Yazar Arşivi: Ali Kaykı

DÜNDEN BUGÜNE ALEVİ OLMANIN BEDELİ

DÜNDEN BUGÜNE ALEVİ OLMANIN BEDELİ İsmail Kaygusuz Londra İsçi Birliği lokaline giren Kamil, doğruca pencerenin önündeki masada tek başına oturan ak saçlı ve gözlüklü adamın yanına gitti. Bir süre başucuna dikelip onu izledi. O çok meşgul görünüyordu.Masanın üzerinde birkaç açık kitap, fotokopi çekilmis yazılar, el yazısı kağıtlar yayılmış durumdaydı. Onları bir yandan dikkatle tetkik ediyor, bir yandan da notlar alıyordu. ... Devamını Oku »

Maraş Katliamı’nda Neler Yaşandı?

31. Yıl Dönümü Yaklaşan Maraş Katliamı’nda Neler Yaşandı? Katliamı Kimler, Neden Tezgahladı? “… ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makineli tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe’de Kaşanlı (…)ün karısının ırzına geçip, kurşuna dizdiler. Daha sonra külotunu çıkarıp sokağa attılar. ... Devamını Oku »

HÜSEYİN DEYU

HÜSEYİN DEYU Yine geldi Muharrem yas aylarım Akar göz yaşlarım Hüseyin deyu Yüreğim od oldu gülmez cemalim Ağlaşır gözlerim Hüseyin deyu Pare pare vücut akıyor kanı Lanet olası Şimir nasıl kıydı Ah eden feryadım dünyayı sardı Söyleşir dillerim Hüseyin deyu Fatıma anası karalar bağlar Şehribanu Sultan yüreğin dağlar Masum yavruları babasın sorar Çağrışır canlarım Hüseyin deyu Yetmisiki cana nasıl kıydılar ... Devamını Oku »

10 MUHAREM (ÂŞÛRÂ) TARİHTEKİ ANLAMI

“Allah bana haber verse Yezid’de suç yoktur dese Ben böyle istedim dese Ona lahnet ona lahnet” Feyzullah ÇINAR.- Bana lahnet. Kalan Müzik arşiv serisi   10 MUHAREM (ÂŞÛRÂ) TARİHTEKİ ANLAMI Rıza Aydın Anadolu’da Kızılbaş – Alevi diye adlandırılan toplumlarca, Muharrem ayının ilk 12 günü yası- matem günleridir; bu on iki gün boyunca cem olup (bir araya gelip) muhabbet eden canlar ... Devamını Oku »

Su Kasidesi

Su Kasidesi Fuzuli Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su (Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.) Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su (Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, ... Devamını Oku »

Sâdık Abdâl Divanı

sadik_abdal_divani.jpg

Dursun Gümüşoğlu sadik_abdal_divani.jpg

Yayınevi          :    Horasan Yayınları
Kitap Adı         :    Sadık Abdal Divanı
Hazırlayan       :    Dursun Gümüşoğlu
Türü              :    İnceleme - Araştırma
Sayfa Sayısı    :    317
Çıkış Tarihi      :    Kasım 2009
ISBN              :    978-605-4091-06-5
Barkod           :    9786054091065
Fiyat             :    20 TL
En/Boy           :    15x23.5
Kapak Cinsi     :    Karton Kapak
Genel Dağıtım  :    Horasan Yayınları

Sâdık Abdâl, 15. yüzyılda Kızıl Deli Sultan Dergâhı’nda yetişmiş Bektaşî şairlerindendir. Seyyid Ali Sultan Dergâhı, Bektaşîliğin o dönemde çok önemli bir merkezi olduğu için buradan tanınmış Bektaşi babaları ve şairleri yetişmiştir.

Sâdık Abdâl Dîvânı, Bektaşîlik tarihi yönünden karanlıkta kalmış dönemlere ışık tutması bakımından son derece önem teşkil etmektedir. Elinizdeki eser,15. yüzyılda Bektaşîliğin durumu, inançlara bakış açısı, velâyetnâmelerde geçen yer, şahıs isimleri ve olaylar hakkında önemli bilgiler vermekte, şüpheyle yaklaşılan tespitlere yeni bakış açıları getirmektedir. Eser, içerik, dil ve şairin yaşadığı yüzyıl açısından dikkat çekicidir. Sâdık Abdal’ın kullandığı dil ve üslup ile şiirlerindeki tasavvufî incelik ve derinlik, Seyyid Ali Sultan Dergâhı’nın Balkanlar’da çok önemli bir tekke ve zamanının ilim merkezi olduğuna işaret  etmektedir.

Eser genellikle nasihat içeriklidir. Şiirlerinde Sâdık Abdâl bazen kendisine, bazen de karşısındakine nasihat etmektedir. Velîlerin kimden irşad olduğunu, dolayısıyla kimin sırrı olduğunu şiirlerinde anlatmıştır. Hz.Ali’nin yüceltilmesi bugünkü Bektaşîliğin anladığı şekli ile Şâh-ı Merdân olduğu ve ondan sonra gelenlerin Hz.Ali’nin sırlarını taşıdığını, Kızıl Deli’nin ise bu manevi zincirin bir halkası olduğunu bildirmektedir. Bektaşîliğin Balım Sultan’dan itibaren tarikatlaştığı söylenirse de, Sâdık Abdâl şiirlerinin büyük kısmında Bektaşîliği tarikat olarak ifâde etmektedir. Dergâhtaki dervişlerin nefis mertebelerini geçtiğinden, yüceldiğinden sıklıkla bahseder. Dünya nimetlerinin kölesi olunmaması gerektiği her fırsatta ifade edilerek bir sûfî bektaşîlik anlayışı ve yaşam tarzı anlatılmaktadır.

Dîvân-ı Sâdık’ta Seyyid Ali Sultan ve Hacı Bektaş Velâyetnamesinde geçen bütün hikâyelerin, Makâlât’ta bulunan tüm düşüncelerin şiirsel anlatımları görülmektedir. Tarikate girmenin, Seyyid Ali Sultan Dergâhı’na dahil olmanın önemi anlatılmaktadır. Eserde halk tipi İslâm anlayışının ilerisinde sûfî Bektaşîlik yaşam tarzı ve inancı vurgulanmakta, Bektaşiliğin 15. yüzyılda da tasavvufî bir inanç yapısı olduğu, ârif insanların bu şekilde algılayıp yaşamlarına uyguladıkları gözlemlenmektedir. Eserde, Balım Sultan’dan önce “Bektaşî Tarikati” sözü yoktu iddialarının yanlış düşünceler olduğu belirtilmektedir. Hacı Bektaş Veli’nin, Abdâl Musa’nın, Kaygusuz Abdal’ın eserlerinin ve yaşamının dergâhlarda okunmakta olduğunu, “Makâlât” adlı eserin Bektaşîler için yol içi eğitimi olduğunu, içinde geçen kavramların 15.yüzyılda da aynı bugünkü şekli ile algılanmakta olduğu vurgulanmaktadır.

Sâdık Abdâl Dîvânı, Alevilik-Bektaşilik alanında karanlıkta kalmış pek
çok konuya ışık tutması bakımından  büyük önem arzetmektedir.

Devamını Oku »

AVRUPA PARLAMENTOSUNDA 19 KASIMDA YAPILAN DERSİM 38 KONFERANSI SONUÇ BİLDİRGESİ

Haşim Kutlu – Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi tarihiyle yüzleşmelidir. Bunun için şu ana kadar gizli tutulan arşivler açılmalı, jenosid mağdurlarına karşi uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarını yerine getirmelidir. -17. Kasım 1937´de Elazığ’da idam edilen Seyid Rıza, oğlu ve diğer Dersimliler başta olmak üzere, mezar yerleri bilinmeyen kişilerin cesetlerine ne yapıldığı açıklığa kavuşturmalı, ailelerine bilgi verilmelidir. – Katliam sırasında askerler tarafından alınan ... Devamını Oku »

Ummu’l Kitab

umml-kitab_.jpg

İsmail Kaygusuz’un uzun süredir beklenen çalışması DEMOS YAYINLARI (Divanyolu Caddesi Çevik İş Hanı No: 54/211 Cağaloğlu-İstanbul, Tel: 0212 526 60 28) ’dan  çıktı.

 

umml-kitab_.jpg

Avrupa'da

ALEVİ AKADEMİSİ

Breitenweg 41

28195 Bremen

ALMANYA

Tel.: +49 421 165 30 60

Fax: +49 421 165 32 33

 

 

 

 

İçindekiler

Önsöz


Ummü’l-Kitâb Metninin Bulunuşu, Yayınlar ve Bilinen Nüshaları

Ummü’l-Kitâb İlk Kez Türkçede;

 

 Kitâbın Düzeni ve İçeriğine İlişkin Kısa Bilgiler

Kitâbın Yazılışı, Adlandırılması ve Tarihlenmesi

Ummü’l-Kitâb Üzerinde Görüş ve Düşünceler
a. Wlademir İvanow’un Ummü’l-Kitâb Değerlendirmesi
b. Henry Corbin’e Göre Ummü’l-Kitâb

Wlademir Ivanow’un Fransızca Yayınladığı Ummü’l-Kitâb Özetinin Çevirisi

İmâm Muhammed Bâkır’ın Kısa Yaşamı Ve Zamanın Bilgini Olarak Bazı Zahiri Dinsel Görüş Ve Düşünceleri
a.İmam Bakır’a Göre İmân ve İslâm
b-İmam Bakır’dan Kur’ân’a İlişkin Bilgiler ve Bâtıni  Tanımlamaları
c-İmam Bakır’a Göre Muhammed’in Mi’râcı ve Ali’nin Zülfikâr’ının Bâtıni Anlamları
d-İmam Bakır’a Göre Tanrı’nın Mekânı, İlk Kendini Gösterişi, Organları, Nitelikleri Ve Sıfatları
e-İmam Bakır Namazı ve İslam’ın Diğer Zahiri Tapınmalarını Nasıl Değerlendiriyor

Ebu’l Hattab ve Hattabiler
a.Şehristani’de Hattabiler
b.Hattabilik Üzerinde Henry Corbin’in Görüş ve Yorumları

Ummü’l-Kitâb’ın Türkçe Çevirisi, Açıklama ve Yorumlar
Bölüm I: Giriş, Tanıtım Ve Özet
Bölüm II: İmam Muhammed Bakır’a Sorulan Sorular ve Yanıtları

Ummü’l-Kitâb’da Geçen Kur’an Ayetleri Fıhristi
Kaynakça
Farsça Metin

ÖNSÖZ     

Aleviliğin ilk yazılı kaynak kitaplarından olan Ummü’l-Kitâb, beşinci imâm Muhammed Bâkır’ın (676–733/4), öğrenci ve müritleriyle soru-yanıt yöntemiyle yaptığı konuşmaları, bâtıni bağlamda dinsel-inançsal görüşlerini içermektedir. İmâm Bâkır’ın okul öğretmeni Abdullah İbn Saba dâhil olmak üzere İmâmın döneminde yaşamış Muhammed-Ali’nin birkaç sahabesiyle birlikte yaklaşık on tarihsel kişiliğin adı geçmektedir. Soru ve yanıtlardan birkaç örnek vermek yerinde olacaktır:

“Kur’an nedir? (Soru 12 [251])”, “Kur’an ayetleri hangi şehirlerde inmiştir? Konuyla ilgili bâtıni yorum nedir?” (Soru 28 [355]):

İmam Bâkır’ın Kur’an’a ilişkin verdiği bilgiler ve tanımlamalar Ortodoks İslam’ın inanç anlayışına ve bu kanaldan öğrendiğimiz Kur’an hakkındaki tüm bilgilere tamamıyla aykırıdır. Bu durum, bize doğru olarak geldiği iddia edilen İslam’ın kutsal Kitâbına ilişkin tarihsel bilgilerin sorgulanması gerektiğini açıkça göstermektedir. İşte Kur’an surelerinin nerelerde indiğine dair verilen bilgi:

“...İlim sahibi Bakır -Onun selâmı üzerimize olsun- şöyle dedi: ‘Birincisi el-Hamd (suresi) Mekke’de indi. El-Bakara suresi de Mekke’de indi. Al-i İmran Medine’de indi. En-Nisa suresi Basra’da indi. El-Maide suresi Şam’da, el-En’am suresi Beytü’l-Mukaddes’te, el-A’raf suresi Yemen ve Yesrib’de, el-Enfal suresi de Kufe’de indi. [356] Yüz beş sure de dünyanın her tarafında indi...”

Yine yanıtlarda açıkça görüldüğü gibi Kur’an ruhsal bir kişilik olarak anılıyor ve bu kişiliği hayat veren de Selmân’dır, o Kur’an’ı temsil etmektedir. Kısacası Kur’an Selman-ı Farisî, Selman da Kur’an’dır. Bundan nesnel bağlamda; ‘Kur’an’ı Muhammed’e öğreten-açıklayan ve hatta indiren Selman’ın kendisidir’ anlamı çıkarılması olası görülse de, kitaba göre Selman Cebrail’in görünüm alanına çıkmış (forme épiphanique) yeryüzü insanı biçimidir. Yine Selman öyle sunuluyor ki, Tanrı’nın görünüm alanında bir parçası, yani sesi ve dolayısıyla Kur’an olarak nesnelleştiriliyor.

“Yaratıcı Tanrı yerde midir yoksa gökte midir? Erdemleri ve nitelikleri nelerdir? Nereden zuhur etti ve ortaya çıktı? Neyi yarattı?” (Soru 3 [77])

“Sonra Bâkıru’l-ilm -O’nun selâmı üzerimize olsun-, bir levhaya yazdı ve onu Câbir’e verdi. Önce şöyle yazdı:  [81]  ‘Tanrımız ve yaratıcımız hem göktedir, hem de yerde. Yani hem yukarıdaki divânlarda, göksel saraylarda ve hem de zamanın imamları ile inananların örtüsü (hicâb) olan küçük âlemdedir (alem-i sagir, microcosmos: insan). Yer, gök ve hiçbir yaratığın henüz olmadığı ilk başta, gökkuşağı misali beş renkli beş kadim nur vardı. Bunların ışınlarından güneşe benzeyen bir hava meydana geldi. Şimdi gök ve yer olan şey, o hoş havaydı. Bu beş nur, o havanın üzerinde durdular [82]  ve onların arasından nurânî bir şahıs olarak yüce sonların sonu (gâyetu’l-gâyât) nuru ortaya çıkınca, bu beş renk onun işitme, görme, koku alma, tat alma ve konuşma organları (cevârih) oldular. Beşeriyette, yani insanlık âleminde Muhammed, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin adıyla anılan kişiler bu beş nurdur... Bunlar hiçbir şeyden meydana gelmedi, yaratılmadılar. [83]  Bu beş nur, bu tanrısal taht üzerinde, inananların başında dönüp dolaşmaktadır. Ortada oturan bilinçli/konuşan ruh (rûh-ı nâtıka) da, gerçek Tanrı’nın ta kendisi olup yaratılışı o yapmış ve yücelerin en yücesinden alçakların en alçağına kadar her isim ve cisimle ortaya çıkmıştır (zuhur etmiştir). Ey Câbir, yüce Tanrı, bu konuşan tanrısal ruhtur. Nurâniyette güneştir; ruhâniyette ise onun adı nâtıka, yani konuşandır; bilinçtir, akıldır.”

“Tanrı’nın ne nitelikleri ne de sıfatları olduğunu ileri sürerek sapmış olan değişik insanların açıklamaları ne anlama geliyor?” (Soru 4 [92])

“...Bütün inananlar ile Müslümanlardan uzak olsun. Ey Câbir! inanmayanlar için Tanrı uzak ve güçtür. İnananlar için ise yakın ve kolaydır. Çünkü inananlar varlığa, kâfirler/inançsızlar ise yokluğa tanıklık ediyorlar. Yokluğa hangi yönden taparsan kabul edilmez ve yoklukta hiçbir ibadet kabul görmez. Yüce Tanrı’nın buyurduğu gibi, ‘Kâfirlerin tövbeleri kabul  [95]  edilmez’. Ey Câbir, bizim yoklukta yerimiz yoktur ve açıklamasını yaptığımız Tanrı’dan başkasını görmüyoruz. Çünkü yüce Tanrı, ulûhiyette bu ruhtur, nurâniyette ise güneştir. Çünkü o, Tanrı’dandır. İnananların beyni olan bu tanrısal tahta kadar divândan divâna ve nurdan nura bir ip ve bir yol gibi bağlanmıştır...”

Burada “yokluğa tanıklık eden inançsızlar”, Müslüman olup da inanmayan, inancı olmayan anlamındadır. Birçok yerde geçtiği gibi Bâkır’ın inanan (mümin) ile Müslüman’ı ve inanç (imân) ile İslam’ı (dini) kesinlikle birbirinden ayırdığını görüyoruz. Kitapta Bâkır’ın belirttiği ve Aleviliğin tüm kollarında bir ilke olarak, velayet (velilik), inanç koşullarının hepsinin önünde gelir. Böylece, gerçek İmân, doğrudan Ali soylu İmâm’ların velayeti ile ilgilidir; yani İmâm’a olan inançtan doğar. Açıkçası Bâkır’a göre İmân, İslâm’dan bir farklılık olarak, zamanın İmâm’ına tam itaat ve ona inançla bağlanmaktır. Ayrıca burada görülüyor ki, İmam Bâkır Tanrı’nın görünmezliğini kabul etmiyor, görünmezlikle “yokluğu” eşit görüyor. Bu, ‘Tanrı’nın insanda; insanı-ı kâmilde, zamanın İmam’ında/Veli’sinde görünüm alanına çıktığı (zuhuru, manifestation)’ inancının ifadesidir. Görüldüğü üzere Muhammed Peygamber’in dördüncü kuşak torunu İmam Bâkır, sadece birkaç kısa paragrafını verdiğimiz yanıtlarında Bâtıni İslâm’ın (Aleviliğin) Tanrı inanç ve anlayışını sergilemektedir.
Soruların yanıtları verilirken sıkça konu tekrarlarıyla birlikte, o günün bilimsel bilgilerinin niteliği ve düzeyi de görülmekte ve bazen çok basit, bazen de anlaşılması güç karmaşıklık gösteren verilerle karşılaşılmaktadır.
Ummü’l-Kitâb’ın daha baştaki tanıtım ve giriş kısımlarından itibaren görüyoruz ki, kitap genelde Cabir bin Abdullah el Ensari’nin anlatılarına dayanmaktadır. İmâm Bâkır’ın yanıtladığı soruların yarısından fazlasını soran da Cabir b. Abdullah’tır. Muhammed Peygamber’in en uzun yaşayan sahabelerinden biri olarak tanınan ve çok sayıda hadis nakleden Cabir b. Abdullah 698 yılında doksan yaşın üzerinde ölmüştür; o zaman Muhammed Bâkır da yirmi yaşını aşmış bir gençti. İçindeki bilgiler ve olayların neredeyse tamamı Cabir b. Abdullah’ın göz tanıklığı ve anlattıklarına dayansa da bunların derlenip kitap haline getirilmesi onun ölümünden sonra, yani Muhammed Bâkır’ın İmâmlığı döneminde (714-733/4) ve onun meclislerinde bulunup İmâm’ı dinlemiş ve sorular sormuş olan kişiler ya da içlerinden biri tarafından gerçekleştirilmiş olması gerektir.
Çok daha sonraki yıllarda İmâm Cafer (ö. 765) tarafından, Kitâbı İmâm Bâkır’ın kitaplığından alıp Küfe’ye götürmesi için görevlendirilen Cabir el Cufi’nin, Bâkır’ın denetimi ve diğer sorgucu-katılımcıların gözetiminde kendisinin bizzat yazmış olması da çok mümkündür. Kitâbın başlarında şöyle denilmektedir:
“Bütün kitapların kaynağı olduğu için bu kitâba Ummü’l-Kitâb derler. Dünyada bulunan bütün ilimler, bu kitaptan alınmıştır. [5]  Bu Kitâbı okuyan kişinin, hiçbir ilme muhtaç olmayacak bir duruma gelmesi nedeniyle ona Ummü’l-Kitâb derler”
İçerdiği konular, düşünce ve açıklamalar temel alınarak kitâba, İmâm Bâkır’ın Ummü’l-Kitâb’a ek olarak 11 ad daha vermiş olduğu görülür; demek ki, Kitâb’ın 12 adı bulunmaktadır. Olasıdır ki, onun iyi korunması ve elinde bulunanların takip edilmesinin zorlaşması için de kitap bu kadar farklı ve bu denli fazla isimle anılmakta. Çünkü kitaptaki inançsal bilgilerin neredeyse tamamı yönetimin dini olan Ortodoks İslâm’a (Sünniliğe) aykırıdır. Ayrıca kitap o dönemin Arap dünyasında ilim olarak bilinen ve nitelenen her türlü bilgiyi içine aldığı iddiasındadır.
Ummü’l-Kitâb’da dört yazılı kaynağın adı geçmekte ve bu kaynaklardan alıntılar yapılmıştır. Ancak bunların hiçbiri günümüze gelmemiş bulunuyor: İmâm Bâkır’a ait olduğu söylenen Daka’ik sifati’n-nur wa’l-anfus (Nur Sıfatının ve Nefsin İncelikleri) [4], yazarı bilinmeyen Kitâb-i ma Ahl-i Bayt (Bizim Ehl-i Beyt Kitâbımız) [14], İmâm Ali’ye atfedilen Kitâbu’l-İkhbarat (Haberler/Hadisler Kitâbı) [324] ve yazarı belirsiz Kitâbhayi Nihani (Gizli Kitaplar) [412].
Yaklaşık beş yıldır üzerinde çalıştığımız ve hakkında birkaç makale yazarak tanıttığımız Ummü’l-Kitâb’ın ancak bu yılın başlarında Farsça’dan çevirisi tamamlandı. Kitâbı yayına hazırlarken başına çok geniş bir giriş ve tanıtım bölümü koymak gerekiyordu. Burada Ummü’l Kitâb elyazmalarının bulunuşu, kitap hakkında yazılan makaleler ve çeşitli yayınlardan sözedildi. Wlademir İvanow’un birkaç nüshayı inceleyerek tamamladığı elyazmasını temel aldık ve onun Fransızca özetini de Türkçe’ye çevirip, yaptığı açıklamaları metin içinde verdiğimiz dipnotlarda eleştirel gözle irdeledik. Girişte ayrıca Ummü’l-Kitâb’ın tarihlemesi konusunda çeşitli yazarların görüşleri, yanılgı ve tutarlılıkları, Kitâba ilişkin düşünceleri belirtildi. Kitâbın biçimsel düzeni ve içeriği hakkında geniş bilgilerle birlikte İmam Bakır’a kimlerin ve hangi soruları sordukları üzerinde duruldu. İmâm Bâkır’ın bilinen kısa yaşamı, İslâm ve İman (inanç), Tanrı anlayışı, Kur’an, Miraç, hakkındaki zahiri ve bâtıni görüşleri de kısa tanıtım yazıları kapsamında anlatıldı; zaten elyazması eserin tümü onun sözleri, onun düşünce ve bâtıni görüşlerinden oluşturulmuştur.
Kitâbın çevirisi bölümüne geçildiğinde; Elyazması’nın 10. yüzyılda Arapça’dan Farsça’ya çevrilirken eserin tarihi ve tanıtımı, içeriğindeki batıni inanç öğretisi, çocuk imam Bâkır’ın mucizevi söylemleri çerçevesinde bir mizansenle karşılaşıyoruz. Ardından Kitâb’ın, beş tarihsel kişinin sorduğu sorular ve İmam Bâkır’ın vermiş olduğu yanıtların oluşturduğu en geniş bölümü gelmektedir. Girişteki açıklamalarımız dışında, bizim görüş, açıklama ve yorumlarımız çok sayıdaki dipnotlar içinde verilmiştir.
Umuyoruz ki, Türkçe’de ilk kez yayınlanan “hepsi İmam Bakır’ın sözleri”nden oluşturulmuş Ummü’l Kitâb, tarihçi, araştırmacı ve Sünni İslâm bilginlerinin de dikkatini çeker ve İslâm’ın -Ortodoksizme aykırı- bâtıni yorumlarını içeren kitap hakkında bilimsel tartışmalar açılır.

İsmail Kaygusuz                                                               Küçükçekmece, 2 Temmuz 2009

Devamını Oku »

Domuz Gribi (H1N1) Açıklaması

Son günlerde “Domuz Gribi” başlığında medyada yürütülen tartışmalar Bursa’da  yurttaşlarımızda da önemli kafa karışıklığı, panik, korku yaratmıştır.Bursa Tabip Odasına çok sayıda “Domuz Gribi aşısı yaptıralım mı?” sorusu yöneltilmiş ve bir açıklama yapılması talebi ifade edilmiştir.Bu nedenle Bursa Tabip Odası ilgili bilim çevrelerinin görüşlerini derleyerek Prof. Dr. Murat Akova ve Doç. Dr. Alpay Azap’ın katkısıyla “domuz gribi hakkında sık sorulan sorular ... Devamını Oku »

Can’lar Kadıköy’de Toplandı

Can’lar Kadıköy’de Toplandı Radikal Alevi Bektaşi Fedarasyonu öncülüğünde yapılan ‘Ayrımcılığa karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı’ mitingine binlerce kişi katıldı Alevi Bektaşi Fedarasyonu öncülüğünde "Ayrımcılığa karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı" adı altında mitinge katılan binlerce kişi Kadıköy’de toplandı. Haydarpaşa Numune hastanesi ve Tepe natılıus alışveriş merkezi önünde saat 11.00 toplanan gruplar mitingin düzenleneceği Kadıköy İskele Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Grubun önünde yürüyen Alevi ... Devamını Oku »