ve manevi kayıplarla yaşamışlardır.<br />
Aziz Baba’nın Aleviliği eserini kaleme alan sevgili Aziz Dede’nin torunu Seydi Özcan,  Aziz Baba’nın dostları arasında İbreti’yi şöyle kaleme alıyor ;<br />
“HIDIR (Gürel ) Aziz Baba’nın en genç dostlarında birisiydi. 15 km. mesafedeki Kırkırsak köyünden olması nedeniyle  en az ayda bir Kırkısırak’lı şeyhlerle birlikte gelir, bir veya birkaç gece kalırdı. Deyişlerinde “İBRETİ” mahlasını kullanırdı. 1950’lerden sonra köyden Sarız’a taşındı. Çok zeki ve hazır cevaptı. Bir gün Baki Hoca’nın, sağanak halindeki yağmurdan ıslanmamak için koştuğunu görünce, hemen arkasından “Hoca efendi sana yakışmıyor. Bir din adamı Allah’ın rahmetinden kaçar mı? Günah işliyorsun” diye takılır, etraftakilerin gülüşmesine neden olur. Baki Hoca buna fena içerlenir ve sürekli fırsat kollar. Bir süre sonra İbreti’nin de yağan yağmurdan kaçtığını görünce, “İşte şimdi seni suçüstü yakaladım. Bak o pos bıyıklarınla utanmadan Allah’ın rahmetinden kaçıyorsun” diye laf atınca, İbreti, “Hayır Allah’ın rahmetinden kaçmıyorum. Allah’ın rahmetine basmamak için sadece acele ediyorum” Yanıtını verir. Baki Hoca sesini keser, yutkunur ve gülüşmeler arasında uzaklaşır. (8)<br />
Yetiştiği şeyhler meclisinden de anlaşılacağı gibi  “Tekke Bektaşiliğinin” öğretilerini de aldığından  kendisi bir “Babahgân” dır.<br />
İbreti, yokluğun ve var oluşun mücadelesinde kendi tarihinin değerleri olan ozanlar gibi yaşamındaki gerçekleri, gözlemlerini, duygularını, düşüncelerini sınıf, mezhep ve politik değer yargılarından bağımsız bir tarafsızlıkla yansıtıyor. Ayrıca isyanlarını, sevgilerini ve aşklarını daha çok düz kafiyeli manzum bir dille yazıyor. Eserlerinde zaman zaman özellikle de dini ve tasavvufi şiirlerinde Arapça ve Farsça’yı da kullanmış olsa da olgunluk dönemindeki eserlerinde öz Türkçeyi  daha çok kullanmıştır. Bundaki en temel etken, süreç içinde kendisini yerel etkileşimden arındırarak evrensel bir açılıma yönelmesi, özellikle de mistik felsefe konusundaki şeyhler meclisi olmuştur.  Ozanın tasavvuf anlayışını büyük (rahmetli) oğlu Haydar şu cümlelerle ifade etmektedir: “Dört kapının sonuncusu olan Hakikat kapısına biat ettiğini, insanın Allah’la öz dost olduğunu, Allah’ın insana kendi ruhundan ruh verdiğini, insana şah damarından daha yakın olduğunu söylerdi. Kâmil insanın ruhunun ebediyen ölmediğine, ruhun tekrar bu dünyaya dönerek başka bir bedende yaşamaya devam edeceğine ve insanlardaki altıncı hisse inanırdı. Bu konuda diyor ki; İBRETİ, bu yoldan gerçekler yürür/  Çağırmadan duyan bakmadan görür/  Her kötü ahlaktan kendini korur / Hak ve hakikaten ırak olmazsa. (9)<br />
Özellikle Bektaşi öğretisiyle değil de “Bektaşi Tekke” öğretisiyle meclisler oluşturan şeyhler meclisinde  çalınıp okunan şiirlerinde  “Nefes”ler ağırlık oluşturur. Anadolu köy Bektaşiliğinde de daha çok okunan  eserler “Nefes” olarak kabul  edilir. “Bektaşi şiirinin milli vezin  ile milli biçimler etkisinde  yazılan asıl kıymetli  ve orijinal parçaları nefes adıyla tanımlanmıştır ki, tekkelerde belli bestelerle okunmaya mahsustur.” …. Zamanlara ait dervişlerin  nefesleri hep hece vezniyle ve tamamıyla Yunus edasından alınmış hata daha şuh, daha kinayeli, daha zarif- bir tarzda yazılmıştır.” (10) Alıntıda da belirtildiği gibi “tekkelerde” sözcüğü bunu doğrulamaktadır. Anadolu Alevileri arasında  hece vezniyle  okunan bu eserlere ise “deyiş” denilmektedir.<br />
On bir heceli dörtlük Alevi-Bektaşi kültüründe başlangıcını XII. yüzyılda Yunus Emre’den alır. Yunus’da laik şiirle zühdi şiirin, hatta Bektaşi Alevi şiirinin esasları vardır. Nitekim onda aruz ve hece, divan edebiyatı ve halk şiiri, bir arada varlığını sürdürüyordu. Ancak, o halk unsurunu üstün tutmuş, öz dili ve hece veznini daha fazla kullanmış insani ve ileri görüşle hâkim olmuştur.”(11)<br />
İbreti, kaleme aldığı şiirlerinde özgün yerel  değerleri coşkulu bir duyguyla birleştirip mısralarına yansıtıyor. Özellikle yetişmiş olduğu şeyhler meclisindeki deyişleri okurken, edebi üsluba ve çaldığı bağlamanın da tarihsel yerini korumaya büyük özen gösteriyor. İbreti’nin şiirlerini on bir  hece vezniyle yazılmış koşmalar olarak kaleme alındığını görmekteyiz. Şiirlerindeki hicivleri de düşünce kaynağının bu anlayıştan uzak olmadığını vurgulamaktadır. Ayrıca şiirlerinde çokça mani türünde örnekler de görmekteyiz. Günlük yaşamında kaleme aldığı şiirlerinde ise  hicivlere yer vermiştir. İbreti şiirlerini dört ana başlık altın da okuyucusuna sunmuştur 1- Dini konulu şiirler 2- Tasavvuf konulu şiirler 3- Siyasi konulu şiirler  4- Sevgi ve Aşk  konulu şiirler.<br />
Ne yazık ki tarihin tüm çilekeş halk ozanları gibi İbreti’nin de eserlerini mahlası değiştirilmiş, eserler  taklit edilmiş ve okuyanlar  tarafından kendi eserleriymiş gibi bestelenmiştir. İbretinin yayınlanan şiirlerinin söz ve dize farklılıklara; Şiirlerin  asılları  kitaplaşmadığı, şiirlerin dilden dile  gezerken biçimsel değişikliklere uğraması veya kitaplaşmalarına rağmen birinci kaynaklardan alınmamasından  kaynaklanmaktadır. Bu üzücü tahribata uğrayan tüm ozanların ve varislerinin korunması için yetkili kurumları duyarlı olmaya davet ediyoruz.  Bu  yanlışlıkların  düzeltilerek,  bütün ozanların yaşadığı gibi “ hak gaspları”nın varislerine intikalleşmesi en büyük arzumuzdur.<br />
Tartışmaya konu olan birinci şiiri “Bir  Şah Olsam” şiiridir. Bu  şiirini Dini konulu şiirleri den birisi olarak okuyucusuna  sunmuştur  (Bu şiiri İbreti ile birlikte beş kişi sahiplenmektedir; 1. Maraşlı Mehmet Oğlu Ahmet  Kartalkanat ( Kul Ahmet ), Sivas Kangallı Hamit Başıbüyük ( Kul Hayrani), Maraşlı Derviş Mermertaş ( Perişan Derviş), Halil Öztoprak’ın  varisleridir. (İbreti –Adil Atalay 33s). Bu konuda ki  tartışmaların  yaşadığı başlangıç  ise 1994 yılının ilk aylarıdır. İkincisi de “Samit Gerekmez” dır. Bu şiirini ise Tasavvuf  konulu şiirlerinden birisi olarak kaleme almıştır. Bu şiirinde ki  sözcüklerin anlamları konusunda kendine özgü,  tasavvuf anlayışının özüne uygun  olarak akıcılığını tamamlamaktadır.<br />
İbretinin Oğlundan alınan “Bir Şah Olsam” şiirinin  aslı (12)</p>
<p>BİR ŞAH OLSAM<br />
Bir Şah olsam hükmeylesem cihana<br />
Kilise, mescidi yıkar giderdim<br />
Okullar yapardım bütün insana<br />
Cehaleti kökten söker giderdim</p>
<p>Fabrikalar kurar idim her yerde<br />
İkiliği koymaz idim bu serde<br />
Ayrı gözle bakmaz idim bir ferde<br />
Cihana bir gözle bakar giderdim</p>
<p>Gerçek insanları bilirdim Allah<br />
Ondan gayrısına tapmazdım billah<br />
Na Kâbe kalırdı nede Beytullah<br />
Yerine bir arpa eker giderdim</p>
<p>İnsanlıktan başka olmazdı cennet<br />
Yok olurdu İsa, Musa, Muhammed<br />
Kalkardı dünyadan mezhep, tarikat<br />
Dinlerin bağını çözer giderdim</p>
<p>Bir olurdu zengin fakir her zaman<br />
Çaresiz dertlere olurdum derman<br />
Ne gavur kalırdı ne de Müslüman<br />
Tümünü bir yola çeker giderdim</p>
<p>Gece gündüz çalışırdım millete<br />
Bir faydalı kul olurdum elbette<br />
Bir ırmak olurdum güneşten öte<br />
Yeni fezalara akar giderdim</p>
<p>O günü görseydim yüzüm gülerdi<br />
Dünyada insanlar bayram ederdi<br />
Ne bir silah ne bir Atom kalırdı<br />
Bir ulu deryaya döker giderdim</p>
<p>İBRETİ der varlığımız bitmezdi<br />
İnsanoğlu yanlış yola gitmezdi<br />
Ayrı gayrı devlet icap etmezdi<br />
Dünyaya bir bayrak diker giderdim.<br />
Bu konuyla ilgili olarak Aşık Mahzuni Şerf ise “İşte ben 1957 yılında hayranlık duymuştum. İBRETİ’ye. O’nun demelerinden esinlenmeye başlamıştım. Duyduğum şiirlerin en güçlüsü “BİR ŞAH OLSAM HÜKMEYLESEM CİHANA” diye başladığı ve yeryüzünden hudutların kalkmasını, sanayinin ilerlemesini; islam’da ve Hıristiyanlık’ta dinlerin yumuşamasını, şekilciliğin ve taş-toprak öpmenin fasıklığını ilan eden şiirini bizzat kendisinden dinlemişimdir. Bu şiir günümüzde çarpıcı etkiler yapmaya başlayınca, bu şiire sahip çıkan insanların çok olduğunu gördüm. Hatta çok yakın arkadaşım Kul Ahmed’in bile 1960’lı yıllarda yayınladığı bir kitabında bu şiirin yer aldığını görünce adeta şaşırdım. Şayet Kul Ahmet ile İBRETİ BABA, önceden  tanışıyorlar da bu şiiri Kul Ahmet’ ten duyup kendisinin gibi okumuşsa onu bilmem. Ancak bildiğim tek bir şey  İBRETİ son derece muhkem (sağlam), son derece bilinçli ve kamil (olgun) bir zattı. Kimsenin ne şiirine , ne de kabiliyetine tenezzül edecek yapıda bir adam değildi.<br />
İdda sahiplerin den  biriside, ünlü Alevi yazar  Halil Öztoprak’ın  çocuklarıdır. Aynı zat da benim yakın köylümdür. Aynı yıllarda rahmetli Halil Öztoprak’la da tanıştığım gibi ünlü bir Mahzuni olduktan sonra yıllarım Halil amcayla geçmiş ve meşhur olan” Tarihte Hakikat Kuran’da Hikmet” kitabının yazılışında çok daktilo tüşü dövmüşümdür.. Ama hiçbir zaman söz konusu şiiri Halil Öztaprak’tan duymadım. (13)<br />
Söz konusu şiirin talihsizliği, İBRETİ  tarafından  kitap olarak çıkarılmayışıdır. Şimdi bu şiirin kim ilk kitap haline getirmiş ise, elbette ki o şiirin meşru sahibi görülecektir. Ama ben işin aslının bu olduğuna inanmıyorum. Çünkü yaklaşık kırk yıl önce bizzat Aşık İBRETİ’nin sazından ve dilinden dinledim…… Kim ne yazarsa yazsın kaynak olarak İBRETİ’yı aldığımı itiraf eder, aziz ruhuna saygılar sunarım.” (14)<br />
Bu görüşme “16 Eylül 1995 yılında Yalova etkinlikleri sırasında  bir Cumartesi günü “ yapılıyor.” (15) Aşık Mahzuni’nin de  “yaklaşık kırk yıl önce bizzat Aşık İBRETİ’nin sazından ve dilinden dinledim” demesiyle bu yılların 1955-60 yılları olarak karşımıza çıkmaktadır. Hata bu konuyu doğrularcasına  kasım 1994 yılında  Kervan dergisinde adı geçen şiirle ilgili olarak Aşık Mahzunu diyor ki ;<br />
“Söz konusu şiiri, okul yıllarında, yanı 1959’da, yakın köylüm olan Aşık İbreti  (Terzi Hıdır) dan sazıyla dinledim. Köyümüzde olan cemlerde ve cem dışı sohbetlerde bugün hala yaşayan ve Almanya’nın BİELEFELD şehrinde oturan Aşık İbret Erdem de aynı şiiri icra ederdi. Ozan Osman dağlı ve Kul Hasan, İbretinin yakın dostlarıdır. Bilgiler vardır…” (16)  (Bu konuda ozanlar dünyasının duayenleri ve o dönemin canlı tanıkları olarak; Musa Eroğlu, Mıktat Güler Dede,Ocaklı Güzel Erbaş Dede, Tokatlı Aşık Ruşani, Ali Doğan, Muharrem Yazıcıoğlu, Aşık Ali Başbuğ, Ali Cemal, Arap Ali, Av. Kahraman Aytaç, Mahsun Pehlivan, Necati Erder Dede eserin İbretiye ait olduğu konusunda birleşen ozanlardır.-  Lütfü Kaleli/Tanrı İnsan eserinin makaleler.Sayfalar 63,17, 52,53)<br />
Bir gerçeğin burada bir daha ispatlandığını görüyoruz. İBRETİ’nin 1950 -1960 yılları arasında Şöbeçemen de ki şeyhler meclisinde aldığı eğitim ve öğretim dönemidir bu yıllar. Bu Meclisin etkili “Tekke” öğreti anlayışı İBTERİ’de bir “Babagan” olarak yazdığı şiirlerinin dizelerine yansımaktadır. Çünkü şiirin yazılış üslubu bir  Bektaşi  Babaganlık  öğretisinin raksını aynan yansıtmaktadır. Diğer ozan ve şairlerin büyük bir kısmi böyle bir “Teke” öğretisi  anlayışını sahip olmadıkları bilinmektedir..  Bu anlayışla eğitim ve  öğretim almamışlardır. Genel olarak “Dedegan” dırlar. Buda bu şiirin İbreti  kaynaklı  olduğunu adeta teyit etmektedir.<br />
Aşık Mahzuni Şerif Onu şu satırlarla tanımlıyor; Dört kapının sonuncusu olan Hakikat kapısına biat ettiğini her vesilede vurgular; Adem’in Allah’la öz dost olduğunu çekinmeden anlatırdı. Seyyidlik makamının, sadece adamiyet  makamı olduğunu ve Adem-i Kamil olmayanların, Ali’nin kendisi olsa dahi biat etmeyeceğini yüreğini taşırdı. Ayrıca, ilerici-devrimci bir halk ozanıydı da…(17)<br />
Bu farklı yorum ve iddialarla birlikte ortaya çıkan gerçek şu ki ; İbretinin şiirini kaleme aldığı dönemlerde bir şair ve ozan olarak kimliğinin  öne çıkmadığı ve yerel bir ozan olarak yaşamını yürüttüğü dönemleridir. Lakin bu dönemde kimliği halk tarafında bilinen ve bu camiada etiketi oluşmuş olan bazı şair ve halk ozanlarının bu dizeleri farklı biçimlendirmelerle kendilerine mal ederek seslendirmeleri kaçınılmaz olmuş oluyor. Bu değerlendirme ve taktirleri ozanlar ve şairle dünyasının gerçekleriyle baş başa bırakmak daha doğru olacaktır. Lakin  bu  niyet ve fırsatçı düşünceler devam ettiği sürece  şairlik  ve  ozanlık halkın taktiri  bütünlüğü içinde gerçek değerini bulmayacaktır.<br />
Çağımızı yaşayan ozanları ve Anadolu coğrafyasın da yaşamış olan değerler arasında İbreti’yi kabullenmek onur verici bir gerçektir. Yöremizin yaşayan ozanları arasında bir sıralama yapmak istediğimizde Aşık Veyse, Aşık Ali izzet, Aşık Daimi, Meluli, İbreti Aşık Mahzuni şeklinde sıralıyabiliriz. Yaşamında birliktelikleri olan Dede Hasan Söysüren, “ İbreti kişiliğiyle dürüst, dünya görüşüyle geniş ufuklu ve dini bakımından da yeterli bilgiye sahip bir değerdi. Diye bilirim ki o bir çok hak ozanı, şair ev sanatçıya rehberlik yapmış bir örnekti. “. Ayrıca AK-EL Vakfı Başkanı Hasan Topaloğlu “o yöremizin coğrafyasında gelip geçmiş en büyük değerler  arasında yer alan bir şair ve ozandı. Kendi kimliğini koruma ve Aleviliğe sahip çıkma konusunda ise fedakarlıklar dan kaçmayacak kadar cesur ve özverili bir insandı” diye tanımlamaktadırlar.<br />
Ozanın yaşamının son yıllarını geçirdiği İstanbul onun hayat acılarına bir yenisini eklemişti. Ömrünü yaşam mücadelesiyle geçirdiği Anadolu dan sonra İstanbul da yaşadıklarını  Yeni ortam Gazetesinin 19 mayıs 1973 teki sayısının konuk yazar köşesinde Mahzuni  Şerif şu cümlelerle özetliyor;<br />
“Yıkılası şu kara günün içinde, ak birini daha tanıdım. Adı: İbreti. İşi, şiir yazmak, türkü çağırmak.  Yani  halk ozanlığı.  Ozan,  toprağı  gebe Kayseri’nin Sarız  İlçesi  halkından. Yani Anadolu’da yoksulluğun gürzünü yemiş çoğunluktan biri.<br />
Ekecek toprak istemiş, sıkıntısı  habire artmış. Dert desen, daha da fazla. Hükümet görmemiş O’nu Veysel’i gördüğü gibi… petrol şirketleriyle,  bankalar da görmemişler O’nu…Hele TRT… Hele gazeteler, hiç görmemişler.<br />
Ozan’ı, gittim İstanbul’un kenar semtlerinde birinde, bir gecekonduda gördüm… Ekmeğine katık, çorbasına yağ olacak parayı biriktirip, ev kirasına verdiğini anlatan sözlerinden sonra sıra türkülere geldi.<br />
Yetmiş iki hürü bilmem/Verseler de yine almam/Çünkü ben hakkından gelmem/GEÇİMİ DAR BİR İNSANIM<br />
Elimde  dut  dalı sazım/Gerçeklere toprak tozum/Sanman ben kitapsızım/ CANLI KİTAP ÖZÜM BENİM (18)</p>
<p>Kaynaklar<br />
1. Âşık İbreti / Adil Ali Atalay Vaktidolu  11-12s<br />
2.Aziz  Baba Aleviliği/ Sinan Özcan  (3.  45s &#8211; 4.139s – 5. 44s – 6. 238s – 7. 138s – 8. 89s )<br />
(9). A.A.A. İbreti 16s<br />
(10). ( Alevi Bektaşi Müziğinde DEYİŞLER-Melih Duygulu, 8s &#8211; Fuat Köprüllü, İlk Mutasavvıflar, 350-351s)<br />
.(11). Türk  ve Dünya Klasikleri -PİR SULTAN ABDAL-Abdülbaki Gölpınarlı Milliyet18s<br />
Tanrı İnsan / Lütfi Kaleli  (12. 54-55, 13. 192s – 14.193  &#8211; 15.190s – 16. 37s – 17. 191-192s – 18. 212-213s )</p>
<p>Fotoğrafların temininde bizlere katkılarını esirgemeyen; Kanada’da yaşayan İBRETİ’nin torunu İrfan Gürel’e Bağcılar’daki Anlı Fotoğrafçılığın işletmecileri olan kuzenleri Özgür ve Önder kardeşlere teşekkür ederim. Hüseyin Aldoğan</p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/asik-ibreti-terzi-hidir/">Aşık İbreti (Terzi Hıdır)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/asik-ibreti-terzi-hidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEDE KUL HİMMET</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/dede-kul-himmet/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/dede-kul-himmet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ismail KAYGUSUZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:49:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[OZANLARIMIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/dede-kul-hymmet/</guid>

					<description><![CDATA[<p>DEDE KUL HİMMET Büyük Ozan, Şiir Dilinin Ustası, Siyaset ve Mücadele Adamı Dede Kul Himmet İsmail Kaygusuz 1. Kul Himmet Hakkında Bilinenlere Eleştirel Giriş 16. <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/dede-kul-himmet/" title="DEDE KUL HİMMET">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/dede-kul-himmet/">DEDE KUL HİMMET</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>DEDE KUL HİMMET<br />
Büyük Ozan, Şiir Dilinin Ustası, Siyaset ve Mücadele Adamı Dede Kul Himmet<br />
İsmail Kaygusuz</p>
<p>1. Kul Himmet Hakkında Bilinenlere Eleştirel Giriş<br />
16. yüzyılı, gizli–açık ve kaça göçe, başindan sonuna değin yaşamış büyük Alevi ozanı ve dedesi Kul Himmet hakkında, dikkate değer özel bir araştırma görülmemektedir. Diğer Alevi–Bektaşi ozanları arasında, cönklerde rastlanan bazı şiirlerinden seçmeler yapılarak ve yaşamına ilişkin tahmini bilgilerle Kul Himmet geçiştirilmiştir. Kul Himmet&#8217;i Pir Sultan&#8217;ın mürşidi göstermiş olma yanılgısına rağmen, yaşadığı döneme ilişkin ilk ve en doğru saptama, Sadettin Nüzhet&#8217;ten (Bektaşi Şairleri ve Nefesleri cilt 1–2. İstanbul 1944: 170–198) gelmektedir:<br />
“Hayatı hakkında malumata sahip değiliz. Yalnız ‘Menakıb ül Esrar Behcet ül Ahrar’ adlı eserde bazı şiirleri kayıtlı olduğuna göre, 16. asırda yaşadığı kuvvetle söylenebilir. Bektaşilerin tertip ettikleri mecmualarda Hatayi ve Pir Sultan&#8217;la beraber en çok bu şairin manzumelerine tesadüf edilmektedir. Bu da gerek yaşadığı devirde ve gerekse sonraki devirlerde büyük bir şöhret temin ettiğini göstermektedir.”<br />
Aleviler arasında Menakıb–nâme, Büyük Buyruk, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Fütüvvet–nâme, Menankıb–ül Evliya vb. adlarıyla tanınan ve 1608 yılında Bisati&#8217;nin kaleminden çikan Menakıb–ül Esrar Behcet–ül Ahrar yapıtı, bir çesit ante quem oluşturmaktadır, yani bu yapıtın yazıldığı tarihten önce Kul Himmet ölmüs olmalıdır. Yoksa yaşadığı ortamı ve şiirlerini tanıyan Bisati, kendisiyle mutlaka görüşür, bu konuda Kul Himmet&#8217;ten yararlanır ondan uzun uzun söz ederdi. Haliyle daha çok şiirlerine yer verirdi. Çünkü gerek Buyruk&#8217;ta anlatılan Alevi inancı, Muhammed–Ali yolunun ilkeleri, felsefesi ve nasıl sürdürülmesi gerektiğini en iyi bilen, ayrıca nefeslerinden anlaşildığı gibi erkânlara bile katkısı bulunmuştur Kul Himmet&#8217;in. Ayrıca, Şah Hatayi&#8217;nin de birçok nefesinde övdügü yücelttiği ve ona candan bağlılığını söylediği Hacı Bektaş Veli gibi, Şeyh Safi&#8217;nin de ermiş velilerden olduğunu vurgulamak ve Erdebil&#8217;i çekim merkezi yapmaktı amaç. Şeyh Safi&#8217;nin İmam Cafer Sadık&#8217;tan esinlendiğini ve Buyruğu&#8217;ndaki sözleri ondan aldığını ve hatta İmam Cafer&#8217;in mührünü taşidığını şiirlerinde ifade eden Kul Himmet bu prapagandaya büyük katkıda bulunmuştur:<br />
Erdebil&#8217;den gelince Rum&#8217;a<br />
Sözümüz bizim didardan gelir<br />
Şeyh Safi Buyruğu&#8217;n eyledim kabul<br />
Sözü onun daim Cafer&#8217;den gelir<br />
Makalatın ahiri cemalatın zuhuru 1<br />
Şeyh Safi&#8217;ye değiptir İmam Cafer mühürü<br />
2. Kul Himmet’in Yaşadığı Dönem ve İran Şahları<br />
Yine çesitli cönkler aracılığıyla ve Cem’lerde çok söylendiğinden dedelerin sözlü aktarımlarıyla günümüze ulaşan Kul Himmet şiirlerinin bazılarında geçen belirleyici tarih ve isimler, kapalı olarak verilen olaylar onun yaşadığı dönemi açıkça göstermektedir. Çocuklugundan itibaren, Anadolu&#8217;da ortaya çikan onlarca Alevi–Kızılbaş halk ayaklanmalarına tanık olmuş ve Kızılbaş siyasetinin yükselişi ve devlet kuruşunu; başarılarını, bütün krizlerini ve çöküsünü yaşamıştır:</p>
<p>Hey erenler kimse Şah&#8217;a gidemez<br />
Şah&#8217;a Kanber gibi kul olmayınca<br />
Her Mekke&#8217;ye giden Hacı olur mu<br />
Her abdal olanlar naci olur mu<br />
Her çaput başlılar bacı olur mu<br />
Erenler haliyle hal olmayınca<br />
Cevahir yanmasa aşkın oduna<br />
Sikke yazarlar mı Şah&#8217;ın adına<br />
Seni hiç korlar mı talip evine<br />
Zer gibi sararıp kal olmayınca<br />
Mecnun olan gezer daim mestinde<br />
Aşkın dolusunu tutar destinde<br />
Seni taşirlar mı başlar üstünde<br />
Mürşit nazar edip gel demeyince<br />
Dertmend olmayınca gönül hak olmaz<br />
Âsik olmayınca sine çak olmaz<br />
Kul Himmet’im eydir vücut pak olmaz<br />
Mürşit–i Kamilden el olmayınca</p>
<p>Bu nefeste geçen Şah, Şah İsmail&#8217;dir. Kul Himmet&#8217;in Şah İsmail Hatayi ve Pir Sultan&#8217;la özel ilişkilerini inceleyeceğimiz bölümde vereceğimiz örnekler dışında bir siyaset şiiridir bu. İlk gençlik döneminde, belki Şah İsmail&#8217;in Anadolu&#8217;ya ikinci gelişinden sonra, Şah&#8217;ın peşinden gitmeyi arzu eden Kızılbaş gençleri için yazmıştır. Burada Mürşit olarak sıfatlandırılan, Kızılbaş Safevi Devleti yönetimini elinde tutan Kızılbaş Yüksek kurulu “Ehl–i İhtisas&#8221; kurulu baş üyesi Halifet–ül Hülafa, yani Halifeler Halifesi&#8217;dir. Mürşit–i Kamil ise Şah İsmail&#8217;in kendisidir.<br />
Bunun için önce Mürşit&#8217;ten gelen buyruklara uymayı öneriyor. Şah&#8217;a kul olmadan, yola âsik olmadan Mürşit–i Kamil&#8217;den el almak, insan olarak paklaşmak–durulanmak olası değildir.<br />
Kul Himmet büyük olasıyla Şah İsmail&#8217;in Kızılbaş ordusuna katılmıştır. Ancak kendisinin de Safevi soyundan gelmesinin Şah&#8217;ın yanında özel bir ayrıcalığı olabilir. Onun tutsak olup kollarının bağlandığını ve Şah&#8217;a (Şah İsmail) kurtarılması için yalvardığını anlatan bir şiirini görelim:</p>
<p>Bugün tutsak oldum kollarım bağlı<br />
Ayn–Cem&#8217;de oturan erenler mürvet<br />
Erenler serveri Erdebil Oğlu<br />
Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet</p>
<p>Erenler ne desin kendi gelene<br />
Eksikliğin kendi özünde bilene<br />
Bizim gibi merd–i garip olana<br />
Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet</p>
<p>Yalnız kaldım yalvarayım ol Şah&#8217;a<br />
Kendi kazancımla düştüm bir caha<br />
Bizim için niyaz edin dergâha<br />
Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet</p>
<p>Yezidin yanında söylüyemedim<br />
İnip aşk deryasın boyluyamadım<br />
Arttı yaram merhem eyleyemedim<br />
Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet</p>
<p>Kul Himmet ya nice olur halimiz<br />
Açılmadı kaldı gonca gülümüz<br />
Küçük büyük mümin müslim varımız<br />
Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet</p>
<p>Görüldüğü gibi tutsak bulunduğu yerde bu şiiri yazmış ve “Erenler serveri Erdebil Oğlu”ndan yardım istemekte ve kurtarılmasını dilemektedir. Erdebil Oğlu doğrudan Şah İsmail&#8217;in sıfatlarındandır. Bize göre, Cahit Öztelli&#8217;nin ileri sürdüğü gibi “Şah Tahmasb (1524–1576) veya Şah Abbas (1588–1628)”2 değildir. Ozanın burada “Erenler serveri” olarak nitelediği Şah İsmail, “Ayn–i Cemde oturan erenler” ise, Kızılbaş Safevi devletinin, Kızılbaş Türkmen oymaklarının Dede–Beğlerinden oluşturduğu yüksek &#8220;Ehl–i İhtisas&#8221; kuruludur.3 1501–2&#8217;de Kızılbaş Safevi devleti kurulduğunda, Alevi­–Bektaşi Görgü Cemi kurumları doğrudan devlet yönetimine taşinmıştır. Kendilerinin aracılığıyla Şah&#8217;tan yardım isteyen Kul Himmet&#8217;in bu şiiri, adı geçen kurula ulaşmış olması olasılığı bile vardır. Kul Himmet&#8217;in gençlik yıllarında yaşadığı bu tutsaklıktan, herhalde çabuk kurtarılmıştır.<br />
Kul Himmet, kendisine el verip yola götüren piri Pir Sultan Abdal&#8217;ın bir nefesine benzer olarak yazdığı bir düvazimamının sonunda, Şah Tahmasb&#8217;a (1524–1576) bağlılığını çekinmeden söylüyor. Bu şiirini büyük olasıyla kendisi ve çevresinin, İranlı bir yabancı (mevali) olarak suçlayanlara karşi yazmıştır. İranlı olmakla birlikte Şii değil Hüseyni (Hüseyin&#8217;e bağlı Alevi) olduklarını haykırmaktadır. Pir Sultan Abdal&#8217;ınkiyle çok az farklı sözcüklerle aynı içeriği taşimaktadır. Ancak Pir Sultan nakaratlarında doğrudan “Hüseyni&#8217;yim Alevi&#8217;yim ne dersin?” diye meydan okumaktadır. Sonunu, nerede olursa olsun bir Hüseyin sever Alevi olarak ikrar–imanına bağlı olduğu söylemiyle, şöyle bitiriyor:</p>
<p>Pir Sultan’ım çagirir Hint&#8217;te Yemen&#8217;de<br />
Dolaştırsam seni Sahib zamanda<br />
İradet getürdüm ikrar imanda<br />
Hüseyni&#8217;yim Alevi&#8217;yim ne dersin</p>
<p>Kul Himmet ise şiirin sonunu Şah Tahmasb ile bağlıyor:</p>
<p>Kul Himmet&#8217;im mürid idim amana4<br />
Özüm ulaştırdım Sahib zamana<br />
İradet getürdüm Şah Tahmasb Han&#8217;a<br />
Hüseyni&#8217;yiz Mevali&#8217;yiz ne dersin</p>
<p>Kul Himmet bu şiirini 1533 tarihinden önce yazmıştır. Çünkü bu tarihten sonra Kızılbaşların ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Alevi–Kızılbaş topluluklarının Şah Tahmasb&#8217;la bağları kesilmiş ve İran Şah&#8217;ından kesinlikle “mürüvvet” beklemez olmuşlardı.<br />
1524 yılında Kızılbaş Türkmen hanları, eski yüksek kurulu yeniden oluşturarak, on yaşlarında tahta oturtup Mürşid–i Kamil postuna geçirdikleri Şah İsmail&#8217;in oğlu Şah Tahmasb&#8217;ın Şah vekilliğini, üçlü ve ikili yönetimler (Triumviri ve Duumviri) ile 1529–30&#8217;lara kadar birbirleriyle mücadeleler içinde sürdürdüler. Sonra bu görevi Şamlu Muhammed Han devraldı. İç çatismalara rağmen 1533 tarihine kadar kuruluş döneminde Kızılbaş Safevi yönetimi ikinci yükselişini yaşadı. Ancak Şah&#8217;ın çevresini kuşatmış, hiçbir zaman Kızılbaşlığı kabul etmemiş olan İran feodallarının geleneksel yönetici aristokrat aileleri daha fazla fırsat vermedi. Şah Tahmasb güçlenir güçlenmez, Şamlu Muhammed Han&#8217;ı öldürttü. Kızılbaş Türkmen oymaklarını birbirine düşürdü ve zorla yerlerini değiştirdi. Şah Vekilliği yerine bir İranlı&#8217;yı başvezir yapıp Kızılbaş Ehli İhtisas kurulunu dağıttı. Başkomutanlığı (Emir ul Umera) da ellerinden alıp Gürcülere verdi. 1501–2’de Tebriz&#8217;de kurulmuş olan Kızılbaş Safevi Devleti, 1533 yılından itibaren Kızılbaşlık özelligini resmen yitirmiş, İran unsurunun devleti, yani bugünün deyimiyle Ulusal İran devletine dönüşmüş. Yine aynı tarihten itibaren, Oniki İmamcı Şii şeriatı, devletin resmi dini olmuştu. Böylelikle İran&#8217;da Kızılbaş azınlığın kurduğu devlet ortadan kalkmıştır.<br />
Bu süreçte Osmanlı&#8217;nın da büyük katkısı vardır: 1533 den 1555&#8217;e kadar Kanuni Süleyman&#8217;ın İran&#8217;a yaptığı üç sefer İran Safevi devletini ortadan kaldırmak için değil, Kızılbaşlığı ve Kızılbaşları yok etmek amacını taşiyordu. Bilindiği gibi 1530&#8217;lara kadar Anadolu&#8217;da onlarca bölgesel Kızılbaş başkaldırıları olmuştur. Ama siyasetleri Osmanlı başkenti İstanbul&#8217;a, padişahın tahtına yöneliktir. Kul Himmet de, Pir Sultan da bu siyasetin sözcüleri ve propagandacısıdırlar.<br />
Örnegin Pir Sultan, İran yandaşi değil, tam tersine Kızılbaş Safevi yönetimini Kızılbaş çogunlugun bulunduğu Anadolu&#8217;ya ve Kalender Şah ayaklanması sırasındaki (1527–28) büyük mücadeleye çagirmaktadir. Kızılbaş halk yönetimini İstanbul&#8217;da görmek istemektedir:</p>
<p>Yeryüzünü kızıl taçlar bürüye<br />
Münafık olanın bağrı eriye<br />
Sahib–i Zamanın emri yürüye<br />
Mehdi kim olduğu bilinmelidir</p>
<p>Pir Sultan&#8217;ım eydür ey Dede Dehman<br />
Kendini çevir de andan gel heman<br />
İstanbul şehrinde ol Sahib–Zaman<br />
Tac ü devlet ile salınmalıdır</p>
<p>İran&#8217;daki Kızılbaş Türkmen oymakları, kökleriyle bağlı oldukları için, Kızılbaş hareketlerin hem destek hem de sığınak yerleriydi. Kısacası Cahit Öztelli&#8217;nin abartarak: “Aleviler Şah Tahmasp&#8217;ı çok severlerdi. Nefeslerde onun adı ile andıkları gibi ‘Güzel Şah, Ala gözlü Şah’ ve özellikle Alevi toplumu arasında ‘Dehmen–Dehmen Şah’ diye anılmakta idi” diye yazması, dönemin tarihini çok iyi incelememesinden kaynaklanıyor. Sözünü ettiğimiz 8–9 yıllık ilk döneminde Alevi–Kızılbaş ozanlarının şiirlerinde Şah Tahmasp&#8217;a bütün adların yakıştırılması da, Kızılbaş Yüksek Kurulunun siyasetinin uzantısıydı.<br />
Kul Himmet Dede&#8217;nin tarih düşerek yazdığı iki nefesi, Şah Tahmasp dönemine rastladığı halde adını anmaz. Bunlardan ilki, İrfan Çoban&#8217;ın 5 Kul Himmet soyundan gelen Boncuk Şahin Dede&#8217;den derlediği ve hem düvazimam hem de Cemlerde gülbenk (dua) olarak okunan 38 kıta&#8217;lık uzun nefesidir. Kul Himmet, hece sayısını ve uyakları göz önünde almadan, Görgü Ceminde içinden geldiği gibi (Şatiyye) gülbenk çekerken yarattığı bu nefeste peygamberler, melekler, Oniki İmamlar, Hacı Bektaş Veli, Kızıl Deli Sultan, Balım Sultan, çok sayıda erler–evliyaların ozanların adına zikrederek, bütün yersel–göksel varlıkların hepsinin “hürmeti hakkı için Ali”den yardım dilemektedir. Bu uzun nefes ağızdan ağıza, sözlü olarak gelmiş olduğundan bazı evliya isimleri sonradan şiire girmiş. Kul Himmet onuncu dörtlükte Şah İsmail&#8217;i bir veli olarak anmaktadır:<br />
Dillerine ben mailim<br />
Her ne der isen kailim<br />
Kolu şanlı Şah İsmail&#8217;in<br />
Hürmeti hakkı için ya Ali medet<br />
Şiirin sonlarına doğru (36. dörtlükte) Kul Himmet tarih düşmüştür:<br />
Otuz dokuzda buldum kararım<br />
Bir dert ehli hoş yar ararım<br />
Sinop&#8217;ta yatan hazreti Bilal&#8217;ın<br />
Hürmeti hakkı için ya Ali medet<br />
Kul Himmet Hicri 939&#8217;da (1533–4) bu nefesi söylerken, olasıyla kırk yaşlarındadır. Tam kararını bulmuş, olgunlaşmıştır ve derdine ortak olacak, kendisini anlayacak bir dost aramaktadır. Bunun için Sinop&#8217;taki bir evliyanın hürmetine Ali&#8217;den yardım beklemektedir. Başindan çok maceralar geçmiş ve gittiği yerde güzel sözler etmiştir.<br />
Ona Horasan&#8217;dan ve Erdebil&#8217;den erler gelmektedir. Bu ifade, Kul Himmet&#8217;in Erdebil ile ilişkisiyle birlikte, bu yıllarda Şah Tahmasp ile çatisan Horasan eyaletini elinde tutan Kızılbaş oymak beyleriyle haberleştiğini de gösteriyor. Artık yazdığı kağıtlarda (varaklar) dilekler dilemektedir:</p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/dede-kul-himmet/">DEDE KUL HİMMET</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/dede-kul-himmet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ozan Olmak</title>
		<link>https://www.kizildelisultan.com/ozan-olmak/</link>
					<comments>https://www.kizildelisultan.com/ozan-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali KAYKI]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 18:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[OZANLARIMIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kizildelisultan.com/wp/ozan-olmak/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ozan olmak zor iştir erenler&#8230; Ozan, Aşk&#8217;tır, hikmettir, bilgedir, g&#246;n&#252;ld&#252;r. Ozan, yandık&#231;a g&#252;zelleşen g&#252;l kokan ateştir. Sımsıcak sevdadır. Ozan, karşılıksız veren ve istenmeyeni de karşılıksız <a class="mh-excerpt-more" href="https://www.kizildelisultan.com/ozan-olmak/" title="Ozan Olmak">[...]</a></p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/ozan-olmak/">Ozan Olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ozan olmak zor iştir erenler&#8230;<br /> Ozan, Aşk&#8217;tır, hikmettir, bilgedir, g&ouml;n&uuml;ld&uuml;r.<br /> Ozan, yandık&ccedil;a g&uuml;zelleşen g&uuml;l kokan ateştir. Sımsıcak sevdadır.<br /> Ozan, karşılıksız veren ve istenmeyeni de karşılıksız alan turabdır.</p>
<p> Ozan rahmettir, kimi yerden fışkırır &ccedil;ağıl &ccedil;ağıl akar. Kimi g&ouml;kte dolaşır damla damla yağar.</p>
<p> Ozan havadır; esen yeldir Her s&ouml;z&uuml; &quot;nefes&quot;, her nefesi sevdalar b&uuml;t&uuml;n&uuml;d&uuml;r. G&ouml;n&uuml;llerin pasını giderir, coşturur. Nefes alıp veren g&ouml;n&uuml;l &quot;can&quot; olur, g&ouml;z kamaştırır. Bilinmeyen hazineyi bulmaya yol g&ouml;sterir. Her &quot;nefes&quot;te hikmet gizlidir. Pir&#8217;in himmeti &quot;nefes&quot; tedir.</p>
<p> Ozan olmak zor iştir erenler&#8230;</p>
<p> Bir g&uuml;zelliğe mutlak erişmek gerekir. Erişilen bu değerler zincirini, g&ouml;n&uuml;l coşundan fışkıran hakikat ilmini, harflerin ritmine katarak kendinden başkalarına yansıtabilmek, onları mest edebilmek zor iştir. Yarattığı her bir değer solmayan bir &quot;g&uuml;l&quot;d&uuml;r ki, y&uuml;zyıllardır g&uuml;zelliğe aşina olmuş g&ouml;n&uuml;lleri şenlendirir ve mutlu eder.</p>
<p> Ozanlarımız, &quot;sevgi bizim dinimizdir, başka dine inanmayız&quot;. &quot;G&uuml;l alırız g&uuml;l satarız. G&uuml;l&#8217;&uuml; g&uuml;l ile tartarız. Terazimiz g&uuml;l&#8217;d&uuml;r bizim&quot; derken kendi mana alemlerinden kemalete sevgisiz ulaşılamayacağı mesajını verirler.</p>
<p> Seyri g&uuml;zelliğin karşıtına y&ouml;nelmiş insanlar; ne g&uuml;l&uuml;n kokusunu, ne de balın tadını alabilirler! Aleviliğin estetiğinde narinleşmemiş, &quot;dem&quot;ini alamayıp &quot;ser&quot;hoş olamamış g&ouml;n&uuml;llerin sahipleri, hamlıklarından kurtulamadıkları i&ccedil;indir ki, nefislerine kulluk ederler ve sahip oldukları cevherden habersiz olarak onu benlik, gurur, kin, kibir vb. zırhlar ile daha da sarmalarlar. Ne gariptir ki bu halleri dalında yeşil cevize benzer. Sıkıldığında g&uuml;nlerce &ccedil;ıkmayan boyası ile ortamı lekeler ve etrafta hoşnutsuzluğun oluşmasına neden olur.</p>
<p> Zahir ama &ouml;zellikle de mana ilminden nasip alamamış olanlar, kendi eksikliklerini g&ouml;rmek istemediklerinden başkalarını yerme, aşağılama ile kibirlerini &ouml;n plana &ccedil;ıkararak, var olan ger&ccedil;eği gizlemeye &ccedil;alışarak, yanlışı da doğru olarak kabul ettirmeye &ccedil;abalarlar. Doğru sandıkları ve savundukları d&uuml;ş&uuml;ncenin yanlışlığı belirtilmek istendiğinde b&uuml;y&uuml;k tepki g&ouml;sterirler. Zira nefsine hakim olamayan insanın en belirgin &ouml;zelliği sabırsızlığıdır. Bu da durumun hikmetini-ger&ccedil;ekliğini anlayamadığından kendilerini k&uuml;lhanbeyi ilan etmelerine neden olur. Neticede uzun zaman kanayan yaraların a&ccedil;ıldığı kalpler kırılır. Bu yaraların sızısı da Hakk&#8217;ın iniltisi olur.</p>
<p> Ozan olmak zor iştir erenler&#8230;</p>
<p> &Ccedil;&uuml;nki &quot;biz&quot; (tarikat)den &ouml;te makamlara erişerek &quot;hepimiz&quot; (marifet) de ışık, &quot;hi&ccedil;birimiz&quot; (hakikat)de de zamanı aşarak En-el Hakk demişler ve her zaman olmuşlardır.</p>
<p> İlk ozanlar Hakk-Muhammed-Ali&#8217;dir dersek sanırım bizi kınamazsınız. Zira Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in dizilişi bize bunu g&ouml;stermiyor mu?</p>
<p> G&ouml;n&uuml;l yolunun yolcuları, Aşk ehlinin mutluları, kemalet mertebesine ermiş b&uuml;t&uuml;n erenler, Pir&#8217;ler, Sultanlar, Abdal&#8217;lar birer &quot;ozan&quot;dırlar.</p>
<p> Ozan olmak zor iştir vesselam&#8230;<br /> <b><br /> Aşk-ı Muhabbetimizle<br /> Fakir Ali Kaykı</b> </p>
<p><a href="https://www.kizildelisultan.com/ozan-olmak/">Ozan Olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kizildelisultan.com">Seyyid Ali Kızıldeli Sultan ve Alevilik &gt;&gt; 12 İmamlar, 4 Kapı 40 Makam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kizildelisultan.com/ozan-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
