ALEVİLİK GERÇEĞİNİ BİLMEMEK

Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN

Bu makale Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan’ın 6 Temmuz 2006 ve 7 Temmuz 2006 tarihli köe yazılarını değerlendirmek üzere kaleme alınmıtır. Yazarın 6 Temmuz tarihli köeyazısının balığı “Aleviler için iki seçenek: Ya káfirsin ya Müslüman”. 7 Temmuz tarihli köeyazısının balığı ise “Alevilere sorular, Nedir Alevilik?” eklindedir.
Burada bu yazılardan hareketle genel bazı açıklamalar sunulmaya çalıılacaktır. Ahmet Hakan 6 Temmuz tarihli yazısında öyle diyor: “…MİLLİ Eğitim Bakanlığı yetkilileri, "zorunlu din dersi" meselesini bir çırpıda çözüverdi! "Mesele" öyle halledilecekmi: Zorunlu din dersine itiraz eden Aleviler, "Biz Müslüman değiliz kardeim" diye dilekçe vereceklermi. Böylece "kafir" hükmüne geçecek olan bazı Aleviler, zorunlu din dersi uygulamasından yırtacaklarmı. Vallahi bravo! Bu fevkalade "dahiyane" çözüm önerisi için Milli Eğitim Bakanlığını tebrik etmek lazım. Hem mevcut çarpık maslahatçı uygulamaya hiç mi hiç dokundurtmuyor, hem de Alevileri "Müslüman Aleviler" ve "Müslüman olmayan Aleviler" olarak ortadan ikiye bölüyor. Sonuçta… Kendilerini "Müslüman Alevi" olarak görenler, zorunlu din dersi adı altında "Sünni İslam" anlayıını öğrenmeye devam edecek. Kendilerini "Müslüman olmayan Aleviler" olarak görenler ise, bu dersten muaf olacak. Böylece ne iş yanacak, ne kebap! Avrupa’nın da bu konuda söyleyecek bir sözü kalmayacak…”
Görüldüğü üzere Milli eğitimden sorumlu bakanın “sorumsuz” açıklamalarını, bakanın zihniyetini çok iyi bilen Ahmet Hakan çok güzel bir ekilde sergilemiş durumda. Ülkemizde varolan çeitli sorunlara ilikin siyaset üretememe, sorunları erteleme olgusu belki de en fazla Aleviliğin yaadığı bir sıkıntı olagelmitir. Neyi, niçin yaptığını bilmeyen 12 Eylül rejimi, zorunlu din dersleri de dahil pek çok konuda yaptıklarıyla, bugün Türkiye’yi ekillendiren icraatlere imza atmıtır. Bugünün belediyesiyle hükümetiyle önemli kadroları ele geçiren “ılımlı İslamcı” zihniyeti, bu icraatlerin sonucu değil de nedir? Cumhuriyete, laikliğe inanmayan, demokrasiyi de bir araçtan ibaret sayan, bu zihniyet aynı zamanda Sünni mezhepçi bir anlayıı her alanda hakim kılmaya çalımaktadır. AKP döneminin Dinlerarası diyalog gösterisi, konu Alevilik olunca monologa dönümektedir. Milli eğitimi, diyaneti vb. bu monologun ana uygulayıcılarıdır. Diyanetin Alevi kitaplarını yayınlama mizanseni, din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarındaki göstermelik değiiklikler hep bu monolog sürecinin sonuçlarıdır. Ahmet Hakan bu monologa AKP’li Milli eğitim bakanının din dersleri hakkındaki görüleri yönünden çok yerinde olarak dikkat çekmitir.
Sayın Hakan 7 Temmuz tarihli yazısı ile de Alevilikle ilgili bazı sorular yöneltmektedir. Bugün Türkiye’de siyasetçisinden yazarına ve üniversite hocasına büyük bir bilgisizlik hakimdir. Ne kadar hazindir ki 2007 Türkiyesinde, sahipsiz olduklarından Alevilerin bir bölümü de Aleviliği tam olarak bilmemektedir. Hal böyle olunca sizin de kafanızda çeitli soruların olması doğaldır. Aleviliği anlamak yerine onu anladığımız gibi ekillendirmek istersek, kafamızdaki yanlıları Alevilik olarak sunmak istersek bir yere varmamız mümkün değildir. Zaten bugün gelinen noktada varılamadığı da
1 Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Misafir Öğretim Üyesi
ortadadır. Herkes Aleviliği ve Alevileri anlamaktan çok kendi anlayıını Alevilik olarak dayatmaya çalımaktadır.
Bu konu artık bir ideolojik veya düünsel-dinsel fikir savaı ekline dönümütür. Kim nereden vuracak ve nasıl kazanacak, herkes bununla uğramaktadır. Oysa meselenin bu ekilde halli mümkün değildir ve yüzyıllardır da halledilememitir. İktidarı ellerinde bulunduran laikliği, demokrasiyi ve cumhuriyeti özümsememiş siyasiler, ne yazık ki, inançlar karısında taraf olma yolunu seçmiler, kimi karanlık odaklar da inançlar arası çatımalardan beslenme yoluna gitmiş görünmektedirler.
Alevilik nedir? sorusuna öyle kısa bir cevap bulamazsınız. Peygamberimizin ölümünden günümüze uzanan ve farklı coğrafyalarda değiik sosyal, siyasal, tarihi unsurlarla beslenen bir İslam yorumudur. Bu yorum Sünni anlayıtan çok farklı yorum ve kurumlara sahiptir. Muaviye konusu da Yezit de Kerbela da kendi yerleri oranında katkı sahibidir. Ama Alevilik sadece bunlarla da açıklanamaz. Arap Yarımadasından İran’a oradan Orta Asya’ya ve sonra Anadolu’ya Balkanlara uzanan karmaık bir olgudur.
Bu sorularınız ciltler dolusu kitaplar da tutabilir ancak burada bazı temel nitelikte olanları kısaca yanıtlamak istiyorum. Bu konuda tatmin olmazsanız bu konuda yayınlanmış kitaplardan da yararlanabilirsiniz, biz de elimizden gelen yardımı gösteririz.
İlk sorunuzda: “Bir itiraz geleneği midir? Yüzyıllardır diri tutulan bir bakaldırı hareketi midir?” diyorsunuz. Çevreyi temsil etmek bakımından, sosyal kültürel dinsel bakımlardan gayrı resmi bir yapılanmadır. Bunu bir itiraz geleneği olarak kabul ediyorsanız öyledir. Ancak zaman zaman devletle ilikili, olumlu ilikilere sahip Alevi-Bektai gruplar da olmutur. Osmanlı Devletinin kozmopolit bir yapı kazanması, çevre diyebileceğimiz Alevi unsurların dılanmasına ah İsmail, Yavuz arasındaki Çaldıran savaı bunun bir zıtlamaya dönümesine yol açmıtır. Aleviliği toptan bir bakaldırı hareketi olarak değerlendiremeyiz. Anadolu’daki isyanlarda sosyo-ekonomik motifler daha fazla etkilidir. Ancak farklı inanç yapılanmaları nedeniyle Alevi-Bektai kitlelerin daha fazla horlandığı da ayrı bir vakıadır.
Diğer bir soru: “Ulu kiiler için tutulan bir yas mıdır?” eklinde. Türk kitlelerde var olan Atalar kültü göz önüne alınırsa Ulu ruhlara (ervah inancı) sığınma, ziyaretgah geleneğinin yaygınlığı böyle bir sonuç ortaya çıkarmıtır. Bu durum Sünniler için de böyledir. Bugün Diyanetin türbelere yazdırdığı bütün yazı ve uyarılara karın Alevi Sünni herkes türbelere komakta ve, benzeri ritüelleri gerçekletirmektedir. Alevilerde Kerbela ve yaanılan tarihsel, sosyal olayların etkisiyle bazı değiik ritüeller de devreye girmektedir.
Diğer bir soru: “Hep muhalif olmak mıdır?” eklinde. Buna kısmen yukarıda değindim. Hep muhalif olmak değil çoğunlukla tarihsel ve sosyal koulların bir sonucu olarak böyle bir muhalefet söz konusudur. Ancak Osmanlı’nın kurucu unsurları arasında Alevi Bektai uluları da bulunmaktadır.
Diğer bir soru: “Bir meseleye inat ve sabırla sahip çıkmak mıdır? Egemen din anlayıına sahip olanların zalime "zalim" deme cesaretini göstermemelerine yönelik bir isyan mıdır?” eklinde. Bunlar Alevi-Bektai tarihinde tabi ki böyledir. Yoksa çoktan asimile olup gitmilerdi. Bütün iftira
ve baskılara karın, Aleviler hiç bir zaman inanç ve kültürlerinden vazgeçmemiler, inançlarını nesilden nesile aktararak bugünlere taımılardır.
Diğer bir soru: “Saltanat karısında "Ey özgürlük" diye haykırmak mıdır? Eğer böyleyse Osmanlı saltanatına karı bir baka saltanatın, mesela "ah İsmail saltanatı"nın türkülerinin söylenmesi nedendir?” eklinde. Konu saltanat konusu değildir. Saltanatın niteliğidir. Osmanlı belli bir dönem sonunda Sünniliğin resmi koruyucusu olarak, ah İsmail’le olan mücadelenin de etkisiyle Aleviliğe karı çok katı bir tavır takınmıtır. Öyle ki Sünni eriat zina için olayı iki gören kii öngörürken, Aleviler için hiç düünmeden mum söndü iftiralarını yaygınlatırabilmitir. ah İsmail’in köken ve faaliyetlerini iyi bilmek gerekir. Saray dili Türkçe ve kendisi Türkçe divanı olan genç yata bir hükümdardan söz ediyoruz. Osmanlı sarayında Arapça ve Farsça hakim iken, Alevi inanç ve kültürü sapkınlıkla suçlanırken, onun söylemi Kızılbaş Türkmen kabilelerinin duygu ve düüncelerini yansıtıyordu. Bu bağlamda ah İsmail’i sevmeleri, Osmanlı Devleti’ni Yezit düzeni olarak görmeleri doğaldır. Çünkü kozmopolit devlet yapısı çevreyi dılamı, Anadolu dıı ve/veya çevredeki Türkmen olmayan unsurlar devlet kademelerinde etkin konuma gelmilerdir. Oysa ah İsmail onlardan biridir. Anadolu Alevileri, elbette onun, Pir Sultan’ın, Kul Himmet’in deyilerini söyleyeceklerdi, Osmanlı Padiahı Yavuz’un anlamadıkları Farsça iirlerini değil?
Diğer bir soru: “Ali’siz de olur mu?” eklinde. Ali’siz Alevilik olmaz. Alevilik içerisinde Hz. Ali’nin özel bir önemi vardır. Allah Muhammed Ali bir olarak söylenir. Muhammed Ali bir nurdur. Konuyu Hz. Ali’den, İslam ve Türk tarihinden ayırıp, Sümerlere, Mezopotamya uygarlıklarına bağlamaya çalımak aırı ateist/sol söylemin yakın geçmite uydurduğu tarihsel ve bilimsel olarak sakat bir iddiadır. Bu zihniyeti savunan çevreler daha çok popüler kitaplar yayınlayan akademik formasyondan uzak kiilerden olumaktadır.
Diğer bir soru: “İslam’ın içinde midir, dıında mıdır?” eklinde. Alevilik İslam’ın içindedir. Dedelere göre İslamın özüdür. Hatta, Sünnileri İslam dıı görenleri dahi vardır. Hal böyleyken Alevilik İslam dııdır demek çok temelsiz bir iddiadır. Konuya ideolojik ve siyasi pencereden bakan ya sol/ateist ya da aırı yobaz Sünni çevreler Alevileri İslam dıı olarak görmektedirler. Alevi deyileri, ellerindeki el yazma kitaplar Aleviliğin İslam içi olduğunun bir delilidir. Allah, Muhammed, Ali, Oniki İmamlar, sufiliğe ilikin kavramlar hep İslami niteliktedir. Ancak Sünni İslamla farklı bakış açısı ve yorumlara sahiptir. Kaldı ki böyle bir tartıma saçmadır, Aleviliğin ne olduğu bellidir. Onu baka kavramlara göre açıklamaya çalımanın bir anlamı yoktur.
Diğer bir soru: “Bir mezhep midir, ayrı bir din midir?” eklinde. Ayrı bir din değildir. İslamın farklı bir yorumudur. Bu yorumun neden böyle olduğu tarihsel olayların çok iyi analizi ile anlaılabilir. Yoksa sonuçlara bakıp aırmakla bir yere varılamaz.
Diğer bir soru: “Kökeni amanizm’e kadar giden, "kavimler kapısı" Anadolu’nun gelmiş geçmiş bütün kavimlerinin inançlarından etkilenmiş bir hogörü ve tolerans öğretisi midir?” eklinde. İslam da dahil bütün inanılar yayıldıkları alandaki yerel kültlerden etkilenirler. Bu bağlamda Aleviliğin
İslam anlayıının da coğrafi ve zamansal geniliği bakımından bu tür etkilere maruz kalması doğaldır.
Diğer bir soru: “Temel kaynakları nedir? "Söz"e mi dayanır, "yazı"ya mı?” eklinde. Temel kaynakları, Kur’an’ı Kerimden de alıntıların da olduğu “Buyruk” kitapları ve büyük uluların ve ozanların düünceleri, menkıbeleri ve iirlerinin yer aldığı kitaplardır. Ağırlıklı olarak söze dayanır. Ancak yazılı az sayıda da olsa kitapları bulunmaktadır. Göçebe yarı göçebe kültürün hakim olduğu çevrelerde İslam’ın anlaılma biçimi doğal olarak nesilden nesile sözlü ve sazlı ekilde yaamıtır. Cem ibadeti de bu ekilde olumutur.
Diğer bir soru: “Bütün Alevilerin üzerinde ittifak ettiği bir "öğreti"den söz edebilir miyiz? Yoksa herkesin Alevilik anlayıı kendine özgü müdür?” eklinde. Alevilerin ifade ettiğim Buyruk ve erkanname kitapları üzerinde tartıma yoktur. Sadece bunlar zaman icinde güncellenmediğinden ve yöresel olarak farklılıkların ön plana geçmesi nedeniyle ve buna günümüz göç sonrası siyasi ideolojik çevresel farklılıkların da eklenmesiyle bugünkü karmaık durum ortaya çıkmıtır. Alevilik anlayıı kendine özgüdür yaklaımı günümüzün bir gerçeğidir. Aslında Alevilik inanç kurum ve kuralları küçük farklılıklar dıında ortaktır. Zamanla ortaya çıkan bilgisizleme ve devletin de Sünniliğe benzetirme, Aleviliği görmeme siyaseti konuyu bugüne taımıtır.
Diğer bir soru: “Pir Sultan Abdal Derneği mi Alevilik anlayıını temsil eder, Cem Vakfı mı? O zaman Fermani Altun ne yana düer?” eklinde. Pir Sultan Abdal dernekleri, tabanında geleneksel Aleviliği benimseyen Aleviler olmakla birlikte yönetim kademeleri daha çok ideolojik kökenli, geleneksel Aleviliği kendi anlayılarına uydurmaya çalıan kiilerin yönettiği bir dernektir. Yönetimdeki kiiler Pir Sultan’ın deyilerini dahi anlamamakta ısrar ederek, bir tepki eklinde Alevilik İslam dııdır söylemini savunmaya çalımaktadırlar. Alevi taban büyük ölçüde Aleviliği İslam dıı gören yaklaımlara itibar etmemektedir. CEM Vakfı ve ubeleri bu bakımdan geleneksel Aleviliği reddetmeyen bir görünüm içerisindedir. Ancak vakıf yönetimi ve çalıma eklinin aırı merkeziyetçi ve sosyetik yapısı, vakıf bünyesinde faaliyet gösteren inanç kurumunun Aleviliğe ilikin söylem ve Cemlerdeki standardizasyona dayalı uygulamaları yoğun eletiri almaktadır. Fermani Altun’un ise Alevi taban karısında etkinliği yoktur. Eski Fazilet Partisi ile ve Caferi gruplarla yakın iliki içinde bulunmaktadır. Bu bakımlardan Aleviliği temsil eden değiik dernek, vakıf vb. kurumlar bulunmaktadır. Bunların herhangi birinin çıkıp da Aleviliği ben temsil ediyorum iddiasında bulunması pek doğru bir yaklaım olmasa gerektir.
Diğer bir soru: “Sünniliğin camisine karı Aleviliğin cemevi mi vardır? Cemevlerinin tarihi nedir? Ne zamandan beri caminin alternatif olmutur?” eklinde. Konunun tarihsel arkaplanını bilmezsek böyle bir karıtlık ilikisi kurabiliriz. Cem evleri konusunun esas olarak Alevilik konusunun da gündeme gelmesine paralel olarak 1990’ların balarından itibaren gündeme geldiğini görüyoruz. Daha önce köylerde cemler ya belli evlerin uygun odalarında yapılabilirdi veya bazı köylerde de “Cem damı” ve “Cemevi” olarak da adlandırılan büyük bir odada yapılırdı. Ayrıca Anadolu’daki aratırmalarımız sırasında gördüğümüz kadarıyla yüzyıllardır Cemevi olarak hizmet vermiş yapılar da bulunmaktadır. Mesela Tunceli’nin Pülümür ilçesine bağlı Hacılı Köyü ve Malatya’nın Arapgir ilçesine bağlı Onar Köyü’nde böyle iki Cemevi yapısı bulunmaktadır. Hacılı Köyü’nde Pir Sultan Ocağı Dedeleri, Onar Köyü’nde ise Sultan Onar Ocağı dedeleri bulunmaktaydı. Ayrıca bu ibadetler zaten kötü olarak gösterildiğinden, sapkınlık olarak kabul edildiğinden ve Alevilerce de Sünnilerden ve devletten gizli olarak yürütüldüğünden bu kurumların açık ve bilinir bir ekilde yerlemesi geleneksel yapıda mümkün olamadı. Yani Sünniler bilmiyor diye yüzyıllardır varolan Cemevlerini yok mu sayacağız. Kentlere göç ettikten sonra da Alevilerin inançları ve inanç kurumları Sünnilik gibi resmi himayeye sahip olmadığı için ilk zamanlarda inanç hizmetlerini yürütmek, cem evleri yapmak olanaklı olmamıtı. Son 15 yıllık süreçte bu mekânlar kurulmaya ve giderek de kurumsallamaya balandı.Daha once bu mekanlardan yoksun bulunan Alevilerin inanç ve özellikle de cenaze hizmetleri giderek bu Cemevlerinde görülmeye balandı. Bu zamana kadar Aleviyi küçümseyen, dılayan ve rafızi, mülhid, mum söndüren diye adlandıran zihniyet bu gelimelerden çok rahatsız oldu. Daha sonra dini kendi tekellerinde sayan hakim zihniyetin “ruhban sınıfı” ise öyle demeye baladılar: “Efendim bizim ibadethanemiz camidir bu cem evleri konusu da nereden çıktı tarihte böyle bir isimle anılan ibadethane var mı?” Peki bu zamana kadar neredeydiniz? Hiç merak edip de bu insanların ibadetlerini nasıl ve nerelerde yaptıklarına bakıldı mı? Hayır sadece Sünni İslam ve onun akideleri dayatıldı. Türkiye’de Sünnilik de biliniyor mu derseniz? Bu soruya da olumlu bir yanıt vermek olanaklı değil. Değerli akademisyen Prof. Ahmet Yaar Ocak’ın da belirttiği gibi Türkiye’de din konusu ele alınırken hep dört baı mamur bir Sünnilik anlayıı varsayılmıtır. Oysa ki gerçeklik bundan çok uzaktır. Alevisi Sünnisiyle Türkiye’de yaanan inanç kurum ve uygulamalarını dar bir bakıla ve salt kitabi anlayıla açıklamak mümkün değildir. Tarihsel ve sosyal geliimeleri iyi analiz etmek gerekmektedir.
Diğer bir soru: “Teorinin gizli bilgisi "Dedeler" denilen ayrıcalıklı zümrenin tekelinde midir?” eklinde. Benim gerek yüksek lisans gerekse doktora tez konularım olan Dedelik kurumu zayıflamıtır. Neden zayıfladığı da Türkiye’nin yaadığı sosyo-ekonomik dönüüme bağlıdır. Bugün yeniden canlanan Dedelik kurumu yeni oluumlar ve yapılanmalara yönelmektedir. Alevilerin dıındaki pek çok aktörün Alevilik konusuna olumsuz müdahaleleri nedeniyle bu yönelimin doğal akıında ilerlemesi söz konusu olamamaktadır. Ancak Dedelik kurumu da dahil bütün Alevilik kurumları bir geçiş aamasındadır ve kendine bir yol bulacak Aleviliği güncelleyerek yoluna devam edecektir. Geçmite toplumsal etkileri daha fazla olmakla birlikte, bugün için Dedelerin ayrıcalıklı bir zümre olduğundan söz etmek mümkün değildir.
Diğer bir soru: ““Dede" kime derler? Nasıl "dede" olunur? eklinde. Dede belli ailelerden gelen kiilerdir. Ocak mensubudur, ocakzade de denilir. Alevi yolunu ve erkânını bilen eline diline beline bağlı bir ocakzade Alevi olabilir. Bazı yörelerde ise dikme dede dediğimiz dedenin atadığı bir vekil de bulunabilir. Bu konuda ayrıntılı bilgi bizim ve baka uzmanların kitaplarında vardır hatta internette de yazılarımızda bulunmaktadır.
Diğer bir soru: “Dedeler" ile bir Batılılama projesi olan "Cumhuriyet" arasında büyülü bir iliki kurmak nasıl mümkün olabiliyor?” eklinde. Bunu Dedeler değil de Alevilik olarak düzeltmek lazım. Osmanlı yönetiminden Türkiye Cumhuriyetine geçiş Alevi-Bektailerce mutlulukla karılanmıtır. Laiklikle ilgili uygulamalar yetersiz de olsa olumlu görülmütür. Yeni cumhuriyetin Alevilerin inanç haklarını vereceğine inanılmıtır. Bu bağlamda Atatürk bir simge halini almıtır. Adeta Hz. Ali’nin biçim değitirmiş bir baka ekli olarak geleneksel Alevi kitlelerce değerlendirilmektedir. Cumhuriyet sonrası olumsuzluklar daha çok Atatürk sonrası döneme maledilmektedir. Günümüzde inanç ve kültürel haklar anlamında cumhuriyeti temsil eden hükümetler ve Aleviler arasında din dersleri, diyanet ve cemevleri sorunlarının çözülememiş olmasından kaynaklanan bir sıkıntı olduğu söylenebilir. Ancak bu durumun nedeni de yine tarihsel gelimelerde aranmalıdır. Bu sorunların çözümünün bu zamana kadar halledilememiş olmasında, bürokratik kademeler bakımından da Osmanlı mirası üzerinde ekillenen Cumhuriyet kadroları içinde gerek Alevilerin azlığı gerekse Aleviliğin yeterince bilinmemesi gibi nedenler yatmaktadır. Biz bu durumun çok geçmeden bir çözüme kavuacağını ümit ediyoruz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*